Uçurtma Avcısı
Halit Hüseyin


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

 


TOPLANTI TARİHİ  :      10.8.2005 Çarşamba..
İRDELENEN KİTAP:
      Uçurtma Avcısı
KATILANLAR           :   
  4,8

GRUP DEĞERLENDİRMESİ
 :
Eren Arcan, Emel Buldanlıoğlu, Ayşen Eriz, Aydan Musal, Serra Çalık, Yücel Nural, Semra Dincer, Deniz Şarman, Rakella Asal,  Nevcihan Oktar, Arzu Yıldırım, Bergün Kardeş, Bahar Vardarlı, Efser Kayral, Keriman Alp, Yücel Elal, Aliye Moral,Ceyda Kutlukaya,  Funda Özsoy,

Sayfadakiler :
Uçurtma Avcısı üzerine.  Bahar Vardarlı
Halit Hüseyin'den "Uçurtma Avcısı" Bir İlk Kitap - Halit Hüseyin'in Özgeçmişi
Afganistan'ın "yeni" yüzü - Radikal gazetesinde çıkan Belma Akçora'nın Afganistan ile ilgili yazısı.
Uçurtma Avcısı ile ilgili Tartışma Soruları
 

Halit Hüseyin'den "Uçurtma Avcısı"
Bir İlk Kitap

Halit Hüseyin 1965 yılında Afganistan'ın Kabil şehrinde dünyaya geldi.  Ailenin beş çocuğunun en büyükleri idi.  Annesi büyük bir kız okulunda Farisi ve tarih ağretmenliği yapıyordu.  "976 yılında aile Paris'e yerleşti.  Babası Afgan elçiliğinde çalışan bir diplomattw.  1980 yılında Afganistan'a geri dönmeleri gerekirken Afganistan kanlı bir Rus saldırısıve ardından da Rus istilasına uğradı   Halit'in ailesi geri dönmek yerine Amerika Birleşik Devletlerinden politik sığınma talep etti ve Sığınma hakkını elde eden aile 1980 yılında California'da San Jose kentine yerleşti.  Halit Santa Clara Üniversitesine gitti.  ve UC San Diego Tıp Üniversitesini bitirdi.  1996 yılından bu yana bir dahiliyesi olarak görevine devam etmektedir.  Evli ve bir kı bir erkek çocuk sahibidir.  Uçurtma Avcısı ilk romanıdır..
Başa Dön

Uçurtma Avcısı ile ilgili Tartışma Soruları

http://onebook.cor.net/DiscussionQuestions.html

  1. Uçurtma Avcısı "Bugün neysem on iki yaşımda oldum." cümlesi ile başlar.  Emir bu söylemi ile ne kastedmektedir?  Söylemi doğru mu ? Başka hangi faktörler karakterinin oluşmasında yardımcı oldu ?   Emir'ı nasıl tanımlarsınız ?
  2. Emir Hasan'ı hiç bir zaman bir dost olarak görmedi.  Aynen Babasının Ali'yi dost olarak görmediği gibi. Emir- Hasan ile Baba - Ali ilişkisinde ne gibi paralellikler var ?  Onların birbirlerine karşı olan davranışlarında farklılıklar var mı ? Neden?  İki oğlan çocuğu arasındakı ilişkiyi nasıl tanımlarsınız ? Birbirlerine karşı böylesine farklı davranışlarda olmasını nasıl açıklarsınız ? Emir neden Hasan'a zaman zaman eziyet ediyor ?
  3. İlişkilerinin gerçek boyutunu anlamış mıydınız ? Ne zaman ? Nasıl ? Emir'in en büyük kaygısı babasını hoşnut etmek.  Bunu başarabiliyor mu ?  Ödediği bir bedel var mı ?  Baba nasıl bir adam ?   Emir ile Hasan la olan ilişkilerini nasıl açıklarsınız ? Bu ilişki nasıl değişiyor ? Değişime neden olan olaylar neler ? 
  4. Halit Hüseyin, Emir'in hem ayrıcalıklı çocukluk günlerinin Afganistan'ını,  hem de Taliban rejimi altındaki Afganistan'ı ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.  Bu anlatım bildiklerinizden farklı mı ? Kitabın Amerikan bölümünü kapsayan kısmında ne gibi kültürel  farklılıklar var ? Afganistan'ın sosyal yapısını Emri'in Amerika'da karşılaştığı sosyal yapı ile karşılaştırın.
  5. Süreyya geçmişini anlatırken Emir'in diğer Afgan erkeklerine benzemediğini söylüyor.  Emir'in bu erkeklerden farkı ne ? Afgan kadınlarının sosyal konumları Amerika'dakinden nasıl farklı ?   Taliban rejime el koymadan önceki durumları ile şimdi Amerika'daki durumları arasında nasıl bir fark var ?  Kitapta kadınlar neredeyse yok.  Bunu nasıl açıklıyorsunuz ?
  6. Ferit yolculukları sırasında Emir'e "Sen burada her zaman bir turist oldun ama bunu bilmiyordun " der.  Bu cümle ile Ferit ne demek istiyor ? Bir insanın sosyal konumunu hangi faktörler tayin ediyor ?  Bu faktörler toplumdan topluma değişiyor mu ?
  7. Kitabın ana teması Emir ile Hasan'ın dostlukları.  Dostluklarını tartışın.  Emir neden Hasan'ın gerçek dostu olmaya korkuyor.  Neden onun sedakatini durmadan sorguluyor ? Uçurma yarışmasından sonra neden Emir artık Hasan ile dost olmak istemiyor ? 
  8. Romanın adının önemi ne ? Uçurtma savaşı müsabakaları neyi sembolize ediyor? Fiziksel acımasızlıkla ve estetik güzelliğin birleşmesi kitapta başka hangi ögelerle paralellik kuruyor ?
  9. Kitabın başında Emir'in babası ile olan ilişkisi nasıldı ? Uçurtma yarışını kazandıktan sonra nasıl değişti ?
  10. Emir için Amerika, anılarının irdelendiği bir yer, Baba için ise geçmişi için yas tuttuğu bir yer oldu.  Kitapta Amerika'daki evlerin yanında babanın Afganistan'daki evinin bir hizmetkar kulübesi  gibi kaldığı söylenir.  Bu ironi ile ne kastediliyor ?  Kitapta başka  ironi var mı ?
  11. Meslek seçimi konusunda tartışmaya girdiklerinde Emir. "Kendi bildiğimi yapmaya karar vermiştim.  Baba için daha fazla fedakarlık yapmayacaktım.  Yaptığım son fedakarlıkta kendi kendimi lanetlemiştim."  Baba neden Emrin'in yazar olmasını istemiyor ?  Emir Babasının dileğini yerine getirmek için neyi kurban etti ? Neden kendisini lanetledi ?
  12. Emir'in Vezir Akar Han'da Asaf ile çatışması romanda önemli bir dönemeci vurguluyor.  Yazar Emir, Asaf ve Sohrab'ı neden  bu yolla bir araya getiriyor ?  Bu çatışmada oluşan Emir'in yara izinin önemi ne ? Bu yara izinin Emir'in geçmişi bağışlama ve kabul etmedeki önemi ne ?
  13. Baba ve Emir farklı kişilikler.  Emir'in Babanın gönlünde yatan evlat olmaması her ikisini de rahatsız etmektedır.  Emir Baba'sının Hasan konusundaki yalanını öğrendiği zaman "Biz birbirimize zannetttiğimizden çok daha fazla benziyorduk."  der.   Emir Babası için nasıl duygular taşıyor?  Bu yeni duygular aynı zamanda hem olumlu hem de olumsuz mu?
  14. Baba Amerika'ya göç ettikten sonra değişir.  Emir Babasının daha karmaşık bir kişilik olarak görmeye başlar.  İlişkilerindeki değişikliği tartışın.  Baba'daki değişikliklerini olumlu mu yoksa trajik olarak mı  görüyorsunuz ?
    Başa Dön
    Uçurtma Avcısı'nın Düşündürdükleri
Bahar Vardarlı (dipnot)

Afganistan üzerine yazılmış, Afgan kültürünü,düşünce yapısını okuyucuya yansıtan bir roman. İki çocuk arasında geçen bir hikaye gibi başlayan bu kitap aslında birkaç ana temanın tekrarından ibaret.  Kitaptaki ana temalar; mutlak itaat, karşılıksız sevgi, erkek egemenliği ve gücü, yalan, yaşamın devamlılığı... Romanda bunlar içten içe bize hatırlatılıyor. Yazarın Thomas Mann'dan fazla etkilendiği söyleniyor. Aynı tarzı Thomas Mann da da gördük.

Uçurtma Avcısı bize yabancı bir kültürü anlatmıyor. Paralellikler kurabiliyoruz. Afganistan'ın Rus işgalinin ertesinde Taliban rejiminin baskısı altına girmesi ve şeriatın bağnazca uygulanışı, taşlayarak öldürme törenleri tüyler ürpertici. Bilgisizlik, kabagüç ve kinlerin egemen olduğu rejimlerin dehşetini açıkça gözler önüne seriyor. Günümüz Türkiye'sinde herbirimizin okuması gereken bir kitap. Acz ve korku sadece yıkım getirmekte, önemli olan toplumların geleceklerine sahip çıkmaları. Afganistan bugün de gri, puslu, tozlu, geri bir resim sergiliyor uluslararası platformda. Köklü bir kültüre dayanan, felsefecileri olan,zengin bir geçmişi olan bu ülkenin insanlarını sarsıp kendine getirecek bir güce gereksinimleri olduğu bir gerçek.  Ne yazık ki Atatürk gibi liderler yüz yılda bir dünyaya geliyor. O şans bize tanınmış, yeter ki biz de içine düştüğümüz rehavetten kurtulalım. Uyuyan uluslar karanlığa mahkumdur.

11 Ağustos 2005
 

Afganistan'ın "yeni" yüzü

Amerika, Taliban'dan kurtardı ve 3.5 yıldır orada ama Afganistan hâlâ dünyanın beşinci en yoksulu, kadınlar burkaların ardında sessiz, çocuklar soğuktan ölüyor

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=4919

 

BELMA AKÇURA (Arşivi)

Kabil- Rusların, Taliban'ın ve 11 Eylül 2001 sonrası ABD'nin bombalar yağdırdığı, NATO'nun "düzelteceğim" diye 3.5 yıldır "yerleştiği" Afganistan'ın "yeni" yüzünü görmek için Kabil'e doğru yola çıkıyoruz.
Sabahın erken saatleri... Kabil Havaalanı'na doğru inişe geçen askeri uçağın penceresinden bakınca önce sivri uçlu, çıplak, kül rengi dağları, aşağıya doğru süzüldükçe de toprak rengi evleri görüyoruz. Tabii Afganistan'da hiçbir şeyin "yukarı"dan ve "dışarıdan" göründüğü kadar basit olmadığını da bilerek.

Her şey yıkılmış
26 yıl aralıksız savaşan bir ülke yaralarını sarabilir mi?.. Afganistan gibi bir ülkede bu soruya yanıt vermek güçleşiyor, Başkent Kabil "karmakarışık" görüntüsüne rağmen dağlarından daha gri, daha renksiz duruyor. Sanki kocaman bir köy. Kurşun delikleriyle dolu, yıkık irili ufaklı binaları, delik deşik bozuk tozlu yolları, yoksun, yoksul görüntüsüyle insanı dipten gelen bir dalga gibi sarsıyor.
Kabil'de tek başına dolaşmanın "tekin" olmadığını, bölgedeki Türk askerleri tarafından "güvenlik" gerekçesiyle sürekli uyarılınca anlıyoruz. Buna rağmen kent sanki yıkık binaların önüne sıralanmış toz toprak içindeki "tezgah" türü dükkanlardan ve Tacik şapkalı, sarıklı, fesli, uzun gömlek ve şalvarlı başı boş gezen erkeklerden ibaretmiş gibi görünüyor.
Oysa askeri araçların, labirent şeklindeki barikatların arasından fırlayan çocuklar ve savaşın sakat bıraktığı Afgan erkeklerinin arasından süzülen burkalı kadınlar size bu ülkenin en önemli ayrıntıları olduklarını fark ettiriyor.

Afganistan'ın umudu kadınlar
Ancak son birkaç ay içerisinde Fayzabad'da bir kadının recm yani taşlanarak öldürülme cezası aldığı, başı açık diye bir televizyon sunucusu ile Herat'ta üç kadının öldürüldüğü, İtalyan yardım görevlisi Clementine Cantoni'nin kaçırıldığı Afganistan'da kadınlarla konuşmak zor. Burkaların içerisinde yanınızdan hızla geçiyorlar. Bir asker burkalı kadınlarla fotoğraf çektirmenin riskli olduğunu anlatıyor ve yanlarına çok sokulmamamız için uyarıyor. Ancak bu durum, son seçimlerde Taliban'ın tehditlerine rağmen oyların yüzde 42'sinin kadınlar tarafından kullanıldı gerçeğini değiştirmiyor.

Burkayı güvenlik için giyiyorlar
Eskiyi bilenler burka giyen kadınların sayısının azaldığını söylese de Kabil sokaklarında rastladığımız hemen her kadının burkalı olması dikkat çekiyor. Afganlılardan ise, Kâbil'de askeri ve sivil güçlerin olmadığı bölgelerde öldürülme ya da tecavüz korkusu nedeniyle kadınların özellikle burka giydiğini öğreniyoruz.
Afgan sokaklarında bizimle konuşacak Afganlı kadın bulamıyoruz. Türkiye'de üniversite okuyan ve Afganistan'a bizimle birlikte gelen 23 yaşında bir Afganlı bu durumu "Kadınlar korkudan konuşmaz, konuşacak olan kadınlara ulaşmanız ise zor. Onlar kimliklerini gizleyerek örgütleniyor. Afganistan için çalışıyorlar" diyor. ISAF temsilciliğinde görüştüğümüz bazı yabancılar da Afgan kadınlarının Afganistan'ın en "akıllı" gücü olduğunu anlatıyor. Dayak, işkence, ağır yaşam koşulları altında ezilerek "varlık" gösteren bu kadınların burkaların altında olsalar da Talibanın tehditlerine rağmen örgütlendiğini doğruluyorlar.

Oyun alanı barikatlar
Afganistan'da çocuk olmak ise her şeyden daha zor gibi, Kabil'in çocukları gülümsemiyor. Yolda durursanız bir anda etrafınızı çeviriyorlar. İlk kez gördükleri bir şeye bakar gibi size bakıyorlar. Kabil'in sokakları çıplak ayaklı çocuklardan geçilmiyor. Bazı Afganlılar geçen yıl soğuktan 24 çocuğun öldüğünü anlatıyor. Askerler de doğruluyor. Kabil'de okula rastlamıyoruz. Çocuklar eğitimlerini çadırlarda yapıyor çünkü. Öğreniyoruz ki, 26 yaşında olan her Afganlı savaşsız bir tek gün geçirmemiş ve bu ülke nüfusunun neredeyse yarısına yakını da 15 yaşın altında. Yani ülkenin yarısı çocuk.
Afganlı çocuklar NATO'ya bağlı ülkelerin, uluslararası kuruluşların, elçiliklerin önünde, arkasında labirent şeklinde dizilmiş içi taş dolu demir çubuklarla çevrili barikatları kendilerine oyun alanı; yabancı ülkelerin bayraklarıyla, "UN" (BM) yazılı landrover'lar, cipler ve makam arabalarını ise "oyuncak" yapmışlar.
Oscar Wilde'ın dediği gibi, "Dünyanın gerçek gizemi, görünmeyende değil, görünür olandadır!" sözüne inanırsanız görünen bunlar... Yani kadınların konuşmadığı, çocukların soğuktan öldüğü bir ülke. Sadece seçimle belirli bir gücü iktidara getirmek Afganistan'a demokrasinin geldiğini göstermiyor.
Üstelik Taliban'dan sonra devleti devlet yapan hiçbir kurum hiçbir değer kalmamış; Hükümet yok, ordu yok polis yok yargı yok, tesis yok; hepsi yakılıp yıkılmış. Dolayısıyla kimse 3.5 yıllık süreçten bir mucize beklemiyor. Afganlılar ise hâlâ neyle karşı karşıya kaldıklarını bilmemenin tedirginliği içinde.
Yani, savaşlardan yorgun ve yoksul düşmüş dünyanın en yoksul beşinci ülkesi Afganistan'ın yaralarını sarması daha çok uzun zaman alacak gibi görünüyor.

BOOK REVIEW DESK

 

Başa Dön