Coetzee
Kötü Bir Yılın Güncesi

J. M. Coetzee

share
 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

05.12.2012


  Editörün Notu:  2003 yılında Nobel edebiyat ödülüne lâyık görülen J.M. Coetzee'nin "Kötü Bir Yılın Güncesi" adlı kitabının her sayfası üçe ayrılmıştır.  Sayfanın birinci bölümünde, kitap kahramanı Senor C.'nin "Çarpıcı Fikirler" adı altında topladığı makaleler ele alınır.  Sayfanın ikinci bölümünde ise yazarın kitabını daktilo eden Anya'ya duyduğu örtük cinsel eğilimi, üçüncü bölümde ise Anya'nın dünyası  ile yazarı dolandırmaya çalışan sevgilisi, yeni nesil fırsatçı iş adamı anlatılır.  Yazarın denemelerinde işlediği  birey-devlet, kadın-erkek ilişkileri, demokrasi, aperheid, utanç, şerefsizlik, suç, ceza, yürek güzelliği, şefkat gibi konularına paralel olarak aynı sayfa içinde üçlünün özel hayatı akar gider.

  Coetzee'den 'Kötü Bir Yılın Güncesi'
ntvmsnbc

DOSTOYEVSKI'YE BENZETİLEN YAZAR

J. M. Coetzee, 1940’ta Güney Afrika’nın Cape Town kentinde doğdu. Avukat bir babayla öğretmen bir annenin oğlu olan Coetzee, Cape Town Üniversite­si’ni bitirdikten sonra Teksas Üniversite­si’nde edebiyat doktorasını tamamladı, 1972’de Güney Afrika’ya dönerek Cape Town Üniversite­si’nde ders vermeye başladı. İki uzun öyküden oluşan ilk romanı Dusklands 1974’te yayınlandı. Coetzee, bu yapıtında, Vietnam’daki Amerikalılar ile Güney Afrika’daki Hollandalı yerleşmeciler arasındaki koşutlukları irdeliyordu.

Yazarın 'Barbarları Beklerken' adlı romanı, 1980’de Güney Afrika’daki büyük bir saygınlığı olan Central News Agency Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Dostoyevski'ye benzetilen yazar İngiltere’nin en saygın edebiyat ödülü olan Booker Ödülü’nü ise 1983’te 'Michael K: Yaşamı ve Yaşadığı Dönem' adlı romanıyla, 1999’da da 'Utanç' adlı yapıtıyla, iki kez aldı. Aynı zamanda önemli bir deneme yazarı olan Coetzee, "politik yazar" nitelemesinden uzak durmak amacıyla, romanlarında Güney Afrika’yı yalnızca çağrıştıran coğrafî ve politik konumlara yer veriyor, en duyarlı politik sorunları kendi politik gündemini dayatmadan ele alıyor. Coetzee, 2003’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer bulundu.


Berkeley Notları
 http://berkeleynotlari.blogspot.com
Artun Kendirli zaman: 06:25

8 EKIM 2011 CUMARTESI

"kötü bir yılın güncesi '' Avustralya birçok bakımdan gelişmiş bir demokrasi.Aynı zamanda siyasi sinikligin ve siyasetçileri hor görmenin de alıp başını gittiği bir ülke.Fakat bu siniklik ve hor görü düzene gayet güzel uydurulmuş.Düzenle bir derdiniz varsa ve onu değiştirmek istiyorsanız,der Demokratik tez,bunu düzen dahilinde yapın.siyasi görev için adaylığını koyun, kendinizi yurttaşlarınızın yakın incelemesine ve oyuna bırakın. Demokrasi,demokratik düzen dışında siyaset yapmaya izin vermez. Demokrasi bu bakımdan totaliterdir. '' (Demokrasi Üstüne - Kötü Bir Yılın Güncesi)

Kötü Bir Yılın Güncesi (the Diary of the a Bad Year) Nobel Ödüllü J.M.Coetzee den bir deneme kitabı...

Eni konu bir kurgusu olmadığından bir roman diyemeyiz.Coetzee,ana karakteri Senior C marifetiyle kendini ihtiyar bir yazar olarak yeniden üretiyor.Senior C aynı Coetzee gibi Güney Afrika doğumlu Avustralya'da yaşayan yaşlı bir yazar-akademisyen.  Amerika'da edebiyat eğitimi almış, Avrupa'da bulunmuş fakat ihtiyarladığı için hayatının son demlerinde münzevi ve yalnız bir hayata mahkum olmuş birisi.Almanyalı bir yazar arkadaşı,günümüz sosyal ve politik meselelerine ilişkin bir fikir kitaba katki yapmasını isteyince hemen bu işe girişiyor. Yaşadığı apartmandan genç ve güzel Anya ile tanışıyor.Anya kendisine kitabın daktilo edilmesinde yardımcı oluyor bu arada ikili arasında, bazen seslendirilen bazen de hissedilen etkili bir bag oluşmaya başlıyor.Diğer yan karakter Alan ise Anya'nın sevgilisi; bir borsacı...

Senior C nin yazmaya giriştiği kitap Çarpıcı Fikirler,günümüzün politika, demokrasi, apartheid, Irak işgali gibi meselelerinin yanında müzik, kadın erkek ilişkileri, utanç gibi farklı konulardaki deneme yazılarından oluşuyor.  Bu denemeler Coetzee'nin kendi görüşleri ve hayata bakışı aynı zamanda.Coetzee günümüzün en önemli romancılarında biri olduğu kadar önemli bir ''fikir adamı'' olduğunu bir kez daha görüyoruz.  Senior C nin ağzından aktardığı fikirler ilham verici...

'' Gönül,haysiyetini yitirmektense ölmeyi yeg tutanlara biraz saygı duymak ister,ama konu İslâmcı intihar bombacıları olunca,ne çok olduklarını,dolayısıyla(Öteki'nin kitlesel zihniyetine dair Batının bildik önyargısını dışa vuran,belki de fena halde yanlış bir mantık yürütmeyle)hayata ne kadar az değer vermiş olduklarını gördükten sonra o saygıyı korumak zorlaşıyor.Bombalı intihar eylemlerini Amerika'nın (ve Israil'in)güdüm teknolojilerindeki rakiplerini fersahlarca geride bırakan başarılarına biraz da umutsuzlukla nitelendirilebilecek bir tepki olarak düşünmenin belki bu ikileme faydası olabilir.ABD'nin savunma yüklenicileri şu an Amerikan personelinin birfiil hazır bulunması gerekmediği ve yüz kilometre ötedeki bir savaş gemisinde,hatta Pentagondaki bir harekat odasında oturan teknisyenlerce elektronik olarak yönlendirilen robot askerlerin(insan olan)düşmana ölüm yağdırdığı bir geleceğin görkemli savaş alanı üstünde çalışıyorlar.Böyle bir hasım karşısında umarsızca ve savurganca ölüme atılmaktan başka nasıl korunur haysiyet? '' (Güdüm Sistemleri Üstüne)

Farklı tarzları denemeyi seven bir yazar Coetzee.Kitabı saf bir deneme fikriyat kitabı olarak kurgulamaktansa yenilikçi bir işe girişiyor.Kitabın her sayfasında üçe ayrılmış bölümler halinde, önce Senior C nin kitabı için kaleme aldığı denemeler;ardından Senior C nin kendisi ve Anya ile ilgili düşüncüleri ve diyalogları,üçüncü bölümde ise Anya'nın kendi ''dünya''sı...

'' Dünyanın her yerinde,evrende adalet olmadığını kabule yanaşmayarak tanrılarını Amerikaya,milletler hukukunun menzili dışında olduğunu ilan etmiş bir Amerika'ya karşı yardıma cagıran insanlar olmalı.Bedduacılara göre,tanrılar bugün veya yarın cevap vermeseler de bir iki kuşak sonra harekete geçmelerine engel değil bu.Dolayısıyla yakarışları aslında bir lanet:Bize yapılan haksızlıgın anısı silinmesin,gelecek kuşaklarda bile olsa suçlu cezasını çeksin.

William Faulkner'da da derinden derine bu izlek vardır:Toprağın Kızılderililerden çalınması veya kadın köleler yapılan tecavüzler kuşaklar sonra umulmadık biçimlerde gün yüzüne çıkarak zalime musallat olur.Lanetin mirasçısı, geriye baktığında hazin hazin başını sallar.Onları güçsüz sanırdık,der.o yüzden bunları reva gördük:şimdi anlıyoruz ki meğer güçsüz değillermiş.

''Suçlulukta trajediyi biçimlendiren şey'' der Jean P'erre Vernant,''bütün bir ırka yamanmış ve bir kuşaktan öbürüne kaçınılmazcasına aktarılan bir leke olarak kadim dinlerin günah kavrayışıyla... suçlunun hiçbir baskı altında olmaksızın bilerek suç işlemeyi tercih eden bağımsız bir birey olarak tanımlandığı hukuktaki yeni anlayış arasındaki sürekli çatışmadır. '' (Lanet Üstüne)

Coetzee yi nasıl bilirdiniz sorusuna bir bilenin cevabı ise:J.M. Coetzee, kazandığı Booker Ödülleri'ni almaya bile gitmeyecek kadar içine kapalı bir yazar. Rian Malan onu şöyle anlatıyor: "Coetzee bir keşiş gibi disiplinli ve ölçülü yaşar. İçki ve sigara içmez, et yemez. Formunu korumak için bisikletle kilometrelerce yol yapar. Her sabah en az bir saatini çalışma masasının başında geçirir." Yine başka bir meslektaşı, Coetzee'yle çalıştığı 10 yıl içinde onun sadece bir kez güldüğünü görmüş. Birkaç kez Coetzee'nin de bulunduğu yemek davetlerine katılan bir tanıdığı ise davet boyunca ağzından tek sözcük çıkmadığını belirtiyor.''

> Coetzee ''ilginç işler'' yapmayı seviyor.Son kitabı Summertime kendi biyografisini kurgusallaştığı eseri.Coetzee,hayatını kendisini yakından tanıyan beş kişiyle yapılan röportajlar üstünden kurgulamış.Otobiyografik roman veya Kurgulanmış Roman (Fictionalised autobiography) deniyor bu tarza...Yazdığı diğer otobiyografik eserleriyle birleştirilmiş ve hacimli bir kitap olarak Can Yayınları tarafından Taşra Hayatından Manzaralar adıyla tercüme edilmiş.Kitabı en kısa sürede okumayı düşünüyorum.

KÖTÜ BİR YILIN GÜNCESİ: BİLİNCE SAYGI, TİNSELLİĞE TUTKU

http://www.sabitfikir.com
Selim Yalçıner 18-11-2009


BİLGİNİN, YAŞLILIĞIN SEVGİ GEREKSİNİMİNİ KARŞILAMADAKİ YARARLARININ SORGULANMASI


J. M. Coetzee'nin 'Kötü Bir Yılın Güncesi'ni bir günde, gecede okudum. Hızla, anlattıklarının tadını kaçırmadan. İçeriğinin zengin yoğunluğunun keyfine vararak. Sunduğu sarsıcı düşüncelerin, zorlayıcı duyguların uzunca denebilecek aralarla okumayı kesmesinden zevk alarak. Büyük yazarlığın, düşünce ve duyguları bu denli açıklıkla ifade edebilmek olduğunu da anımsayarak. Aynı anda da, sevgi beklemenin ön koşulunun kendini sevmek –dünyanın merkezine koymak değil, olumlu olumsuz yanlarıyla kabul edebilmek, insanlara da, onların da iyinin ve kötünün aynı anda taşıyıcılığını yapabileceklerini kabullenerek yaklaşmak- olabileceğini unutmanın, ve de insanlar arasında hiyerarşiler yaratıp sonra bu yapıyı birden yıkarak sonuçlar elde etmeye çalışmanın ne denli hüzünlü bir uğraş olduğunun ayırdına vararak. Coetzee, yaşlılığın hüznünü evet, bilinç ve tinsellik arasında güçlü ve tartışmalı kaymalarla aktarıyor 'Kötü Bir Yılın Güncesi'nde.

Kötü Bir Yılın Güncesi, sayfalar bölümlere ayrılarak yazılmış. Önce yazar var. Almanya'da bir yayınevi, yazar, son adı Senor C.'den, her şeye ilişkin çarpıcı görüşlerini, diğer beş yazarla birlikte, istiyor. Yazarlar, ne yazacakları konusunda özgürler; ancak yazacaklarının sıradan, herkesin bildiği konulara çarpıcı yaklaşımlar getirmesi gerekiyor. Bu metafor, yazarlardan genelde bekleneni mi anlatıyor, okur bunu da düşünmek zorunda kalıyor. Evet, yazar, yazıyor. Sonra, elle yazdıklarının bilgisayarda metne dönüşmesi gerekiyor. Fazla ayrıntı verip de kitabı okuyacak olanların hevesini kırmayalım, Anya burada devreye giriyor. Yaşlı yazarın yazdıkları, yazarın düşündükleri, Anya'nın aklından geçenler bölümler halinde sayfalarda yansımaya başlıyor. Ve Anya'nın birlikte yaşadığı erkek arkadaşı Alan'la da tanışıyoruz. Olaylara, kişilere derin bakan yazarın, konu Anya olduğunda nasıl dönüşümler geçirdiğini, Anya'nın buna nasıl karşılık verdiğini, gelişmelere Alan'ın tepkilerinin ne olduğunu karakterlerimizle birlikte izliyoruz.

Heyecanlanarak beklediğimi, 76. sayfada buldum: Her üç bölümün aralarındaki ilişkinin en yüksek ya da en derin halini, zaman ve uzam aşan görkeminin soluk kesici ifadesini. Tam da bu arada, Suat Ertüzün'ün çevirisinin yüksek niteliklerini vurgulamamız gerekir; özellikle anlam'a verdiği önemi.

Gerilimlere yaşam veren ayrıntılara girmeyerek, Coetzee gibi Nobel (2003) ödüllü bir yazarın, kitabın sayfalarında en üstte yer alan 'yazar' görüşlerinin yoğunluğu, belirtildiği gibi çarpıcılığı hatta, insanları hiyerarşiye tabi tutan 'yazar düşüncelerinin aktarıldığı orta bölümle bilerek, taammüden, çelişkilendirilmiş. Mali danışman olan Alan'ın bilimdeki gelişmeleri, en üst bölümdeki 'yazar' yaklaşımlarına da çoğunlukla kaynaklık eden bir olgunlukla neredeyse ele alışı, beklenmeyen, umulmayan bir dönüşümü, ister istemez yansıtıyor. Tıpkı Anya'nın birden, akşamdan sabaha, poposunun etkileyiciliğini kullanmaktan keyif alan kadından, yaşlı bir adamın çaresiz sevgisine olağanüstü yüksek bir duyarlıkla karşılık veren anlayışlı insana dönüşmesi gibi. Çok acele. Nicel birikimin nitel dönüşüme yol açma hızını da fazlaca aşan bir biçimde. Nicel birikimin yeterince yaşanmamış olduğu duygusunu iyice güçlendirerek.

İnsanlar arası hiyerarşiden, birden, tüm karakterlerin büyük bir hızla birbirine yaklaştığı 'insan'a yöneliş, biraz geç ve aceleci olsa da, olumlu, ancak, Nobel demiştik, insan sevgisi demiştik, burada Orhan Pamuk'u anmadan geçmek, onun insan sevgisinin karakterlerine nasıl içselleştirilmiş olduğunu vurgulamadan; Usta Çetin Altan'ın örneğin 'Büyük Gözaltı'sındaki insan tanımının evrenselliğini belirtmeden devam etmek, haksızlık olur.

Bir başka haksızlık da; sıkça yaptığımız, büyük ve olumlu her şeyi dışımızda aramak, coğrafyamızın başka bir dizi etkenle –olumlu olumsuz- de beslenen geliştirici yanını görmezden gelmek olur.

 

  http://www.complete-review.com/reviews/coetzeej/diary.htm Muhtelif eleştiriler linki

The complete review's Review:

http://www.complete-review.com

Diary of a Bad Year looks like a challenge to the novel-form, presented with the pages divided into first two and then three parts, each a different narrative. In fact, it is fairly straightforward. The top part of the page is given over to essayistic pieces, the book's main character, an author, having been invited to contribute to a German book of Strong Opinions: "Six eminent writers pronounce on what is wrong with today's world". (Even in just describing the project Coetzee is able to make his small points: "The French rights are already sold, but not the English, as far as I know.") The first part of the book is dominated by these 31 short thought-pieces, on everything from bird flu to intelligent design, Guantanamo Bay to paedophilia. A second, shorter part, called 'Second Diary' continues in the same vein, though a bit more personally and generally, as if the author wanted to continue with this exercise even after he had completed the project he had signed on for.

Below these non-fiction pieces on each page comes the author's first-person account, concurrent with the pieces but on an entirely different track. It begins with him finding himself attracted to a neighbour, Anya, who lives with an investment consultant, Alan, and convincing her to do some secretarial work for him -- to type up the 'Strong Opinions'. As Alan later tells him: "You're a bit of a dreamer, Juan. A dreamer but a schemer too", and that combination is hard at work here, the old man letting himself get distracted by this attractive woman, dreaming and scheming (fairly effectively) how to make her part of his pretty sorry life. She knows the score, of course, but she's willing to go along with it.

Once Anya plays along and starts working for him her voice is added to the mix, a third narrative, more closely tied to the second as we are given his and hers perspectives. As if that weren't quite enough, Coetzee gives considerable amount of her space over to Alan and what he has to say about the whole thing, and, while everything Alan says is filtered through her, when it comes to what amounts to the central confrontation it's almost all his words.

The interesting dynamics are  at work here, and the reader, privy to both the author and Anya's thoughts throughout, without intermediation, gets a very direct view of the goings-on. The somewhat menacing figure of Alan, who goes so far as to install spyware on the author's computer and proves himself a schemer too in suggesting he take over the author's finances (without his knowledge) to everyone's benefit, shapes it all into an odd three-way relationship; it's Alan, too -- the figure not directly allowed his own voice -- who is at fault when all the ties are ultimately broken (or look to be broken).

The author is a Coetzee-like figure, slightly older (born in 1934, rather than 1940), but also from South Africa and now living in Australia, and also the author of a novel titled Waiting for the Barbarians. Anya generally refers to him as Señor C; " calling me Señor or perhaps Senior" is how he hears it, and, as in Coetzee's most recent novels, old-age preoccupations are again a prominent part of the book.

It is the essays that make up the bulk of the novel. The personal notes of the author and Anya rarely amount to more than a few lines each on each page. So what is Coetzee after ?

"Why is it so hard to say anything about politics from outside politics ?" the author wonders at the end of the first piece. "Why can there be no discourse about politics that is not itself political ?" That certainly seems part of what Coetzee is wrestling with -- and soon enough he has Anya complaining:

Write about cricket, I suggest. Write your memoirs. Anything but politics. The kind of writing you do doesn't work with politics.

She thinks he should: "Write about the world around you". He doesn't disagree, of course, not entirely, but he's not sure how to go about it -- and certainly not sure about letting politics go. Write about cricket ? "The fifth and last cricket test between England and Australia ended yesterday", he begins one of the pieces in the second part of the book -- the essays not meant for the German collection. It's a much more self-revealing piece -- confessional, even -- yet the political -- in this case specifically the contrast between the masses and individual (and his inability to be part of the masses, whether in celebrating a cricket victory or, of course, its more political manifestations) -- remains inescapable. Indeed, even as he stands apart from almost all of society, even as he stands very much alone and just makes these grand pronouncements and judgements on democracy and the events of the day and everything else he is painfully aware of his role as artist and individual, and constantly fighting feelings of inadequacy and futility in these roles.

Anya asks him why he doesn't write another novel -- "Isn't that what you are good at, novels ?" Tellingly it is in her section that this exchange is conveyed; on the same pages the author recounts his conversation with her about her use of birth control and having children. He claims not to have the endurance for novel-writing any longer: "It is too much for me as I am today." Anya thinks it's the better approach:

Still, I said, we have all got opinions, especially about politics. If you tell a story at least people will shut up and listen to you. A story or a joke.

Of course, Coetzee has it both ways here, propping up his opinions, as it were, with a story, offering a foundation which he might hope would get people to shut up and listen but also getting across his opinions without having to dress them up in fiction. Oddly, it's the story that turns out to be the novel's greater weakness. The old man's lust for the young woman and the way she plays along are fine but not sustained enough; the Alan-complications work well for a while -- yet another critical interpretation of the author -- but then veer off into the almost sensationally-simplistic.

The opinions themselves are often interesting and well-expressed, with Coetzee also short-circuiting criticism by having Anya and/or Alan raise objections, but it's an odd-lot collection that doesn't really add up to a whole. It's also hard not to read a certain condescension into them, especially as so much of the book seems preoccupied by the question of 'why bother ?' trying to explain and reason. His first audience, Anya, is intelligent but the appeal she has for the author is largely physical, and it's easy for him to essentially ignore her opinions. Yes, he's bothered by an inability to convey 'politics' etc, but what can he expect from her and the likes of her ? The distant, language-removed German audience might still be up to it, but Anya ? After all:

What benefit she derived from that international schooling is not clear. She speaks French with an accent the French probably find charming but has not heard of Voltaire. She thinks Kyoto is a misspelling of Tokyo. But Coetzee doesn't take himself too seriously, having some fun with how Anja sees it too:

Señor C has opinions about God and the universe and everything else. He records his opinions (drone drone) which I dutifully type out (clickety clack) and somewhere down the line the Germans buy his book and pore over it (ja ja).

And Coetzee does also have her wonder: "But what about me ? Who listens to my opinions ?", another variation of that fundamental question of his novel, of what matters (and who matters, and how voices can be heard and counted).

The very looseness of the essay-pieces -- fifty-five short essays that cover a broad range of subjects (even if certain themes do dominate) -- also make the disconnect with the author's (and Anya's) day-to-day lives (and relationship) seem more pronounced. This almost fragmentary presentation -- rather than one or a few sustained pieces -- underlines some of what is Coetzee is trying to convey, and certainly adds to the feel of the impossibility of getting an easy grasp on these questions, but it also lessens the impact of much of what Coetzee is arguing; inevitably the pieces feel more casual than they are.

The Anya-figure is also somewhat troubling, her voice at times seeming too much of a ventriloquist act. Coetzee's voice is meant to be behind the author's, but it's also sometimes hard not to see his as Anya's as well -- her account in fact his wishful thinking. Even when she sounds harshest about the author, it's hard not to get the creepy feeling that Coetzee is chastising himself, such as when he has Anya imagine:

There is a pair of panties of mine he pinched from the dryer, I'm sure of it. My guess is he unbuttons himself when I am gone and wraps himself in my undies and closes his eyes and summons up visions of my divine behind and makes himself come. And then buttons up and gets back to John Howard and George Bush, what villains they are.

There's also that conclusion, Anya having left Alan (and the author) but holding out the promise of a return and specifically that he won't die alone -- not holding it out to the author, who she doesn't want told about her plans, but, it seems, to Coetzee. (That this is also a book about dying also seems clear from the one essay which appears entirely on its own, the pages it appears on doing without either the author or Anya's accounts, 'On the afterlife'.)

Diary of a Bad Year is (somewhat surprisingly) a gripping read. The three-part presentation isn't an undue burden on the reader; the book can't be read like your usual novel, but it doesn't require that much more concentration or contortions to keep track of everything. Diary of a Bad Year is a novel of ideas, and the fictional threads running below the essays keep Coetzee's opinions from coming across as too much in-your-face, or forced onto the reader. And there is some overlap: the underlying story does add to the essay-opinions, even when Coetzee uses it to point out their weaknesses. He is not entirely successful, but it is one technique for trying to turn a writer's usual monologue into a dialogue.

If anything, Coetzee could have been more daring about it, pushing all parts of the novel harder than he does. Still, even as is Diary of a Bad Year stands easily above most of the fiction of the day, thought-provoking and entertaining both.

 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!