Aylak dergisinin, Eylül-Ekim 2005 sayısında çıkmıştır!
Anti- Roman’a Bakış Ve Gerçekliğin
Arayışı
http://www.zifir.org/silence/?p=52
“Her çağda bir Anti-Roman, bir Yeni
Roman vardı. Çağımızda da, Kafka’nın romanı, Proust’un romanı,
Joyce’un romanı, yeni romandılar; yani geleneksel romana karşı
çıkan, onun yetersizliklerini görüp, algıladıkları, ortaya koymak
istedikleri gerçeklere uygun biçimler arayan, bu buldukları
biçimlerle de kendilerine değin aydınlatılmış özleri, gerçekleri
önümüze koyan…” Ferit Edgü
Ferit Edgü 1965′te Yeni Dergi’ de yayımlanmış “Yeni romana toplu
bakış” adlı makalesinde Anti-Roman, ya da Yeni Roman` dan böyle söz
ediyordu. Benim açımdansa Anti-Roman, yazara ve okura -her ikisine
de kendi serüveninde - sınırsız özgürlük sağlayarak onları kendi
varoluşuna dahil eden heyecan verici bir yönelimdir.
Peki nedir Yeni Roman?
1940′tan bu yana gittikçe gelişerek
yaygınlaşan “Yeni Roman” akımı,”Anti-Roman”, “Bakış Romanı”
adlarıyla da anılır. Yeni Roman terimi ilk olarak bir gazeteci
tarafından kullanılmış, ardından Fransız yazar, edebiyat kuramcısı
ve yönetmen Alain Robbe-Grillet ve Jean Ricardon da bir kavram
olarak benimsenmiştir. Bu iki yazar romana ilişkin yeni bir kuram
ortaya koyarlarken, ‘Yeni Roman’ akımını benimsemiş yazarlardan
Nathalie Sarraute’ nin, 1947’de yayınlanan makalesi “Yeni Roman”la
birlikte edebiyat “kuşku çağına” girmiş oluyordu. Gerçekliğin
hegemonyasına yönelik bu eleştiri, Roland Barthes’ın deyimiyle
“gerçeğin etkisi”nin reddedilmesiydi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Jerome Lindon’un, illegal olarak
kurduğu Editions de Minuit’in çatısı altına Alain Robbe-Grillet
tarafından toplanan, her biri kendi çizgisinde yürüyen yazarlar
(Claude Ollier, Nathalie Sarraute, Claude Simon, Marguerite Duras,
Michel Butor, Samuel Beckett ) in ortak noktası ise, geleneksel
edebiyata yönelik eleştirel bakış ve yenilikti. Geleneksel romanın
kurgusunu, insana yaklaşımını, gerçeksiliğin değerini masaya yatıran
bu yazarlar, eserlerinde insanının ruh ve dünya görüşünü anlatmada,
roman tekniği bakımından, geleneksel romandan apayrı bir yol
tutmuştur. Alain Robbe-Grillet, o günleri bir röportajında şu
şekilde anlatmıştır: “Jerome Lindon o zamanlar henüz yirmi iki –
yirmi üç yaşındaydı. Yayınevi, Alman işgali altında doğmuştu, bir
bakıma bir direniş odağıydı, Lindon aynı çizgide yürümeye
kararlıydı. Çok cesur bir adım atıp Beckett’in kimselerin
beğenmediği kitaplarını yayınlamaya karar vermişti. Beckett, o
sıralar bugün bildiğimiz bütün kitaplarını yazmış durumdaydı, ama
hiçbir yayıncıya bunları kabul ettirememişti. Bunda bir tuhaflık
var. Gene ‘Yeni Roman’ cılar arasında sayabileceğimiz Claude
Simon’un başından da aynı şeyler geçti, ve sonradan ikisi Fransa’ya
Nobel Ödülü’nü getirdiler. Yayınevine girdikten sonra Claude
Simon’u, Sarraute’u, Duras’ı, Robert Pinget’yi oraya topladım. Paris
çevrelerinde doğmuş öbür edebiyat okullarından farklıydık biz.
”Her romancı, her yazar, kendi biçimini yaratmalıdır” Alain
Robbe-Grillet.
