Joseph Conrad

Lord Jim

Joseph Conrad


 


Anasayfaya

Eleştiri sayfasına

10.01.2017


  Editörün Notu: Haysiyetsiz bir hayat ölümden daha 'iyi olabilir mi? Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz gerçek ile örtüşmezse ödenecek bedel nedir.  Joseph Conrad 1900 yılında kaleme aldığı Lord Jim adlı eserinde büyük hayaller, kahramanlıklar,  gözü pek fedakarlıklar, yapma hevesiyle dolu genç Jim‘i anlatır Jim kendini bir kitap kahramanı gibi becerikli, fedakâr, akıllı bir denizci 'olarak görmektedir.  Denize açıldığında seren direklerine tırmanacak, korsanları gözleyecek fırtınalarda batmakta olan gemilerden insanları kurtaracaktır.  Ama düş ile gerçek bir değildir.  Jim hacca giden Müslümanları taşıyan Patna adlı çürük çarık bir gemide ikinci kaptan olarak çalışmaya başlar.  Ancak bir gece gemi denizin altında bir çıkıntıya çarpar ve su almaya başlar.  800 yolcu için yalnızca yedi tahlisiye sandalı vardır.  Kaza durumunda mürettebatın gemiyi en son terk etmesi gerekirken Jim ani bir kararla kurtarma sandallarından birine atlar. Bu bir anlık karar Jim’e kendi gerçek değerini gösterecek ve o, bu travma ile ömür boyu yüzleşecektir. Eren Arcan

 

Conrad’ın çevresinde
Selim İleri

İngilizceyi sonradan öğrenen Conrad, İngilizcede büyük üslûpçu katına yükselmiş bir yazar.
05.02.2014

1970’lerde, 74-75 olmalı, Joseph Conrad’ı Murat Belge’den öğrenmiştim. Büyük bir yazar olduğunu söylemişti Murat Belge.

Denizleri yazan bir romancıya ihtiyacım vardı; Her Gece Bodrum’u yazmaya çalışıyordum ve deniz tasvirlerinde hep tıkanıp kalıyordum. Bin bir güçlükle, Milli Eğitim Bakanlığı yayını, iki cilt Nostromo’yu bulduğumu hatırlıyorum. Halikarnas Balıkçısı dilimize çevirmiş, fakat üçüncü, son cilt yayımlanmamış. Çeviri mi yarım kalmış, bakanlık mı tamamlayamamış, bugüne kadar öğrenemedim.

Halikarnas Balıkçısı’nın çevirisi inanılmaz güzelliktedir. Onun “palmiyeler cadalozu” nitelendirmesini derhal aşırmıştım! Nostromo’yu yıllar sonra Mehmet H. Doğan bütünüyle çevirdi. Sanat duyuşu çok yüksek Mehmet H. Doğan, “Halikarnas Balıkçısı’ndan sonra bu romanı çevirmek çok zor” demişti...

Yalnızca Her Gece Bodrum zamanında değil, Cehennem Kraliçesi’ni de yazarken Conrad benimleydi. Lord Jim’i de bulmuştum. Yıllar geçecek, Ömer Kavur’la Göl senaryosunu çalışırken, yine Conrad, bu kez Karanlığın Yüreği. Göl’deki genç balıkçı, açık denizlere çıkıp gitmek istiyor, kasabaya gelen pavyon şarkıcısına bu özlemini söylüyor; Ömer o özlemi okuyunca, “Conrad esinli değil mi?” diye sormuştu. Hep Conrad...

1980’lerde Dünya gazetesinin sanat sayfasını yönetirken tefrika roman geleneğini diriltebilir miyiz kaygısındaydım. Aziz dostum, sevgili Armağan İlkin Zafer’i dilimize kazandırdı. Zafer’i Dünya’da tefrika ettik. Zafer uzun zaman kitaplaşmadı. Sonra Adam Yayınları kuruldu ve Zafer nihayet kitap olarak yayımlandı.

Zafer’in bende bir hikâyesi var: Erken yaşta yitirdiğimiz Akşit Göktürk Edebiyatta Ada’yı 1973’te okura armağan etmişti. İngiliz edebiyatında ada kavramı üzerine, bu çok şiirli inceleme Zafer’i inceden inceye çözümler. Conrad orada dünyanın üç büyük kötülüğünü dile getirir. Göktürk’ün alıntıları büyüleyicidir.

Öyleyken Zafer’i bir an önce okumak istiyordum...

Hem Murat Belge, hem Akşit Göktürk, Joseph Conrad’ın yalnızca bir deniz yazarı değil, aynı zamanda siyaseti de yazmış bir romancı olduğunu söylemişlerdi. Akşit bey Gizli Ajan’ı örnek veriyordu.

İngilizceyi sonradan öğrenen, ama İngilizcede büyük üslûpçu katına yükselen Conrad, Polonya asıllıymış. Varlık Yayınları’ndan kalma Büyük Yazarlar’a bakılırsa, 19. yüzyıl sonunun en güçlü üslûpçusu.

O gençlik çağımda Büyük Yazarlar’ı sık sık okurdum. Conrad’ınki trajik bir yaşamöyküsü; siyasî sürgün babasının, sürgünde ona eşlik eden annesinin, önce anne, sonra baba, ölmeleri ilk travma. Conrad’ı Büyük Yazarlar’a göre amcası, Can Yayınları’ndaki biyografiye göre dayısı büyütüyor. Çıkıp gitmek, denizci olmak isteği on altısında.

Büyük Yazarlar’dan alıntılıyorum: “Bu eserlerde, macera dolu egzotik romanlara, derin bir tahlil kudreti ve sembolik bir kudret de vermesini bildi. Böylece bütün zamanların en kudretli romancıları arasında yer aldı.”

Bir gün de hocam Vedat Günyol’la konuşuyorduk. “Conrad’ın en unutulmaz eseri benim için ‘Gençlik’tir demişti, bir uzunöykü...” “Gençlik”i bir an önce okumayı çok istedim. Fransızca çevirisini çok aradım, bulamadım. “Gençlik” belleğime takılıp kaldı.

2010’da Üç Deniz Öyküsü (Can Yayınları) yayımlandığında, “Gençlik” işte bu kitapta olmalı diye hayaller kurmuştum, yanılmışım. Nihayet geçen hafta Muhbir’le (Can Yayınları) birlikte “Gençlik” çıkageldi! Muhbir’i dilimize Erhun Yücesoy çevirmiş. Hemen “Gençlik”i okudum:

“(...) Ne var ki her ikisi de yaşamını yitirdi ve Mrs. Beard de artık hayatta değil ve gençlik, güç, deha, düşünceler, başarılar ve alçakgönüllüler, hepsi ölüp gidiyor... Önemi yok.”

“Gençlik” nefis bir hikâye!


Joseph Conrad(3.12.1857 I 3.8.1924)
http://www.serbestdusunce.net/

İngiliz yazar Conrad çok sayıda modern yazara esin kaynağı oldu. Conrad anlamsız bir dünyada, çoğunlukla toplumun dışına itilmiş kahramanlarının ancak aşırı konumlarda kanıtlamaya fırsat buldukları insan onurunu konu almaktadır.

Conrad, Jozef Teodor Konrad Nalecz Korzeniovski adı altında Ukrayna'da Berditşev'de dünyaya geldi. Aristokrasiye mensup Polonya kökenli annesiyle babası, Polonya'nın Rusya'ya karşı ayaklanma hareketlerinin hazırlık çalışmalarına katıldıkları için, 1863'te Sibirya'da Vologda'ya sürüldüler ve çocuk burada büyüdü. Korzeniovski 12 yaşına geldiği zaman annesiyle babası öldü ve çocuk Krakov'da yaşayan akrabalarının yanına verildi. On altı yaşma gelince bir Fransız, 1878'de de bir İngiliz ticaret gemisine tayfa yazıldı: 1884 yılında İngiliz uyruğuna geçen ticaret filosunda subaylığa kadar yükseldiyse de 1894'te görevinden istifa ederek İngiltere'de Joseph Conrad adı altında yazı yazmaya başladı.

1895: ilk Romanı Almayer's Folly (Almayer'in Çılgınlığı, 1895) ve An Outcastofthe Islands (1896) adlı romanlarında görüldüğü gibi, Conrad ilk edebiyat denemelerinde henüz İngilizceye tam hakim değildi. Kenâisini Kongo'ya ve Malaya Adalarına götürmüş olan yolculuklarında edindiği izlenimleri ve başından geçenleri yapıtlarına aktardı. Yapıtlarının ana teması, toplumdan izole edilmiş ve hayatlarına bir anlam bulamamış ve başta disiplin ve sadakat olmak üzere, insani ve ahlaki değer¬lerini ancak medeniyetten uzaklarda tek başlarına kendilerini kanıtlamak zorunda kalınca keşfeden insanlardan oluşmaktadır. Conrad 1896 yılında kız arkadaşı Jessie George ile evlendi ve ondan iki çocuk sahibi oldu.

1900: Lord Jim Conrad'ın ilk dönem çalışmalarının en başarılı yapıtı, denizciler dünyasında geçen Lord Jim (1900) adlı psikolojik romanıdır. Genç bir subay, Jim, kahramanlık hülyalarıyla yaşamaktadır ama kendini kanıtlama denemesinde başarılı olamaz ve gözden düşer. Ancak küçük bir adaya düşünce aşkı ve kendine güvenmeyi öğrenir. Adayı basan korsanlarla savaşacağına, onlarla anlaşma yolunu dener ve bu yüzden ada sakinlerinden bazılarının öldürülmesini önleyemez. Adanın reisi Jim'i bu katliamdan kısmen sorumlu tuttuğu için ölüme mahkum edilir.

izleyen yıllarda çok sayıda yazdığı deneme, öykü ve romanlarında Conrad, Britanya sömürgeciliğini ve Batı medeniyetini diğer kültürlerle kıyaslayarak eleştirir. Conrad Heart of Darkness (Karanlığın Yüreği 1902) adlı romanında bu eleştirilere tam anlamıyla yer vermiştir, Sembolizmin damgasını bastığı bu yapıttaki imalı dil, romanın konusundan daha önemli bir hale geldi. Lord Jim'de olduğu gibi, burada da Kaptan Marlow adında hayali bir figür başından geçenleri anlatır. Gözünü korkutan balta girmemiş ormanların ortasından geçen Kongo ırmağından geçerek yaptığı yolculuk, aynı zamanda kendi bilincinin içine yaptığı seyahatin sembolü haline gelir.

1904: Nostromo Conrad’in toplumsal eleştirisel başyapıtlarından biri Nostromo. A Tale of the Seaboard (Nostromo. Deniz Kıyısında Bir öykü, 1904) adlı romanıdır. Conrad burada hayali bir Güney Amerika devletindeki rüşvetçi kapitalist toplumu, psikolojik tasvirlerle gözler önüne serer. Kahramanlarının sözde siyasal ya da ahlaksal ideallerinin maskesini düşürerek hem lafı her hareketin dürtüsü olan salt materyalizme ve kendini beğenmişliğe bağlar. Daha önceki romanlarında olduğu gibi Conrad, Viktorya dönemi roman geleneğinden ayrılarak yeni bir anlatma tekniği kullanmıştır: Öznel bir anlatıcının yanı sıra, sürekli değişen perspektifler ve araya serpiştirilmiş pasajlar. Bunun dışında bilinç akım tekniğini ve geriye dönüşler kullanarak klasik kronolojik yapıyı da kırdı.

1913: En Büyük Başarısı Conrad The Agent (Gizli Ajan, 1907) ile psikolojik dedektif romanı denedi ve bu yapıtın içeriği 1936 yılında Hitchcock tarafından Sabotaj adlı gerilim filminde kullanıldı. Aralarında Under Western Eyes (Batı'nın Gözleriyle, 1911) de bulunmak üzere, Conrad'ın, Batı'nın dünyasının süper gücü olma çabalarını konu alan diğer yapıtlarının yanında 1913'te Chance Victory (Zafer, 1915) ve bir dizi başka romanlarında olduğu gibi, Conrad konusunu egzotik yerlere taşıdı, ilk dönem yapıtlarının karmaşıklığı yerini daha basit karakter tasvirlerine bıraktı, önceleri sürekli parasal sorunlarla savaşmak zorunda kalan Corrad, geç gelen bu başarılan sayesinde mütevazı bir varlığa erişti. 1921'de Notes on Life and Letters (Hayat ve Edebiyata Dair Notlar) adlı otobiyografisini sundu. Üç yıl sonra, 66 yaşında oturduğu Bishops' bourne/' Kentte hayata gözlerini yumdu.

 

Batan gemi - Lord Jim sayfamız

Lord Jim
GÖLGEMİZLE YAŞAMAK

Şule Bölükoğlu – Dipnot Kitap Kulübü

Hint okyanusunda seyir halinde olan geminin gencecik kaptan yardımcısı Jim, Patna’ nın batacağı endişesi üzerine, kaptan ve iki adamına uyarak, yolculara haber vermeden, filikaya atlayıp onlarla birlikte kaçar. Her şey böyle başlar.

Kimdir bu Jim ? Nesillerdir papazlık yapılan bir ailede yetişmiş, tatil kitapları okuyup denize heveslendiği için ticaret gemilerine personel yetiştiren bir eğitim gemisine gönderilmiş iyi ve inançlı bir aile çocuğudur. Jim’ in denizcilik aşkı; insanları batan gemilerden kurtarmak, kasırgada gemi direklerini kesmek, halata tutunarak dalgalarda yüzmek gibi yiğitlik destanları yazdıracak gündüz düşleriyle her daim zindedir. Nitekim eğitim gemisindeyken karşılaştığı fırtınada filikaya atlayamadığı için eleştirilirken, kız yüzlü bir oğlanın başarılarını kibir gösterisi olarak algılayıp macera tutkusunu ruhunun en derinlerinde hissetmiştir. Bu his daha sonra olacakların ilk kıvılcımıdır belki de. İki yıllık eğitim sonrasında denizlere açılıp pek çok yolculuk yapmasına rağmen macera tutkusunu, kahramanlık hevesini tatmin edebileceği fırsatlarla karşılaşamaz. Gemilerde süregelen gündelik işlerin monotonluğuna rağmen içinde olduğu konfor alanı nedeniyle artık geriye de dönemez. Ve insanın sinirlerinin sağlamlığını, vücudunun dayanıklılığını gün ışığına çıkaran denizin acımasızlığına şahit olma fırsatı bulamadan güzel bir geminin ikinci kaptanı olur. Bu gemide sakatlanıp iyileşmesi de uzun sürünce zorunlu olarak bir doğu limanında kalır. İyileştikten sonra memleketine dönmeyi düşünürken kendisini “tepeler kadar eski” olarak tanımlanan paslı Patna’ da ikinci kaptan olarak bulur.

Bu görev, Jim’ in yaşamında önemli bir kırılma noktasıdır. Gemi sekizyüz müslümanı hacca taşıma görevini almıştır. Gece seyri sırasında bir enkaza çarpınca, denizin dibini boylama endişesi, kaptan ve ekibini paniğe sevk eder. Tereddütsüz derhal filikayı denize indirme telaşına girişirler. Filikaya binmek isteyen dördüncü adam gerilimden kalp krizi geçirir ve güvertede ölür. Bu dakikalar içinde Jim donup kalmıştır. İçindeki iyi ve kötü çarpışmaktadır. Filikanın indirilmesine dahi yardımcı olamayacak durumdadır. Bu arada filikadakiler öldüğünü bilmeden dördüncü adama atlaması için boşuna seslenirler. Ve son anda bilinçsizce Jim de filikaya atlar. Filikadan geriye baktıklarında geminin ışığı artık yoktur. Daha sonra ki açıklamalarında Jim der ki “ ışık görseydim eğer filikadan atlayıp yüzerek gemiye dönecek ve beni yukarı almaları için yalvaracaktım.” Filikada olmak yerine güvertede cansız yatan dördüncü adamın yerinde olmayı arzular. Pişmandır. Gemi ise artık batmış olmalıdır. Öyle ummaktadır. Filika kurtarılıp kaptan ve ekibi karaya çıktıkları zaman Patna’nın batmadığını öğrenirler. Halbuki yol boyunca Jim içine düştüğü pişmanlık nedeniyle insanların feryatlarını ve çığlıklarını dahi duyduğunu zannetmiştir. Tüm yolcular kurtulmuş ve doğu denizlerinin her köşesinde bu tuhaf olay duyulmuştur.

Gemiyi, üstelik batmamış bir gemiyi terk etmiş olmanın utancı Jim’ in peşini bırakmaz. Diğer mürettebat firar ederken Jim deniz bürosunda yargılanır, suçunu itiraf eder. İradesiyle yüzleşerek kendisini aklayabilmek isterken hem lisansını hem de gururunu kaybeder. Yargılama sırasında orada bulunan yaşlı kaptan Marlow Jim ile empati kurar. Bir akşam veranda sohbetinde dinleyicilerine bu olayı anlatırken herkesin melekleri ve şeytanları olduğunu hatırlatarak, başımız dik öleceğimize kendimizin de inanmadığını söyler. Bunun paralelinde deniz bürosu sorgusunda görevli saygın kaptan Brierly’nin sağlam ve güvenli görünüşüne, yaşamdan aradığını bulmuş haline rağmen, sorgu sonrası beklenmedik intiharı, okuyucunun vicdanını da masaya yatırıp, kendi melek ve şeytanlarımızı sorgulamaya teşvik eder.

Eser boyunca anlatıcının gözlem ve yorumları üzerinden Jim’ in varoluş sancılarına tüm detayı ile şahit oluruz. Jim’ in sahip olması gerektiğini düşündüğü ahlaki kimliği ateşten kurtarma çabaları sonuç vermez. Genç adam paramparça olmuş benliği içinde sancılı aylar geçirir. Patna olayının konuşulmasına tahammülü yoktur ve bu nedenle denediği işlerin hiçbirinde tutunamaz. Marlow delikanlının yakasını bırakmayan acının farkındadır. Keşke ölse ve kurtulsa düşüncesi bir yanda, vicdan azabı diğer yanda ona yardım etmeye karar verir. Uzaklarda bir ticaret işi ayarlar. Böylece Jim dünyanın öbür ucunda ormanların derinliklerinde yerlilerin yaşadığı ilkel bir köye yerleşir.

Külüstür Patna gemisinden sonra ilkel Patusan köyü, Jim’ in hayatının ikinci çaresiz atlayışıdır. Yerlilerin güvenini, sevgisini, inancını kazanarak özlediği şan ve şöhrete ulaşır. Kabileler arası iktidar savaşlarına dahil olur. Yerli halkı baskı altında tutan yönetimle mücadele eder, büyük bir kale yaptırır ve kendi düzenini kurar. Hayatının aşkı ile de burada tanışır. Tuan Jim lakabı ile ödüllendirilir. Nihayet yaşamı düzene girdi dediğimiz anda anlatıcı “Patusan’ da kurduğu huzurlu, herkesin yarınından emin olduğu hayat o akşam kanlı bir şekilde yıkılmanın eşiğinde gibiydi “ cümlesiyle olay örgüsüne yeni bir yön verir. Yolu tesadüfen bu bölgeye düşen kaçakçı Brown, köydeki iktidar mücadelesinin en sinsilerinden olan Cornelius’ un kışkırtması sonucu huzurlu sosyal hayatı alt üst eder. Jim’ in içinde yaşamaya layık olmadığını düşündüğü “dış dünyadan” gelmiş beyaz adamlardır bunlar. Bu mücadelede kabile şefinin oğlu, Jim’ in en yakın arkadaşı öldürülür.

Joseph Conrad, çağının modern yazarı olarak anlatıcı sesle oynamayı, hikayeyi zaman içinde ileri geri zıplatarak şekillendirmeyi ustalıkla sergilemektedir. Gerekli gördüğünde zamanı parçalayarak tek bir paragraflık anlatım içinde geçmiş, gelecek ve bugünü ele alır. Tüm romanda olduğu gibi bu bölümde de olaylar takvim ve saat sırasına göre değil, kahramanların hatırlayışı, seyirci grubuna anlatı, mektuplar, yarım kalmış notlar, geceyarısı sohbetleri, hatta ölüm döşeği görüşmeleri ile capcanlı şekillenir. Okuyucu bu malzemelerle inşa edilen anlatı labirentinin içinde ilerlerken Conrad merak duygusunu finale kadar ustalıkla taşır.

“Sanki her birimizin alın yazısının ilk sözcüğü, bir kayanın üstüne silinmez harflerle kazınmamış gibi”, Jim de yaşamında temiz bir sayfa açmak istemişti der anlatıcı. O temiz sayfa ise açılır açılmaz kana boyanır. Jim verdiği kararın sonucunda yaşananların kefaretini hiç olmazsa bu kez ödeyebilmek için koşulları kendi yok oluşuna kadar zorlar. Dünyanın bir ucuna, ormanların derinlerindeki ilkel bir köye gitmeyi seçerek aslında ne yapmaya çalıştığını anlamak kolay değil. Orada toplumsal ve bireysel kabule ulaşarak ona acı veren gölgesinden kurtulacağını ümit ettiğini düşünebiliriz. Burada Joseph Conrad yorumu okuyucuya bırakıyor. Jim’ in psikolojisi eser boyunca detaylı olarak irdelenirken, okuyucu da kendisini sorgulamaya teşvik ediliyor. Ne de olsa Jim “bizden birisi". Bu durumda Jim’ in Patna olayının hayaletinden kaçmak mı yoksa onunla yüzleşmek mi istediğinden hiç bir zaman emin olamıyoruz. Yaşamda şans her zaman bizimle olmayacağı gibi, hayal edilene de erişemeyebiliriz. Üstelik insanı kötü olmaya zorlayan bir dünyada iyi insan kalabilmek kolay değil. Aldığımız kararlar beraberinde mahcubiyetler, pişmanlıklar, hatalar ve yanlışlar da getirecektir. İnsana dair diyerek benliğimizi kucaklayabilmek, ders alarak yol devam etmek gerekirken, derinlerde bir yerlerde gölgeler yaşatmak ve onları beslemek, Jim’ in kaçınılmaz yazgısında olduğu gibi ömrümüzü katlanılmaz kılmayacak mı?