Ivan Goncarov - Dipnot Kitap Kulübü Oblomov sayfası
Oblomov

İvan Gonçarov

 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

11.11.2015


  Editörün Notu :Tembelliği bir sanat haline getiren Oblomov, Rus romanında “lüzumsuz adam” tiplemesinin ölümsüz örneklerinden biridir.  Orta yaşlı toprak sahibi Oblomov işinden ayrılmış, tüm arkadaşlarını etrafından uzaklaştırmış, borca batmış ve tüm dünyevi işlerini yatağından görmeye başlamıştır. Her bir köşesi dökülmekte olan dairesinde kendisi kadar tembel uşağıyla birlikte kayıtsızlık içinde yaşayan bu miskin asilzade, değişime ayak direyerek işlevsizleşmiş bir sınıfın timsalidir. Rus toplumuna özgü bu tipleme Gonçarov’un kaleminden çıktığı günden beri toplumun içine karışmış, “Oblomovluk” sözcüğünü günlük dile kazandırmıştır. Oblomov, 19. yüzyıl sonunda bu açmaza giren toprak sahiplerinin güldürüsü olmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut sosyal düzenin acayipliklerini ve adaletsizliğini de ciddiyetle –ama tatlı bir dille eleştiriyor.  “Oblomov’u dehşet içerisinde, tekrar ve tekrar okuyorum.” LEV TOLSTOY

  Oblomov'a İlişkin Değerlendirme Oblomov
Ö. Aydın Süer 26 Kasım 2012

http://www.insanokur.org

Gonçarov, Oblomov romanını büyük aralıklarla, çok uzun bir sürede tamamlayabilmiştir. 1846?da yazmaya başlamış, 1858?i İ859?a bağlayan kış döneminde bitirebilmiştir. 1859 yılında ?Oteçestvenniye Zapiski? (Anayurt Notları) dergisinin ilk dört sayısında yayımlanan yapıtın ilk iki bölümü çok olumlu karşılanmamakla birlikte, daha sonraları okuyucunun ilgisini çekmeye başlamıştır. Lev Tolstoy, 1859 Nisan’ında Drujinin?e şöyle yazmaktadır: ?Oblomov, uzun süredir karşılaşmadığımız bir başyapıt. Gonçarov?a yapıtından coşku duyduğumu iletiniz. Oblomov günümüz yazınında rastlantısal bir başarı değil, doğru dürüst, devasa ve kalıcı bir yapıttır.(1)

Toplumun Oblomov?a gösterdiği ilgi ise birçok açıdan altmışlı yıllardaki siyasal durum ile doğrudan bağlantılıdır. Bu dönemde Rusya?da gerek siyasette, gerekse toplumda bir uyanış yaşanıyor ve herkes Rusya?nın büyük bir atılım içinde bulunduğunu hissediyordu. Bu dönemde, kölelik hukukunun kaldırılması tartışmaları kızışmış, büyük sermaye gerektiren projeler, yeni bankalar ve demiryolları, tahvil kuruluşları ortaya çıkmaya ve tartışılmaya başlamıştı.

Oblomov, tipik bir monografik roman örneğidir ve çocukluk döneminin izlenimleri yazara geniş bir kaynak oluşturur. Gonçarov çocukluk yıllarını anımsayarak şunları yazar: ?Çok uyanık ve duyarlı bir çocuktum ve bende daha o zamanlar, tüm bu insanları, kaygısız yaşamı, işşizliği ve yan gelip yatmayı görür görmezi ?oblomovluk? olgusuna ilişkin belirsiz düşünceler doğmuştu.

Romanda Oblomov?un yaşamı, doğumundan ölümüne kadar ;büyük bir açıklıkla ortaya konur. Tüm diğer kişiler, ne denil önemli olurlarsa olsunlar, öncelikle Oblomov?un kişiliğinin yansıtılmasında aracıdırlar; Örneğin Zahar, Oblomov?un ?bey? kişiliginin, Olga ?duygu dünyasının?, Ştolts ?dostluk anlayışının? ortaya konmasına yardımcı olurlar. Romanın başında, Ştolts?la karşılaşıncaya kadar olan bölümde, Oblomov?un günlük yaşamı ortaya konur. Bu, son derece durağan, uyuşuk, sorumluluklardan uzak bir yaşamdır. Oblomov çok az okur, olabildiğince az kişiyle görüşür, sık sık uşağı Zahar?la tartışır ve eski sabahlığıyla sürekli uyuklar.

Bunu izleyen ?Oblomov?un rüyası? adlı bölümde, Oblomov?un çocukluğunu geçirdiği Oblomovka?daki yaşamı ele alınır. Başlangıçta şiirsel görünen bu tablonun anlamı giderek değişmekte, ciddi ve acılı bir durum almaktadır. Oblomov?un ailesi hiçbir iş yapmadan tekdüze bir yaşam sürmektedir ve tek istedikleri, bir sonraki günün bir önceki gün kadar durağan ve sorunsuz olmasıdır. Eğitimi bile ancak soylular için gerekli olduğu gerekçesiyle desteklemişlerdir.

Oblomov da ailesinin yaşam anlayışı gereği, çocukluğunda hiçbir şey yapmamıştır. Onu Zahar giydirmiş, saçını taramış, uşaklar çevresinde dört dönmüştür. Ne kadar istese de hiçbir şey yapamaz. Sonra böylesinin daha kolay olduğunu anlar ve o da bağırmayı ve emretmeyi öğrenir. Hiçbir şey yapmayan ve her konuda başkalarına güvenen Oblomov, sonuçta tembel, uyuşuk ve iradesiz bir insan olmuştur. Gonçarov bu tabloyu gözler önüne sererek, kölelik hukukunun akıllı, sevecen ve dürüst bir kişiyi ?pestile? çevirerek adım adım ölüme götürüşünü vurgular. Dobrolübov şöyle yazar: ?…O ahlaksal bir köle konumuna girdi. Bu kölelik Oblomov?un bey yaşamıyla öylesine iç içeydi ve öylesine birbiriyle koşullanmıştı ki, bunlar arasına kesin bir sınır koymak olanaksızdı…, O, kendisi üzerinde hakimiyet kurmak isteyen her kadının, her rastladığı kişinin, her dolandırıcının kölesiydi…?

Üniversiteyi bitirdikten sonra bir devlet dairesinde çalışmaya başlayan Oblomov, bir süre sonra bu işten de sıkılır ve istifa etmek zorunda kalır. Artık Petersburg?da 350 kölenin geliriyle uyuşuk bir yaşam sürmekten başka yapabileceği bir şey yoktur. Ancak tüm bunlar Oblomov?u tam anlamıyla olumsuz bir kahraman olarak kabul etmemize yetmemektedir, iyi yürekli, sevecen, dürüst Oblomov, gerçekte topluma katkıda bulunmak için projeler yapmakta, ancak iradesiz ve tembel kişiliği bunları gerçekleştirmesini engellemektedir. Ayrıca Oblomov?da kendi yaşamını ve çevresini eleştirel gözle inceleyebilme yeteneği de vardır. Çevresinin ve kendisinin içinde bulunduğu durum ona acı vermektedir.

Yaşamını Ştolts?a şöyle özetler: ?Yaşamımda hiç fırtınalar ve şoklar olmadı. Hiçbir şey yitirmedim. Vicdanımı rahatsız eden hiçbir şey olmadı. Neden her şeyin böylesine harcanıp gittiğini Tanrı bilir… Sorun, yaşamımda yıkıcı ya da yapıcı bir ateşin hiç yanmamış olması.?

Sonuç olarak Oblomov, hem içinde bulunduğu çevrenin ürünü hem de kurbanıdır. Roman, aynı zamanda, taşralı bir beyin büyük kentteki yenilgisini, başka bir deyişle eski kültürün yeni büyük kent kültürü karşısındaki bozgununu ortaya koyması açısından önemlidir.

Dobrolübov, ?Oblomov?un tembelliği ve uyuşukluğu, aldığı eğitimin ve yaşadığı çevrenin bir sonucudur. Burada önemli olan Oblomov değil, ?Oblomovluk?tur?, demekte, Oblomov?un Rudin ve Peçorin gibi, Beltov gibi amaçsız ve güçlerini nereye yönelteceğini bilemeyen kahramanlarla benzerliklerini vurgulamaktadır(3). Pisarev ise Oblomov?un Beltov, Rudin ve Beşmetov gibi Nikolay rejiminin “gereksiz kişileri? arasında sayılmasına karşı çıkmıştır. Şöyle der: ?Bu kişiler ezik, yaşamın bozduğu kişilerdir. Oblomov ise normal bir beden yapısına sahip değildir. Birincisinde yaşam koşulları, İkincisinde ise kişinin bedensel oluşumu suçludur.?(4)

Oblomov?un bu uyuşuk yaşamı, Rus edebiyatının en ilginç kadın kahramanlarından Olga ile karşılaşmasıyla az da olsa değişime uğrar. Yaşadığı yoğun duyguların etkisi ve Olga?nın baskısıyla son bir çaba göstererek yaşamının akışını değiştirmeye çalışır. Ancak evlilik kurumunun getireceği sorumluluklara, değişik ve hareketli bir yaşama karşı duyduğu korku, bir süre sonra eski yaşamına dönmesine neden olur.

Aşkıyla Oblomov?u bir süre için de olsa yaşama döndürmeyi başaran Olga, içten ve derin duygulara sahip olmakla birlikte, henüz olgun bir kişiliğe ve deneyime sahip değildir. Pisarev, Olga için şunları yazar: ?Doğallık ve bilinçli oluş -işte onu sıradan kadınlardan ayıran özellik; bu iki özellikten sözlerde ve davranışlardaki gerçekçilik ortaya çıkmaktadır(5). Coşkulu ve parlak bir zekası vardır ve arayışlar içindedir, insanlarla ilişkilerinde içten, yalın ve azimlidir. Buna karşın, diğer kadınların sürdürdüğü sıradan yaşamı sürmekte, hiçbir yararlı etkinlikte bulunmamaktadır. Zaten bu toplumda yapabileceği başkaca bir şey de yoktur.?

Ayrıca, Olga?nın sevgisinde bir bencillik, kafasına koyduğunu mutlaka gerçekleştirerek bundan dolayı gurur duyma isteği de fark edilmektedir. Yaptığı girişimin başarısızlıkla sonuçlanması onu manen yıkar, yenilgisini ve yanılgısını kabullenmek zorunda bırakır. Romanın sonunda Ştolts?la evlenerek mutluluğu bulur. Bazı eleştirmenler Olga?nın Ştolts?u Oblomov?u anladığı gibi anlayamayacağını, sürekli gelişim ve devinim içinde olan Olga?nın onu da terk etmesinin kaçınılmaz olduğunu öne sürerler.

Olga?nın Oblomov ve Ştolts?a karşıt bir tip olduğu, uzun süre kabul gören bir görüştür. Ancak son dönemde, özellikle Sovyet eleştirisinde Olga üzerine kuşkulu düşünceler üretilmiştir. Örneğin V. î. Kuleşov, Gonçarov?un kadın tiplemelerindeki ustalığına karşın Olga?da şematizme ve akılcılığa kaçtığını ve bunun sonucunda da Olga?nın romanda Ştoltz?un fonksiyonunu yinelediğini öne sürmektedir(6).

Romanın en ilginç kişilerinden birisi de kuşkusuz Ştolts? tur. Oblomov, Ştolts?u Rus toplumunu ileriye götürebilecek bir kişi olarak sunmuştur. Oblomov gibi köyde, aynı koşullar altında büyüyen ve Oblomov?la birlikte üniversitede okuyan Ştolts, Alman asıllı babanın ve Rus annenin özelliklerini üzerinde toplamıştır. Koşullara boyun eğmemekte, aksine, onları iradesi altına almaya çabalamaktadır. Babasının etkisiyle çalışkan, sorumluluk sahibi bir iş adamı olan Ştolts, aynı zamanda son derece iyi bir dost ve dürüst bir insandır. Son ana kadar Oblomov?u kurtarmak için elinden geleni yapar ve onun ölümünden sonra da çocuklarının bakımını üstlenir. M. V. Teplinskiy, Oblomov?un ?yüreği?, Ştolts?un ise ?sağduyu?yu temsil ettiğini öne sürer(7) . Gonçarov daha sonraları bu tipin zayıf ve silik olduğunu kabul eder. Stolts?a karşı düşmanca bir tutum sergileyen Dobrolübov da Ştolts?u, kendi durumundan memnun, bireysel mutluluğuyla yetinen bir kişi olmakla suçlarken, kuşkusuz devrimci-demokrat çizgiden hareket etmektedir.

Bu mutluluk, daha sonraki dönemde yazılan Çernişevskiy?nin Nasıl Yapmalı? romanındaki mutluluk anlayışına ters düşmektedir. Çernışevskiy de bunu onaylayarak, Rusya?nın geleceğinin Ştolts gibilerde değil, bu romandaki Vera, Lopuhov ve Arkadiy gibi gençlerin elinde olduğunu göstermek istemiştir.

Oblomov?un Olga?dan koptuktan sonra karşılaştığı ve evlendiği Pşenitsına sade, sıradan bir taşralı kadın özelliklerine sahiptir ve yazarın annesinin biyografik özelliklerini taşıdığı öne sürülmektedir ve yazar tarafından yakınlık duyularak çizilmiştir. Oblomov, Olga?da ideal bir sevgiliyi, Pşenitsına?da ise ?beyce? bir sevginin ideal karşılığını bulmuştur. Olga akıllı, güzel ve sürekli kendisini yenileyen Rus kadınını temsil ederken, Pşenitsına saf, sı¬radan ve beyine bağlı taşralı bir kadını temsil etmektedir.

Gonçarov, romanda önemli bir karakter oluşturan Oblomov?un uşağı Zahar?ı yaratırken, serfçi geleneklerin halk kitlesine yaptığı olumsuz etkiyi göstermek istemiştir. Efendisinin ?Eh, kardeşim, sen benden de Oblomovsun,? dediği Zahar, efendisine körü körüne bağlıdır. Onunla sık sık tartışmasına karşın, başkalarına karşı onu savunur. Ancak bazı durumlarda onun da efendisini yönlendirdiği görülmektedir. Gonçarov onun için de Oblomov gibi, dramatik bir son hazırlamaktan kaçınmamıştır; Oblomov?un ölümünden sonra Zahar dilenmeye başlar.

Romana yöneltilen eleştiriler onun başarısını destekler niteliktedir. ?Sovremennik? (Çağdaş) dergisinin beşinci sayısında Dobrolübov, ?Oblomovluk Nedir?? adlı ünlü yazısında, Oblomovluğu toplumsal bir olgu olarak değerlendiriyor, ancak romanın anafikri konusunda farklı görüşler ortaya koyuyordu. Dobrolübov, Oblomovluğun, toprak beylerinin ?üç yüz Zahar?ın emeğinden yararlanmasını yasallaştıran toplumsal düzenin bir ürünü olduğunu vurgulamaktadır. Yazara göre bu, aynı zamanda, üç yüz Zahar?ın vahşi yaşamlarının, Oblomov?un bağlı olduğu sistemin çöküşünün ve toprak beylerinin siyasal tutuculuğunun da anahtarıdır.

Dobrolübov?un yazısı Gonçarov tarafından çok olumlu karşılandı. Annenkov?a şöyle yazıyordu: ?Bana kalırsa, bu yazıda Oblomovluğun ne olduğuna ilişkin her şey var. Bundan sonra söylenecek bir şey kalmıyor(8).

A. V. Drujinin ise tam tersi bir konumda bulunuyor ve şöyle yanıt veriyordu: ?Oblomovluk çok geniş bir gelişim aşamasında dayanılmaz bir şey, ancak bunun özgür ve ılımlı biçimde ortaya çıkmasına karşı düşmanca bir tavır almak da gereksiz. Oblomovları doğuran topluma ateş püskürmek, kanımızca, Ruyzdal?in tablosundaki karlı dorukların azlığına kızmakla aynı şey. ?(9)

Çağdaş eleştirmen V. I. Teplinskiy, Oblomov romanında çağdaşları ve gelecek kuşaklar için bir ders ve uyarı mevcut olduğunu öne sürerken gerçekçi davranmaktadır. Roman yalnızca kölelik sisteminin bir eleştirisi olarak görülmemelidir. Kahramanın dramatik yazgısı, yararsız ve verimsizce harcanmış bir yaşama, ?niçin yaşamalı?? sorusuna aradığı yanıtlar, romanın özünü oluşturan, her dönem ve toplum için geçerli olan bir sorunsalı ortaya koyması açısından son derece önemlidir ve romanın değerini hâlâ korumasının gerçek nedenidir.


ROMAN KARAKTER(LER)İ ÜZERİNDEN, TOPLUMSALIN ELEŞTİRİSİNDE –KARAKTERİ- KURUCU İMGE OLARAK KORKU, YALNIZLIK VE YABANCILAŞMA

Erkan Karabay

http://erkankarabay.blogspot.com.tr/


Bu çalışma, edebiyat dünyası tarafından bir başyapıt olarak kabul edilen Gonçarov’un “Oblomov” romanı ile; kısa sayılabilecek bir ömre sığdırdığı pek çok yapıtla, modern Türk edebiyatına önemli bir katkıda bulunduğundan kuşku duyulmayan Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” adlı hikayesini incelemeyi ve karşılaştırmalı bir metotla irdelemeyi amaçlamaktadır.

İki yapıt, kaleme alındığı tarihsel dönemler ve dolayısıyla edebiyat epistemolojisi açısından farklı olmakla birlikte, aşağıda da belirtileceği gibi birçok açıdan benzerlik de gösterir. Özellikle her iki anlatıda gördüğümüz karakterler arasındaki yakınlık dikkati çeker. Bu karakterler, içinde yaşadıkları toplumsalın uzağında/dışında, korku ve yalnızlık sarmalında yaşayan öznelerdir. En bilinen adıyla, Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ıdır bunlar. Bu metinlerde bazen dolaylı veya dolaysız bir şekilde, -“tutunamayan özneler” üzerinden- toplum eleştirisi de içkindir. Eleştiri ise gücünü ve şiddetini hikaye karakterlerinden almaktadır. Bunları söylerken, bu çalışmanın her iki metin (ve dolayısıyla yazarlar) arasındaki farklılıkları da gözden kaçırmadığını belirtmek gerekir. Ayrıca ele alınan metinleri incelemek konusunda elbette mütevazı bir iddia düzeyini aşamayacaktır. Böylesi bir iddia, daha derinlemesine bir çalışmayı, zamanı ve muhtevayı zorunlu kılmaktadır. Dram karşısında gülümseyiş ya da Oblomov-luk
“Bu kitapta önemli olan Oblomov değil, Oblomovluk’tur.”[1]

İvan Gonçarov (1812-1891), Rus ve dünya edebiyatının önemli yapıtlarından biri olan Oblomov’u 1857’de kaleme almıştır. Geçen yüz elli yılda, Oblomov edebiyat dünyasındaki önemini hala korumakta ve günümüz okurunun ilgisini çekmeyi sürdürmektedir. Bu kitap edebiyat dünyasındaki öneminin yanında, “Oblomovluk” gibi bir kavramla gündelik hayatta da kendine geniş bir kullanım alanı bulmuş ve gündelik söylemlerin içerisine kadar sızabilmiştir.

“…zekası parlak, duyarlılığı ince fakat karamsar, bir işe yaramaz, topluma karşı olumsuz adam. Bazen iyi niyetli ve ümitli olsa dahi eyleme geçemeyen, sonunda hep yenilgiye uğrayan adam...Gonçarov’un Oblomov’unda aynı adı taşıyan kahraman, bu tipin öyle iyi bir örneğidir ki, bu çeşit kahramanların tutumuna ‘Oblomovizm’ denmişti”[2]

Oblomov, 19. yüzyıl Rusya’sının başarılı bir temsili olarak ele alınabilir. Yüzyılın başında gerçekleşen toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel vb. değişim ve yeniliklere ayak uyduramayan; tüm naifliğiyle “eski”yi yaşayan Rusya ve onun Oblomov’da “yaşayan” formları olarak karakterler durmaktadır. “Eski”nin yıkıntıları üzerinde şekillenmeye başlayan Rusya’nın, romanda Ştlotz ve Olga karakterleri üzerinden betimlendiği söylenebilir. Anlatılan bu “yeni” Rusya; hareketi, ilerlemeyi ve rasyonel aklı imlemektedir. Bunun karşısında Oblomov ve uşağı Zahar ise bu değişim-dönüşümde “eski”nin temsiliyetleri biçiminde anlatılmaktadır. Ruhundaki derinliğe, asalete, sahip olduğu dürüstlüğe, iyi niyet ve özverili karakterine rağmen, hikaye Oblomov’un “dramatik kaybediş”inin ve “tutunamayış”ının anlatısıdır.

İlya İlyiç Oblomov, aristokrat bir toprak sahibinin oğludur. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Oblomovka’da, ailesinin sahip olduğu geniş bir mülkte geçirmiştir. Romanın başlangıç noktasında Oblomov, anne ve babasını kaybetmiş ve otuzlu yaşların başında iken, tek başına Oblomovka’daki mülklerin ve buradaki mujiklerin (Rus köylüsü) sahibi konumundadır. Ancak Oblomov büyük şehirde yaşamayı tercih etmiş ve çiftliğinin başına bir kâhya bırakarak, devlet dairesinde memurluk yapmaya başlamıştır. Fakat şehirdeki yaşam tarzına, çalışma koşullarına ve etrafta her an dönmekte olan türlü dolaplara ayak uyduramayan Oblomov, istifa ederek evinde aylak bir yaşantı sürdürmeyi tercih edecektir.

“Her şey; durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de aç gözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler. Konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor.”[3]

Oblomov’un tüm bunlara hiç tahammülü yoktur. Böyle bir düzende yaşamak istemez. Onun için de insanlardan kaçar. Oblomov bundan sonra evine kapanacak ve gittikçe artan bir uyuşukluğun, tembelliğin, topluluktan kaçışın ve korkuların esiri durumuna düşecektir. Buradaki önemli nokta ise, tüm bunları kendi isteği ve rızası sonucunda yapmaktadır. Bir zorlama değil, tercihtir söz konusu olan. Öyle ki, yapması gereken kimi işler hatırlatıldığı veya bir herhangi bir etkinliğe çağırıldığı zaman “Ah, yarabbi, hayat bir türlü yakamı bırakmıyor, nereye gitsem peşimde!”[4] diye serzenişlerde bulunur. Kimi zamanlar evine, kendisini ziyaret etmek için gelen birkaç kişi haricinde, dışarıdaki hayatla tüm bağlarını koparmayı ve gün boyunca yatağında inzivaya çekilmeyi tercih etmektedir Oblomov. Gençlik dönemlerinde farklı bir Oblomov vardır oysaki. En yakın arkadaşı Ştoltz ile birlikte gelecekte yapacakları işlerin, gezecekleri ülkelerin, hareket dolu yaşamlarının planlarını yapmışlardır heyecanla. Ama Oblomov tüm bunları bir kenara bırakıp, Gorohovaya Caddesi’ndeki bakımsız, kirden-tozdan geçilmeyen “in”ine sığınmıştır. Korkularına yenilmiş ve kaçmıştır her şeyden. Kendi deyimiyle “alışamamış”tır bu yaşama.

“…Alışmadığı şey, hareket etmek, hayata karışmak, adam görmek, öteye beriye koşmaktı. Fazla kalabalıkta boğulur gibi oluyordu; bir kayığa binse, bir daha karaya ayak basamayacağı kuruntusuna kapılıyordu; arabaya binse, atlar gemi azıya alıp kaçacaklar sanıyordu... İşte Oblomov’un dışarı hayatı da böylece sona erdi.”[5]

Oblomov, saflık derecesinde iyi niyetli ve dürüst bir karakterdir. Etrafında bulunan pek çok insanın sinsiliklerini, ikiyüzlülüklerini, çevirdikleri hileleri görüyor olmasına rağmen, onlara karşı tavır almaz ve ilişkisini kesmez. Çevresindekiler de onun bu saflığından olabildiğince istifade etmektedirler. Bir tembellik ve miskinlik abidesi olan uşağı Zahar, Oblomov’dan para çalıp bununla içki içmekte; Oblomovka’daki kâhya çeşitli yalanlar uydurarak göndermesi gereken paranın çoğunu çalmakta; kimi çevresindekiler de kendi ihtiyaçlarını karşılamak, ondan para koparmak için Oblomov’u kullanmaktadır. O ise tüm bunları ve etrafında yaşanan her şeyi kayıtsızca seyretmektedir yalnızca.

“…Başka bir gün insanların ahlaksızlıklarına, sahteliklerine, iftiralarına, dünyayı saran kötülüğe karşı bir isyan duyar, insanlara çürük yanlarını göstermek dileğiyle yanardı… Birazcık daha gayret etse, istekler hareket haline geçebilirdi ve işte o zaman insanlık görürdü İlya İlyiç’in neler yapacağını!”[6]

Oblomov’daki bu istekler harekete geçmemekte, sadece anlık düşüncelerden ibaret kalmaktadır. Romanın ikinci önemli karakteri olan Ştoltz, Oblomov’un çocukluk arkadaşıdır ve “yeni” olanı temsil eder. Eğitimini bitirdikten sonra ticarete atılmış ve başarılı olmuştur. Avrupa ülkelerini dolaşmış, oralardaki gelişmelere tanıklık etmiş ve bunları kendi yaşamında da gerçekleştirmeye başlamıştır. Ştoltz, eski dostu Oblomov’u içinde bulunduğu tembellik ve rehavetten kurtarmak için çabalar. Onu dışarı çıkmaya, davetlere-salonlara katılmaya, Oblomovka’yla ilgilenmeye zorlar. Kendisinin sık sık gittiği bir aristokrat davetine Oblomov’u da beraberinde götürmeyi başarır ve burada Olga adındaki yirmili yaşların başındaki bir genç kızla tanışmalarını sağlar. Aristokrat kökenli olan Olga, gençliğinin tüm dinamizmini taşıyan, zekası ve yetenekleriyle çevresini etkileyen bir karakterdir. Ve Oblomov tüm içtenliğiyle, saflığıyla Olga’ya aşık olur. Bir süre sonra duygularına karşılık da bulur. Ancak Olga, Oblomov’la tembellik ve içe dönük yaşantısını değiştirmesi koşuluyla beraber olacaktır. Bunun için Oblomov’u etkilemeye, harekete geçirmeye çalışır. Bu sırada Ştoltz, uzun sürecek bir iş seyahatinde olduğundan yaşananlardan habersizdir. Oblomov, önceleri aşkın heyecanı ve mutluluğu içinde böyle bir çabaya girişse de, bir zaman sonra eski kısır döngüsüne geri döner. Trajik bir şekilde ilişkileri son bulur. Oblomov tamamen eski yaşantısına dönerken, Olga da onda bulamadığı mutluluğu Ştoltz’da bularak, evlenir. Olga’nın evlenmek için Ştoltz’u tercihi edişi, bir yerde Gonçarov’un “eski” ile gelişen “yeni” Rusya arasındaki tercihini de işaret eder. Bir taraf kaybedecek, diğeri ise kazanacaktır. Dramatik bir biçimde, Oblomov eskiden sürdürdüğü yaşantıya döner. Hayatının bundan sonraki kısmı yoksulluk içinde, hastalıklardan muzdarip, yapayalnız ve umutsuz geçecektir. Oblomov’u en iyi tanımlayan sözleri de, onu en çok seven iki karakterin –Ştoltz ve Olga- konuşmasında bulacaktır okur:

“…Onda [Oblomov] sevdiğin şey zekadan daha değerli bir şeydi; onun dürüstlüğünü, vefalı yüreğini sevdin. Saf altın gibi taşıdığı bu değer onun doğuşunda vardı, hayat o yanını hiç değiştirmedi. Birçok zorluklarla karşılaştı, donuklaştı, uyuştu, neşesi, zevki bozuldu, yaşama gücünü yitirdi. Ama yüreği hiçbir sahteliğe düşmedi, lekesiz kaldı.”[7]

 


Oblomov http://www.sosyal-fobi.net

"... oblomovluk, bir asosyallik değil, antisosyallik, tembellik değil şuurlu atalet, agorafobi değil, bir varoluş trajedisidir. insanlara, topluma ve dünyaya duyulan bir nefretin değil, tanrıya ve kadere sitemin ifadesidir. oblomov, temiz yürekli, iyi niyetli, dürüst ve zeki bir kişiliktir. duygusal ve saftır. inançlı ve ahlaklıdır. herşeyi yarına bırakmak, ertelemek, eyleme geçmemek son tahlilde “sorumsuzluğun” ürünü değil, tersine sorumluluk duygusuyla irkilmenin yarattığı donukluğun sonucudur. oblomov, uyuşukluk değil, belki fazla uyanıklığın; hayata yukardan bakmanın, bütün sonuçları görerek “son”ları karşılamak istememenin yıkılmışlığıdır. yanlızlık, “sigara külü kadar yanlızlık”tır, oblomov. içe dönmek, kendinden ibaret bir dünya kurarak yaşama havlu atmaktır. “gölge etmeyin başka ihsan istemem demektir”. ölümü, “yaşayan ölü” haline dönüşerek yenmek, hayat kıvılcımlarını yok ederek ölümün işlevini elinden almaktır"

.Ahmet Özcan

*****

Bir yazar neyi ve nasıl anlatirsa anlatsin, nihayetinde kendi coğrafî ve edebi topografyasinin belirlenimi altindadir (Borges). Oblomov, Ahmet Özcan'in da üzerinde durduğu gibi uyuşukluguyla, tembelligiyle, aşkinin yüceligiyle, erdemiyle, istekleriyle doğu insanının bir imgesini oluşturur iken, en yakın arkadasi Alman "Stolz" batı insaninin bir simgedir. Dogu-Bati karşlığında ortaya  cikan sonuc, okura birakılmış gibi dursa da Olga'ya duydugu aşkın yüceligi, kendi eylemlerinin bilincinde olması ve uyuşukluğunun altına serpiştirdiği modern insan eleştirisi ile yazarın Oblomovluk nezdinde batı insanına bir eleştiri getirdigi de gözden kaçmıyor.

Hasıl olan, en azından her insanın üzerinde birleştiği "aşk" olgusundan Oblomov'a bir bakiş çok daha anlaşılır olacaktır.

Yataktan kalkamayan Oblomov, uyuşuk, tembel Oblomov, kendisinin tam karşıtı durumunda olan arkadaşı Alman Stolz'un yardımına maruz kalır. Stolz, bu iyi yürekli, temiz, saf arkadaşını yataktan kaldırmak, silkelemek, kendine getirmek icin Olga adindaki kız ile tanıştırır.

Genc kızımız, Oblomov'un aksine hareketli, enerjik, tuttuğunu koparan güzel bir kadındır ve Oblomov'u etkileyerek onu yatağından kaldirip her pazar teyzesinin evine getirmekle kalmaz, kitap okumak, gezilere cıkmak ve türlü sosyal aktiviteler gibi mesguliyetleri kazandırır. bu görüsmelerden doğan aşk, Oblomov'un tüm bedenini sarar. kendisinin sevilecek bir yanı olmadığına kanaat getiren Oblomov, yine de umutsuz degildir, uğruna "yataktan kalktığı" her şeyiyle sürüklendiği bu aşk karşılıksız da degildir. ne var ki kendisinin de farkindadir. insanlanma sürecini dahi baslatmaktan aciz olduğunu görür. en önemlisi ise, sevdiği bu insan ile evlenirse, mutluluktan çok aci ve istirap dolu günler yasatacaginin farkindadir.

Oblomovluk denilen olgu da budur. Son'u baştan görüp hiç başlamamaktır. bu nedenle çok sevdigi Olga'dan ayrilmak zorunda kalir. Ayriligi sonrasi Olga'nin çekeceği acının, tüm yaşami boyunca vereceği eziyetten çok daha iyidir gibi bir yaklaşım modern insanin aşk anlayşında yoktur belki.

Oblomov, bu noktada insan olmanın kaçınılmaz sorumluluğunu üzerine alır. Kant, özgürlügü insanın bilinçli olarak alacağı hazdan sorumluluklari dolayışla vazgeçmesi olarak yorumlamıştıi. özgürlüğün bir başka acıdan imgesi olan Oblomov, aynı zamanda yaşamsal seçimlerini, kendisinden önce belirlenmis, oluşumunda hiç bir katkısı olmadınıi göreceli ahlak yasalarından da arındırmıştır. 

O, yataktan kalktigi an/cok sevdiği Olga ile evlendiği zaman yaratacağı/oluşturacağı mutsuzluğun farkındadır. yani Oblomovluk, mutsuzluk bilincidir. Ahmet Özcan'in da belirttigi gibi "hayata yukardan bakmanın, bütün sonuçları görerek “son”ları karşılamak istememenin yıkılmışlığidir" Oblomovluk.

Oblomov'un yataktan kalkmamasınıi uyuşukluk, sevdigi halde sevgilisinden bilinçli olarak ayrılmasını ise sevginin getireceği yükümlülüklerden kaçmak olarak yorumlayabilecek olanlara Goncarov hikayenin sonunda onun bütün iyi niyetini algilamış Stolz ile bir bakima cevap veriyor.

Hulâsa; Oblomovluk, bilinçli bir seçimdir. gücün uzun süre boşa harcanacağının farkindalığı  ile hareket etmektir. Goncarov'un Oblomov'u, nazarımda "aşkın" bencil bir karakteri olmadigina ilişkin yan anlami ile okunasi bir kitaptir.

 

  OBLOMOV - İvan Aleksandroviç GONÇAROV
Prof. Benal İnceer

İvan Aleksandroviç Gonçarov Oblomov’un ilk bölümünü 1849 da yayınlamış ve kitap yayınlanmadan çok önce başlamış tartışmalar. On yıl beklenmiş eserin tamamı için.
Batıda 19yy. ortasında Sanayi Devrimi tamamlanmış ancak büyük işçi kitleleri kârdan pay almak yerine uzun iş saatleri ile yoksulluk sınırının altında çalışırken, Belçika’da görülen Patatez Hastalığı bu insanları büsbütün açlığa mahkûm etmiş. .

Almanya, İtalya, Fransa, Avusturya, Polonya, Romanya ve Macaristan’da 1848 de hak arama, eşitlik devrimleri olurken Osmanlı İmparatorluğu, Rusya, Birleşik Krallık ve Hollanda’da bu devrimler görülmemekte idi. Ancak Marks ve Engels Komünist Manifesto ’yu 1848 de yayınladılar. Kitap böyle bir ortamda yazılmış. .

Gonçarov bu romanında ne demek istemiştir? .

Birinci bölümde Oblomov divanda yatar, düş görür; ikinci bölümde Ştoltz ’un zoru ile İlyinski ’lere gider, Olga’ya aşık olur ve Olga onu öperek aşkına karşılık verir. Üçüncü bölümde Olga Oblomov konusunda yanıldığını anlar ve onu terk eder; dördüncü bölümde Olga, Oblomov’un arkadaşı Andrey İvaniç (Ştoltz) ile evlenir. Bu arada Oblomov’da kiraladığı evin sahibi Agafya Matveyevna ile evlenir, bir oğlu olur (Andrey-Andryuşa), felç geçirir bir yıl aralı ikinci felçten sonra ölür. Andryuşa, yetiştirilmesi için Ştoltz’a ve Olga’ya verilir. Bu kadar bir öykü, dört bölüm ve 595 sayfadır. Uzatılmış bir roman mıdır? Evet hem de fazlası ile uzundur hele de birinci bölüm… Peki ama neden? .

Gonçarov’un yazım tekniğinde neler dikkatimizi çeker?

 Roman kahramanı hemen hemen hiç hareket etmiyor ama biz yine de olağanüstü bir zenginlik buluyoruz romanda. Her şey süssüz, (Rus yazarlarda görülen tabiat tasvirleri ile kahramanın ruh durumu ilişkisi gibi süsler yok denecek kadar az) gayet nesnel anlatılıyor ama şiirselliği duyumsamamak elde değil. Bir ritmi, bir müziği var romanın. .

Yine de sanki bir sonuca varmamızı istemez yazar, bize fazla bir şey sunmaz. .“Onun yapıtında betimlediği yaşam, soyut felsefe yapmak için bir araç değil, doğrudan doğruya amaçtır.”.

Gonçarov BİZİ düşündürür, BİZE gördürür. O sadece süssüz ama şiirsel bir sesle canlı biçimde betimler yalnızca, hele didaktik, hiç değildir. .

Kanımca, günümüzde hala Gonçarov ’u okuyorsak bu, dünyaya bakışının “sakin” ve “tam” oluşundandır. Böyle bir tavır da doğal olarak, “sanatçının ele aldığı nesneye ya da konuya son derece soğukkanlı ve nesnel bakması, en küçük ayrıntının bile verilişinde son derece açık olması ve öykünün bütün bölümlerine aynı dikkati göstermesi sonucunu doğurur.” .

Zamanı da yavaşlatır… Bir asilzadenin zamanını yaşamaya başlarken, yavaşça kendimizi Oblomovka ’da yetişmiş Oblomov olarak buluveririz… .

Yazar; Oblomov denilen temiz yürekli orta ölçekli (350 marabası, 2 köyü, 7-10 bin ruble geliri olan) bir asilzadenin divanında İran işi sabahlığı ve yumuşak terlikleri ile yatıp durduğu, ne hırsızlığın, ne dostluğun ne de aşkın bu tembelde bir silkiniş sağlayabildiği gibi bir öykü ile, Rus yaşamını ve Rus insanını ayrıntıları ile betimleyebilmiş, yazın ve politika ortamına yeni bir kavram ekleyebilmiştir. Bu kavram OBLOMOVLUK tur. .

Romanın baş kişisi Oblomov’ un karakteristik özellikleri
 nelerdir?


Yaşama karşı ilgisizlik, atalet, vurdumduymazlık, çekingenliğe ürkekliğe varan bir yumuşak başlılık, sakinlik, pasif-agresif bir tutum, sırtını başkalarına dayama. .

Oblomov’un “yaşam normu hazırdı ve onlara büyükleri tarafından verilmişti, onlar da onu dedelerinden hazır almışlardı, dede de kendi dedesinden, onu tıpkı Hint Veda’larının ateşi gibi eksiksiz ve el değmemiş bir halde korumak üzere almıştı” .

“….Neden kaygılansınlar ve neden heyecanlansınlar, neyi bilsinler, hangi amaçların peşinden gitsinler? .

Hiçbir şeye gerek yok: Yaşam dingin bir nehir gibi yanlarından akıp gidiyordu, onlara tek kalan bu nehrin kıyısına oturmak ve hiç ses etmeden, teker teker her birinin önünden geçen o kaçınılmaz olayları izlemekti.” .

Oblomov ’un nesnel konumunu onun toprak sahibi bir efendi oluşu belirler. Ailesinde ise gözlük bir buçuk saat sonra getiriliyor, mektup ise açılmadan daha uygun bir zamana kadar kilit altına alınıyor (sf: 155) mektuba yanıt verme ise aylar sonrasına erteleniyordu (sf: 156.) .

“Oblomovların bu yetiştirme sistemi Ştoltz’un sistemi ile kesin bir karşıtlık içinde idi “ (sf161) .

“Zahar, tıpkı dadısı gibi….. Koşun, getirin” Sf:162 X Bölüme kadar. .

Onun için gerekli her şeyi yapmaya hazır insanlar vardır çevresinde. Böyle bir ortamda yetişmiş çocuk, çalışarak kendini zorlama yolunu seçmeyecektir onun yerine kollarını azametle kavuşturup oturacaktır. Böylesi bir çevrenin olumsuz etkileri açıktır. Dışa vuramadığı için çocuğun içine yönelen güçleri ister istemez ”canlılığını yitirir, solar, söner”. Çocuk kendi güçlerini ara sıra sınamaya kalksa da bu işi, hem beceriksizce (kartopu örneği) hem de ilerde bin bir kaprisle ve sayısız isteklerinin yerine getirilmesini bekleyerek yapacaktır. “Sürekli olarak anlamsız birtakım isteklerde bulunmaya alışan çocuk, kısa süre sonra isteklerinin yerine getirilebilir olup olmadığını anlama konusunda her türlü ölçütü yitirecek, amaç-araç bağlantısını algılayamaz olacak, böylece de kendi gücünü kullanmaktan kaçınacağı için, karşılaşacağı ilk engelin önünde açmaza düşecektir.” Uyuşuk ve kişiliksiz, özgünlüğü olan herhangi bir ciddi eyleme girişmekten nefret eder durumdadır. Köylülerin kafaları cin, peri hikâyeleri ile meşgul olup ruhları kendinden başka olana duyulan korku ile doludur. Çocuk ta bu etkilere açıktır. (Oblomovka’ da ölmekte olan kişiye bile yardım etmezler). Kafasının içi karışıktır. Büyüdüğünde bir işe girişme kararlılığı gösterdiği durumda bile nereden başlayacağını ve başarıya ulaşmak için neyi nasıl yapacağını bilemez. .

Normal gelişmede, hemen her zaman çocukluk yıllarından başlayarak, kendini sınama ortaya çıktığı için, kişiler kendilerinin ulaşabilecekleri şeyleri hayal eder, onlara özenir ve isterler. Genelde yapabileceklerini istedikleri için de yaşamın içinde bütün isteklerine yavaş da olsa kavuşurlar. .

“Ancak Oblomovluk ’ta istekler biçimseldir ve istek olarak kalır—“şöyle bir şey olsa, ne güzel olurdu” der, ama o şey nasıl öyle olacaktır, bilmez. Bu yüzden de hayal kurmayı sever ve hayallerinin gerçekliğe dokunacak gibi olması bile onu müthiş ürkütür. Hayallerinin gerçeklikle yüz yüze geldiği bu ürkütücü anda işi hemen bir başkasının üzerine yıkar, eğer böyle birini bulamazsa, “rastgele” deyip işi oluruna bırakır…”.

Oblomov’daki kişilik özellikleri hem genetiği, hem de yetiştirilmesinin sonucudur. .

EFENDİ X KÖLE KARŞITLIĞI

Zahar; hem başkalarına yüksekten bakıyor tüm uşaklar gibi, hem de emrinde çalışanlara (Anisya-sonradan eşi ) sert davranıyor. Efendisine yaltaklanıyor ama onu kötülüyor da. Zahar karakteri tam bir pasif-agresif karakter. .

İlya İlyiç yumuşak karakterli ama çizmesini giydirirken yanlış bir hareketinde Zahar’ın burnuna tekmeyi basıyor. Yetişkin olduktan sonra bunu özelliğini başkalarına karşı göstermemesinin nedeni, o kişilerden karşı koyma davranışı görebileceğini öngörmesidir. Eğer köleleri daha çok olsa idi bu agresif tutumu hak olarak o dönemin Rusya’sında geçerli olabilecekti. .

Oblomov kendisine pişirilip sunulan ekmeği yer, ekmeğini kazanmak için koşup, didinen “başkalarına” benzemez. O bir efendi dir. .

Ama bu efendinin her şeyi başkalarının istencine bağlı olduğu için bir köledir, ona hizmet edenlerin kölesi. Uşağı Zahar’ın kölesidir, sözünü geçiremez çoğu kez Zahar’a. Zahar bir şeyler yapabildiği için ona boyun eğmek zorunda kalır efendi. .

Her dolandırıcının kölesidir. Tarantyev ve İvan Matyeviç den akılca, paraca ve ahlâken daha üstün olan Oblomov yine de onların kölesidir ve dolandırıcılar ona her istediklerini yapabilirler. Çalışmak istemediği, elinden hiçbir iş gelmediği sürece Oblomov köle olarak kalmak durumundadır. (Sf 431-433.) .

Oblomov hayatın kendisi için olan anlamını anlayamıyor, hayattan kendisi için bir anlam çıkaramıyordu. Oblomovka’da kimse de niçin yaşıyoruz, hayatın anlamı nedir gibi soruları sormazdı. Mutluluk hayali sadece bir zenginlik hayali olup, temelsizdi. Sorular ve sorunlardan uzakta hayali ve gerçekdışı idi. Oblomov yüksek öğrenim görmüş olmasına karşın, elde ettiği bilginin ne işe yarayacağını onunla ne yapacağını anlayamamış, anlamayınca da kitapları bir köşeye atmış, tozlanan kitaplarını büyük bir kayıtsızlıkla izlemiştir. Dobrolyubov burada –başkasının aklını kendine mal etme olarak tanımlıyor okuma sevdasını ve “iyi bir kitaptan söz edildiğini duydu mu, onu edinmek, okumak ister, sorar soruşturur, arar, eğer çabucak bulup getirirlerse hemen okumaya girişir; kitabın konusu üzerine hafiften bir fikir edinmek üzeredir, bir adım daha atsa konuyu tümüyle kavrayacaktır, ama bir de bakarsınız ki divanına uzanıvermiş, gözleri duyumsamazca tavana dikili…Kitapsa okunup bitirilmemiş,anlaşılmamış, öylece yanıbaşında duruyor….

Bir şeyden soğumak, bir şeye gönül verip kapılmaktan daima daha hızlı gelişen bir durumdur onda… Yarım bıraktığı kitaba da bir daha hiç dönmez…”.

Onuncu dereceden memuriyet yapmış hizmetinin ne işe yaradığını anlamadığı için emekli etmiştir kendisini, yapmaya başladığı her işten hemen bıkkınlık duyuşu sanırım bu anlamlandıramamada gizlidir. .

“Karıncalar gibi çalışıp duran” kahredici bir telaş içinde koşuşturup duran insanlara karşı tam bir nefret duyarak yatağında yan gelip yatmıştır. .

“Bütün ömür boyunca neden acı çekmeli” diye sorar Oblomov Ştoltz’a ve “Emeğin kendisi için başka bir şey için değil. Emek; bütün yaşamın imgesi, içeriği, şiiri ve amacı, en azından bana göre. İşte sen yaşamdan emeği kovdun: neye benziyor? … (sf:213-214) .

Oblomov hiçbir şeyi kendisi isteyerek yapmaz. Olga ya da Ştoltz un seçtiklerini okur, gittiği yerlere Ştoltz onu götürür. Bu işlerden sağladığı yarar kendisine hemen verilse o saat yapmakta olduğu işleri bırakıvereceğinden kimsenin kuşkusu yoktur. .

Bir fikirden diğerine hemen geçebilmede gösterdiği esneklikte de yaşamındaki şeylerin kendisine yabancı ve yüzeysel oluşu gelir. İçine kök salmış olan tek şey; tam bir dinginlik, hareketsizlik, hayata karşı mistik denebilecek bir kayıtsızlıktır. .

KADINLAR-OBLOMOV

Kadınlarla ilişkisi de benzer biçimdedir. Kur yapmaktan hoşlanır kadınların kalbini kazanmak ister, kazanır da. Efendi yanı bu egemenlikten hoşnuttur. Ama iş ciddileşmeye başladığında bir manevra ile kaçmaya yeltenir. Olga kabul etmeyecek diye ürkek bir evlenme teklifi yapar ama Olga zaten bunu çoktan yapması gerektiğini ima ettiğinde kaçmaya çalışarak, acaba Olga onun metresi olacak kadar onu sevip sevemeyeceğini sorar. Tıpkı hayattan ne arayacağını bilmediği gibi, sevgiyi de bilmez. .

Olga Oblomov’un yüreğini harekete geçirmek için sevecenlikle, sevgiyle, inatla uzun süre uğraşır. Onun iyi olamayacak kadar güçsüz olduğuna inanmak istemez. Onda kendi umutlarını görür ve bunun için her şeyi yapar. Hiç kimseye haber vermeden tek başına kalkıp onun evine gider, ve bu davranışı ile Oblomov gibi şerefine leke süreceğinden filan korkmaz. .

Olga ondan evlilikten önce çiftliğinin işlerini yoluna koymasını istemiştir. İlya İlyiç, kendini aşağılayan bir mektup yazarak Olga’nın mutluluğu için kendi sevgisinden vazgeçtiğini söyler. (Aslında kendini aşağılaması –yoo hiç de değil –denmesi içindir) Olga ise bu mektubu “bencilce” bulur. Mektup yazmak yerine çekip gider beni görmezdiniz bu doğru değil der. –“Bir gün beni değil de bir başkasını sevdiğini anladığında mutsuz olacaksın Olga” düşüncesini de; “-bu da doğru değil, bu bir varsayım ve eğer başkasını sevecek olursam, severken niye mutsuz olayım ki?” diye çürütür. .

Olga Oblomov’u terk eder. (Sf:445) Ne olduğunu bilmediği şeylere kavuşmaya çalışan Olga aradığını Ştoltz da bulur. Olga ‘nın gelişimi sürer ve Ştoltz ile mutlu iken başkaldırmış sorunlara karşı mücadele sıkıntısı ve ruhu sanki Ştoltz’da değil Olga da bulunmaktadır. Yazar, Rus ruhunu Oblomovluktan kurtaracak “sesi” Olga’ya bahşetmiş gibidir. Agafya Matveyevna: (Sf:464, 2.-3.prg).Kadın karakterler mükemmel çizilmiş. .

ŞTOLTZ X OBLOMOV

Oblomov: Rus Aristokrasisi - Yarı Alman Ştoltz: Avrupa Burjuvazisi. Yetiştirilmeleri farklı, zaman algıları farklı, yaşama bakışları farklı…. Hurafeler, korkular, anlamlandıramama, kafa karışıklığı, kaynaklarını tüketme, iyi kalplilik, koruyucu kollayıcı ve engelleyici aile .

Stolz: Bilimin aydınlığı, sistem, girişimcilik, zenginlik yaratma, serbest bırakan, çocuğun kendini ispatlamasına olanak sağlayan aile .

Oblomovluk kavramını da, bir doğulu olan yazar, eserindeki batılıya söyletiyor. Kendisinin de batı edebiyatı ve dilleri ile çok küçük yaşta tanıştığını düşündüğümüzde, kendisi de .

Doğunun batıdan farkı Oblomovluktur.
Ahmet Özan’ın Açık Mektuplardaki anlatımı ile; Oblomovluk bir asosyallik değil, antisosyallik, tembellik değil, bilinçli atalet, agorafobi değil, bir varoluş trajedisidir. İnsanlara, topluma ve dünyaya duyulan bir nefretin değil, tanrıya ve kadere sitemin ifadesidir. .

Her şeyi yarına bırakmak, ertelemek, eyleme geçmemek “sorumsuzluğun” ürünü değil, tersine sorumluluk duygusu ile irkilmenin yarattığı donukluğun sonucudur. Oblomov, uyuşukluk değil, belki fazla uyanıklığın; hayata yukarıdan bakmanın, bütün sonuçları görerek “son”ları karşılamak istememenin yıkılmışlığıdır. Yalnızlık, “sigara külü kadar yalnızlıktır” Oblomov. İçe dönmek, kendinden ibaret bir dünya kurarak yaşama havlu atmaktır. ”Gölge etmeyin başka ihsan istemem “ demektir. Ölümü, “yaşayan ölü” haline dönüşerek yenmek, hayat kıvılcımlarını yok ederek ölümün işlevini elinden almaktır

FELSEFİ ANLAMDA OBLOMOVLUK.

Gilles Deluze ve Fellix Guatari’nin, Göçebe Düşünce kavramı.

Geleneksel felsefenin özünde olan “Doğruluk”, “Aşkınlık” ve “Tanrısallık’a” karşı çıkmayı, ortak kabul görülenlerle ters düşmeyi, genel geçer kabulleri çiğnemeyi göze alan bir düşünce olanağı sunar bize. .

“Düşünce düşünmeye zorlayan ve düşünceye şiddet uygulayan bir şey olmadan bir hiçtir”.Düşünceden daha da önemli olan “düşünmeye iten” şeydir. Filozoftan daha önemli olan şairdir. Bu açıdan Gonçarov ’un romanı tam da böyledir. .

Düşünmek, yorumlamak, açıklamak, geliştirmek ve itiraz etmektir. .

Yaratma, düşüncenin kendisinden kendisini doğurmasıdır. Dikte edilene razı olmamak, “deniz dibini” merak etmekten vazgeçmemektir. Tasarlayabilen bir canlı türü olarak kendi varlığını idrak etmektir. Düşünmek eylemdir! Karşı saldırıdır! Entelektüel şiddettir! Kopmak, akmak, imha etmek ve yeniden yapmak için tıpkı bir gerilla gibi davranmayı, yaşamayı seçmek ve bunu becermeyi denemektir. .

Oblomov hiyerarşiler, sınıflamalar ve katmanlar üreten yerleşik anlam kalıplarına ve eylem biçimlerine karşı koyar. Durmaksızın farklı biçemlere bürünerek içerisi ve dışarısı ayırımını bulanıklaştırır. .

Bir eylem biçimi olarak DURMAK; zamanın ve yaşamın da durmasını beraberinde getiriyor. Burada dikkat edilmesi gereken şey, duruşa anlam ve biçim verenin Temel oluşudur. Duruş, temele göre biçimlenir. .
“Hareket etmeyen bir göçebelik”. Çekip gitmeyi, eylemi basitçe reddettiği için göçebedir Oblomov. Duruş belirlenendir. .

Oblomov; dolandırıcı bürokratları, seri üretim mantığı ile kitap yazan yazarları, sürekli sergi, tiyatro ve operalara koşuşturan sanat tüketicilerini ve yaşadığı aşklar yüzünden başını kaşıyacak vakti kalmayanları uzandığı kanepeden seyreder. .

Yazımı hazırlarken büyük ölçüde Dobrolyubov’un ”Oblomovluk Nedir” makalesinden ve ayrıca Varlık Dergisi Ocak 2014 sayısında yayınlanmış Ahmet Soysal, Aydın Çam ve Umur Bedir'in yazılarından yararlandım.

Gonçarov’un 20 mayıs 1859 tarihinde yazdığı iki ayrı mektuptan öğrendiğimize göre ---“Dobrolyubov’un Sovremennik’te yayınlanan yazısının romanını derinlemesine kavrayışından, estetik çözümlemelerindeki incelikten, yaratıcılık sürecini şaşılacak derecede anlayışından ve Oblomovluğu olanca derinliği ile sergileyişinden” duyduğu memnuniyeti dile getirmektedir.

Rusça Aslından Çeviren: Sabri Gürses
Everest Yayınları


Oblomov, Oblomovluk ve Gonçarov’un Rüyası

Alper Gürkan
Şubat 13, 2012
 

 http://www.derindusunce.org/  

Oblomov bir köhneliğin romanıdır. Rusya’nın uçsuz bucaksız topraklarında hüküm süren bir anlamsızlığın romanıdır. Hangi işe yaradığını ne tarihin ne de kendisinin bilmediği bir soylunun romanıdır. Kendine oturacak yer bulamayınca çekip giden adamların romanıdır. Oblomov, oblomovluğun romanıdır…

Gonçarov XIX. yüzyılın ortasında bu eseri kaleme aldığında, Ekim Devrimi’nden bî-haber olan ve Stalin’in sanayileşmiş Rusya’sından uzak bir konumda feodalizmin tüm titreşimlerini içinde barındıran bir Rusya mevcûd idi. Tahta çıkar çıkmaz liberalleşme gayesiyle reformlar başlatan Çar II. Aleksandr’ın serfliği kaldırmak üzere hamle yaptığı, köylüye toprak dağıttığı ; moderniteye temâyülün, kapitalizme evrilmenin, yani Batılılaşmanın deli gömleğini giyinmenin eşiğinde bir Rusya…

Romanın başkişisi olan Oblomov, babasından miras kalan Oblomovka köyünün efendisi olan bir derebeyidir. Yükseköğrenim görmek için kente gitmiş ama eğitimi pek önemsememiştir. Bir soyluya yaraşır biçimde me’muriyete atılmış ama bürokratik saçmalıklar içinde bocalamaktan sıkılmış, bırakmıştır. Modern dünyaya adımını atar atmaz “yaşamın ne zaman gerçekleşeceği” sorusuyla boğuşmaya başlarken, aslında önündeki çağın geleceğini okur gibidir: Tek düzelik, standartlaşma ve birbirinin aynısı zamanlar, mekânlar, ortamlar, olaylar… Üstelik şehirdeki sığ hayatın varlığından da rahatsız olmuştur. Cem’iyyet hayatı ve kadınların tuhaflıkları onu tedirgin etmiştir. Çiftliğindeki işleri ele almak istemiş, sonra bu angaryayı başkalarına bırakmıştır, ona bir gelir gelmesiyle yetinmiştir. Nihayetinde bir eve, hatta evin bir köşesine, yatağına kendini hapsetmiş kalmıştır.

“Aslında çok önemli işler yapmaktadır, bunun için dinginliğe ve dinlenmeye ihtiyacı vardır. Eyleme geçmeden önce düşünmesi ve hayal kurması gerekir. Bu aşama en önemli aşamadır. Zaten neredeyse yaşamı boyunca bu aşamayı hiç geçememiştir. Aslında çok şey yapmak istemiştir ama başlama noktasına gelmek için gerekli eyleme geçme aşamasında sanki yüz yıllarca vakti varmış gibi sürekli erteleme yaşamıştır. O hiç gelmeyen uygun zamanı kollama ve hayal aşaması Oblomov’un yaşamını oluşturmuştur.” (Abacı,2011:57)

Gonçarov, epeyi etki uyandırmış olan bu eseriyle gerek derin kişilik analizleriyle yoğurduğu bölümler, gerek ilk yayımlanan parçası olan ve romana kaynaklık eden “Oblomov’un Rüyası”nda doruğa ulaşan tasvir gücüyle büyük bir edib olduğunu ispatlamıştır. Ayrıca bu kalın kitapla sosyolojik bir vakıayı da ele alıp san’atıyla işleyerek bunun da altından kalkmayı başarmıştır. Bu vakıa, oblomovluk hâli ve kavramıdır. Zamanın meşhûr münekkidi Dobrolyubov’un tespit ettiği şekliyle oblomovluk; “dünyada olup biten her şeye karşı duyumsamazlıktan kaynaklanan tam bir atalet, hareketsizlik, ilgisizliktir.” (1987:30-39)

Tolstoy’un Savaş ve Barış‘ta anlattığı Napoléon Seferi sonrası derinleşen Batıcılar-Slavcılar çatışmasında Rusya’ya ilişkin pek çok bilmecenin anahtarı olarak görülen bu kavram, münekkide göre Gonçarov’u kendisinden önceki yazarlardan ayırıp onlarla kıyaslanamayacak bir değere ulaştırıyor.

“(…) biz böylece Oblomov tipinde ve genel olarak bütün oblomovlukta (…) Rus hayatını, günümüz Rusya’sının eğilimini buluyoruz. (…) Burada önemli olan bu tipin, hiçbir ciddi Rus sanatçısının görmezden gelemeyeceği, bizim bağrımızdan kaynaklanan, bize özgü bir tip olduğudur.” (a.g.e.:29)

Dobrolyubov’un bu tesbiti, salt Rusya yâhût başka bir coğrafya veya toplumla sınırlı değildir kuşkusuz: Oblomovluk, bir karakteristik özellik olarak dünyanın pek çok yerinde ortaya çıkmış bir tabîattır. Nitekim belki de bu sebeple münekkid, romanda önemli olanın “Oblomov değil oblomovluk” (a.g.e.:43) olduğunu yazar.

Onu sadece Doğuya, Rusya’ya ait görmek hatasını tekrar etmeden şu söylenmelidir ki Gonçarov’un muhtemel derdi, toplumu için ele aldığı bir idealin karşıtını koyultup ön plana çıkarmaktı. Çünkü kurgunun sosyolojik okumalara imkân tanıyan yapısının yanı sıra yine aynı amaca hizmet eden mukayese vasfı ile yazar, farklı görüşleri çatıştırır ve romanın sürekliliği için hikâye boyunca bir gerilim var eder. Buna göre “eserde, Oblomov-Ştoltz, Agafya-Olga ikilemleriyle eserin bir anlamda alt metni oluşturulmuştur.” (Lidar,2011:51) Bu zıtlıkta bizim için esas olan husûs, kişiliklerden ziyâde kişilerin temsîl ettiği değerlerdir. Bu değerler sisteminde zıddiyyet, –iktisadî anlamlarıyla- geleneksellik-modernlik hilâfı üzerine kuruludur.

Okuyucu için Gonçarov’un ön plana çıkarmak ve bir reçete gibi sunmak istediği ideali kısaca Ştoltz’un tavır ve davranışlarından seçmek mümkündür. Ştoltz, Gonçarov’un rüyasıdır: Sürekli çalışmak, hareket etmek, etrâfı durmadan kolaçan etmek, köhneliği yıkıp yeniliğe sarılmak, üretmek, yenilenmek, güçlenmek ve kazanmak… “Her şeyi biliyorum, anlıyorum, ama ne gücüm var, ne iradem. Bana güç ve irade ver, beni nereye istersen götür…” der bu sebeple Oblomov Ştoltz’a biçarece. Onun tanıştırdığı Olga’nın dünyasını renklendirişinin, rûhuna hareket getirdiğinin farkına varır ama aşk da oblomovluğun kurbânı olmaktan kurtulamaz. Ayrılırlar…

* * *

“(…) İlya İlyiç kim?”
“Oblomov; sana ondan çok bahsetmiştim.”
“Evet, hatırladım; senin bir dostun, bir okul arkadaşın. Ne oldu?”
“Öldü, hayatı yok yere harcandı gitti.”
Ştoltz içini çekti biraz daldıktan sonra:
“Zekâca kimseden aşağı değildi,” dedi. “Tertemiz, billur gibi bir ruhu vardı. Asil heyecanları olan bir insandı. Ama hiçbir şey yapmadı.”
“Niçin? Ne yüzden?”
“Ne yüzden mi?.. Oblomovluk?”
“Oblomovluk mu? O da ne demek?”
“Biraz zihnimi, anılarımı toparlayayım da anlatayım: sen de yazarsın; belki birisinin işine yarar.”
Ştoltz dostuna işte bu okuduğunuz hikâyeyi anlattı.

* * *

Bu roman Rus milliyetçiliğini, Slavcılığı ve elbette moderniteden nasibini alan her yerdeki gibi bu geniş topraklarda da boy veren oblomovluğu karşısına alan Gonçarov’un Ştoltz üzerinden Rusya’yı eleştirisidir. Ştoltz’un idealize edilmiş kişiliğiyle geleceğin hayâlî Rusyasına dair işaretler sunulur, onun Oblomov’a bakışıyla mevcûd vaz’iyyet tenkid edilir. Bu yüzden yazarın tüm samimiyetine, sıcaklığına ve merhametine rağmen Oblomov, tarihî bir kalıntı olmanın yanı sıra bir trajediye de mahkûm edilmiştir. Kaybetmiştir. Nihayetinde tüm hikâye Ştoltz’un bir dostuna anlattıklarından ibarettir.

 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!