![]() | Melekler Zamanı Iris Murdoch |
| |
| ||||||||||||
İnsanın yeryüzünde varolmasının anlamı insan olma yolunda çaba göstermesidir. Aydınlanma, laiklikle, değişmez tanrısal buyruklara körü körüne uyma, korkuya dayanan kölelik, kulluk, kadercilik ve tembellik ahlakı yerine;insan olma onurunun taşıyıcısı olma bilincini, vicdanın özgürleşip, canlanmasını sağlar. Vicdana dayanan inanç, korku ve çıkar hesabından kurtulunca arınır ve saf bir sevgiye dönüşür ve yücelir. Bütün insanlara, insanlık onuru ve insan gibi yaşama hakkının tanınması temelini Aydınlanma felsefesi ile sağlamıştır.
Irıs Murduch “Melekler Zamanında”Aydınlanma felsefesini dile getiriyor, hem de çarpıcı bir biçimde. Kitapta kara bir mizah anlayışı ile varoluşun anlamı sorgulanıyor. Gerçek nedir? İyilik, ahlak nedir? Din nedir? Soruları ile Tanrı ve inanç kavramları sorgulanıyor. Kurgu oyunları ve dili bana çok zevk vermedi Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri (1880) bundan 86 yıl önce yazdığı düşünülürse kitap oldukça naif gibi göründü. Dramatik bir Roman - Melekler Zamanı İnancını kaybeden Rahip Carel ve korku ile baskı altında tuttuğu ailesini konu alan Iris Murdock’ın “Melekler Zamanı” ağdalı bir Yunan trajedyası kadar dramatik bir yapıya sahip sanki. Kesif bir sis içindeki Londra, konunun karamsarlığına uygun bir mekan oluşturuyor. Solipsism – “tekbencilik” ve nihilizm – “hiççilik” kuramlarına dayandırılan kitapta münkir papaz Carel, Nietzsche söylemleri içinde. “Yalnızca kudret vardır ve kudretin mucizesi. Yalnızca “kaza” vardır ve kazanın dehşeti. Ve ortada yalnızca bu varsa “Tanrı” yok demektir. Filozofların söylediği o tekil iyilik te yanılsama ve yalandan ibarettir.” sözlerindeki “kudretin mucizesi” dizini ile Iris Murdoch Nietzsche’ye, “tekil iyilik” kavramı ile Platon’a gönderme yapmaktadır. Tanrı’nın yokluğu kabul edildiğinde, insanı suçluluk duygusu ile yerindirecek, sevap düşüncesi ile ödüllendirecek bir varlık olmayacağına göre insan artık bir varoluşçu özgürlük içinde olacaktır. Ama insanoğlu bu varoluşçu özgürlükten de mutlu değildir. Carel “Tanrı hiç değilse bizim iyi diyebileceğimiz bir şeyin adıydı....” der. “İyi’nin iyi olabilmesi için koşulsuz, ödülsüz ve amaçsız bir iyi olması gerekir. Şimdi bu ad bile yok oldu, ruhsal yaşam darmadağın. Sayısız ruhların çekim gücünü engelleyebilecek hiç bir şey kalmadı artık.” diyen Carel artık Tanrının yalnızca düşünceden ibaret kaldığını ve meleklerini serbest bıraktığını söyler. “Ve melekler korkunçtur.. Yönetilen mülkler ve yöneten güçler vardır. Melekler Tanrının düşünceleridir. “ Ağabeyi Marcus’un “iyilik var, sen ne dersen de, ahlak düzeni. manevi değerler var, bunlar ortadan kalkmadı daha, etkileri de önemli, başkalarını düşünüp esirgememiz...” yolundaki karşı çıkışlarına rağmen Tanrısız dinin papazı Carel “Ayin yaptığım sırada Tanrı benim..” der. Gerçi artık yargıç yoktur ama gene de evrenin ulu güçleri tarafından cezaya çarptırılacağından da emindir. Ve Carel kendi inançsızlığı içinde yokolur gider. Onun gidişiyle Londra’nın kesif sisi de aydınlığa dönüşür. Ben kitabı fazla “siyah / beyaz”, fazla dramatik buldum. Umarsız, sert, gizemli bir gotik atmosferinde yazılmış sanki. Efendisine “köle olan” hizmetçi Pattie, bilinemeyen bir hastalığı nedeniyle odasından dışarı çıkamayan, özgürlüğünü yitirmiş, mahkum güzel Elizabeth, Carel ve Elizabeth arasındaki ensest ilişki ve aslında Elizabeth’in Carel’in yeğeni değil kızı olması hep aynı dramatik ögeleri içeriyor. Ayrıca Papaz Carel tiplemesi bana Karamazov Kardeşlerin Svidrigalov’un söylemlerini çağrıştırdı. Ancak karşıt savların Dostoyevski’de ustaca ortaya konmasına karşın bence Murdoch’ta tez ve antitez net bir şekilde savunulamıyor. Bir de kitap okuyucuya soluk alacak alan bırakmıyor. Her şey net ve kesin. Sonuç ta öyle. . Kitabın net ve temiz bir şekilde sonlandırılmış. Sanki bir Yunan trajedyasında “kızın günahkar babasını cezalandırması” ile adalet yerini bulmuş ! | ||||||||||||