bullet animation TÜMÜ bullet animation ROMAN bullet animation ÖYKÜ ve NOVELLA bullet animation BIYOGRAFİ bullet animation DENEME bullet animation ŞİİR bullet animation FELSEFE bullet animation TIYATRO



Editörün Notu: 
Şato - Franz Kafka-   Zamanın sanki donduğu bir kasabaya, biri gelir.  Kendisinin o bölgeye yüksek otoriteler tarafından kadastrocu olarak tayin  edildiğini söyler.   Adı yanlızca "K." dir. Köyün tepesindeki şato yöreye hakim gibidir. Bütün olaylar karanlık bastıktan sonra geçer. K. kendisinin Şato yönetimi tarafından gönderildiğini söylemesine rağmen köydekiler kendisine inanmaz. Herkesin saygı duyduğu şato yöneticisi Klamm'a ulaşmak imkansızdır. Köy yöneticileri ile temasa geçmek ister ama reddedilir. Bütün çabaları boşa çıkar. Daha önce Klamm'ın metresi olan garson kız Frieda ile ilişkiye girer. Ama kız K. nim kendisini kullandığını anlayınca onunla evlenmekten vaz geçer. Şato yarım kalmış bir romandır. Kafka'nın yakın arkadaşı Max Brod kitabın sonunda K. nın köyde kabul görmek için gösterdiği çırpınışları sonunda ölüm döşeğinde iken nihayet köyde kalma izni aldığını yazmak istediğini söyler.  Ama Kafka'nın ömrü kitabının sonunu getirmesine yetmez. 

Şato - Franz Kafka

Çeviri: Füsun Özlen
Süreyyya Evren - 13-01-2014

Kafka'nın Şato'su: Bir şato kadar esnek, kırılgan ve katı http://www.sabitfikir.com/

Her gün Franz Kafka ile ilgili yeni bir yorum yeni bir okuma ile karşılaşıyoruz. En son Kafka'nın romanlarının "The Franz Kafka Video Game" adıyla bilgisayar oyununa çevrildiğini duyurmuştuk. Bir süre önce de NTV Yayınları Kafka'nın Dava'sını çizgiroman olarak yayımlamıştı Kutlukhan Kutlu çevirisiyle. Kolektif Kitap da Dönüşüm'ü Luis Scafati'nin çizimleriyle, İlknur İgan'ın Türkçesiyle sunmuştu. Kafka'nın metinleri resimli roman oluyor, çizgi roman oluyor, bilgisayar oyunu oluyor, çok çeşitli açılardan 21. yüzyılda da sürekli yeniden ziyaret ediliyor. Bu kez de Franz Kafka'nın Şato'suna mekan ve mimarlık açısından yaklaşan bir metin var elimizde. Peşine düşülen soru basit ve temel bir soru: Franz Kafka'nın Şato'da bahsettiği şato bir şato muydu sahiden?

Franz Kafka'nın ölmeden önce finalize etmeden Max Brod'a teslim ettiği dosyalardan biridir Şato. Sadece roman yarıda bırakılmış değildir, romanın (elimizdeki haliyle) sonundaki nihai tümce de yarımdır. Yarım yüzyılda dünya dillerine yerleşen 'kafkaesk' ifadesini borçlu olduğumuz ana yapıtlardan biridir Şato. Özellikle 'kafkaesk' sözünün mekansal çağrışımları Şato'daki Şato ile cisimleşir. Manasız, tehditkar ve insana yolunu şaşırtan atmosferler için kullanırız 'kafkaesk'i. Televizyon tarihinin en iyi senaryoya sahip dizilerinden biri kabul edilen Breaking Bad (2008- 2013) dizisinde de kahramanımız Jesse Pinkman uyuşturucuların ve gangsterlerin karmaşık dünyasında yönünü kaybettiğinde bir grup terapisi seansı sırasında önce içeriğini tam anlamadan ama giderek bütünüyle hissederek ve idrak ederek 'kafkaesk' sözcüğünü kullanır içinde bulunduğu hali ifade etmek için: manasız, tehditkar ve kafa karıştırıcı, insana yolunu şaşırtan (disorienting). Başbelası patronlar, süper başbelası ve asla ulaşılamayan, herkesin korktuğu büyük patronlar. Gözetlenmeye değer bulunup bulunmadığından dahi emin olamadığın bir gözetleme toplumu şeması.

Şato romanının konusu bir yapıdır. Adı üstünde, konusu Şato'nun kendisidir. Fakat bu sözü çok edilen Şato da nedir allasen? Pek çok nokta belirsiz bırakılmıştır. K. adlı kahramanımızın Şato'nun civarındaki köylerden birine bir gece varıp konaklamaya kalkmasıyla başlar olayların akışı. K. daha köye adımını atar atmaz muhbirlerin ve meraklı bakışların kurbanı olmaya başlar. K.'nın nereden geldiğini ve neden geldiğini asla açıktan öğrenemeyiz. K. sanki biz nereliysek oradan Şato'ya doğru yolculuk eden biridir. Hani belli mi olur, belki de bizim adımıza Şato'yu keşfetmek, veya belki biraz sert ama gerçekte bizim adımıza Şato'yu fethetmek için gönderilmiştir. K., başlarda, Şato'nun içeriğini bilen ve Şato'ya karşı planlarını (bir sabotaj? bir karşı çıkış? bir isyan?) kendine güvenli bir biçimde yanında getirmiş biri gibi konuşur. Fakat Şato'nun iç mantığı zamanla onu esir alır ve motivasyonları da, arzuları da, konuşmaları da, edimleri de manasız, çaresiz, ne idüğü belirsiz ve sonuçsuz bir rotaya girer. Şato denilen bu 'yer' çevresindeki köyle birlikte dünyada bir ada gibi yapayalnız bir köşe midir? Dünyanın geri kalanıyla burası ne kadar bağlıdır? Burada, Şato'da, özel, kendi içine kapalı bir evren, 21. yüzyıldaki Kuzey Kore misali bir devlet mi vardır?

Her konuda sürekli esneklik

Şato'nun daha ilk birkaç sayfada okuru başka bir yaşam mantığının hakim olduğu bir evrenin düşünüşüne çekiverdiği bilinir. Öncelikle anlamda, mekanda, ve anlatıda açık uçluluğa toleransı yüksek olmalıdır okurun. Şato'da her konuda sürekli esneklik esastır.

Şato romanı adı üzerinde bir şato hakkındadır dedik ancak Şato'nun kendisi adı üstünde bir şato değildir. Kafaları karıştırmaya daha bu temel veriden başar Kafka. Şato, daha çok bir kente benzemektedir. Şato ve çevreleyen köyler tipinin, yönetim binalarını da içeren kent merkezi ve çevreleyen yerleşimler olarak karşımıza çıktığını görürüz. Şato'nun sınırları belirsizdir, iç mimarisi belirsizdir, işleyişi net değildir, sürekli git geller içerir.

K., Şato'ya ilk yaklaştığında Şato'yu "tepede açık seçik kenar çizgileriyle" görür. "ne eski bir derebeyi kalesi, ne de bir saraydı; az sayıda iki katlı, buna karşılık çok sayıda alçacık binadan oluşup geniş bir alana yayılmış, birbirine pek yakın bir yapılar topluluğuydu. Bir şato olarak bilinmese, küçük bir kent gözüyle de bakılabilirdi." K. uzaktan Şato'ya bakınca tek bir kule de görür ancak bu kulenin ne olduğunu asla öğrenemeyiz. Bu kule bir hedef olmaktan kısa zamanda düşer, sislere karışır ve kahramanımız ufak tefek memurların, dedikoducuların, entrikaların oyuncağı olur. Tüm binaların taştan olduğunu da öğreniriz, bir dayanıklılık, sağlamlık metaforuyla tanıştırılıyormuşcasına. Roman ilerledikçe Şato'nun konturları dahi silikleşir. "Kenar çizgileri eriyip dilinmeye yüz tutmuş şato, her zamanki gibi suskun duruyordu" diye tarif edilir K. tarafından. Genel izlenimler dışında şato hakkında çok az somut mekansal veri vardır. Bir avludan haberimiz olur, bir de evrak işlerinin görüldüğü bölmelerden, ve bir iki ufak tefek yapı parçasından. Zaten bütün mesele de belli ki buradadır: dışarıdan baktığımızda Şato az çok belirgindir, içine girmeye başladığınızdan ele avuca sığmaz, bir türlü tam kavranamaz olur, biraz daha yaklaştığınızda, parça parça da olsa, büsbütün anlaşılmaz olmaktan uzak olduğunu fark edersiniz. Değil mi ki belirli odaları, belirli düzenleri, habercileri, memurları, temizlikçileri vardır. Kimbilir belki de Şato son derece başı sonu belli, dış dünyayla bağları güçlü, iç işleyişi tıkır tıkır bir yerdir de bizim kahramanımız K., önemsiz biri olduğu kadar aynı zamanda da 'kafkaesk' bir karakter olduğundan, yolunu şaşırmış, çaresiz, çevreye rahatsızlık veren tehditkar ve manasız hareketler içerisinde biri olduğundan, çevresini de kendi gibi bilmekte ve güzelim "taş gibi" Şato'yu arapsaçına dönmüş bir belirsizlikler şatosu olarak bize anlatmaktadır!

Hem Şato romanının mimariye en somut esinlerden birini verdiğini Katalan mimar Ricardo Bofill'in Şato'ya referansla Barcelona dışlarında gerçekleştirdiği apartmanlarda (1968) görmüyor muyuz? Şato insanlararası ilişkilerin gitgellerine bizi romanında yavaş yavaş çeker. Önceleri K. ile özdeşlik kurmak kolaydır. K., bizler gibi aklı başında bir insandır. Şato ve çevresindeki köyde yaşayan tuhaf, gaddar ve itaatkar insanlara benzemez. Onların ezikliklerini aşıp hedefine kuşkusuz ulaşacaktır (aynen biz olsak bizim de ulaşacağımız gibi). Gelgelelim, mekan kendi mantığını sızdırır girene. Bir kez Şato'ya yaklaşmaya görsün kişi, artık Şato gibi düşünmeye başlamıştır bile. Şato, bir mekanın içine girecek olanı nasıl atmosferinde biçimlendirebileceğinin uç gibi görünen fakat bir o kadar da anlaşılır ve tanıdık bir örneğidir edebiyat tarihinde. Elbet okurken acaba ben de bu Şato ahalisi kadar absürd kurallara sadık toplumsallıklar içinde sanki olağandışı hiçbir şey yokmuş gibi davranarak yaşayan, birbirine karşı acımasız insanların yönergelerine birebir uyum sağlamayı en sağlıklı yol addeden, kendi itaatkarlığında karakter, ezikliğinde özgünlük bularak böbürlenen biri olabilir miyim diye sordurur okura. Acaba tam da K. bize benzediği için mi baştan makul biri gibi gözükmüştür ancak "şatosunun derinlerine indikçe" ne menem bir kepazelikten ibaret olduğu, nasıl tek bir elle tutulur yanının kalmadığı anlaşılmıştır? İronik roman dili nihilist çukura korkmadan adım adım inmemizi sağlar. Öyle ya, ayağımızı boşa atmak istemeyiz...

Bütün bunlar deney olmasın?

K., Şato yolunda karşılaştığı insanları mantık oyunlarıyla dize getirmekten hızla onların mantık oyunlarında yitip gitme çizgisine yuvarlanır. Zaman zaman düşüşünü kendisi de farkeder. Hem K. değil midir Şato'ya kimseye açıklama gereksinimi bile duymadığı asil bir amaçla, özel bir görevle gelmiş olan? Yoksa böyle bir şey yok mudur? Acaba K. Şato'ya çağırılmış bir kadastrocu mudur gerçekten de? K. dışarıdan kendi mantığıyla kapalı bir yere gelip de orasıyla savaşan biri midir? Yoksa önemsiz, şaşkın, hatta kimbilir belki akli dengesi bozuk bir Şato sakinidir de zavallıcık kendisini dışarıdan gelmiş biri mi sanmaktadır? Veya Martin Scorcese'nin Shutter Island (2010) filmindeki gibi bütün bunlar bir psikiatristin deneyleri olmasın?

Şato romanı, uzun diyaloglar ve nefesli argümanların yarıştırıldığı, kazananın ısrarla belirsiz bırakıldığı çatışmalarla doludur. Bununla beraber, sık sık kaybedenlerle karşılaşırız. Konuşanlar konuştukça birlikte çuvallamaktadırlar. K., sanki bir yerlere tutunmak arzusunu o da hissediyormuşcasına, somut herhangi bir mekan yakaladı mı oraya tüm gayretiyle asılır. Oradan oraya sürükleniyor gibidir, oradan oraya düşüyor da olabilir. Eğer çıkılabilseydi Şato'ya, oradan oraya çıkıyor diye de düşünebilirdik. Kuşkusuz Şato, K. gibi bir sıradan figürün kafasına her estiğinde tırmanabileceği bir yapı olarak düşünülemez elbet. Ki düşünülebilseydi K. bu tırmanma fırsatını kaçırmaz tutunduğu her dala yapışırdı, muhtemelen. Nitekim Şato'nun kritik elemanlarından olduğuna inandırıldığımız Klamm'ı kıstırabilme ihtimaline güvendiği avludaki tavırları böyledir mesela, K.'nın. Avlu, bir hayalkırıklığı mekanı olacaktır belki günün sonunda ama, başlangıçta K.'nın en yüksek umutlarını taşır. İnisiyatifi ele alabileceği duygusu da verir K.'ya. Bu da birden mekanı güzel ve huzur verici olarak görmesiyle, detaylara ilgi göstermesiyle, 'tutunması'yla sonuçlanır. K. "holde kapıya yönelecekken, otelin içerlerine vurdu ve birkaç adım sonra avluya geldi. ne kadar sessiz ve güzel bir yerdi burası. Dört köşe bir avluydu: üç yanını otel çeviriyor, yoldan da -K.nın bilmediği bir yan sokaktı- beyaz bir duvarla ayrılıyordu ve o sıra açık duran pek büyük, hantal bir kaıyla donatılmıştı duvar." Avluda Klamm'a pusu kuran K.'ya her şey temiz ve beyaz badanalı, belirgin ve düz çizgilerle sınırlanmış görünür.

Şato, zihinsel mekanla fiziksel mekanın iç içe geçmiş bir tuzak olarak nasıl iyi çalışabileceğini süreci bizzat deneyimleterek gösteren benzersiz bir yapıdır. Tabii eğer zihinsel mekanla fiziksel mekanın içiçe geçmesi en ufak şekilde mümkünse! Hoş, Şato'nun tamamlanmış bir yapı olup olmadığını da hiç bilemeyiz ya. Tek bilebildiğimiz Şato romanının yarım bırakılmış bir tümce ile kapandığıdır. Max Brod'a teslim edilen elyazmasıyla yazarın daha uğraşmak isteyip istemediğini kim bilebilir? Ki istese de, belki de artık Şato o kadar flulaşmıştı ki gözlerinde, ne K. ne de yazar onu pek seçemiyorlardı...


Sisin Ardı, Şato
http://www.neokuyorum.org/sisin-ardi-sato-franz-kafka/
Franz Kafka
Veli Durmuş
15 Şubat 2016

Bir kitabı anlatırken yazar hakkında bir girizgâh yaparak başlamak adettendir. Kafka hakkında nasıl bir giriş yapılır peki? Bilinenleri tekrar etmek gereksiz, bilmeyenler için bu yazı doğru yazı değil. Zaten Kafka da muhtemelen girizgâhları sevmiyordur. Değil mi ki o “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” diye başlıyor kitabına. Yok yok öyle olacak, sevmez Kafka girizgâhı. Hem ben de sevmem öyle tasvirli başlangıçları. Hayat bir şeye hazırlamaz sevgili okur, olması gereken sırf olacağı için olur ve K. gecenin geç bir vakti aniden köye vardığında olması gereken olmaya başlamıştır.

“Öngörülebilen ancak engellenemeyen şey sonunda olmuştu işte.”.

Şato’ya bürokrasinin romanıdır demiş kıymetli insanlar. Katılmıyorum. Bu çok hafif bir tabir Şato için. Şato, belirsizliğin romanıdır. Şato’ya nasıl gidileceği belirsizdir, yöneticilerin neye benzediği belirsizdir, K.’nın adı belirsizdir, doğrular-yanlışlar, iyi insanlar-kötü insanlar hepsi belirsizdir. Bu kadar belirsiz bir romana çıkıp kuralları belirli, ast-üst ilişkileri oturmuş, görev tanımları açık bir ifadenin romanıdır demek haksızlık olmalı. Baş karakterimiz K.’nın kesin olarak bildiğimiz tek yönü bir kadastrocu olmasıdır. Ama bir dakika..

“Sen ne iş yaparsın Tanrı aşkına?” –“Kadastrocuyum.” –“O da ne?” K. anlattı, ama açıklaması kadını esnetti. “Doğruyu söylemiyorsun. Neden doğruyu söylemiyorsun?” –“Sen de söylemiyorsun.” .

Kadastrocu Bey K., bir görev için köye geldiğinde okumuş, mesleği olan, saygın bir adamdır. Evet, bir üst sınıf değildir ama köylüler ondan çekinmekte ve saygılı davranmaktadır. Fakat asıl görevi olan kadastroculuğa bir türlü başlayamaz ve bunun için de köylülerin garip davranışları ve tuhaf yargıları arasında hedefine ulaşmaya çalışır: Şato’dan birileriyle görüşebilmek. .

“Bazen kurallara ve geleneklere karşı çıkarak bir yere varılabileceğini yadsımıyorum, benim başıma böyle bir şey gelmedi; ancak duyduğum kadarıyla bunun örnekleri varmış, olabilir, öyleyse bile, o zaman işler sizin yaptığınız gibi, hep hayır, hayır diyerek, yalnızca bildiğini okuyarak ve iyi niyetle verilmiş öğütleri duymazdan gelerek yürümez kesinlikle.” .

Romanın ilk sayfalarında aklı başında, amacına ulaşmak için kararlı adımlar atan K., kitabın geçtiği sadece birkaç gün içinde an be an garipleşmeye, kendinden emin olduğu düşünceleri ve değerleri yitirmeye başlar. Saygın bir kişi olarak köye gelen K,. adeta hor görülen biri hâline gelir zamanla. Kitapta birkaç kez verilen monoloğa benzeyen uzun diyaloglarda hemen her karakter K.’ya olayları yanlış değerlendirdiğini söyler ve onun bir yabancı olduğunu hatırlatır. Bir yerden sonra kimin doğru kimin yanlış değerlendirdiği zaten karmaşık bir hâle gelir. .

Kafka’nın âşık olunası yanı Milena Jesenska’ya yazdığı mektuplar değil derin psikolojik tahlilleridir bana kalırsa. Kafka’nın imzası sayılabilecek olan, romanlarına konu ettiği karakterlerinin derinliği Şato’da da önemli ve güzel bir yer işgal ediyor. Ana karakter K., Şato tarafından verilen ve kolayca kabul ettiği iki yardımcısı, bir hanın barında çalışmakta iken tanışıp nişanlandığı Frieda, hancının karısı, muhtar, Barnabas ailesi. Okuru her karakterin hücrelerine kadar indiren Kafka, okurun oradan geri çıkması için gereken yolu göstermiyor ve kimin yardım eliyle çıkacağını da okura bırakıyor. .

“Amalia gülümsedi ve bu gülümseme hüzünlü olsa da, kederle gerilen yüzü aydınlattı, suskunluğu çözdü, yabancılığı aşina kıldı; bu gülümseme bir sırrın açığa vurulmasıydı, artık bütünüyle olmasa da kısmen geri alınabilecek, o zamana kadar özenle korunmuş bir tasarrufun açığa vurulmasıydı.” .

“Kim doğru?”, “Kim haklı?”, “Kim gerçek?” soruları peşinizi bırakmıyor sayfalar boyu. Birinin gerçeklere göre doğru olması onun haklı olduğu anlamına da gelir mi? .Soruyor Kafka, zorluyor. Kafasının içindeki karmaşayı ve ait olmama hissini kitaba aksettiriyor. Mücadele ediyor, yeniliyor, mücadeleyi bırakmıyor, kazanacağına dair oynanan bahisler düşüyor ve: .

Şato, tamamlanmamış bir kitaptır. Hikâyeyi bilirsiniz, Kafka ölmeden yazdıklarını arkadaşı Max Brod’a verir ve tümünü yakmasını söyler. Max Brod bugün bile devam eden ve muhtemelen hiç bitmeyecek bir tartışmayı başlattığını belki bilmeden ya da belki bunu göze alarak Kafka’nın notlarını yayımlatır. Şato o notlardaki kitaplardan biri. Ve tamamlanmamış. Kimin doğru, kimin gerçek ve kimin haklı olduğunu çözme çabamda kitabın sonunu çok merak ediyordum. Ve Şato öyle bitiyor ki, bir kitabın tamamlanmamış olması bir kitaba ancak bu kadar yakışırdı. .

Şato (Das Schloss)
Franz Kafka
Çev: Regaip Minareci
İş Bankası Kültür Yayınları – 3. Basım Ocak 2016

 

 

Şato (Franz Kafka) İnceleme

İlkay Hüsmüllü - Milliyet.com.tr

Şato, Franz Kafka’nın 1922 yılının başlarında kaleme aldığı, Max Brod’un 1926 yılında Kafka’nın ölümünden iki yıl sonra yayımladığı romanıdır. Kitap, Dava romanıyla ilişkilendirilebileceği gibi, başlı başına incelemeye değer bir eserdir. K. adında bir kadastrocunun bir köye gidişini ve o köyde yaşadıklarını anlatır.
DİKKAT! BU BÖLÜM KİTAP HAKKINDA DETAYLI BİLGİ İÇERİR.

Kitabın ana karakteri kadastrocu Bay K., Kont Westwest’in şatosuna ait olan bir köye atanır ve bir handa konaklamaya başlar. Handakilere şatoya kadastrocu olarak atandığını söyler fakat kimseyi inandıramaz. Daha sonra yayılan söylentilerin de yardımıyla K’nın yeni kadastrocu olduğuna herkes inanır.

K, köyde keşif yapmaya başlar. Amacı şatoya çıkıp Kont Westwest ya da onu temsil eden bir yetkili ile görüşüp, görevi hakkında bilgi almaktır. Köylülerin şatoya giden yol dedikleri yolu izler fakat yolu tarif eden köylülerden hiçbiri onu şatoya götürmeye yanaşmaz. Bunun üzerine hana dönen K, orada Artur ve Jeremias adında iki adamla karşılaşır. Adamların söylediğine göre kendileri K’nın hizmetine verilmiştir. K, bu iki yardımcının neden kendisine tahsis edildiği konusunu hiç sorgulamaz ve onları kendi hizmetinde kullanmayı kabul eder.

Bir gün Barnabas adında bir haberci, K’ya Klamm adındaki şato beyinden gelen ve görevi hakkında bilgiler içeren bir mektup getirir. K, heyecanla Barnabas’tan onu şatoya götürmesini ister. Barnabas, K’nın koluna girer fakat onu şato yerine kendi evine götürür. K için şatoya gitme umudu bir kez daha suya düşmüştür. Barnabas’ın Olga ve Amelia adında iki kız kardeşi vardır. K, bu iki kız kardeşle tanışır fakat Barnabas ve ailesi K’ya garip görünmüştür.

K, köylülerden hayli rahatsız olmuştur ve kendini fazlasıyla yalnız hissetmektedir. Bu yüzden tekrar hana dönmek istemez. Köydeki Beyler Hanı adındaki başka bir hana gider fakat “Beyler”in dışında bu handa kimsenin kalamayacağı cevabını alır. K, buna bir anlam veremez. Yabancıların yalnızca meyhaneyi kullanabildikleri söylenir K’ya. K, meyhaneye girer ve orada Freida adında bir kızla tanışır. Freida, Klamm adındaki bir şato beyinin sözde metresidir. K, Freida’yı ayartır ve onunla birlikte olur.

K ile Freida arasındaki ilişki Freida’nın annesini rahatsız eder. K’nın Freida hakkındaki niyeti ciddidir. Freida ile evlenmek istemektedir. Bu meseleyi ve kendi görevi hakkındaki sorularının cevabını bulmak amacıyla bu sefer Klamm adındaki şato beyi ile görüşmek ister. Fakat Freida, Klamm ile görüşmenin neredeyse imkânsız olduğunu söyler. Bunun üzerine K, Klamm ile görüşmenin bir yolu olup olmadığını, neden kadastrocu görevi ile ilgili bir iş almadığını öğrenmek üzere köy muhtarına gider. Muhtar, köyde bir kadastrocuya ihtiyaç olmadığını söyler. Bunun üzerine K muhtara daha önce Klamm’dan gelen mektubu gösterir. Muhtar, mektubun bir anlamı olmadığını ve bir gelişme olursa K’ya bildireceğini söyler.

Hana geri dönen K, hancının karısı ile Klamm üzerine konuşur. Kadın, bir zamanlar kızı Freida gibi Klamm’ın metresi olduğunu, Klamm’a ulaşmanın çok zor olduğunu fakat bu konuda Freida’nın da kendisinin de K’ya yardımcı olabileceğini söyleyerek K’yı umutlandırır.

Ertesi gün muhtar, K’yı çağırır ve K’ya köy okulunda hademe kadrosunun açık olduğunu, kabul ederse nişanlısı Freida ile bu görevi üstlenebileceğini bildirir. K, önce işi kabul etmek istemez fakat sonra Freida için bu işi kabul eder ve birlikte okula yerleşme kararı alırlar.

O gece K, Beyler Hanı’nın kapısında bir kızak görür. Bu lüks kızak, Klamm’a aittir fakat Klamm etrafta yoktur. K, beklemeye karar verir. Bekleyişinin meyvesini alır ve handan bir adamın çıktığını, kızağa doğru yöneldiğini görür. Önce bu adamın Klamm olduğunu düşünür fakat sonra bu adamın aslında Klamm olmadığını öğrenir. Adam, K ile konuşmayı kabul eder,  Klamm’ın sekreteri olduğunu, K dahil hiçbir yabancının Klamm’a direkt ulaşamayacağını, köy kayıtları için K’yı sorgulaması gerektiğini ve bir derdi varsa kendisine bildirmesi gerektiğini K’ya söyler ama K, sorgulanmayı reddeder. Ertesi gün Barnabas, K’ya Klamm’dan bir mektup daha getirir. Bu mektupta K’nın kadastrocu görevini ne kadar iyi yaptığı yazmaktadır. K, mektubun içeriğine hiçbir anlam veremez. Bunun üzerine K, Klamm’a Barnabas ile haber göndermeye karar verir.

Bu sırada K ile Freida okula yerleşmiştir. K, hademelik görevini yapmaktadır fakat okulun öğretmeni K’yı, görevini hakkıyla yapmadığı gerekçesi ile suçlamaktadır. K’yı bu görevden kovdurmak niyetindedir. K da hademelik işinden pek memnun değildir ve öğretmenin de sert tutumu K’nın canını fena halde sıkmaktadır.

K, en başında Freida’yı kullanarak Klamm’a ulaşmayı istemiştir fakat sonra Freida’ya karşı duyguları değişmiştir. Öyle ki Freida’ya göz koyduğu şüphesiyle kıskançlık krizine girmiş ve yardımcılarını kovmuştur ama Freida yine de K’nın Klamm’a ulaşma düşüncesinin, kendisine duyduğu aşktan daha ön planda olduğunu düşünmektedir.

Bir gün K, Barnabas’ın evini ziyaret eder. K, Barnabas’ın evini ziyaret ettiğinde Olga ile karşılaşır. Olga, Barnabas’ın bile Klamm’ın kim olduğunu tam olarak bilmediğinden söz eder. Klamm hakkında köyde pek çok söylenti dolaşmaktadır. Bazı köylüler onu farklı zamanlarda farklı farklı şekillerde gördüklerini iddia etmektedirler. Ayrıca Olga, kardeşi Amelia’nın bir dönem Sortini adındaki başka bir memurla ilişkisinin olduğundan fakat Amelia’nın Sortini’nin habercisini terslemesi sebebiyle bütün ailesinin mimlendiğinden bahseder.

Olga’nın K’ya karşı ilgisi olduğunu bilen Freida, K’nın Olga’yı ziyaret ettiğini öğrenir ve K’dan ayrılma kararı alır. K, bu karar karşısında ne yapacağını bilemez. Önce Freida’ya durumu açıklamaya çalışsa da sonra bundan vazgeçer ve olayları akışına bırakır.

K, Beyler Hanı’nda Bürgel ve Erlanger adında iki sekreter tarafından sorguya çağrılır. Sorgu sırasında uyuyakalır. Neden sorgulandığını, suçunun tam olarak ne olduğunu bilmemektedir. Daha sonra nişanlısına yakın davranması sebebiyle kovduğu yardımcıların şatoya şikâyette bulunmuş olabileceklerini düşünür. Beyler Hanı’nın yöneticisi K’yı çağırır ve konuşurlar. Hancı kadın K’ya “Sen aslında kadastrocu değilsin” der. K da kadına “Sen de sadece hancı değilsin, başka işlerin peşindesin” der. DİKKAT! BU BÖLÜM KİTAP HAKKINDA DETAYLI BİLGİ İÇERİR.

Şato, oldukça karışık kurguya sahip bir eser. Kafka’nın tüm eserlerindeki o kasvetli ve umutsuz havanın yanında, kitapta kişiler arasındaki ilişkiler de oldukça karmaşık bir şekilde ortaya koyulmuş. Yaşanan olayların ve karakterler arasındaki diyalogların yoruma fazlaca açık olması bu noktada “K”nın, “Klamm”ın, “Freida”nın, “Barnabas”ın ve ondan da önemlisi “şato”nun kim oldukları ya da ne anlama geldikleri konusunda pek çok farklı açıklamaya gebedir.

Kitap bende daha evvel “Dava”yı da okumuş bir okuyucu olarak Kafka’nın bu eserde dönemin bürokrasi anlayışını, insanın yabancı bir diyarda, çevresine ve kendisine yabancılaşmasını, otorite karşısındaki ezikliğini ve yok oluşunu sembollerle anlattığı fikrini oluşturdu.

Kitabın başında “Şato”nun köyden hayal meyal seçilebildiği fakat oraya hiçbir köylünün ya da yabancının gidemediği  bir yer olarak tasvir edilişi, “şato”ya bağlı “bey” adı verilen –ki Klamm’da onlardan biri- memurların sekreterleri ve ulaklar vasıtasıyla şato ile iletişim kurulması, “Şato”nun  devlet otoritesini sembolize eden bir metafor olduğu gerçeğini gösteren en önemli etmenler kanımca. Burada K, sürgünle ya da atamayla gittiği bir köyde ne yapması gerektiğini bilmemektedir. Görevi kadastroculuktur fakat köyde bu görevi yapabileceği bir kadro yoktur. Öyle bir zaman gelir ki, K, kadastrocu olduğundan şüphe duymaya başlar ve kendi varoluşundan bihaber bir şekilde çekildiği sorgu sırasında uykuya dalar.

Kitapta var olan fakat ağzından hiçbir şey duymadığımız Klamm karakteri ise, tek bir karakter değildir. Klamm karakteri, şatonun insanlara hükmetmesine yardımcı olan, bürokrasiyi daha da içinden çıkılmaz hale getiren, gözü yükseklerde fakat hiçbir iş yapmayan bürokratları sembolize etmektedir. Halkın çoğu Klamm adında birinin varlığından haberdardır fakat neye benzediği konusunda farklı görüşler vardır. K’nın Barnabas ve ailesi ile iyi ilişkiler kurması, köy tarafından dışlanmış bu ailenin tüm af dilemelere rağmen mimlenmiş oluşu ve K’nın kendini bu ailenin fertlerine karşı daha iyi ifade edebilmesi, toplum yapısının bireyler üzerindeki etkisini gösterdiği gibi Kafka’nın içedönük kişiliğinin de bir tezahürü gibidir. K, Freida’nın tüm ısrarlarına rağmen Olga ile görüşür ve bu görüşme sonucunda Freida ondan ayrılır. Burada, toplumun dışladığı insanlarla yakın ilişkiler kuran ya da toplumun hoş görmediği eylemler içinde bulunan insanların ötekileştirilmesi konusunda Kafka’nın önemli bir noktaya parmak bastığından söz etmek yanlış olmayacaktır.

Sözün özü şudur ki ; işin özündeki yabancılaşma, Kafka’nın eserlerinin neredeyse tamamında işlediği önemli bir olgu. Buradaki K’nın adı yoktur. Mesleği bellidir ama yapacağı iş belli değildir. Ona kim ne derse o işi yapmaktadır, sorgulamamaktadır ve kabullenmiş gibi görünmektedir fakat bireysel varoluşunu anlamlandırmak için “Şato”ya giden yolu aramaktan vazgeçmemektedir. Kitapta umut vadeden tek nokta belki de budur.  Bu sebeple Kafka’yı ve Dava’yı anlamak için Şato, önemli bir eserdir.


Ata Mert Aladağ
/Downloads/final-20141-TURK-101-5-21301267%20(4).pdf
21301267 - TURK 101-25
Ali Turan Görgü
Franz Kafka / Şato

Bürokrasiden Doğan İktidar - Birey İletişimsizliği ve Ulaşılmazlık Üzerine İnternetteki yorumlara, hakkında yazılan makalelere veya köşeyazılarına göz gezdiren çoğu kişinin, Kafka’nın tanımlanması ve anlaşılması çok zor, melankolik ve karanlık bir birey olduğu izlenimine kapılacağını ve bunun okuma istekleri üzerinde olumsuz bir etki yaratacağını söylemek mantıksız olmaz. Fakat kendi açımdan konuşacak olursam, Kafka okumaya başlamadan önce yazarın kişisel özelliklerinin eserlerine büyük ihtimalle yansıyacağı, dolayısıyla eserlerinin çok katlı, çözümlenmesi zor, bireysel problemler aracılığıyla toplumsal problemlere ışık tutma ihtimali olan alt metinlerle ve alegorilerle dolu olacağı gerçeğini fark etmem okuma hevesimin bir kat daha artmasına neden oldu. Daha önce hakkında ödev yazdığım Babaya Mektup’u inceledikten sonra Kafka’nın babasıyla olan ilişkisinin temel taşları olan otoriteyle ve iletişimsizlikle alakalı büyük problemleri olduğu kanısına varmıştım. Şato’yu okumaya başladığımda da bu iki kavramın eserdeki yeri üzerine yoğunlaşmaya karar verdim ve her ne kadar Kafka eserini bitirmeden hayatını kaybetmiş olsa da okuma sürecini bitirdikten sonra Şato’nun da bu iki kavram üzerine temellendirilmiş olduğuna kanaat getirdim.

Romanın başında bilmediği küçük bir köye yeryazımcılık yapmak için gelen K. isimli (Kafka bu ismi pek çok romanında kullanmıştır. Genel kanı bu ismin muhtemelen kendi isminin bir kısaltması olduğudur) karakter romanın ana karakteridir. Köye geldiği anda yerden yüksekliği ve hacmi yüzünden (Ulaşılmazlık burada devreye girer. Şatonun bu özelliklerini ve toplum üzerindeki etkilerini ele aldığımda, alt ve orta tabakaya şatonun ve mensuplarının onlardan daha üstün ve ulaşılmaz olduğunu kabul ettirmede büyük rol oynadığını düşündüm) görülmemesi imkansız olan şatoyu gözüne kestiren K. roman boyunca oraya ulaşmaya çalışır ve hikaye onun bu uğraşı etrafında kurgulanır. Fakat yeryazımcılık mesleği, statüsü gereğince K.’yı toplumun tam orta tabakasına yerleştirir ve K. toplumda ne şatoya girebilmesini sağlayacak, ne de alt tabakada yer almasına neden olacak bir statüye sahip olur. Statüsü ve bürokrasi gereği önemli şato görevlileriyle hiçbir türlü iletişim kuramayan K.’nın tam anlamıyla arada sıkışıp kaldığını söylemek mümkündür. Bana göre bu arada kalmışlığın ve iletişimsizliğin temel nedeni Kafka’nın neredeyse her metninde eleştirdiği bürokrasidir ve bu durum K.’nın bir kimlik bunalımı yaşamasına neden olur. K.’nın şatoya ulaşmayı bu denli istemesinde ve bu amaç doğrultusunda kurduğu ilişkilerin şekillendirilmesinde en büyük rolü oynayan faktörler onun şato tarafından tanındığında bireyleşeceğini ve özgürleşeceğini düşünmesidir.

İletişimsizlik ve ulaşılmazlığın K.’nın hikayesi üzerindeki etkisi bir yana, romanda dikkatimi çeken bir diğer unsur köylülerin otoritenin ulaşılmazlığını kabullenmeleri ve K. ya ulaşılmazlığı yenme mücadelesinde yardım etmeyişleri ve otoriteye boyun eğmeyen kişilerin bedeli dışlanmakla ödeyişleri oldu. Bu noktada romanı sosyolojik açıdan değerlendirdim ve Kafka’nın Marksist görüşte yer alan yabancılaşma ve yanlış bilince sahip olma kavramlarını köylüler çerçevesinde incelemiş olabileceğini fark ettim. Otoritenin çizdiği sınırların asla dışına çıkmayan, otorite ile yüz yüze görüşmenin imkansız olduğuna inanan ve aksini düşünenleri dışlayan köylülerin içselleştirdikleri otorite çerçevesinde sorgulama ve eleştirme yeteneklerini kaybettiklerini düşündüm. Köylüler, roman boyunca köy sınırları dışındaki her gerçeğe ve her kişiye sırt çevirirler ve bu durumun kişisel ilişkilerine de yansıdığını görmek mümkündür. K.’nın otelcinin karısıyla yaptığı bir konuşma, köylülerin sindirilmişliğine bir örnek olarak verilebilir. Ağa olan Klamm tarafından terk edilmiş olmanın acısını yıllardır yaşayan otelcinin karısı, sorunlarının Klamm ile konuşmak ile çözüleceğini belirten K.’ ya verdiği, bunun imkansız olduğuna yönelik tepkisinin, köylülerin otorite karşısındaki pasifliğini ve iktidarın ulaşılmaz oluşunun bireysel hayatları da kötü yönde etkilediğini gösterdiği söylenebilir.

Sonuç olarak, her ne kadar Şato’yu da Kafka’nın diğer eserleri gibi birkaç sözcükle nitelendirmek mümkün olmasa da, eser genel olarak bürokrasiden doğan ulaşılmazlık, iletişimsizlik ve sosyal statüsünden dolayı arada sıkışıp kalmış, kimliğini yitirmiş bir insanın bireyleşme ve özgürleşme mücadelesini anlatan bir roman olarak tanımlanabilir. Tamamlanmamış olmasına ve K.’nın hikayesinin sonunu öğrenemememize rağmen, Kafka’nın eseriyle nereye varmaya çalıştığını görmenin mümkün olduğu söylenebilir. Bana göre, Dönüşüm romanında da olduğu gibi, Kafka Şato’da da dışlanmışlığı, alt-üst ilişkilerini karşısına almakta ve dolaylı yollardan onlarla savaşmaktadır. İlginç olan, Kafka’nın bu savaşı “Kafkaesk” adı verilen kendine has karamsar alaycılığı ile yapması. Birey, otoriteye karşı verdiği savaş sonucu başarılı olamaz ve sonunda ya ölür (Dönüşüm’de Gregor Samsa’ya olduğu gibi) ya da kaybolur gider (Fikrimce büyük ihtimalle K.’da kaybolup gidecektir). Tıpkı Kafka’nın hayatı boyunca babasına karşı verdiği otorite savaşından dolayı genç yaşta