Dipnot Kitap Kulübü okuma programımıza alınabilecek kitap önerileri
        ball.gifANASAYFA ball.gifTÜMÜ ball.gifROMAN ball.gifÖYKÜ ball.gifDENEME ball.gifŞİİR ball.gifFELSEFE ball.gifTIYATRO
 


Serçe
Mary Doria Russell
416 S


Serçe, bol ödüllü bir yapıt: İlk yayımlandığı 1996?da Entertainment Weekly dergisi tarafından yılın en iyi on kitabından biri seçildi. 1997 de İngiliz Bilimkurgu Yazarları Kurumu tarafından En İyi Roman ödülüne layık görüldü. Sırasıyla James Tiptree Jr., Arthur Clarke ve John W. Campbell edebiyat ödüllerini de topladı. İyi bilimkurgunun iyi edebiyat olduğunun ve bilimkurgunun yalnızca özel tutkunları tarafından değil, bütün edebiyat okurlarınca severek okunabileceğinin en yakın tarihli kanıtı...

Her şey uzaydan gelen düzensiz sinyalleri tarayan Arechibo radyo vericisindeki görevlinin şarkıyı fark etmesiyle başladı. Şarkı Rakhat adı verilen bir gezegenden geliyordu ve tek kelimeyle olağanüstüydü. Aralarında üç cizvitin bulunduğu sekiz kişilik mürettebattan oluşan Rakhat misyonunun yola koyulması fazla zaman almadı.

Cizvit bilim adamları dinleri yaymayı değil, öğrenmeye gidiyorlardı. Tanrının başka çocuklarını tanımak ve sevmek için gidiyorlardı. Cizvitleri keşfedilen yerlerin en uzak sınırlarına götüren hep o aynı nedenle hareket etmişlerdi: AD majorem Dei gloriam, Tanrının şanını yükseltmek için... Zarar vermek gibi bir niyetleri yoktu, ta ki...

Caliban ve Cadı
Silvia Federici
368 s

Caliban ve Cadı kapitalizme geçiş sürecinde bedenin bir tarihidir. Silvia Federici, geç ortaçağların köylü ayaklanmalarından cadı avlarına ve mekanik felsefenin doğuşuna kadar toplumsal yeniden üretimin rasyonelleştirilmesini araştırır. Asi bedene karşı savaşın ve beden ile zihin arasındaki çatışmanın, nasıl modern toplumsal örgütlenmenin iki merkezi ilkesinin, yani “emek gücü” ile “kendi bedeni ve yaşamı üzerinde mülkiyet hakkı”nın gelişiminin temel koşullarını oluşturduğunu gösterir.

“Postmodernizmin neoliberal çağında proletarya, tarihin sayfalarından silinmiş durumda. Silvia Federici, proletaryanın hikâyesini ta en başından, doğum sancılarıyla birlikte anlatarak ona tarihsel önemini geri kazandırır. Bu kitap bir hatırlamanın, insanlığın belleğinde kıtlık, katliam ve kölelik kadar derin ve acı veren bir yara açan, kadınların bedenine kazınmış bir travmanın kitabıdır.

Federici, proletaryanın doğuşunun kadınlara karşı bir savaşı gerektirdiğini ve bu savaşın yeni bir cinsel sözleşmeyi ve yeni bir patriyarkal dönemi, yani ücret patriyarkasını başlattığını gösterir. Federici’nin cadılara yapılan zulmün ve bedenin disiplin altına alınmasının tarihine sıkıca bağlı argümanları, kadınlara boyun eğdirilmesinin dünya proletaryasının oluşumunda neden toprağın çitlenmesi, ‘Yeni Dünya’nın fethi ve kolonileştirilmesi, köle ticareti kadar önemli olduğunu açıklar.”
Peter Linebaugh, The London Hanged’in yazarı

Ağızdaki Kuşlar
Samantha Schweblin
184 s

Aynanın karşısında dikilip gülüşüyoruz. İçimizdeki his, seyahate çıkarken hissedilenin tam tersi. Mutluluğumuzun sebebi yola çıkmak değil, bulunduğumuz yerde kalmak. Hayatındaki en harika yıla, aynı koşullarla yaşayacağın bir yıl daha eklemişsin sanki. Aynı yolda devam etmek için bir fırsat. Fantastik ve bilinmezden ilham alan bu öykülerde modern yaşamın normalliği göreceli bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Çağdaş Arjantin edebiyatının en çok konuşulan öykücülerinden Samanta Schweblin olağanlığı beklenmedik sapmalarla kışkırtarak insanların, ilişkilerin ve medeniyetin kırılganlığına dair gölgeli kesitler sunuyor.
Arjantinli devlere olduğu kadar Kafka, Poe ve Carver’a da göz kırpan Ağızdaki Kuşlar’ı tekinsiz bir keyif le okuyacaksınız.
“Günümüz İspanyolca edebiyatın en ümit vaat eden yeteneklerinden biri. Bu genç yazarın önünde parlak bir geleceğin uzandığına hiç şüphem yok.”
– Mario Vargas Llosa-
“Yeni Arjantin anlatısının en güçlü seslerinden.
Bioy Casares’in veliahdı.”
– El Mundo-


Zamanın Kokusu
Byung-Chul Han
136 s

“Bugünün zaman krizi hızlanma olarak nitelendirilemez. Hızlanma çağı çoktan bitti. Bugün hızlanma olarak duyumsadığımız şey, zamansal dağılmanın semptomlarından sadece biri. Günümüzün zaman krizi, zamanda çeşitli aksaklıklara ve yanlış duyumlara yol açan bir diskroniden kaynaklanıyor. Zaman, düzenleyici bir ritmin eksikliğini çekiyor. Bu yüzden de ölçüsünü kaçırıyor. Diskroni, bu zamansal bozulma, zamanın adeta dönüp durmasına yol açıyor. Hayatın hızlandığı hissi, amaçsızca dönüp duran zamanın yol açtığı bir duygu aslında...

“Geleceğin temposu nasıl olacak? Hacılık veya uygun adım ilerleme çağı kesinlikle sona erdi. İnsanoğlu, kısa bir dolanıp durma döneminden sonra, bir yürüyüşçü olarak dönecek mi yeryüzüne? Yoksa yerçekimini ve çalışmanın bütün ağırlığını ardında bırakarak süzülmenin hafifliğini, boş zamanda süzülerek gezinmenin, bir başka deyişle, süzülen zamanın kokusunu keşfedecek mi?”

-------------------------------------

Neredeyse Hiç Hatırlamıyor
Lydia Davis

190 s

“Amerikan edebiyatının sessiz devlerinden biri” olarak nitelenen Lydia Davis’in elli bir öyküsünden oluşan Neredeyse Hiç Hatırlamıyor, gerçekliğin doğasını, insan duygularının anlamını sorguluyor. Davis yalnız evliliklerden, bitmekte olan aşkların yavaş işkencesinden, insanın başka biri olmaya duyduğu arzudan, geçmişin olmadığı sonsuz bir şimdiden bahsederken, insan ilişkilerinin zorluklarını ve diyaloğun sınırlarını derin bir zekâ ve empatiyle anlıyor.
Davis’in dille oynama biçimiyle düzyazı şiirleri anımsatan bu yakınlık ve umutsuzluk öyküleri, çıkmanın tek yolu tekrar tekrar derinliklerine inmek olan bir labirent gibi sizi içine çekecek. Sonunda çıktığınızdaysa kendinizi belki daha yalnız ama daha az “deli” hissedeceksiniz.
“Neredeyse Hiç Hatırlamıyor, aşkın bir eser. Aynı zamanda hem fantastik bir orman hem de gerçek dünya.”
- Brian Lennon -
“Esprili ve yaratıcı bir içgörüye sahip. Neredeyse Hiç Hatırlamıyor insan hayatının tuhaf bir biçimde trajikomik tarafını yakalıyor.”
- Paula Friedman, Washington Post -
“Son derece şiirsel ve kesinlikle unutulmaz.”
- Liam Callanan, N.Y. Times Book Review -

Gidiyor Gitti Gitmiş
Jenny Erpenbeck
328 s

Ağustos sonunda bir perşembe günü on adam, Berlin’deki Kırmızı Belediye Binası’nın önünde toplanıyor. Açlık grevi yapacakları söyleniyor. Tenleri siyah. İngilizce, İtalyanca, Fransızca konuşuyorlar. Ve burada kimsenin anlamadığı bazı başka dilleri. Adamlar ne istiyor?”  Emekli profesör Richard kendi hayatına dair sorularla boğuşurken, Berlin’in göbeğinde işgal eylemi yapan Afrikalı mültecilerle karşılaşır ve sorularının yanıtlarını hiç kimsenin aramadığı bir yerde, bu genç insanların arasında aramaya karar verir. Bu, yaşlı Avrupa’nın yaşlı sakinlerinden Richard’ın, bakışlarını ilk kez kendinden başka olana çevirdiği andır. Dünya mülteci kriziyle sarsılırken Richard ilk kez kendi küçük, güvenli kozasından dışarı çıkar.  Jenny Erpenbeck’in son romanı Gidiyor, Gitti, Gitmiş ülkelerinden kaçmak zorunda kalanların, ölümü ve zulmü savuşturanların sonsuz bekleyişe mahkûm edildiği bir dünyadan, bizim dünyamızdan söz ediyor. Bakmak ile görmek arasındaki ilişkiyle hesaplaşan bir roman bu. Bakıp da görmeyenlerin, görmek istemeyenlerin sığlığını yüzümüze vuruyor. Gidiyor, Gitti, Gitmiş insanın yüzleşmekten kaçamayacağı doğru soruları soruyor.

Söyle Hayalet Şarkını Söyle
Jesmyn Ward s
264 s

“Kayla şarkı söylüyor ve hayaletler öne eğilip başlarını sallıyorlar. Rahatlamış gibi, bir şeyler hatırlamış gibi gülüyorlar, sanki rahatlıyorlar.”
Jesmyn Ward’ın çok ödüllü romanı Söyle Hayalet, Şarkını Söyle Güney Amerika’da siyahi bir ailenin yoksulluk, ırkçılık, çaresizlikle yoğrulmuş öyküsünü şiirsel bir dille anlatıyor. Beyaz babasının yokluğunda ergenliğin, yoksulluğun ve hiç olmayan bir annenin acısını yaşayan 13 yaşındaki Jojo; beyaz kocasına duyduğu tutkulu aşk ve uyuşturucu arasında gidip gelen anne Leonie; ve şarkı söyledikçe hem bu yoksul ailenin hem de Amerika’nın tarihini aralayan hayaletler. Söyle Hayalet, Şarkını Söyle, ırkçılık, aşk, hayat, dostluk ve ergenlik üzerine olağanüstü bir roman.

Büyücü -
John Fowles Sayfa Sayısı:
672

John Robert Fowles, (31 Mart 1926 - 5 Kasım 2005) İngiliz yazar.Londra yakınlarındaki Essex, Leigh-on-Sea'de doğdu. Oxford Ünivesitesi'nde gördüğü Fransızca eğitiminin ardından Fransa ve Yunanistan'da öğretmenlik yaptı. İlk romanı olan Koleksiyoncu'nun başarı kazanmasının ardından kendini tamamen yazarlığa adadı.1968 yılından başlarak Lyme Regis'te (İngiltere'nin güneyinde küçük bir liman kasabası) yaşamını sürdüren ve 1979'da Lyme Regis Müzesi'ne küratör olarak atanan Fowles, 5 Kasım 2005'te ölmüştür.Ünlü eseri Fransız Teğmenin Kadını, postmodern romanın öncülerinden sayılır. Bu roman Harold Pinter'in yazdığı senaryo ile filme de çekilmiş, Karel Reisz yönetimindeki filmin başrollerinde Jeremy Irons ve Meryl Streep oynamıştır. Bu filmin dışında The Collector (1965), The Magus (1968) ve televizyon için The Ebony Tower (1984) adlı eserleri de sinemaya uyarlanmıştır.Eserlerin birçoğu Türkçe'ye de çevrilmiştir. Roman ve denemelerinin dışında, şiirleri (Poem, 1973), çevirileri (Cinderella, Charles Perrault, 1974), senaryoları, adaptasyonları (Lorenzaccio, 1983--Alfred de Musset'nin bir oyunu) ve editörlük yaptığı çalışmalar (Thomas Hardy's England, Jo Draper) da vardır. Ayrıca yazar hakkında yazılmış eserler de mevcuttur.(Wikipedia'dan alınmıştır.


 

Reşat Nuri Güntekin Miskinler Tekkesi
Samim Kocagöz, Onbinlerin Dönüşü
Bülent Tanör - Kurtuluş Kuruluş 350 s
Beş Şehir – Ahmet Hamdi Tanpınar
Devlet Ana – Kemal Tahir 651 sayfa (((
Bir Düğün Gecesi – Adalet Ağaoğlu 380 s.
Bereketli Topraklar Üstünde Orhan Kemal 380
Eylül Mehmet Rauf 304 s

 

 


Davanın Reddine -
Claudio Magris
320S


Bir insan, bir gölgenin düşüdür.”
Saplantılı bir koleksiyoncu olan tarih profesörünün beklenmedik ölümüyle kurmayı düşündüğü Savaş Müzesi yarım kalır. Ondan geriye kalan karmakarışık malzemeyi nasıl bir kurgu içinde sergileyeceğini düşünen, siyahi bir baba ile beyaz bir Yahudi annenin kızı olan Luisa sadece müze kurgusuyla değil, kendi aile geçmişinin de kurgusuyla baş başa kalır. Ne de olsa, yazarın dediği gibi “tarih kurumuş kandır”, aynı zamanda “tarih bir tapu sicilidir”, “birbirini öldüren kardeşlerle doludur”, “bir çöplüktür” ve en nihayetinde “tarih bir elektroşoktur”.
Leyla Tonguç Basmacı’nın çevirdiği Davanın Reddine romanı, yayımlandığı 2015 yılında Corriere della sera gazetesi tarafından yılın en iyi kitabı, Claudio Magris yılın en iyi yazarı ilan edildi.

“Claudio Magris çağımızın en büyük yazarlarından biri.”
Mario Vargas Llosa


Acı Bir Başlangıç Bu
Javier Marias
448s


İspanyol romancı, deneme yazarı, çevirmen. 1951'de Madrid'de doğdu. Çocukluğunun bir kısmını babası düşünür Julián Marías'ın çeşitli üniversitelerde ders verdiği ABD'de geçirdi. Yazarlık hayatına on yedi yaşında yazdığı Los dominios del lobo (Kurdun Toprakları) ile atılan Marías, Madrid Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı eğitimi gördü ve okuldan mezun olduktan sonra bir süre çevirmenliğe ağırlık verdi. Çevirdiği yazarlar arasında Hardy, Conrad, Nabokov, Faulkner, Kipling, James, Stevenson, Browne ve Shakespeare sayılabilir. 1980'ler boyunca Madrid, Oxford ve Venedik'teki çeşitli üniversitelerde, ayrıca Boston'daki Wellesley College'da ders verdi. Halen Reino de Redonda adlı küçük bir yayınevinin başında olan Marías, bunun yanı sıra El País gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Eserleri otuzun üstünde dile çevrilmiş olan Marías'ın Türkçede yayımlanmış kitapları şunlar: Beyaz Kalp (Gendaş Kültür, 1999), Yarın Savaşta Beni Düşün (Sistem, 1999), Ufkun Öte Yanı (Everest, 2000), Yazınsal Yaşamlar (Can, 2008), Duygusal Adam


Oğlanlar
Jessica Schiefauer
168 s


Bir öykü anlatacağım. Ama bu öykü herkese göre değil. Görmek isteyenlere, büyüteci gözüne dayayıp sıra dışı olanı izlemeye cesaret edebilenlere göre bir öykü. Bu tür şeylere karşı körsen, sana göre bir öykü değil. Ama gözlerin açıksa dikkatle dinle! Öykü, köknar gövdelerinin kızıl bir kor gibi ışıdığı ormanda, küçük bir açıklıkta başlıyor. Gökyüzü alacakaranlık mavisi, orman sessiz, sakin. Eski evin ince pencerelerinden tiz, ısrarcı bir telefon sesi geliyor.” Gündelik hayata dair sert ve gerçekçi bir anlatımı, peri masallarını da andıran şiirsel dille bir araya getirerek olağanüstü bir roman kaleme alan Jessica Schiefauer’in Oğlanlar (Pojkarna) isimli kitap Güldünya Yayınları tarafından Türkçe’ye kazandırıldı. İsveç Yayıncılar Birliği tarafından August Ödülü’ne layık görülen Oğlanlar, şu ana kadar Fransa’dan Finlandiya’ya, Danimarka’dan Suriye’ye kadar birçok ülkede yayınlandı. Adını ünlü İsveçli yazar August Strindberg’den alan ödül, 2011 yılında verildi



83 ¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi
Hendrik Groen
376 s


Hendrik Groen 83 yaşını geçmiş Hollandalı bir ihtiyar. Ama huysuz bir ihtiyar. Kaldığı huzurevinde sesini çıkarmadan ölümü beklemek yerine, hâlâ yaşadığını kendisine ve dünyaya kanıtlamak istiyor. Bir yaşama sevinci arıyor belki ve bunu somutlaştırmak için de, “gerçek Hendrik Groen hakkında”, “Kuzey Amsterdam’da bir huzurevindeki yaşama dair” sansürsüz bir günlük tutmaya karar veriyor.

Çevresindeki birkaç kafadarla birlikte “Biz Daha Ölmedik” adında bir kulüp kurarak eğlenceli etkinlikler düzenleyen ve bunları günlüğüne kaydeden Groen, “Tabii ki ihtiyarlık bin bir çeşit dert açıyor insanın başına, ama o dertlere gülüp geçebiliyorsanız, her şeye rağmen yaşama katlanabilirsiniz,” diyerek olumlu bir yaklaşım getiriyor yaşlılığa.

Yaşlılığın insanın omzuna bindirdiği sorunları kara mizah tadında aktaran bu kitap, yayımlandığı andan itibaren tüm dünyada yüz binlerce okura ulaştı. Hiç kuşkusuz, kara mizahın ardında huzurevleri gerçeğinin yürek burkan yanları da yer alıyor kitapta.

Cümbüşçü Karıncalar
Pınar Selek
172 s


Tezgâh, sadece yolcuları değil, geleni geçeni karşılıyordu. Gezineni, komşu esnafı, işçiyi, işsizi, güçsüzü; herkesi. Azucena, iç sesini hızla yitiren mahallenin gurur kaynağı olmuştu. Bu yüzden kimse dokunmuyordu soluk kaldırımın üstüne konan bu tuhaf ama güzel çiçeğe. Üstelik bu dağıtım noktasında para alışverişi olmadığı için mali kontrol tehlikesi de yoktu. Paranoyak grubunun korktuğu şey başkaydı. Tezgâhın işlevi sadece meyve sebze sepetlerini sahiplerine dağıtmak değildi çünkü.”

Yolların, dehlizlerin, masalların, mavilerin garip ve divane hikâyeleri... Ağaçların dili, kaçak aşklar ve tatlı gülüşler. Pınar Selek, dünyayla savaşı, yediveren bencillikle uğraşı anlatıyor. Toprakla, tohumla, şiirle, vicdanla, paylaşarak, tekere çomak, ana yollarda, ara yollarda… Mafyaya, ırkçılara, çokuluslu şirketlere karşı; karıncalar misali usul usul, ince ince çalışarak. Direnen ve meydan okuyan… Cümbüşçü Karıncalar göçlerle, sürgünlerle başkalaşan bir Avrupa kentindeki yeryüzü karıncalarının romanı; umudu ve mutluluğu pay etme kavgası.


Cercas külliyatı ve
Bir Ânın Anatomisi
Javier Cercas


Javier Cercas'ın, İspanyol iç savaşının önemli isimlerinden Sánchez Mazas'ın "can alıcı" hikâyesini
anlattığı Salamina Askerleri, Gökhan Aksay'ın özenli çevirisiyle ilk kez Türkçede.Sánchez Mazas'ın ölümden nasıl kurtulduğunu ve savaş günlerinde neler yaşadığını araştıran Javier Cercas, bir boyut daha geliştirerek romanın yazılışını da anlatı unsuru olarak ustalıkla kullanıyor.
Salamina Askerleri, dünya edebiyatının en önemli modern klasiklerinden biri..."Olağanüstü bir kitap... Uzun zamandır okuduklarım arasında en iyisi..."Mario Vargas Llosa

"Baştan çıkarıcı doğrudan anlatımı ve zarafetiyle Javier Cercas, modern Avrupa edebiyatındaki birçok büyük romanın en büyük temalarında birisi olarak karşımıza çıkan, gündelik hayatımızda hakikati bulma çabasını ve tarihle yüzleşmeyi kıvrak zekâsının emrine veriyor. Cercas'ın, sonunda böyle olduğuna çoğunlukla bir kere daha hak verdiğimiz inanılmaz hikâyeleri var. Yine harika bir roman yazmış." Susan Sontag

"Mükemmellik derecesinde iyi işlenmiş bir kitapla, epik romanın gereken tüm özelliklerini tek başına vermeyi başarıyor Cercas." Alberto Manguel


Dedemin Definesi
Mehmet Said Aydın
https://t24.com.tr/k24/yazi/dedemin-definesi,2093
120s


 Aydın’ın, şair duyarlılığıyla ve şiir ritmiyle kurduğu metninin meselesi kadim. Demir leblebi. Derin kuyu. O kuyuyu kim kazdı; kuyuda ola ki define vardı, e bulsa kaç yazardı, hiç bilemiyorum; sorunun anlamadığım o kadar çok yönü var ki. Bu biraz benim tembelliğimden, biraz da cehaletimdendir belki ama kabahatimin büyüğü şu: Ben, mevzunun taraflarını dinleyebilecek ve her birimizi anlamama yardım edecek dilden / dillerden yoksunum. Mehmet Said Aydın bu metinle, “kardeşlik” diyoruz ya hep, kardeşlik aynı dili konuşunca mümkün olabilir ancak diyor bir bakıma. Üstelik kimseyi de yargılamıyor. Dedemin Definesi’nin, üzerinde yaşadığımız toprakların üç diliyle yayımlanmasını bu açıdan öyle kıymetli buluyorum ki gözlerim doluyor sevinçten.
 

Arabadakiler – Patrick White 556s
Kuzeyli Annem - Jean-Louis Fournier 152 s.
Fındık Kabuğu - Ian Mc Ewan - Ian Mc Ewan 152 s
Çocuk Yasası – Ian mc Ewan 152 s
Cam – Sam Savage 160 s
Fırın Saldırısı - Haruki Murakami 70 s. 26.28TL (Resimli olsa gerek)
Vertigo W.G.Sebald 224 s
Cumartesi – Ian mc Ewan 272 s
Siyah Gözlü Sarışın – Benjamin Black (John Banville) 282
Merak – Alberto Manguel 376s
Şikeste – Doris Lessing (Bilim kurgu) 560 S
Yükselen Güneşin Ülkesinde 620s

 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!