Virginia Woolf


Yıllar

Virginia Woolf

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

2004

 


  Editörün Notu:  Virginia Woolf  "Yıllar" adlı eserinde da,  yarım yüzyıla yakın bir zaman parantezi içinde, Londralı Partiger ailesinin fertlerinin izini sürer. Woolf bu eserinde kahramanların kuşaklar boyu gel-gitleri, düşünce farklılıkları, yeni gelen yüzyılın talep ettiği hızlı değişime tepkilerini ele alırken  kendine has bilinç-akışı, izlenimcilik, çok odaklı zamanlama, bilinçdışı motiflerinin kulanılması gibi özelliklerinin dışına çıkarak geleneksel ben-anlatıcı romana  döner.  Büyük bir ailenin yarım yüzyıl içinde yaşadıkları savaş acılarını, birbirleriyle tatlı-acı ilişkilerini. özel açmazlarını harika bir şekilde kurduğu Londra sahnesinde okuruna yaşatır. 

  Yıllar sonra 'Yıllar'

28 Mart 1941 yılında intihar eden Virginia Woolf'u ölümünün 63. yıldönümünde, Türkçeye yeni çevrilen 'Yıllar' ile anıyoruz. Yazar 'Yıllar'da her zaman eleştirdiği geleneksel romana dönerken, kendi okurunu şaşırtıp, yeni bir okur kitlesi kazanmıştı

HANDE ÖĞÜT
http://www.radikal.com.tr
26/03/2004

"Ne bir plan ne de aşkla ilgili veya önceden belirlenmiş bir sonuca gerek vardır. Yaşam, simetrik sıralanmış bir dizi fayton feneri değildir: Yaşam, parlak bir ışık halkası; bizi, ilk bilinçlendiğimiz andan sonuna dek saran, yarı saydam bir örtüdür. Bu çeşitliliği, bu bilinmeyen ruhu tanımlamak, yabancı niteliklerle bu dünyaya özgü nitelikleri fazla karıştırmadan bu çılgınlığı veya karmaşayı anlatmaksa, roman yazarının görevi değildir."

Virginia Woolf, dönemin önde gelen romancılarına saldırmakla kalmayıp kendi yazın anlayışının da bir manifestosu olarak kaleme aldığı 'Modern Fiction'da, iddialı ve yenilikçi fikirlerini ileri sürdükten sonra, salık verdiği üzere alışılmış yapıyı yıkıp tüm karmaşıklığı ile bilinçliliği saran 'yarı saydam örtü'yü yırtarak maddesel dünya yerine, manevi ve şiirsel bir evrenin sonsuz sezgilerini taşıyan ruhu anlatmaya soyunur. Çünkü ona göre çağdaş romancının görevi, yeni anlatım yöntemleri deneyerek kişilerin iç dünyasına yönelmektir. Bilinç akışı ile yazdığı romanlarla, yepyeni bir dil, teknik, kurgu geliştiren -ve tüm bunları akıl hastalığının tehdidi altında başaran Woolf, eserlerinin çoğunda manifestosuna sadık kaldı. Şiirsel hafifliğin uçucu sar(s)ıcılığı; imgelemdeki ve bilinçdışındaki sembollerin kullanımı; pitoresk izlenimcilik; yazar anlatıcının gizlenmesi; hikâyenin, kahramanların düşüncelerine, algılamalarına ve izlenimlerine yayılarak çok odaklı anlatılar oluşturması; ve saat zamanının belirsizleştirilerek bir âna veya yüzyıllara yayılması onun yazınının temel özellikleriydi. Öyle ki unutulmaz romanı 'Mrs. Dalloway', tek bir günde geçerken; sevgilisi Vita Sackville West için yazdığı 'Orlando' tam dört yüzyıl yaşayan bir kahramanın öyküsüdür.

Woolf'u okumak, hem iki dünyanın yaşamlılığına aynı anda yetişmeye çaba göstermek hem de uzamsız bir mekânsallığa hat çizmeye yeltenmek demektir. E. M. Forster'ın mükemmel tanımıyla o, kendi kendine konuşarak yürür giderken üslup arkasından sürünür gelir, kıvrımlarında toz ve yaprak parçaları birikir. İşte bu ağan üslup, her okurun tadabileceği bir hayat suyu değildir. Ki zaten Woolf, okuyucusuna kolay kazanılan bir zevk vermek istemez. Böylesine zor ve ilkeli bir yazar olan Woolf, nedense 'Yıllar'da üslubunu tümüyle tersine çevirip yıllarca hicvettiği geleneksel romana teslim eder kendini. 'Dalgalar' gibi bir başyapıtın ardından has okurunu şaşırtırken yepyeni okurlar kazanır; hiç de istemediği türden okurlar... Woolf'u popülerleştiren roman

1937'de yayımlandığında, aylarca çok satan listelerinde kalan ve kendisine olağanüstü popülerlik kazandıran 'Yıllar'ın, yazılışından tam 67 yıl sonra Türkçeye ilk kez çevrilmesi, Woolf fanatikleri için paha biçilmez bir armağan. Bana göreyse, nesir ile şiir karışımı bir tattan mülhem; yaşamın alaycılığını, çelişkilerini, sorunlarını, karmaşıklığını, umudu, umutsuzluğu aynı aynaya yansıtan ve bireyin kamusal rolüyle tekil varoluşları üzerine bir balad... Pek çok eleştiriye maruz kalmasına rağmen bir 'paratoner' olarak yazarının izinden gidebilmiş ve 'ikincil düşgücü'nü seferber edip bu izlenimleri belli bir düzen içinde kullanarak yaratıyı, yazıcıya geçirmekle kalmayıp duygusunu okura da geçirebilmiş bir roman bu. Bir yanıyla da Julia Kristeva'nın, "Bizi ilgilendiren, yazarın gerçekten yaşamış olduğu değil, yaşanmış olanın yazıcıya geçirilmiş olduğu andır," sözünden hareketle üzerinde düşünülmesi gereken bir anlatı. Nitekim yarım yüzyıllık bir süreci kapsayan öykünün, o korkunç Victoria Çağı'nda başlayıp kitabın yazıldığı tarihe, yani Woolf'un büyük bunalımlarından birine denk gelerek sonlanması, eleştirileri püskürtebilecek bir yıldırımsavar işlevi görüyor.

Geleneksel gerçekçi romanın gerektirdiği kalıplarla hikâyeyi tarih sırasına göre kurgulayıp yıllar ile 'cüzleyen' Woolf, Londralı Pargiter Ailesi'nin izini sürüyor, üç nesil boyunca. 19. yüzyılın eşiğindeki hızlı dönüşümü, aynı ailenin farklı kuşaklarının gözünden aktaran yazar; bocalayan kahramanları, diğer romanlarının aksine kendi bilinç akışlarında ya da başkalarının izlenimlerinde değil de, 'tanrı yazar'ın betimlemesi ve yorumlarıyla getiriyor, karşımıza. Psikolojik gözlemlerin yanı sıra, dış dünyaya ilişkin gerçeklerin de tanımlandığı kitapta, bakış açısını gizleyen anlatı tekniği bırakılarak betim ve yorum hakim unsur kılınmış. Mekân, yine Londra. O çok sevilen metropolün bu kez, çirkinliklerini, sefaletini, toplumsal yaralarını, daha önceki hiçbir kitabında vurgulamadığı kalın hatlarla betimleyerek sosyal bir panorama çizen Woolf -yine, Sara üzerinden romana sızdırdığı antisemit fikirlerinden kurtulamıyor. Hindistan'daki büyük ayaklanma sırasında sakatlanan Albay Abel Pargiter'in kerteriz alındığı roman, ölüm döşeğindeki karısı; metresi Mira; ve çocukları ailenin tüm yükünü sırtlanarak kendi hayatını sıfırlayan Eleanor; sıradan bir ev kadını olan Milly; özgürce yaşayabilmek için ayakbağı olarak gördüğü annesinin ölümünü dört gözle bekleyen Delia; sosyalist görüşler benimseyen Rose; subay Martin; avukat Morris; Oxford'da öğretim üyeliği yapan Edward ile onların eşleri, evlatları ve dostlarından mürekkep. Fakat anlatı boyunca, bir görünüp bir kaybolan, uzun zaman aralıklarından sonra yeniden zuhur eden o kadar çok karakter var ki, böylesi bir ipin ucunu kaçırma hali, standart dışı okurun dahi kafasını karıştırıyor.

Yıllar'ı, "gerçeklerin" romanı olarak niteleyen Woolf, kitapları hakkında fikirlerini düştüğü güncesine şunları yazmış: "Bunun The Pargiters adlı bir deneme-romanı olmasını hedefliyorum. İçinde cinsellik, eğitim, yaşam vb. gibi konuların olmasını ve 1880'lerin sarp kayalıklarından buraya ve hemen şimdi, bir dağ keçisi örneği, en güçlü ve çevik sıçrayışlarla gelmesini istiyorum."

Sonun başlangıcı
Tüm biliş ve duyuşlarının özetini vermek isteyen Woolf, 1913'te geçirdiği buhranın ardından deliliğin eşiğine ikinci kez geldiği bir dönemde, kontrolünü kaybederek kahramanlarını defalarca değiştirdiği kitabı, dört yılda tamamlayabilmiş. Çok kolay yazacağını düşündüğü bu roman, sonun başlangıcı olmuş, onun için. Yine güncesinde 'Yıllar'ı, "bir alacakaranlık dedikodusu", olarak değerlendirdikten kısa süre sonra şöyle der: "Dün romanı gene okudum, belki de benim en iyi kitabım." Yargılarındaki bu ani gelgitlerin verdiği acıya direnerek dört yıl sonra bitirdiği son eseri 'Perde Arası'nı yazarken hiç sıkıntı çekmez; ne ki okuduktan sonra, yine aynı hoşnutsuzluğa kapılır. 1941 sonlarında, kitabı bir kez daha gözden geçirmeyi düşünmesine rağmen zihnindeki korkunç seslerin kesilmeyeceğini anlar. Böylece çok önceden aklına koyduğu planı uygulamaya girişir.

Hitler faşizmi vahşice tırmanırken erkek egemenliği gemi azıya almış, her yerde savaş hazırlıkları başlamıştır. 'Yıllar'ın en yoğun ve 'Şimdi(ki zamanda) bir gün' başlıklı son bölümündeki partide, Pargiter'lerin üçüncü kuşağından Peggy şöyle düşünür: "Her yanından sefalet, mutsuzluk fışkıran bir dünyada diye düşündü, kişi nasıl mutlu olur ki? Her ilan tahtasında, her sokak köşesinde ölüm vardı; ya da daha kötüsü zorbalık; acımasızlık; işkence; uygarlığın düşüşü; özgürlüğün sonu." (S: 344)

"İnsan artık yazamıyorsa, canına kıyması daha iyi olur," diye yazar güncesine Woolf. Ve son kitabını bitirdikten yaklaşık bir ay sonra Ouse Nehri'nin sularına ilerlerken Peggy'nin, "Değişik biçimde yaşamak... değişik biçimde," cümlesini hayata kaydeder. 'Dalgalar'ın son cümlesi, hayatının son kelamıdır ve mezar taşına da nakşedilir. "Kendimi sana doğru savuracağım, yenilmeksizin ve boyun eğmeden, ey ölüm!"

Geçmişin köhnemişliğinden sıyrılıp umut dolu bir yüzyıla yelken açan; kararsız bir ilkbaharda başlayıp güneşli bir sabah ile nihayetlenen roman; yaşamın ya da parçalanmış zamanın, kişinin denetiminde olmadığını düşünen Tanpınar'ın, II. Dünya Savaşı'nın eşiğinde başlayıp 24 saati kapsayan 'Huzur'unu anımsatır belki size. Okuru romana çeken şey, Walter Benjamin'in dediği gibi, ürpertilerle dolu hayatı, okunulan bir ölümle ısıtma umudunu canlı tutmaktır, çünkü.

YILLAR
Virginia Woolf, çeviren: Oya Dalgıç, İletişim Yayınları, 2004, 384 sayfa,
  Virginia Woolf's Richest Novel in "The Years"

Her Art Reaches Its Fullest Development to Date
The Years.
by Virginia Woolf

Reviewed by Peter Monro Jack

http://www.nytimes.com/

Mrs. Woolf's novel, her first since "The Waves" of 1931, is rich and lovely with the poetry of life. It might be called a chronicle novel, since it begins in 1880 and ends in the present day, or a "family" novel, since it narrates the fortunes of the large and representative Pargiter family. But it eludes both classifications. Though the founder of the present family, old Colonel Pargiter, who lost two fingers in the Indian Mutiny--is, in habit and class, a bit of a Forsyte, there is nothing of the careful solidity of Galsworthy's saga, with its verifiable genealogy, interludes and corroborative detail.

Rather this is a long-drawn-out lyricism in the form of a novel, with flying buttresses to sustain its airy and often absent-minded inspirations. There is the minimum of substructure. But there is everywhere, on one lovely page after another, a kind of writing which reveals a kind of feeling that is more illuminating than a dozen well-made and documented novels. Mrs. Woolf has made, or unmade, her novel in the form of a poem or a piece of music.

And so not built at all and therefore built forever, and it is this subtle and oblique composition, though we may perhaps exaggerate its durability, that gives whatever she writes its distinction.

She has not continued from "The Waves," which was the furthest the novel could go in the way of freedom, or even license, of reverie and the stream of consciousness. Instead she has turned back to earlier forms of her own. "The Years" resembles somewhat the general motive of "To the Lighthouse" in its marking of time as the chief protagonist of recorded life. But sometimes there is the traditional form of narration that she mastered so easily in the early "The Voyage Out." There is also the discontinuity of "Jacob's Room." There is also the unity and singleness of "Mrs. Dalloway," with the years of five decades toiling instead of the chiming of a day's hours. In short, Mrs. Woolf has written her longest novel, her richest and most beautiful novel, out of many years in the practice of writing.

The Pargiter family she writes of might very well be, in its extensions and influence, a summary of her own family or any upper middle-class family, though it is a relief to record that she never descends to personal justifications. The Colonel has seen service in India. Retired, well-to-do, with an invalid wife in the foreground and a mistress in the background, he gives way to his family. Children in the Eighteen Eighties, they begin to form their lives. Martin goes into the army, Morris to the bar, Edward to Oxford and a distinguished scholar's life. Delia marries and becomes a brilliant hostess. Milly marries into the squirarchy and a routine of horses and children. The militant Rose will take to smashing windows to demonstrate the right of women to vote and Eleanor will stay home to look after her father the Colonel. How very representative it is, and how very natural--almost like one of nature's laws--that this English family should spread itself imperturbably throughout the professions and the counties, with a fling at India and Africa, and still remain completely itself, unmistakably Pargiter.

So far as the book is a chronicle of family life, we must note that it has a perfect beginning and a perfect end, and almost no middle. The development of character, the process of growing up, the movie-life of fiction, so to speak, has never been easy to Mrs. Woolf; or perhaps she distrusts its genuineness. The childhoods in the house in Abercorn Terrace, opening at tea-time with Milly taking her invalid mother's place at the tea-kettle which works so badly, and the family coming in from here and there: Martin from school, Eleanor from being kind to the poor, the Colonel from his club and his mistress, Morris from his law office; and the dinner that follows and is interrupted with the death of the long-ailing mother--this opening is so brilliantly composed that one looks back with dismay to the opening of another novel of about the same year and time of afternoon, Galsworthy's "The Man of Property," so full of upholstery and exposition. Mr. Galsworthy himself wrote of "picking" and "embalming" his characters. But Mrs. Woolf's persons are alive with the excitement of life. No one, I believe, has quite her immediacy of effect, her recklessness of sensation, tempered by breeding and intelligence, turned into pure expressibility.

The ending is in the same key, which means that though her characters have become older and have suffered the Boer War and the war of 1914, the suffragette movement and the Irish trouble, and some have been killed and others have lost their money, they are still young at heart. The grand party that ends the book, like a grosse fuga, is still gay and lively with memories, dreams and aspirations. Some nostalgia there is, certainly, and melancholy for the passing years; but there is still the perpetual bubbling of sensation, like old wine into a new glass, perhaps a cheaper glass-- but still something to contain the poetry and effervescence. Mrs. Dalloway's party, which took so many pleasant pains of composition, is merely a precious and somewhat malicious prelude to this family largess of personalities and histories.

Between the beginning and end there is a sort of stasis, possibly more true to life than the dynamics of other novelists; but still part of a criticism of Mrs. Woolf's method. The characters were young; now they are old; and both Mrs. Woolf can render to perfection. In the meantime, events happen, and they are arbitrarily selected. Eleanor at a committee meeting, Rose in prison because of Votes for Women, Eleanor at dinner with her cousins during an air raid; these are pictures, vividly painted but without a frame, unless one's own experience supplies one. It is here that one recalls Galsworthy again, who charted the course of each character. Mrs. Woolf lets them wander at will, forgetting and remembering, as one does really in life, moving slowly or standing still and musing while new inventions and policies clamor for attention. Her people live in the past, in the family, in all the roles of Victorian decorum; and yet with a sense of fun and intelligence and common sense and uncommon sensibility; and, above all, with the eccentricity of personality, so that no category quite contains them: they are as likely to burst into poetry as politics, or to qualify the army with a quotation from Horace. There is no cataloguing them, and no way of regimenting them

into the customary form of fiction. It is this, really, that gives Mrs. Woolf's novels their utmost delight, a quality of pleasure in living, a lovely sense of people thinking and feeling and brooding by themselves, with vague memories and sharp present sensations, with bits of song and odd poetry; and still their contact with life, in 1880 or 1930, is quite definitely realized. The Years neither retreat into history nor knock at the future. They are there as something done, and something still existing, as Martin picking up his cousin Sally from St. Paul's and carrying her off to lunch at a City chop house, and then to a famous walk to the Serpentine; or Eleanor, the best prototype of Mrs. Woolf's Betty Flanders, Mrs. Dalloway and Mrs. Ramsay, picking out absent-mindedly her sisters and cousins, her nieces and nephews, taking her pleasure from them as human beings of bright and various discrepancies and compensations; or Peggy wondering if they are all they are said to be; or Nicholas, who, at the end of the party, makes no peroration, because, as he says, there had been no speech--so there they are, without peroration, or propaganda, or even perspective, exactly and minutely as they lived, a family through fifty-odd years from 1880 to 1930, delighting, in spite of their years and the wars and their attendant worries, in being alive and feeling the new warmth of fresh family life around it.

Lovely as "The Waves" was, "The Years" goes far behind and beyond it, giving its characters a local habitation and a name, and expressing Mrs. Woolf's purpose in the novel more richly than it has ever been done before.

>

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!