![]() | Tilki Daha O Zaman AvcıydıHerta Müller | Anasayfaya |
http://www.complete-review.com/authors/mullerh.htm | ||||
| 2009 NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜ http://kitapzamani.zaman.com.tr/ Edebiyatı dört koldan kuşatan yazar RÜYA KARLIOVA Yirmi yıl önceydi. Dünya, baskı rejimlerinin bir bir devrilmesinin ardından sanki hiç olmamışlar gibi hızla ve derin bir unutuşla yeni dünya düzenine evrilmeye başladı. Baskı rejimlerinin yorgun halkları da yamalı kıyafetler, fersiz gözler ve cılız vücutlarla da olsa dev sarayların önündeki büyük meydanlardan çıkıp kırık kaldırımları geçerek özgürce sokaklara dağıldılar. Baskı altındaki eşyanın tamiri kolayca yapıldı, ancak bu rejimler altında yok olan bireylerin yaşadıkları, en azından kendi hafızalarından o kadar kolay silinmeyecekti. Yine de unutuş ırmağının suyu özellikle genç nesiller için çok cazip olmalı ki, çok değil, henüz yirmi yıl önce, ülkeleri dev hapishaneler olan insanlar, bugün asırlar öncesinden kalma kabuk bağlamış acıları yaşamış varsayıldılar yeni dünya düzeninde. Zamanın daha hızlı aktığı, ‘daha dün'ün çoktan tarih olduğu bu baş döndürücü hız çağında, kemikleşmiş acıların dile getirilmesine yer kalmadı derken… Nobel komitesi bu yıl da edebiyatseverleri şaşırtmayı sürdürdü. Soğuk Savaş’ın bitişinin 20. yılında totaliter rejimlerin altında yok olan ve “fakirleştirilen insanları”, “şiirin yoğunluğu ve düzyazının samimiyetiyle anlatan” Alman yazar Herta Müller'e 2009 Nobel Edebiyat Ödülü verildi. Sadece edebiyatsever kamuoyunun değil, çoğu yazarın ve hatta eleştirmenin ilk tepkisi “Herta Müller de kim?” sorusuydu. Öyle ki dünyanın en önemli edebiyat eleştirmenlerinden Harold Bloom, Herta Müller'in adını bile duymadığını dolayısıyla yorum yapamayacağını söyledi. Eserleri 20 dile çevrilmiş olsa da Müller, Almanya dışında büyük bir okur kitlesine sahip değildi. Bu nedenle Philip Roth, Adonis ve Amos Oz gibi yıllardır Nobel almaları beklenen isimlerin arasından sıyrılarak Nobel'i almasının altında yine politik ve “Avrupamerkezci” nedenler aranmaya başlandı çok geçmeden. Nobel ödülü için ölçütlerin ne olduğu sorusu her yıl olduğu gibi yeniden ortaya atıldı. Oysa bu tartışmalar arasında, Herta Müller'in eserleri okunmuş olsa bu yılki kararda edebiyatın niteliğinin de önemli bir ölçüt olduğu açıkça görülecekti. Baskı rejimini “yazmak için yaşadı” Müller'in kaleminin itici gücünü dilimize Yürekteki Hayvan adıyla çevrilen Hertzier adlı romanından bir cümle açıklıyor en çok: “Sustuğumuzda nahoştuk, konuştuğumuzdaysa gülünç”. Bu nedenle Herta Müller totaliter rejim altındaki çoğu insan gibi boyun eğmeyi ve neden sonra o dönemi unutmuş gibi yapmayı değil, yazmayı seçmişti ve yıllarca Romanya'da, Çavuşesku rejimin altında adeta “yazmak için yaşamıştı”. Müller'in yazdıkları yaşadıklarıydı. Kendisi de söyleşilerinde eserlerinin “Autofiktion” olduğunu yani kendi yaşamından esinlenerek eserlerini kurguladığını her fırsatta belirtti. Bu nedenle yazarın eserleri ve yaşamı arasındaki bu koşutluk Müller'in yazınını anlamak için öncelikle yaşamına da göz atmayı gerekli kılıyor. Romanya'nın Banat bölgesinde yaşayan Alman azınlığın üyesi olan Müller'in babası, 10 yıl önce Almanya'ya Nobel'i getiren yazar Günter Grass'ın babası gibi bir SS subayıydı, annesi ise 5 yıl boyunca gulaglarda “Hitler'in toplu günahının bedelini” ödemek için yaşamak zorunda kalmıştı. Müller, eğitim için Banat'tan Timişoara'ya, yani köyden kente gitti. Romence ve Almanca eğitiminden sonra bir fabrikada tercüman olarak çalıştı. Romen gizli servisiyle işbirliği yapmadığı için işten atıldı. 1987'de, yani Çavuşesku rejimi devrilmeden iki yıl önce kendisi gibi yazar olan eşi Richard Wagner'le birlikte Berlin'e göç etti. 1982 yılında hikayeleri Niederungen adıyla sansürlenerek Romanya'da basıldı. Diğer eserleri ise olumlu eleştiriler aldığı Almanya'da sansürsüz olarak yayımlandı. Hikâye ile başladığı yazarlığını dört koldan deneme, şiir, roman ve hikâye yazarak sürdürdü Müller. Ama hep aynı konuyu yazdı: totaliter rejimin altında yaşayan “insana” ne olduğunu. Müller'in eserleri hakkındaki eleştirilerin çoğu da buna, yani ne yazdığına dayanıyor aslında. Kimi edebiyat çevrelerinde Müller, “tek bir konuya takılı kaldığı” ve durmadan “o ölü atı” anlattığı için eleştiriliyor. O ise bu eleştirilere cevaben bir söyleşisinde, “Yazdıklarımda konu diktatörlük. İlk romanımda da böyle oldu, sonra da. Başka bir şey bilmiyorum. Başka bir şey görmedim. Bu nedenle bunu yazmayı sürdürüyorum.” diyor. Müller'e göre “yaşamın bazı yazarlara dayattığı konular var ve bu bir ölçüde biyografik olan bir edebiyat türünü oluşturuyor”. Müller de bu edebiyat türünün yazarı olarak aynı konuyu kuşatıyor eserlerinde, öyle ki asırlar öncesinde yaşamış olsa yazdıklarının bir destanın parçaları olduğu söylenebilirdi. Diğer yandan eserlerini okuduktan sonra Müller'in ne yazdığı kadar hatta belki ondan çok daha öte nasıl yazdığıyla Nobel ödülünü aldığını düşünenler olacaktır. Özellikle yazarın, Romanya'dan Berlin'e göçü anlattığı Reisende auf einem Bein (Tek Bacakla Seyahat) adlı eserinde dilin yoğunluğu son derece çarpıcı bir etki yapıyor. Müller, bir yandan hikâyeyi anlatıyor, bir yandan düşünce ve dil arasında kurduğu köprünün sağlamlığını yokluyor durmadan. Tam da bu nedenle, Müller okumanın yoğun deneyimi yer yer yorucu ve huzursuz edici bir sürece dönüşebiliyor. Başladığınıza yerindiğiniz, bitirdiğinize sevindiğiniz ama bir daha olsa yine başlayacağınız bir deneyim Müller'i okumak. Herta Müller eserlerinin hepsinde bir ütopyaya karşı yazıyor, ama bunu yaparken bir karşı-ütopya oluşturduğu söylenemez. Totalitarizmin nasıl bireycilikte sonlandığını, tanımladığı derin insanlık halleriyle öyle çarpıcı ortaya koyuyor ki, bu politik çıkışlı metinler apolitik bir insan gerçeğinde eriyor adeta. “İnsan” olma, bütünün içinde biricik olma o denli çarpıcı bir özlem ve vurgu ki Müller'in yazdıklarında, idam edildiğinde “insanlık halinde” gördüğü Çavuşesku'ya karşı hissettikleri belki de tüm edebiyatının o hümanist damarını özetliyor: “15 yıl boyunca her gün ölmesini diledim. İdam edildiğinde rahatlayacağımı düşünüyordum. Ancak tam tersi bir tepki verdim. Gözyaşlarıma engel olamadım. Bir insanın vurulmasını izlemek bana zor geldi. İşte o an Çavuşesku belki de ilk kez gerçekten bir insandı. Tıraşsızdı ve gözlerinde o korku vardı.” Nesir ve şiirin çarpışmasıDetayların çevrelediği ve eşyanın tanımladığı tüm bu insanlık gerçeği düşünüldüğünde yazarla ilgili önemli araştırmaları bulunan Brigid Haines'ten ödünç alınarak, Müller'in eserlerinde, baskı rejimine direnen bireyin “mikro-politiğini” yani “direnişin mikro-politiğini” yaptığı söylenebilir. Bu mikro alanda Müller, detayları duyusal bir farkındalıkla adeta canlandırıyor. Örneğin, Amalie'nin çatalında titreyen marula okur öyle yoğunlaşıyor ki, onu neredeyse görüyor ve hikâyenin kalan kısmındaki olay örgüsüne olan merakı ikinci plana düşüyor. Bunun okur için bir zorluk yarattığı söylenebilir, zira Müller'in metinleri kolay tüketilir metinler değil. Hatta lirizmle gerçeklik, nesir ve şiir arasındaki iç içe geçmişlik adeta hem dikey hem yatay bir yolculuk yaptırıyor okura. Bunun sonucu da bir ölçüde sersemleme, baş dönmesi ya da bir tür sarhoşluk hali oluyor. Gerçek edebiyatın da bu gelgitten doğduğunu unutmamak gerekiyor belki de Herta Müller'i okurken. http://www.radikal.com.tr Nobel Edebiyat Ödülü'nün bu yılki sahibi Romanya doğumlu Alman yazar Herta Müller. “Yoksunların dünyasını betimlemedeki samimiyeti” nedeniyle ödüle değer görülen Müller, Çavuşesku yönetimine muhalefet etmiş, Almanya'ya göç etmek zorunda kalmıştı | Ödül Müller'e verildi. İsveç Akademisi tarafından verilen Nobel Edebiyat ödülünü Alman yazar Herta Müller kazandı. Akademi tarafından yapılan açıklamada, Romanya doğumlu Alman yazar Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı kaydedildi. HERTA MÜLLER KİMDİR? Dünyada prestiji en yüksek ödül olarak kabul edilen Nobel ödüllerinden edebiyat ödülünü kazanan Alman yazar Herta Müller, 1953 yılı ağustos ayında Romanya'nın Almanca konuşulan, Banat'a bağlı Nitzkydorf'da dünyaya geldi. Nikolay Çavuşeksu'nun liderliği döneminde büyüyen Müller, üniversite öğrenimini Temeşvar'da Alman ve Romanya edebiyatı üzerine yaptı. Bu dönemde Çavuşesku'ya muhalif, Almanca konuşan, ifade özgürlüğü arayışındaki genç yazarların oluşturduğu Aktionsgruppe Banat'a katıldı. Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra 1977-79 yılları arasında bir fabrikada çevirmen olarak çalışan Müller, gizli polis için muhbirlik yapması talebini reddedince, buradaki işinden atıldı, ardından güvenlik güçleri tarafından tartaklandı. Edebiyat alanındaki çıkışını 1982 yılında, Romanya'da sansürlenen ve kısa öykülerden oluşan "Niederungen" kitabıyla yapan Herta Müller, iki yıl sonra kitabın sansürsüz halini Almanya'da yayımlattı, aynı yıl yazarın "Druckender Tango" kitabı Romanya'da yayımlandı. Müller'in çalışmaları, Romanya'da ulusal basın tarafından fazlasıyla eleştirilirken, Alman basını eserlerine çok olumlu yaklaştı. Romanya'da Çavuşesku dönemini açıkça eleştirmesi nedeniyle kendi ülkesinde kitaplarının basılması yasaklandı. Herta Müller, kendisi gibi yazar olan eşi Richard Wagner ile birlikte 1987 yılında Romanya'dan Almanya'ya göç etti. Herta Müller'in Türkçeye çevrilen "Tilki Daha O Zaman Avcıydı" (Der Fuchs war damals schon der Jaeger) ve "Yürekteki Hayvan" (Herztier) adlı kitapları da bulunuyor. Herta Müller (b. 1953) Romanian-born German novelist, essayist, and poet, who was awarded the Nobel Prize in Literature in 2009. Much of Herta Müller's fiction, written in poetic, metaphorical style, draws on her experience of growing up and living in the bleak atmosphere of a totalitarian state, in this case, in Ceausescu's Romania. "And then I have the feeling that whenever someone dies he leaves behind a sack of words. And barbers, and nail-clippers—I always think of them, too, since the dead no longer need them. And they don't ever lose buttons either." (from The Land of Green Plums, 1994, transl. by Michael Hofmann) Devamı için lütfen tıklayınız.
| |||