Kutsa Beni, Ultima

Rudolfo Anaya


 

 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

Şamanizm hakkında bilgiler :
http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/21.php
http://www.nihalatsiz.org/dinler.htm
http://aton.ttu.edu/pdf/Shamanism_Part_4.pdf
CHIGANO - Meksika kökenli Amerikan Vatandaşı * http://en.wikipedia.org/wiki/Chicano
 

HIRİSTİYANLIK VE PAGAN KÜLTÜRÜ ÜZERİNE
DESTANSI BİR ROMAN


Kutsa Beni, Ultima

Rudolpho Anaya
139_3918

Pagan kültürü kadim dönemlerde toplulukları dinsel anlamda etkileyen, kişisel gelişime açık, özgürlükçü, olabildiğince demokrat, felsefe içeren geniş katmanlı bir öğretiye sahipti.  Doğa sevgisi, ruhun ölmezliği, sonsuzluk, çok tanrıcı, bitkilerden yararlanma gibi insanı hayli etkileyen bir inanç biçimiydi. Özellikle Hıristiyanlığın başlamasından sonra bu kültür bilinçli bir biçimde ezildi, yok edildi, tüm kitapları yakıldı, inananları adeta soykırıma uğratıldı. Pagan medeniyeti geçmişteki Yunan felsefesinin ve mimarisinin temel kaynağıdır. Ayrıca Roma İmparatorluğu’ndaki yontu, hitabet sanatı, eleştirel düşünce, toprak sevgisi hep bu kültürle beslenmiş, büyümüş ve serpilmiştir. Başka bölgelerde ise, fizik, matematik, astronomi, kimya, şiir ve tiyatro alanlarında boy göstermiştir. Pagan kültürünün temelinde eşsiz bir bilgi birikimi, insan sevgisi ve özgür bilim anlayışı yatmaktadır. Günümüzde bir avuç insan bu kültürü gizlice (böyle olmak zorunda…) yaşa(t)maktadır. Birçok dinin temelinde, çeşitli alanlarında, dualarında, felsefesinin diplerinde bu kültürü bulmamız olasıdır…

R. Anaya, Pagan kültürünü Hıristiyanlığın karşısına koyuyor, her ikisini çarpıştırıyor, bunu yaparken de küçük bir çocuğun gözünden anlatmaya çalışıyor. 

Birinci tekil şahıs ağzıyla yazılan romanda Şaman, Pagan, yerel inanışlar yan yana geliyor ve tam karşılarında Hıristiyanlık yer alıyor. Böyle olunca da, tanrı inancı sorgulanmaya başlıyor. Romanı etkin kılan, okuru sarsan, derin düşünceye davet eden de bu oluyor zaten. Bize öğretilen türde bir tanrı var mıdır? Yoksa doğanın derinliklerinde insanla iletişim kurabilen, gözle görülmeyen ama duyularla tanımlanabilen bir güç müdür işin gerçeği?

Hıristiyanlık inancında balık sembolü önemlidir. Hz. İsa beş bin kişiye balık vererek bir mucize gerçekleştirmiştir. Romanda ‘altın sazan’ adıyla bir balık vardır. Bu göndermeyi açıklayalım. Eski Yunancada balık sözcüğü içinde Hz. İsa’nın beş gizli ismi saklıdır. 

         İkhthys = Eski Yunancada ‘balık’ demektir.
         İesous      =   İ
         Khristos   =  Kh
         Theou      =  Th
         Yios         =   Y
         Soter       =   S


Yazar ustaca bir denemeyle ‘altın sazan’ balığını Hz. İsa ile özdeşleştiriyor. Bunu yapmasındaki temel düşünce Pagan inancıyla Hıristiyanlığı karşılaştırmaktır.

Roman kahramanı Antonio Marez, meraklı, zeki ve cin gibi bir çocuktur. Çevresinde olup biten her şeye duyarlıdır. Yaşamdaki iyilik-kötülük, güzel-çirkin, doğru-yanlış kavramlarını daha o yaşta tanımaya, sorgulamaya çalışmaktadır. Şaman değerlerini iyi bilen, Pagan kültürüyle beslenen yaşlı kadın Ultima ile dost olması ona yeni ufuklar kazandıracaktır.

Bahar aylarında doğanın uyanması, devinimin başlamasıyla birlikte kötülüklerin de ortaya çıkması anlamına gelir. Pagan inancı böyledir. Nitekim romanın içinde bunun ipuçlarını görüyoruz. Küçük Antonio’nun tanık olduğu cinayet, kavga ve öldürme olayları onun ruhunda fırtınalar kopartır. Yaşamın özünde gizli olanları birer birer görmeye başlar…

Romanın ana teması Pagan ve Hıristiyanlık kültürlerini karşılaştırmaya yönelik gibi görünse de, arka planda kişinin kendi inancını seçme özgürlüğü yer alıyor. Bugüne kadar bize öğretilen resmi din kültürünün sınırlarını, gerçek gücünü, yaşama olan etkisini sınıyor yazar. Hele bazı bölümleri hayli cesur, tartışma sınırını zorlayan bir anlayışla yazılmış. Sözgelimi, Antoino ve diğer çocukların ilk Noel’i canlandırma oyunları tam anlamıyla eleştirel bir bakış yaratıyor. “Sineklerin Tanrısı” adlı romanda medeniyetten uzak bir adada yaşayan çocukların bir anda ilkel birer vahşi yaratığa nasıl dönüştüklerini okumuştuk. Bu romanda ise tam tersi konu edilmiş. Noel’i kutlayan çocuklar güler, işer, yaramazlık yapar..

Dinin içine girince bireyin değişimi üzerine ilginç, ürküten, düşündüren bir anlatım söz konusu. 

Küçük Antonio’un annesi toprağa bağlıdır. Çiftçilik yapmayı, toprağı ekip biçmeyi sevmektedir. Babası ise, atlara düşkündür. Daha çok macerayı, gezmeyi arzu etmektedir. Antonio böylelikle her iki yaşam biçimini tanır, anlamaya çalışır, olabildiğince bilgisini artırır. Öte yandan çevrede şifacı diye bilinen, saygı gören, yaşlı Ultima’nın gelmesiyle bu (Pagan) kültür birikimi patlar, iyice kendini geliştirir. Ultima’nın özel ve gizli yetenekleri vardır. Şaman ve Pagan geleneğinden gelen, bitki özlerini iyi tanıyan, doğanın sesiyle barışık olan bu yaşlı kadın küçük Antonio’yu yavaş yavaş içine çeker, onun kendini tanımasını sağlar. Çocuğun şu sözleri etkileyicidir. “Hangi hayatı seçeceğimi merak ediyorum!” (s/61) Bu sözlerde yaşamı yeni tanımaya başlayan, artan bilgisiyle kendini geliştiren, doğayla uyum içinde yaşamayı öğrenen bir çocuğun çelişkili günleri başlıyor demektir. Nitekim öyle de olur. “Eğer altın sazan tanrıysa, haçtaki adam kimdi? Ya Kutsal Bakire? Annem yanlış Tanrı’ya mı dua ediyordu?” (s/103) Doğada var olduğu iddia edilen, insana yakın/yatkın, çok tanrılı bir inanç sistemi satırlarda beliriyor, ciddi anlamda karşımıza geliyor ve şu soruyu sormamıza neden oluyor.

Bize öğretilen dinler gerçekte nedir? Onların yerini alacak başka bir inanç sistemi var mıdır? Bu birbirine bağlı iki soru gerçekten çok önemli, üzerinde tartışılması gereken bir konudur.

Köyde ansızın gerçekleşen olaylar nedeniyle iyilik-kötülük kavramları herkesi yeniden düşündürür. Tanrı kötülüğe neden izin vermektedir? Bu soru en çok Antonio’yu rahatsız etmektedir. Öyle ya, kötü yürekli bir adamın iyi birini öldürmesine tanrı niçin izin vermiştir? Tanrı tam yetkin, sonsuz güçte olan bir ‘şey’ değil midir? Bu ve benzeri sorular romanın içinde sıkça karşımıza çıkmaktadır.

Şaman ve Pagan geleneğinde inisiyasyon, Animizm, ruhsal trans, çok tanrıcılık anlayışı söz konusudur. Antonio’nun gördüğü düşlerde tanrı konuşur:Bu tanrı onu azarlar, bağışlamaz hatta dinlemez bile. Ultima’nın tanrıları ise doğanın içindedir. Toprak, gökyüzü, rüzgar, yağmur olarak kendilerini belli ederler.  Ayrıca kötülüğe karşı istenildiği zaman kişinin yanında olurlar. Ultima zamanında aldığı ‘bilgi’, ‘güç’ ve ‘el’ sayesinde bu görevini içtenlikle yürütmektedir. Kimseye zararı dokunmadan, üzmeden, sadece iyilere ve hastalara yardım ederek görevini yerine getirmektedir. Antonio ise onu izler, takip eder, ne yaptığını anlamaya çalışır. Böylece bir tür usta çırak ilişkisi yaşanır. Doğanın içindeki tanrıları tanıyan, onlarla konuşabilen, onlardan aldığı güçle hastalara yardım eden yaşlı bir kadın ve yanında meraklı, bilgiye aç, kafası çalışan cin gibi bir çocuk. Bu ikili roman boyunca sürekli yan yana yürür, birbirlerini tamamlamaya çalışır.

Romanın sonlarında Komünyon için gerekli hazırlıklar yapılır. Burada da çocukların sorduğu sorular, ilk başta safça, anlamsız gelebilir okura. Hatta üzerinde biraz düşününce her sorunun temelinde önemli ‘izler’ olduğunu görecektir. Bir başka yerde ise şunları okuruz. “Düşün, üç yaşında, hiçbir şeyden haberi olmayan bir çocuğu nasıl sınarsın ki? Peki, Tanrı’nın her şeyi bildiğini kabul edelim, o halde neden bu dünyayı içinde kötü ve iyi şeyler olmadan yaratmadı?    …Rahibin söylediğini hatırlamıyor musun? Elma, Adem ile Havva’nın daha fazla şey öğrenmesini sağlayacak bilgiyle donatılmıştı. Tıpkı Tanrı gibi onlar da iyilik ve kötülüğü bileceklerdi. Tanrı onları bilgiye ulaşmak istedikleri için cezalandırdı.” (s/233)  

Romanın çözümü etkileyicidir. Küçük Antonio ölümden kıl payı kurtulur. (Neden acaba?) Ultima bir kez daha görevini yapar. Her şey yerli yerine oturmuştur artık. Doğanın  içindeki gizli ve büyülü ‘el’ yeni sahibini bulmuştur.

“Kutsa Beni, Ultima”, yazarın önsözde de belirttiği gibi,  “…otobiyografik unsunlar taşır.” Yerel inançlar, çok tanrılı dinler, kadim dönemden günümüze kadar azalarak da olsa gelmiştir. Yazar bu gerçekten hareketle romanı kurguluyor, konuyu kültürler çatışkısı üzerine yoğunlaştırıyor. Hemen söyleyelim, roman tam anlamıyla felsefe ile din çatışkısı üzerine yazılmış sıkıcı ve karmaşık bir anlatıma sahip değil. Hatta yazarın böylesine ‘hassas’ konuları edebiyatın koruyucu kalkanı içinde ele aldığını, sağa sola çok fazla sataşmadığını, olabildiğince yalın ve anlaşılır bir dille yazdığını belirtelim.

Pagan kültürü, Şaman inancı üzerine edebi bir metin okumak isteyenlere salık verilir.

Tufan Erbarıştıran
tufan_1921@hotmail.com       

Rudolfo Anaya
Kutsa Beni, Ultıma
Roman – 306 sayfa
Can Yayınları
Mayıs – 2007



Animizm
http://www.bilgilik.com/makale/tarih/dinler_tarihi/animizm_odev.html

Animizm, doğada insan ruhuna az çok benzer ruhlar bulunduğunu kabul eden dindir. Ruh, sadece insanda yoktur. Canlı cansız her şeyin ruhu vardır.

İnsan, teolojik hale fetişizm ile başlamış, buna iyi ve kötü ruhları sokmuştur. Sonra çoktanrıcılığa geçmiş daha az ama daha kudretli ruhları işin içine katmıştır. Ardından bu tanrıları tek bir tanrıda birleştirerek tektanrıcılığa geçmiştir.

İlkel insana göre ruh, bedene veya bedenin belli parçalarına bağlıdır. Can,insanın dışına çıkabilir ama bu halde bile bedeni yönetir. Can (dış can) çalınabilir, yenebilir, geri getirilebilir, bazen yamanabilir, onarılabilir ya da yerine başkası konabilir.

Kişiliküstülük, sadece bedende değil onun attığı salgılar, saç, tırnak, sperm, idrar gibi bütün atıklarında da bulunur. Onun için bu atıkların kötü niyetli bir başkasının eline geçmemesi için herkes bunları saklar. Hatta bazen buna ayak izi bile eklenir.

Kişinin gölgesi, sudaki aksi ve resmi, kişiliğine dahil nesnelerdir. Bu nedenle hemen tüm ilkel toplumlarda insanlar, resimlerinin yapılmasına karşı çıkarlar. Hatta insanın ismi bile bu listeye dahil olabilir. Bazen giysi de kişiliğe ait sayılır.

Hayatın özü olan can, bedeni terkedince, insan ölür. Bununla beraber ruhun bedende kaldığına ve yaşayanlardan öç alabileceğine inanıldığından, cesede büyük saygı ve özen gösterilir. Ölüler, bu alemin tam tersi bir alemde yaşamaktadırlar. Buradaki her şeyin tersi, ölüler aleminde geçerlidir.

Ölülerin öbür alemde yaşadığına inanılır. Bu düşünce, hemen hemen evrenseldir. Yine bunun gibi evrensel olan bir başka düşünce ise ölülerin de öldüğüdür. Onlar için geçerli bir sonsuz hayat yoktur.

Animizmin başlangıcı, ruhun öldükten sonra varolduğu düşüncesidir. Böylece ruh, insanların etrafında dolaşan, onlara müdahale eden doğaüstü bir hal alır. O zaman bu ruha adaklar adamak, dualar etmek, kurbanlar kesmek eylemleri başlar ki bunlar dinin temel öğelerindendir.

Zamanla sadece insanın değil, hayvanların ve bitkilerin de ruhları olduğuna, bunların da insanları iyi-kötü yolda etkilediğine inanılarak, bunlara da tapılmaya başlanmıştır. Böylece, önce atalarının ruhlarına tapan insanlar, daha sonra doğaya tapmaya başlamışlardır. Her nesnede ruh olduğuna inanılmasıyla, insanlarda canlı-cansız ayrımı kalkar.

Bu dinin mistik yanını Levy-Bruhl şöyle anlatıyor: "İlkel zihniyetin müşterek tezahürlerinde nesneler, varlıklar, olaylar, bizim için anlaşılmaz bir şekilde hem kendileri, hem kendilerinden başka şey olabilirler. Yine aynı anlaşılmaz şekilde bir takım kuvvetler, meziyetler, mistik hareketler neşreder veya alırlar ki bunlar oldukları yerde kalmaya devam etmekle beraber, kendilerini yine de bulundukları yerin dışında hissettirirler."

Maddi alemin dışında, manâ alemi düşüncesini geliştirmişlerdir ki mistik yan budur. Bu insanların ibadetlerinin amacı; manâ ile temasa hazırlıksız oldukları zaman, kendilerini ondan korumak ya da hazır oldukları zaman manânın daha fazlasını benliklerinde tutmaktır.

Rahip, manâya tamamen sahip olan kişidir ve bunu istediği gibi kullanabilir. Tapınak ise manânın büyük miktarda toplandığı yerdir.

Mistik kuvvetler, doğada da vardır ve insan bunlara hakim olabilir: Bir takım sözler söyleyip, danslar edip, değişik karışımlar oluşturarak ya da bazı ufak heykelcikler yaparak. İşte büyü buradan doğmuştur.

Salomon Reinach’a göre büyü, Animizm’in tekniği ve stratejisidir. Bazı nesnelerde büyülü bir kuvvet vardır; felaketi kovar ve mutluluk getirirler. Büyünün iyi tarafı (rahipler yapar) ve kötü tarafı vardır (büyücüler yapar).

Bu inanışşa göre, resmin, heykelin, dansın, müziğin, bütün güzel sanatların ana kaynağı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Animizm’dir.
 

Rudolfo Anaya

1937 yılında New Mexico, Las Pasturas'ta doğdu.  Devlet okullarında öğretmenlik yaparken üyesi oldupu toplumun sözlü anlatım geleneğini yaşatmak için yazmaya başladı.  İlk kitabı Kutsa Beni, Ultima ile 1971 Quinto Sol Ulusal Chicano Edebiyat Ödülünü aldı.  Daha sonra Alburquerque ile PEN Center'daki roman dalındaki ödülü aldı.  New Mexico Üniversitesi İngilizce öğretmenliğinden emekli olan Anaya'nın diğer yapıtları arasında Zia Summer, Rio Grande Hill ve Shaman Winter bulunmaktadır.

 

KUTSA BENİ, ULTIMA

Kutsa Beni, Ultima, Chicano edebiyatının başyapıtı.

Hastaları iyileştirme gücü taşıdığına inanılan bir şaman olan Ultima yaşamına girdiğinde, Antonio Márez altı yaşındadır.

Antonio, Ultima’nın bilge kanatları altında, kendisini halkına bağlayan ve pagan geçmişine uzanan bağları keşfedecek; onu yeryüzünün gizemleriyle tanıştıran, ruhunun doğumuna güç veren Ultima’yı yaşamının en önemli dönemeçlerinde hep yanıbaşında bulacaktır. Antonio bir inanç ikilemiyle karşı karşıya kalır:

Hangi tanrı daha bağışlayıcı, insan yüreğine daha yakındır? Katolik Kilisesi’nin Tanrı’sı mı, yoksa toprağın ve göklerin pagan tanrıları mı? Meksikalı Amerikalıların yaşamını konu alan Chicano edebiyatının babası sayılan Rudolfo Anaya, hem pagan inançlarla tek tanrılı dinleri sorguluyor, hem de sözlü anlatı geleneğini yazıya dökerek yeniden canlandırıyor. Handiyse büyülü bir dille yazılmış olan Kutsa Beni, Ultima, Chicano edebiyatının başyapıtı.

Kutsa Beni, Ultima
Rudolfo Anaya
Çeviren Ayşe Yüksel
Baskı Tarihi: Temmuz 2007
Özgün dili: İngilizce
Özgün Adı: Bless Me, Ultima
Etiket:  17,00 YTL
Yayına Hazırlayan: Pınar Savaş
 


http://www.cumok.org/html/cumok/antalya/cumokyazilari/050408ydikbas.htm

  3 Şubat 2005 tarihinde ABD’nin Colorado kentindeki bir lisede, “Bless Me, Ultima” (Kutsa Beni, Ultima) adlı bir kitap, paganizmden söz ettiği için imha edilmek istendi. Okulun kütüphanesinde bu kitaptan toplam iki düzine bulunmaktaydı. Kitapları toplamaya gelen polis başkomiserine öğrenci velileri, kitapların imha edilmeyip kendilerine verilmesini, kendilerinin bu kitapları yakmak istediklerini bildirdiler.


Şamanizm
http://www.dunyadinleri.com/samanizm.html

Şamanizm, insanlığın belki de en eski dinlerinden biridir. Temel olarak sihir ve büyüye dayanır. Her hangi bir kurucusu veya kutsal kitabı olmadığı gibi ortaya çıkış tarihi de belli değildir.Şamanizm ' in köken olarak anaerkil dönemde ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.. Yakutlarda erkek Şamanlar özel cübbeleri bulunmadığı zamanlarda kadın entarisi giyerek ayin yaparlar. Şamanların çoğunun saçlarını uzatma nedenlerinden biri de budur

İnanç ve İbadetleri

Şamanist inanca göre dünya, gök, yeryüzü ve yeraltı olmak üzere üç kısma ayrılır. Altay Türklerine göre "Aydınlık Alemi", yukarıdaki dünyayı yani gökyüzünü Tanrı Ülgen'le ona bağlı iyi ruhları temsil eder.Yeryüzünü, yani "Orta Dünya"yi insanlar oluşturur. Yer altı dünyası olan "Aşağıdaki Dünya"yı ise Tanrı Erlik ve ona bağlı kötü ruhlar oluşturur. İyi ruhlarla ilişki kurup, iyilik yapan Şamanlara ak-Şaman, yeraltı ruhlarıyla konuşup, Erlik 'in hizmetinde olanlaraysa kara-Şaman denir.

Eski Türklerin de inandığı din Şamanizm ' di. Bu Şamanizm,Yakutlar ve Altaylar'da yaşayan ilkel Şamanizm aşamasını bir süre sonra geride bırakmış, gelişmişti. Avcılık ve ilkel tarımla dar bir bölgede yaşayan boyların inanışlarıyla, büyük devletler kuran, Çin Duvarı ' yla Bizans arasına yayılmış halkların inanışları aynı kalmamıştı.

Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta-Asya Şamanizm ' inin temelleri Gök-Tanrı, Güneş, yer, su, atalar ve ocak (ateş) kültleridir.Bu bağlamda Asya halklarının inandığı Şamanlığın temelinde insan ve doğanın birlik ile beraberliği ve uyumu düşüncesi yer alır. Evren,dünya,insan,hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür. Dünya ve Gök,yaratma eylemini birlikte işbirliği halinde gerçekleştirmektedir. Bunlar bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından ötürü kutsaldır. İşte bu yüzden Asya 'nın Şamanist göçebe halklarında Gökle Yer Su'yu sayma ve bunlara saygı gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturmaktadır. Dağın eteğinde ya da zirvesinde, nehrin ya da gölün kıyısında, yolun ya da atın bağlandığı direğin yanında, bir göçebenin kutsamayla eylemleri, tüm yaşamın ortak bir bilinci paylaştığı doğaya dönüktür.

Şamanlıktaki bir diğer inanışta, insan neslinin sonsuz bir şekilde devamlılığı düşüncesi. Şamanist olan birisi kendini, baba, dede, ve atalarına ait olan bir hayatın devamı olarak görür, bunları bilir ve sayar (Atalar kültü). Bununla birlikte, söz konusu bu insan aynı zamanda kendi geleceğini de sonraki nesillerde görmektedir, ki bu durum varoluşun ana anlamıdır. Bundan dolayı bu insanin görevi çocuk ve torunlarına toplumun en iyi yanlarını aşılayarak yetiştirmek ve hayata hazırlamaktır


Şaman Kimdir? Kimler Şaman Olabilir?

Şaman dininin ayin ve törenlerini yapan, ruhlarla insanlar arasında aracılık eden kişiye Şaman denir. Şaman sözcüğü Türkçe kökenli değildir. Türkler Şaman yerine kam sözcüğünü kullanırlardı. Avrupa'da 18.yüzyılda kabul edilen Şaman sözcüğü, Rusların, Kuzey Sibirya'da Tunguzlardan öğrendiği bir sözcük. Aslında bu sözcüğün kökeni hâlâ tartışmalı. Bazı bilim adamları sözcüğün Pali dilinde bulunan "şamna" olduğunu, Sanskritçe'de bulunan "çramana" ile aynı kökten geldiğini ileri sürüyorlardı. Bazıları da bu sözcüğün Mançu ' ca olduğunu,"zıplayan,dans eden" anlamına geldiği görüşündeler. Bir başka teori de Şaman sözcüğünün Buda inanışına ait bir sözcük olduğudur. Firdevsi'nin sehname'sinde geçen "Semen" (Buda rahibi) sözcüğü dolayısıyla Şaman sözcüğünün Hindistan kökenli olduğu söylenir.

Kasgarlı Mahmut'tan öğrendiğimize göre kamlar, Müslüman Türkler zamanında da unutulmuş değil. Divan-i Lugat-it Türk'te "Kamlar kamik arvisti: kamlar (ayin sırasında) anlaşılmayan bir takım sözler söyledi." gibi cümlelere rastlanmaktadır. Benzer biçimde Balasagunlu Yusuf Has Hacib, "Kutadgu Bilig" adli eserinde kamlarla hekimleri (otacıları) bir tutmuş, ikisini de insanlar için yararlı isler yapan kişiler olarak göstermişti. Bir yerde söyle der: "Kerek tut otaçi, kerek kam, öligligke her giz asig kilmaz em. (Gerek hekim tut, gerekse kam, eceli gelene ilaç fayda etmez.)

Şaman (kam), tanrılar ve ruhlarla insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan kişidir. İnsan, ufak tefek ruhlara, aileyi koruyan ateş ve iyi yer-su ruhlarına bizzat kurbanlar ve saçılar sunabilirse de, kuvvetli, hele kötü ruhlara doğrudan başvuramaz. Kötü ruhlar insanların en büyük düşmanlarıdır. İnsanlara ve hayvan sürülerine hastalık göndermek suretiyle kurban isterler. Bunların istediklerini yerine getirmek gerekir. İnsanlar onların ne istediklerini bilmezler. Ne istediklerini ancak gücünü göklerden ve atalarının ruhlarından alan Şamanlar bilir.

Şamanlık bilgisi öğrenmekle elde edilemez. Şaman olmak için belli başlı bir Şamanın neslinden olmak gerekir. Kimse Şaman olmayı istemez, ancak geçmiş ataların ruhundan biri, Şaman olacak torununa musallat olur; onu Şaman olmaya zorlar. Bu hale Altaylılar "töz basıp yat" (ruh basıyor) derler. Ata ruhu musallat olan adam Şamanlığı kabul etmezse deli olur.

Şaman Davulu

Bugün Rusya Federasyonu içinde yer alan Hakasya 'da Şamanizm hâlâ canlı tutuluyor. Hakasyalı bir araştırmacı olan Katanov, Minusinsk Tatarlarından aldığı bilgilere göre Şaman davulunu anlatır. Buna göre davulun önemli üç bölümü vardır: içi, dışı ve tokmağı.

Davul, bir arşın çapındadır. İskeleti genellikle sepet yapımında kullanılan söğütten yapılır ve at derisiyle kaplanır. Davulun içinde dikey olarak duran sapı genellikle kayın ağacından yapılır. Sapta mars denilen, kamın yer altı dünyasında yaşayan erliklerin lideri Erlik Han 'a ulaşmasını sağlayan on iki delik bulunur.

Deliklerin arasındaki kabartmalar, kamın uçarak ya da yürüyerek geçmek zorunda olduğu dağ sıralarını temsil eder. Sapın üst kısmında, enlemesine kamın kendisinin ya da hastasının düşmanlarını püskürttüğü yay kirişi olarak adlandırılan sopa bulunur.

Bu demir sopaya hastanın içindeki kötü ruhları kovan on sekiz kadar demir çıngırak bağlanır. Ayrıca, kamın habercilerini temsil eden iki çan da demir sopaya bağlanır. Davulun üst kısmında hastanın düşmanlarını temsil eden dört ya da altı demir kanca tutturulmuştur. Demir sopaya kamın kudretini simgeleyen bez parçalari asılır. Bu bez parçaları genellikle kamın hastaları tarafından bağlanır. Erlik Han'a herhangi bir hayvan adandığında bu hayvana demir sopadan alınan iki üç bez parçası bağlanır. Adak hayvanın boynunda asılı duran bu bez parçaları onu kötü güçlerden korur.

Davulun üst kısmında yedi renkli gökkuşağı tasvir edilir. Gökkuşağının iki ucundan da, iki geniş kare şeklinde merdiven sarkar. Bu merdivenle kam, Kan Kuday'in huzuruna çıkmak için gökyüzüne yükselir. Kan Kuday'in önünde beyaz boyayla çizilen iki kayın ağacı vardır. Kam, gökyüzüne yükselerek Kan Kuday'dan hastayı iyileştirmek ya da ya da öldürmek için emir alır. Gökkuşağının altında ışık saçan iki daire vardır. Ayrıca 14-18 kadar yıldız bulunur. Merdivenin üst kısmındaysa beyaz renkle yedi dağ kızı resmedilmiştir. Bu kızlar eğer ruh erkekse onu uzaklaştırmada kama yardım ederler. Kız figürlerinin yanında iki kuş tasviri vardır. Kam bu iki kuşla göğe yükselir. Davulda bundan başka kırmızı renkte at, süvari ve keçi bulunur. Kızıl at üzerindeki Kızıl süvari, erliklerden biri olan Kızıl adakların basında gider. Beyaz renkle çizilen beyaz at üzerindeki atlı Kuday'a gider. Davulun ortasındaki üç çizgi bu dünya ile öte dünyayı ayıran bir tabakadır. Davulun alt tarafında, kutsal koyunları himaye eden kurbağa resmi vardır. Ayrıca on sıradağın ardında, kara ve altın denizin kıyısında yaşayan hayvanları sulamak için altın oluğu ve at bağlamak için altın direkleri bulunan Erlik Han ' ın kötü ruhları yargıladığı yere götüren yılan ve kertenkelenin resmi yer alır. Bu deniz doğudadır, kurbağa, yılan ve kertenkele, koyunlara dokunmak isteyen kötü ruhları korkutur. Aynı şekilde su iyelerini temsil eden iki balık tasvir edilir. Balıkların iç hastalıkları iyileştirdiğine inanılır. Eğer kam kötü ruhlardan daha güçlüyse onları dağ ruhlarının Haninin yaşadığı dokuz denizin sonuna kadar sürebilir, eğer kam zayıfsa, yolun yarısından döner ve balık hastayı yeniden alt eder. Bunun dışında davulun üzerinde kötü ruhların yaklaştığını kama haber veren kara ve ala renkli iki köpek resmi vardır.

Davulun alt tarafında yedi at ve yedi insan tasvir edilir. Bunlar Erlik Han ' ın hizmetçileridir. Bütün kötülükler yeraltı dünyasında yasayan Erlik Han'dan kaynaklanır. Davulda yine kırmızı renkle kama kamla mayi öğreten kam resmedilmiştir. Öldükten sonra kaynayan denize doğru gittiği düşünülen kam tasvirinin uyuz hastalığını tedavi ettiğine inanılır. Davuldaki tavşan resmi, kamın aletlerinin koruyucusunu simgeler.

Davulun üzerinde "meme" diye adlandırılan altı kabartı vardır. Bunlar kamın aletlerinin koruyucusu sayılan ruhu besleyip koruma işlevini üstlenir.

Bir önemli öğe de tokmaktır. Tokmak, ya tavşan derisiyle kaplanarak söğüt dalından; ya geyik kemiği ya da boynuzu ya da kayın ağacından yapılır. Tokmağın sapına hastaya gelen kötü ruhları kovmak için kamçı görevi üstlenen bez ve deri parçaları yapıştırılır.

Şamanlar ayin yapmak için davul kullanırlar; fakat zaman zaman bunun yerini kopuzun aldığı da görülmüştür. 11.yüzyıl tarihçilerinden Gardizi, eski Yenisey Kırgızları ' nın Şaman ayinlerinde saz çaldıklarını söyler. Eski Oğuzlarda, İslam ' ın kabulünden sonra Şaman geleneklerini sürdüren ozanlar kopuzu kutsal saymışlardır. Sözgelimi, Dede Korkut her öykünün sonunda kopuzuyla gelir, ad verirken, dua (alkış) ederken kopuz çalar.

Şaman davulunun asıl kısmı olan ağaç ve demir parçalar asla değiştirilmez. Derisiyse değiştirilebilir. Biri ölen evde bulunan davul, Erlik'in elçisi Aldaçi'nin yaklaşmasıyla kirlenmiş ve kuvvetini kaybetmiş sayılır. Kirlenmiş ve kuvvetini kaybetmiş davulların derisi derhal değiştirilir. Tedbirli davranmak isteyen Şamanlar ve ev sahipleri, hastanın öleceği anlaşıldığı zaman Şamana ait eşyaları evden çıkarırlar.

Her davul Şamanın ölümünden sonra ormana götürülüp parçalanır ve bir ağacın dalına asılır. Şamanın ölüsü de bu ağacın dibine gömülür.

Şaman Giysisi

Şaman için davuldan daha önemli bir şey varsa o da Şaman giysisidir. Geleneğe uygun bir elbise hazırlamanın zor geldiği kamlar, ruhların özel izinleriyle birkaç yıl cübbesiz ayin yaparlar. Fakat cübbesiz kamlar kötü ruhlara karşı fazla cesaret gösteremezler. Bunun için kamlar ne yapıp edip Şaman kıyafeti edinirler. Şaman, cübbe ve davulunu kendi arzu ve isteğiyle değil, hizmetinde bulunduğu ruhun emir ve ilhamına göre yaptırır. Cübbe ve davulun nitelikleri ve biçimi, süsleri bütün ayrıntılarıyla bu ruh tarafından belirlenir. Ruhun istediklerinden en ufak biri bile eksik kalsa cübbe ve davul ayin yapmaya yaramaz. Giysi hazırlandıktan sonra özel bir törenle ruhların beğenisine sunulur.

Şaman cübbesi gelenek olarak otuz parçadan yapılmış sayılsa da gerçekte altmışa yakın çok çeşitli parçaya sahiptir. Cübbenin asıl kısmı maral ya da beyaz koyun derisinden yapılan ceketten ibarettir. başka parçalar bu cekete dikilir. Bu parçalar Şamanların ruhlar dünyasında bulunduğunu düşündüğü varlıkların sembolleridir. Sözgelimi cübbenin yakasından sallanan dokuz küçük kukla Ülgen'in dokuz kızını, küçücük cübbeler onların elbiselerini temsil eder. Kötü ruhlarla mücadelede kullandığı "manevi" yayın ve diğer silahların sembolleri, küçücük yay ve çıngıraklardır.Kötü ruhların fısıltılarını dinlemek için kulak, ay, güneş yıldızlar, Erlik dünyasında yaşayan kurbağalar, yılanlar cübbede tasvir edilir.

Şamanın cübbesiyle birlikte külahı (börk)da hazırlanır. Külahın esas kısmı üç karış uzunluğunda kırmızı kumaştan olur, etrafına da üç tane düğme konur. Astarı kaba ve adi kumaştandır. Külahın üç yerine vaşak derisi dikilir; bunlardan biri göz, biri alın ortası biri de ense hizasına konur. Böylece Külahın üç kısmı olur ki buna "üç üyelüü kuspörük" (üç boğumlu kuskülah) denir.Göz üzerindeki kısma türlü türlü boncuklardan diziler konur. Her dizide beş boncuk ve ucunda bir yılan başı bulunur. Dizilerin sayısı 5,9 ya da 16 olabilir.

Günümüzde Şamanizm ve Diğer Dinlere Etkileri

Kitaplı dinler olarak kabul edilen dinlerin hiçbiri eski yerel inanışların etkisinden kendilerini arındırabilmiş değil.Dünyanın her yerindeki Hıristiyanlığın ya da Müslümanlığın farklı olmasının en önemli nedenlerinden biri eski inanışların bu dinlere eklenmiş olması.

İslam dinini kabul etmiş Türkler için de bu durum geçerliliğini korumakta.Türklerin inanışlarında bugün bile Şaman geleneğinin izlerini görmek olası. Müslüman olan Oğuzlar, Dede Korkut öykülerinden anlaşıldığına göre Şaman geleneklerini korumuşlardı. Matem töreninde ölünün bindiği atin kuyruğunu keserek kurban etmek, ağacı kutlu saymak gibi gelenekler bunlardandır. Ayrıca uzun ömürlü olması, daha önce ölen çocuklar gibi ölmemesi için çocuklara Yasar, Durmuş, Duran,Satılmış, Sati gibi isimlerin konması, türbelere adak adanması, dilek ağaçlarına çaput (bez parçası) bağlanması gibi adetler bu kapsamda değerlendirilir.

Şamanizm günümüzde Türkler ve diğer Orta Asya halklarının hayatını değişik oranlarda etkilemeye devam etmekle birlikte halen Orta Asya ' da başlı başına bir din olarak devam etmektedir. Tatarların bir kısmı Özellikle Hakasya Türklerinin hemen hemen tamamen Şamanisttir. Günümüzde Rusya, Moğolistan, Tacikistan,Kazakistan gibi ülkelerde Şamanist topluluklara rastlanmaktadır. Sayıları gittikçe azalmakla birlikte günümüzde yaklaşık olarak 650.000 kadar taraftarı olduğu tahmin edilmektedir.