Philip Roth
Biyografi
19 Mart 1933'te New Jersey'nin
Newark kentinde doğdu. Bucknell Üniversitesini bitirdikten sonra,
Chicago Üniversitesinde yüksek lisans öğrenimi gördü. Ardından
Chicago'da İngiliz edebiyatı, Iowa ve Princton üniversitelerinde yaratıcı
yazarlık dersleri verdi. 1959'da altı öyküsünü bir araya getirdiği ilk
kitabı Goodbye Colombus'u yayımladı. (Kucak Dolusu çev. Ülkü
Tamer, Sander Yayınları 1971) ABD'li yahudilerin yaşamını son derece
kişisel ve keskin ve ironik bir dille tasvir ettiği bu kitapla Roth 1960'ta
Ulusal Kitap Ödülünü aldı. Ardından iki roman yazdı. 1962
tarihli Letting Go (Libby çev. Seçkin Selvi - Sander Yayınları
1973) ve 1967'de yayımlanan When she was Good, Şöhret ise
1969'da ABD'nin edebiyat çevrelerini karıştıran Portnoy's Complaint -
Portnoy'un Feryadı ile geldi. Bilinçakışı tekniğinde, eşsiz bir
monolog olarak nitelenen bu eserde, çağdaş Amerikan edebiyatının en komik,
en unutulmaz karakterlerinden birini yaratıyordu. 1972'de Ernest
Lehman tarafından aynı adla sinemaya uyarlanan Portnoy'dan sonraki
kitaplarında Roth hep değişik anlatım teknikleri denedi, her seferinde
değişik konulara el attı ama ana temalarından, ya da ana "takıntılarından"
hiç uzaklaşmadı. Yahudi olmak, erkek olmak, bir ananın oğlu olmak,
aydın olmak ve bütün bunlardan doğan her türli marazilikle uğraşmaya devam
etti.The Breast ile Kafka'ya
bir nazire yazdı, ancak onun kahramanı bir hamamböceğine değil dev bir
memeye dönüşüyordu. (Meme - çev. Seçkin Selvii Sander Yayınları,
tarihsiz) Portnoy'u hatırlatan My Life As a Man ile başladığı
Zuckerman serisinde (The Ghost Writer, Zuckerman Undbound, The Anatomy
Lesson) ile erkeklik meseleleri ile uğraşmaya devam etti ve serinin son
kitabı olan The Counterlife ile 1987 Ulusal Kitap Eleştirmenleri
Çevresi Ödülünü aldı.
Çoğu romanı otobiyografik nitelik taşıyan Roth 1988'de The Facts
ile bu kez adı konmuş bir otobiyografi kaleme aldı. Minimalist bir
kitap olarak nitelenen Deception'da (1990 Ayrıntı Yayınları yayın
programına alınmıştır.) "aldatma" konusunu rahatsız edici olmaktan
sakınmayarak acımasız bir içtenlikle işledi. 1991'de Ulusal Kitap
Eleştirmenleri Ödülünü bir kez daha kazandıran Patrimony'de, aile
mirası olan kültür ile bireyin kendi entellektüel gelişimi içinde yöneldiği
kültür arasındaki çatışmayı, son derece dokunaklı bir dile inceledi ve Adam
Philips'in deyişiyle "kendi seçtiği babalarının, Freud ile Kafka'nın uğruna
reddetmiş olduğu babası ile barıştı."
1993'te Pen tarafından Faulknner ödülüne değer görülen ve Time Dergisince
yılın en iyi romanı seçilen Operation Shylock'ta Yahudileri İsrail
sürgününden kurtarıp Avrupa'ya geri dönmelerini sağlamaya kalktı.
Vietnam sonrası dönemi anlattığı Amerikan Patoral (1997) ile 1998'de
Pulitzer Ödülünü aldı.
Son derece üretken bir yazar olan Roth, yirmiüçüncü kitabı I Married a
Communist'te (1998 - Ayrıntı Yayınları yayın programına alınmıştır) yine
Amerikan yaşamının trajik bir kesitini, yine o keskin mizahıyla ele alarak
Mc Carthy dönemimi sorguladı. Birbirinin ihbarcısı durumuna düşen karı
kocanın hikayesini Zuckerman serisinin kahramanının gençlik yıllarına
yerleştirerek Nathan Zuckerman'ın gözüyle anlattı.
Roth'un bir bölümü kitaplaştırılmamış olan çok sayıda öyküsü,
deneme ve eleştiri yazıları da bulunuyor. Ünlü İngiliz Shakespeare
oyuncusu Claire Bloom ile evli olan Roth Connecticut'ta yaşamaktadır.
Mangal yürekli yazar
Cesur konuları ele alan Philiph Roth'un
kitaplarındaki cinsellik ne pornografi ne de erotizmdir. O, cinselliği
estetize etmek için değil bir tür büyü bozumuna uğratmak için kullanır
29/06/2001
SÜREYYYA EVREN
ALDATMA
Philip Roth, çeviren: Didem Hızlan, Ayrıntı Yayınları, 2001, 141 sayfa, 3
milyon lira.
PORTNOY'UN FERYADI
Philip Roth, çeviren: Özden Arıkan, Ayrıntı Yayınları, 1999, 218 sayfa,
4 milyon 200 bin lira.
Kitaplarına cesurca konular seçen bir yazarla karşı karşıyayız: Philip Roth.
Genel olarak bakıldığında 'bir erkek olarak hayatım,' kitaplar dizisinin
yazarı denebilir ona. Tabii hemen eklenecektir 've de bir Yahudi olarak.'
1933 New Jersey doğumlu Roth'un çocukluğu bizim bugünlerde yaşadığımıza
benzer bir ekonomik bunalım dönemine, ABD'nin Büyük Bunalım'la (Great
Depression) çalkalandığı döneme denk gelir. Babasının hayatta kalma
mücadelesine tanık olur. Ve gençliğini soğuk savaşın en hırçın dönemlerinde,
McCarthyciliğin ayyuka çıktığı yıllarda yaşar.
Yayımlanan ilk kitabı öykülerini topladığı 1959 tarihli 'Kucak Dolusu'
(Sander, 1971) olur. Cinsel yaşamın ve Yahudi yaşamının görünüşüyle
gerçekliği arasında gezintiler düzenleyerek o günden bugüne sadık kaldığı
rotasını belirlemiştir.
70'li yıllarda Roth'un 'Meme' ile 'Libby'sini
de Türkçeye kazandıran Sander Yayınları'ndan yaklaşık yirmi yıl sonra 90'lı
yılların sonlarında bayrağı Ayrıntı Yayınları devraldı. Ama başına belayı da
aldı! 'Portnoy'un Feryadı' 1999'da Türkçede yayımlandıktan kısa bir süre
sonra sansürün pençelerinde buldu kendini. Ancak tam iki yıl sonra serbest
kalabildiği bu günlerde sanki bir rastlantı gibi hem Roth bir kez daha
Pulitzer ödülünü kazandı hem de 'Aldatma' Türkçede yayımlandı. Ayrıntı,
önümüzdeki dönemde yazarın son kitaplarından
'Bir Komünistle Evlendim'i yayımlayacağını da duyurdu.
Otobiyografinin
ardında
Salman Rüşdü, Borges'in 'Yolları Çatallanan Bahçe'sindeki gibi Roth'un da
aynı anda birden çok hayat seçen bir kahramana benzediğini söylüyor.
Gerçekten, otobiyografik anlatı havası vererek kurduğu pek çok romanında
Zuckerman, Portnoy, Kepesh gibi dört beş farklı anlatıcı kahramanın ağzından
konuşması dikkat çekicidir. Roth, neyin otobiyografik olduğunu merak eden
okuyucunun kafasını sürekli karıştırır. Kendi romanlarında dolaşma, kendi
kahramanlarının arasına çaktırmadan karışma adetini de unutmamalıyız elbet.
Yer değiştirmeler ve dönüşmeler her zaman ilgisini çekmiştir.
1972 tarihli kitabı
'Meme'de
Kafka'nın 'Değişim'ini derslerinde öğreten bir edebiyat öğretmeni olan David
Kepesh bir gün dev bir kadın memesine dönüşür. Erkeklikten ve onun
güçlüklerinden sıyrılır. Böylece Kafka'nın çok işlenmiş baba-oğul
takıntılarının da bilincinde olan David bir gün memeye dönüşerek anneyle
ilgili Roth'un 'Portnoy'un Feryadı'ndan da bildiğimiz sıkıntılarını
simgeleştiriyor. Meme-David'in zamanla yeni cinsel arzuları ve fantezileri
beliriyor. Karısı Claire tarafından meme ucunun yağ ile ovulması örneğin.
Çarpıcı bir sahnede David, meme ucunun zevk verdiğini keşfediyor; dev
memesini (yani 'kendisini') okşatarak sonunda da dev meme ucuna bir kadının
oturmasıyla sanki anneliğin penisleştiği bir sevişme yaşıyor. Roth bir
yandan ilginç yorumlara açık bu tür yer değiştirmeler, simgeler kullanırken
bir yandan da benzeri edebiyat yorumlarıyla meşgul kahramanını deneyimlerin
ortasına yerleştiriyor.
Yatak odası konuşmalarıyla kurulmuş
'Aldatma'da da deneyimlerle yorumların sınırları belirsizdir. Seks öncesi
konuşmalar ve seks sonrası konuşmalardan oluşan 'Aldatma' yer yer bir orgazm
sonrası romanı tadındadır. Yaratıcı kısa kısa konuşmalar, kesik kesik
verilen, sözcüklere bölünen fakat sürekli kesişen hikâyeler anlatılır.
Çoğunlukla eşlerini aldatan çiftler arasında geçen bu konuşma kesitleri,
akıp giden başka bir romandan parça parça ayrılıp bir kolajla bir araya
getirilmiş de olabileceklerini sezdirirler. Daha çok eşlerini aldatan
çiftlerin yasak ilişkilerine rastlarız ve bu yasak ilişkiler sırasında yasal
ilişkileri düşünmeleriyle aldatmaların içinde sadakatler konuşulur.
("Sorumluluklarımdan daha beter olan sorumluluklarıma duyduğum sorumluluk,"
diyor bir yerde) Ama Roth gene yapacağını yapar ve bütün bu aldatmaları daha
büyük başka bir sadakatin içine yerleştirir. Belki de sadakatlerin içinde
aldatmalar konuşulmuştur, belki de yazılmamış bir romanın notlarıdır
elimizdeki metin. Peki okunmuş bir kitap hayali bir aldatma sayılabilir mi?
Roth'daki cinselliğe pornografi demek ne kadar zorsa erotizm demek de o
kadar zor. Cinselliği estetize etmek için değil bir tür büyü bozumuna
uğratmak için kullanır, cinsellik orta sınıf değerlerinden çıkış arzusuna
eşlik eder. Bazen 'kişisel olan politiktir' sloganını erkeklere uyarladığını
düşündürür. Kadın ve erkek kimliklerini geçişsiz gördüğü pek çok yer de
vardır. Erkekten kadına dönüşümler olur ama eşcinselliğe uğranmaz.
McCarthy döneminin cadı avlarını, ihanetlerini ve kara listelerini konu alan
romanı 'Bir Komünistle Evlendim'in öncelikli temasının ihanet olduğunu
söylüyor Roth. İhanetin hayata sızdığını her seçimin geride bırakılanlara
bir ihanet içerdiğini düşünüyor. Türkçede yayımlandığında Vedat Türkali'nin
'Güven'i ile karşılaştırmalı
okunabilir belki de 'Bir Komünistle Evlendim'. 1950'lerin muhafazakar
histerisini
karşılayan bu kitap 'Güven' ile yakın dönemlerde geçen benzer ilişkileri
aynı kavramları öne çıkartarak ele alıyor: Güven ve ihanet..
Portnoy'un Feryadı Beraat Etti
IDéEFIXE'in notu: Kitap, İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından
TCK'nın 426. maddesine göre "Halkın ar ve haya duygularını rencide edici
olduğu" gerekçesiyle toplatılmıştır. Philip Roth, erkekliğin kitabını
yeniden yazdı. Histerik, kurnaz, hesaplı, korku ve beklentilerle dolu, ama
çok da kıvrak, cazibeli, hatta cilveli bir kitap bu - neredeyse "öteki"nin
kitabı. Sıkça söylediği gibi insan dişisi, kadın olarak doğmuyor, bir kadın
olarak inşa ediliyor. Ama erkek olmak için de yoğun bir inşaat faaliyeti
gerekmekte, üstelik malzemelerden çalma şansı çok daha kısıtlı. En azından
kahramanımız Portnoy için - ki bütün dünyada bir erkeğin başına gelebilecek
en büyük talihsizlik onun da başındadır: Bir kadın tarafından doğurulmak ve
yetiştirilmek. Fakat talihsizlikler burada bitmez; bir de baba vardır,
çekirdek aile cehennemi vardır. Üstelik Portnoy, Yahudidir; hiçbir yerde
kendinizi yurdunda hissetmeyip hep başka diyarların düşünü kuran bir azınlık
mensubudur. Ve her erkek gibi başındaki asıl bela, sonu gelmez istekleriyle
ona dünyayı dar eden "koca kafalı canavar"dır. Bir türlü yatıştıramadığı
canavarı ile annesinin demir pençesi arasında sıkışıp kalan Portnoy, bu uzun
feryadıyla çağdaş edebiyat tarihinin en kıvrak, en keyifli, en edepsiz
monologlarından birini yaratıyor. Bir erkeğin cinsel gelişimini yer yer
gerçekten çok komik ve sevimli, yer yer irkiltici olabilen serüvenleri
üzerinden izlerken; bir yandan orta sınıf aile kültürünün dehşetini
hissediyor, "büyüme" denen sürecin aslında nasıl azap dolu olduğunu
hatırlıyoruz. Çağdaş Amerikan edebiyatının ustalarından Philip Roth, bu
romanında argo ile ironiyi, fars ile trajediyi, kahkaha ile hüznü eşsiz bir
kıvraklıkla harmanlıyor. Herkesin kendi çocukluğundan ve annesinden bir
şeyler bulacağı; herkesin kendi içindeki ötekiyle, kendi içindeki azınlıkla
karşılaşacağı; kendi canavarını hatırlayacağı bir roman bu... çok komik,
yakası açılmadık ve sevimli... Times Literary Supplement'a göre yüzyılın en
iyi yüz romanından biri olan bu samimi itirafnameyi Türkçede yayımlamaktan
sevinç duyuyoruz. ( Arka Kapak )
|
|
Portnoy'un Feryadı
Philip Roth
http://www.kitapalemi.com/kitapdetay/56056/portnoyun_feryadi.htm
Philip Roth, erkekliğin kitabını
yeniden yazdı. Histerik, kurnaz, hesaplı, korku ve beklentilerle dolu, ama çok
da kıvrak, cazibeli, hatta cilveli bir kitap bu - neredeyse "öteki"nin kitabı.
Sıkça söylendiği gibi insan dişisi, kadın olarak doğmuyor, bir kadın olarak inşa
ediliyor. Ama erkek olmak için de yoğun bir inşaat faaliyeti gerekmekte, üstelik
malzemeden çalma şansı çok daha kısıtlı. En azından kahramanımız Portnoy için -
ki bu dünyada bir erkeğin başına gelebilecek en büyük talihsizlik onun da
başındadır: Bir kadın tarafından doğurulmak ve yetiştirilmek. Fakat
talihsizlikler burada bitmez; bir de baba vardır, çekirdek aile cehennemi vardır.
üstelik Portnoy, Yahudidir, hiçbir yerde kendini yurdunda hissetmeyip hep başka
diyarların düşünü kuran bir azınlık mensubudur. Ve her erkek gibi başındaki asıl
bela, sonu gelmez istekleriyle ona dünyayı dar eden "koca kafalı canavar"dır.
Bir türlü yatıştıramadığı canavarı ile annesinin demir pençesi arasında sıkışıp
kalan Portnoy, bu uzun feyadıyla çağdaş yaratıyor. Bir erkeğin cinsel gelişimini
yer yer gerçekten çok komik ve sevimli, yer yer irkiltici olabilen serüvenleri
üzerinnden izlerken; bir yandan orta sınıf aile kültürünün dehşetini hissediyor,
"büyüme" denen sürecin aslında nasıl azap dolu olduğunu hatırlıyoruz. Çağdaş
Amerikan edebiyatının ustalarından Philip Roth, bu romanında argo ile ironiyi,
fars ile trajediyi, kahkaha ile hüznü eşsiz bir kıvraklıkla harmanlıyor.
Herkesin kendi çocukluğundan ve annesinden bir şeyler bulacağı, herkesin kendi
içindeki ötekiyle, kendi içindeki azınlıkla karşılaşacağı, kendi canavarını
hatırlayacağı bir roman bu... çok komik, yakası açılmadık ve sevimli... Times
Literary Supplement'a göre yüzyılın en iyi yüz romanından biri olan bu samimi
itirafnameyi Türkçede yayımlamaktan sevinç duyuyoruz.
İşte Orhan Pamuk’un Nobel adayları
Orhan Pamuk, Yasemin Çongar’a verdiği röportajda “Ben olsaydım bu kişilere
verirdim” diyerek kendi Nobel listesini de açıkladı. Böylece biz okurlara da
güzel bir okuma listesi sunmuş oldu. İşte Pamuk’un seçtiği yazarlar ve en iyi
kitapları
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=cikolata_detay&hkat=51&hid=10326
0rhan Pamuk’un listesindeki ilk isim Javier Marias’tı. Ancak İspanyol yazar
Pamuk’un da söylediği üzere Türkiye’de pek tanınan biri değil. Oysa 55 yaşındaki
yazarın eserleri otuza yakın ülkede yayımlandı, Uluslararası Dublin Edebiyat
Ödülü de dahil olmak üzere pek çok ulusal ve uluslararası ödüle layık görüldü ve
kendisi bugün İspanyol edebiyatının en büyük isimleri arasında gösteriliyor.
Türkiye’de ise onu sınırlı bir okur kitlesi tanıyor. Mesela Türkçe’ye çevrilen
ilk kitabı “Beyaz Kalp” (Gendaş Yayınları) sessiz sedasız yayımlanmıştı.
Marias’ın yazarlık serüveninin ikinci kitabı olan “Ufkun Öte Yanı” (Everest
Yayınevi) için de aynı şeyi söyleyebiliriz.
ROMAN İÇİNDE ROMAN
Roman içinde roman tekniği ile yazılan ve “Konusu nedir?” diye sorulsa bir
türlü yanıt verilemeyen bir romandı bu. Çünkü Marias’a göre ne zaman bir öykü ya
da anektod anlatmaya kalksak olaydan uzaklaşır araya başka şeyler de alırız.
İşte Marias, romanını bu mantık üzerine kurgulamış. Bilme arzusu ve bunun
imkansızlığını anlatan romanının sonunun açık olmasını ise Henry James
hayranlığına bağlıyor. Çünkü onun da romanlarının sonu hiç kapanmaz.
Orhan Pamuk’un listesinin ikinci sırasında ise edebiyatını övdüğü ancak
siyasal duruşunu eleştirdiği bir yazar vardı: Peter Handke. Çünkü Pamuk’un da
altını çizdiği üzere Handke “Miloşeviç’i desteklemek” gibi bir yanlış yaptı.
Türkiyeli okurlar ise onu “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi” (Ayrıntı
Yayınları) kitabı ile tanıyor. Bu amaçsız bir cinayet işleyen ve polisin
kendisini yakalamasını bekleyen bir futbolcunun anlatıldığı bir gerilim
romanıydı. “Solak Kadın”, “Hiç Kimse Koyunda” isimli kitapları da Türkçe’ye
çevrilen Handke’nin bu hafta çıkan kitabı ise edebiyat ve sinema tarihinin en
ünlü kahramanlarından birini yeniden yorumluyor; “Don Juan”ı. Alman dilinin 20.
yüzyılın ikinci yarısındaki en özgün yazarları arasında gösterilen Handke’nin bu
romanının (Don Juan, Can Yayınları) “tersine çevrilmiş bir Don Juan öyküsü”
olarak tanımlayabiliriz. Çünkü bu kez kadınları baştan çıkaran bir erkek değil,
bir gezgin söz konusu.
MUSEVİ KARAKTERLER
Orhan Pamuk’un Nobel listesinde yer alan Philip Roth’a gelince... Roth İsveç
Akademisi’nin de listesinde yer alan bir yazar. Biz ise onu “Portnoy’un
Feryadı”, “Aldatma” ve “Bir Komünistle Evlendim” kitaplarıyla tanıyoruz. Arka
kapak yazısında “Erkekliğin kitabı” olarak tanımlanan “Portnoy’un Feryadı”
okurları tarafından ise “gülmekten kırıldım” sözleriyle tarif edilmişti. Çünkü
bu bir erkeğin cinsel gelişimini, büyümek denilen o azap verici süreci ve orta
sınıf aile yapısını “açık açık” ve mizahi bir dille antalan bir kitaptı. Hemen
her kitabında kahramanları Yahudi olan Roth’u meşhur eden kitap ise 1959’da
yazdığı “Goodbye Columbus”tur. Milliyet Yayınları tarafından basılan ancak bugün
baskısı tükenen bu kitabı başrollerinde Anthony Hopkins ve Nicole Kidman’ın yer
aldığı ve aynı adı taşıyan filmden de hatırlayacaksınız. Roth’a Pulitzer getiren
bu kitap farklı iki sosyal sınıfa ait iki Musevinin tuhaf ilişkisini konu
alıyordu.
“New York Üçlemesi”, “Leviathan”, “Ay Sarayı”, “Yanılsamalar Kitabı”,
“Yalnızlığın Keşfi” kitapları ile (Can Yayınları) Türk okurunun gönül sarayında
büyük bir yeri olan Paul Auster de Orhan Pamuk’un Nobel listesinde yer alan
yazarlardandı. Rastlantıları kurgulamakta usta olan yazarın adını “Köprüdeki
Lulu” filminde yönetmen, “Smoke” filminde ise senarist olarak görmüştük. Orhan
Pamuk’un arkadaşı da olan Auster, sadece Amerikan edebiyatının değil dünya
edebiyatının da en büyük yazarlarından.
KİMSE YÜZÜNÜ GÖRMEDİ
Thomas Pynchon’a gelince... O ortalarda görünmeyi sevmeyen münzevi bir
yazar. Öyleki dünyanın en önde gelen gazetelerinde bile en yeni fotoğrafı 16
yaşına ait. Bir ara Sunday Times’ın bir muhabiri günlerce evinin önünde
bekledikten sonra onu ancak arkadan çekmeyi başarabilmişti. Ama “The Simpsons”un
iki bölümünde yer aldı, dahası kendi kendisini seslendirdi. Ne yazık ki bu
görkemli yazarın Türkçe’de kitabı yok.
Pamuk’un listesinde yer alan son isim ise Umberto Eco. “Gülün Adı”,
“Foucault Sarkacı”, “Baudolino”, “Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi” romanlarıyla
tanıdığımız yazar dünyanın en önde gelen gösterge bilim ve ortaçağ tarihi
uzmanlarından. Romanları sayısız ansiklopedik ve sözlü tarihe ilişkin bilgi
içeren yazarın “Foucault Sarkacı” romanı, Dan Brown’un şöhrete ulaştırdığı
Tapınak Şövalyelerini ve gizli planlarını konu alıyordu. Sinemaya uyarlanan
“Gülün Adı” romanı ise Ortaçağ felsefesi ve dini anlayışını gülmek üzerinden ele
almıştı. Filme de uyarlanan ve başrolünde Sean Connery’nin rol aldığı film tüm
dünyada büyük beğeni toplamıştı.
Hem bu kadar akıcı, olgun bir çeviri rahatlığına erişeceksin, hem erkek
dünyasının dilini sektirmeden kullanacak, hem de kadın olacaksın. İyi çevirileri
özlemiş bir okuyucu olarak sevgiyle selamlıyorum Özden Arıkan'ın, başardığı işe
saygı duyuyorum."Atay Eriş / Cumhuriyet Kitap
"Yılın en Yahudi ve sakıncalı romanı. Yapıt antisemitizm ve edepsizlikle
suçlanıyor. Ama okunuyor. Şu ana kadar dört milyon adet sattı, çünkü bunca esin
bolluğunun karşısında gülmemek elde değil. Philip Roth tenin hüznünden komik bir
roman ortaya çıkarmayı başarmış. Roth, Rabelais'nin açık saçık dili ve Henry
Miller'in lirik cinselliğini çağrıştıran bir yazar."Jacques Cabau / Cumhuriyet
Kitap
"Romanın gerçek niyeti bir ergenin aşırılıklarını betimlemek değil; annenin
Yahudi geleneklere göre, yani soluk almanın bile olanaksız olduğu daracık bir
hapishanede, önyargıların, yasakların, geleneklerin ve aforoz korkusunun
baskılar altında yetiştirildiği bir çocuğun dramını ve psikolojik durumunu
anlatmaktadır."Jacques Guyaux / Cumhuriyet Kitap
[Portnoy'un Feryadı Ernest Lehman tarafından filme çekilmiştir.] |
|