Otomatik Portakal OTOMATİK PORTAKAL 
Anthony Burgess

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

 

TOPLANTI TARİHİ  : 06.04.2005
İRDELENEN KİTAP:  Otomatik Portakal
LİNKLER http://www.sparknotes.com/lit/clockworkorange/context.html
http://www.sparknotes.com/lit/clockworkorange/study.html
http://www.bookrags.com/guides/clockworkorange/
http://www.filmsite.org/cloc.html
http://movie-reviews.colossus.net/movies/c/clockwork.html

Eren Arcan

     
  • Küçük birkaç not:   Anthony Burgess ve hamile eşi 60 lı yıllarda Otomatik Portakal'da geçen türde  bir serseri saldırısına maruz kalmışlar.  Irzına geçilen genç kadın bebeğini düşürmüş ve sonradan da alkolizme yenilerek yaşamını yitirmiş. 
     

  • Kitap Stanley Kübrick tarafından filme alınmış ve İngiliz gençleri arasında şiddete ve “kopya cinayetlere” neden olduğu için Kubrick tarafından gösterimden kaldırılmış.
     

  • Kubrick, filmine temel olarak, Burgess’in Amerikan versiyonu Otomatik Portakal versiyonunu kullanmış.  Kitabın aslında bir yedinci bölüm  bulunmakta ve.dine yönelen ve pişmanlık duyan Alex yine kendi seçimi ile bu kez “iyiliği” aile ve yuva kavramlarını seçmektedir. 

    Paraya ihtiyacı olduğu için Amerikalıların önerisini kabul eden Burgess daha sonraları bu seçiminden üzüntü duymuş.

Anthony Burgess
 
http://www.metiskitap.com/

Asıl adı John Burgess Wilson olan yazar 1917'de İngiltere'de doğdu. Manchester Üniversitesi'nde İngiliz edebiyatı ve sesbilim öğrenimi gördü. Otuz yaşlarına kadar en büyük arzusu besteci olmaktı. Bir senfoni dahil, çok sayıda müzik eseri besteledi.
1940-46 arasında İngiliz ordusunda yer aldı, 1946-50 yılları arasında Birmingham Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. 1954'ten 1959'a kadar Malaya ve
Borneo'da Eğitim Bakanlığı görevlisi olarak çalıştı. 41 yaşında İngiltere'ye döndüğünde beyninde bir tümör olduğunu ve bir yıl içinde öleceğini öğrendi. Burgess o bir yıl içinde beş roman birden yazdı. Kendisine yanlış teşhis konulmuş olduğu anlaşıldıktan sonra da aynı hızla yazmayı sürdürdü. Aralarında Otomatik Portakal (Bilgi, 1996) adıyla Türkçe'ye çevrilmiş A Clockwork Orange, Nothing Like The Sun ve The Malayan Trilogy'nin de bulunduğu 16 roman, beş eleştiri kitabı, çeşitli senaryoları ve çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Romancılığının yanı sıra gazetecilik, eleştirmenlik ve dilbilim çalışmaları da olan Burgess, çağdaş İngiliz edebiyatının en verimli yazarlarından biridir. Türkçe'de ayrıca Piyanoçalanlar (YKY, 1996) adlı kitabının yanı sıra Altıkırkbeş tarafından yayımlanan Gizli Hava Müzesi (1995) adlı derlemede de bir öyküsü bulunmaktadır
http://www.istegenc.com.tr/

Otomatik Portakal

Yazan: Anthony Burgess
Çeviren: Aziz Üstel
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Tüm zamanların kült romanlarından biri olarak gösterilen ve sıkı bir hayran
kitlesine sahip olan Otomatik Portakal, 'En İyi Çeviri Ödülü' ne layık görülmüş Aziz Üstel çevirisiyle tekrar raflarda.

Ününün yarısını Stanley Kubrick'in beyazperde uyarlamasına borçlu olan Otomatik Portakal'ın İngiliz yazarı Anthony Burgess (1917-1993), ilk romanlarında, bir İngiliz kolonisi olan Malaya'da  karşılaştığı batı ve doğu kültürleri arasındaki uyuşmazlıkları irdelerken, doktoru kendisine beyin tümörü teşhisi koyunca hayatı değişir. Ölümünden sonra karısının parasızlık çekeceği düşüncesiyle kağıt ve kaleme daha farklı sarılan Burgess, böylece en büyük eserini yazmış olur. Gelelim doktorun teşhisine. Tahmin edeceğiniz üzere pek de doğru bir teşhis sayılmaz (76 yıl yaşadı sevgili yazarımız), ama  bu kadar büyük bir eserden sonra yanlış teşhisin sözünü etmek biraz ayıp olur

1961 senesinde Sovyetler Birliği'ne yaptığı ziyaret ve karşılaştığı baskıcı komünist rejim, Burgess'ın Otomatik Portakal'daki totaliter dünyayı yaratmasındaki en önemli etkenlerden biri. Devletin birey üzerindeki baskısı ve bireyin çaresizliği karşısında afallayan Burgess bir röportajında şöyle der: "Otomatik Portakal'da anlattığım aslında tam o dönemlerde (1960ların başı) yaşananlardı. Sadece araya biraz masal koydum. Gelecek hakkında yazmak istiyorsanız, o günlerde olanları hayal gücünüzle birleştirmeniz yeterli."

Çoğu zaman bilim-kurgu olarak nitelendirilen Otomatik Portakal baskıcı bir yönetimin ve bu yönetime direnen bir sokak çetesinin hikayesi. Çetenin ve hikayenin baş kahramanı olan Alex adındaki 15'lik delikanlıya yandaşları Pete, Georgie ve Aptalof eşlik ediyor. Şiddet dolu davranışları nedeniyle devlet tarafından ıslah edilmesine karar verilen Alex önce hapsediliyor, daha sonra beyni yıkanıyor ve bu da, şiddet içeren en ufak bir harekette bulunduğunda hastalanmasına sebep oluyor. Yani Alex 'iyi' biri olup çıkıyor sonunda. Ama iyi biri olmayı seçtiğinden değil, başka bir şansı olmadığından. Biz de Burgess eşliğinde bu çeşit bir zorlamanın ahlaklı olup olmadığını, iyinin ve kötünün ne olduğunu, insanın özgür iradesini kullanıp kullanamadığını sorgulamış oluyoruz böylece.

Herkesin kafasını karıştıran şu portakalın nasıl otomatik olabildiğine gelince... Kitap, İngiliz argosundaki 'queer as a clockwork orange' deyişinden alıyor ismini. Bu deyiş olabilecek en garip davranışları ve özellikleri barındıran kişiler için kullanılıyormuş. Portakalın organikliği insanlığı temsil ederken, otomatik kelimesi de makineleşmeyi anlatıyor diyebiliriz; yani makineleşmiş bir insanı: "Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum..."



 

 

 
 

Otomatik Portakal

Onbeş yaşında bir çocuk olan Alex arkadaşlarıyla kurduğu çete ile içlerinden taşan bir şiddet eğilimi içinde  hırsızlık yapar, girdiği dükkanlardan malları gasp eder, çaresiz insanlara vurur, yaralar, kadınların ırzına geçer. Çete aralarında  kendi  ürettikleri Ruşça kökenli  “Nadsat” dilinde konuşur. 

“Bu Toplum için Yararlı Ol” tekerlemelerini belleyen ve belletenlerin “suç nasıl işlenir?” sorusunu düşündükçe gülmekten hayalarım ağrıyor.  Neden “iyiliğin kökenini” incelemezler , araştırmazlar? Herkesin derdi “kötülük” ya da “iblisliğin kökeni” Eğer serseriler kötülük yapıyorsa bu onların tercih hakkı.  Yani adamlar kötülüğü benimsemişler.  İyiler de iyiliği... Ben kötülüğü yeğleyenler arasındayım.” diyen Alex kötülüğün de bir seçim olduğunu “... yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı uslu, terbiyeli olmaları söz konusu değildir... suç ve sorumluluk yetişkinlerindir.  Gençler suçsuzdur.  Doğru... doğru.. doğru...” düşüncesini savunur.  

Bir gece “Otomatik Portakal” adlı bir roman yazmakta olan bir yazarın evine girerler, ortalığı kırar, döker, yazarın karısının ırzına geçerler, evi tarumar edip çıkar giderler.  Başka bir sefer de Alex yaşlı bir kadının kedilerle dolu evine girer.  Kadın kendisi ile kıyasıya mücadele edince Alex onu öldürür ve polis tarafından yakalanarak hapishaneye gönderilir.  

Burada, ülkenin başında bulunan siyasal partinin seçimi kazanmak için kullandığı “Suçluları Yeniden Topluma Kazandırma ” yöntemi “Ludavico” ile bir labaratuvar çalışmasına tabi tutulur.  Devlet eliyle yapılan bu çalışmanın kobayı olan Alex seyrettirildiği şiddet dolu filmleri izlerken büyük fiziksel acılara maruz bırakılmaktadır.  Alex artık bundan böyle aklından kötülük geçtiği anda kusmakta, acılar içinde kıvranmaktadır.  Artık kötülüğü düşünememektedir bile.  En zoru ise Alex’in taptığı Beethoven müziğini duyduğu anda  daha önce kendisine seyrettirilen Nazi soykırım filmlerinin  dehşet dolu sahnelerini  yaşamasıdır.  Kişiliği kendi istemi dışında değiştirilen Alex bir kukla olmuştur.  Artık müzikten de yoksundur.  Ama kayıtlara göre “İyileşmiştir.”  Salıverilir.

Evine döndüğünde ana babasının kendi odasına bir kiracı aldığını görür.  Artık kalacak yeri yoktur.  Şiddet günlerini  paylaştığı arkadaşları polis olmuşlardır.  Bu kez şiddeti polis olarak üretmektedirler.   

Onların elinden  kurtulan Alex’in yolu “Otomatik Portakal” yazarının evine düşer.  Sosyalist olan ve seçimlerde hükümeti devirmek istiyen yazar onu evine alır.  “Ludevico” yönteminin insanlık dışı bir uygulama olduğunu kanıtlamak için harekete geçer.  “Senin gibi bir delikanlıyı OTOMATİK PORTAKAL’a dönüştürenlere yaşam hakkı tanımamalıyız.” diyen Yazar “ günah işlediğini biliyoruz.  Ne var ki cezan bu günahla kıyaslanamıyacak kadar büyük.  Seni bir makina biçimine sokmuşlar.  Seçme hakkını elinden almışlar.  Toplumun kabullendiği davranış biçimlerine uymak zorundasın.  Sadece iyilik yapmakla görevli küçücük  bir makinasın.  Buna göre müzik cinsel ilişki, edebiyat ve  her türlü sanat dinlendirici zevk değil de acı çektirici birer etken oluyorlar.”  demektedir.  Ancak Alex bu kez de başka bir kesim tarafından başka bir amaçla kullanılmaktadır.  

Seçimlerde kazanmayı hedefleyen iktidar partisi bu kez  yeni bir yöntemle Alex’i Ludevico’nun pençesinden kurtarır .  Artık Alex kendi seçimlerinde özgürdür.  

Özgür irade ile seçilen kötülük, organize güçler tarafından kişiye dayatılan deterministik, iyilikten daha mı insancadır ?   Yazar Anthony Burgess’in cevabını aradığı soru budur.

6 Nisan 2005
(internetten çeviri)

 

 

 

 

Başa Dön