BATILI EDEBİ AKIMLAR İLE GARİP ŞİİRİ
ARASINDAKİ BAĞLANTI
 

 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

n Gerçek Nedeni SaEren Arcan


      Deniz Şarman  
 



   Garip hareketi, genellikle yerli özellikler taşımakla birlikte, şiirsel (poetik) görüşleri ve şiirlerindeki kimi noktalar açısından özellikle Avrupada 20. yüzyılın başından itibaren ortaya çıkan  edebi akımlardan  izler taşır. Üç şairimiz Garip hareketini başlattıkları sırada, batının çağdaş şairlerini yakından izlemektedirler. Oktay Rıfat ve Orhan Veli özellikle Fransız şairlerinin eserlerini okurken Melih Cevdet  İngilizlere yönelir. 

   Orhan Veli, yabancı ülkelerin şiirleriyle ilgilenmenin, onlardan esinlenmenin, etkilenmeyi de birlikte getiren olumsuz bir davranış değil,tersine bilinçli bir şairi besleyen, şiirin imkanlarını genişleten bir yaklaşım olduğunu belirtir. Oktay Rıfat’ta batı şiirinde Baudelaire’i bir dönüm noktası olarak kabul eder. 

     1949 yılında UNESCO’nun bir etkinliğine katılmak için Türkiye’ye gelen gerçek üstücülüğün öncülerinden olan şair Phillippe Soupault, bu ziyaretinde garipçilerle tanışır. Cahit Sıtkı Tarancı ve Sabahattin Eyüpoğlu’nun da katıldığı söyleşiler yaparlar. Soupault’un garip şiirine ilişkin olumlu görüşleri şöyledir:”Bütün dünyayı dolaştım. Hiçbir yerde gerçek şiiri bulamadım. Meksikada bulur gibi olmuştum. Türkiye’de buldum. Şiiriniz Fransada da, herhangi bir Avrupa memleketinde de birinci sınıf şiirdir. Bununla övünebilirsiniz. Üstelik bu şiirin bir özelliği var. O da Avrupalı olduğu kadar yerli oluşu; Avrupalı olduğu halde, Avrupa şiirinin taklidi olmayışı.”... 

     Bir Türk Eleştirmen olan Erdoğan Aklan,  Fransız edebiyatı üzerine araştırmalarıyla tanınmıştır, ancak bu çalışmalar  karşılaştırmaya dayalı bilimsel araştırmadan çok “Şairlerimizin çalıntı şiirlerini ortaya çıkarmaya yönelik önyargılı araştırmalardır. Alkan’ın garip dönemine ait bulabildiği iki çalıntı şiirden söz edilir.       İlki Orhan Veli’nin “Dağ Başında” adlı şiiri. O’nu Paul Evard’ın bir şiiriyle ilişkilendiriyor. Alkan, Melih Cevdet Anday’ın  “4x400 Engelli”   şiirini de Jacgues Prevert’in “Garip Aile” adlı eserine bağlıyor.

 Garip Aile:Lovis1/Lovis2/ Lovis3/ Lovis4/ Lovis5/ Lovis6/ Lovis7/ Lovis8/ Lovis9/ Lovis10/ Lovis11/ Lovis12/ Lovis13/ Lovis14/ Lovis15/ Lovis16/ Lovis17/ Lovis18/. Sonra ?

     Sonrası yok / ne biçim adam bunlar/20 ‘ye kadar olsun saymasını / kavrayamamışlar. 

     Aşağıdaki şiirde Melih Cevdet’in “4X400 ENGELLİ” (hızlanarak okunacak)  1.Osman/1.Orhan/1.Murat/2.Osman/3.Orhan/4.Ahmet/5.Mehmet/3.Osman/6.Mehmet/Dayan Mehmet /4.Osman/7.Ahmet/2.Osman/ 3.Mehmet/Mehmet birinci.” 

     Melih Cevdet bu şiiri Prevert’e ithaf etmiş, dolayısıyla esin kaynağını göstermekten çekinmediği şiirinde onu aşmış başarısını da göstermiştir. Dolayısıyla şiirler Alkan’ın yorumladığı gibi çalıntı değildir. 

     Garip hareketinin geleneğe karşı çıkışı,kübizm,fütürizm, ve gerçeküstücülük akımlarının bu konudaki tutumlarıyla benzerlik göstermektedir. Kübizm,gelenekten ayrılma tutumunu estetik düzlemde sınırlı tutmuş dolayısıyla sanatın gerekleri içinde kalmıştı. Buna karşılık fütürizm, ve gerçeküstücülük meseleyi çok daha radikal bir yaklaşımla kavrayarak geçmişi bütünüyle reddediyordu. Bu amaç fütürizmin öncüsü Marinetti tarafından 1909 yılında kaleme alınan bildirgedeki “Bizler müzeleri,kütüphaneleri yerle bir edip,ahlakçlık,feminizm ve tüm  yararcı  korkaklıklarla savaşacağız” sözleri ile yerini buluyordu.  Gerçeküstücülük edebi olmaktan önce SosyoPsikolojik nitelikli bir tepki dolayısıyla felsefi bir oluşum olarak görülüyordu. Garip hareketi geleneğe karşı çıkışı yönüyle daha çok kübizme yakındır. Orhan Veli’nin ilk garip çalışmaları içinde Radiguet’ten çevirdiği KELEBEK adlı şiir yer alır. 

Şiir şöyle:”Yolda rast geldiğim bir

                  Mektepli kız diyordu ki:
                  Dünden beri seni kovalıyorum
                  Ne kadar insafsızsın
                  Kelebek!” 

     Garip şiiri ile bu akımlar arasındaki bağlantının en kapsamlısı, GERÇEKÜSTÜCÜLÜKLE  olmuştur. Gerçeküstücülük 1924 yılında doğmuştur. Bu akımın oluşumuna zemin hazırlayan başlıca etken, 1.Dünya Savaşı (191418)  sırasında Avrupa’da meydana gelen Sosyopisişik ortamdır. Savaşın yarattığı maddi yoksulluk manevi bir boşluğu da birlikte getirmişti.

İnsanlar arasında gerek fikir ve gerek sanat alanlarında toplumsal bir kargaşa hüküm sürüyordu. Söz konusu ortam ana çizgileriyle şu özellikleri gösterir: 

     “Yeni bir makine uygarlığı gelişmeye başlamıştır ve savaş yıllarının açlığa yoksulluğa mahkum ettiği insanların maddi ihtiyaçlarına cevap vermek üzere çarkları döndürmeye başlamıştır. Ama insanın manevi güçleri dev adımlarla ilerleyen bu medeniyete ayak uyduramamaktadır. İnsan aklı maddi dünyayı değişikliğe uğratabilmiş, ona yeni şekiller verebilmiştir, ama insanın kendi iç dünyası onun kendi hakkında bildikleri , aynı oranda değişmemiştir. Bu nedenle maddi güç ile manevi güç arasında ortaya çıkan dengesizlik insanlığı yeni bir bunalıma sürüklemeye başlamıştır. Aklın,müsbet bilimin bulguları artık onun isteklerine tam olarak cevap verememektedir. Bu dönemin insanı bilimsel gelişmelere paralel olarak manevi arayışlar içindedir.  Gerçeküstücülük söz konusu tepkinin şiire yansımasıdır. Breton,  1924 yılında “gerçeküstücülüğün ilk manifestosunu yayımladı. Bu bildirgede ısrarla vurgulanan nokta insanın ruh yapısıdır. Andre Breton (aynı zamanda sinir ve ruh hastalıkları uzmanı)’a göre imgelem ruh dünyasının ana öğesi konumundadır. İnsan gerçek özgürlüğü İMGELEMİ sayesinde elde edecektir. Dolayısıyla toplumsal yapının koyduğu yasaklardan kaynaklanan tutsaklık duygusu aşılmış olacaktır.”  

     “Onlardan elde edilmeye çalışılan şeyi, kendimden elde etmeye,  yani tek başına elden geldiğince çabuk konuşmaya karar verdim. Konuşmanın bir konuşulmuş düşünce niteliği taşıması gerekti. Bu deneyler gerçeküstücülüğün ana özelliği olan “ruhi otomatizm” in ifade yöntemi olan “otomatik yazıyı” ortaya çıkarmıştır. Ana yöntem olan “otomatik yazı”nın yanı sıra başka alt anlatım yöntemleri de çıkarmıştır. Bunlar;

     1Mizah     2Harikuladecilik     3Düşsel anlatım     4Çılgınlık

“Gerçeküstücülüğün bu dört yöntemi kullanmadaki amacın,”insanı alabildiğine özgür ve doğal bir konuma yükseltmek biçiminde genel bir ifade ile özetlemek mümkündür.” 

     Gerçeküstücülük ile garip hareketi arasındaki ilişkilerin boyutları şöyle irdelenebilir. Oktay Rıfat ve Orhan Veli,  Andre Breton’un görüşlerinden oldukça etkilenmişlerdir. Özellikle Breton’un bildirgede söz ettiği arkadaşı Phillppe Soupault ile birlikte gerçekleştirdiği  “şiir yazma deneyi” onlara ilginç gelir. İki genç şair bu yöntemi kendi aralarında denemeye karar verirler. Otomatik yazının garip hareketindeki ilk ve tek denemesi olan “sürrealist oyunlardan” yazılmış olur. Gerçeküstücülüğün garip şiirindeki doğrudan yansımalarına gelince Orhan Veli’nin “sürrealistleri” okudukları ilk evreyi anarken “işte herkesin acayiplik telakki ettiği şiirleri o zaman yazdık” sözleri yukarıda anılan ortak diyalog şiirin yanında birkaç şiiri kapsar. Bu şiirlerden örnekler...

     Oktay Rıfat ile Orhan Veli,’nin birlikte yazdıkları

     AĞAÇ:  

     Elimi çok dallı bir ağaç gibi
     Tutarım gölün yüzüne
     Ve seyrederim bulutları...
     Bir deve gürültüler içinde koşar, koşarken
     Güneş doğmadan evvel varmak için
     Ufka... 

Bu şiirde gerçeküstücü nitelemesine en yakın öğe 4. dizedeki deve imgesidir. Ancak gürültüler içinde koşan deve aldatıcı şeklin  suda yansımasını gördüğü bulutlardır. “Karga” ve “Ellerimiz gibi” başlıklı ürünleri ise imgenin daha bütüncü bir anlayışla ele alındığı, Breton’un da vurgulamış olduğu mantığın egemenliğindeki olağan dilin öğeleriyle açıklanmasında güçlük çekilen metinlerdir. 

KARGA

Alışamadığım bir çiçek koklamak isterdim.
Lakin güle benzemesinden korkuyorum.
Beni neden eteğimden çekiyorsun karga?
Bunu mutlaka yapacağım.
Sen ömrün hercümercinde
Daima aydınlık ve güzelsin
Sana karga dokunamaz.
Bir bulut götürmeden başımı
Çabuk beni yıldızlara gömünüz!”

ELLERİMİZ GİBİ

Hayvanlar konuşmadıkları için
Kim bilir ne güzel düşünürler...
Tıpkı ellerimiz gibi...
Ah, okumaya başlamadan önce ,
Çiçeklere su vermek lazımdır... 

     Gerçeküstücülük akımı ile Garip hareketi arasında karşılaştırma konusu yapılacak bir başka husus da,  yazım işaretlerinin kullanılışına ilişkindir. Söz konusu akımın örneklerinde bilinç altını tüm saflığıyla şiire dönüştürebilmek amacıyla noktalama işaretleri kullanılmamıştır. Buna karşılık garip şiirinde bu işaretlere oldukça sık yer verilmektedir. Ancak Oktay Rıfat  yaşayıp ölmek,aşk ve avarelik üzerine şiirler adlı  kitabın 2. baskısında şiirlerin daha önceki baskıda yer alan tüm yazım işaretleri çıkarılmıştır.  

     Gerçeküstücülükteki bir başka teknik olan “düşsel anlatım” ardında ünlü psikiyatris S.Freud’un düşle ilgili çalışmaları vardır. Garip hareketi gerçeküstücülüğün oldukça etkilendiği Freud’un kurumları ile fazla ilgilenmemiştir. Garip şiirinde altyapısı bakımından Freud’un görüşlerini çağrıştıran bir örnek de vardır:  Orhan Veli’nin “İnsanlar II”  başlıklı şiiri….