Italo Svevo Zeno'nun Bilinci
İtalo Svevo


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

19.04.2006

 


  Editörün Notu:  Edebiyat dünyasında Zeno, Don Kişot ve Aslan Asker Şvayk’ın yanında yerini alır. Hem Don Quixote hem de Zeno fantazi bir dünyada yaşarlar. Don Quixote dindar bir şövalyedir, Zeno ise modern bir bujuvadır. Quixote insanlığa hizmet etmek, düzeltmek ister ama başarısızlığa mahkumdur. Zeno yalnızca kendisine hizmet etmek ister ve şans eseri başarılı sonuçlar alır. Bütün komedi ögelerine rağmen Zeno, yine paradoksal olarak ciddi ve felsefik bir kitaptır. “Doğa yasalarında mutluluğa yer yoktur, yalnız çaresizlik ve acı vardır. Ortaya bir av çıktı mı asalaklar koşar gelir, yoksalar da alalacele doğarlar. Av çok geçmeden kıtlaşır, yetmez olur...” (s340)

  Yaşam Bir Hastalık mı ?

Eren Arcan
Dipnot Kitap Kulübü


Birinci Dünya Savaşı ardından TS Elliott’un dediği gibi ‘bir boşunalık ve anarşi panaroması ile karşı karşıya kalan insan, artık 19 yüzyılın burjuva ahlakına dayanan bir iyimser, düzenli, anlamlı bir dünya bakış açısını taşıyamazdı. Bu nedenle radikal bir biçimde değişmiş olan bu dünyada yazın da 19 . yüzyıl realizminden kayarak ‘Modernist’ akıma dönüşmüştür.

Bu yeni yazımın öncülerinden TS Eliot, James Joyce, Virginia Woolf, W.B. Yeats, Ezra Pound, Gertrude Stein, Franz Kafka ve Knut Hamsun. gibi yazarlar yeni formlar denemişlerdir. Roman sıralı anlatımdan çıkmış, bütünsellik, tutarlılık ihtiyacından kurtulmuş, neden-sonuç ilişkilerinden sıyrılmıştır. Dilin meseleleri tam olarak anlatmaktaki eksikliklerinin farkına varan Modernist yazarlar dil meselesi ile yoğun bir şekilde uğraşmışlardır. Zaman kavramı da değişime uğramış, bölük pörçük zaman dilimlerini sıra kaygısı olmadan ele almayı denemişlerdir. Düzenli zaman kavramı gitmiş, geçmiş, gelecek ve şimdi atlamalarla, iç içe geçmiştir. Konu da eski önemini kaybetmiş, gerçeğin de bakış açısına göre değişebileceği kabul edilebilir duruma gelmiştir.

TS Elliott ve Ezra Pound gibi şairler şiir dilinde devrim yaratmıştır. Roman alanında ise "Yaşlılık", "Bir Yaşam" ve "Zeno’nun Bilinci" kitaplarının yazarı Italo Svevo; Joyce, Proust, Kafka ile birlikte yirminci yüzyıl yazınının dört büyük modern yazarı arasında anılmaktadır. Svevo insan ruhunun dolambaçlarını hem zalimce, hem de şefkatle irdeleyen bir yazardır. Bir ironi ustasıdır. Bir iş adamı olan Svevo (1861-1928) ilk iki kitabını kendi parası ile bastırtmış, her iki roman da hiç ses getirmemiştir. Daha sonra İngilizce öğrenmek üzere hoca ararken, o sıralarda Trieste'ye gelen James Joyce ile tanışmış, kendisinden İngilizce dersleri almıştır. Svevo Joyce'a yazılarından sözetmiştir. Joyce bir süre sonra Paris'e yerleşmiş, Svevo da "Zeno'nun Bilinci" kitabını yine kendi imkanları ile bastırtmış ve kitap yine hiç ses getirmemiştir. Svevo daha sonra kitabını Paris'te bulunan Joyce'a gönderdiğinde Joyce kitabı bir başyapıt olarak değerlendirmiş ve Paris'teki edebi çevrelerde "Zeno'nun Bilinci" nin kabulünde önemli rol oynamıştır. Paris'te övgülerle karşılanan kitap daha sonra İtalya'da da başarılı olmuştur.

"Zeno’nun Bilinci" romanının bir antikahraman olan baş karakteri yalancı, dedikoducu, zaman zaman fitneci, kurnazlığa sıvanan ama sonunda yüzüne gözüne bulaştıran, aylak, kararsız, suçluluk duygusu içinde kıvranan bir kişidir. Ama bütün bu eksi özelliklerine rağmen sevimlidir, onu anlar, kendinizi Zeno’nun yanında hissedersiniz. Parlak buluşlarla kendisiyle ve olaylarla durmadan dalga geçer. “Ölüm korkusu üzerime çullandığında , eli uf olduğunda anneleri öpsün isteyen küçük çocuklar gibi Augusta’dan yardım diliyordum. “

Zeno’nun olaylara gençken bakışı ile yaşlandığında bakışı arasında sevgi ve hoşgörü dolu farklılıklar vardır. “Ve işte böyle peşlerinde koşa koşa o görüntüleri yakaladım. Şimdi onların benim icadım olduğunu biliyorum. Ama uydurmak yaratmak demektir, yalan söylemek değil. “ (s372)

Kitapta komedi ile trajedi iç içe geçer. Sigara tutkusundan kurtulmak üzere sanatoryuma yatan Zeno bu kez sanatoryumdan kurtulmak ister.  Hastabakıcıya rüşvet olarak içki ikram ettiğinde kadıncağız sarhoş olur ve yana yakıla yanlızlığından ve acılarından söz eder. 

Kahramanımız her birinin adı A harfi ile başlayan Malfeti kardeşlere hayrandır. En fazla Ada’ya tutkun olan Zeno ona evlenme teklif eder, reddedilince Augusta’ya, o da reddedince şaşı gözlü Alberta’ya evlenme teklif eder. Hem de yarım saat içinde !

Kitap şaşırtıcı paradokslarla doludur. Zeno bir cümleye başlarken savunduğu tezi cümlenin ortasında başka bir konuya dönüştürür, hatta cümlenin sonunda bambaşka bir kararla tamamlar. Freud’u yakından tanıyan Svevo, kitabında psikoanalizden nefret ettiğini söylerken aslında kendi kendini analiz eder !

Edebiyat dünyasında Zeno, Don Kişot ve Aslan Asker Şvayk’ın yanında yerini alır. Hem Don Quixote hem de Zeno kendi kurguları olan bir dünyada yaşarlar. Don Quixote dindar bir şövalyedir, Zeno ise modern bir bujuvadır. Quixote insanlığa hizmet etmek, düzeltmek ister ama başarısızlığa mahkumdur. Zeno yalnızca kendisine hizmet etmek ister ve şans eseri başarılı sonuçlar alır. Bütün komedi ögelerine rağmen Zeno, yine paradoksal olarak ciddi ve felsefik bir kitaptır. “Doğa yasalarında mutluluğa yer yoktur, yalnız çaresizlik ve acı vardır. Ortaya bir av çıktımı asalaklar koşar gelir, yoksalar da alalacele doğarlar. Av çok geçmeden kıtlaşır, yetmez olur...” (s340)

Kitabın son bölümünde Zeno artık kendini çözümlemiştir. “İyieştim artık...Kendimi sağlıklı hissedişim yalnızca bir karşılaştırmanın sonucu değil. Mutlak anlamda sağlıklıyım. Uzun süredir biliyorum sağlığım benim için sağlıklı olduğum inancımdan başka bir şey olamazdı. Beni inandırmaktansa “tedavi etmeyi” istemek, hipnoz altında düş gören birine yaraşır bir saçmalıktı. Gerçi şuramda, buramda bazı ağrılar yok değil, önemsiz ama sağlığımın okyanusunda dağılıp gidiyorlar. Belki bir yerlerime yakılar yapıştırmam gerekir, ama bedenimin öteki parçaları kımıldamak, çarpışmak zorunda, kangrenliler gibi kıpırdamadan duramazlar. "

"Acı ve aşk, yani yaşam, acı veriyor diye hastalık yerine konamaz. ... “

“Safdil sayılmam elbette, yaşamın kendisini bir hastalık belirtisi olarak gördüğümden ötürü doktoru bağışlıyorum. Gerçi yaşam biraz hastalığa benziyor benzemesine; nöbetleri ayılmaları kendine göre seyri var, bir günlük iyileşmeleri kötüleşmeleri var. Öteki hastalıklardan ayrı olarak her zaman ölümcül, tedavisi yok. Böyle birşey bedenimizdeki delikleri tıkamaya benzer. Tedavi olduk derken boğulup ölürüz.”

Yaşam Svevo'nun dediği gibi sonu mutlak olarak ölümle biten bir hastalık mıdır ? Yoksa hastalık yaşamın kendisi midir? İşte çözümlenecek olan bu.
 


 

İÇİNE ÇEKEN BİR DÜNYA: ZENO’NUN BİLİNCİ

Sevgi Ekicigil 24 Ağustos, 2014

Svevo hayatıma zorla girdi. Hiç hesapta yokken Zeno çıktı karşıma ve onun bitmek tükenmek bilmeyen kararsızlığı.

Bir süre önce kendime okuma listesi yapmadan, sevdiğim yazarların gösterdikleri kapılardan geçerek ilerlemeye karar vermiştim. Her yazar, her kitap beni yeni, keşfedilmemiş ya da ihmal edilmiş yeni bir kitaba savuruyordu. İlk kez Paul Auster’in Brooklyn Çılgınlıkları’nda Tom’un Nat Dayı’ya Zeno’nun Bilinci’ni önermesiyle hayatıma girdi Italo Svevo ismi. Kitabın ismini kafama kazıdım ama okuma zamanı henüz gelmemişti. Zeno’yla birbirimizi en doğru anda tanıyacaktık.

Araya pek çok kitap girdi. Tam unutmuştum ki bu sefer Tezer Özlü hatırlattı Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı anlatısında. Çepeçevre sarılmıştım Svevo tarafından, kaçacak yerim yoktu. Daha fazla direnmedim, okumaya başladım Zeno’nun Bilinci’ni.

Zeno, en doğru zamanı kollamıştı hayatıma girebilmek için. Kitabı elime aldığım günlerde sigarayı bırakmaya çalışıyordum. Kitabın ana karakteri olan Zeno Cosini ise kitabın ilk 46 sayfası boyunca sigaraya olan bağımlılığını, nasıl defalarca son sigarasını içmeye karar verdiğini ama yine başa döndüğünü, son sigarayı diğer sigaralardan ayıran o eşsiz özgürlük tadını anlatıyor; kendisini sigarayı bırakamamaya iten nedenin altında yatan nedenleri sorguluyordu.

“Yoksa ben sigaraya kendi yeteneksizliğimin ayıbını yüklemek için mi öylesine tutkundum? Acaba sigara alışkanlığımdan vazgeçsem o umduğum güçlü adam olur muydum? Belki beni tiryakiliğime zincirleyen de o kuşku olmuştur, çünkü insanın kendisini gizli kalmış bir büyük adam sanması rahat bir yaşama biçimidir.”

Zeno’nun Bilinci ( La Coscienza di Zeno ), Zeno Cosini adlı başkahramanın psikanalize olan inancını yitirip doktorunu yüzüstü bırakması, bunun üzerine de doktorun ondan öc almak için notlarını yayınlamasıyla başlar. Doktorun durumu açıklayan kısa önsözünden sonra Zeno’yla baş başa kalırız. Artık Zeno’nun hayatındaki önemli dönüm noktaları, geçmişten ve gelecekten olaylara bakışı, kendi kendini analiz edişi yer alacaktır. Zeno ile birlikte çıkılan bu yolculuk boyunca onun geçmişten geleceğe değişen bakış açısına, kendi kendisinin yargıcı ve psikanalisti oluşuna tanıklık ederiz. Karakterin kendi içindeki yolculuğu temelde dört ana başlık altında gelişir: Sigara tiryakiliği, babasının ölümü, aşk ve evlilik hayatı, iş dünyası.

Zeno, İtalya’da yaşayan ve durumu iyi bir ailenin oğludur. Devamlı olarak hayatıyla ilgili yeni kararlar alır ama bunları hiçbir zaman hayata geçiremez. Yaşam onun için bir hastalık, hastalık da “yaşama illeti”dir. Bir ironi ustası olan Svevo’nun bu eserinde komedi ve trajedi daima iç içedir. Zeno olaylarla, hayatla daima dalga geçer; sert bir dille mizah yapar.

“Gerçi yaşam biraz hastalığa benziyor benzemesine; nöbetleri, ayılmaları, kendine göre bir seyri var, bir günlük iyileşmeleri, kötüleşmeleri var. Öteki hastalıklardan ayrı olarak, her zaman ölümcül. Tedavisi yok. Böyle bir şey bedenimizdeki delikleri yara sanıp tıkamaya benzer; tedavi olduk derken boğulup ölürüz.”

Bir antikahraman olan Zeno hastalık hastası, evhamlı, tekbenci (solipsistik), zaman zaman hileci, aylak, kararsız bir burjuvadır. Bütün bu kötü özelliklerine rağmen masum olan bu karakter, okuyucuda asla ondan nefret etme isteği uyandırmaz. Ne sigarayı bırakamadığında ona kızarsınız ne de karısını aldattığında onu suçlu bulabilirsiniz – o zaten kendini yeterince suçlayacaktır-.

Zeno’nun öyküsü de en az onun zihni kadar gerçeküstüdür. Ana kahramanın ağzından anlatılan öyküde güvenilmez bir anlatıcı vardır. Don Kişot örneğinde olduğu gibi, güvenilmez anlatıcıların yer aldığı romanlarda çoğunlukla karakterin davranışı önceden kestirilebilir. Bu romanda da Zeno, birkaç sayfa sonra kendini ele verir. Zeno’nun kendisi ile ilgili iddia ettiği düşüncelerin doğruluğundan şüphe etmeye, hatta aksini iddia etmeye başlarız. Zeno kendisi hakkında daha çok şey paylaştıkça daha da zayıf, daha da güvenilmez bir karaktere dönüşür ve biz kendimizi Zeno’nun psikanalisti konumunda buluruz.

Zeno, anılarını kaleme alarak kendi kendini çözümlediğine ve iyileştirdiğine inanır. Kitap boyunca karşımıza çıkan en büyük paradoksu da bu oluşturur. Çünkü Zeno, kendi kendisinin psikanalisti olduğunu iddia ederken, bir yandan da geleneksel psikanalize karşı direnir. Bir tezi savunmaya başlarken çoğunlukla onu başka bir konuya dönüştürür ve düşüncesini, çıkış noktasından tamamen farklı bir kararla tamamlar.

“Psikanalizin ne olduğunu iyice öğrendim. İsterik kocakarıları coşturmaya yarayan bir kandırmaca, saçma sapan bir aldatmacadan başka bir şey değil psikanaliz!”

Zeno’nun bilincinden bize akıttıkları, Svevo’nun hayatına bir kapının anahtar deliğinden bakmak gibidir. Zeno’nun öyküsü ile Svevo’nun özyaşam öyküsü pek çok noktada kesişir. Svevo, tıpkı Zeno’nun sigarayı bırakmaya çalışması gibi edebi uğraşlarına son vermeye çalışır. Bir işadamı olan Svevo, aktif yaşamına engel olduğu ve insanın huzurunu kaçıran bir uğraş olduğu gerekçesiyle yazı yazmayı bırakır. Böyle bir karar almasında ilk iki romanının ardından gelen başarısızlık ve hayalkırıklığının etkisi büyüktür. Yazar, bunu 1902 yılında tuttuğu günlüğünde şöyle dile getirir:

“Yaşamımın bu aşamasında, yazın denilen şu saçma ve zararlı uğraşı artık yaşamımdan kesin olarak eledim.”

Ancak Svevo, yazı yazmaktan bir türlü vazgeçemez. Tam tersine günlükleri üzerinde yoğunlaşır, kendini anlamaya ve hayatı anlamlandırmaya çalışır. Svevo’nun günlükleri aracılığıyla çıktığı bu içsel yolculuk, Zeno’daki ruhbilimsel çözümlemenin temelini oluşturur. Freud ile tanışan ve onun Rüyaların Yorumu adlı kitabını Almanca’dan İtalyanca’ya çeviren Svevo, böylece psikanaliz bilgisinin de temelini oluşturmuştur.

Zeno, nev-i şahsına münhasır, zaman zaman Tutunamayanlar‘daki Turgut’u anımsatan, bir kez okuyup, anlayıp dünyanıza davet ettikten sonra peşinizden ayrılmayacak bir karakter. Topal numarası yapıp kendisini size taşıtabilir, hemen ardından da üst üste on sigara içebilir. Zeno’yla tanışın. Okurken bazen sizi yoracak, zaman zaman hırpalayacak ama asla pişman olmayacaksınız! <

  ZENO'NUN BİLİNCİ

GÜL IŞIK

(Can Yayınları tarafından yayınlanan "Zeno'nun Bilinci" adlı kitabın çevirmenı Gül Işık tarafından yazılan önsözü.)

ltalo Svevo'nun Avrupa yazınındaki yerini belirtmek için adının Proust ve Joyce ile birlikte anıldığını söylemeliyiz. Gerçekten de anıların yitik zamanının peşi sıra gidişi, yitik zamanı yeniden yaratma çabası kendi deyişiyle aralık ayında mayıs güllerini isteyişi, kendine özgü bir zaman ve uzamın boyutları içinde benliğinin ve bilincinin derinlerine inişi bu yazarları anımsatır; ama yakından bakıldığında, benzerlikleri kadar ayrılıkları da bulunduğu ortaya çıkar. Benzerliklerin temeli Proust ve Joyce gibi Svevo'nun içinde yetiştiği geçen yüzyıl sonlarındaki ve yüzyılımızın başlarındaki kültür ortamında aranmalıdır.

O dönemde bir kültür taşrası olmaktan çıkış, Avrupa'ya açılış çabaları İtalyan aydınlarının önemli bir sorunu olmuştur. Bugün de İtalya'nın kuzeydoğu ucunda, uzun bir süre ülkenin siyasal sınırları dışında kalan Trieste'de doğup büyüyen Svevo, İtalyan eleştirmenlerince konuları ve sorunları ile İtalyan yazınının Avrupa boyutuna ulaştıran iki büyük yazardan biri olarak değerlendirilir. Öteki, herhalde yaklaşılması daha kolay bir yazar olduğundan ülkemizde oldukça tanınan Pirandello'dur.

İtalyan aydınlarının ortak sorunlarının ve güncel konularının uzağında kalışı Svevo'nun özgün kişiliğine katkıda bulunmuş, bu arada onun bir 'yalnız ses' olmasına, ülkesinde başlangıçta suskunlukla karşılanırken, dış ülkelerde daha çabuk ve coşkuyla be­nimsenmesine yol açmıştır. Geçen yüzyıl sonlarında yazmaya ve yayımlanmaya başlayan Svevo, İtalyan yazınındaki yerini ancak Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra başyapıtı sayılan Zeno'nun Bilinci yayımlanıp yurtdışında beğenildikten sonra almıştır. Bunda, faşizmi hazırlayan ve tırmandıran yıllarda resmi yazının tümüyle dışında beğenildikten sonra almıştır. Bunda, Faşizmi hazırlayan ve tırmandıran yıllarda resmi yazının tümüyle dışında kalan, hatta onu yadsıyan tutumunun etkisi de büyüktür. 1920'lerde Svevo yeni bir soluk arayan genç kuşakların karşısında etkıleyici söz sanatını küçümseyeri kuru, hatta çetrefil biçemi, ülke yazınını uzun süre yönlendiren D'Annunzio'nun tantanalı, görkemli 'üstün insan'ına karşıt sıradan insanın ruh yapısını irdeleyişi ile değişik bir ufuk, bir seçenek olarak çıkmıştır. Böylece Pirandello gibi, o da ülkesinde oldukça geç 'keşfedilmiştir'.

Svevo'nun ilk iki romanı 19. yüzyıl Fransız yazınının Doğalcı, İtalyan yazının Gerçekçi anlatım geleneklerinin izlerini taşır. Ama kişilerinin bilinçlerini zorlayışı, çevre ile olan ilişkilerini inceleyişi, gerçeği göğüslemekten kaçan kahramanlarını aldanmaları ve avuntuları ile sonuna dek izleyişi Zeno'nun Bilinci'nin habercisidir. Ama bu romanı yazmak için çeyrek yüzyıl bekleyecektir.

Başından beri Svevo'nun dikkati olaylara değil, kişilere yöneliktir; dışa değil, içe dönüktür; öyle ki, olay, her biri bir öncekini yadsıyan değişik yönlerden art arda ele alınarak dağılır gider, elde yalnız ruhsal veriler kalır. Üç romanının başkişileri aynı hamurdandır, yaşama uğraşında yaya kalmış kişilerdir; yazar bir ömür boyu hep aynı insan tipini kendi kendisinde tanıdığı kişiliği kovalamış, Zeno'nun Bilinci'nde onu köşeye kıstırmıştır desek yanlış olmaz. Bu uzun irdeleyiş başyapıtının son sözünde endüstri devrimini yapmış kapitalist toplumun kısa yargılanmasıyla noktalanır.

Svevo'nun yazar kişiliğinin olgunlaşmasında nice klasik ve, çağdaş yazar kadar, Avrupa kültür tarihinin bir dönemine damgasını basan büyük ruhbilimci Sigmund Freud'un payı vardır. Onun düşler üzerindeki çalışmalarının doğrudan etkisi önümüzdeki sayfalarda açık seçik görülecektir.

Yazarın, çağının Avrupa kültürü ile en verimli karşılaşması ise 1904-1915 yıllarını Trieste'de geçiren Joyce ile arkadaşlığı olmuştur. Svevo'nun İtalyan yazınındaki özel konumunda kişisel kökenleri ile, doğup büyüdüğü kentinin etkisi de büyüktür.

Asıl adı 'Ettore Schmitz' dir (ltalo. Svevo adını yazarlığa başladığında damarlarındaki Alman ve !talyan kanlarını uzlaştırmak ister gibi, bir tür kültür bireşiminin simgesi olarak almıştır), 1861'de Trieste'de doğmuştur. Baba tarafı Ren bölgesinden göçmen olarak gelmiş Yahudilerdendi, büyükannesi ailedeki ilk İtalyan olmuştu. Avusturya ile İtalya arasında çekişme konusu olan bu bölgede Svevo her zaman kendini kesinlikle ikincisinden yana duymuştur.

Trieste o zamanlar İtalyan kültür özelliklerini korumakla birlikte, 1870'lerde tamamlanan İtalyan birliğinin dışında, Avusturya İmparatorluğu'nun sınırları içinde kalmış, Slav, Orta Avrupa 've Latin düşünce biçimlerinin, kültür etkilerinin kaynaştığı çok canlı bir kenttir.

Bu değişik etmenlere bir de yazarın ilk gençliğindeki eğitimi eklenmiştir. Svevo'nun babası piyasada tutunmuş bir tüccardı, çocuklarını rahatça okutabilecek olanaklardan yoksun değildi, oğullarının kendi uğraşını devralmalarını diliyordu, bu amaçla Ettore' yi erkek kardeşlerinden ikisi ile birlikte Würzburg yakınlarındaki bir ticaret okuluna gönderdi, birer işadamı olmaları için gereken ilkeğitimi orada edineceklerdi.

Almanya' da geçen yıllar yazarımıza yepyeni bir kültür ufku açtı. Almancayı. birkaç ayda öğrendi, ilkin Alman klasiklerine, ardından Shakespeare'den Turgenyev'e kadar çeşitli büyük yazarlara merak sardı, hocalarının da özendirmeleriyle arkadaşları.arasında bir kültür kulübü kurdu. Yatılı okuldaki uzun ve yoğun çalışma dönemleri zaman zaman Trieste güneşinde, deniz kıyısında kısa, neşeli tatil/erle kesiliyordu.

Svevo, Trieste'ye döndüğünde on yedi yaşındadır, artık yazar ve sanatçı olarak geleceğini çizmiş gibidir. En çok tıyatro ile ilgilenir. Gel gelelim ailesinin ekonomik durumu eskisi kadar parlak değildir, babasının dileğine uyup ticaret öğrenimini sürdürmekten başka yol bulamaz. Bir yandan da küçük oyunlar yazmaya başlar. Çok geçmeden babasının firması iflas eder, Ettore öğrenimini. tamamlayamadan kendine bir iş aramak zorunda kalır: 1880'de bir bankaya memur olarak girer ve düşlediğinden çok ayrı bir yaşantıya on sekiz yıl süreyleboyun eğer.

Bir yandan da okuyup yazmayı sürdürür. Sıra İtalyan. klasiklerindedir, onları Schopenhauer düşüncesi, Stendhal'dan Balzac'a kadar büyük Fransız yazarları ve Zola izler. Bu arada bir Trieste gazetesine sanat eleştirileri de yazmaktadır. Trieste zaten her türlü sanatsal etkinliğe elverişli, çok hareketli bir ortamdır. Svevo ayrım yapmadan çeşitli sanat dallarına merak sarar, ressamların, müzis. yenıerin gittikleri sanat çevrelerine girip çıkar

 (küçükken keman da çalmıştır), dostlar edinir. Bu deneyimleri romanlarında yansıyacaktır. Özellikle özyaşamından nice ayrıntıyı aktardığı Zeno'nun Bilinci'nde çevrenin, kişilerin, olayların resim ya da müzik terimleriyle betimlendiği sık görülür. Yine aynı yapıtta yansıyan kardeşi Elio'nun nefritten ölümü .. (1886) Svevo'yu derinden sarsar, yaşamın önüüne ytğdığı engeller karşısında çaresiz, şaşkındır; yazgısının elinde. umduğundan çok başka yönlere sürüklenmektedir, erkenden yaşlanmış, anlamsız duyar kendini. Ölüm ve hasta­lık düşüncesi zihninde bir saplantıya dönüşecektir bundan böyle. Ancak, kişisel acısını ve sorunlarını sanata dönüştürmeyi başarır, ilk romanı Una Vita (Bir Yaşam1892) çağının OrtaAvrupa'sı­nın kentsoylu çevrelerini olanca gerçekliğiyle yansıtır. Birinci Dünya Savaşı ile sonuçlanacak olan bunalım Trieste'nin duyarlı ortamında özellikle belirgindir. Svevo bu yapıtıyla Doğalcılığı özümsemiş ve aşmıştır, 20. yüzyılbaşlarının ortamını, çağımız insanının bunalımını·sezdirmektedir. Zamanının böyle çok ilerisinde gidişi yapıtın algılanma şansını azaltır; hiçbir yankı uyandırmaması belki de bundandır ..

1896'da Svevo yaşantısına renk ve anlam katan, ömür boyu sürecek mutlu bir evlilik yapar, karamsarlığı biraz hafifler. lki yıl sonra ıkinci romanı Senilita'yı İhtiyarlık)1 tamamlayışı bunun kanıtıdır. Çalıştığı gazetede dizi olarak yayımlanan yapıtta ruhbilimsel boyut daha da derinleşmiş, biçemde ustalık kazanılmıştır, ama okurların ve eleştirmenlerin suskunluğu devam etmektedir. Başarısızlık Svevo'nun cesaretini kırar, soluğunu keser; en çok umut bağladığı iletişim yolu kapanmıştır artık, 'yazın denen o gü­lünç ve zararlı şeyle' vakit öldürmekten vazgeçmeyi kurar. Eşinin ailesinin boya fabrikasına adar kendini, çok geçmeden. etkin, başarılıbir işadamı olur çıkar. Bu arada çoğu Ingiltere'ye olmak üzere yurtdışına yolculuklar yapar.

Yine de asıl tutkusundan geçekten el çekmiş değildir. Tıpkı isteyip de sigarayı bırakmayı başaramadığı gibi, yazmayı da gizliden gizli ye sürdürür. Ancak iyice içine kapanmış, bir günlük tutmaya başlayarak ruhbilimin mikroskobunu kendi benliğine yöneltmiştir. Yazmak kendi karmaşık varlığını anlamanın bir yoludur, zaten 'elinde kalem olmadıkça düşünemez' Svevo. Yazdıklarını ya­yımlamaya ise hiç mi hiç niyetli değildir ya da yenilgisine dayanabilmek için böyle avutur kendini.

Joyce ile tanışması bir dönüm noktası olur, onun özendirmesi sonunda yazın la barışır. Bu kez yeni bir görüş açısını benimsemiş­tir: psikanalizinkini. Freud'un çalışmaları ile yakından ilgilenir, bu arada Düşlerin Yorumu'nu (1900) İtalyancaya çevirir.

Savaşın patlaması endüstri etkinliklerine zorunlu bir kısıtlama getirerek Svevo'nun kendini yazına adayadbilmesine olanak yaratır. İtalyan ordusunun Trieste'ye girmesinden' dört ay sonra tamamladığı Zeno'nun Bilinci çeyrek yuzyıllık bir aradan sonra, 1923'te yayımlanır. Bireyin yalnızlığının ve toplum içindeki iflası­nın psikolojik incelenmesidir bu roman.

Svevo'nun çabası bu kez boşa gitmez, gerçi ülkesindeki eleştirmenler ilkin hiç ilgilenmezler ama, Paris'te bulunan Joyce romanı çok beğenir ve Fransız eleştirmenlere tanıtır. 'Le navire d'argent' dergisi bir sayısını Svevo'ya adar, bu arada romanlarından bazı bölümlerin çevirilerinide sunar. Olay İtalya'da hemen etkisini gösterir. Başta E. Montale ve E. Vittorini olmak üzere resmi yazının dışında kalan genç yazarlar Svevo'nun çevresini büyük bir ilgi ve hayranlıkla sararlar. O da niyetlenip de sürdürmediği tüm çalışmalarını birden ele alır: Corto Viaggio Sentimentale'yi (Kısa Duygusal Yokuluk), en güzel birkaç öyküsünü yayımlar, tiyatro yapıtları üzerine çalışır, Zeno'nun Bilinci'nin devamı olarak dördüncü romanı Le Memorie del Vegliardo'ya İhtiyarlann Anılarına başlar.

Ama L928 Eylül'ünde bir trafik kazasında yaralanır. Bir ömür boyu ölümü düşündükten, ölümü düşledikten sonra, "Ölmek bir şey değilmiş, " der ölürken. Svevo'nun başyapıtı sayılan, tüm deneyimlerini özetleyen, ulaşabildiği tüm gerçeği dile getiren Zeno'nun Bilinci yarıda kalan bir ruhbilimsel çözümlemenin öyküsüdür: hastanın romanın başkişisi Zeno psikanaliz seanslarına inancını yitirip yüzüstü bıraktığı doktor öç almak için onun kendi eliyle not ettiği özyaşamöyküsünü kamuoyuna sunar.

İyileştiğini varsayan Zeno'ya sorarsanız ruhbilimsel çözümleme sözcüğü bile yerinde değildir, bir başka ad gereklidir, örneğin, 'ruhbilimsel serüven' demek daha yaraşır: "Bir ormana dalmış gibi duyarsınız kendinizi," diye anlatır psikanalizi. "Karşısına bir dost mu çıkacak, bir haydut mu, belli değil. İşin güzeli, serüven sona erdiğinde de bilmiyorsunuz bunu. "

Anlatılan yaşamöyküsü oldukça yalındır: Adam güzel diye bir de aşık olup evlenmeyi kafasına koyduğundan bir kızı sever, ama 'bir hedefe nişan alıp da onu değil, yanındaki hedefi tutturan atıcılar gibi' onun kız kardeşini almak zorunda kalır. Daha sonraki gelişmeler bu olayın suya ftrlatılan bir taşın yarattığı. halkalara benzeyen uzak çalkantıları olarak özetlenebilir. Gerisini talih tamamlar. Buna, rastlantılar ne olursa olsun, insanoğlunun ölümcüllüğü değişmeyen yazgısı da diyebiliriz.

Öykü fazlasıyla kişiye özel, dolaylı, fazlasıyla ayrıntılı başlar, yavaş yavaş Zeno'nun kişiliğini, ruh yapısının gelişmesi, olaylarla etkileşimi izlenir. Anlatım yer yer beklenmedik genellemelerle özel koşulların sonucu olan öznel düzlemden, insanoğlunun varoluş koşullarını içeren evrensel düzleme kaydınlır. Bu koşullar sağlıklı mıdır, değil midir? Sorun budur.

Yaşam düpeduz bir hastalık mıdır ya da hastalık sanılan şey yaşamin efendisi midir? Nedir Zeno'nun çözümsüz hastalığı? 'Yaşama illeti' mi?­Zeno geçmişine eğilir, ömrü boyunca illetinden kurtulmaya çabalarken başvurduğu birbirinden zavallıca bin bir çareyi incecik, zehir gibi bir alayla sıralar. 'Ve sonunda iyileşir ... mi acaba?

Doktoru iyileştiği kanısındadır, kendisi de öyle. Ne var ki, 'aynı durum karşısındaki hasta ile doktorun parmak bastıkları nedenler de, gösterdikleri çareler de ayrıdır. Aslında durum da 'aynı' denebilir mi?

Zeno'yu belki, kimi sıkılarak, kimi öfkelenerek izlerken kendinizi meydana sürüklenmiş bulursunuz. Tüm kaçamak yollarını kapatan, sıvışmaya fırsat bırakmayan, hiçbir yalanı, saptırmayı yutmayan, gerçeği ve yalnız gerçeği' arayan...ve sonunda bulamayan acımasız ve alaycı bir göz izler sizi de.

'Kendi kendisiyle amansız bir oyuna oturur Zeno: Belleğini hırpalayarak anıları soruşturur, sorguya çeker. Belleğin her bilinçli yanıtına bilinçaltı gülümser, masaya bir kağıt daha açar, imge ya ' da olay yeni bir kanıtla zenginleşir, karmaşıklaşır, çapraşıklaşır, içinden çıkılmaz olur. Sonunda bilinçlenir Zeno. Gel gelelim kimin, neyin bilincidir bu? Kendi derdine kapanmış bir hastanın mı, geleceği, bizim yaşadığımız bugünü çarpıcı bir berraklıkla gören yazarın mı? Nereden bakar o göz, nereden kaynaklanır o bilinç, ruhbilimsel çözümlemeden mi, yoksa onun yadsınmasından mı? İşin güzeli, öykü sona erdiğinde bilemezsiniz bunu.

 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!