Portnoy'un Feryadı

Philip Roth


 

 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

Philip Roth
Biyografi

19 Mart 1933'te New Jersey'nin Newark kentinde doğdu.  Bucknell Üniversitesini bitirdikten sonra, Chicago Üniversitesinde yüksek lisans öğrenimi gördü.  Ardından Chicago'da İngiliz edebiyatı, Iowa ve Princton üniversitelerinde yaratıcı yazarlık dersleri verdi.  1959'da altı öyküsünü bir araya getirdiği ilk kitabı Goodbye Colombus'u yayımladı.  (Kucak Dolusu çev. Ülkü Tamer, Sander Yayınları 1971)  ABD'li yahudilerin yaşamını son derece kişisel ve keskin ve ironik bir dille tasvir ettiği bu kitapla Roth 1960'ta Ulusal Kitap Ödülünü aldı.  Ardından iki roman yazdı.  1962 tarihli Letting Go  (Libby çev. Seçkin Selvi - Sander Yayınları 1973) ve 1967'de yayımlanan When she was Good,  Şöhret ise 1969'da ABD'nin edebiyat çevrelerini karıştıran Portnoy's Complaint - Portnoy'un Feryadı ile geldi.  Bilinçakışı tekniğinde, eşsiz bir monolog olarak nitelenen bu eserde, çağdaş Amerikan edebiyatının en komik, en unutulmaz karakterlerinden birini yaratıyordu.  1972'de Ernest Lehman tarafından aynı adla sinemaya uyarlanan Portnoy'dan sonraki kitaplarında Roth hep değişik anlatım teknikleri denedi, her seferinde değişik konulara el attı ama ana temalarından, ya da ana "takıntılarından" hiç uzaklaşmadı.  Yahudi olmak, erkek olmak, bir ananın oğlu olmak, aydın olmak ve bütün bunlardan doğan her türli marazilikle uğraşmaya devam etti.

The Breast ile Kafka'ya bir nazire yazdı, ancak onun kahramanı bir hamamböceğine değil dev bir memeye dönüşüyordu.  (Meme - çev. Seçkin Selvii Sander Yayınları, tarihsiz) Portnoy'u hatırlatan My Life As a Man ile başladığı Zuckerman serisinde (The Ghost Writer, Zuckerman Undbound, The Anatomy Lesson) ile erkeklik meseleleri ile uğraşmaya devam etti ve serinin son kitabı olan The Counterlife ile 1987 Ulusal Kitap Eleştirmenleri Çevresi Ödülünü aldı.

Çoğu romanı otobiyografik nitelik taşıyan Roth 1988'de The Facts ile bu kez adı konmuş bir otobiyografi kaleme aldı.  Minimalist bir kitap olarak nitelenen Deception'da (1990 Ayrıntı Yayınları yayın programına alınmıştır.) "aldatma" konusunu rahatsız edici olmaktan sakınmayarak acımasız bir içtenlikle işledi.  1991'de Ulusal Kitap Eleştirmenleri Ödülünü bir kez daha kazandıran Patrimony'de, aile mirası olan kültür ile bireyin kendi entellektüel gelişimi içinde yöneldiği kültür arasındaki çatışmayı, son derece dokunaklı bir dile inceledi ve Adam Philips'in deyişiyle "kendi seçtiği babalarının, Freud ile Kafka'nın uğruna reddetmiş olduğu babası ile barıştı."

1993'te Pen tarafından Faulknner ödülüne değer görülen ve Time Dergisince yılın en iyi romanı seçilen Operation Shylock'ta Yahudileri İsrail sürgününden kurtarıp Avrupa'ya geri dönmelerini sağlamaya kalktı.  Vietnam sonrası dönemi anlattığı Amerikan Patoral (1997) ile 1998'de Pulitzer Ödülünü aldı. 

Son derece üretken bir yazar olan Roth, yirmiüçüncü kitabı I Married a Communist'te (1998 - Ayrıntı Yayınları yayın programına alınmıştır) yine Amerikan yaşamının trajik bir kesitini, yine o keskin mizahıyla ele alarak Mc Carthy dönemimi sorguladı.  Birbirinin ihbarcısı durumuna düşen karı kocanın hikayesini Zuckerman serisinin kahramanının gençlik yıllarına yerleştirerek Nathan Zuckerman'ın gözüyle anlattı. 

Roth'un  bir bölümü kitaplaştırılmamış olan çok sayıda öyküsü, deneme ve eleştiri yazıları da bulunuyor.  Ünlü İngiliz Shakespeare oyuncusu Claire Bloom ile evli olan Roth Connecticut'ta yaşamaktadır.

Mangal yürekli yazar

 

Cesur konuları ele alan Philiph Roth'un kitaplarındaki cinsellik ne pornografi ne de erotizmdir. O, cinselliği estetize etmek için değil bir tür büyü bozumuna uğratmak için kullanır

29/06/2001

SÜREYYYA EVREN

ALDATMA
Philip Roth, çeviren: Didem Hızlan, Ayrıntı Yayınları, 2001, 141 sayfa, 3 milyon lira.

PORTNOY'UN FERYADI
Philip Roth, çeviren: Özden Arıkan, Ayrıntı Yayınları, 1999, 218 sayfa,
4 milyon 200 bin lira.

Kitaplarına cesurca konular seçen bir yazarla karşı karşıyayız: Philip Roth. Genel olarak bakıldığında 'bir erkek olarak hayatım,' kitaplar dizisinin yazarı denebilir ona. Tabii hemen eklenecektir 've de bir Yahudi olarak.'

1933 New Jersey doğumlu Roth'un çocukluğu bizim bugünlerde yaşadığımıza benzer bir ekonomik bunalım dönemine, ABD'nin Büyük Bunalım'la (Great Depression) çalkalandığı döneme denk gelir. Babasının hayatta kalma mücadelesine tanık olur. Ve gençliğini soğuk savaşın en hırçın dönemlerinde, McCarthyciliğin ayyuka çıktığı yıllarda yaşar.

Yayımlanan ilk kitabı öykülerini topladığı 1959 tarihli 'Kucak Dolusu' (Sander, 1971) olur. Cinsel yaşamın ve Yahudi yaşamının görünüşüyle gerçekliği arasında gezintiler düzenleyerek o günden bugüne sadık kaldığı rotasını belirlemiştir.

70'li yıllarda Roth'un 'Meme' ile 'Libby'sini de Türkçeye kazandıran Sander Yayınları'ndan yaklaşık yirmi yıl sonra 90'lı yılların sonlarında bayrağı Ayrıntı Yayınları devraldı. Ama başına belayı da aldı! 'Portnoy'un Feryadı' 1999'da Türkçede yayımlandıktan kısa bir süre sonra sansürün pençelerinde buldu kendini. Ancak tam iki yıl sonra serbest kalabildiği bu günlerde sanki bir rastlantı gibi hem Roth bir kez daha Pulitzer ödülünü kazandı hem de 'Aldatma' Türkçede yayımlandı. Ayrıntı, önümüzdeki dönemde yazarın son kitaplarından 'Bir Komünistle Evlendim'i yayımlayacağını da duyurdu.

 

Otobiyografinin ardında
Salman Rüşdü, Borges'in 'Yolları Çatallanan Bahçe'sindeki gibi Roth'un da aynı anda birden çok hayat seçen bir kahramana benzediğini söylüyor. Gerçekten, otobiyografik anlatı havası vererek kurduğu pek çok romanında Zuckerman, Portnoy, Kepesh gibi dört beş farklı anlatıcı kahramanın ağzından konuşması dikkat çekicidir. Roth, neyin otobiyografik olduğunu merak eden okuyucunun kafasını sürekli karıştırır. Kendi romanlarında dolaşma, kendi kahramanlarının arasına çaktırmadan karışma adetini de unutmamalıyız elbet. Yer değiştirmeler ve dönüşmeler her zaman ilgisini çekmiştir.
 

1972 tarihli kitabı 'Meme'de
Kafka'nın 'Değişim'ini derslerinde öğreten bir edebiyat öğretmeni olan David Kepesh bir gün dev bir kadın memesine dönüşür. Erkeklikten ve onun güçlüklerinden sıyrılır. Böylece Kafka'nın çok işlenmiş baba-oğul takıntılarının da bilincinde olan David bir gün memeye dönüşerek anneyle ilgili Roth'un 'Portnoy'un Feryadı'ndan da bildiğimiz sıkıntılarını simgeleştiriyor. Meme-David'in zamanla yeni cinsel arzuları ve fantezileri beliriyor. Karısı Claire tarafından meme ucunun yağ ile ovulması örneğin. Çarpıcı bir sahnede David, meme ucunun zevk verdiğini keşfediyor; dev memesini (yani 'kendisini') okşatarak sonunda da dev meme ucuna bir kadının oturmasıyla sanki anneliğin penisleştiği bir sevişme yaşıyor. Roth bir yandan ilginç yorumlara açık bu tür yer değiştirmeler, simgeler kullanırken bir yandan da benzeri edebiyat yorumlarıyla meşgul kahramanını deneyimlerin ortasına yerleştiriyor.

Yatak odası konuşmalarıyla kurulmuş  'Aldatma'da da deneyimlerle yorumların sınırları belirsizdir. Seks öncesi konuşmalar ve seks sonrası konuşmalardan oluşan 'Aldatma' yer yer bir orgazm sonrası romanı tadındadır. Yaratıcı kısa kısa konuşmalar, kesik kesik verilen, sözcüklere bölünen fakat sürekli kesişen hikâyeler anlatılır. Çoğunlukla eşlerini aldatan çiftler arasında geçen bu konuşma kesitleri, akıp giden başka bir romandan parça parça ayrılıp bir kolajla bir araya getirilmiş de olabileceklerini sezdirirler. Daha çok eşlerini aldatan çiftlerin yasak ilişkilerine rastlarız ve bu yasak ilişkiler sırasında yasal ilişkileri düşünmeleriyle aldatmaların içinde sadakatler konuşulur.

 ("Sorumluluklarımdan daha beter olan sorumluluklarıma duyduğum sorumluluk," diyor bir yerde) Ama Roth gene yapacağını yapar ve bütün bu aldatmaları daha büyük başka bir sadakatin içine yerleştirir. Belki de sadakatlerin içinde aldatmalar konuşulmuştur, belki de yazılmamış bir romanın notlarıdır elimizdeki metin. Peki okunmuş bir kitap hayali bir aldatma sayılabilir mi?

Roth'daki cinselliğe pornografi demek ne kadar zorsa erotizm demek de o kadar zor. Cinselliği estetize etmek için değil bir tür büyü bozumuna uğratmak için kullanır, cinsellik orta sınıf değerlerinden çıkış arzusuna eşlik eder. Bazen 'kişisel olan politiktir' sloganını erkeklere uyarladığını düşündürür. Kadın ve erkek kimliklerini geçişsiz gördüğü pek çok yer de vardır. Erkekten kadına dönüşümler olur ama eşcinselliğe uğranmaz.

McCarthy döneminin cadı avlarını, ihanetlerini ve kara listelerini konu alan romanı 'Bir Komünistle Evlendim'in öncelikli temasının ihanet olduğunu söylüyor Roth. İhanetin hayata sızdığını her seçimin geride bırakılanlara bir ihanet içerdiğini düşünüyor. Türkçede yayımlandığında Vedat Türkali'nin 'Güven'i ile karşılaştırmalı okunabilir belki de 'Bir Komünistle Evlendim'. 1950'lerin muhafazakar histerisini
karşılayan bu kitap 'Güven' ile yakın dönemlerde geçen benzer ilişkileri aynı kavramları öne çıkartarak ele alıyor: Güven ve ihanet..


Portnoy'un Feryadı Beraat Etti

IDéEFIXE'in notu: Kitap, İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından TCK'nın 426. maddesine göre "Halkın ar ve haya duygularını rencide edici olduğu" gerekçesiyle toplatılmıştır. Philip Roth, erkekliğin kitabını yeniden yazdı. Histerik, kurnaz, hesaplı, korku ve beklentilerle dolu, ama çok da kıvrak, cazibeli, hatta cilveli bir kitap bu - neredeyse "öteki"nin kitabı. Sıkça söylediği gibi insan dişisi, kadın olarak doğmuyor, bir kadın olarak inşa ediliyor. Ama erkek olmak için de yoğun bir inşaat faaliyeti gerekmekte, üstelik malzemelerden çalma şansı çok daha kısıtlı. En azından kahramanımız Portnoy için - ki bütün dünyada bir erkeğin başına gelebilecek en büyük talihsizlik onun da başındadır: Bir kadın tarafından doğurulmak ve yetiştirilmek. Fakat talihsizlikler burada bitmez; bir de baba vardır, çekirdek aile cehennemi vardır. Üstelik Portnoy, Yahudidir; hiçbir yerde kendinizi yurdunda hissetmeyip hep başka diyarların düşünü kuran bir azınlık mensubudur. Ve her erkek gibi başındaki asıl bela, sonu gelmez istekleriyle ona dünyayı dar eden "koca kafalı canavar"dır. Bir türlü yatıştıramadığı canavarı ile annesinin demir pençesi arasında sıkışıp kalan Portnoy, bu uzun feryadıyla çağdaş edebiyat tarihinin en kıvrak, en keyifli, en edepsiz monologlarından birini yaratıyor. Bir erkeğin cinsel gelişimini yer yer gerçekten çok komik ve sevimli, yer yer irkiltici olabilen serüvenleri üzerinden izlerken; bir yandan orta sınıf aile kültürünün dehşetini hissediyor, "büyüme" denen sürecin aslında nasıl azap dolu olduğunu hatırlıyoruz. Çağdaş Amerikan edebiyatının ustalarından Philip Roth, bu romanında argo ile ironiyi, fars ile trajediyi, kahkaha ile hüznü eşsiz bir kıvraklıkla harmanlıyor. Herkesin kendi çocukluğundan ve annesinden bir şeyler bulacağı; herkesin kendi içindeki ötekiyle, kendi içindeki azınlıkla karşılaşacağı; kendi canavarını hatırlayacağı bir roman bu... çok komik, yakası açılmadık ve sevimli... Times Literary Supplement'a göre yüzyılın en iyi yüz romanından biri olan bu samimi itirafnameyi Türkçede yayımlamaktan sevinç duyuyoruz. ( Arka Kapak )
 

 

 

 
  Portnoy'un Feryadı
Philip Roth


http://www.kitapalemi.com/kitapdetay/56056/portnoyun_feryadi.htm  

Philip Roth, erkekliğin kitabını yeniden yazdı. Histerik, kurnaz, hesaplı, korku ve beklentilerle dolu, ama çok da kıvrak, cazibeli, hatta cilveli bir kitap bu - neredeyse "öteki"nin kitabı. Sıkça söylendiği gibi insan dişisi, kadın olarak doğmuyor, bir kadın olarak inşa ediliyor. Ama erkek olmak için de yoğun bir inşaat faaliyeti gerekmekte, üstelik malzemeden çalma şansı çok daha kısıtlı. En azından kahramanımız Portnoy için - ki bu dünyada bir erkeğin başına gelebilecek en büyük talihsizlik onun da başındadır: Bir kadın tarafından doğurulmak ve yetiştirilmek. Fakat talihsizlikler burada bitmez; bir de baba vardır, çekirdek aile cehennemi vardır. üstelik Portnoy, Yahudidir, hiçbir yerde kendini yurdunda hissetmeyip hep başka diyarların düşünü kuran bir azınlık mensubudur. Ve her erkek gibi başındaki asıl bela, sonu gelmez istekleriyle ona dünyayı dar eden "koca kafalı canavar"dır. Bir türlü yatıştıramadığı canavarı ile annesinin demir pençesi arasında sıkışıp kalan Portnoy, bu uzun feyadıyla çağdaş yaratıyor. Bir erkeğin cinsel gelişimini yer yer gerçekten çok komik ve sevimli, yer yer irkiltici olabilen serüvenleri üzerinnden izlerken; bir yandan orta sınıf aile kültürünün dehşetini hissediyor, "büyüme" denen sürecin aslında nasıl azap dolu olduğunu hatırlıyoruz. Çağdaş Amerikan edebiyatının ustalarından Philip Roth, bu romanında argo ile ironiyi, fars ile trajediyi, kahkaha ile hüznü eşsiz bir kıvraklıkla harmanlıyor. Herkesin kendi çocukluğundan ve annesinden bir şeyler bulacağı, herkesin kendi içindeki ötekiyle, kendi içindeki azınlıkla karşılaşacağı, kendi canavarını hatırlayacağı bir roman bu... çok komik, yakası açılmadık ve sevimli... Times Literary Supplement'a göre yüzyılın en iyi yüz romanından biri olan bu samimi itirafnameyi Türkçede yayımlamaktan sevinç duyuyoruz.


İşte Orhan Pamuk’un Nobel adayları

Orhan Pamuk, Yasemin Çongar’a verdiği röportajda “Ben olsaydım bu kişilere verirdim” diyerek kendi Nobel listesini de açıkladı. Böylece biz okurlara da güzel bir okuma listesi sunmuş oldu. İşte Pamuk’un seçtiği yazarlar ve en iyi kitapları

http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=cikolata_detay&hkat=51&hid=10326

0rhan Pamuk’un listesindeki ilk isim Javier Marias’tı. Ancak İspanyol yazar Pamuk’un da söylediği üzere Türkiye’de pek tanınan biri değil. Oysa 55 yaşındaki yazarın eserleri otuza yakın ülkede yayımlandı, Uluslararası Dublin Edebiyat Ödülü de dahil olmak üzere pek çok ulusal ve uluslararası ödüle layık görüldü ve kendisi bugün İspanyol edebiyatının en büyük isimleri arasında gösteriliyor. Türkiye’de ise onu sınırlı bir okur kitlesi tanıyor. Mesela Türkçe’ye çevrilen ilk kitabı “Beyaz Kalp” (Gendaş Yayınları) sessiz sedasız yayımlanmıştı. Marias’ın yazarlık serüveninin ikinci kitabı olan “Ufkun Öte Yanı” (Everest Yayınevi) için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

ROMAN İÇİNDE ROMAN
Roman içinde roman tekniği ile yazılan ve “Konusu nedir?” diye sorulsa bir türlü yanıt verilemeyen bir romandı bu. Çünkü Marias’a göre ne zaman bir öykü ya da anektod anlatmaya kalksak olaydan uzaklaşır araya başka şeyler de alırız. İşte Marias, romanını bu mantık üzerine kurgulamış. Bilme arzusu ve bunun imkansızlığını anlatan romanının sonunun açık olmasını ise Henry James hayranlığına bağlıyor. Çünkü onun da romanlarının sonu hiç kapanmaz.

Orhan Pamuk’un listesinin ikinci sırasında ise edebiyatını övdüğü ancak siyasal duruşunu eleştirdiği bir yazar vardı: Peter Handke. Çünkü Pamuk’un da altını çizdiği üzere Handke “Miloşeviç’i desteklemek” gibi bir yanlış yaptı. Türkiyeli okurlar ise onu “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi” (Ayrıntı Yayınları) kitabı ile tanıyor. Bu amaçsız bir cinayet işleyen ve polisin kendisini yakalamasını bekleyen bir futbolcunun anlatıldığı bir gerilim romanıydı. “Solak Kadın”, “Hiç Kimse Koyunda” isimli kitapları da Türkçe’ye çevrilen Handke’nin bu hafta çıkan kitabı ise edebiyat ve sinema tarihinin en ünlü kahramanlarından birini yeniden yorumluyor; “Don Juan”ı. Alman dilinin 20. yüzyılın ikinci yarısındaki en özgün yazarları arasında gösterilen Handke’nin bu romanının (Don Juan, Can Yayınları) “tersine çevrilmiş bir Don Juan öyküsü” olarak tanımlayabiliriz. Çünkü bu kez kadınları baştan çıkaran bir erkek değil, bir gezgin söz konusu.

MUSEVİ KARAKTERLER
Orhan Pamuk’un Nobel listesinde yer alan Philip Roth’a gelince... Roth İsveç Akademisi’nin de listesinde yer alan bir yazar. Biz ise onu “Portnoy’un Feryadı”, “Aldatma” ve “Bir Komünistle Evlendim” kitaplarıyla tanıyoruz. Arka kapak yazısında “Erkekliğin kitabı” olarak tanımlanan “Portnoy’un Feryadı” okurları tarafından ise “gülmekten kırıldım” sözleriyle tarif edilmişti. Çünkü bu bir erkeğin cinsel gelişimini, büyümek denilen o azap verici süreci ve orta sınıf aile yapısını “açık açık” ve mizahi bir dille antalan bir kitaptı. Hemen her kitabında kahramanları Yahudi olan Roth’u meşhur eden kitap ise 1959’da yazdığı “Goodbye Columbus”tur. Milliyet Yayınları tarafından basılan ancak bugün baskısı tükenen bu kitabı başrollerinde Anthony Hopkins ve Nicole Kidman’ın yer aldığı ve aynı adı taşıyan filmden de hatırlayacaksınız. Roth’a Pulitzer getiren bu kitap farklı iki sosyal sınıfa ait iki Musevinin tuhaf ilişkisini konu alıyordu.
“New York Üçlemesi”, “Leviathan”, “Ay Sarayı”, “Yanılsamalar Kitabı”, “Yalnızlığın Keşfi” kitapları ile (Can Yayınları) Türk okurunun gönül sarayında büyük bir yeri olan Paul Auster de Orhan Pamuk’un Nobel listesinde yer alan yazarlardandı. Rastlantıları kurgulamakta usta olan yazarın adını “Köprüdeki Lulu” filminde yönetmen, “Smoke” filminde ise senarist olarak görmüştük. Orhan Pamuk’un arkadaşı da olan Auster, sadece Amerikan edebiyatının değil dünya edebiyatının da en büyük yazarlarından.

KİMSE YÜZÜNÜ GÖRMEDİ
Thomas Pynchon’a gelince... O ortalarda görünmeyi sevmeyen münzevi bir yazar. Öyleki dünyanın en önde gelen gazetelerinde bile en yeni fotoğrafı 16 yaşına ait. Bir ara Sunday Times’ın bir muhabiri günlerce evinin önünde bekledikten sonra onu ancak arkadan çekmeyi başarabilmişti. Ama “The Simpsons”un iki bölümünde yer aldı, dahası kendi kendisini seslendirdi. Ne yazık ki bu görkemli yazarın Türkçe’de kitabı yok.
Pamuk’un listesinde yer alan son isim ise Umberto Eco. “Gülün Adı”, “Foucault Sarkacı”, “Baudolino”, “Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi” romanlarıyla tanıdığımız yazar dünyanın en önde gelen gösterge bilim ve ortaçağ tarihi uzmanlarından. Romanları sayısız ansiklopedik ve sözlü tarihe ilişkin bilgi içeren yazarın “Foucault Sarkacı” romanı, Dan Brown’un şöhrete ulaştırdığı Tapınak Şövalyelerini ve gizli planlarını konu alıyordu. Sinemaya uyarlanan “Gülün Adı” romanı ise Ortaçağ felsefesi ve dini anlayışını gülmek üzerinden ele almıştı. Filme de uyarlanan ve başrolünde Sean Connery’nin rol aldığı film tüm dünyada büyük beğeni toplamıştı.
 


Hem bu kadar akıcı, olgun bir çeviri rahatlığına erişeceksin, hem erkek dünyasının dilini sektirmeden kullanacak, hem de kadın olacaksın. İyi çevirileri özlemiş bir okuyucu olarak sevgiyle selamlıyorum Özden Arıkan'ın, başardığı işe saygı duyuyorum."Atay Eriş / Cumhuriyet Kitap

"Yılın en Yahudi ve sakıncalı romanı. Yapıt antisemitizm ve edepsizlikle suçlanıyor. Ama okunuyor. Şu ana kadar dört milyon adet sattı, çünkü bunca esin bolluğunun karşısında gülmemek elde değil. Philip Roth tenin hüznünden komik bir roman ortaya çıkarmayı başarmış. Roth, Rabelais'nin açık saçık dili ve Henry Miller'in lirik cinselliğini çağrıştıran bir yazar."Jacques Cabau / Cumhuriyet Kitap

"Romanın gerçek niyeti bir ergenin aşırılıklarını betimlemek değil; annenin Yahudi geleneklere göre, yani soluk almanın bile olanaksız olduğu daracık bir hapishanede, önyargıların, yasakların, geleneklerin ve aforoz korkusunun baskılar altında yetiştirildiği bir çocuğun dramını ve psikolojik durumunu anlatmaktadır."Jacques Guyaux / Cumhuriyet Kitap

[Portnoy'un Feryadı Ernest Lehman tarafından filme çekilmiştir.]