Kenzaburo Oe Kişisel Bir Sorun
Kenzaburo Oe


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

02.09.2015

 


 
  Editörün Notu: "Kendini kandırma zehrini bir kez tadan insanlar bir daha kendilerini asla kurtaramazlar.” (Kenzaburo Oe)  Yarı-otobiyografik ögeler taşıyan Nobel ödüllü Kenzaburo Oe’nin “Kişisel bir Sorun” adlı eseri, egzistansiyalist bir anti-kahraman olan Bird’ün özürlü bir çocuk sahibi olduğunda geçirdiği savrulmaları ele alır. Korku içinde, kendini alkol ve seks döngüsü içine hapseden Bird kendini aldatmanın tuzağından kurtulacak mıdır?  

  Yürüyerek kat edilen yol
Raşel Rakella Asal 15 Eylül, 2015
Dipnot Kitap Kulübü


Kişisel bir sorun 27 yaşındaki Japon Bird’ın bir kitapçı dükkânında, hayalinde olan ve çok görmeyi arzuladığı Afrika’ya ait haritaları almasıyla açılır. Bu sırada karısı hastanede doğum sancıları çekmektedir. Kayınvalidesine doğumun nasıl geliştiğini öğrenmek için telefon ararken aklına artık Afrika düşünü gerçekleştiremeyeceği ve bundan sonra dünyaya yeni gelen bir canlının tüm mesuliyetini yükleneceği fikri kâbus gibi üzerine çökmeye başlar.

Kayınvalidesini aradığında doğumun tahmin edilenden daha uzun zaman alacağını öğrenir. Henüz 27 yaşındadır ve daha bu yaştan mesuliyetler üstlenmiş olması fikri onu büsbütün çileden çıkarmaya yeter. Oysa o, hala büyükşehir ortamındaki yabancılaşma ve yalnızlaşma sancılarından kurtuluşu Afrika gezisi hayallerinde arıyordur.

Ertesi gün doğum gerçekleşir ama bekleneni aksine bebeğin sağlık durumu tehlikelidir; bebek beyin fıtığı gibi ender rastlanan bir anormallik ile doğmuştur. Doktorlarla durumu konuştuğunda bebeğe yapılacak bir ameliyatın da başarı oranı düşüktür. Doktorlar başka bir hastaneye bebeğin sevk edilmesini ve ameliyatın orada başarı şansının yüksek olduğunu söylerler. Bird durumu üniversitede profesör olan kayınpederine söylediğinde kayınpederi onu sakinleştirmek için ona bir şişe viski verir. Bu durumda Bird kendini bir karabasanın ortasında bulur. Elinde viski şişesiyle Bird eski kız arkadaşı Himiko’yu ziyaret etmeyi düşünür.

Himiko’nun kocası intihar etmiştir; alkolizmin batağına saplanmıştır. Bird ile içki içme fikrine hiç de yabancı değildir. Bird’ün kendisi de, kendi içinde derinlere kök salan alkol eğilimine karşı temkinlidir. Geçmişte alkol ile kötü bir deneyim yaşamış, dört haftalık sefillikten kendini zor kurtarabilmiştir. Bird kısa zamanda içkinin sarhoşluğu ile kendini kaybeder. Ertesi sabah okula derse girdiğinde sınıfın ortasında kusar, öğrencilerinden biri onu müdüre şikâyet etmekle tehdit eder. Himiko’nun evine giderken Bird Afrika gezisi için biriktirmiş olduğu parayı bebeğin ameliyatı için kullanması gerektiğini idrak etmeye başlar. Bebeğin doğumuna daha da öfkelenmeye başlar. Bu öfke patlaması onda aşırı bir cinsel enerjiye dönüşür; cinselliğin keyfini çıkarmaya başlarlar. Bird’un Afrika tutkusu artık Himiko’ya da geçmiştir, haritadan ve Afrika üzerine yazılardan başlarını kaldırmazlar. Akıllarına yalnızca bebeğin ölümüyle ilgili düşünceler geçer. Süreklilik kazanmış bir geri çekilme içerisinde Bird, anti-kahramanlaşmaya doğru hızla yol alır.

Karısını hastanede ziyaret ettiğinde karısının ithamları ile karşılaşır; karısı onu ve bebeği terk edeceğini anlamıştır. Bird soluğu Himiko’da alır. Himiko da evde yayılmış Afrika haritalarının arasında Bird’ün Afrika hayaline dâhil olmuştur. İkisi ikinci hastaneden haber beklemektedirler. Bird dershanedeki görevinden onlar onu kovmadan istifa etmiştir. Hastaneden gelen haber sevindiricidir, bebeğin bünyesi ameliyatı kaldıracak güçtedir. Bu haber Bird ve Himiko’yu hiç de sevindirmez, onlar bir an önce bu hilkat garibesi bebekten kurtulmak istemektedirler. Himiko Bird’e kanun dışı yollardan kürtaj yapan tanıdığı bir doktordan söz eder, onunla temasa geçilir. Himiko ve Bird bebeği hastaneden alırlar, amaç bir an önce bebekten kurtulmaktır. Bebeği doktorun kliniğinde bırakıp, soluğu bir içki içmek için eşcinsellerin barında alırlar. Orada Bird, eski arkadaşı Kikuhiko ile karşılaşır. Kikuhiko ile Bird, yedi yıllık bir aradan sonra, tekrar bir araya gelmiş olurlar. Aralarında geçen konuşmalar Bird’u kendine getirir; o yirmi yaşındaki korkusuz oğlandan hiçbir eser kalmamıştır. Kikuhiko’nun, “şu an korku konusunda çok hassassın. Korkmuş, kuyruğunu kıstırmış gibisin” sözleri onu kendine getirir.

“Ben o bebek kılığındaki canavardan, utanç dolu bir sürü şey yaparak, neyi korumaya çalışıyordum acaba? Acaba hangi kendimi korumaktı amacım? “ diye kendini sorgulamaya başlaması Bird’un dönüm noktası olur. Artık kaçıp durmaktan vazgeçip, bebeği üniversite hastanesine götürüp, ameliyat ettirmeye karar verir. Kendi ile ilgili şu bilgiye ulaşır: “ Canavar bebekten kaçmak yerine, tam karşıdan yüzleşmenin iki yolu var…(s.227)

Bu anda Bird babalık sorumluluğunu üstlenmiş, kendine olan güvenini yeniden kazanmıştır. Bebeği kurtarmanın önemi kendi açısından önemlidir. Şöyle açıklar: “Bu kendim için. Kaçıp duran bir adam olmaya son verebilmem için gerekli” (s.228)

Çağdaş Japon edebiyatı gelenek ile modern dünya arasındaki bağı sorgulamaya yönelir; tıpkı bu romanda olduğu gibi. Günümüz Japon aile yapısı ataerkil geleneksel bir aile yapısından gittikçe uzaklaşmış, batı modern yaşam tarzını benimsemiştir. Günümüz Japon yazarlarının Japonya’nın toplumsal değişmelerinden doğan bunalımları eserlerinin odak noktasını oluşturur. Hatta kimi yazarlar geleneksel Japon aile tarzına geri dönmeyi ve bu yapının korunmasını kendi kültürlerinin devamı olarak önemserler. Kenzaburo gibileri ise geleneksel aile yapısının değişmesini kabullenirken, kişilerin kendi değerlerini oluşturmalarını benimser.

Söz konusu soru ilginçtir. Rastgele geleneksel ile modern aile yapısı üzerine bir çizgi çekilebilir mi? Sorunun önemi Japonya’nın 2. Dünya Savaşından sonra “küreselleşme süresinden etkilenmesindendir. Bir yandan Japon değerleri diğer bir yanda batının değerleri arasında Japon halkı ikiliğe düşmüştür. Doğu ile batı arasındaki değerlerden ve bütün bir yaşayış tarzıyla seçin yapmak zorunluluğundan doğan bunalımlar, dengesizlikler Bird ve arkadaşı Himiko aracılığıyla karşımıza çıkar. Batılaşma biçiminde ortaya çıkan Japon modernleşmesi, sancılarını Batılı hayat tarzının keşfine merak, kadınlar ve erkeklerin daha özgür ilişkiler sürdürmesinin çekiciliği ile Japon gençlerinin gözleri kamaştırmakla kalmaz, iç dünyalarında çalkantılara da neden olur. Dünyayı ve hayatı yeni olanın sözlüğüyle kavramlaştırmaya girişirler.

Bird de kendini gerçekleştirmek istemektedir, batının ve özellikle varoluşçu felsefenin kişiye yüklediği tüm anlamlarla kendini bir karabasanın ortasında bulmuştur. İnsanın düşlerinin olması, düşlerini gerçekleştirmesi uğruna kişinin özgürleşmesi batı düşünce tarzından etkilendiğinin belirtileridir. Doğru yolu hayatı deneme/yanılmayla kendisinin bulması istenmektedir.

Kişisel bir sorun Bird için acı veren bir deneyimdir. Kendini aşağılanmış, alaya alınmış, utanç içinde hisseder; adeta kendisine ait olan en cerahatli, yaralı tarafı kanıyordur. Okur olarak biz de kendimizi onun yerine koyunca onun sorularını kendimize yöneltiriz; onun durumunda olsak bizler ne yapardık? Okuru kendi zayıflıkları üzerine de düşünmeye zorlayan bir okuma süreci bekliyordur. Tüm yaralı ve morarmış yanlarımız tekrar gün yüzüne çıkar, biz de Bird kadar acı içinde kıvranır, onun bir an önce bu karabasandan kurtulmasını arzularız. Acaba yaralarımızı açığa çıkarmaktansa onları güzelce yalanla, bahanelerle örtüyor muyuzdur? Onun gibi saklamaya mı çalışırız zayıflıklarımızı? Kendimizden? Veya Yakınlarımızdan? Bir maske altında da saklarız bu zayıflıklarımızı? Kenzaburo zayıflıklarımızı kabul etmemizi ve onlarla uyum içinde yaşamamız gerektiğini söyler gibidir. Her okuduğumuz sayfada Bird’le birlikte kendi içimize daha çok dalar, düştüğü bu kötü durumdan dolayı öfkeli Bird’e biraz daha yakınlaşırız. Bird’ın karşı karşıya kaldığı korkunç gerçekle nasıl baş etmeye çalıştığını görmek biraz da bizi rahatlatır. Bird’ın bu karabasanına onun kötü kaderi mi demeliyiz? Peki, bu kötü kader bize de vurduğunda biz de mi aynı tepkileri vereceğimiz düşüncesi bizi Bird’e daha da yakınlaştırır. Onun ilk baştaki kayıtsız tutumu ilk etapta yadırgatıcı gelse de okudukça onun duygu dünyasına yaklaşır, onun bu durum karşısındaki çaresizliğini anlamaya çalışırız. Bird sakat doğan bebeğinin karşısındaki tutumu ilk etapta yadırgatıcıdır. Kırış kırış yağ parçaları içinde, küçük yüzlü çirkin bir bebektir. Yan yana gelmiş midye kabuğu gibi gözleri vardır. Kandan vıcık vıcık olmuş pansuman tamponlarına gömülmüştür. Bu bebek, olasılıkla ne duyar, ne görür, ne de koku alır diye düşünür. Herhalde acıyı hissettiği kısmı da eksiktir. Başhekimin sözlerine bakılırsa, bitkiden farksızdır. Bird iki kafası varmış gibi doğan kendi bebeğini ve bir zamanlar gördüğü radyasyon yüzünden anormal doğan bebeklerin resmini zihninde canlandırarak karşılaşmaya çalışsa da kendi açısından bebeğinin anormalliği, onun son derece yakıcı bir utanç olarak ona saplanmıştır.

Normal olmayan bu bebeği ret eder, olayı kabullenmez, sorumluluk almaktan kaçınır ve tüm bu duygularla savaşırken kaderine öfkeli, sinirleri gergindir. Bu özürlü bebek onun yaşama mekânını daraltan, onu, kendine ait bir hayatı yaşamasına izin vermeyecek adeta hayatına bir hapishaneye çevirecektir. Bu düşüncelerle boğuşan Bird bebekten hızla uzaklaşmaktadır. Bebeğin büyüyemeyeceğini, normal bir insan olarak gelişemeyeceğini ve bebeğin ameliyatla kurtulma şansının az olması karşısındaki tutumunu zaman geçtikte ve problemiyle yüzleştikçe kendinden nefret etmeye başlar. Kendine ona saygısını ve özgüvenini yitirmiş bir kişiliğe bürünür. Bundan daha da vahimi ne karısının karşısına ne de kayınvalidesini karşısına çıkma cesaretini gösterir. İlk aklına gelen fikir çocuğu yaşatmamak olur. Herhangi bir katilin kurbanını öldürmesi gibi o da bebeğin ölümünü kurgularken amacı bu canavar suratlı mahlûktan bir an önce kurtulmaktır. Hatta sevgilisi Himiko’nun ona bulduğu doktorla işbirliği içine girer. Bu çaresiz durumda teselliyi eski bir kız arkadaşında ve cinsellikte arar. Durumu kurtarmak için hiçbir eylemde bulunmaz. Çocuktan kurtulmak en kolay yoldur. Zaten hayatta başarısız ve kaybeden taraf olmuştur.

Bird’ün o yaşta bir dershanede öğretmen olarak iş bulabilmesi şanstan ziyade kayınpederinin hoşgörüsü sayesinde olmuştur. Kayınpederi emekli olana kadar Bird’ün mezun olduğu devlet üniversitesinde İngiliz filolojisi anabilim dalının başkanlığını yapmıştır. Şimdi de özel bir üniversitede ders vermeye devam ediyordur. Bird kayınpederini hem sever hem de ondan korkardı. Bird’ün hayatında karşılaştığı en muhteşem ihtiyardı. Üniversitede lisanüstü programından ayrılma dilekçesini vererek, kayınpederinin onun için bir dershanede iş bulmasını istemişti. Onu bir kez daha hayal kırıklığına uğratmak istemez.

Kendine acıma hissi ile boğuşur. Yirmi yedi yıllık yaşamında kendini ölüm kalım yol ayrımda buluverir. Yaşam ne kadar da tuhaftır. Her an şaşırtıcı olaylarla karşılaşır insan. (s. 77) Adeta kapana sıkışmıştır, günlük yaşamında da bir sürü feci tuzaklarla doludur ve her an onun içine düşmesini bekliyorlardır. İşte feciden de ötedir yaşadığı bu durum. En iyisi kaçmaktır, kendinden, sorumluluklarından kaçmak. Bunu yapmazsa Afrika düşü gerçekleşmeyecektir.

Afrika’nın sıra dışı coğrafyasında kendini denemek istemesi de, bunun kendisine özgü bir savaş olacağını düşündüğündendir. (s.147) Fakat karşılaştığı bu felakette Afrika seyahatine çıkmasına da gerek kalmadan kendisinin güvenilmek için yetersiz, korkak bir insan olduğunu hisseder. Kendini savunmaya alır, bebeğe karşı gardını alır. Bu canavar görünümlü çocuk ta neyin nesidir? Bu çocuk onun soyunu mu sürdürecektir? Kendinden midir? Kendi özünü mü taşıyordur? Bu bitkisel varlık, bebek kılığına girmiş canavarın yapışıp kaldığı bir ömrü mü tamamlamak zorundadır? Özürlü bir et yığınından, kan ve kemikten başka nedir ki? Ona isim bile vermeyi ret eder. Bird, baba kimliğiyle bebek arasında kurduğu huzursuz ilişki nedeniyle, kendi varoluşuna doğru ilerleyen bir yolda ilerlemekte, arada kalmışlık duygusuyla kendiyle hesaplaşmaktadır. Bu düşüncelerle kıvranırken Bird tam bir aşağılık insandır, kendine parazit gibi yapışıp kalan egoist bir tavır sergiler, gittikçe anti-kahramana dönüşür. Fakat içindeki utanç duygusu bunları sözcüklere döküp, doktora dert yanmasını önleyecek ölçüde güçlüdür. Kendisinin kendinden nefret etmesi gibi biz de onu tasvip etmeyiz. Bird tüm insan zayıflıklarını üzerinde toplamış, benciliğin ta kendisi olmuş çıkmıştır. Okur olarak yaptıklarını iğrenç bulurken bir yandan da onu anlamaya çalışır onun da dayanışma içine gireriz. Kendimize dürüst davranıp kendimizi böyle bir durum karşısında bulsak acaba onun gibi tepkiler mi vereceğimiz düşüncesi onu bize yaklaştırır ve ona empati ile anlamaya çalışırız. Şükürler etmeye, böyle bir karabasanı yaşamamış olmanın rahatlığını yaşarız. Okurdaki bu değişim yavaş yavaş Bird’de de kendini gösterir. Anlatı ilerledikçe ondaki değişimi fark ederiz. Bird’ün delilik ve akıl sağlığı arasındaki gidip gelmelerine biz de tanık oluruz. Okur olarak bu aşağılık adamın romanın sonundaki değişimi hiç de tahmin etmemişizdir. Bizi okur olarak şaşırtan da Bird’ün geçirmiş olduğu değişim ve bebeğe sahiplenmesidir.

Kenzaburo da kendisi özürlü doğmuş bir çocuğun babasıdır. Metin onun şahsi bir yarasına parmak basar. Söz kalabalığına girmeden okurun zayıf noktasını yakalamayı başarır; içten içe biz de Bird kadar sarsılırız. Yazar olarak okuru gözyaşına boğmaktansa Bird’ın başına gelen karşısında ve yaşadığı kararsızlıkla boğuşurken ona nefret etmektense baştan sona her şeyin bir dizi insan eylemi ve doğal duyguları olduğuna dair bizi Bird’e yakınlaştırmaya çalışır. Ve kısa bir zaman sonra okur Bird olur, kayıtsız dershane öğretmeni Bird, hayalperest Bird, aciz Bird, başarısız Bird, cinayet planlayan Bird, aldatan koca Bird ve bütün bu süreçlerden geçtikten sonra babalığını kabul eden Bird. Metin ilerledikçe Kenzaburo Oe’nun Bird’e karşı hiç de müsamahalı, hoşgörülü bir tavır değildir, o bizi Bird’in geçirmiş olduğu süreçlerde gezdirirken yaşadığı kararsızlıkla boğuşurken amacı bu sürecin ne kadar zor etaplardan geçtiğini göstermek. Çok büyük bir olasılıkla kendi de özürlü bir çocuk babası olarak o da bu gibi ıstıraplı etaplardan geçmiş olmalıdır. Bu acı deneyimin sonunda Bird canavar bebekten kaçmak yerine, problemiyle yüzleşip bebeği büyütmeyi kabullenirken kendine olan güvenini yeniden kazanmış olur.

Yapıtın ardında o yapıtı şekillendiren bir hayat olduğu düşünülür. O hayat öyle yaşanmasaydı, o yapıt da öyle yazılmayacaktı. Bird ile Kenzaburo’nun aynı kederi paylaştıkları kesin. Bu kederi yaşamak yapıtta merkezi bir yer tutuyor. Kişisel bir sorun, hayal kırıklığı, problemlerden kaçmak, yerel kültür ile batı yaşamı, bir problem karşısında kararsızlık, bebek ve kendi arasındaki kalmışlık duygusu ve kişinin kendi öz yaşamı arasında gidip gelen birkaç temada gezinirken metnin kurucu öğeleri olarak işlev yüklenirler. Oe’nun asıl amacı kişinin hayat trajedileri karşısındaki tavrıdır. Kişisel bir sorun, kişinin kendi yaşamına anlam yüklemesi, aşağılanmaktan ve utanç duygularının üstesinden gelmesi ve kendi kişiliğini inşa etmesi üzerine kuruludur. Bebek Bird’e şöyle seslenir gibidir: Babacım, ben seni seçenim, elimi sıkı tut. Bu yolu beraber kat edeceğiz, sen ve ben. Cesur ol, beni takip et, sana yolu göstereceğim; sana kim olduğunu anlatacağım; elimi sıkı tut.

Walter Benjamin Tek Yön’deki (Son bakışta Aşk’ın içinde yer alır) bir fragmanında, yürüyerek kat edilen yolun, uçaktan seyredileninkinden farklı bir gücü olduğunu söyler. Uçaktan bakan aşağıda geniş bir manzara, alabildiğine uzanan bir düzlük görür. Yol düzlüğün içinde, çevresindeki araziyle aynı yasaların buyruğunda ilerliyordur. “Sadece yolu yürüyerek kat eden kişi” der Benjamin, “yolun neye hükmettiğini öğrenebilir.” Kenzaburo Oe’nun çocukluk yılları ikinci dünya savaşı yıllarına rastlar. Bu deneyim onun yazar kimliğini şekillendirmiştir diyebiliriz. Bir ikinci etken de ilk oğlu Hiraki’nin l963 yılında beyin fıtığı ile doğmuş olmasıdır. Çocuğun yaşamını onun ve karısının vereceği karar belirleyecektir. Bu karar Oe’nun yazar olarak düğüm noktası olur, yazılarında hayatın anlamını sorgulamaya ve engelli bir ebeveyn olarak özürlü bir çocukla olan yaşamını odak noktası yapar. Onu etkileyen bir başka olay da Hiroşima’dan özürlü kalmış insanların Dr. Shigeto tarafından yapılan bir dizi röportajlar olur. Dr. Shigeto Hiroşima saldırısından kurtulmuştur ama meslek hayatını atom bombasının vahşeti üzerine yaptığı araştırmalara adar. Oe Dr. Shigeto ile arasında bir bağ kurulur. O özürlü bir çocuk babası olarak kendi problemiyle yüzleşerek cesareti ondan alır; umutsuz bir trajediyle başa çıkma onurunu kazanır. Daha sonraları Hiroşima’ya yaptığı ziyaretler onun dönüm noktası olur; sorgulamaları değişir, insanlık nedir, insan olmak ne demektir gibi düşünceler üzerine odaklanır. Bu deneyim onun ikinci doğumu olur, yazıları değişir, kazandığı yeni bakış açısıyla hem oğlunu hem de kendini kurtarmış olur. Daha sonraki yazılarında Kenzaburo kendini şöyle ifade eder gibidir: Ailemizde özürlü bir kişi ile yaşarken hiç kuşkusuz umutsuzluk ve çaresizlik içinde boğuşuruz ama bu yarayı sarmak, bu duruma anlam vermekten geçer, iyileşmemiz ancak böyle gerçekleşir.

Nurdan Gürbilek “Benden Önce bir Başkası” adlı deneme kitabında yazarlar hakkında şu yorumda bulunur. “ Her zaman büyümek zorunda değiliz; edebiyatta hiç değil. Korkuyu, haksızlığı, incinmişliği bütün şiddetiyle anlatan, güçlerini büyümemekte ısrar etmiş olmaktan alan, çocukluğun acılarına sıkı sıkıya bağlı yazarlardan söz eder. Adına büyüme denen şeyin bir kimliği terk edip başka bir kimliğe geçmek olarak anladığımızı söyler. Nurdan Gürbilek’e göre olgunlaşmak huysuzluktan, asilikten, hayalcilikten vazgeçmektir. Çocuk kalmak istememiz gerçek dediğimiz dış dünyadan uzaklaşmaktır. Oysa böyle büyümediğimizin altını çizer. “Ne kadar büyürsek büyüyelim içimizde kuytu bir köşeye saklanan çocuk hayalleri gerçekleşmediği için tepinmeye, elde edememiş olduğumuz haklarımızı istemeye, bu hakların bize verilmediği için dünyadan alacaklı olduğumuzu haykırmaya, payına düşeni almadığı duygusuyla kapıları onun bunun suratına çarpmaya devam ederiz” derken bize Bird’den söz ediyor gibidir. (s.70)

Duygularımızla düşüncelerimizin sanıldığı kadar farklı şeyler olmadığını, insanların fikirlerini yalnızca düşünmeyip aynı zamanda hissettiğini de edebiyatta bize gösteren Dostoyevski gibi Kenzaburo’da, Kişisel bir sorun’da, onun mirasından yola çıkıp Bird’ün duygu dünyasında okuru gezdiriyor.

Cinsellik - Cinsellik romanda değinilen konuların başında gelir; hatta diyebiliriz ki diğer doğu edebiyatında okuduğumuz romanlardan daha da önemli bir yer tutar; Kenzaburo romanda cinselliğe geniş yer verirken cinselliği hayatın doğal akışı içinde ele alır: Romanda sergilenen cinsellik göreneklere uymayan, açık seçik bir cinselliktir. İlk etapta kolej yıllarında Bird ile bakire Himiko arasındaki ilişki Japon kültürünün kabul edeceği bir ilişki değildir. Zaten bu sebepten onlar da kapalı bir şekilde bu ilişkiyi sürdürürler. İlişkileri her ikisinin de başka kişilerle evlenmeleriyle sonlanır. Ama ne yazık ki kendi kültürlerinin kabul ettiği bu evlilikler çok başarılı evlilikler olmaz. Himiko, kocasının intiharından sonra seks sapığına dönüşür; onun Bird ile ilişkisinin başlaması Bird’ün özürlü bebeğinin doğumuyla gerçekleşir. Himiko Japon kültüründe yoldan çıkmış, ahlaksız bireyi temsil eder. Oysa Bird geleneğe uygun bir yaşam sürmektedir. Uygunsuz cinsel birleşmelere karşı kendini korumaya almıştır; hatta arkadaşı eşcinsel Kikuhiko gibilerine de hoşgörü ile yaklaşmaz. Ancak özürlü bebeğin doğumuyla Himiko ile tekrar buluşmasıyla geleneksel yaşamdan kopmuş olur. Kikuhiko ile ikinci görüşmesinden sonra yoldan çıkmış bu gibi ilişkilerden tiksinir duruma düşecek, karısı ile olan bağı güçlenecektir. Eşcinseller arasındaki cinselliğe bakış geleneksel doğu toplumunda olağan bir bakıştır. Zaman içinde Bird eşcinsel ilişkiyi görmezden gelemese de bir yandan geleneksel cinsellik normlarının tutuculuğundan da sıkıntılıdır. Bu noktada Kenzaburo okuru tekrar kültürel değerlerin ince noktalarına dikkat çekmeye çalışmakta, bize tuzak sorular sormaktadır.

Varoluşçu birey olarak Bird-  İnsan, çağlar boyu hayatın merkezinde yer alması nedeniyle üzerinde en çok durulan, bilimde ve sanatta sürekli incelenen bir varlık olmuştur. Belki de “insanı” bu denli önemli kılan ilk özelliği sürekli gözle görünür değişimler yaşamasıdır. İnsanın yaşadığı mekâna, kültüre, inançlara, toplumuna kısacası yaşamın her anına uyum sağlaması, hayatına göre anlamlar yüklemesi, bir çamur gibi yeniden yeniden şekillendirilen bir yapıya sahip olması varoluşçu felsefecileri ilgilendiren bir konu olarak karşımıza çıkar.

Bird varoluşçu birey olarak seçimleriyle kendini şekillendirmiş bir kişiliktir. Tanrı inancı yoktur, kaderi kendi seçimlerinden oluşmaktadır. Varoluşçu felsefede Tanrı inancı olmadığı için hiçbir şey akıldışı değildir. Yine bu inanışa göre sahipsiz ve umutsuz bir şekilde bu dünyaya atılmışızdır. Bu varoluşçu felsefenin temel sorusudur, insanoğlu bu dünyaya atılmışlığının üstesinden gelebilir mi?

Örneğin Bird ismini ele alalım. Bird bize romanın ilk sayfalarında şöyle tanıtılır: Ona Bird lakabını taktıklarında on beş yaşındadır. Sonrasında da o hep Bird’dür. Bird’ün arada sırada kriz ölçüsüne ulaşan, sinir sistemini altüst edecek düzeydeki temkinli hali de, korkudan çıldırmak üzere olan küçük bir kuşu akla getirir. Neticede Bird lakabı ona yakışıyordu. (s.14) Çelimsiz ve sıskadır. Her zaman omuzlarını dikleştirerek her an yere kapaklanacakmış gibi vücudunun üst kısmını öne eğerek yürür, durduğu anlarda da o hali hiç değişmez. Yaşlı bir sporcu görünümündedir. Kapalı kuşkanadı gibi duran dikleştirdiği omuzlarıyla bir kuşu andırır. Üstelik kaygan ve esmer burnu bir kuş gagası gibi kemerli ve kıvrıktır. Bird on beş yaşındayken de bu haldedir, yirmi yaşında da hiç değişmemiştir. On beş yaşından altmış yaşına kadar aynı yüzle, aynı duruşla yaşamaktan başka şansı olmayan, farklı bir insan mıydı acaba? (s.13)

Bird kahramana yakıştırılmış bir lakaptır, bir isim değildir. Kahramanımızın ismi olmadığı gibi metinde onun köklerine, ailesine, geçmişine ait bir bilgi de verilmez. Bir evi bile sahiplenememiş, kiralık bir evde yaşamaktadır. Bu dünyaya “atılmış haliyle bu trajedisiyle baş etmek durumundadır. Kendi köksüzlüğünü gidermek için kendine yeni bir soyağacı inşa etmeye çalışır. Örneğin saygın bir profesörün kızı ile evlenmek gibi.

Baba olduğunda sorumluluklarından kaçması onun ebeveyn özelliklerinin eksikliğinden kaynaklanır. Afrika düşünü gerçekleştirmek hem onu sıkıştığı ve angarya olarak gördüğü uygar dünyanın sorumluluklarından kurtaracaktır. Özürlü bebeğin doğuşu ile Bird’ün sorumlulukları bir kat daha artmıştır, o bu sorumluluğu kaldıracak güçte olmadığından kızgın ve öfkelidir. Kendini içkiye vermesi sorumluluklarının inkârıdır. Öğretmenliğinden de istifa etmesi yine aynı düşünce yapısındandır. Topluma uyum sağlamak başkalarının koyduğu kurallara göre uygun yaşamak, toplum kurallarına boyun eğmek yükten başka nedir ki? Ama yine de doğan özürlü çocuğundan ve karısından kopamaması onun ikilemidir. İlk başta Afrika düşü, Himiko’nun babasının kızı ile yeni bir hayata başlama teklifi ona cazip gelir. Olaylar geliştikçe Bird’ün ailesinden uzaklaştıkça ailesine ve kendisine yakınlaştığını görürüz. Sonunda seçimini ailesinden, geleneksel Japon toplumundan yana kullanır. O kadar ki, dershane öğretmenliğini devam ettirmektense ülkesine gelen turistlere tur rehberliği yapmaya karar verir.

Bebeği beşiğinde öldürmek!
http://filucusu.blogspot.com.tr/

27 Nisan 2015 Pazartesi
Nobel ödüllü yazar Kenzaburo Oe’nin kendi gerçekliğinden yarattığı müthiş bir başyapıt.


Romanın adı “Kişisel Bir Sorun” olmasa ve biz okurlar, yazar Kenzaburo Oe’nin gerçekliğinde de benzer bir hikâye olduğunu bilmesek nasıl bir okuma süreci yaşardık acaba? Okuduklarımızın sadece kurmaca bir metin olmadığı bilgisi, Bird’ün engellerle dolu hikayesi ile aramıza bir “engel” koyar mıydı? Nobel Edebiyat Ödüllü Japon yazar Kenzaburo Oe’nin 1964 tarihli romanı “Kişisel Bir Sorun” bütün bu soruları sordurtmanın yanı sıra, muhteşem bir yolculuk vaat ediyor. Hem roman kahramanı Bird’ün iç dünyasına hem de her sahnesi üstünden okurun kendisine doğru yapacağı bir yolculuk.

Bird, 27 yaşında bir adam. Roman 1962 yılında geçtiğine göre, 1935 doğumlu bir roman kahramanıyla karşı karşıyayız. Bu durumda tıpkı yaşıtı Kenzaburo Oe gibi, Hiroşima’yı, atom bombasının yıkıcı etkilerini, çürümüş bedenleri, akmış gözleri, dışarı fırlamış beyinleri görmüş durumda. Eksilmiş, eksiltilmiş bir kuşağın çocuğu. Dershane öğretmeni Bird’ün Afrika’ya gitme, engelleri aşma, “orada olma” hayaliyle başladığımız romanda en büyük beklentisiyle ruh halini de anlıyoruz kısa sürede: Kabuğundan çıkmak, gitmek ve döndüğünde gidebildiğini göstermek, büyük gezisinin dönüşünde “Afrika’da Gökyüzü” başlıklı bir hatırat yazmak. Çok güçlü bir anlatıyla karşı karşıya olduğumuzun sinyallerini hemen ilk sayfalarda, Bird’ün bütün bunları, yolda karşılaştığı bir travestiyle geçireceği zamanın hayalini kurarken düşündüğünde anlıyoruz. Öteki’nde kendini bulma ve anlaşılır kılma çabası romanın kimi zaman ürkütücü boyutta bir samimiyete ulaşacağının en belirgin sinyali: “O adam ve ben iki kardeş gibi çırılçıplak uzanır konuşurduk herhalde. (…)Her an tehdidi altında yaşadığım nevroz parçacıklarını tek tek temizler, beni mutlaka anlardı.”

Engellerle dolu bir hayat Bird’ün hayatı. Kendini ifade etmesinin, insanlarla iletişim kurmasının, çelimsiz bedenini toplum içinde görünür kılmasının ve hayallerini gerçekleştirmesinin önünde hep engeller var. En büyük engel de bekleyişiyle başladığımız doğumun gerçekleşmesinden sonra ortaya çıkıyor. Kafatasındaki eksik yüzünden beyni dışarı taşmış, beyin fıtığı teşhisi konmuş bir çocuk veriyorlar kucağına hastanede. Bir bitkiden farksız bebeğiyle, yeni bir engeli aşıp aşmama kararının eşiğine geliyor Bird. Bir kuşu andıran bedeni ve ifadesiz yüzüyle uçamayan kuş Bird, kanat çırpmak zorunda bu engeli aşabilmek için. Kanat çırpmak. Özgürleşmek. Toplumsal sözleşmelerden uzaklaşmak. Ahlakın ve aidiyetin dayattığı kuralları hiçe saymak. Aileyi sorgulamak. Yaşamı sorgulamak. Hastalıklı, neredeyse bitki bir bebeğin bedeni üstünden ölüme ve yaşama karar veren bir Tanrı rolüne bürünmek. Bütün bunları yaparken bireysel varoluşla hesaplaşmak. Alkole ve iç karanlığına sığınmak. Aslında bu noktadan itibaren, kurmaca ile gerçek, Bird ile Oe birbirine giriyor. Yazarın “Kişisel Bir Sorun”u önce okurun ve giderek insanlığın sorunu haline geliyor. Bir gün engelli bir çocuğunuz olsa (ya da bir başka engel giriverse hayatınıza, sizi toplumsal olarak “ötekiler” hanesine yazan bir olayın öznesi olsanız) ne yapardınız? Bunu nasıl aşardınız? “Kişisel Bir Sorun”, Kenzaburo Oe’nin benzer bir süreçten çıkışının hemen ertesinde yazdığı bir roman. Yazar, 1963’de bedensel ve zihinsel özürlü bir çocuk sahibi olmuş; Hikari. Kenzaburo Oe ve karısı da önce bu çocuğun yaşamaması gerektiğine karar vermişler. Sonrası Hikari’ye adanan bir hayat. Oe, bütün gün oğluna kuş sesleri ve klasik müzik parçaları dinletmiş. Kumiko Tamura, küçük Hikari’ye piyano dersleri vermiş. Sonuçta konuşması bile mucize olarak görülen Hikari, yedi yaşına bastığında besteler yapmaya başlamış. 20 yaşına geldiğinde de ilk CD’sini piyasaya çıkarmış. Hikari bugün 47 yaşında, hâlâ konuşamıyor ve Japonya’nın önemli bestecilerinden biri olarak anılıyor. Babası 1994’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldığı sırada elbette Hikari de orada. “Kişisel Bir Sorun”, baba-oğulun başarı hikâyesine dönüşüyor. H.Can Erkin’in Japonca aslından çevirdiği roman, dünya edebiyatının en sarsıcı eserlerinden biri hiç kuşkusuz. Benzetmelerin bolca olduğu anlatımın çevirisinde, ister istemez çok sayıda “gibi” edatı kullanılmış. Bunun dışında yazarın can yakıcı derecedeki sahici anlatımı, Türkçe çeviride de karşılığını bulmuş. William Blake’den alınma bir dizeyle baş etmenin romanı “Kişisel Bir Sorun”: “Bebeği beşiğinde öldür… Henüz harekete geçmemiş arzuları beslemektense…” Güçlü bir yazardan, hazmetmesi güç ama okunması kaçınılmaz bir başyapıt.
 

 
   www.bilisimdergisi.org

Japon yazar Kenzaburo Oe, 1994 yılında kendisine Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran bu romanında, çocuğu beyin anomalisiyle doğan bir babanın, karanlıklara gömülen geleceğine sırtını dönerek geçmişiyle yüzleşmesini anlatıyor. Şehirli, eğitimli ve eğitimci bir genç adam olan anti-kahramanımız, büyükşehrin armağanı olan yabancılaşmadan uzaklaşmanın çözümünü, bir Afrika gezisi fantezisinde bulmuştur. Fırsatını yakalasa bile muhtemelen gerçekleştirmeyeceği bu seyahat hayali, evliliğiyle kendisinden uzaklaşmışken, çocuğunun doğumu ile tamamen kaybolmuştur. “Zaten evlendiğim anda kafesin içine girmiştim, ama kafesin henüz açık olan kapısını doğacak olan çocuk sımsıkı kapatacak.” (s15). Doktorların çocuğunun geleceği ile ilgili sunduğu –hiçbiri de sağlıklı bir çocuk olabileceğini vaad etmeyen- seçenekler ile utanç, korku, suçluluk duygusu arasında sıkışmış olan Bird’ün içini, bebeğin hâlâ hayatta olduğunu düşündükçe bir yenilmişlik duygusu kaplamaktadır. “Bitkisel bir varlık? Öyle bile olsa, kaktüs gibi tehlikeli bir bitki” (s108). Sorumluluklarından kaçış yolunu alkol ve sıra dışı bir kadın olan eski arkadaşı Himiko’da arar. Mezarlıktan geçerken korkusundan türkü söyleyen birinin dehşeti gibi yaşar Himiko’yla seksi. Koşullar aşağılayıcı, duyulan hazsa doruktadır. Ancak nereye, kime kaçarsa kaçsın, yeryüzünden bir an önce silinmesi gereken bir düşman olarak gördüğü çocuğuyla ilgili kararı kendisinin vermesi gerekmektedir. Çocuğunu öldürmek ya da öldürmemek arasında seçim Karşı karşıya aldığınız aşılması güç problemleri mevcut düşünce yapınızla çözemezsiniz. Çünkü bu problemler zaten mevcut düşünce yapınızın ürünüdürler. Kişisel Bir Sorun A. Einstein Kitabın Adı: Kişisel Bir Sorun Orijinal İsim: Kojinteki Na Taiken Yazar: Kenzaburo Oe Çeviren H. Can Erkin Can Yayınları İstanbul, 2010, 232 sayfa Ayfer Niğdelioğlu ayfer.nigdeli@gmail.com yapmaya çalışırken, asıl kurtarmaya çalıştığı kendi geleceğidir.“Kendimi kandırmak? Gerçekten de, benim olmadığım bir yerde bebeğin ölmesini sinir harbi içerisinde beklerken, ellerimi asla kirletmediğimi düşünmem kendimi kandırmak olur. Fakat ben, bebeğin ölümünde sorumluluğum olduğunu biliyorum.”(s166).

Arzular ve vicdan çatışması ekseninde gelişen roman, Bird’ün yaşamının sadece üç gününde geçmekle birlikte, kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak gördüğü özürlü çocuğundan “kurtulma umudu” çerçevesinde sayısız sorular soruyor satırlar arasında. Romanı tabaka tabaka kaldırdığımızda, babalık-annelik kavramları, evliliğin insan doğasına uygunluğu, arzular ve sorumluluk çatışmaları, yalnızlaşma-yabancılaşma, karar vermenin dayanılmaz ağırlığı, vicdan içimizdeki toplum mu, kürtaj etiği gibi münazara konularıyla karşılaşıyoruz. Cevaplar ise her bir okuyanın kendinde saklı.

“Yenildiğimi baştan bildiğim bir oyunu sürdürür gibiyim.” (s148) Oe, günümüzde yaşadığımız sahte bireysellik ve sahte özgürlük kavramlarını yüzümüze temiz, yalın ve sert sözcüklerle vurmakta. Bugün insanoğlu, bireyselliğin daha farkında, daha çok parası var, daha kolay seyahat edebiliyor, daha eğitimli. Peki, sınırları kendisi ya da başkaları tarafından çizilmiş özgürlüğüyle gerçekten barışık mı? Her zaman yolunun üzerinde bir handikap, sorumluluğunu http://www.bilisimdergisi.org/s131 170 2011 NİSAN KİTAP TANITIMI AYLIK BİLİŞİM KÜLTÜRÜ DERGİSİ 171 taşıdığı birileri, tamamlanması gereken hizmet süresi, erişilmesi gereken bir hedef, ödenecek bir borcu var. Bu engeller, bir gün başlayacağını sandığımız hayatımızın tamamı aslında. Engelli bir çocuk metaforu ile kendimiz için ürettiğimiz bahanelerle yüzleşme dehşeti kişisel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir boyuta taşınıyor.

“Öğrencilerin kafası ayrıntı bilgilerle fazlaca dolu olduğundan, üzerinde düşündükleri şeyin bütünselliğini kavramaları gerektiğinde ne yapacaklarını bilemez hale geliyorlardı. O yüzden Bird’ün işi metnin bütünselliğini kavratmaya çalışmaktı. Fakat Bird, derslerinin üniversite giriş sınavlarında yararlı olup olmadığından emin değildi.” (s93). Mesleği konusunda bilinçli ve duyarlı olduğunu bu paragraftan anladığımız Bird’ün hayat okulunda ezberinin bozulduğunu görüyoruz. Çünkü okullar hayata değil, sınavlara hazırlıyor. Erdemli bir yaşam sürmek çaba ve bilinç gerektirir. Mutluluğa ancak elimizde olan ve olmayanları iyi ayırt edip sahip olduklarımız arasında bilinçli ve doğru tercihler yaparak ulaşabiliriz. Tıpkı romanın başkarakteri Bird gibi kendisi de zihinsel özürlü bir çocuk babası olan Kenzaburo Oe, son sayfaya kadar çaresizlik çemberini çözümlemiyor. Bird kadar olmasa da benzeri bir bunalımdan geçen yazar, 1963’te doğan çocuğunun ölmesini istemez ancak karısı ile birlikte, bebeğin yaşayıp yaşamaması konusunda karar verirken zorlanırlar. Daha sonra oğullarına verdikleri emeğin sonucunda konuşması bile mucize olarak görülen Hikari, yedi yaşına bastığında besteler yapmaya başlar. 20 yaşına geldiğinde ilk CD’sini piyasaya çıkarır. Bugün 47 yaşında olan Hikari, hâlâ konuşamıyor ancak Japonya’nın önemli bestecilerinden biri olarak tanınmakta. Can Yayınları, 2012’ye kadar yayın programı içine aldığı Japon edebiyatının önemli eserlerini Türk okuruyla buluşturmaya devam ediyor. “ Kişisel Bir Sorun”, Kenzaburo Oe’nin en tanınmış romanı olup Japonca orijinalinden Türkçe’ye çevrildi. Ayrıca yazarın dünya dillerine çevrilen ilk romanı olma özelliğini de taşıyor.


 KENZABURO OE - KİŞİSEL BİR SORUN

http://blog.milliyet.com.tr/

Kent yaşamının insan üzerindeki bütün olumsuz etkilerinden (yalnızlık, yabancılaşma, güvensizlik vb.) fazlasıyla payını almış olan kahramanımız Bird, tüm bunlardan kaçışı, bir gün yapacağı ve gittiğinde belki de bir daha geriye dönmeyeceği bir Afrika gezisine yüklemiştir. Bir dershanede öğretmenlik yapan Bird, içten içe, yapacağı gezinin altyapısını kurma hazırlığındadır. Ancak tüm planı, doğumunu bekledikleri bebeklerinin sakat doğmasıyla bozulur. Beyin fıtığı sonucu fiziksel deformasyona uğrayan bebek, Bird için büyük bir düş kırıklığı olur. Bu boğuntu ve açmaz karşısında bayağı bocalar ve ne yapacağını bilemez. Yıllar önce kurtulduğu alkol batağına geri döner, sokak kavgalarına karışır, okul yıllarındaki sevgilisiyle tekrar birlikte olmaya başlar ve onunla farklı cinsel deneyimler yaşayarak yarasını sağaltmaya çalışır. Bu arada, akşamdan kaldığı bir gün, dershaneden atılarak işinden de olur.

Bird’e göre bu travma tamamen kendilerine ait bir sorundur. Öyle ki zihninde, önceden gördüğü radyasyon sebebiyle sakat doğan bebeklerin imgesiyle kendi bebeğinin görüntüsünü kıyasladığından utanç duygusuna kapılmıştır. Dünyadaki insanlardan tamamen bağımsız ve sadece onu ilgilendirdiğini düşündüğü bu utanç, onu, sepetteki bebeği bir düşman, hatta ayağına bağlı bir canavarmış gibi görmeye kadar götürür.

Metnin temel sorusu şudur; Bird’in kişisel bir felaketmiş gibi gördüğü bu sorunun aslında tüm insanlığın kader çizgisiyle paralel olup olmadığıdır. Böylesi bir sorgulama, yeterince somut olan bir sorunu -ister istemez- daha da katmanlı bir hale getirmektedir. Kendini muazzam bir çatışmanın ortasında bulan Bird için de durum bundan farklı değildir, karar vermek zorundadır.

Bireysel-evrensel kader, yaşam ve ölüm, ben ve öteki gibi zıtlıkların içinde her şeyi belirleyecek olan, artık Bird’in vereceği karardır. Yani şairin dediği gibi: ‘ya bebek beşiğinde ölecek ya da henüz harekete geçmemiş arzular beslenecektir’…


Kenzaburo Oe, Kişisel Bir Sorun
http://www.edebiyathaber.net/

22.03.2015 Yazının kısaltılmış hali Mayıs ayında edebiyat haberde yayınlandı:

Kenzaburo Oe, Kişisel Bir Sorun

Not: Bu kitabı Türkiye'den getiren sevgili arkadaşım Meriç'e teşekkürlerimle.

Kenzaburo Oe, Kişisel Bir Sorun kitabıyla 1994’te Nobel ödülünü alıyor, dilimize Hüseyin Can Erkin çevirmiş 2010’da. Kişisel Bir Sorun’u Oe’nin yayınları arasında öne çıkaran ve özel kılan yazarın yaşam öyküsünden esinlenmeler taşıması. Kendisine takılan isme yönelik duygularıyla, kitaptaki ana kahramanımız Bird’in, engelli bir çocuk sahibi olacağını öğrendiği anla, engelli çocuğunun doğumuna ve doğum sonrasına ilişkin düşüncelerine ve yaşamsal gel-gitlerine dayandırdığı hikayesiyle Kenzaburo Oe, kendi engelli çocuğunun doğumu öncesindeki düşünsel çalkantılarını paylaşır gibidir. Kitaptaki düşünsel ve zamansal akışlar şu şekilde ilerler: Bird’in kendi gerçek hayatından kaçmak üzere sığındığı Afrika seyahati hayali ve Afrika seyahatine yönelik imgeler, Afrika ile ilgili okuduğu kitaplar, “Afrika’da Gökyüzü” başlıklı bir hatırat yazıp yayınlatma hayali, evliliğinin içindeki sıkışmışlığına engelli bebeğinin eklenmesiyle içinden çıkılamaz sandığı başka bir sıkışmışlık düzlemi, bebek ve Afrika seyahati arasındaki ilişki, iş hayatındaki aksamalar, alkol ve seksle ilişkisi, kitapta görünür halde olmayan evliliği ve bu süreçte sevgilisi oluveren eski arkadaşı Himiko ile ilişkisi, engelli bebekten kurtulma sanrıları ve bu uğurda kurduğu senaryolar, engelli bebeğin yaşayacağına dair düşüncelerin kendi zaman algısında yarattığı farklılıklar, ve son olarak kendisiyle, Himiko’yla, bebekle ve aslında toplumun ona dayattığı kimliklerle yüzleşme ve bu yüzleşmeye paralel olarak bebekle ilgili verdiği karar. Bird, 25 yaşında evleniyor ve evlendikten sonra kendini bir süre içkiye veriyor, aralıksız viski içiyor. Devam etmekte olduğu lisansüstü programını bırakıyor ve kayınpederinin onun için dershanede iş bulmasını istiyor ve de dershanede çalışmaya başlıyor. Afrika ile ilgili keşifler tarihi konulu kitapta Afrika’da yaşayan bir grup için söylenen yerlilerin çılgınca sarhoş olma adetlerinin, insanı ümitsizliğe, içten gelen patlamalara yol açacağını okuduktan sonra, onların hayatıyla kendi hayat arasında yanlar bulduğundan, alkolden uzak durmaya karar veriyor. Bird’in ruh hali aslında kitabın çerçevesini oluşturuyor, evliliğinden, işinden, hayatından çok da tatmin olmayan bir kentlinin, kendinden kaçış süreçlerinin başlangıcı olarak Afrika seyahatini görmesi, ama bunun zaman zaman imkansızlığına yönelik düşünceleri hayatına yönelik memnuniyetsizliğini katlayan bir unsur oluşu. Ve tüm bunların arasında Bird’in sürekli olarak sakladığı “Afrika haritası”, okurun gözünde Afrika idealine yönelik gerçek bir imge olarak duruyor. Bird’in çocuğunda beyin fıtığı olduğunu öğrendiği anlarda doktorların, kayınvalidesinin ve sonra kendisinin beyin fıtığı olan – kafatasındaki bir eksiklik yüzünden beyni dışarı taşan- bir çocuğa yönelik duyguları, düşünceleri, aslında sadece Bird’in değil, tüm toplumun engelli çocuğa yönelik algısına dair bir şey söylüyor: “Bird, kayınvalidesi ve başhekim dışarıdan gelen hastaların bekleme salonunda birbirlerinin yüzüne bakmaksızın sessizce yürüdüler. Oradan ayrılmak üzereyken Bird kayınvalidesinin yüzüne baktı. Kadın da, karısına kız kardeşiymiş gibi benzeyen gözleriyle Bird’e baktı. Bir şeyler söylemek istermiş gibi bir hali vardı. Bird bekledi. Fakat kadın, ifadesiz, kısık ve donuk bakışlarını Bird’den ayırmadan susklunluğunu korudu. Bird, kadının sanki halkın önünde çırılçıplak kalıvermiş gibi utanmakta olduğunu hissetti. Başta gözleri, yüzünün teni hissizleşecek ölçüde uyuşacak kadar, neden utanıyordu acaba?” Bir yandan Bird’in kendini de toplumsal olarak ileri bir konumda görmeyişi, kendisinin başına böyle bir olay gelişinin olağan karşılandığına yönelik düşünceler içine girmesine neden oluyor.

Bebeğinin beyin fıtığı olduğunu söylediği “kendini içkiye vurmasaydı aynı kariyer basamaklarını çıkacağını” düşündüğü üç adamla konuşurken Bird, yazar tarafından bize söylenen cümleyi dile getiren kişi gibidir bir yandan: “Gözlerinde zaten tuhaf bir adam olan Bird’in başına öylesi anormal bir şeyin gelmiş olmasını çok doğal karşılarmış gibi bir hal vardı” ya da yine karşılaştığı bir öğrencisinin arkadaşlarının kendisine yönelik ne düşüneceğine kafa yorarken kendisiyle ilgili aklından geçenler: “haftalar boyu sarhoş gezdikten sonra lisansüstü öğrenimini bırakıp dersane öğretmenliğini seçecek kadar anlamsız coşkuların, belki de korkuların esiri bir adam.” Tüm bunların ortasında Afrika hayali Bird’in sığındığı şeydir. Afrika hayalini Bird’in algısında bu kadar farklı bir yere koymasının sebebi neydi? Nasıl algılıyordu Afrika’yı Bird?

“Üstelik, bilincinin zirvesini süsleyen Afrika gezisi rüyasıyla taban tabana zıt durağan günlük yaşamında bir kırıntıdan öteye geçmeyen, haftada bir iki kez karısıyla ilişkiye girdikten sonra silinip giden sakin arzudan, güçsüz bir ruh sesiyle üzüntü veren bir yorgunluk çamuruna gömülüp giden aile tipi arzudan farklıydı. Binlerce kez tekrarlanan cinsel ilişkiyle silinip gitmeyecek bir arzu.” Bir tarafta kendisine böyle güçlü bir arzu yaşama hayalini getiren Afrika, bir tarafta ise kendisini daha da yalnızlaştıran ve varlığının gerçekliğiyle kendisini daha da tanımlayamaz hale getireceğini düşündüğü bebek. Bird’in duygusal geçişlerini izlerken Bird’in sevgilisi Himiko’nun ortaya attığı “çok boyutlu uzay” savına zaman zaman Bird’in sığındığını görüyoruz. Oraya, mesela bebeğin ait olduğu dünyaya- ait hissetmediğinde Bird’in sığındığı yer başka bir uzay oluyordu. Bird son ana kadar engelli bebeğini”kurtulunması gereken bir varlık” olarak görüyor. Bebek ve Afrika seyahati, Bird’in hayatında iki tezat unsuru simgeliyor, gerçeklik ve hayal. Ve bizim takip ettiğimiz hikaye aslında biraz da hayalle gerçeğin çatışması gibi. “Bird bebeğin gerçek düşmanı, hayatındaki ilk ve tek düşmanıydı artık.”

“Ben ve karım, bu bitkisel varlık, bebek kılığına girmiş canavarın yapışmış kaldığı bir ömrü mü tamamlamak zorundayız?” Ben ne olursa olsun, o bebek kılığındaki canavardan kaçıp kurtulmak zorundayım. Bunu yapmazsam, Afrika seyahatime ne olur?” Bird’in hikayesinde ara ara bize yansıtılan cinsel ihtiyaçlar, Bird’in Himiko ile ilişkisi ve çok hastalıklı cinsel ilişkilere ihtiyaç duyduğuna dair yazarın ve Bird’in betimlemeleri, Bird’in dünyasından bakıldığında cinselliğin de salt cinsellik olmadığını gösteriyor okura. Cinsellik, ve de “normal” denilmeyen bir cinsellik, aslında kendi algısında yok etmeye çalıştığı ve kendinden olduğunu reddetmeye çalıştığı düşünceleri ehlileştirmenin, o düşüncelerle baş etmenin bir yolu gibidir. Sanki içindeki kötülükleri, çok sert bir cinsel deneyimle içinden ayıklamaya çalışır gibi. “Bird küçüklük ve acizlik hissi içerisinde, olabilecek en toplum dışı cinsel ilişkiyi arzuluyordu. O an her tarafını didik didik eden utanç duygusunu iz kalmayacak ölçüde içinden söküp atabilecek bir cinsel ilişki.” Bird’in kendisi ve hayatla mücadelesinin engelli bebek ve Afrika seyahati ekseninde verilen hikayesindeki karısıyla diyalogları, aslında Bird’in içinde bulunduğu durumu da özetler gibidir:

“Sen sık sık, Afrika yolculuğuna çıktığın rüyalar görerek, Svahili diliyle bağırarak bir şeyler sayıklıyorsun. Bunu sana hiç söylemedim, ama sen, kendi karın ve çocuğunla ayakları yere basan bir yaşamı aslında istemiyor gibisin Bird.” Karısının Bird’e yönelik suçlamaları Bird’in yine kendine yönelik düşünmesine ve cesur bir insan olup olmadığını sorgulamasına neden olur:

“Aslında Bird, bu sorunun yanıtını sık sık düşünmüştü. Kavgalar öncesinde de, üniversite giriş sınavı öncesinde de, hatta evlilik öncesinde de, hep düşünüp durmuştu. Her seferinde de bu soruya verebilecek net bir yanıtı olmadığını anlamıştı. Afrika’nın sıradışı coğrafyasında kendini denemek istemesi de, bunun kendisine özgü bir savaş olacağını düşündüğündendi. Fakat şimdi Bird, savaşı düşünmesine de, Afrika seyahatine çıkmasına da gerek kalmadan kendisinin güvenilmek için yetersiz, korkak bir insan olduğunu hissediyordu.” Karısı Bird’i bu bebeğin sorumluluğunu alabilecek kadar cesur biri olmamakla suçlarken Bird’e eskiden yalnız bıraktığı Kikuhiko adındaki arkadaşını hatırlatır. Hani, “sen bunu daha önce de yapmıştın ve muhtemelen yine yapma eğiliminde olacaksın” demek ister gibi. Ve Bird’in bebeğine isim koyması gerektiğinde Kikuhiko adını koyması tesadüf değildir, Bird, bebeğine olabildiğince sahiplenmeyeceği, ve terkedilmiş hissini yaratabilecek bir isim arar, bebeği, daha fazla bireyleştirmemek için ve bulduğu isim yıllar önce terkettiği arkadaşının ismidir: Kikuhiko. Bird’in bebekle mücadelesi devam ederken, bebeğin azılı rakibi Afrika seyahatine yönelik Bird’in düşüncelerinde değişmeler olur birden. Bird’in Afrika seyahati tutkusu Himiko’ya geçmiş gibidir, artık Afrika haritasını Himiko odaya asar, Afrika kitaplarını Himiko okur. Bird sadece bebeğin ölümünün nasıl gerçekleşeceğine odaklanmıştır artık. Hastanede bebeğin ölmemesi dolayısıyla Himiko’nun eski kürtaj doktorunun bebeği öldüreceğine ikna olmuşlar ve o doktoru bulmak üzere yola çıkmışlardır. Bu aşamada Himiko’nun bunu gerçekleştirerek, Bird’i daha özgür hale getirmek ister ancak Bird duygularının eksenini kontrol edememeye başlar “Bebek ölüp de, karım iyileşirse, biz boşanırız herhalde. Dershaneden de atıldım zaten. Tamamen özgür bir erkek haline gelirim. Hep öyle olmayı hayal etmiştim, ama şimdi sevinemiyorum bile.” Himiko’nun “özgür bir erkek olursan, Afrika’ya gelir misin?” sorusu Bird özelinde geçerliliğini yitirmeye başlamıştı, Bird kendini sorguladığı bir evreye geçiyordu:

“Afrika bir gerçeklik olarak gözlerinin önündeydi, ama Bird’ün hayalinde ancak çorak, tutku uyandırmayan bir Afrika canlanıyordu. İçindeki Afrika’nın ışıltılarını yitirmesi, ilk gençlik yıllarından beri ilk kez oluyordu. Boz Sahra Çölü’nde yalnız başına duran özgür bir adam... Doğu 140 derece boylamındaki yusufçuk şekilli adadan bebeğini öldürerek kaçmış, Afrika’nın her yerinde düğmeli yabandomuzu aramış, ama tek bir tarlafaresi bulamamış, Sahra Çölü’ne boş boş bakan bir adam. “ Bird aynı zamanda sosyal ve politik meselelere de ilgisini yitirmiş, bebek onun zaman algısını da tamamen değiştirmişti.

“Başkalarının ortak dünyasında, sıradan insanlar için yalnızca tek bir zaman akıp gidiyordu ve dünyadaki tüm insanların tek kader olarak inandıkları kötü bir kader şekillendirilmişti. Fakat Bird, onun kişisel kaderine egemen olan bebek şeklindeki canavarın sepetine bağlanıp kalmıştı.” Bird’in kendiyle yüzleşmesi sürecine yaklaşırken, Japon kadının 1960’ların Japonyası’nda nasıl resmedildiğine dair de fikrimiz olur, bebeği, “katil doktor”a götürme telaşları içinde Himiko ağlayan bebeğin susması için farklı yollar bulmaya çalışıyor ve arabadan inip eczane arıyordu. Bird, Himiko’nun kendisiyle aynı yaşta olan Japon kadınları arasında en iyi eğitimi almış olduğunu düşündü ve Himiko’nun üniversite yıllarındaki o canlı ve diri halini anımsayıp, Himiko’nun engelli bebeğini öldürmeye çalışan sevgilisine yardım etmek için çamurlu suyun içinde koşuşunu düşündü. Ve o haline üzüldü. Kendisiyle yüzleşme aşamasında Himiko’ya söylediği söz, onu nasıl gördüğünü iyice açıklayacaktı bize:

Hayır, ben o üçkağıtçı kürtaj doktoruna bebeği teslim edip, buraya kaçtım,” dedi inatla. Sonra da, kaçmaya devam edip, en son kaçacağım yer olarak da Afrika’yı şekillendirdim kafamda. Sen de kaçıyorsun. Zimmetine para geçirmiş bir suçluyla kaçan pavyon karılarından farkın yok.” Ve Bird, birden, yine viski içerken, birden bire kararını değiştirdi, bebeği yok etme kararını bebeği yaşatma kararına dönüştürdü. Bebekten kaçmak yerine, bebeği kabullenip büyütme kararına. Ve bunu kendisini aldatmanın tuzağından kurtulması olarak görüyordu, ve bu şekilde de kendine güveni geri gelmişti. Ve, bebek ameliyat olmuştu, beynindekinin beyin fıtığı değil de sıradan bir yumru olduğu keşfedilmişti, ameliyat başarılı geçmişti ve bebek gittikçe Bird’e benziyordu. Himiko Afrika seyahatini Bird yerine başka biriyle gerçekleştiriyordu ve Bird, Sanzibar’a gitmek üzere demir alan gemide kendisini düşününce, kendisine dair imajı bebeği öldüren bir Bird idi ve bu ona göre bir cehennem manzarasıydı. İşte zaten böyle algıladığı için Bird, oyunu bebeğin yaşamından yana kullanmıştı. Afrika’ya gitmek hayali, bir bebek katili olmadan güzeldi ve Bird bunu yine yapacaktı, ancak hayalin kendisinin de insana tutku yaşatan tarafının hayali kirletmeden var kılmak olduğunu öğrenmişti bu sürede. Ve Bird kendini gerçek yaşamın sorumluluk dolu kollarına atarken, aslında en güzel hayallerin de bu sorumluluklardan kaçmadan elde edilen hayaller olduğunu keşfettiği yeni bir yolculuğa başlıyordu...

 Kişisel Bir Sorun, Oe'nin kendi gerçek yaşamında engelli çocuğuna ilişkin o büyük kararı vermeden önceki ruh hallerini yansıttığı bir eser olarak değerlendirilebilir. Kendi hayatındaki, kendisine ve engelli çocuğuna dair başarı hikayesinin adı ise Hikari Oe. Hikari Oe Japonya'nın önde gelen bestecilerinden. Çocukluğundan beri konuşamıyor, otistik, ancak bunları başarılı bir müzisyen olmasına engel olan engeller olmamış. Kenzaburo Oe ve eşi ilk olarak Hikari ile evin yakınlarında yürüyüşe çıktıklarında Hikari'den gelen bir ses duyuyorlar. Bu ses, Hikari'nin duyduğu kuş sesi sonrasında, çocukluk CD’lerinde dinlediği, kuş sesine benzer bir ses çıkaran bir müzisyeni taklit sesi. Hikari'nin ailesi ona bir müzik öğretmeni bulmaya karar veriyor ve böylelikle Hikari'nin müzik yolculuğu başlıyor. Hikari'nin ilk CD'si çıktıktan sonra 1 milyondan fazla satıyor. Hikari Oe'nin müziğine dair de 5 farklı dilde pek çok yayında bahsediliyor. Engelliğin bir engel olarak görüldüğü pek çok topluma, aileye, bireye, Oe'nin içsel yolculuğunu anlattığı Kişisel bir Sorun, aslında bütün bu acıların ne kadar "normal ve anlaşılabilir" olduğunu göstermesi açısından; Hikari'nin hikayesi ve müziği de sorumluluk alındığında imkansız gibi görünen bir hikayenin aslında nasıl da mümkün kılındığını göstermesi açısından okunmaya, dinlenmeye, üzerinde kafa yormaya değer.


 

http:/kallioglumali.com/tag/kisisel-bir-sorun

Japon yazar Kenzaburo Oe, 1994 yılında kendisine Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran bu romanında, çocuğu beyin anomalisiyle doğan bir babanın, karanlıklara gömülen geleceğine sırtını dönerek eçmişiyle yüzleşmesini anlatıyor. Şehirli, eğitimli ve eğitimci bir genç adam olan anti-kahramanımız, büyükşehrin armağanı olan yabancılaşmadan uzaklaşmanın çözümünü, bir Afrika gezisi fantezisinde bulmuştur. Fırsatını yakalasa bile muhtemelen gerçekleştirmeyeceği bu seyahat hayali, evliliğiyle kendisinden uzaklaşmışken, çocuğunun doğumu ile tamamen kaybolmuştur. “Zaten evlendiğim anda kafesin içine girmiştim, ama kafesin henüz açık olan kapısını doğacak olan çocuk sımsıkı kapatacak.” (s15).

Doktorların çocuğunun geleceği ile ilgili sunduğu –hiçbiri de sağlıklı bir çocuk olabileceğini vaad etmeyen- seçenekler ile utanç, korku, suçluluk duygusu arasında sıkışmış olan Bird’ün içini, bebeğin hâlâ hayatta olduğunu düşündükçe bir yenilmişlik duygusu kaplamaktadır. “Bitkisel bir varlık? Öyle bile olsa, kaktüs gibi tehlikeli bir bitki” (s108). Sorumluluklarından kaçış yolunu alkol ve sıra dışı bir kadın olan eski arkadaşı Himiko’da arar. Mezarlıktan geçerken korkusundan türkü söyleyen birinin dehşeti gibi yaşar Himiko’yla seksi. Koşullar aşağılayıcı, duyulan hazsa doruktadır. Ancak nereye, kime kaçarsa kaçsın, yeryüzünden bir an önce silinmesi gereken bir düşman olarak gördüğü çocuğuyla ilgili kararı kendisinin vermesi gerekmektedir. Çocuğunu öldürmek ya da öldürmemek arasında seçim Karşı karşıya aldığınız aşılması güç problemleri mevcut düşünce yapınızla çözemezsiniz. Çünkü bu problemler zaten mevcut düşünce yapınızın ürünüdürler. Kişisel Bir Sorun A. Einstein Kitabın Adı: Kişisel Bir Sorun Orijinal İsim: Kojinteki Na Taiken Yazar: Kenzaburo Oe Çeviren H. Can Erkin Can Yayınları İstanbul, 2010, 232 sayfa Ayfer Niğdelioğlu ayfer.nigdeli@gmail.com yapmaya çalışırken, asıl kurtarmaya çalıştığı kendi geleceğidir.“Kendimi kandırmak? Gerçekten de, benim olmadığım bir yerde bebeğin ölmesini sinir harbi içerisinde beklerken, ellerimi asla kirletmediğimi düşünmem kendimi kandırmak olur. Fakat ben, bebeğin ölümünde sorumluluğum olduğunu biliyorum.”(s166).

Arzular ve vicdan çatışması ekseninde gelişen roman, Bird’ün yaşamının sadece üç gününde geçmekle birlikte, kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak gördüğü özürlü çocuğundan “kurtulma umudu” çerçevesinde sayısız sorular soruyor satırlar arasında. Romanı tabaka tabaka kaldırdığımızda, babalık-annelik kavramları, evliliğin insan doğasına uygunluğu, arzular ve sorumluluk çatışmaları, yalnızlaşma-yabancılaşma, karar vermenin dayanılmaz ağırlığı, vicdan içimizdeki toplum mu, kürtaj etiği gibi münazara konularıyla karşılaşıyoruz. Cevaplar ise her bir okuyanın kendinde saklı.

“Yenildiğimi baştan bildiğim bir oyunu sürdürür gibiyim.” (s148) Oe, günümüzde yaşadığımız sahte bireysellik ve sahte özgürlük kavramlarını yüzümüze temiz, yalın ve sert sözcüklerle vurmakta. Bugün insanoğlu, bireyselliğin daha farkında, daha çok parası var, daha kolay seyahat edebiliyor, daha eğitimli. Peki, sınırları kendisi ya da başkaları tarafından çizilmiş özgürlüğüyle gerçekten barışık mı? Her zaman yolunun üzerinde bir handikap, sorumluluğunu http://www.bilisimdergisi.org/s131 170 2011 NİSAN KİTAP TANITIMI AYLIK BİLİŞİM KÜLTÜRÜ DERGİSİ 171 taşıdığı birileri, tamamlanması gereken hizmet süresi, erişilmesi gereken bir hedef, ödenecek bir borcu var. Bu engeller, bir gün başlayacağını sandığımız hayatımızın tamamı aslında. Engelli bir çocuk metaforu ile kendimiz için ürettiğimiz bahanelerle yüzleşme dehşeti kişisel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir boyuta taşınıyor.

“Öğrencilerin kafası ayrıntı bilgilerle fazlaca dolu olduğundan, üzerinde düşündükleri şeyin bütünselliğini kavramaları gerektiğinde ne yapacaklarını bilemez hale geliyorlardı. O yüzden Bird’ün işi metnin bütünselliğini kavratmaya çalışmaktı. Fakat Bird, derslerinin üniversite giriş sınavlarında yararlı olup olmadığından emin değildi.” (s93). Mesleği konusunda bilinçli ve duyarlı olduğunu bu paragraftan anladığımız Bird’ün hayat okulunda ezberinin bozulduğunu görüyoruz. Çünkü okullar hayata değil, sınavlara hazırlıyor. Erdemli bir yaşam sürmek çaba ve bilinç gerektirir. Mutluluğa ancak elimizde olan ve olmayanları iyi ayırt edip sahip olduklarımız arasında bilinçli ve doğru tercihler yaparak ulaşabiliriz. Tıpkı romanın başkarakteri Bird gibi kendisi de zihinsel özürlü bir çocuk babası olan Kenzaburo Oe, son sayfaya kadar çaresizlik çemberini çözümlemiyor. Bird kadar olmasa da benzeri bir bunalımdan geçen yazar, 1963’te doğan çocuğunun ölmesini istemez ancak karısı ile birlikte, bebeğin yaşayıp yaşamaması konusunda karar verirken zorlanırlar. Daha sonra oğullarına verdikleri emeğin sonucunda konuşması bile mucize olarak görülen Hikari, yedi yaşına bastığında besteler yapmaya başlar. 20 yaşına geldiğinde ilk CD’sini piyasaya çıkarır. Bugün 47 yaşında olan Hikari, hâlâ konuşamıyor ancak Japonya’nın önemli bestecilerinden biri olarak tanınmakta. Can Yayınları, 2012’ye kadar yayın programı içine aldığı Japon edebiyatının önemli eserlerini Türk okuruyla buluşturmaya devam ediyor. “ Kişisel Bir Sorun”, Kenzaburo Oe’nin en tanınmış romanı olup Japonca orijinalinden Türkçe’ye çevrildi. Ayrıca yazarın dünya dillerine çevrilen ilk romanı olma özelliğini de taşıyor.


>

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!