Tahar Ben Jelloun


Beckett, Genet ve Tanca'da Bir Çay

Tahar ben Jelloun


 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

28.3.2012

 


 

Editörün Notu:"Kutsal Gece" adlı eseri ile Goncourt Ödülünü alan Faslı yazar Tahar ben Jelloun, "Tanca'da bir Çay"  adlı tiyatro oyununda Beckett ve Genet'i Tanca'nın Hafa kahvesinde bir araya getirir.  Oyunda bu iki ölümsüz yazarın düşsel atışmalarıyla, hem kişilikleri hem de dönemin ruhu yavaş yavaş ortaya çıkar.  Irkçılığa acıtıcı göndermeler yaparken.  birbirlerinin yazınına zekice dokundururlar.  "Godot'yu Beklerken"'in boş sahnesindeki tek söğüt ağacının yapımcısı ünlü heykeltraş Giacometti'yi beklerler. 


  Godot’yu bekler gibi..Godot'yu Beklerken

http://kitapzamani.zaman.com.tr/

SADIK YALSIZUÇANLAR

Tanca’da Bir Çay, Tahar Ben Jelloun’un Beckett ve Genet’yi bir yaz günü Hafa kahvesinde buluşturan düşsel hikâyesi. Bir tarafta tüm ekşiliği ve enerjisiyle Jean Genet, diğer tarafta heykeltıraş Giacometti’nin elinden çıkmışçasına zarif Samuel Beckett. Ve ikisinin nefis, hayali diyalogları…

Sel Yayıncılık, 1987 yılında Kutsal Gece adlı romanıyla Goncourt ödülünü kazanan Tahar Ben Jelloun’un, Beckett ve Genet-Tanca’da Bir Çay’ını Işık Ergüden’in güzel çevirisiyle yayımladı. Pierre Chabert’in anısına sunulan kitap, 1944 Fas doğumlu Jelloun’un Godot’yu bekleyen düşsel bir hikâyesi gibi. Diyaloglarla çatılmış hikâye. Bir yanda Beckett, diğer yanda Genet. 1974 yılında Jean Genet ile tanışan ve ölümüne değin dostluğunu sürdüren Jelloun’un bu ilginç hikâyesinin mekânı, Fas’ın Tanca şehrinde, âşıkların, turistlerin ve entelektüellerin müdavimi olduğu denize nazır ünlü Hafa Kahvesi. “Taraçalardaki masalarda naneli çaylarını yudumlayan gençlerin arasında tanıdık bir sima, Jean Genet, tüm ekşiliği ve enerjisiyle siyah tarafta hayata diklenmekte. Heykeltıraş Giacometti’nin elinden çıkmışçasına zarif, Samuel Beckett, bu hayali karşılaşmanın beyaz tarafında. Godot’yu beklercesine hayali bir metin...”

Godot aslında kim?

Editör’ün alıntısına bakalım ilkin:

“GENET: Haydi, haydi, kaçıyorsunuz, Samuel, hiç fikriniz olmadığını söyleyecek değilsiniz ya bana? İngilizce öğrenmemekle övünsem de, herkes gibi ben de biliyorum ki Godot’da ‘God’ var, TANRI!

BECKETT: Benim piyesimde eğer Godot Tanrı olsaydı ona Tanrı derdim, Bay Genet. Başka şeyden söz edelim, bu Allahın belası piyesten gına geldi. Eğer devam ederseniz sizi cezalandıracağım: Sizin yazdığınız en tumturaklı bölümlerden küçük bir demet okuyacağım size. Claudel’den beter.”

Claudel’i tumturaklı bulan Beckett’ın nasıl bir ‘tumturak’ ürettiğini, absürt olandan neyi anladığını tartışmalı bir sorun olarak açık uçlu bırakıyor, Genet’nin Godot’daki ‘God’u nasıl çıkarsadığını düşünüyorum. Eliot, Rilke ve Claudel’in, Nietzsche’nin pazaryerinde, “Tanrı’yı öldürdünüz, onu çürüttünüz, çürüyorsunuz!” diye bağırarak gezen meczubunun kehanetini haklı çıkarırcasına, ruhsuz bir dünyanın ruhu, merhametsiz bir dünyanın iniltisi olmaya çalıştıklarını söz konusu bile etmek istemiyorum.

Tanca’da Bir Çay, bir yaz günü, öğleden sonra Hafa kahvesinde başlıyor. Genet ve Beckett başroldeler. Moha, Muhammed, Giacometti’ye benzeyen bir adam, Fahişe, Jacky, Vladimir’i oynayan aktör, Estragon’u oynayan aktör, kahvenin yaşlı garsonu ve bekçi kadın ikinci-üçüncü derece rollerdeler. Kahvenin genel görünümü ve yıl boyunca aldığı başkaca hallerin tasvirinden sonra o nefis diyaloglara sıra geliyor. Genet’nin Tanca’yı niçin sevmediğine ilişkin girişinde Moha’nın Hırsızın Günlüğü’nden yaptığı alaycı seçim göze çarpıyor. Nuri Pakdil’in piyeslerini andıran bu kışkırtıcı/düşündürücü ve betimleyici diyaloglar boyunca kişileri ve onların dünyayı nasıl algıladığını öğreniyoruz. Genet’nin İmam Humeyni’ye ilişkin düşünceleri örneğin: “Baksana, kahvelerin duvarlarında artık Humeyni portreleri yok! Fas, İslam devrimi istemiyor. Ah, Humeyni, Batılıların ağzının suyunu akıttı. Onların salyasının aktığını görmek hoşuma gidiyor. Onlardan kurtuldu ama.” Bir siyasetbilimcinin “Amerika’nın söndürülemez balonunu patlattı” nitelemesini çağrıştırıyor. Lakin Genet’nin dileği de örtük olarak dile gelmiş oluyor: Fas, İran devriminden etkilenmemeli. Moha acımasız: “Özellikle kendi halkını boğdu. [Humeyni için söylüyor.] Ve çok uzak çağlara geri gönderdi. Fas’ın dini bir diktatörlüğe ihtiyacı yok. Hem Sünnilerde dini hiyerarşi yok. İmam, Ayetullah yok...”

Jelloun’un düşsel görünen metni bir sinema-göz izleyicisi, yönetmenin objektifi gibi her şeyi kaydediyor ve insanların üzerinde gezinmeyi sürdürüyor. Nihayet Beckett beliriyor ve Genet’yle söyleşi başlıyor. Bir yerde Godot’yu Beklerken’in hangi saik ile yazıldığını da öğreniyoruz:

“Beckett: Dinleyin, Jean, ben burada Tanca’da, eski deyimle sayfiyedeyim. Kısacası denizden ve güneşten yararlanmak için, gevşemek için geldim. Bana tiyatrodan, edebiyattan, teoriden söz etmezseniz sevinirim. Tiyatro üzerine hiçbir teorim yok. Tiyatroyu bilmiyorum. Hiç gitmem, kendi piyeslerim üzerine de hiçbir fikrim yok. Şu Godot’yu yazdım, nedendir bilmem başarılı oldu. Bir hata ya da yanlış anlama olduğunu düşünmek için çok nedenim var...” Sonrasında Beckett, Godot’yu eğlenmek için yazdığını söylüyor. Kendisini tüketen romanların ağırlığından kaçmak için bir firar anında piyesin belirdiğini öğreniyoruz. Uyumsuz veya absürt, bu dil’in neye karşılık geldiğini, Beckett’ın nihilist veya ‘avangart ustası’ olarak nitelenmeye de ironik bir itirazı oluyor. Genet’yi tatmin etmiyor bu açıklama, Beckett’ın hiçbir fikrinin olmamasını anlamlı bulmuyor. Beckett’ın paraya ve Fransız kimliğine ilişkin düşünceleri izliyor bunu. Ve bir ‘oyun’ başlıyor.

Genet’nin Filistin’de Gördükleri :

İkinci sahnede kahve boşalmıştır. Godot’yu Beklerken’in son sahnesini Arapça tekrarlayan oyuncular görüyoruz. Beckett’ın Genet’yi daha çok hırpaladığına tanık oluyoruz. Dördüncü sahnede, Genet’nin Kara Eylül katliamlarının hemen ardından Filistin mülteci kampları ziyaretinin akabinde, Filistinlilerin uykuda öldürüldüğü Sabra ve Şatila kampına gidişinden sonraki bir gelişmeden söz ediliyor: “Claude Mauriac, Figaro’da bana bir sayfa ayırmıştı. Ona şöyle dedim: ‘Ben edebiyattan asla söz etmem. Sayfanızı Filistin’de kendi gözlerimle gördüklerimle dolduracağım. Çocukların susuzluktan öldüğü kamplarda, annelerin onları ağlamadan gömdüğü, çünkü acıları öyleydi ki, bu kadınları gözyaşları bile teselli edemiyordu, evet, bu kamplarda gördüklerimi. Bunun üzerine Claude bana, o yumuşak, nazik sesiyle şöyle dedi: (Taklit eder) ‘Hayır Jean, yapamam...’”

Tanca’da Bir Çay’da böylesi konuşmalar kitap boyunca sürüyor. İsrail, Lübnan saldırılarında insanların evlerini başlarına yıkarken, gazetelerindeki köşelerinde yemek tarifleri ve moda trendleri yazan, tarihin çöp sepetinde gizlenmiş arkaik konuları eveleyip geveleyen ediplerin kulakları çınlasın! Sel Yayıncılık’a ve Işık Ergüden’e Jelloun’un bu kitabını bize ulaştırdıkları için teşekkür borçluyuz.
Bölüm: Edebiyat Sayı: 71


http://www.radikal.com.tr/

Giacometti'yi beklerken

BERİL AKYÜREK

Radikal Kitap / 25/11/2011

Tahar Ben Jelloun, Beckett ve Genet'ye 'Tanca'da bir çay' içirirken bizi Fas'ın bu liman şehrinde yazarların kişisel dünyalarına yolculuğa çıkarıyor

Kitabı elime aldığımda, adı garip geldi kuşkusuz. Goncourt ödüllü yazar Tahar Ben Jelloun, ‘Beckett ve Genet, Tanca’da Bir Çay’ başlığı altında kitabının ana kahramanlarını, mekanı ve olayı güzelce derleyip toparlamış aslında, hatta yazarın Tanca’ya ve kadim dostu Jean Genet’ye olan sevgisi de bilinen bir gerçek fakat ben yine de Beckett ve Genet’yi Tanca’da birlikte çay içerlerken gözümün önüne getiremedim ilk önce. Fakat bu tuhaf birliktelik, adı geçen birbirinden ‘tuhaf’ iki yazarın hayatlarını ve eserlerini düşününce bende ciddi bir merak uyandırdı. Kitaba şöyle bir göz gezdirdiğimde ise, ki kitabın teatral düzlemde yazılmış olması bunu oldukça kolaylaştırdı, tanıdık birkaç isim daha çıktı karşıma: Genet’nin portresi ve Beckett’in ‘Godot’yu Beklerken’inin en önemli dekoru olan söğüt ağacı heykelinin yaratıcısı, ayrıca Genet’nin son eseri olan ‘Giacometti’nin Atölyesi’nin kahramanı heykeltıraş ve ressam Alberto Giacometti ve ‘Godot’yu Beklerken’in unutulmaz kahramanları Vladimir ve Estragon.

Karşılaşma, Fas’ın Tanca şehrindeki meşhur Hafa Kahvesi’nde geçiyor. Naneli çayın üstünde sürekli gezinen bir sineğin yarattığı rahatsızlığa ve çarpuk çurpuk iskemlelerinin konforsuzluğuna rağmen gençlerin, aşıkların, turistlerin ve entelektüellerin müdavimi olduğu, Cebelitarık Boğazı’na bakan bu kahve, belki de tarihinin en ‘absürd’ buluşmasına sahne oluyor. Ne de olsa çocukluğundan beri adı sayısız hırsızlığa karışmış, kadın tacirliği yapmış, sahte pasaportla onlarca ülke dolaşmış, suçla beslenen bir yazardan ve yaşamın anlamsızlığını, zıtlıklarını, kısacası ‘saçma’yı en ‘saçma’ anlatan, var olmayan kahramanı ‘Godot’ ile varoluş üzerine düşündüren bir dehadan bahsediyoruz.

Genet ve Beckett atışırsa...

Kitapta Genet ve Beckett arasındaki atışmalar aracılığıyla yazarlar hakkında A’dan Z’ye bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Birkaç çarpıcı örnek vermek gerekirse, Beckett’in Nobel ödülünü almaya gitmeyip de parasını nasıl ‘cukkaladığını’, Genet’nin aslında özgürlüğünü borçlu olduğu Sartre’ı bir çırpıda silip atmasına neden olan altı yüz doksan iki sayfalık ‘tuğla’yı, Genet’nin ‘cinsel’ kimliğini, vasiyeti üzerine bir hapishane ile eski bir kerhane arasında bulunan mezarını sayabiliriz. İşin ‘magazinel’ tarafının dışında, yazarların siyasal görüşleri ve aktivitelerine de tanıklık edebiliyorsunuz: ‘beyaz bir siyahi’ olan Genet’nin ‘Kara Panterler’e olan yakınlığı, Filistin mücadelesindeki desteği ve Beckett’in Alman işgali sonrasında Fransız Direnişi’ndeki rolü, yani her ikisinin de anti-faşist kimlikleri.

Hap niyetine

‘Beckett ve Genet, Tanca’da Bir Çay’, kolay okunur bir metin. Kitapta diyalogları daha çok Jean Genet yönlendiriyor diyebiliriz. Genet’nin daha ön planda olmasında ise şüphesiz Tahar Ben Jelloun’un Genet’yi yakından tanımasının, onun üslübuna, fikirlerine ve yaşamına daha çok hâkim olmasının etkisi büyük. Yine de eserde Beckett’in rolü yadsınamaz çünkü bu, ‘Godot’yu Beklerken’le arasındaki paralelliği hiç kaybetmeyen bir hikaye: Beckett ve Genet arasındaki zaman zaman absürd ve birbirini tamamlamayan diyaloglar, tıpkı Estragon ve Vladimir’in diyalogları gibi; ya da Beckett ve Genet’nin çoktan ölmüş olan ortak arkadaşları Giacometti’yi gelmeyeceğini bile bile bıkmadan usanmadan beklemeleri, tıpkı Estragon ve Vladimir’in Godot’yu bekleyişi gibi... Kitap, Samuel Beckett ve Jean Genet hakkında fazla bilgiye sahip olmayanlar için oldukça öğretici ve hap niyetine bir kitap. Yani kitaba ‘yeni başlayanlar için Beckett ve Genet’ adını da verebiliriz. Fakat yazarların en az birkaç kitabını okumuş, sahnelenen eserlerini izlemiş ve haklarında bilgi sahibi olanlar için de gayet eğlenceli bir kitap. Hem sürükleyici bir dille bilgilerin tazelenmesini sağlıyor, hem de Tahar Ben Jelloun’un ‘Godot’yu Beklerken’ üzerine yaptığı metaforları ve göndermeleri bir bulmaca gibi çözdürüyor.

 

‘Beckett ve Genet, Tanca’da Bir Çay’

http://www.gazetem.net/pakizebarista.asp

Pakize Barışta

Hayatın özüne değen, yaşananların hassasiyetine yaratıcı bir biçimde nüfuz edebilen her metin, edebî bir değer taşır bana göre; bu metin bir tiyatro oyunu metni olsa dahi.

Zira, gerçek ve değerli bir tiyatro oyununun hayatı kavrama çabasıyla, edebiyatın hayata sızması arasında, esas itibarıyla önemli bir fark yoktur; her iki ifade alanının da metin ya da metinsel bir düzenlemeye ihtiyacı vardır çünkü; ve hem okuru hem de seyirciyi gündelik hayatının, ezberlerinin ötesine taşıyan bir edebî yelpaze içinde yer alırlar..

Oyun denen şey, bir sahne içinde varolduğu gibi bir romanın içinde de varolabilir; bu da her ikisinde de bir edebî damarın bulunduğunu gösterir zaten..

Tiyatro, benim için yürüyen ve konuşan bir edebiyattır. Faslı yazar Tahar Ben Jelloun, edebiyatını Beckett ve Genet, Tanca’da Bir Çay’da yürütmüş ve konuşturmuş; ortaya ilginç bir tiyatro oyunu metni çıkarmış..

Oyunda, birbirleriyle hiç karşılaşmamış iki kişi, ortak bir tanıdıklarını beklerler..

Jean Genet ile Samuel Beckett, yazar Ben Jelloun’un hayalinde buluşurlar ve yıllarca önce ölmüş ortak arkadaşları Alberto Giacometti’yi beklerler!.

Bu düzeni de Jean Genet ayarlamıştır..

Genet ile Beckett biraraya geldiklerinde neler konuşurlar, nasıl hareket ederler, birbirlerinde neler bulurlar, kendilerinde artık neler bulamazlar; Ben Jelloun’un hayal ettiği sahnede, Batı kültürünün zıt uçlardaki bu iki yaratıcısının (Genet ve Beckett’in) biraraya geldiklerinde nasıl bir zıtlar birliği oluşturduğunu görürüz. Tartışırlar da tartışırlar.. birbirlerini yer yer acımasızca iğnelemekten çekinmezler. Her şeyden konuşurlar. Ama sonuçta sanki hiçbir şeyden konuşmamış olurlar..

Bir saçmalık güzellemesiyle karşı karşıya kalırız bu tiyatro metnini okurken. Beklenen ise, Godot değil müteveffa Alberto Giacometti’dir..

Bu saçmalık, Tanca’nın ünlü bir çay bahçesinde sergilenir..

Onlar Giacometti’yi beklerken, biz iki ayrı dünya ile karşılaşırız: Genet’nin sokağıyla, hapishanesiyle, hırsızlığıyla, homoseksüelliğiyle; ve aynı zamanda ezilenlerin, göçmenlerin, sömürülenlerin (Filistinliler, Kara Panterler, Cezayirli savaşçılar, Zengakurenli Japon Komünistler..) yanında duruşuyla, onlar adına siyasi mücadele verişiyle, varını yoğunu sokaktan kurtardığı insanlara, dostlarına harcayışıyla ve Fransa’nın beyaz Fransızlarından nefret edişiyle... “Ionesco çok beyaz bir Beyaz’dı, Arapları sevmiyordu, Filistin sorunundan hiçbir şey anlamamıştı. Burjuva seyirci onun tiyatrosuna tapar; kendi kusurlarına gülmekten hoşlanırdı çünkü,” der Jean Genet..

Beckett ise belirli bir avangart moderniteyi temsil eden bir Avrupalıdır; burjuva aileden gelmektedir ve bir ailesi vardır –Genet’nin kusurlu bulduğu, reddettiği değerlerdir bunlar. Genet, annesini ve babasını bile bilmez–. Beckett utangaçtır –Genet, yırtık–, Beckett, NOBEL’i almış, kabul etmiştir –Nobel, Genet’nin yanından bile geçemez; Beckett’i sarsar bu konuda: “Amma kendimizi beğenmişiz, azizim Nobel. Gidip ödülünüzü almadınız, ama parayı iyi cukkaladınız. Bravo! Ama çok yazık, sizi fraklar içerisinde, İsveç Kraliçesi’yle vals ya da tango yaparken görmeyi çok isterdim...” –. Beckett iyi insandır –Genet’nin ise bu konuda bir sorusu vardır: “İnsanları sevmeli mi?” –..

Beckett ve Genet, Tanca’da Bir Çay, öyle bir metin ki, çok farklı okumalara/seyirlere sahip; satıraraları çok katmanlı..

Beckett’in absürd kültürünün sırtını dayadığı ‘Hİǒle; Genet’nin özgürlük adına sırtını dayadığı ‘HER ŞEY’i buluşturan ve bunların kimyalarını bozmadan bir sahnede oynatan Ben Jelloun çok başarılı..

Absürd ile özgürlüğü ironik bir biçimde yüz yüze getirmiş!.

Jean Genet, yeri geldiğinde büyük usta Beckett’e nazikane bir hayat dersi vermekten de kaçınmıyor (Hatta Ben Jelloun, metnini belki de sadece bunun için yazmıştır diye düşünüyor insan). Genet: “Siz bir diktatörsünüz! Bana söylemişlerdi de inanamamıştım! Oyuncularınıza işkence ediyorsunuz, onları ya çöp tenekesine kapatıyorsunuz ya da boğazlarına kadar kuma gömüyorsunuz; evet, yaptığınız bu! (..) Farkında değil misiniz, utancın önemli olduğu bir ülkedesiniz burada” diyor..

Beckett, Fas’a Godot’yu Arapça oynatmak için gelmiştir. Oyuncuları Arap’tır. Beckett, Godot’nun son sahnesinde metin gereği erkek oyuncusunun pantolonunu indirmesini ister. Arap oyuncular karşı koyarlar. Utanmışlardır. İşte bu anda Genet’nin iğnesi Beckett’in entelektüel dünyasına şöyle batar: “Utancın önemli olduğu bir ülkedesiniz burada.”.

Açıklamaya gerek yok..
Avrupalı “Godot” , evrensel değildir!.

Tahar Ben Jelloun’un Giacometti’yi beklemesi, bence Godot’nun beklenmesinden daha manalı, daha hakiki bir bekleyiş sunuyor..

Dinamik, ateşli, duygusal, akıl yürütmenin hiç ara vermediği, tavizsiz, vahşi ve özgürlüklere susamış bir tiyatro oyunu Beckett ve Genet, Tanca’da Bir Çay; edebî gücü de hayli yüksek. Entelektüel bir dünya ile sokağın hakikatini ustaca karşılaştırmış..

Beckett ve Genet, Tanca’da Bir Çay, Tahar Ben Jelloun, Çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık.


Jean Genet - Biyografi
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Jean Genet (Jan Jöne diye okunur) (1910-1986) Fransız düşünür, yazar. Daha çok tiyatro oyunlarıyla tanınır.

1910 yılında Camille Gabrielle Genet tarafından kimsesizler yurduna bırakılan yeni doğmuş bebeğe Jean adı verilmişti. Jean, yedi yaşına geldiğinde zanaatçı bir ailenin yanına yerleştirildi. 10 yaşında hırsızlığa başladı, on üç yaşında bir zanaat okuluna kaydoldu. Ancak orada da çok kalmayacaktı; 1926'da, 3 ay süren ilk hapishane deneyimini yaşadığında 15 yaşındaydı. Serbest kaldığında uslanmamıştı; bu kez reşit olana kadar kalmak üzere ıslahevini boyladı. 1930’ların sertliği ile ünlü bu ıslahevi Genet’yi gerçek bir suçlu haline getirdi. Islahevinden kurtulabilmek için yazıldığı askerlikten ve ardından Fransa’dan firar eden Genet, pekçok ülkeyi ve hapishaneyi ziyaret edeceği bir yıllık seyahatinin sonucunda 1937’de Fransa’ya geri döndü ve yeniden suç dünyasına daldı. Beş yıl boyunca ya hırsızlık yaptı, ya fahişelik. 1942’de bir kez daha cezaevine düştüğünde olgunlaşmıştı artık. İlk şiirini yazdı, ilk kitabı Notre-Dame des Fleurs (Çiçeklerin Meryem Anası) yayımlandı. Ardından Miracle de la rose (Gülün Mucizesi) geldi. 1948 ylında yayımlanan Journal du voleur (Hırsızın Günlüğü) bir anlamda Genet'nin otobiografisi niteliğindedir. Le balcon (Balkon), oyunları ve hatta tüm eserleri içinde en çarpıcı olanı kabul edilir. Balkon adlı oyununda yeryüzü egemenlerini alaycı ve acımasız bir dille eleştirir. Bu oyun Türkçe olarak 1998 yılında Tiyatro Stüdyosu tarafından sahnelendi. Ölümünden kısa süre önce, atölyesinde ziyaret ettiği Alberto Giacometti ile yaptığı röportaj ve Giacometti'nin sanatı üzerine kendi yorumunun bulunduğu L'Atelier d'Alberto Giacometti Giacometti'nin Atölyesi adlı röportaj/sanat içerikli kitabı, Genet'nin son yapıtıdır.

Kitapları sayesinde tanıştığı André Gide, Jean Cocteau ve Jean-Paul Sartre'ın cumhurbaşkanına verdikleri dilekçe sonucu özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu af sonrası, tekrar yeraltı dünyasına dönmemiş, kendisini tamamıyla edebiyata vermiştir. Ancak toplumsal olaylara, ezilen insanlara karşı hiç duyarsız kalmadı; 1968 mayısında öğrencilerin, Vietnam Savaşı sırasında Amerikan solunun, ırkçılığa karşı Kara Panterler'in ve İsrail’e karşı da Filistinliler'in yanındaydı. Bu konular hakkında yazdıkları ve röportajları Türkçe olarak Açık Düşman başlığıyla yayımlanmıştır.

1986'da Paris'te bir otel odasında ölü olarak bulunmuştur.


Sitemizdeki Jelloun sayfası için tıklayınız

Tahar Ben Jelloun Kimdir?
1944 yılında Fas’ta doğan yazar 1971 yılında Fransa’ya göç ederek Paris’te yaşamaya başlar.Şiir yazmaya ara vermeyen yazar Fransa’ya gittiğinde ilk şiir kitabını yayınlar. Kutsal Gece adlı romanıyla 1987 yılında Fransa’nın en önemli ödüllerinden biri olarak kabul edilen Goncourt Ödülü’nü alır. Bu ödülü alan ilk Fas’lı kişidir. Şair, romancı, denemeci olarak tanınan yazar 1984 yılınsa Mitterand tarafından kurulan Fransız Yazını Yüksek Konseyi’ne de üyedir.

Yazarın öğrenim hayatı da önemlidir. Ortaöğrenimini Tanca’da; yükseköğrenimini Rabat’ta görmüştür. Fransa’da sosyoloji ve psikiyatri okumuştur.

Türkçe’ye Çevrilen Kitapları:
Tanca’da Sessiz Bir Gün, Hata Gecesi, Yoksullar Hanı, Bay Ahlak’ın Çöküşü, Kör Melek, Kızıma Irkçılığı Anlatıyorum. Beckett ve Genet, Tanca'da Bir Çay


Samuel Beckett

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Samuel Barclay Beckett, (d. 13 Nisan 1906, Dublin - ö. 22 Aralık 1989, Paris), İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair. 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. James Joyce'un takipçisi olduğu için "son modernistlerden", daha sonraki pek çok yazarı etkilemiş olduğu için de "ilk postmodernistlerden" biri olarak değerlendirilir. Beckett ayrıca, Martin Esslin'in "Absürd Tiyatro" olarak adlandırdığı akımın en önemli yazarı sayılmaktadır. Eserlerinin çoğunu Fransızca ya da İngilizce yazıp, diğer dile kendisi çevirmiştir. En bilinen eseri Godot'yu Beklerken'dir.

Beckett'in eserleri sade ve temel olarak minimalisttir. Bazı yorumlara göre, çağdaş insanın durumu hakkında oldukça kötümser, hatta hiççi eserler vermiştir. Gittikçe daha kısa ve özlü eserler veren Beckett, bu kötümserliği kara mizah yoluyla anlatır. "Roman ve drama türlerinde yeni formlarda oluşturduğu eserlerini, modern insanın yoksunluğu üzerine kurguladığı"[2] için, 1969'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Beckett, ayrıca 1984'te Aosdána'da Saoi seçilmiştir[3].

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!