Hermann Broch
Vergillius'un Ölümü
/ 2
Hermann Broch

 
1. Vergillius sayfasına

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

03.07.2013


  Vergillius’un Ölümü – 2. Bölüm
Prof Benal İnceer

SAHNE
Alacakaranlık- Geceye geçiş/Gece /Alacakaranlık-Gündoğumu
Brandisium / Augustus’un saray odalarından biri / Yatak / Duvardaki çeşme/su sesi / Cumba, içinde bir koltuk / Cam, pervazı (cumbanın önünde) / Sandık / Masa / Yanda bir koltuk

HAREKET

• Yataktan kalkıp pencere pervazına yığılmak ve tekrar yatağa geri dönmek,
• bir iki kez gözlerini açmak çoğunluk gözler kapalı ateşler içinde yatmak,
• gün doğarken ateşin düşmesi.


MİTOLOJİDE KİM KİMDİR?

Satürn (BABA) / Jupiter (Dünyayı aldı) !  Neptün (Denizleri aldı) ! Pluto (Yeraltını aldı) ayrıca 3 kız kardeşi daha var ! Juno: Kıskanç eşi ! Mars: Savaş Tanrısı ! Mercury: Tanrıların habercisi ! Apollo: Işık, müzik Tanrısı. İkizi Diana: Avlanma Yunanca: Artemis Efes ! Minerva: Bilgelik, Dirayet Tanrıçası ! Vesta: Ev ve Kalp Tanrıçası ! Bacchus: Şarap, medeniyet, hukuk Tanrısı ! Ceres: Mahsul Tanrısı ! Venüs: Aşk ve güzellik Tanrıçası ! Vulcan: Aşk T. Venüs’ün kocası, çamurdan Pandora ’yı yarattı ! Hercules: (Annesi ölümlü) ! Cupid: Venüsün oğlu ! Orpheus: Apollo ve Calliope nin oğlu, müzisyen ! The Muses: Jupiterin ‘ kızı, Mnomosyne ’den olma. Güzel müzik, neşe, sanat ve bilimin , ilhamın hamileri

“Vergilius’un ölümü; II. Bölüm: Ateş-Çöküş” Ateşte yanmaya hazır olanlar için bu emekler …..

Broch kitabını; -“ Kitap ağır hasta olan Vergilius’un Brandisium limanına varışının ertesi günü öğleden sonra Augustus’un sarayındaki ölümüne kadar geçen on sekiz saati anlatır.

Üçüncü kişi anlatımının kullanılmasına rağmen gerçekte romanın tamamı, şair Vergilius’un iç monoloğundan oluşur. Bu nedenle kitap,” her şeyden önce şairin kendi hayatıyla, bu hayatın ahlak açısından doğruluğu ve yanlışlığı ile bu hayatın adanmış olduğu şiir sanatının yerindeliğiyle ve boşunalığıyla giriştiği bir hesaplaşmayı dile getirir.” diye özetlemiş. Ateş-Çöküş; bu romanın 160 sayfalık iç hesaplaşmasını veriyor. Kendi içinde yoğun ontolojik tartışmaların yer aldığı, kitaptan ayrı da okunabilecek bir bölüm. Şiirsel ve müzikalitesi benim bile anlayabileceğim kadar belirgin.

Ölümle derinliğine hesaplaşmadan hayatın da yeterince değerlendirilemeyeceği bilgisini ediniyoruz bu ikinci bölümden. Barthes’in dediği gibi “kendi ölümünün anlamını anlamadan yaşlanan kişi, kötü bir insan olarak ölür.”

Ölmeye yatmak ve ölüm döşeği iki farklı kavram… Birinde istenç var, diğeri kaçınılmaz sonla karşılaşmayı içeriyor. Ölmeye yatan kişi ölmeden yeni bir doğuşla kutsanmış oluyor. Bu bölümde Vergilius öksürük nöbetleri, ateşin algılarını değiştirmesi ve tükenen bedeni ile hayaller/rüyalar arasında yatıyor. Vergilius, ölüm döşeğinde ölmeye yatarken…. Vergilius yatıyor ve dikkatle dinliyordu… Neyi; iç sesini, dış dünyadan ona duyuları vasıtası ile gelen bilgiyi, varlığının ve yok oluşunun bilgilerini…(Sf.199 –“Ve geçip giden rüya ile birlikte, rüya gören de mi son bulmaktaydı?”)

Nasıl yatıyor; fetüs pozisyonunda ve sekiz yaşından beri gözlemlediği bir şey bu… Ölmeye yatmış olan Vergilius, varoluşun en gerçek imgelerini bulmak ve onları istemsizce aklına geliveren çocukluk anılarından ayırmak için çaba gösterir ama bunda başarılı olamaz. Böylece insanın kendisini ancak imgeler aracılığı ile kavrayabileceği bilgisine ulaşır.(Aristotales : İlk felsefe-Varlık felsefesi)

Burada biraz felsefi bilgi vermek gerekirse; Broch (Vergilius) için varlık; fiziksel, zihinsel veya ruhsal olarak ele alınır. Bilimde de varlık sorunu vardır ancak farklılıklar gösterir: Bilim insan zihninden bağımsız olarak var olan varlığı konu edinir ve bütüncül değil, indirgemecidir. Yöntemleri farklıdır. Varlık felsefesinde ise; Varlık bir bütün olarak ele alınır. Varlık akıl yolu ile temellendirilir. Töz, zihin gibi var olmak için kendisinden başka bir şeye gereksinim duymayan varlıktır.

Varlık felsefesinin temel kavramları:

Arkhe/Töz/Cevher: Bütün varlıkların ondan çıktığı düşünülen ilk madde
Metafizik: Duyusal olarak algılanamayan varlıkları(Tanrı, ruh, öteki dünya…) inceleyen felsefe dalı
Madde: İnsan bilincinden bağımsız, duyularla algılanan varlık.
İdea: Öncesiz ve sonrasız olan mükemmel varlık, değişmeden kalan, var olmak için başka bir varlığa gereksinimi olmayan

Felsefi olarak varlığı sorgularken iki sonuca varılmıştır.

Varlık yoktur (Nihilizm)
Varlık vardır (Gerçekçilik – Realizm). Vergilius varlığı kabul eder.


Temel varlık sınıflandırmaları nelerdir? Bazıları………

Varlık bir “oluş” tur
Varlık bir “idea” dır. Sf.180
Varlık bir “madde” dir.
Varlık hem madde hem de düşünce olarak vardır,
Varlık bir “fenomen”(görüngü) dir. Somut, algılanabilir olay ve nesnedir. Bilince görünen ve bilinç tarafından algılanandır.
Vergilius bütün bu sınıflandırmaları birer birer ele alıyor.
Ontolojik sorular daha sonra sanat ontolojisi ile devam ediyor. Özelde Vergilius yaşamını adadığı şiir sanatı ile neyi başarmış olduğunu irdeliyor.
Sanatımla neyi değiştirebildim?
Sanatımla yeterli eleştiride bulunabildim mi?
Kitlelere ulaşabildim mi?
“Kendini bilme yolu ile hakikate ulaşmış olması” gerekirken, yaşam amacından sapıp güzelliği hakikate yeğlemiş olduğunu dehşet, ardından hüzün ve acı... ile fark ediyor.

……..”çünkü ne zaman böyle bir şey olsa ve güzellik, amacını kendinde bulan bir olgu niteliği ile ön plana çıksa, sanat ta köklerinden yara alır, zira o zaman sanatın yaratma eylemi kaçınılmaz bir biçimde tersine döner, üretenin yerine ansızın üretilmiş olan geçer, gerçeklik içeriğinin yerini boş biçim, doğru olanın yerini salt güzel olan alır;”……

Yaratısının, sanatçının büyüklenmesini gözlerden gizleyen yönü ve yalnızca kitleleri etkilemeyi hedeflemesi, “yenilemez kısa vadeliliği ve genişletilemez sınırlılığı” hakiki sanatın insanlığa dair, insan topluluğuna katılması gerçeğinden uzaklığı acı veriyordu. Burada genel olarak sanatçının sevgi ile insan topluluklarına katılması fikrini dile getiriyor Broch.
 

Jupiter ve kader (Kader Yunan düşüncesinde/inancında vardır=Yunan etkisi) tarafından terk edilmişti Vergilius, iyi bir yol gösterici değildi. Hayvansı ve hep yardıma gereksinimi olan o alt tabaka yaratılamaz olarak kalmıştı. Ancak hakiki insan , seven, sevilen, yiyen, içen insanı da yaratamadığını gördü. Aeneis’te sözünü ettikleri masal kahramanları idi ancak.
 

  Genelde insanlar Roma’yı tanrılar katına yükselttiği söylüyor olsa da Vergilius’un borçlarını bilmişlerdi sefalet sokağında olanlar (Burada birinci bölüme gönderme var). Melodik ve şiirsel dil çok belirgin, senfonik şiir gibi….

Ah kaybedilmiş hayat
O en aşina yabancılık
En yabancı aşinalık
Sen, ey en uzak yakınlık
Bütün uzakların en yakını
Ruhun ciddiyeti içerisinde ilk ve son gülümseme….
En umutsuz zamanlarında iç sesinde derinlerden Plotia’yı anılarından çağırıyor.Sevgi kurtarabilir mi onu diye…

Burada bir ara verip Vergilius’un yakmayı düşündüğü yapıtına bakalım:

Aeneas Destanı (12 kısım): Avrupa’daki edebi destanların ilki, epik şiir. Vergilius, Roma’yı kuranların soyunu Troya ya Augustus’un soyunu da krallık ailesinden gelen Aeneas’a dayandıran destanlardan yola çıkmış İÖ 29 (19?) ölümle yarım kalmış ve başkasının bitirmesi Augustus tarafından yasaklanmış. Kendinden önceki (Örn; Homeros) destanlardan en önemli farkının karakter analizi yapmış olması ve karakterlerini “en iyiye” ulaştırma çabası içinde olduğu söylenir. Ulusal, dinsel ve siyasal niteliklerin ağır bastığı destan kronolojik bir sıra izlemez ve sonraları Dante’ye esin kaynağı olmuştur.

“Benim ölümüm ne için?” sorusunu soruyor tekrar.

“İnsan ne kadar bayağılaşırsa o kadar ölümlü oluyordu. Hiçbir şey ….”caddeler boyunca yengeç gibi ilerleyen, sürünen, kaynaşan ve sürekli yalpaladığı için doğru dürüst yürümeyi unutmuş olan, artık hiçbir yasa tarafından taşınmayan, hiçbir yasayı içinde taşımayan ayaktakımı kadar ölümlü değil” di.

Ölümün bilgisi önünde duruyor benim şiirim, o nedenle yakılmalı diye düşünüyor Vergilius.

Burada kendi ölümü eseri üzerinden oluyor ve “-yaşamımı kurban olarak adayamadım, yaşamımı adadığım eserim kurban olsun bari” diyor.

Evet, yaşamı (tanrılar tarafından ya da kendi seçimleri ile) harcanmış ve kendisi de harcayan insanoğlundan bir öç alış olarak Aeneis yakılmalıydı.

Yaradılış bir ayırt etme eylemidir, kötünün iyiden ayrılmasıdır ve gerçek ölümsüzlük bu ayırt edebilmektir. Ama ben bu yetiden yoksunum ve tanrıyı ben mi çağırdım bu ayrımı benim yerime yapsın diye? (Bir Romalı için Tanrı nereden çıktı şimdi yoksa Hıristiyanlık mı?)

Hem Yunan(kader ve seçilen şehrin nitelikleri ile) hem Hristiyanlığın etkileri görülüyor.

“-ışık yeryüzünün ötesindeydi, ama buna rağmen sayıya vurulabiliyordu, ama buna rağmen sonluydu, buna rağmen dünyeviydi, ölmeye mahkumdu …”(Vergilius bunu bilmez, Broch bilir bunu, bilim bu). Sayıya vurulabilen ışık?

Broch’un ahlakçılığı açısından bakacak olursak: İronik olarak Kendisi Hitler’in yükselişi için bir aydın olarak etkisiz kaldı ve bireysel kriz döneminde ve sürgünde eserini kaleme alarak özeleştiride bulundu. Ancak dogmatizme karşı yine de bedel ödüyor. Nobel’e aday olduğunda ülkesi kendisini yazar olarak tanımıyor. Bir bakıma eserleri yok olmuş/yakılmış oluyor.

En ümitsiz zamanlarında Vergilius en derinlerden yardım arıyor. Ve böylece aşkın hatırlama gücünü araştırıyor. Plotia karısı ama bir yerde erkek oluyor sf.449. Orphe ile Euridike aşkı ile kendisininkini karşılaştırıp sevmeyi bilemediğine karar veriyor. Ne Plotia’yı ne de Lysanias’ı. Roma döneminde asillerin oğlanları da olabilirdi, kısmen kabul gören bir tercih.
Lysanias var mı? Ne fark eder, görevini tam yapıyor ya ….

Yaşam ve ölüm arasında düşünceleri akıp gidiyor.

Vergilius yatıyor ve rüyalar görüyordu… Rüyanın bilincinde olarak yeni bir bilgiye erişmeye çalışıyordu…

Ve tekrar çocukluk anılarına dönüyor. On bir kez tekrarlanıyor

“-Ah, evet, sılaya dönüş” sözcüğü. Broch, 52 yaşında sürgüne gittiği Amerika’da 12 yıl yaşadı.

Sonunda eyleme, aşk olan eyleme dönüş. Pagan tanrılardan yola çıktı ve kaderden de daha güçlü olan hizmet etme misyonu ve Hristiyanlığı buldu sonunda, gözlerini Tek Tanrıya aşkla açtı (Ne büyük hayal kırıklığı!). Broch, Museviliği bırakıp Amerika’da Hristiyan olmuş ölmeden hemen önce.

KİM KİMDİR? Hangi rolleri üstlenirler?

Plotia ’da; Çocuk= anne= baba=doğmamış oğlu tanıdı
Büyükbaba=Plotius
Oğlan Lysanias= Vergilius ’un çocukluğu= köle=Hermes/Haberci
Köle=Dev=Ölüm
İnsanın güneş bilincinin ataerkil yapısını oluşturan Apollo uygarlığı, yüksek ülküleri, doğada ve sanatta ahengi ve mükemmelliği, benliğin mesafeli ve nesnel dünya görüşünü simgeler tıpkı Virgilius ’un kendisi gibi. Ancak tam bir yaratı için Diyonisos ’çu nitelikler gerekir. Kendisinde bunun yokluğunu acı acı duyumsar Vergilius ..

Göç’ün analizi: Göç eden insan içine girdiği kültürün taleplerine uyum gösteremezse, uyumda başarısızlık duraklama ya da gerilemeye neden olur. Gerileme, kültüre yabancı söylenceleri harekete geçirir. İçinden çıktığı kültürün daha da gerisine düşerek eskileri karıştırır. Tarihi romanlar gibi…

Bazen dıştan son derece iyi uyum göstermiş kişi iç gerçekliği açısından bulunduğu çevre ile ilişkisini kaybetmiş olabilir.

Kriz dönemi edebiyatı denebilir Broch ’un eserine.

Kriz edebiyatı; kuralların değiştiği artık başka bir dünyanın ayak sesleri duyulduğu zaman ortaya çıkar.

Virgilius zamanında; Pagan tanrılar Hristiyan tanrılarla yer değiştiriyordu,

Broch zamanında; Hitler totalitarizmi ve Amerika göçü

Biz neden şimdi okuyoruz? Ahmet Cemal şimdi çeviriyi bitirdiği için mi yalnızca?

Sevgiyle kalın…
Benal İnceer 
 

Valid HTML 4.01 Transitional

 

1960'LI YILLARDA ROMAN
Nurkal KUMSUZ -