![]() | Yanılsamalar Kitabı Paul Auster |
| ||
TOPLANTI TARİHİ : 27 Ağustos 2003 Çarşamba.. |
| Dipnot Toplantı Notları | Nevcihan Oktar (dipnot) | |||||
OTURUMUN ANA BAŞLIKLARI:
OTURUM NOTLARI: Arzu Yıldırım arkadaşımız, kitabın yazarı hakkında bizlere tatmin edici bilgiler vererek oturumu açtı. Kitabı içeren çok özlü güzel bir özet bunu izleyecekti. Arzu dikkatleri önce “YANILSAMA” kelimesini üzerine çekti.. Çünkü bu kitap için, bu kelime bir şifre idi ve Arzu bunu çok güzel yakalamıştı… Böylece ana fikre doğrudan giriyorduk. Ayrıntı sonradan gelecekti. Şimdi Arzu’nun kendi kaleminden notlarını aktarıyoruz: YANILSAMA: kelime anlamı olarak “Yanlış algılama ve duyu yanılması” psikolojide ise “var olan nesne veya canlıyı yanlış ayrımlı veya değişik olarak algılama”, “illuzyon” anlamında kullanılmaktadır. Yanılsamalar Kitabı’'nda da David Zimmmer'in peşine düşen bizler yolun sonunda Paul Auster'a mı ulaşıyoruz acaba? Yazarlarla kahramanları arasında çoğu kez olabilecek bağlar burada da mevcut olabilir mi? Auster’ın Biografisi : Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak -ve de popüler- yazarlarından biri olan Paul Auster yazmaya 12 yaşında başladı. Columbia Üniversitesi'nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okudu. Fransızca çeviriler yaptı; 1979 yılında babasının ölümünün ardından, onu konu aldığı bir yaşamöyküsel roman olan ''Yalnızlığın Keşfi'ni yazdı. Denemeler ve şiirler kaleme aldı.1986-1990 yılları arasında Princteton Üniversitesi'nde çeviri dersleri verdi. Auster, şairlik, çevirmenlik, deneme ve senaryo gibi çeşitli alanlarda da eserlere sahip. Yanılsamalar Kitab' baştan sona birtakım kavramlarla ilgili yanılsamalarla doludur. 'Kimlik', 'ölüm', 'gerçeklik', 'aşk' ve 'tutku' gibi birtakım yanılsamalar mevcuttur. Romanın labirentimsi bir polisiye kurgusu bulunmaktadır. Bu kurgunun ip uçlarını da Auster kitabın başında, “İnsanın bir tek ve hep aynı yaşamı yoktur. Peş peşe eklenen birçok yaşamı vardır ve çektiği acıların nedeni de budur.” diyen Chateaubriand'ın sözleriyle vermektedir. Chateaubriand, 19.yy Fransız yazarı olarak 'romantikler' arasında yer almıştır. 18.yy. sonunda Avrupa'nın Fransız İhtilali ile kucaklaşması sırasında ansızın meydana gelen kırılmaların sonucu olarak yeni bir duyarlılk başlamıştır. Romantik sıkıntı bir değer krizinin sonucunda oluşmuştur. Hiç hayal kalmamıştır. İstekler sınırsızca genişlemiştir. ''GENÇLER DOLU BİR KALPLE BOŞ BİR DÜNYADA OTURUR ve hiç birşeyin tadına varamadan herşeye karşı gözü açılır.” Bu tutkular dalgası Chateaubriand için bir acıdır... Sonra tekrar Paul Auster’e dönen Arzu, yazarın bu kitaptaki benzer olayları ne denli yaşayıp yazdığı konusunda bir fikir tartışması başlattı… ve arkadaşlara söz verdi. Eren arkadaşımız yazarın zaman zaman kendi özel köşesine çekilerek, kendini dinleyerek, kendisi üzerinde bir çok tahliller yaparak, yazılar-eserler ortaya çıkardığını, bu sıralarda oldukça içe dönük çalıştığını, özellikle senaryo yazarı olarak çok başarılı olduğunu, “Smoke” adlı filmin senaryosunun da dikkatini çektiğini bizlere aktardı. Aliye arkadaşımız söze girerek yazarla yapılmış bazı ropörtajlardan bahsetti. Bu yüz yüze görüşmelerde yazarın, sırf içe dönüklüğü ile değil ama zaman zaman çevresi ile kurduğu iletişimlerde de gündeme geldiğini belirterek, Eren ‘in yazar hakkındaki fikirlerine ekleme yaptı. Arzu tekrar kitaba dönerek 22. sayfadaki şu satırları bizlere açtı: “Sinema görsel bir dildi, iki boyutlu bir ekrana görüntüler yansıtarak öyküler anlatma“ biçimiydi. Bu noktada Nevcihan arkadaşımız “-ses ve renk eklenince 3. bir boyut yansıması doğdu, ama bu aynı zamanda görüntülerin saflığını alıp götürdü” şeklindeki alıntıyı ilave ederek, kendinsin de buna katıldığını , bu durumda bizlerin hayal gücüne daha az işin kaldığını bunun tatmin edici olmadığını söyledi.. Ve bunun aynı zamanda hayal gücü yaratıcılığını zedelediğini, zararlı olduğunu belirtti. Deniz de bu fikre katıldığını belirtti. Ve şu alıntıyı ilave etti. Geçmişte “karşımızdaki ekran bir dünyaydı ve iki boyutluydu. Üçüncü boyut bizim kafamızdaydı” (syf.23). Deniz , “Uçak kazası” üzerinde biraz fikir yürütmek istediğini, David Zimmer ‘in (roman kahramanı) ailesini elim bir uçak kazasında kaybetmekten kaynaklanan önemli bir ruhsal darbe aldığını, psikolojik tedavi almasının çok gerekli olduğu halde buna yanaşmayıp aylarca kendisini içkinin kucağına atarak yok etmek istercesine yaşarken, bir gün Hector Mann ‘ın sessiz filmindeki sanatının kendisinin oldukça dikkatini çektiğini söyledi. Dikkatini “kendisinin ve bunalımının “ dışına taşıyabilen bu ilginin onu tekrar hayata bağladığı vurgulandı. Bunalımdan çıkış için terapi kabul etmeyen D.Zimmer bu noktadan sonra kendi kendisinin doktoru oluyor. Ruhsal bunalımlarda en yaygın belirti dikkat dağınıklığı olarak görülür. David Zimmer dikkatini Hector Mann üzerine yoğunlaştırınca büyük ölçüde kendi ruhsal terapi yöntemini kendi geliştirmiş oluyor ve kendini iyileştirmeyi başarıyor. 32. sayfanın sonunda dahiliye doktoru ile yaptığı konuşma bunu gözler önüne seriyor. “Bu yöntemi, bunalımın eşiğindeki her akıllı kişi yapabilir. Bu kitabın güzel bir önerisi olarak ortaya çıkıyor” diye fikrini belirtti Deniz. Arzu 61. sayfada, “dünyanın bir yanılsama olduğu” ile ilgili satırlar olduğunu, eserdeki olaylarla, yaşananlar ile hissedilen şeylerin farklı olduğunu bunun da bir çeşit yanılsama olduğunu belirtti. 61.sayfa ortalarından bununla ilgili bölümler okudu. Yanılsamalarla ilgili açıklamalar başlayınca Aliye söz aldı. Duyularımızın bizi yanıltabileceğini, bir olgunun çeşitli kişiler ve görüş açıları ile sürekli olarak değişik bir biçimde yorumlanabileceğini belirtti. Yanılsamalar kitabını kulübümüze öneren Aliye arkadaşımız “Dünyanın en önemli tiyatro festivali sayılan Edinburg’un bu yılki gözdesinin Kubilay Tuncer’in yazıp Lale Mansur ‘la oynadığı “Olağan Mucizeler” oldu diyerek bize oyun hakkında bilgi vermeye devam etti. Oyunun temasının, Yanılsamalar kitabının ana fikrine uygunluğu Aliye ‘nin dikkatini çekmişti. Bize de bu bulguları aktardı.
|
Başkahraman David Zimmer, bir uçak kazasında karısı ve iki oğlunu kaybettiğinde ölümle ilk kez yüzleşir. Anılarıyla dolu evde, çocuklarının oyuncakları ve karısının giysileriyle yaşamak ona çok ağır ir ceza olarak görünmeye başladığında kendini sessiz film döneminin komedi oyuncularından Hector Mann ile ilgili bir belgesel seyrederken aylardan beri ilk kez güldüğünü farkeder. Hector Mann 1929 yılında evinden çıkmış ve kayıplara karışmıştır. 58 yıl sonra David Zimmer bu gizemli oyuncu hakkında incelemeler yapmaya başladığında, “Hiç kimse” onu bir daha görmemiştir. İz sürmek için geride bıraktığı 12 filmden başka bir veri de yoktur. Aslınsa geride bıraktığı bu filmler sayesinde Hector Mann tam anlamıyla ölü değildir. Gerçek anlamda ölmek, geride bıraktığı tümyaşamsal izler yok olduğunda mümkündür. Dünyada artık filmlerini izleyen bir tek kişinin bile olması onun unutulmadığının kanıtıdır. Kimi yazarlar kitaplarının basımına kendileri öldükten sonra izin vermişler, kimileri tüm eserleinin yakılmasını istemişlerdir. Ama eserlerinin yakılmasını isteyen sanatçılar bu isteklerinde gerçekten içtenseler niye kendileri hayatta iken eserlerinin yakmamışlardır ? Aslında bu büyük bir ikilemi duymaları çok doğal çünkü eserlerinin diğer nesillerce anlaşılmaması ve beğenilmesini en çok onlar arzu etmişlerdir. Romanda en çok işlenen konu İNTİHAR ve UNUTMAK. İnsanın kendi başına gelen olayları unutması daha kolay gibi görünüyor, ama çocuklarının başına gelen olayları unutmak çok daha acı verici. İntihar sadece kendini değil eserlerini de yok etme anlamına geliyor. İntihar girişimlerinden biri hariç diğerleri başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bu yüzden roman tüm eserlerin ve umutların tam yok olmadığı hissine kapılmamıza yol açıyor. Roman”Yalnız kayıp onlar, eninde sonunda biri çıkıp Alma’nın filmleri sakladığı ODA’nın kapısını tesadüfen açacak ve bütün hikaye yeni baştan başlayacak.Bu umutla Yaşıyorum” sözleriyle bitiyor. Almanca Zimmer Oda anlamını taşıdığı için okuyucuya ironik bir şekilde Auster tarafından iletiliyor.. Kitaptaki betimlemeler çok zengin, sanki eş anlamlı olaylar aynı perdeyi ikiye böler gibi ya da AYNADAKİ YANSIMA gibi anlatıolmış. Düş ve gerçek, güzellik ve çirkinlik, yaşam ve ölüm, varlık ve yokluk, acı ve mutluluk, sevgi vei hanet bir arada bu kadar güzel tasvir edilebilir…..
| |||||