Yaşlılık
İtalo Svevo


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

06.06.2015

 


  Editörün Notu:  19. yüzyılın sonlarına doğru materyalizm, rasyonalizm, pozitivizme, tepki olarak oluşan, dönem, “fin-de-siecle yüzyılın sonu” olarak adlandırılır. Bu dönem boşunalık duygusu. can sıkıntısı, pesimizm, sinisizm gibi olumsuz duygular ile simgelenir. Duyguların kapıp koyuluveremediği,, doludizgin sevilemediği hastalıklı bir dönemdir Bu tutku yoksunluğu içeren dönem mutluluk, hayattan kâm almak gibi duyguları ret eder. Özgür olamayan, harekete geçemeyen, eylemsiz olan bu toplum hastadır ve “yaşlılığa” mahkûmdur. Bundan ötürü "yüzyılın sonu"  “ yüzyılın hastalığı" olarak anılmıştır. Svevo’yu büyük bir yazar yapan olgu yüzyılın hastalığını saptayıp eserlerine konu etmesidir.

  Senilita - Yaşlılık - İtalo Svevo

Eren Arcan
Dipnot Kitap Kulübü

Edebiyat eserlerinde anti kahramanları sevmek zordur. Yetersizlikleri, beceriksizlikleri, kararsızlıkları, yalancılıkları, kendi kendilerine mazeret uydurmaları genelde okurda sempati uyandırmaz. Gerçeklere gözünü kapayan, alternatif gerçekler kurgulayan kahramanlarla okur özdeşleşmez. Kumda yatma rahatlığı içindeki Aylak Adam; Venedik sokaklarında Adonis timsali yeniyetme Tadzio’yu gizlice takip eden Aschenbach; dört nesil konaklarda yaşayan Melih Cevdet Anday’ın Aylakları, Dostoyevski’nın yeraltı adamı, Oğuz Atay’ın Tutunamayanları Kafka’nın böceği edebiyat tarihinde ölümsüzleşmiş anti kahramanlardır. İtalo Svevo’nun üç eserindeki ana kahramanların her biri bir anti kahramandır.

İtalo Svevo ve James Joyce

Asıl adı Aron Hector Schmitz olan İtalo Svevo 1861 yılında Trieste’de bir Yahudi allesinin çocuğu olarak dünyaya gelir. .Bir bankada çalışırken “Bir Hayat” ve “Senilita- Yaşlılık” adlı eserlerini kendi imkânlarıyla yayımlatır ancak her iki kitap ta ses getirmeyince ümitsizliğe kapılarak yazı yazmayı bırakır Bir boya fabrikatörünün kızı ile evlenerek kayınpederinin işine girer. Aynı zamanda kuzeni olan eşi Livia’nın hatıratında anlatıldığına göre Svevo sık sık İngiltere’ye gitmesi gerektiği için İngilizce öğrenmek gereğini duyar, öğretmen ararken büyük bir şans eseri olarak o dönemde Trieste’de Berlitz de İngilizce dersi veren James Joyce’la tanışır.

“Yaşlılık,/Senilita” yayımcısı tarafından “Yeteneğinizi hiç önemi olmayan bir hayat, ahlâkî dayanaktan yoksun bu kadar tiksindirici bir kişilik üzerinde boşa harcadığınız için esef ediyorum” notuyla iade edilmiştir.

İki kitabı da ses getirmeyince “O edebiyat denen saçma ve Allahın belâsı şey“ den feragat ederek yirmi beş yıl süreyle kitap yayımlamaz. Dostlukları ilerledikçe Svevo daha önce başarısız kabul edilen “Bir Hayat ve “Yaşlılık” eserlerini Joyce’a gösterir. Joyce Svevo’yu destekleyerek yeniden yazmaya teşvik eder. (Joyce Ulysees eserindeki Leopold Bloom karakterini Svevo üzerine modeller.) Svevo yeniden yazmaya başlamasını “Lazarus’un Dirilişi” olarak tanımlar. 25 yıl aradan sonra 1924 yılında Svevo bugün “tüm zamanların en iyi yüz kitabı” arasına giren “Zeno’nun Bilinci adlı eserini kaleme alır. Yazar 1928 yılında bir trafik kazasında hayatını kaybeder.

Zamanın Ruhu
Yetersizlik kültürel bir yaşlılık modeli mi?

19. yüzyılın sonlarına doğru materyalizm, rasyonalizm, pozitivizme, tepki olarak oluşan, dönem, “fin-de-siecle yüzyılın sonu” olarak adlandırılır. Bu dönem boşunalık duygusu. can sıkıntısı, pesimizm, sinisizm, ile simgelenir. Duyguların kapıp koyuluveremediği,, doludizgin sevilemediği hastalıklı bir dönemdir Bu tutku yoksunluğu içeren dönem mutluluk, hayattan kâm almak gibi duyguları ret eder. Bu nedenle özgür olamayan, harekete geçemeyen, eylemsiz bir toplum hastadır ve “yaşlılığa” mahkûmdur. Bundan ötürü “fin-de-siecle” yüzyılın sonu, hastalık anlamına gelen “mal-de-siecle “ yüzyılın hastalığı olarak anılmıştır. Psikoanaliz de bu dönemde ortaya çıkar Svevo’yu büyük bir yazar yapan olgu yüzyılın hastalığını saptayıp eserlerine konu etmesidir. Avrupa hastadır. Bu gerçeği kayıtsızlıkla yozlaşma olarak görmek değil, hayatın bir parçası olarak kabul etmek gerekir.

Bu açıdan bakıldığında hem “Yaşlılık” romanının kahramanı Emilio, hem de yazar Svevo kendi zamanlarının temsilcileridir. Livia ile ilişkisi de, bu olgu, duyguları frenleyen bir perspektifi taşımaktadır. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda yetersiz, beceriksiz, zayıf kişilikli adam örneğini bireysel bir nitelik değil devrin bir özelliği olarak görmek gerekir. Svevo da, romanının kahramanı gibi, çağının müsaade ettiği kadar sevebilecektir

İkinci basımda kitaba Emilio’nun Karnavalı” adı verilmesi önerilir. Karnavallar zamanın akışının durdurulduğu mutluluk ve eğlence zamanlarıdır. Henüz otuz beşinde iken “yaşlanmış” olan Emilio’nun uçarı Angiolina ile yaşadığı dönem hayatının tek mutlu zaman dilimidir.

Ancak Svevo eserinin bir kişiyi değil bir dönemi kapsamasını istediği için öneriyi reddeder. Fakat daha sonraki bazı basımlarda kitap “Emilio’s Carnival – Emilio’nun Karnavalı” adı altında da yayımlanır.

Aslına bakarsanız o hep yaşlı olmuştur.

Senilita kavramı hem yaşlılık (senior) erişkin olma olgusu, hem de bunaklık anlamına gelmektedir. Kitabın başkahramanı Emilio beceriksiz, kararsız, harekete geçemeyen olayların akışına hâkim olamayan yüzer, gezer bir kişiliktir. Hayata kendini kapar. Eylemsizdir. Mutluluğu elde etmek için bir şey yapmaz.. Yaşamayı bilememiş, hayattan kâm alamamış, kendine bir takım bahaneler yaratarak yaşamayı ertelemiş, mutluluğu yakalayamamıştır. Aslına bakarsanız o hep “yaşlı” olmuştur.

Orta yaş bunalımına giren Emilio’nun hayatına sağlam yapılı, hayat fışkıran ama boş kafalı ve yalnızca daha iyi bir hayat yaşamaya endekslenmiş, çıkarcı Angiolina girer. Angiolina önüne çıkan fırsatlardan yararlanarak sosyal statüsünde değişiklikler yapan bir karakterdir. Yalancıdır. İnsanları, kendi çıkarı için kullanır. Ancak Emilio’nun gerçekleri görmeyen gözünde ilahî bir güzelliğe sahiptir. Emilio Angiolina’yı melek mertebesinde “Ange” olarak nitelendirilirken arkadaşı Balli’nin gözünde kadın yanlızca sıradan bir “Giolina,” dır..

Svevo Umberto Veruda isimli bir ressam ile tanışır ve aralarında yakın bir dostluk kurulur. Yazarın yaşamında önemli bir yer tutan bu kişi de Senilità’da Stefano Balli adlı ünlü heykeltıraş olarak karşımıza çıkacaktır. Veruda yazara ümitsizliğe kapılmak yerine yaşama gülme sanatını öğretecektir. Svevo’nun üçüncü romanının başkahramanı Zeno Cosini tiplemesinde Veruda’dan aldığı dersi ana karakterine uygulayacak ve okur en ciddi olaylara bile gülebilecektir.

Kuartet
Emilio - Amalia
Balli - Angiolina


Dört ana karakter üzerine kurulan eser, yapısında, bir Mozart kuarteti gibidir. Angiolina ve Balli müzik terminolojisi ile ele alındığında major, Emilio ile Amalia ise hüzün ifade eden minör tonlarda kişiliklerdir. Karakterler aynı olay karşısında farklı, ama aynı derecede geçerli yorumlar ve davranışlarla karşımıza çıkar. Algı ile olgu arasındaki farklılıklar yürek burkar. Emilio’nun hastalıklı dünyasına ortak olan her karakter kendi açısından ele alındığında, haklıdır.

Kitabı yayımlamayı reddeden Heyse’nın dediği gibi Emilio sempatik bir kahraman olmaktan çok uzaktır ama Svevo’nun ayrıntılı, çoğu zaman birbiriyle çelişen, duygu, düşünce, davranışlar ile, insanî gerçekleri ortaya koyan söylemi, hem inandırıcı, hem de ufuk açıcıdır.

Anlatıda Joyce’un Dublin’i, Durell’in İskenderiye’si Proust’un Paris’i gibi Svevo’nun Trieste’si neredeyse bir roman kahramanı olarak ön plana çıkar. Svevo zaman zaman şiirsel betimlemelerle okuru Trieste sokaklarında dolaştırır.

Emilio ile Angiolina’nın hayata bakışı birbirinden çok farklıdır. Emilio kutsallaştırdığı Angiolina’yı bir azize mertebesine yükseltirken gerçekte heykeltraş Balli’ye poz verirken ,”gözlerini yukarı doğru imanla çevirmek yerine, hayasızca gökyüzüne dikiyordu. Yüce Tanrıya kırıtıp duruyordu.,” s173

Anlatıcı başlangıçtan itibaren tek ayaküstünde bin yalan uyduran Angiolina’nın başından geçenleri anlatırken mizahî bir dil kullanır. Olayları ,”mış-mış,” mişli geçmiş zaman içinde bir hikâyeymişçesine anlatır. “Merighi yoksul düşüp kendine güvenini yitirmişmiş, aile kuracak cesareti kalmamışmış; varlıklı, ciddi bir burjuva hanımefendisi olmaya hazırlanan Angiolina böylece gönül eğlencesine dönüşmüşmüş. Kızcağıza yürekten acıdı,” s21

Kuartette komik Emilio – trajik Amalia ikilisi hayal dünyasında yaşayan, hastalıklı, iki yenik kardeş, birbirlerinin ikiz benliği - alter egosu olarak tanımlanır. Hayatlarını sakınan bu iki kardeşten biri gündüz düş görür, ötekisi gece. Amalia ve Emilio karanlığı, gölgeleri, hastalığı simgelerken dışa dönük, enerjik, kadın düşkünü heykeltıraş Balli ile sürtük Angiolina gün ışığını, sağlığı, neşeyi temsil eder.

“Emilio her türlü tehlikeden ama aynı zamanda zevkten ve mutluluktan da sakınıyordu. Otuz beş yaşında, yüreğinde doyumsuz kalmış bir zevk ve aşk isteği vardı. Yüreğinin derinliklerinde henüz etkinliğe geçmemiş yapım halinde dâhiyane bir makine sayıyordu kendini. Hep bekleyerek yaşıyordu. S16

Amalia ise “asla güzel olmamış küçük bir hanım kızdı. Upuzun, kupkuru, renksiz… Ancak Balli gelince aşk evden içeri girmişti bir kere, yanı başında yaşıyordu, ağlarını örerek, tedirgin…,” “Kız şimdi kendi yüreğine şaşkınlıkla bakıyordu. Bu haliyle nasıl olup ta zevk almayı ve acı çekmeyi istememiş diye. İki kardeş aynı serüvene doğru sürükleniyordu.,” S25

“Ne güzeldi Balli’nin yazgısı; tepesine gökten yağmur gibi yağan nimetler için minnet duyması bile gerekmiyordu. Zenginlik ve mutluluk onun kısmetinde vardı. Nasıl olsa; neden şaşırsındı ya da Tanrı’nın ona gönderdiği armağanları taşımakla görevlendirilmiş kişilere niçin minnet duysundu.,” s80

“Güzelim yüzü yaşamın renkleriyle ışıldayan Angiolina,” girer Emilio’nun hayatına. “Bir kadın ayak basıyordu o yaşama. Gençlikle güzellikle pırıl, pırıl parlayan bir kadın, o yaşamı baştan aşağı aydınlatacak, isteklerle dolu yapayalnız hüzünlü geçmişi unutturacak, gelecek için neşe vaad edecekti, kendisi için hiçbir tehlikesi yoktu.” Çünkü Emilio bir yükümlülük altına giremeyeceğini en baştan söylemişti. Pygmalion misali kıza yol gösterecek, öncülük edecektir. Oysa öğrenen Emilio’nun kendisi olur. s17

Ancak kitabın sonunda hayatını değiştiren, nasıl olursa olsun daha iyi bir hayata tutunacak olan, zimmetine para geçiren bir banka memuru ile kaçan Angiolina’dır.

Amalia’nın hezeyanlar içinde ölüşü bir anlamda Emilio’nun kurtuluşu olur. “Ah, eğer yaşamında yalnızca kendi ellerine bırakılmış bir canı korumak gibi önemli bir görevi bulunduğunu bilseydi Angiolina’ya yaklaşma gereksinimini duymazdı. Şimdi belki de çok gecikmiş olarak o aşktan kurtulmuştu. Loşlukta sessizce yüreği yana yana ağladı.” s212

Gerçeklerden Edebiyata

Svevo kitaplarının oluşum süreci ile ilgili geriye pek fazla materyal bırakmamış. Annesinin ölümünü anlatan bir mektupta Yaşlılık’taki 12 ve 13 üncü bölümlerde anlatılanlar Amalia’nın ölümü ile örtüşmektedir. Eldeki İkinci kaynak eşi Livia’yanın anılarıdır. Bu yazılarda birebir olmasa da Emilio’nun genç sevgilisi Angiolina ile olan ilişkisinin Svevo ile Livia arasında da var olduğu görülmektedir. “Yaşlılık” ta Emilio kendini Angiolina’yı eğitmekle yükümlü görür. Bu yolda Angiolina’nın gösterdiği tepki ve Emilio’nun çektiği azap Livia ile Svevo ilişkilerinde de görülmektedir.

Yazışmalarında yukarıda sözünü ettiğimiz “fin-de-siecle” yüzyılın sonu kavramı sık sık ele alınmaktadır. İhtiras yoksunluğu, duygusal çoraklık hem Ettore-Livia ilişkilerinde, hem de Svevo’nun kitabına aktardığı Emilio karakterinde görülmektedir. Livia mektuplarında Svevo’yu ilgisizlikle, ironik entellektualizmle suçlamaktadır. Ama Svevo devrinin izin verdiği kadar sevebilecektir.

Emilio kitabın muhteşem sonunda yalnız kendi içsel muhasebesini değil, devrinin de muhasebesini yapar. “Yaşamından aşk ve acı gelip geçmişti ve bu ögelerden yoksun bırakılınca bedeninin önemli bir parçası kesilip alınan birinin duyguları içindeydi şimdi. Ama boşluk bir şeylerle doldu. Sükûnet güvenlik isteği yeniden doğdu. Yüreğinde kendine bakma kaygısı, başka her şeyi sildi süpürdü. “ s243. Hastalık devrini tamamlamış, Emilio düze çıkmıştır.

Son defa Angiolina’nın evine gittiğinde onun küçük kız kardeşi Emilio’yu hiç te masum olmayan bir şekilde öper. Ancak o küçük kızı üzmemek için hoşgörüyle, babaca okşar ve oradan ayrılır. Artık Emilio’nun hayatında bir evre kapanmıştır.

Deniz kenarındaki balıkçıları izlemeye gider. Kendisiyle hesaplaşır. O ve kız kardeşi yaşamı o kadar ciddiye almakla büyük bir suç işlemiştir. “Orada o fırtınanın içinde de her biri durgunluktan, kendisinin yarattığı harekete, ötekine aktaran dalgalarda bir yükselme girişimi vardı ve bu atılım, bir yatay yer değiştirmeyle sonuçlanıyordu. Emilio yazgının değişmezliğini görüyordu bunda. Bunca zarar ziyana karşı kabahat yoktu..” s220

Emilio yıllar sonra geriye dönüp baktığında o en önemli en ışıklı dönemini durup hayranlıkla seyreder. Gençliğinin anısıyla yaşayan bir ihtiyar gibi onunla yaşar. “eğer aşk hayranlık ve istekse, onu her zaman sevdi. O dönemde düşünmüş ya da gözlemlemiş olduğu tüm soylu şeylerin görüntüsüydü Angiolina.” s 243. Muhteşem Angiolina’nın şehevi güzelliği ile, kakidi çıkmış, münzevi, eli mahkûm Amalia’nın düşüncelilik ciddilik, sadakat, ve ahlâkî bütünlük gibi erdemlerini birleştirerek bir ideal yaratır ve onu aklının mihrabına yerleştirir. Ama Emilio’nun kurguladığı bu Angiolina üzgündür. Tanrının lütfu,” denen şeyi bulamamışçasına ağlamaktadır.

05.05.2015 

Ineptitude as Cultural Senility in Italo Svevo’s second Novel
The Trieste of Italo Svevo
Yale University Press
Vikipedia
The Guardian

New Republic


  Bir Yaşlı Adam Manifestosu | Gezginci Erdem

Italo Svevo ‘nun Aylak Adam Yayınları ‘ndan çıkan “İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü” romanı üzerine bir Gezginci Erdem incelemesi.

http://www.kalemkahveklavye.com/

Italo Svevo 'nun Trieste'deki heykelinin önünde Zeno'nun Bilinci kitabından alınan şu cümle yazıyor: “Yaşam ne güzel ne de çirkindir, yaşam orjinaldir!” Italo Svevo da dünya edebiyatının orjinallerinden. Belki birçok modern edebiyat metniyle aynı nitelikte yazdıkları, ama çoğu zaman da klasiklerin tadını duyumsatıyor. Arka planda kalmış olmayı yadırgamadan, sesinden ödün vermeden metinler ortaya koyan yazarın Aylak Adam Yayınları ‘ndan çıkan “İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü” romanı bir yaşlı adam manifestosu niteliğinde.

Gençliğe duyduğu özlemi güzel bir kızla özdeşleştiren yaşlı adamın aşk, arzu ve ahlak üçgeninde kalması ve bütün gençleri, bütün yaşlıları kategorize etmesi romanın didaktik özü. Gel gitler içinde, hastalık derecesinde genç kıza bağlanan yaşlı adamın dünyası ise lirik. Duygularına hakim olamadığı için özeleştiri içinde kendini paralayan yaşlı adam aslında bütün insanlığın bundan muzdarip olduğunu söylüyor. Küçük vicdan rahatlama oyunlarıyla güçlünün istediğini yapabilir hale gelmesini yirminci yüzyılın başlarında gösteren Svevo'nun öldükten sonra değer görmesi belki de bu yüzden. Çağı modern insanın yeni yeni şekillenmesine şahitlik ederken yaşlı adam, bizi uyarıyor.

Para ile gücün kontrol edilmesi veya edilememesi ne tür yıkımlar yaratabilir? Bu yıkımları kanıksayan modern insan pişmanlık yetisini mi, sorgulama yetisini mi? Yadırganan ilişkilerin arka planında ne var? İnsani ihtiyaçlar ve insani değerler paralel midir yoksa zamanın bir yerinde kesişir mi? Yazmaya karar vermek yaşlı adamları aklar mı? Yaşlı adam, yazmaya koyulduğu basit ansiklopedik öğütler verdiği kitabında bu soruları sormuyor ama cevaplarını bulmamız için bize yol gösteriyor.

Ara sıra savaş seslerini duyuyoruz sayfalarda. Yaşlı adamın düşünceleri arasında savaşın seyri hakkında bilgiler ediniyoruz. Yaşlı adam ve güzel kız farklı şekillerle dünyada olup biteni umursamıyorlar. Savaşı konu edinen cümleleri okurken yaşlı adamın pişmanlık hissinin arttığını hissettim. Bu çok basit bir his olabilir, yıkımın eşiğinde bu kadar özel hayata odaklanmayı yadırgadığımdan. Yazarın bilincinden doğan dahiyane bir hamle de olabilir, insanlar ölürken aşk nerede durmalı, ya da durmamalı?

Yaşlılık üzerine çarpıcı bir metin haline dönüşen roman, kitap içinde kitap hikayesiyle devam ediyor. Yaşlandığımızda yakalayacağımız ayrıntıları, takıntıları ve geçmişin verdiği-veremediği doyum hissini yaşlı adamın ağzından okuyoruz. Yaşlanmak her şeyi mübah kılar mı, yoksa güzel ölmek adına ahlak, başımızın üstünde sallanan bir kılıç mı olmalı? Hasta yüreğini kelimelerle temizleye çalışıyor yaşlı adam, ardında sorular bırakarak.

Italo Svevo'nun “Kötü Bir Şaka” romanının okuduysanız “İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü” romanının aynı mahallede hayat bulduğunu hissedebilirsiniz. Konu olarak tamamen farklı da olsa dilin akışı, yazarın metinlerini yakınlaştırıyor. Yaşlı adam güzel kıza kur yaparken alt dairede kötü bir şakaya maruz kalan yazarımız acı çekiyor belki de. Belki de yaşlı adam, komşusunun adına da yaşlılığı yaşlanıyor. Bu fantastik çağrışım, kitabı bitirdiğimde iyice sardı beni. Yazarın doğduğu ve pek terk etmediği Trieste şehrinin ironik karakterlerle dolu olduğunu düşündüm. Svevo okumanın bağımlılık yapabildiğini bu küçük kitapla anladım.

Oylum Yılmaz 24-10-2013

Bireyde vicdan, toplumda değer, ne gezer…
İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü

Italo Svevo


http://www.sabitfikir.com

İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü'nde kahramanın yolculuğunu, dönüşümünü anlatmıyor bize Italo Svevo. Oldukça sade bir dille, etkileyici bir ruh kazısı yapıyor.

İyi yürekli yaşlı adam, çok genç ve güzel bir kızı sever, isterse ne olur? Toplumsal kurallara uymayan bir şey yapan herkes gibi, rezil olur… Modern İtalyan edebiyatının en önemli isimlerinden Italo Svevo’nun İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü kısacık ama demir leblebi gibi bir roman. Cinsellik ile toplumsal cinsiyet kalıpları arasındaki gerginliği; ahlak ile vicdanın ikiyüzlülüğünü; ve doğanın insana verdiği o hain geçicilik, beyhudelik duygusunu küçücük bir öyküye sığdıran etkileyici bir roman.

Hikayemiz savaş zamanında geçiyor. Ülke yoksulluktan kırılırken, iyi yürekli yaşlı adamımız savaştan nemalananlardan... Cepleri dolu, sağlığı yerinde. Güzel kızla karşılaşıyor ve onun yoksulluğundan faydalanarak hayatına giriyor. Daha doğrusu kızı hayatına alıyor. “Yaşlı dostumuzun kendisini, hiç beklemediği anda, lezzetli bir şekilde genç hissettiğinde aklını kaplayan üçüncü duygu, ‘gençliğim geri dönüyor,’ idi. Yaşlı bir adam öylesine bencildir ki düşüncelerini, benliğini katmadan, kendi tasarımlarını bulaştırmadan, bir anlığına sadece aşka odaklayamaz. Bir kadını istediğinde, körpe kızlar tarafından gençliğinin geri getirilmesini isteyen Kral Davut’a dönüşür.” Evet, öyle de oluyor. Ta ki, yaşlı âşığımızın kalbi tekleyene kadar. Doktoru elbette ki kızla görüşmesini yasaklıyor. O da bu öğüde neredeyse harfiyen uyuyor. Yaşlı adam öylesine bencil, öylesine ikiyüzlü ve öylesine yaşama düşkün ki, herkes gibi, zaten aslında ne gerçekten âşık olabiliyor ne de kendisine yeten o sığ hazdan vazgeçmek istiyor.

Arzu nesnesinden vazgeçmek

Kahramanımızın içindeki bu gerginlik zamanla duygularının da, aklının da yönünü değiştiriyor. Kendi yararına, kendi çıkarına da olsa arzu nesnesinden vazgeçmek zor tabii. Yaşlı adam da bu zorluğu aşmanın yolunu arzu nesnesini dönüştürmeye, değiştirmeye çalışmakla buluyor. Madem kızla sevişemiyor, öyleyse kız da başkalarıyla sevişmesin istiyor. Kızı ahlaklı bir yaşama çağırmak, para karşılığı ilişkide bulunmasını önlemek için kolları sıvıyor. Ona vaazlar veriyor, malını mülkünü üzerine geçiriyor. Bu kutlu misyondan öylesine etkileniyor ki, gençlere ahlaki öğütler yazmaya kadar vardırıyor işi. Ta ki, evet ta ki ve neyse ki ölene kadar… Gençlik-yaşlılık, hastalık-sağlık, iyilik-kötülük üzerine yazıyor hep. Yazdıkları hazcı, bencil, ikiyüzlü ve hayattan sadece kendi paçasını kurtarmaya çalışan bir zavallının sayıklamaları elbette. O sayıklamaları kuvvetli yapan şey ise, bizim sayıklamalarımıza fena halde benzemesi. “Bütününe bakacak olursak, gençlik sağlıklı ve ahlaklı olsa, yaşlıların günah işleme imkanı olmazdı. Yaşlılara kıyasla daha fazla olan fiziksel güçleri gençleri, kaba kuvvete başvurmaktan koruyordu. Bir sürü felsefe barındıran kağıdın en sonunda, ‘Ahlak kimden başlamalı?’ yazıyordu. (…) Bir kez daha, cevabını bulamadığı soruları not ettiği eski ve yeni kağıtlarını rulo haline getirdi. Sonra üzerine bıkkın bir şekilde ‘Hiçbir şey’ diye yazdı.”

İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü'nde kahramanın yolculuğunu, dönüşümünü anlatmıyor bize Italo Svevo. Oldukça sade bir dille etkileyici bir ruh kazısı yapıyor. Bu ruh kazısından da ciddi, sarsıcı bir modernizm eleştirisi çıkarıp koyuyor önümüze. Hikaye işte biraz da bu yüzden demir leblebi gibi. Yazarın daha önce Türkçeleşen Zeno’nun Bilinci adlı çalışmasını atlayanlar için de şahane bir fırsat.


Italo Svevo (Italo Svevo Kimdir? - Italo Svevo Hakkında)
Hayatı Biyografisi

http://www.geldik.net

Konusu 'Edebiyat ( Kimdir )' forumundadır ve
CeZa tarafından 22 Haziran 2009 başlatılmıştır.

Bugün İtalyan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen Italo Svevo, Proust, Joyce ve Kafka ile birlikte modern edebiyatın kurucularından sayılır. 19. yüzyılın sonuyla birlikte realizm yerini modern edebiyata bırakırken Joyce, Kafka, Proust gibi yazarlar dil üzerine denemelere girişmişler, klasik romanın kalıplarını kırarak modern edebiyatın temellerini atmışlardır. Klasik romandaki bütünsellik anlayışı, olay ve konuya verilen önem, zaman ve mekan kavramı bir yana bırakılmış; zaman ve mekânın birbirine karıştığı, klasik öykü anlatma tekniğinin terk edildiği, bilinçaltının, rüyaların, sanrıların ön plana çıktığı, insan ruhunu ve varoluşu anlamaya yönelik bir anlatım biçimi çağdaş roman sanatını belirleyici özellikler olarak ön plana çıkmaya başlamıştır. Yeni ortaya çıkan bu roman sanatının dil üzerindeki denemelerinin yanı sıra bir başka dikkat çeken özelliği daha vardır: Gerek Joyce'da, gerek Kafka'da, gerekse Svevo'da ince bir ironi alttan alta kendini hissettirir. Joyce'da ya da Kafka'da gördüğümüz oranda bir kara mizaha ise ancak Dostoyevski'de, Swift'te ya da Hasek'te rastlarız. Nitekim Svevo'nun Zeno'nun Bilinci adlı romanı Don Quixote ve Aslan Asker Şvayk'la birlikte anılır. 1861 yılında Trieste'de doğan Svevo, ilk iki romanı Bir Hayat (1892) ve Yaşlılık'ı (1898) kendi imkânlarıyla yayımlamış, ancak bu romanlar ne İtalya'da ne de başka ülkelerde ses getirmiştir. Bu sessizlik 1923 yılına kadar sürer. Bu yıl Svevo Zeno'nun Bilinci adlı eserini yine kendi imkânlarıyla yayımlatmış ve kitabı 1907 yılında tanıştığı James Joyce'a göndermiştir. Svevo'nun dilinden ve edebi yeteneğinden çok etkilenen Joyce'un Svevo'yu keşfettiği söylenebilir. Nitekim Joyce sayesinde Svevo önce Fransa'da, daha sonra ise Avrupa genelinde tanınmaya başlayacaktır.

Bilinçaltındaki gizli tutku

Svevo'ya dünya edebiyatında hak ettiği yeri sağlayan eseri Zeno'nun Bilinci'dir. Ancak onun ilk romanlarından itibaren dilin imkânlarını araştıran bir çaba içinde olduğunu, insan ruhu ve bilinçaltı üzerine düşündüğünü görürüz. Svevo insan bilincini araştırırken yakın dostu Freud'un psikanaliz tekniğinden yararlanır. Zeno'nun Bilinci'nde bir yandan psikanaliz tekniğini başarıyla kullanırken bir yandan da insan ruhundaki ve yaşamdaki çelişkileri, çarpıklıkları ironik bir anlatımla aktarır. Aslında Svevo Zeno'nun Bilinci'nde doruğa çıkan bu anlatım tekniğini diğer yapıtlarında da başarıyla uygulamıştır.

Kötü Bir Şaka'da da bu yöntem kendini açık bir şekilde hissettirir. Svevo Kötü Bir Şaka'da, gençliğinde kendi çabasıyla yayımladığı ilk romanının bir gün bir eleştirmen tarafından keşfedilerek hak ettiği üne ve değere kavuşacağı hayaliyle yaşamını sürdüren bir adamın monoton hayatından bir kesit aktarır. Romanın kahramanı İtalya'nın küçük bir kasabasında hastalık hastası kardeşiyle birlikte aileden kalma bir evde yaşamakta, bir ticarethanenin muhasebe kayıtlarını tutarak yaşamını devam ettirmeye çalışmaktadır. Artık altmış yaşını geçmiş olmasına, küçük bir kasabada yaşamını heba etmesine rağmen kahramanımız için bunların önemi yoktur. Çünkü onun bir hayali vardır. Bu hayal onun her davranışına, her sözcüğüne sinmiştir; ancak bir yandan da bu hayalini bir sır gibi saklar. Çünkü her hayal gibi bu hayal de insanın içinde kaldığı müddetçe yaşamaya devam edecek, bir gün gerçekleşeceği umuduyla insan yaşama tutunacaktır.

Nitekim Svevo'nun çok iyi gözlemlediği bu durum Kötü Bir Şaka'nın kahramanının bilinçaltında yatan gizli tutkusudur ve bu tutku onun kişiliğini, davranışlarını belirler. Bu sayede her gün işine gider, kardeşine sabırla bakar, çevresindeki insanlara karşı daima hoşgörülü, olaylara karşı her zaman iyimser ve biraz da saf dildir. Bir parça da kendini diğer insanlardan üstün görmektedir. Çevresindeki insanlarsa onun bu ün tutkusuna bıyık altından gülseler de yine de onun gururuyla oynamamaya dikkat ederler. Hal böyle olunca da kahramanımız yıllar önce yayımladığı romanının dışında tek bir satır bile karalamadan günün birinde keşfedileceği, ünlü bir yazar olacağı hayaliyle oyalanıp durur. Ne var ki bir gün savaş küçük kasabaya da gelir ve bu durum onun içindeki yazma isteğini uyandırır, ancak ne yazacaktır? Artık eski romanı gibi bir roman yazması söz konusu değildir.

Savaş yüzünden başka birçok konuyu da bir kenara bırakır, kendi sade yaşamının bir romana konu olabileceğini ise asla düşünmez. O da fabllar yazmaya başlar. Önce tanımadığı hayvanları anlatır fabllarında, sonra sinekler gibi tanıdık hayvanlara geçer, ama bir sinekten insan ne öğrenebilir ki? O da bahçesindeki serçeleri anlatmaya koyulur. Böylece serçeler aracılığıyla bir yandan yazma isteğini doyururken, bir yandan da kendi hislerini, düşüncelerini aktarır; fablları kıssadan hisse çıkarılacak öykülere dönüşür. Kaleme aldığı fabllar dışında yaşamı her zamanki gibidir. Her gün işine giderek muhasebe kayıtlarını tutar ve edebi yeteneğini kullanabildiği ticari mektuplar kaleme alır, eve geldiğinde kardeşiyle vakit geçirir, uyumadan önce ona günün haberlerini verir ve kitap okur.

Sıradan bir hayat

Kardeşine kitap okuyabildiği ve okuduğu kitaplar hakkındaki eleştirilerini sıralayabildiği, hatta eleştirmenleri eleştirdiği bu anlar günün en çok hoşlandığı zamanlarıdır. En çok da kendi kitabını okumaktan zevk alır; kardeşinin tek isteğinin huzurlu bir şekilde uykuya dalmak olduğunu bilmeden, onun kendi edebi yeteneğini herkesten fazla takdir ettiğini düşünerek mutluluk ve biraz da gurur duyar. Kahramanımızın bu sıradan hayatı ise eskiden arkadaş olduğu bir şairin kötü bir şakasıyla bozulur. Eskinin şairi günün cabbar pazarlamacısı olup çıkmıştır ve ünlü bir şair olma hayallerini çoktan rafa kaldırmıştır. Kahramanımızın ise inadına hayallerine tutunması onun sinirlerini bozar, bir yandan da onun bu halini kıskanmaktadır; böylece kahramanımıza bir oyun oynamaya karar verir. Onun hayalleriyle dalga geçerek ondan öcünü alacaktır.

Büyük oranda Svevo'nun kendi yaşamından izler taşıyan Kötü Bir Şaka, yazar olma hayalini, bu hayalle yaşamanın nasıl bir şey olduğunu ve hayal yitip gittiğinde geriye kalanı ironik bir dille anlatırken aslında her yazarın ya da yazar olma hayali kuran her kişinin içinde bulunduğu ruhsal durumu büyük bir açıklıkla ortaya koyuyor. Zeno'nun Bilinci'nde yaşamın aslında bir hastalık olup olmadığı üzerine felsefi tartışmalara giren Svevo, Freud'un psikanaliz yöntemini başarılı bir şekilde kullanıyordu. Kötü Bir Şaka ise Svevo'nun insandaki ün tutkusuna ironik bir yaklaşımı. Svevo bir yandan kahramanının trajedisini başarılı bir şekilde ortaya koyarken, bir yandan da başta kendisi olmak üzere tüm yazarlarla ince ince alay ediyor. Bu yönleriyle kitap Svevo'nun diğer romanlarıyla bir bütünsellik taşırken, Svevo'nun da neden Joyce, Kafka ve Proust'la birlikte modern edebiyatın kurucularından biri olarak kabul edildiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

>

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!