Halit
Hüseyin 1965 yılında Afganistan'ın Kabil şehrinde dünyaya geldi.
Ailenin beş çocuğunun en büyükleri idi. Annesi büyük bir kız
okulunda Farisi ve tarih ağretmenliği yapıyordu. "976 yılında
aile Paris'e yerleşti. Babası Afgan elçiliğinde çalışan bir
diplomattw. 1980 yılında Afganistan'a geri dönmeleri gerekirken
Afganistan kanlı bir Rus saldırısıve ardından da Rus istilasına uğradı
Halit'in ailesi geri dönmek yerine Amerika Birleşik Devletlerinden
politik sığınma talep etti ve Sığınma hakkını elde eden aile 1980
yılında California'da San Jose kentine yerleşti. Halit Santa
Clara Üniversitesine gitti. ve UC San Diego Tıp Üniversitesini
bitirdi. 1996 yılından bu yana bir dahiliyesi olarak görevine
devam etmektedir. Evli ve bir kı bir erkek çocuk sahibidir.
Uçurtma Avcısı ilk romanıdır..
Başa Dön
Uçurtma
Avcısı ile ilgili Tartışma Soruları
http://onebook.cor.net/DiscussionQuestions.html
- Uçurtma Avcısı "Bugün neysem on iki yaşımda oldum." cümlesi
ile başlar. Emir bu söylemi ile ne kastedmektedir? Söylemi doğru
mu ? Başka hangi faktörler karakterinin oluşmasında yardımcı oldu ?
Emir'ı nasıl tanımlarsınız ?
- Emir Hasan'ı hiç bir zaman bir dost olarak görmedi. Aynen
Babasının Ali'yi dost olarak görmediği gibi. Emir- Hasan ile Baba - Ali
ilişkisinde ne gibi paralellikler var ? Onların birbirlerine karşı
olan davranışlarında farklılıklar var mı ? Neden? İki oğlan çocuğu
arasındakı ilişkiyi nasıl tanımlarsınız ? Birbirlerine karşı böylesine
farklı davranışlarda olmasını nasıl açıklarsınız ? Emir neden Hasan'a zaman
zaman eziyet ediyor ?
- İlişkilerinin gerçek boyutunu anlamış mıydınız ? Ne zaman ? Nasıl ?
Emir'in en büyük kaygısı babasını hoşnut etmek. Bunu başarabiliyor mu
? Ödediği bir bedel var mı ? Baba nasıl bir adam ?
Emir ile Hasan la olan ilişkilerini nasıl açıklarsınız ? Bu ilişki nasıl
değişiyor ? Değişime neden olan olaylar neler ?
- Halit Hüseyin, Emir'in hem ayrıcalıklı çocukluk günlerinin
Afganistan'ını, hem de Taliban rejimi altındaki Afganistan'ı ayrıntılı
bir şekilde anlatıyor. Bu anlatım bildiklerinizden farklı mı ? Kitabın
Amerikan bölümünü kapsayan kısmında ne gibi kültürel farklılıklar var
? Afganistan'ın sosyal yapısını Emri'in Amerika'da karşılaştığı sosyal yapı
ile karşılaştırın.
- Süreyya geçmişini anlatırken Emir'in diğer Afgan erkeklerine
benzemediğini söylüyor. Emir'in bu erkeklerden farkı ne ? Afgan
kadınlarının sosyal konumları Amerika'dakinden nasıl farklı ?
Taliban rejime el koymadan önceki durumları ile şimdi Amerika'daki durumları
arasında nasıl bir fark var ? Kitapta kadınlar neredeyse yok.
Bunu nasıl açıklıyorsunuz ?
- Ferit yolculukları sırasında Emir'e "Sen burada her zaman bir turist
oldun ama bunu bilmiyordun " der. Bu cümle ile Ferit ne demek istiyor
? Bir insanın sosyal konumunu hangi faktörler tayin ediyor ? Bu
faktörler toplumdan topluma değişiyor mu ?
- Kitabın ana teması Emir ile Hasan'ın dostlukları. Dostluklarını
tartışın. Emir neden Hasan'ın gerçek dostu olmaya korkuyor.
Neden onun sedakatini durmadan sorguluyor ? Uçurma yarışmasından sonra neden
Emir artık Hasan ile dost olmak istemiyor ?
- Romanın adının önemi ne ? Uçurtma savaşı müsabakaları neyi sembolize
ediyor? Fiziksel acımasızlıkla ve estetik güzelliğin birleşmesi kitapta
başka hangi ögelerle paralellik kuruyor ?
- Kitabın başında Emir'in babası ile olan ilişkisi nasıldı ? Uçurtma
yarışını kazandıktan sonra nasıl değişti ?
- Emir için Amerika, anılarının irdelendiği bir yer, Baba için ise
geçmişi için yas tuttuğu bir yer oldu. Kitapta Amerika'daki evlerin
yanında babanın Afganistan'daki evinin bir hizmetkar kulübesi gibi
kaldığı söylenir. Bu ironi ile ne kastediliyor ? Kitapta başka
ironi var mı ?
- Meslek seçimi konusunda tartışmaya girdiklerinde Emir. "Kendi
bildiğimi yapmaya karar vermiştim. Baba için daha fazla fedakarlık
yapmayacaktım. Yaptığım son fedakarlıkta kendi kendimi lanetlemiştim."
Baba neden Emrin'in yazar olmasını istemiyor ? Emir Babasının dileğini
yerine getirmek için neyi kurban etti ? Neden kendisini lanetledi ?
- Emir'in Vezir Akar Han'da Asaf ile çatışması romanda önemli bir
dönemeci vurguluyor. Yazar Emir, Asaf ve Sohrab'ı neden bu yolla
bir araya getiriyor ? Bu çatışmada oluşan Emir'in yara izinin önemi ne
? Bu yara izinin Emir'in geçmişi bağışlama ve kabul etmedeki önemi ne ?
- Baba ve Emir farklı kişilikler. Emir'in Babanın gönlünde yatan
evlat olmaması her ikisini de rahatsız etmektedır. Emir Baba'sının
Hasan konusundaki yalanını öğrendiği zaman "Biz birbirimize
zannetttiğimizden çok daha fazla benziyorduk." der. Emir
Babası için nasıl duygular taşıyor? Bu yeni duygular aynı zamanda hem
olumlu hem de olumsuz mu?
- Baba
Amerika'ya göç ettikten sonra değişir. Emir Babasının daha karmaşık
bir kişilik olarak görmeye başlar. İlişkilerindeki değişikliği
tartışın. Baba'daki değişikliklerini olumlu mu yoksa trajik olarak mı
görüyorsunuz ?
Başa Dön
|
|
Uçurtma
Avcısı'nın Düşündürdükleri
Bahar Vardarlı
(dipnot)
Afganistan üzerine yazılmış, Afgan kültürünü,düşünce yapısını
okuyucuya yansıtan bir roman. İki çocuk arasında geçen bir hikaye
gibi başlayan bu kitap aslında birkaç ana temanın tekrarından
ibaret. Kitaptaki ana temalar; mutlak itaat, karşılıksız sevgi, erkek
egemenliği ve gücü, yalan, yaşamın devamlılığı... Romanda bunlar
içten içe bize hatırlatılıyor. Yazarın Thomas Mann'dan fazla
etkilendiği söyleniyor. Aynı tarzı Thomas Mann da da gördük.
Uçurtma Avcısı bize yabancı bir kültürü anlatmıyor. Paralellikler
kurabiliyoruz. Afganistan'ın Rus işgalinin ertesinde Taliban
rejiminin baskısı altına girmesi ve şeriatın bağnazca uygulanışı,
taşlayarak öldürme törenleri tüyler ürpertici. Bilgisizlik, kabagüç
ve kinlerin egemen olduğu rejimlerin dehşetini açıkça gözler önüne
seriyor. Günümüz Türkiye'sinde herbirimizin okuması gereken bir
kitap. Acz ve korku sadece yıkım getirmekte, önemli olan toplumların
geleceklerine sahip çıkmaları. Afganistan bugün de gri, puslu,
tozlu, geri bir resim sergiliyor uluslararası platformda. Köklü bir
kültüre dayanan, felsefecileri olan,zengin bir geçmişi olan bu
ülkenin insanlarını sarsıp kendine getirecek bir güce gereksinimleri
olduğu bir gerçek. Ne yazık ki Atatürk gibi liderler yüz yılda
bir dünyaya geliyor. O şans bize tanınmış, yeter ki biz de içine
düştüğümüz rehavetten kurtulalım. Uyuyan uluslar karanlığa
mahkumdur.
11 Ağustos 2005
Afganistan'ın "yeni" yüzü
Amerika, Taliban'dan kurtardı ve 3.5
yıldır orada ama Afganistan hâlâ dünyanın beşinci en yoksulu,
kadınlar burkaların ardında sessiz, çocuklar soğuktan ölüyor
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=4919
BELMA AKÇURA (Arşivi)
Kabil- Rusların, Taliban'ın ve 11 Eylül 2001 sonrası ABD'nin
bombalar yağdırdığı, NATO'nun "düzelteceğim" diye 3.5 yıldır
"yerleştiği" Afganistan'ın "yeni" yüzünü görmek için Kabil'e doğru
yola çıkıyoruz.
Sabahın erken saatleri... Kabil Havaalanı'na doğru inişe geçen
askeri uçağın penceresinden bakınca önce sivri uçlu, çıplak, kül
rengi dağları, aşağıya doğru süzüldükçe de toprak rengi evleri
görüyoruz. Tabii Afganistan'da hiçbir şeyin "yukarı"dan ve
"dışarıdan" göründüğü kadar basit olmadığını da bilerek.
Her şey
yıkılmış
26 yıl aralıksız savaşan bir ülke yaralarını sarabilir mi?..
Afganistan gibi bir ülkede bu soruya yanıt vermek güçleşiyor,
Başkent Kabil "karmakarışık" görüntüsüne rağmen dağlarından daha
gri, daha renksiz duruyor. Sanki kocaman bir köy. Kurşun
delikleriyle dolu, yıkık irili ufaklı binaları, delik deşik bozuk
tozlu yolları, yoksun, yoksul görüntüsüyle insanı dipten gelen bir
dalga gibi sarsıyor.
Kabil'de tek başına dolaşmanın "tekin" olmadığını, bölgedeki Türk
askerleri tarafından "güvenlik" gerekçesiyle sürekli uyarılınca
anlıyoruz. Buna rağmen kent sanki yıkık binaların önüne sıralanmış
toz toprak içindeki "tezgah" türü dükkanlardan ve Tacik şapkalı,
sarıklı, fesli, uzun gömlek ve şalvarlı başı boş gezen erkeklerden
ibaretmiş gibi görünüyor.
Oysa askeri araçların, labirent şeklindeki barikatların arasından
fırlayan çocuklar ve savaşın sakat bıraktığı Afgan erkeklerinin
arasından süzülen burkalı kadınlar size bu ülkenin en önemli
ayrıntıları olduklarını fark ettiriyor.
Afganistan'ın
umudu kadınlar
Ancak son birkaç ay içerisinde Fayzabad'da bir kadının recm yani
taşlanarak öldürülme cezası aldığı, başı açık diye bir televizyon
sunucusu ile Herat'ta üç kadının öldürüldüğü, İtalyan yardım
görevlisi Clementine Cantoni'nin kaçırıldığı Afganistan'da
kadınlarla konuşmak zor. Burkaların içerisinde yanınızdan hızla
geçiyorlar. Bir asker burkalı kadınlarla fotoğraf çektirmenin riskli
olduğunu anlatıyor ve yanlarına çok sokulmamamız için uyarıyor.
Ancak bu durum, son seçimlerde Taliban'ın tehditlerine rağmen
oyların yüzde 42'sinin kadınlar tarafından kullanıldı gerçeğini
değiştirmiyor.
Burkayı
güvenlik için giyiyorlar
Eskiyi bilenler burka giyen kadınların sayısının azaldığını söylese
de Kabil sokaklarında rastladığımız hemen her kadının burkalı olması
dikkat çekiyor. Afganlılardan ise, Kâbil'de askeri ve sivil güçlerin
olmadığı bölgelerde öldürülme ya da tecavüz korkusu nedeniyle
kadınların özellikle burka giydiğini öğreniyoruz.
Afgan sokaklarında bizimle konuşacak Afganlı kadın bulamıyoruz.
Türkiye'de üniversite okuyan ve Afganistan'a bizimle birlikte gelen
23 yaşında bir Afganlı bu durumu "Kadınlar korkudan konuşmaz,
konuşacak olan kadınlara ulaşmanız ise zor. Onlar kimliklerini
gizleyerek örgütleniyor. Afganistan için çalışıyorlar" diyor. ISAF
temsilciliğinde görüştüğümüz bazı yabancılar da Afgan kadınlarının
Afganistan'ın en "akıllı" gücü olduğunu anlatıyor. Dayak, işkence,
ağır yaşam koşulları altında ezilerek "varlık" gösteren bu
kadınların burkaların altında olsalar da Talibanın tehditlerine
rağmen örgütlendiğini doğruluyorlar.
Oyun alanı
barikatlar
Afganistan'da çocuk olmak ise her şeyden daha zor gibi, Kabil'in
çocukları gülümsemiyor. Yolda durursanız bir anda etrafınızı
çeviriyorlar. İlk kez gördükleri bir şeye bakar gibi size
bakıyorlar. Kabil'in sokakları çıplak ayaklı çocuklardan geçilmiyor.
Bazı Afganlılar geçen yıl soğuktan 24 çocuğun öldüğünü anlatıyor.
Askerler de doğruluyor. Kabil'de okula rastlamıyoruz. Çocuklar
eğitimlerini çadırlarda yapıyor çünkü. Öğreniyoruz ki, 26 yaşında
olan her Afganlı savaşsız bir tek gün geçirmemiş ve bu ülke
nüfusunun neredeyse yarısına yakını da 15 yaşın altında. Yani
ülkenin yarısı çocuk.
Afganlı çocuklar NATO'ya bağlı ülkelerin, uluslararası kuruluşların,
elçiliklerin önünde, arkasında labirent şeklinde dizilmiş içi taş
dolu demir çubuklarla çevrili barikatları kendilerine oyun alanı;
yabancı ülkelerin bayraklarıyla, "UN" (BM) yazılı landrover'lar,
cipler ve makam arabalarını ise "oyuncak" yapmışlar.
Oscar Wilde'ın dediği gibi, "Dünyanın gerçek gizemi, görünmeyende
değil, görünür olandadır!" sözüne inanırsanız görünen bunlar... Yani
kadınların konuşmadığı, çocukların soğuktan öldüğü bir ülke. Sadece
seçimle belirli bir gücü iktidara getirmek Afganistan'a demokrasinin
geldiğini göstermiyor.
Üstelik Taliban'dan sonra devleti devlet yapan hiçbir kurum hiçbir
değer kalmamış; Hükümet yok, ordu yok polis yok yargı yok, tesis
yok; hepsi yakılıp yıkılmış. Dolayısıyla kimse 3.5 yıllık süreçten
bir mucize beklemiyor. Afganlılar ise hâlâ neyle karşı karşıya
kaldıklarını bilmemenin tedirginliği içinde.
Yani, savaşlardan yorgun ve yoksul düşmüş dünyanın en yoksul beşinci
ülkesi Afganistan'ın yaralarını sarması daha çok uzun zaman alacak
gibi görünüyor.
BOOK REVIEW DESK
Başa Dön
|