An Gelir an gelir paldır küldür yıkılır bulutlar gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet o eski heyecan ölür an gelir biter muhabbet çalgılar susar heves kalmaz şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork çünkü fena kırmızıdır kan tutar / tutan ölür sokaklar kuşatılmış karakollar taranır yağmurda bir militan ölür
an gelir ömrünün hırsızıdır her ölen pişman ölür hep yanlış anlaşılmıştır hayalleri yasaklanmış an gelir şimşek yalar masmavi dehşetiyle siyaset meydanını direkler çatırdar yalnızlıktan sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır kaf dağı'nın ardındaki ne selam artık ne sabah kimseler bilmez nerdeler namlı masal sevdalıları evvel zaman içinde kalbur saman ölür kubbelerde uğuldar bâkî çeşmelerden akar sinan an gelir lâ ilâhe illallah kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek kim duysa / korkudan ölür tahrip gücü yüksek saatlı bir bombadır patlar an gelir attilâ ilhan ölürBİRAZ PARİS
Telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek birdenbire geldi beklemiyordum ....... akşamdı samanyolu patlamıştı bütün sacré coeur silme akordeon ilk yudumda ağlamaya başlamıştı şakakları ter içinde gece saat on kibrit aranıyor göğüs geçirerek bütün sevgilerinde yanılmıştı bir omzuna almış sanki gökyüzünü dudakları masmavi alsace lorrain yüzü cermenlerin en eski hüznü hölderlin bakıyor sisli gözlerinden ellerini şöyle okşayacak oldum duydum nabzının gök gürültüsünü adı yağmur mu güz akşamüstü mü uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar dalgalar vurdukça sarsılan mendirek gecesi kaydı mı nedense beni arar dilinde özürler bilerek bilmeyerek zenciler çaldı mı cazın hali başka çinlinin biri kendini siliyor oturduğu yerde içtikçe eksilerek ........ Özlem büyük korku epeyce şaka... SANA NE YAPTILAR O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin Seni görür görmez özgürlüğümden utandım Söyle ne içersin, çay mı kahve mi Çok değişmişsin birden tanıyamadım. Saçların uzundu, omuzlarına akardı Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın Gülerdin, içimize aylar doğardı Görünmez dağların arkasından Eski gülümsemeni beyhude aradım O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi Çok değişmişsin birden tanıyamadım. Bir çay içer misin, yoksa kahve mi Kibritim yok, demek cigaraya başladın Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var Böyle bir kız değildin sen eskiden Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar? Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi Çok değişmişsin birden tanıyamadım. ELDE VAR HÜZÜN söyleşir evvelce biz bu tenhalarda ziyade gülüşürdük pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının ne meseller söylerdi mercan köz nargileler zamanlar değişti ayrılık girdi araya hicrana düştük bugün ah nerde gençliğimiz sahilde savruluşları başıboş dalgaların yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller elde var hüzün o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması sırılsıklam âşık incesaz kadehlerin mehtaba kaldırılması adeta düğün hayat zamanda iz bırakmaz bir boşluğa düşersin bir boşluktan birikip yeniden sıçramak için elde var hüzün KARANTİNALI DESPİNA bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına çıktı mı deprem sanırdın 'kara kız' kantosuna titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia'dan ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından işgal altüst etti nasıl da izmir'de her şeyi öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi körfezde parıldayan yunan zırhlılarına karşı miralay zafiru'la ispilandit palas'ta sevişmeyi gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı demlendikçe yanlızlığı aydınlanıyor muammer bey olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması BEN SANA MECBURUM ben sana mecburum bilemezsin üdını mıh gibi aklımda tutuyorum büyüdükçe büyüyor gözlerin ben sana mecburum bilemezsin içimi seninle ısıtıyorum. ağaçlar sonbahara hazırlanıyor bu şehir o eski İstanbul mudur karanlıkta bulutlar parçalanıyor sokak lambaları birden yanıyor kaldırımlarda yağmur kokusu ben sana mecburum sen yoksun. sevmek kimi zaman rezilce korkuludur insan bir akşam üstü ansızın yorulur tutsak ustura ağzında yaşamaktan kimi zaman ellerini kırar tutkusu bir kaç hayat çıkarır yaşamasından hangi kapıyı çalsa kimi zaman arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor eski zamanlardan bir cuma çalıyor durup köşe başında deliksiz dinlesem sana kullanılmamış bir gök getirsem haftalar ellerimde ufalanıyor ne yapsam ne tutsam nereye gitsem ben sana mecburum sen yoksun. belki haziran da mavi benekli çocuksun ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor belki körsün kırılmışsın telaş içindesin kötü rüzgar saçlarını götürüyor ne vakit bir yaşamak düşünsem bu kurtlar sofrasında belki zor ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden ne vakit bir yaşamak düşünsem sus deyip adınla başlıyorum içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin hayır başka türlü olmayacak ben sana mecburum bilemezsin. YAĞMUR KAÇAĞI elimden tut yoksa düşeceğim yoksa bir bir yıldızlar düşecek eğer şairsem beni tanırsan yağmurdan korktuğumu bilirsen gözlerim aklına gelirse elimden tut yoksa düşeceğim yağmur beni götürecek yoksa beni geceleri bir çarpıntı duyarsan telâş telâş yağmurdan kaçıyorum sarayburnu'ndan geçiyorum akşamsa eylül'se ıslanmışsam beni görsen belki anlayamazsın içlenir gizli gizli ağlarsın eğer ben yalnızsam yanılmışsam elimden tut yoksa düşeceğim yağmur beni götürecek yoksa beni ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felaketim olurdu ağlardım ne vakit maçka'dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi bir rüzgar aklımı alırdı sessizce bir cigara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin bakardın üşürdüm içim ürperirdi felaketim olurdu ağlardım akşamlar bir roman gibi biterdi jezabel kan içinde yatardı limandan bir gemi giderdi sen kalkıp ona giderdin benzin mum gibi giderdin sabaha kadar kalırdın hayırsızın biriydi fikrimce güldü mü cenazeye benzerdi hele seni kollarına aldı mı felaketim olurdu ağlardım AYSEL GİT BAŞIMDAN aysel git başımdan ben sana göre değilim olümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan istemiyorum benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün dağıtır gecelerim sarışınlığını uykularımı uyusan nasıl korkarsın hiçbir dakikamı yaşayamazsın aysel git başımdan ben sana göre değilim benim için kirletme aydınlığını hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim Islığımı denesen hemen düşürürsün gözlerim hızlandırır tenhalığını yanlış şehirlere götürür trenlerim ya ölmek ustalığını kazanırsın ya korku biriktirmek yetisini acılarım iyice bol gelir sana sevincim bir türlü tutmaz sevincini aysel git başımdan ben sana göre değilim ümitsizliğimi olsun anlasana hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim sevindiğim anda sen üzülürsün sonbahar uğultusu duymamışsın ki içinden bir gemi kalkıp gitmemiş uzak yalnızlık limanlarına aykırı bir yolcuyum dünya geniş büyük bir kulak çınlıyor içimdeki çetrefil yolculuğum kesinleşmiş sakın başka bir şey getirme aklına aysel git başımdan ben sana göre değilim ölümüm birden olacak seziyorum hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim aysel git başımdan seni seviyorum
Başa Dön |
|
|
| | Cumhuriyet'te veda yazısı 'Her şey için teşekkür ederim!'
Attilâ İlhan, 12.09.2005 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, parantez açıp bir süreliğine okurundan izin istedi. 10.10. 2005 Pazartesi tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde ise İbrahim Yıldız, "Cumhuriyet'ten Okurlara" adlı köşesinde, İlhan'ın gazeteden ayrıldığının haberini verdi ve şöyle dedi: "Yazarımız Attilâ İlhan, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bundan böyle Cumhuriyet'teki yazılarına son verdi. Cumhuriyet adına İlhan'a bugüne dek verdiği destekten dolayı teşekkür ediyoruz. Sağlıklı günler dileğimizle, Attilâ İlhan'ın ayrılık gerekçesini kendi satırlarıyla okurlarımızla paylaşalım: "Bilmem söylemiş miydim, benim sicilimde bir enfarktüs sabıkası vardır; geçtiğimiz yayın döneminde, hekimlere bakarsan, aşırı çalışmadan, bazı arazı nüksetti, gazeteye mümkün mertebe aksettirmeden, iki defa 'yoğun bakım'da kızağa çekildim. Yeni yayın dönemine başlamadan, görüşlerine başvurduğum dört farklı hekimin dördü de, üzerimdeki yükü hafifletmemin bir 'sağlık mecburiyeti' olduğunu belirtti; dediklerine göre, iki yayınevi, bir gazete ve bir televizyondaki yoğun çalışmayı kaldıramazmışım. Cumhuriyet'teki yıllarım, meslek hayatımın en hareketli, en renkli, en bereketli yılları oldu. Her şey bilhassa tahammülünüz ve sabrınız için, hepinize teşekkür ederim."An gelir Attilâ İlhan ölür (12/10/2005)
Kalp krizi Türkiye büyük edebiyat ustalarından birini kaybetti. Şairliğinin yanı sıra roman, deneme ve senaryolarıyla da tanınan, sanattan politikaya kadar geniş bir alanda ilginç tartışmalara yol açan Attilâ İlhan, önceki gün saat 22.15 sıralarında Kanlıca'daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Tutuklu liseli Menemen'de 15 Haziran 1925'te doğan ünlü şair, ilk şiir kitabı 'Duvar'ı 1948'de yayımlamış, cezaevindeki Nâzım Hikmet dahil, dönemin ustalarından övgü almıştı. Attilâ İlhan, 16 yaşındayken Nâzım Hikmet şiirleri taşıdığı için tutuklanarak okuldan atılmıştı. Yarın defnediliyor Şiirleri kitlelerce benimsenen Attilâ İlhan yarın saat 10.00'da KanalTürk binası, saat 11.00'de de AKM Büyük Salon'daki törenlerle anılacak. Ünlü sanatçının naaşı, Teşvikiye Camii'nde öğle namazının ardından Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Ustalar üzgün: Bir dönem için idoldü Fazıl Hüsnü Dağlarca: Ölümü yazınımız için bir yitiktir. Adalet Ağaoğlu: Attilâ İlhan büyük şairlerimizdendir. Çok üzgünüm. Hilmi Yavuz: Attilâ İlhan ilk gençlik yıllarımızın hem şair hem de entelektüel olarak tek idolü idi. Doğan Hızlan: İyi şair, enteresan romancı, sivri dilli polemikçi... Ataol Behramoğlu: Türk şiiri en büyük ustalarından birini kaybetti. Küçük İskender: Çeşitli dönemlerimde kendime hoca olarak kabul ettiğim beş şairden biriydi. Oktay Akbal: Çağdaş edebiyattan birkaç kalıcı isimden biridir. İlhan Berk: Hep bir fenomendi. Selim İleri: Attilâ İlhan, çağdaş Türk edebiyatında bütünüyle bir devir, bir dönem, bir fırtınaydı http://www.radikal.com.tr/
Başa Dön Attila İlhan üzerine SELİM İleri gibi iyi bir romancımız, Attila İlhan'la mülakat yapınca "N**am ı diğer Kaptan: Atilla İlhan'ı Dinledim" adıyla çok güzel bir eser çıkıyor. (İş Bankası Kültür Yayınları.) Atilla İlhan'a, edebiyatçılığının yanında büyük bir kültür sentezcisi düşünür olarak çok saygı duyarım. İlhan "Atatürk, Mustafa Kemal, Ulu Önder" değil "Gazi" kavramını tercih eder. Çünkü İlhan'ın 'büyük sentez'in tarih**ı temsilcisi "Gazi"dir. Atatürk'e bildik klişelerin dışında, özgün bir bakış... Attila İlhan zihnindeki büyük sentezi Gazi'de somutlaştırmak için, Tek Parti döneminde eleştirdiği her şeyi İnönü'ye yükleyerek tarihi yeniden kurar! Türk musikisinin ve Osmanlı kültür mirasının reddedilmesini, "Yunan, Latin" özentili bir "alafrangalığa" gidilmesini "Batı ile ittifak imzalayan... diktatör İnönü'ye" yükler! (Sf. 271) "Batı ile hiç andlaşma yapmayan" Gazi ise, Dil ve Tarih Kurumları'nı kurarak "ulusallığı" seçmişti. (Sf. 251) Bu görüşe katılmıyorum. Atatürk'ün dil ve tarih tezlerinin amacı Osmanlı kültürünü, Türk musikisi araştırarak Attila İlhan'daki gibi bir sentez oluşturmak değildi. Bunlardan 'arınmış' bir kültür yaratmaktı. Bazı aşırılıkları da İnönü frenlemişti. * * * İLHAN'IN büyük yönü büyük bir kültür sentezi yapabilmiş olmasıdır. Milli Mücadele hatıralarıyla dolu, "Cumhuriyetçi, vatanperper" bir aile ocağı. Romanda ramazanlarda sahura kalkılıyor. Ve, "tadına sonradan vardım" dediği Osmanlı izleri... "Kasabanın içerisinde arklar vardı ve sular akardı. Suların yanına kavaklar dikmişler. Çok güzel camiler vardı. Bir tanesini Sinan yapmış." (Sf. 30) Faruk Nafiz'in, Mehmet Akif'in, Necip Fazıl'ın şiirleri... İstiklal Marşı'nı ezbere okuyan Attila'yı "Turancı" Nihal Atsız'ın kutlaması... Ve ille de Nazım Hikmet... Hem şiiriyle hem romantik komünizmiyle! Ve bir lise talebesinin komünist diye tutuklanması! (Sf. 41) Stalinci genç Attila Paris'tedir. Troçkistlerle ve komünist olmayan aydınlarla, dogmalara sığmayan olgularla tanışır. Mustafa Kemal'i sorarlar, bilmediğini fark eder!... İlhan'ı yoğuran zengin, zahmetli, yaratıcı yeni deneyimler! "Bir sürü şey çıkmaya başladı... Bunlar beni düşündürüyor... Okudukça bunları kavramaya başlıyorum..." (S1. 119) * * * HALBUKİ bizde 1940'larda, 50'lerde "aydınlar, hatta komünist aydınlar büyük ekseriyetle komprodor kültürüyle yetişmiş çocuklar, komprador komünistler..." (Sf. 99) TKP geleneğinde "her şey Moskava'ya bağlı." (Sf. 110) 1960'larda çıkan Sol Kemalist "Yön" dergisi; "okurken dehşet içinde kalıyorum. Dergide tartışılan konular 1930'lar marksiszminin tartıştığı konular." (Sf. 205) "Türk solunun bir türlü ayakları yere basar sol olmaması beni hep rahatsız etmiştir." (Sf. 215) Attila İlhan'ın "marksist metod"la yaptığı sol Kemalist sentez İslam, Osmanlı ve 'Türkçü' kültür mirasını da benimsiyor. (Sf. 271) Bu büyük sentezin küçük bir örneği: "Nazım'ın Şeyh Bedreddin Destanı'nda hem Divan hem de Halk şiirimizin mükemmel bir sentezi vardır." (Sf. 91) Kültür zenginliği ile tanışmak isteyen herkes, hele de Milli Eğitim'in 'ideokrat' efendileri, mutlaka bu eseri okumalıdır... t.akyol@milliyet.com.tr
Başa Dön Şair ve kurum olarak Attilâ İlhan Haluk Şahin (1614 kişi okudu) Dün kaybettiğimiz Attilâ İlhan çok yönlü ve çok boyutlu bir insandı. Şair, romancı senaryo yazarı, düşünür, gazete yazarı, polemikçi... Türkiye'nin kaybı da çok yönlü ve çok boyutludur. Bence kayıpların en büyüğü şair olarak Attilâ İlhan'dır. Bu elbette insan olarak Attilâ İlhan'dan ayrılamaz. Attilâ İlhan, şiirlerine ters düşmeyen özgün bir insan olarak yaşadı. Şair gibi yaşamış, şiirine yakışmış şairimiz o kadar azdır ki... Büyük şairler aslında bir kurumdurlar: Yaşadıkları dönemin gençlerinin duygusal eğitiminde çok önemli bir rol oynarlar. Kim kimi nasıl sevecek, nasıl terk edecek, nasıl efkârlanacak, nasıl başkaldıracak, nasıl yollara düşecek? En önemli şeyleri onlardan öğreniriz. Bizim kuşağımız hayata ve sevdaya dair pek çok şeyi onun şiirlerinden öğrendi. 'Ben sana mecburum', 'pia', 'emperyal oteli', 'yağmur kaçağı'... Neonların yanıp söndüğü karanlık sokakların o ıslak, 'arabesk' (Ece Ayhan) romantizmi çoğumuzun ruhuna işledi. Birazcık eşeleyecek olursanız, hâlâ oradadır. Bakıyorum, gençler de onun için benzer şeyler söylüyorlar. Demek ki, en azından yarım asır... Edebiyatımızda eğitici etkisi bu kadar uzun sürmüş bir başka şairimiz var mıdır, bilmiyorum. Şiiri yaşayacak, etkisi sürecektir. Düşünsel planda önemi, DoğuBatı gerilimini görüşlerinin merkezine yerleştirmesi ve özgün sentez ihtiyacını vurgulamasındadır. Bu sorunsal elbette tüm önemli düşünürlerimizin ana gündem maddesidir. Ancak, Attilâ İlhan'ın bu sorunsala yaklaşımı farklı ve şaşırtıcıydı: Aslında çok 'Batılı' yerlerden gelerek (pozitivizm, Marksizm) tercihini Doğu'dan yana kullanıyor, verdiği yanıtlardan çok, sorduğu sorularla dikkat çekiyordu. 'Hangi Batı?' sorusu sorulmaya devam edecektir. Kaybın kişisel yanı da var: Türkiye'nin fikir ve edebiyat dünyasına bulaşanların Attilâ İlhan gibi büyük bir isimden paylarına bir şey düşmemesi imkânsızdır... Onu ilk kez 1956 yılında Bursa Kız Enstitüsü'ndeki şiir matinesinde izleyicileri büyüleyen sarı fularlı genç şair olarak hatırlıyorum. Bence onun gibi şiir okuyan gelmedi. Yıllar sonra 'Attilâ Abi'miz oldu. 197576'da Ankara'da TRT'deyken sevgili Tarcan'la (Günenç) birlikte Tunalı Hilmi'ye kaçıp dergâhında geçirdiğimiz doyum olmaz saatler... Ufku genişti: McLuhan'dan ve Ivan Illich'ten konuştuğumuzu hatırlıyorum. Ve 1980 ve 90'lardaki İstanbul buluşmaları... TV'8 için seçim gezileri, televizyon programları... Ayrı mekânlar ve zamanlara rağmen hep aynı adamdı: Farklı olmaya önem veren, beliğ, kendine güvenli. Geriye anılar ve şiirler kaldı. Ve tabii, 'Elde var hüzün.' http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=166685
Başa Dön
An gelir Attilâ İlhan ölür...
50 yılı aşkın süredir edebiyat dünyamızda ayrı bir yeri olan Attilâ İlhan, 80 yaşında hayata veda etti. "An gelir / Attilâ İlhan ölür" demişti şair, bir de "Elde var hüzün..."
KÜLTÜR / SANAT SERVİSİ
Siir, roman, deneme, senaryo yazarı olarak edebiyat dünyamızda önemli bir yeri olan; edebiyat, dil, aydınlar, sosyalizm ve kadınlarla ilgili çıkışlarıyla hafızalara kazınan polemikler yaratan Attilâ İlhan, 80 yaşında kalp krizi sonucu hayata veda etti. 15 Haziran 1925 Menemen doğumlu olan Attilâ İlhan, bir röportajında kendi ölümünü nasıl düşündüğünü şöyle anlatmıştı: "Ölümden sonrasına inanmadığım için, ölüm son derece basit bir olay. Zaten bir enfarktüs geçirdim. Bir ikincisi gelecek ve beni alıp götürecek."
Gözaltına alınan ilk liseli Türkiye'de gözaltına alınan ilk lise öğrencisi olan Attilâ İlhan, "O işin prömiyeri bende. 16 yaşındaydım daha. (...) O olaydan sonra damgalı eşek gibi İzmir'de, Karşıyaka'da herkes bizi tanıdı" diye anlatıyor bu olayı. O sıralar İzmir Atatürk Lisesi'nde öğrenci olan İlhan, Türk Ceza Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davranma savıyla tutuklanıp okulundan uzaklaştırıldı. Daha sonra, Danıştay kararıyla öğrenim hakkı kazanarak İstanbul Işık Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakltesi'nde başladığı yükseköğrenimini yarıda bırakan İlhan, 19491965 yılları arasında aralıklı olarak 6 yıl Paris'te yaşamını sürdürdü. Asım Bezirci, Hasan Tanrıkut ve Orhan Müstecabi ile Gerçek gazetesinde çalışan İlhan, Sorbonne'da filmoloji kurslarına da devam etti. Türkiye'deki gazetecilik serüvenine sinema eleştirmeni olarak başlayan İlhan'ın 1951'de yazdığı 'Sokaktaki Adam' romanı, 15 yıl evli kaldığı Biket İlhan tarafından sinemaya uyarlandı.
Maviciler akımı Yeni Edebiyat, Yücel, Genç Nesil, Fikirler, Varlık, Aile, Yirminci Asır, Seçilmiş Hikâyeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost, Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat ve Sanat Olayı dergilerinde şiirleri yayımlanan İlhan, Mavi dergisinde Maviciler diye bilinen toplumsal gerçekçilik akımının sözcüsü oldu. Attilâ İlhan, Demokrat İzmir gazetesinde magazin servisi yöneticiliğinden gazete yöneticiliğine, 8 yıl süreyle çalıştı. CHP'nin yayın organı Ulus'ta yazarlık yaptı, ancak CHP'yi eleştiren yazıları nedeniyle buradaki görevine son verildi. 1973 1979 yılları arasında Bilgi Yayınları'nda editörlük görevini sürdürdü. İlhan, 2 Mart 1982 15 Kasım 1987 tarihleri arasında Milliyet gazetesinde "Doğrudan Doğruya" isimli köşesinde yazdı. Attilâ İlhan, 1996'dan 12 Eylül 2005'e kadar da Cumhuriyet gazetesinde "Söyleşi" isimli bir köşede yazıyordu. İlhan'ın vefatı dolayısıyla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Bülent Arınç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, mesaj yayımladı.
Edebiyat serüveni
1975 yılında TDK Şiir Ödülü'nü; aynı yıl "Sırtlan Payı" isimli romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü'nü alan Attilâ İlhan'ın ilk şiiri "Balıkçı Türküsü" 1941 yılında yayımlandı. İlk şiir kitabı "Duvar"da yer alan "Cabbaroğlu Mehemmed" şiiri ile 1946 CHP Şiir Yarışması'nda ikincilik ödülü aldı. İlhan'ın "Sisler Bulvarı", "Yağmur Kaçağı", "Ben Sana Mecburum", "Bela Çiçeği", "Yasak Sevişmek", "Tutuklunun Günlüğü", "Böyle Bir Sevmek", "Elde Var Hüzün", "Korkunun Krallığı", "Ayrılık Sevdaya Dahil" ve "Kimi Sevsem Sensin" isimli şiir kitapları; "Zenciler Birbirine Benzemez", "Kurtlar Sofrası", "Bıçağın Ucu", "Sırtlan Payı", "Yaraya Tuz Basmak", "Dersaadet'te Sabah Ezanları", "O Karanlıkta Biz", "Fena Halde Leman", "Haco Hanım Vay" ve "Allahın SüngüleriReis Paşa" isimli romanları ve "Yengecin Kıskacı" adlı bir öykü kitabı bulunuyor. Yazar çok sayıda deneme ve gezi kitabına da imza atmıştı.
Böyle Bir Sevmek (Ne Kadınlar Sevdim)
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir Azıcık okşasam sanki çocuktular Bıraksam korkudan gözleri sislenir
Ne kadınlar gördüm zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Hayır sanmayın ki beni unuttular
'Bunları da gördüm ya!..'
10 Ekim Pazartesi akşamı 22.00 sıralarında geçirdiği kalp kriziyle yaşamını kaybeden Attilâ İlhan, okurlarıyla son olarak 9 Ekim Pazar günü, 24. İstanbul Kitap Fuarı kapsamında Interexpo Salonu'nda yaptığı "Her Şeyi Biliyor muyuz?" başlıklı söyleşi sırasında bir araya geldi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın düzenlediği etkinlikte, bir metne bağlı olmadan irticalen konuşan Attilâ İlhan, Türk halkının aydınlar tarafından bir nevi dışlandığına, aydınların halkı anlamadığına dikkat çekti ve aydınların milli sentezi yapamadığını belirtti. Bu iddiasına kanıt olarak da, okuma yazma oranı yüzde 80 olan 72 milyonluk Türkiye'de, gazetelerin toplam satışının 4.5 milyon olmasını gösterdi. Asistanı Belgin Sarmaşık'ın verdiği bilgiye göre, 1000 kadar kişi tarafından dinlenen ve ayakta alkışlanan Attilâ İlhan, yaptığı konuşmadan sonra, "Bunları da gördüm ya... Ben çok şanslıyım" dedi. İlhan'ın son dakikalarında yanında bulunan Belgin Sarmaşık, Attilâ İlhan'ın 10 Ekim günü, akşamüstü eve geldiğinde yorgun olduğunu söyleyerek bir süre dinlenmeye çekildiğini, ardından birlikte uzun uzun sohbet ettiklerini, ölümünün çok ani olduğunu kaydetti. Yarın saat 10.00'da Kanal Türk binasında ve 11.00'de AKM Büyük Salon'da Attilâ İlhan için birer tören yapılacak. İlhan'ın cenazesi tören sonrası 13.00'te Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Aşiyan Mezarlığı'nda defnedilecek. Başa Dön Fırtına gibi bir adamdı
Biket İlhan (Attilâ İlhan'ın eski eşi, senarist): Çok kötü oldum. Aklımı toplayabilmiş değilim. Çok önemli bir kayıp. Ayrılmıştık ama dostluğumuz yıllar boyu sürdü. Televizyonda kendisi hakkında yapılan konuşmaları dinliyorum, herkes yerinin doldurulamayacağını söylüyor. Gerçekten de yeri doldurulmayacak, gerçek bir aydındı. Fazıl Hüsnü Dağlarca (Şair): Attilâ İlhan'ı eski gibi severdim. Bir gün yeni olan, kimi gün kendisi olmayan, kimi gün yıllarca görmediğimiz, kimi gün aykırı, kimi gün eski yüzünü saklayamayan, kimi gün abartılmış, kimi gün unutulmuş biri gibi görürdüm. Şimdi yalnız ölümün kendisi gibi görüyorum. Ne desem boş. Yok olur biri, gazetelerde birkaç gün yaşar biri. Gülten Akın (Şair): Fırtına gibi bir adamdı. Çok kendine özgü bir şair ve yazardı. Önemliydi ve değerliydi. Çok üzüldüm. Pınar Kür (Yazar): Attilâ İlhan benim hem çok sevdiğim bir yazar hem kişi olarak dostumdur. İlk kitabımın yayımlanmasına önayak olmuştu. Söylemek istediğim çok şey var aslında ama şu an çok üzgünüm. Çetin Altan (Yazar): Yazarlarımızın ve şairlerimizin ölümlerinden sonra kıymete binmeleri çok acı. Tomris Uyar 2 yıl hastanede yattı, kimsenin umurunda olmadı. Ama ölünce haber değeri kazandı maalesef. Attilâ, Beş Hececiler, Garip gibi şiir akımlarının dışında, kendi özgün tarzını yaratabilmiş bir şairdi. Türkiye'de koltuklarıyla değil kalemleriyle önemli olan insanların değeri hâlâ anlaşılamadı. O, kalemiyle önemli olan insanlardan biriydi. Bizim neslimiz gitgide kayboluyor Türkiye'de; Attilâ'nın ölümüyle daha bir eksildik. İlhan Berk (Şair): İlhan benim gözümde her alanda ve Türk edebiyatında bir fenomendi. Ona her zaman şaşırarak bakmıştım. Bu düşüncem hep de sürecektir kanısındayım. Tahsin Yücel (Yazar, eleştirmen): Üzgünüm. Kendisiyle birtakım tartışmalarımız olmuştu. Daha doğrusu ben onun dil konusundaki düşüncelerini epeyce eleştirmiştim. Paylaşılması zor, kendine özgü düşünceler ileri sürerdi sık sık. Ama şunu söyleyebiliriz: Attilâ İlhan'ı belki de dönemlerine göre değerlendirmek gerekir. İlhan, bizim gençlik yıllarımızda gerçekten şiirimize yeni bir duyarlılık getiren bir ozandı. "Abbas Yolcu" adlı kitabında yer alan yolculuk yazıları şiir tadındaydı. Bu tadı bazı romanlarında da buluruz. Son döneminde bugünkü kuşaklarca kullanılmayan, kendisinin de ilk dönem yapıtlarında kullanmadığı eski bir dil kullanıyordu. Cumhuriyet ve Atatürk devrimleri konusunda da genellikle paylaşmadığımız, kendisine özgü düşünceleri vardı. Füruzan (Yazar): Attilâ İlhan bütün hayatı boyunca savunduğu, ülkesi için iyi olduğuna inandığı bilgilerini okurlarıyla korkusuzca paylaştı, dolu ve iyi bir hayat yaşadı bence. Çok iyi bir şairdi. Çok iyi bir yazardı. Değerli bir edebiyat adamımızı yitirdik. Ama onun verimli bir ömür yaşadığını düşündüğümde, ki ben bunun böyle olduğuna inanıyorum, bu ölüm için üzülüyorum. Böylesi bir hayatın alkışlanması gerektiği kanısındayım.
Başa Dön SEN BENİM HİÇBİR ŞEYİMSİN Sen benim hiçbir şeyimsin Yazdıklarımdan çok daha az Hiç kimse misin bilmem ki nesin Lüzumundan fazla beyaz Sen benim hiçbir şeyimsin Varlığın yokluğun anlaşılmaz Galiba eski liman üzerindesin Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak Dudaklarınla cama çizdiğin En fazla sonbahar otellerinde Üniversiteli bir kız uykusu bulmak Yalnızlığı öldüresiye çirkin Sabaha karşı öldüresiye korkak Kulağı çabucak telefon zillerinde Sen benim hiçbir şeyimsin Hiçbir sevişmek yaşamışlığım Henüz boş bir roman sahifesinde Hiç kimse misin bilmem ki nesin Ne çok çığlıkların silemediği Zaten yok bir tren penceresinde Sen benim hiçbir şeyimsin Yabancı bir şarkı gibi yarım Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak Hiç kimse misin bilmem ki nesin Uykumun arasında çağırdığım Çocukluk sesimle ağlayarak Sen benim hiçbir şeyimsin Başa Dön | ADIM SONBAHAR nasıl iş bu her yanına çiçek yağmış erik ağacının ışık içinde yüzüyor neresinden baksan gözlerin kamaşır oysa ben akşam olmuşum yapraklarım dökülüyor usul usul adım sonbahar ASKIDA YAŞAMAK boynuna o yeşil fuları sarma çocuk gece trenlerine binme kaybolursun sokaklarda mızıka çalma çocuk vurulursun |
|