An Gelir
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür
şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
lâ ilâhe illallah
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
tahrip gücü yüksek
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
BİRAZ PARİS
Telefonlarla geldi telaşlı ve ürkek
birdenbire geldi beklemiyordum
.......
akşamdı samanyolu patlamıştı
bütün sacré coeur silme akordeon
ilk yudumda ağlamaya başlamıştı
şakakları ter içinde gece saat on
kibrit aranıyor göğüs geçirerek
bütün sevgilerinde yanılmıştı
bir omzuna almış sanki gökyüzünü
dudakları masmavi alsace lorrain
yüzü cermenlerin en eski hüznü
hölderlin bakıyor sisli gözlerinden
ellerini şöyle okşayacak oldum
duydum nabzının gök gürültüsünü
adı yağmur mu güz akşamüstü mü
uzak bir panayırda ip atlayan çocuklar
dalgalar vurdukça sarsılan mendirek
gecesi kaydı mı nedense beni arar
dilinde özürler bilerek bilmeyerek
zenciler çaldı mı cazın hali başka
çinlinin biri kendini siliyor
oturduğu yerde içtikçe eksilerek
........
Özlem büyük korku epeyce şaka...
SANA NE YAPTILAR
O sabah mı çıkmıştın, bir
gün önce mi
Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Saçların uzundu,
omuzlarına akardı
Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
Gülerdin, içimize aylar doğardı
Görünmez dağların arkasından
Eski gülümsemeni beyhude aradım
O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
Bir çay içer misin, yoksa
kahve mi
Kibritim yok, demek cigaraya başladın
Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
Böyle bir kız değildin sen eskiden
Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
Çok değişmişsin birden tanıyamadım.
ELDE VAR HÜZÜN
söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylerdi mercan köz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrâyin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam âşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün
KARANTİNALI DESPİNA
bir gül takıp da sevdalı
her gece saçlarına
çıktı mı deprem sanırdın 'kara kız' kantosuna
titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
muammer bey'in gözdesi karantina'lı despina
çapkın gülüşü şöyle
faytona binişi kordelia'dan
ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey'i
ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından
işgal altüst etti nasıl da
izmir'de her şeyi
öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
körfezde parıldayan yunan zırhlılarına karşı
miralay zafiru'la ispilandit palas'ta sevişmeyi
gemi sinyallerinin gece
bahçelere yansıması
havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
demlendikçe yanlızlığı aydınlanıyor muammer bey
olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması
BEN SANA MECBURUM
ben sana mecburum
bilemezsin
üdını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum.
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski İstanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun.
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun.
belki haziran da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
kötü rüzgar saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin.
YAĞMUR
KAÇAĞI
elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
ÜÇÜNCÜ
ŞAHSIN ŞİİRİ
gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu ağlardım
ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgar aklımı alırdı
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım
akşamlar bir roman gibi
biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım
AYSEL GİT BAŞIMDAN
aysel git başımdan ben sana göre değilim
olümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum
benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın
hiçbir dakikamı yaşayamazsın
aysel git başımdan ben sana göre değilim
benim için kirletme aydınlığını
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen
düşürürsün
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim
ya ölmek ustalığını kazanırsın
ya korku biriktirmek yetisini
acılarım iyice bol gelir sana
sevincim bir türlü tutmaz sevincini
aysel git başımdan ben sana göre değilim
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
sevindiğim anda sen
üzülürsün
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş
uzak yalnızlık limanlarına
aykırı bir yolcuyum dünya geniş
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
sakın başka bir şey getirme aklına
aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan seni seviyorum
Başa Dön
|
|
|
|
|
Cumhuriyet'te veda yazısı
'Her şey için teşekkür ederim!'
Attilâ İlhan, 12.09.2005 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde,
parantez açıp bir süreliğine okurundan izin istedi.
10.10. 2005 Pazartesi tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde ise İbrahim
Yıldız, "Cumhuriyet'ten Okurlara" adlı köşesinde, İlhan'ın gazeteden
ayrıldığının haberini verdi ve şöyle dedi:
"Yazarımız Attilâ İlhan, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle bundan
böyle Cumhuriyet'teki yazılarına son verdi. Cumhuriyet adına İlhan'a
bugüne dek verdiği destekten dolayı teşekkür ediyoruz. Sağlıklı
günler dileğimizle, Attilâ İlhan'ın ayrılık gerekçesini kendi
satırlarıyla okurlarımızla paylaşalım:
"Bilmem söylemiş miydim, benim sicilimde bir enfarktüs sabıkası
vardır; geçtiğimiz yayın döneminde, hekimlere bakarsan, aşırı
çalışmadan, bazı arazı nüksetti, gazeteye mümkün mertebe
aksettirmeden, iki defa 'yoğun bakım'da kızağa çekildim.
Yeni yayın dönemine başlamadan, görüşlerine başvurduğum dört farklı
hekimin dördü de, üzerimdeki yükü hafifletmemin bir 'sağlık
mecburiyeti' olduğunu belirtti; dediklerine göre, iki yayınevi, bir
gazete ve bir televizyondaki yoğun çalışmayı kaldıramazmışım.
Cumhuriyet'teki yıllarım, meslek hayatımın en hareketli, en renkli,
en bereketli yılları oldu. Her şey bilhassa tahammülünüz ve
sabrınız için, hepinize teşekkür ederim."
An
gelir Attilâ İlhan ölür (12/10/2005)
Kalp krizi Türkiye büyük edebiyat
ustalarından birini kaybetti. Şairliğinin yanı sıra roman, deneme ve
senaryolarıyla da tanınan, sanattan politikaya kadar geniş bir
alanda ilginç tartışmalara yol açan Attilâ İlhan, önceki gün saat
22.15 sıralarında Kanlıca'daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu
yaşamını yitirdi.
Tutuklu liseli Menemen'de 15 Haziran 1925'te
doğan ünlü şair, ilk şiir kitabı 'Duvar'ı 1948'de yayımlamış,
cezaevindeki Nâzım Hikmet dahil, dönemin ustalarından övgü almıştı.
Attilâ İlhan, 16 yaşındayken Nâzım Hikmet şiirleri taşıdığı için
tutuklanarak okuldan atılmıştı.
Yarın defnediliyor Şiirleri kitlelerce
benimsenen Attilâ İlhan yarın saat 10.00'da KanalTürk binası, saat
11.00'de de AKM Büyük Salon'daki törenlerle anılacak. Ünlü
sanatçının naaşı, Teşvikiye Camii'nde öğle namazının ardından Aşiyan
Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
Ustalar üzgün: Bir dönem için idoldü Fazıl
Hüsnü Dağlarca: Ölümü yazınımız için bir
yitiktir. Adalet Ağaoğlu: Attilâ İlhan büyük
şairlerimizdendir. Çok üzgünüm. Hilmi Yavuz: Attilâ İlhan ilk
gençlik yıllarımızın hem şair hem de entelektüel olarak tek idolü
idi. Doğan Hızlan: İyi şair, enteresan romancı, sivri dilli
polemikçi... Ataol Behramoğlu: Türk şiiri en büyük
ustalarından birini kaybetti. Küçük İskender: Çeşitli
dönemlerimde kendime hoca olarak kabul ettiğim beş şairden biriydi.
Oktay Akbal: Çağdaş edebiyattan birkaç kalıcı isimden
biridir. İlhan Berk: Hep bir fenomendi. Selim İleri:
Attilâ İlhan, çağdaş Türk edebiyatında bütünüyle bir devir, bir
dönem, bir fırtınaydı
http://www.radikal.com.tr/
Başa Dön
Attila İlhan üzerine
SELİM
İleri gibi iyi bir romancımız, Attila İlhan'la
mülakat yapınca "N**am ı diğer Kaptan: Atilla İlhan'ı Dinledim"
adıyla çok güzel bir eser çıkıyor. (İş Bankası Kültür
Yayınları.)
Atilla İlhan'a, edebiyatçılığının yanında büyük bir kültür
sentezcisi düşünür olarak çok saygı duyarım.
İlhan "Atatürk, Mustafa Kemal, Ulu Önder" değil
"Gazi" kavramını tercih eder. Çünkü İlhan'ın 'büyük sentez'in
tarih**ı temsilcisi "Gazi"dir. Atatürk'e bildik klişelerin
dışında, özgün bir bakış...
Attila İlhan zihnindeki büyük sentezi Gazi'de somutlaştırmak
için, Tek Parti döneminde eleştirdiği her şeyi İnönü'ye yükleyerek
tarihi yeniden kurar! Türk musikisinin ve Osmanlı kültür mirasının
reddedilmesini, "Yunan, Latin" özentili bir
"alafrangalığa" gidilmesini "Batı ile ittifak imzalayan...
diktatör İnönü'ye" yükler! (Sf. 271)
"Batı ile hiç andlaşma yapmayan" Gazi ise, Dil ve Tarih
Kurumları'nı kurarak "ulusallığı" seçmişti. (Sf. 251)
Bu görüşe katılmıyorum. Atatürk'ün dil ve tarih tezlerinin
amacı Osmanlı kültürünü, Türk musikisi araştırarak Attila İlhan'daki
gibi bir sentez oluşturmak değildi. Bunlardan 'arınmış' bir kültür
yaratmaktı. Bazı aşırılıkları da İnönü frenlemişti.
* * *
İLHAN'IN büyük yönü büyük bir kültür sentezi yapabilmiş
olmasıdır.
Milli Mücadele hatıralarıyla dolu, "Cumhuriyetçi,
vatanperper" bir aile ocağı. Romanda ramazanlarda sahura
kalkılıyor. Ve, "tadına sonradan vardım" dediği Osmanlı
izleri...
"Kasabanın içerisinde arklar vardı ve sular akardı. Suların
yanına kavaklar dikmişler. Çok güzel camiler vardı. Bir tanesini
Sinan yapmış." (Sf. 30)
Faruk Nafiz'in, Mehmet Akif'in, Necip Fazıl'ın şiirleri...
İstiklal Marşı'nı ezbere okuyan Attila'yı "Turancı" Nihal
Atsız'ın kutlaması...
Ve ille de Nazım Hikmet... Hem şiiriyle hem romantik
komünizmiyle! Ve bir lise talebesinin komünist diye tutuklanması!
(Sf. 41)
Stalinci genç Attila Paris'tedir. Troçkistlerle ve komünist
olmayan aydınlarla, dogmalara sığmayan olgularla tanışır. Mustafa
Kemal'i sorarlar, bilmediğini fark eder!...
İlhan'ı yoğuran zengin, zahmetli, yaratıcı yeni deneyimler!
"Bir sürü şey çıkmaya başladı... Bunlar beni düşündürüyor...
Okudukça bunları kavramaya başlıyorum..." (S1. 119)
* * *
HALBUKİ bizde 1940'larda, 50'lerde "aydınlar, hatta
komünist aydınlar büyük ekseriyetle komprodor kültürüyle yetişmiş
çocuklar, komprador komünistler..." (Sf. 99)
TKP geleneğinde "her şey Moskava'ya bağlı." (Sf. 110)
1960'larda çıkan Sol Kemalist "Yön" dergisi;
"okurken dehşet içinde kalıyorum. Dergide tartışılan
konular 1930'lar marksiszminin tartıştığı konular." (Sf. 205)
"Türk solunun bir türlü ayakları yere basar sol olmaması beni
hep rahatsız etmiştir." (Sf. 215)
Attila İlhan'ın "marksist metod"la yaptığı sol Kemalist sentez
İslam, Osmanlı ve 'Türkçü' kültür mirasını da benimsiyor. (Sf. 271)
Bu büyük sentezin küçük bir örneği: "Nazım'ın Şeyh Bedreddin
Destanı'nda hem Divan hem de Halk şiirimizin mükemmel bir sentezi
vardır." (Sf. 91)
Kültür zenginliği ile tanışmak isteyen herkes, hele de Milli
Eğitim'in 'ideokrat' efendileri, mutlaka bu eseri okumalıdır...
t.akyol@milliyet.com.tr
Başa Dön
Şair
ve kurum olarak Attilâ İlhan
Haluk Şahin
(1614 kişi okudu)
Dün kaybettiğimiz Attilâ İlhan çok yönlü ve çok boyutlu bir
insandı. Şair, romancı senaryo yazarı, düşünür, gazete yazarı,
polemikçi... Türkiye'nin kaybı da çok yönlü ve çok boyutludur.
Bence kayıpların en büyüğü şair olarak Attilâ İlhan'dır. Bu elbette
insan olarak Attilâ İlhan'dan ayrılamaz. Attilâ İlhan, şiirlerine
ters düşmeyen özgün bir insan olarak yaşadı. Şair gibi yaşamış,
şiirine yakışmış şairimiz o kadar azdır ki...
Büyük şairler aslında bir kurumdurlar: Yaşadıkları dönemin
gençlerinin duygusal eğitiminde çok önemli bir rol oynarlar. Kim
kimi nasıl sevecek, nasıl terk edecek, nasıl efkârlanacak, nasıl
başkaldıracak, nasıl yollara düşecek? En önemli şeyleri onlardan
öğreniriz.
Bizim kuşağımız hayata ve sevdaya dair pek çok şeyi onun
şiirlerinden öğrendi. 'Ben sana mecburum', 'pia', 'emperyal oteli',
'yağmur kaçağı'... Neonların yanıp söndüğü karanlık sokakların o
ıslak, 'arabesk' (Ece Ayhan) romantizmi çoğumuzun ruhuna işledi.
Birazcık eşeleyecek olursanız, hâlâ oradadır.
Bakıyorum, gençler de onun için benzer şeyler söylüyorlar. Demek ki,
en azından yarım asır... Edebiyatımızda eğitici etkisi bu kadar uzun
sürmüş bir başka şairimiz var mıdır, bilmiyorum.
Şiiri yaşayacak, etkisi sürecektir.
Düşünsel planda önemi, DoğuBatı gerilimini görüşlerinin merkezine
yerleştirmesi ve özgün sentez ihtiyacını vurgulamasındadır. Bu
sorunsal elbette tüm önemli düşünürlerimizin ana gündem maddesidir.
Ancak, Attilâ İlhan'ın bu sorunsala yaklaşımı farklı ve
şaşırtıcıydı: Aslında çok 'Batılı' yerlerden gelerek (pozitivizm,
Marksizm) tercihini Doğu'dan yana kullanıyor, verdiği yanıtlardan
çok, sorduğu sorularla dikkat çekiyordu.
'Hangi Batı?' sorusu sorulmaya devam edecektir.
Kaybın kişisel yanı da var: Türkiye'nin fikir ve edebiyat dünyasına
bulaşanların Attilâ İlhan gibi büyük bir isimden paylarına bir şey
düşmemesi imkânsızdır...
Onu ilk kez 1956 yılında Bursa Kız Enstitüsü'ndeki şiir matinesinde
izleyicileri büyüleyen sarı fularlı genç şair olarak hatırlıyorum.
Bence onun gibi şiir okuyan gelmedi. Yıllar sonra 'Attilâ Abi'miz
oldu. 197576'da Ankara'da TRT'deyken sevgili Tarcan'la (Günenç)
birlikte Tunalı Hilmi'ye kaçıp dergâhında geçirdiğimiz doyum olmaz
saatler... Ufku genişti: McLuhan'dan ve Ivan Illich'ten
konuştuğumuzu hatırlıyorum. Ve 1980 ve 90'lardaki İstanbul
buluşmaları... TV'8 için seçim gezileri, televizyon programları...
Ayrı mekânlar ve zamanlara rağmen hep aynı adamdı: Farklı olmaya
önem veren, beliğ, kendine güvenli.
Geriye anılar ve şiirler kaldı. Ve tabii, 'Elde var hüzün.'
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=166685
Başa Dön
An gelir Attilâ İlhan ölür...
50 yılı aşkın süredir edebiyat dünyamızda ayrı bir yeri olan
Attilâ İlhan, 80 yaşında hayata veda etti. "An gelir / Attilâ İlhan
ölür" demişti şair, bir de "Elde var hüzün..."
KÜLTÜR / SANAT SERVİSİ
Siir, roman, deneme, senaryo yazarı olarak edebiyat dünyamızda
önemli bir yeri olan; edebiyat, dil, aydınlar, sosyalizm ve
kadınlarla ilgili çıkışlarıyla hafızalara kazınan polemikler yaratan
Attilâ İlhan, 80 yaşında kalp krizi sonucu hayata veda etti. 15
Haziran 1925 Menemen doğumlu olan Attilâ İlhan, bir röportajında
kendi ölümünü nasıl düşündüğünü şöyle anlatmıştı: "Ölümden sonrasına
inanmadığım için, ölüm son derece basit bir olay. Zaten bir
enfarktüs geçirdim. Bir ikincisi gelecek ve beni alıp götürecek."
Gözaltına alınan ilk liseli
Türkiye'de gözaltına alınan ilk lise öğrencisi olan Attilâ İlhan, "O
işin prömiyeri bende. 16 yaşındaydım daha. (...) O olaydan sonra
damgalı eşek gibi İzmir'de, Karşıyaka'da herkes bizi tanıdı" diye
anlatıyor bu olayı.
O sıralar İzmir Atatürk Lisesi'nde öğrenci olan İlhan, Türk Ceza
Kanunu'nun 141. maddesine aykırı davranma savıyla tutuklanıp
okulundan uzaklaştırıldı. Daha sonra, Danıştay kararıyla öğrenim
hakkı kazanarak İstanbul Işık Lisesi'ni bitirdi. İstanbul
Üniversitesi Hukuk Fakltesi'nde başladığı yükseköğrenimini yarıda
bırakan İlhan, 19491965 yılları arasında aralıklı olarak 6 yıl
Paris'te yaşamını sürdürdü.
Asım Bezirci, Hasan Tanrıkut ve Orhan Müstecabi ile Gerçek
gazetesinde çalışan İlhan, Sorbonne'da filmoloji kurslarına da devam
etti. Türkiye'deki gazetecilik serüvenine sinema eleştirmeni olarak
başlayan İlhan'ın 1951'de yazdığı 'Sokaktaki Adam' romanı, 15 yıl
evli kaldığı Biket İlhan tarafından sinemaya uyarlandı.
Maviciler akımı
Yeni Edebiyat, Yücel, Genç Nesil, Fikirler, Varlık, Aile, Yirminci
Asır, Seçilmiş Hikâyeler, Kaynak, Ufuklar, Mavi, Yeditepe, Dost,
Yelken, Ataç, Yön, Milliyet Sanat ve Sanat Olayı dergilerinde
şiirleri yayımlanan İlhan, Mavi dergisinde Maviciler diye bilinen
toplumsal gerçekçilik akımının sözcüsü oldu.
Attilâ İlhan, Demokrat İzmir gazetesinde magazin servisi
yöneticiliğinden gazete yöneticiliğine, 8 yıl süreyle çalıştı.
CHP'nin yayın organı Ulus'ta yazarlık yaptı, ancak CHP'yi eleştiren
yazıları nedeniyle buradaki görevine son verildi. 1973 1979
yılları arasında Bilgi Yayınları'nda editörlük görevini sürdürdü.
İlhan, 2 Mart 1982 15 Kasım 1987 tarihleri arasında Milliyet
gazetesinde "Doğrudan Doğruya" isimli köşesinde yazdı. Attilâ İlhan,
1996'dan 12 Eylül 2005'e kadar da Cumhuriyet gazetesinde "Söyleşi"
isimli bir köşede yazıyordu.
İlhan'ın vefatı dolayısıyla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Bülent Arınç, CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, ANAP Genel
Başkanı Erkan Mumcu, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, mesaj
yayımladı.
Edebiyat serüveni
1975 yılında TDK Şiir Ödülü'nü; aynı yıl "Sırtlan Payı" isimli
romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü'nü alan Attilâ İlhan'ın ilk şiiri
"Balıkçı Türküsü" 1941 yılında yayımlandı. İlk şiir kitabı "Duvar"da
yer alan "Cabbaroğlu Mehemmed" şiiri ile 1946 CHP Şiir Yarışması'nda
ikincilik ödülü aldı. İlhan'ın "Sisler Bulvarı", "Yağmur Kaçağı",
"Ben Sana Mecburum", "Bela Çiçeği", "Yasak Sevişmek", "Tutuklunun
Günlüğü", "Böyle Bir Sevmek", "Elde Var Hüzün", "Korkunun Krallığı",
"Ayrılık Sevdaya Dahil" ve "Kimi Sevsem Sensin" isimli şiir
kitapları; "Zenciler Birbirine Benzemez", "Kurtlar Sofrası",
"Bıçağın Ucu", "Sırtlan Payı", "Yaraya Tuz Basmak", "Dersaadet'te
Sabah Ezanları", "O Karanlıkta Biz", "Fena Halde Leman", "Haco Hanım
Vay" ve "Allahın SüngüleriReis Paşa" isimli romanları ve "Yengecin
Kıskacı" adlı bir öykü kitabı bulunuyor. Yazar çok sayıda deneme ve
gezi kitabına da imza atmıştı.
Böyle Bir Sevmek (Ne Kadınlar Sevdim)
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Bıraksam korkudan gözleri sislenir
Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir
Hayır sanmayın ki beni unuttular
'Bunları da gördüm ya!..'
10 Ekim Pazartesi akşamı 22.00 sıralarında geçirdiği kalp kriziyle
yaşamını kaybeden Attilâ İlhan, okurlarıyla son olarak 9 Ekim Pazar
günü, 24. İstanbul Kitap Fuarı kapsamında Interexpo Salonu'nda
yaptığı "Her Şeyi Biliyor muyuz?" başlıklı söyleşi sırasında bir
araya geldi.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın düzenlediği etkinlikte, bir
metne bağlı olmadan irticalen konuşan Attilâ İlhan, Türk halkının
aydınlar tarafından bir nevi dışlandığına, aydınların halkı
anlamadığına dikkat çekti ve aydınların milli sentezi yapamadığını
belirtti. Bu iddiasına kanıt olarak da, okuma yazma oranı yüzde 80
olan 72 milyonluk Türkiye'de, gazetelerin toplam satışının 4.5
milyon olmasını gösterdi.
Asistanı Belgin Sarmaşık'ın verdiği bilgiye göre, 1000 kadar kişi
tarafından dinlenen ve ayakta alkışlanan Attilâ İlhan, yaptığı
konuşmadan sonra, "Bunları da gördüm ya... Ben çok şanslıyım" dedi.
İlhan'ın son dakikalarında yanında bulunan Belgin Sarmaşık, Attilâ
İlhan'ın 10 Ekim günü, akşamüstü eve geldiğinde yorgun olduğunu
söyleyerek bir süre dinlenmeye çekildiğini, ardından birlikte uzun
uzun sohbet ettiklerini, ölümünün çok ani olduğunu kaydetti.
Yarın saat 10.00'da Kanal Türk binasında ve 11.00'de AKM Büyük
Salon'da Attilâ İlhan için birer tören yapılacak. İlhan'ın cenazesi
tören sonrası 13.00'te Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazının
ardından Aşiyan Mezarlığı'nda defnedilecek.
Başa Dön
Fırtına gibi bir adamdı
Biket İlhan (Attilâ İlhan'ın eski eşi, senarist): Çok kötü
oldum. Aklımı toplayabilmiş değilim. Çok önemli bir kayıp.
Ayrılmıştık ama dostluğumuz yıllar boyu sürdü. Televizyonda kendisi
hakkında yapılan konuşmaları dinliyorum, herkes yerinin
doldurulamayacağını söylüyor. Gerçekten de yeri doldurulmayacak,
gerçek bir aydındı.
Fazıl Hüsnü Dağlarca (Şair): Attilâ İlhan'ı eski gibi
severdim. Bir gün yeni olan, kimi gün kendisi olmayan, kimi gün
yıllarca görmediğimiz, kimi gün aykırı, kimi gün eski yüzünü
saklayamayan, kimi gün abartılmış, kimi gün unutulmuş biri gibi
görürdüm. Şimdi yalnız ölümün kendisi gibi görüyorum. Ne desem boş.
Yok olur biri, gazetelerde birkaç gün yaşar biri.
Gülten Akın (Şair): Fırtına gibi bir adamdı. Çok kendine özgü
bir şair ve yazardı. Önemliydi ve değerliydi. Çok üzüldüm.
Pınar Kür (Yazar): Attilâ İlhan benim hem çok sevdiğim bir
yazar hem kişi olarak dostumdur. İlk kitabımın yayımlanmasına önayak
olmuştu. Söylemek istediğim çok şey var aslında ama şu an çok
üzgünüm.
Çetin Altan (Yazar): Yazarlarımızın ve şairlerimizin
ölümlerinden sonra kıymete binmeleri çok acı. Tomris Uyar 2 yıl
hastanede yattı, kimsenin umurunda olmadı. Ama ölünce haber değeri
kazandı maalesef. Attilâ, Beş Hececiler, Garip gibi şiir akımlarının
dışında, kendi özgün tarzını yaratabilmiş bir şairdi. Türkiye'de
koltuklarıyla değil kalemleriyle önemli olan insanların değeri hâlâ
anlaşılamadı. O, kalemiyle önemli olan insanlardan biriydi. Bizim
neslimiz gitgide kayboluyor Türkiye'de; Attilâ'nın ölümüyle daha bir
eksildik.
İlhan Berk (Şair): İlhan benim gözümde her alanda ve Türk
edebiyatında bir fenomendi. Ona her zaman şaşırarak bakmıştım. Bu
düşüncem hep de sürecektir kanısındayım.
Tahsin Yücel (Yazar, eleştirmen): Üzgünüm. Kendisiyle
birtakım tartışmalarımız olmuştu. Daha doğrusu ben onun dil
konusundaki düşüncelerini epeyce eleştirmiştim. Paylaşılması zor,
kendine özgü düşünceler ileri sürerdi sık sık. Ama şunu
söyleyebiliriz: Attilâ İlhan'ı belki de dönemlerine göre
değerlendirmek gerekir. İlhan, bizim gençlik yıllarımızda gerçekten
şiirimize yeni bir duyarlılık getiren bir ozandı. "Abbas Yolcu" adlı
kitabında yer alan yolculuk yazıları şiir tadındaydı. Bu tadı bazı
romanlarında da buluruz. Son döneminde bugünkü kuşaklarca
kullanılmayan, kendisinin de ilk dönem yapıtlarında kullanmadığı
eski bir dil kullanıyordu. Cumhuriyet ve Atatürk devrimleri
konusunda da genellikle paylaşmadığımız, kendisine özgü düşünceleri
vardı.
Füruzan (Yazar): Attilâ İlhan bütün hayatı boyunca savunduğu,
ülkesi için iyi olduğuna inandığı bilgilerini okurlarıyla korkusuzca
paylaştı, dolu ve iyi bir hayat yaşadı bence. Çok iyi bir şairdi.
Çok iyi bir yazardı. Değerli bir edebiyat adamımızı yitirdik. Ama
onun verimli bir ömür yaşadığını düşündüğümde, ki ben bunun böyle
olduğuna inanıyorum, bu ölüm için üzülüyorum. Böylesi bir hayatın
alkışlanması gerektiği kanısındayım.
Başa Dön
|
SEN BENİM HİÇBİR
ŞEYİMSİN
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz
Galiba eski liman
üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde
Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak
Sen benim hiçbir şeyimsin
Başa Dön |
ADIM SONBAHAR
nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
ASKIDA YAŞAMAK
boynuna o yeşil fuları
sarma çocuk
gece trenlerine binme
kaybolursun
sokaklarda mızıka çalma çocuk
vurulursun
|
|