Muinar

Latife Tekin


 

 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

http://edebiyatelestiri.blogspot.com/2007/01/latife-tekin-muinar.html
Latife Tekin "Muinar"

İÇİMDEKİ CADI

“Elime, sana her gece bir masal anlatacağım…"

İnsanoğlu doğaya hükmetmek istemiş. Hükmedebilmek için de akıl ve emeği ile birlikte gücünü kullanmış. İlk başta hayvanları evcilleştirmiş, kendini rüzgârdan, soğuktan, aşırı sıcaklardan, sellerden korumuş, doğayı kendine uygun hale getirip, hayatını kolaylaştırmış. Maddesel dünyanın ötesindeki arzuları için de dinleri, büyüleri, kehaneti ve sonradan da bilimleri emrine almış.
Latife Tekin “Muinar” adlı yeni romanında insanın binlerce yıllık hükmetme savaşını anlatıyor. Roman, bir sabah içinde bir sesle uyanan kadının ağızdan anlatılıyor. İlk sayfalarda şizofren bir ruhun içindeki bölünmeler gibi algılansa da, iç sesin kimliğini açıklaması ile durum aydınlanıyor: “coğrafyası gizli bir kocakarıyım, her kadının içinde benim gibi bir kocakarı uyur derinde, uyanması şans işi, şarta bağlı” diye açıklar durumu. Fakat içine girdiği Elime, hiç sakınmadan küçümser onu “belirtiler kendi dışıma çıkıp senden çok daha üst varlıklarla buluşacağımı gösteriyordu” der.
Aslında ilk tümcelerindeki gibi kendini beğenmiş değildir Elime. Daha sonra “belirtilerin” ya da “üst varlıkların” ne olduğunu da açıklamaz, sadece bir beklenti içinde olduğunu, zaten içinde bir ses duymaya hazır olduğunu ama bunun bir kocakarı olmasını beklemediğini anlarız. Elime’nin içinde doğan kocakarının adının Muinar olduğunu da sonra öğreniriz. İki kadın arasındaki ilk diyaloglar hiç korkutucu değildir, aksine Latife Tekin komik bir havayla anlatır, iki kadın hiç durmadan didişir ve birbirleriyle alay ederler. Elime onun konuşmalarını “kanlı canlı rap” müziğine benzetir (gerçekten de romanı sesli okuyunca anlatının ritmi ortaya çıkıyor) o da Elime’ye “kafanı kapatmaya uyanmadım içinde, açmaya uyandım” diye sitem eder. Birbirlerini çok iyi tanıyan anne-kız ya da iki kardeş gibilerdir. Okurun anlamakta zorlandığı yerlerde, onlar birbirlerini çok iyi anlarlar. Bir konudan diğerine hiç habersiz atladıklarında diğeri kolayca takip eder. Hatta bir zaman sonra düşündüğü anlarda da birbirlerini duyarlar.

***
Muinar hiç durmadan konuşan bir ruh, anlattığı ise hep haksızlığa uğrayanların hikâyeleri. Küçük kızların, sevgisiz ortamdaki kadınların, dayak yiyenlerin, hor görülenlerin, tanrıçaların öykülerini en can alıcı noktalarından dile getiriyor. Tanrının oğlunu doğuran bir bakire ya da kendini boğarak öldüren bir yazar çok tanıdık geliyor ama diğer öykülerde köle olarak satılan kadınlar, tanrılara kurban edilen on üçünde kızlar, adı konmamış ezilen kadınlar da anlatılıyor. Muinar bu kadınların içlerinden geçmiş, şimdi de bir yazar olan Elime’yi uyandırmaya gelmiş bir ruh.
Bu diyaloglar binlerce yıl ötesinden hikâyeler taşıyor ama romanda fazla dekor yok. Elime kendini bazen yatağında sayıklarken bazen de bir uçurumun kenarında buluyor. Sanki bedeni bir mekândan diğerine atlıyor. Romanın ikinci bölümünde biraz da İstanbul manzaraları giriyor ama Latife Tekin’in diğer romanlarından bildiğimiz mekân kurma ve çevre anlatımı bu romanda yok denilecek kadar az, sanırım yazar bunu okurun dikkatini sözcüklere (yani diyaloga) çekmek için özellikle yapmış.

***
Roman boyunca Muinar çok sayıda kadının öyküsünü anlatıyor ama birkaç tema sürekli tekrarlanıyor. Bunların özellikle iki tanesi çevresinde dönüyor tüm öyküler. Birincisi insanın doğaya hükmetme istemi. Bu istem doğrultusunda maden yataklarını yok edişi, denizleri, içme sularını kirletmesi, hayvanların habitatlarını tahrip edişi sık sık dile getiriliyor. İlerleyen sayfalarda anlıyoruz ki Muinar, insanın kendini evrenin merkezinde sanmasına, tüm doğa yaratıklarının Efendisi olmasına karşı. Roman özellikle hükmetme isteminin yok edici gücünü çok fazla hissettiriyor.
İkinci tekrarlanan tema ise, erkeğin kadına hükmetmesi: Muinar’ın en sinirlendiği şeylerin başında kadınların örtünmeleri geliyor. Bazen çok politik bir duruşla başlayan bu konudaki konuşmaları, bir de bakıyorsunuz çok sevimli ama bir o kadar da dırdırcı yaşlı bir kadının laflarına dönüşmüş. Muinar’ı sanırım okurun gözünde gerçek yapan da bu duruşu, bir kişiliğinin olması, bazen gereksiz yere kızması ya da boş konuşması ama yine de her zaman bilge olabilmesi.
Roman hep kopuk kopuk öykülerden oluşuyor. Arada sürekliliği sağlayan şeyin önceleri, Muinar’ın bu öykülerdeki kadınların içlerinden ve yaşamlarından geçmiş olması sanıyoruz ama aslında öykülerde anlatılan her kadının bir diğer kadınla da gizli bir bağı var. Bunu fark edince roman ayrı bir anlam kazanmaya başlıyor. Örneğin, trafik kazasında alnını vurduğu için arabasını ve evini bulamayan kadın (s. 226) daha sonra bir başka kadının alnındaki izle (s. 253) birleşiyor. Aynı şekilde taşlar ve ırmaklar birbirlerine ne denli yakın olduklarını anlamamızı sağlıyor.

***
Latife Tekin edebiyatında, özellikle son romanlarında, beni etkileyen öğelerin başında animizm dolu bir dünya görüşü geliyor. Onun anlattığı evrendeki her şey canlı: yıldızlar, taşlar, madenler, sular ve hatta ölüler. Muinar’ın evreninde bir yanda hükmeden ve yok eden insan, diğer yanda da doğanın suyuna giden, doğanın gizemini çözen insan yatıyor. Biri doğadaki canlıların efendisi olmak peşindeyken, diğeri doğadaki her şeyin canlılığını savunuyor ve canlı kalması için çırpınıyor. Elime, Muinar’a kimlerin yanında savaştığını, mağarada kimlerin kılıcını parlattığını sorduğunda şöyle yanıtlıyor: “dünyanın canlı olduğuna inananların tabii, kimlerin olacak, canlı cansız ayrımı yapanlara karşıydık, kadın erkek savaşının özü bu, dağların kemiklerini kırıp ovaların tüylerini yolanlarla savaşıyorduk.” Burada yazarın seçtiği sözcükler “tüylerin yolunması” “kemiklerin kırılması” gerçekten de kadın erkek savaşını çağrıştırıyor.
“Muinar” soluk soluğa yazılmış hissi veren bir roman. Anlatının heyecanı hissedildiği gibi, bazen soluk almadan bir öyküden diğerine geçiliyor. Öykü her sayfada en az bir kez parçalanıyor, hikâyeler peş peşe, sanki birbirlerinin içinden çıkıyorlar. Bu, kuşkusuz okumayı zorlaştırıyor ama bir noktadan sonra, öykülerin peşinden gitmek gerekmediği, asıl önemli olanın bunca anlatılan hikâyenin, bir dünya görüşü ve siyasi duruşa temel oluşturduğu anlaşılıyor.
Yazı boyunca “Muinar”dan hep roman olarak söz ettim ama gerçek şu ki, bu kitabı roman olarak görmek yanlış. Yayınevinin editörleri de benzer düşünceyle, her kitabın kapağına koydukları “roman” alt başlığını bu kitabın hiçbir yerine yazmamışlar. Latife Tekin’in romanlarının ne denli şiirsel olduğu hep bilinir ama “Muinar” şiirsel bir roman değil, politik bir (ya da birkaç) tez üzerine yazılmış bir şiir, Tekin’in diğer romanlarından bu anlamda çok farklı. Bu romanı okumak kadar üzerinde tartışmak da keyif verecektir okurlara, çünkü ele alınan konular sayılamayacak denli çok. Tarih öncesinden yirmi birinci yüzyıla kadar geniş bir zaman dilimi; Kızılderililerden Çin’e dek uzanan bir coğrafya; türban sorunundan nesli tükenen hayvanlara ve Körfez savaşına kadar uzanan yelpazede konular.
Şimdi sormamız gereken soru şu: ne zaman içimizdeki cadı uyanıp bizi dünyada yaşananlara karşı uyaracak?

Muinar / Latife Tekin / Everest Yayınları / Aralık 2006 / 263 sayfa.

(Bu yazı 5 Ocak 2007'de Dünya Gazetesi Kitap ekinde yayımlanmıştır.)


 

 


Kopuk Yapıt  Muinar
Raşel Rakella Asal

Latife Tekin’in ‘Muinar’ adlı yapıtı, bir sabah içinde bir sesle uyanan yaşlı kadın Muinar’ın ağzından anlatılıyor.  Elime’nin içinde doğar Muinar.  İki kadın arasındaki dialoglardan onların hep didiştiklerini, birbirleriyle alay ettiklerini anlarız.  Muinar Elilme’ye ‘kafanı kapatmaya uyanmadım içinde, açmaya uyandım’ diye sitem eder.  Birbirlerini çok iyi tanıyan aynı zamanda da birbirleriyle acımasızca didişen anne-kız gibidirler.

Hiç durmadan konuşan bu ruh, küçük kızların büyüdükleri sevgisiz ortamları, dayak yiyen, ezilen kadınların öykülerini dile getirir.  Çünkü Muinar bu kadınların içlerinden çıkmış, Elime’yi uyandırmaya gelmiştir yeryüzüne.  Muinar Elime’nin içine bir yağmur damlası gibi düşer.  Onun içinde gezinir.  Fakat Muinar’ın içinde trajik bir ağırlık yüklüdür, ruhsal çöküntü ağırlıktadır.  İnsanlık için kaygılıdır.  İnsanın kurtuluşu için yorucu sorular sormaktan ve yanıtlar üretmekten yılmaz.  Muinar Elime’nin içinde susmak bilmeyen sestir.

Muinar bize gerçekleri hiç zorluk çekmeden anlatır.  Çünkü gerçek kolay ve yalındır.  Bu yalınlığın içinde de vahşi bir güç yatar.  Muinar, yaşamın vahşi, ilkel gerçeklerine ancak yıllar süren bir birikim sonunda varabilmiştir.  Muinar gerçeğe ulaşınca, ölümden de korkmaz olmuştur.  Ölüm ve gerçekle yüzyüze gelmek büyük bir cesaret gerektirdiğinden ölümle gerçek birbirine benzer.  Gerçekler de insanı öldürdüğü için, ölüm gibidir.  Kızıştıkça kızışır Muinar. Elime’nin zihni de Muinar’ın sürekli ve gürültücü gevezelikleriyle dolar.

Latıfe Tekin  anlatı boyunca insanın doğaya hükmetme istemini veriyor.  Maden yataklarının yok edilişi, denizlerin , içme sularının kirlenmesi , doğanın tahrip edilişi sık sık dile getiriliyor.  Muinar yeryüzündeki yaşamın kurtarılması için büyük bir değişime gerek duyuyor.  Yeni bir ahlak anlayışından, yeni bir tavırdan ve insanın sorumluluğunun altını çizer.  Çünkü dünyadaki kaostan tek sorumlu insandır.  Doğada, insan dışında, dünyanın ekosistemini tahrip eden başka canlı yoktur.  Tam tersine tüm canlılar sistemi beslerken, insan yaşadığı gezegenin atmosferini, iklimini bozar.

Evet, günümüz insanı bir yol ayrımında.  Ben nereye gidiyorum sorusuyla birlikte yeni bir arayış içine girmeli ve hala kurtarabilecek olanları kurtarmalı.  Yoksa , hiçbir önlem almazsa, aklını bu sistemin içine hapsetmekten vazgeçmeyerek kendi cehennemini yaratmaya yol alacak.

Latife Tekin yapıtının odağına ‘Muinar’ın iç anlatısını yerleştirir.  Dağınık bir anlatılar toplamıdır ‘Muinar’.  Parçalılık, süreksizlik XX. yy yazarlarının anlatılarında da öne çıkan bir özelliktir.  Onlara göre dünya bir bütünlük, bir süreklilik olarak değil, bir kopukluk, bir parça olarak yaşanır ve algılanır.*  Asıl gerçeklik , bireysel düşünceler, duyumlar ve duygulardır.  İnsan deneyimini aktarmaya yarayan parçalı, süreksiz, kopuk bir anlatım biçimi bu yazarları ayrıcalıklı bir duruma getirmiştir. 

‘Muinar’ daki   anlatılar,  ufalanmış, parça parça oluşlarıyla eğreti bir biçimde günümüz yaşamının fotoğrafını da önümüze koyarlar.  Böylece anlatı kopuk kopuk, çok parçalı anlatılar toplamıyla çok geniş bir anlatı yelpazesine ulaşır.  Bu parçalı anlatılar bizde bir tür iç çalkalanma uyandırırlar.  Latife Tekin ,  dokuduğu yazı metnini parçalayarak  ona ‘gizemli’ bir anlam da yükler.  Muinar’ın yaşlı belleğinden koparılıp alınan anlatıların özelliği  gösterilemez olmalarıdır.  Latife Tekin anlatısını dokurken, ‘orada oldu’ ya da ‘bu gerçekten oldu’ tanımlamasını kesinleyen, somutlaştıran ifadeler kullanmaz.

Muinar bütünlük sunan bir yapıt değil.  Yapıtta çizgisel bir anlatı izlenmiyor.  Parça yazılardan oluşan bir metin.  Yapıt tümüyle ben diyen, baştan sona kendinden söz eden  bilge kocakarının anlatısına bürünür;  Muinar’ın korkuları, gördükleri karşısında duyduğu tiksinti, hepsinden önemlisi insanlara duyduğu ofkesini çekinmeden açığa vurması önemli izleklerdir.

Mekan kurma yok denecek kadar az.  Yazar dialoglara dikkat çekmek için böyle bir yol izlemiş.  Anlatıda zaman ise tarih öncesinden yirmibirinci yüzyıla kadar geniş bir zaman diliminde, Kızılderililer’den Çin’e dek uzanan bir coğrafyaya yayılmış geniş bir yelpazede sunuluyor.

Sanatçı özgür düşünmesini bilen, kendi düşünce ve bakış açılarını yaşadığı toplumdan alan ve onu yansıtan insandır.  Herkes her gördüğünü kendince yorumlar.  Okur da okuduğunu anlamak ister.  Anlayamadığı zaman yorumlamaya yönelir.  Yorumlamaya  başladığı anda yaratıcı düşünmeye başlar.  Latife Tekin ‘Muinar’da sanatını özgürce ortaya koyuyor.  İnsanları bir kocakarı ağzıyla gözlemliyor.  ‘Sanat sanat içindir’ ilkesinden yazmıyor.  İnsanlığa dair kaygıları, endişeleri var.  Söylemek istedikleri var.  Latıfe Tekin bize tarihin derinliklerinden sesleniyor.  Latıfe Tekin hayatın içinden insana, dünyaya bakıyor.

Raşel Rakella Asal
İzmir, 21 Şubat 2007

* Parçalılık, metinlerarasılık, Kubilay Aktulum, Öteki Yay, 2004

Sayfayı Yazdır