Kartal Yuvası
Anna Kavan


 

 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

 

KAFKA’NIN AYNASINDA BİR ROMAN : “KARTAL YUVASI”

Hülya Soyşekerci

(Kartal Yuvası, Anna Kavan, Çeviren: Roza Hakmen, Merkez Kitaplar,Eylül 2006,144 sayfa.)

Anna Kavan, ülkemizdeki okur kitlesinin önemli bir kısmına oldukça yabancı gelen bir ad. Yazarın 1957’de yayımlanan romanı Kartal Yuvası, yıllar sonra, Roza Hakmen’in çevirisiyle ülkemiz okurlarıyla buluştu. Franz Kafka’nın olağan dışı düşsel dünyasına ilgi duyanların, Anna Kavan’ın en Kafkaesk romanı olduğu belirtilen Kartal Yuvası’nda birçok derinlikler bulacakları kuşku götürmez bir gerçek…

Anna Kavan, yaşamındaki tragedyayı romanlarında en etkili biçimde yansıtan yazarlar arasında yer alıyor. Kafka’nın gerçek bir hayranı ve ardılı olan yazar, Helen Woods adıyla, varlıklı bir İngiliz ailesinin kızı olarak, 1901’de Fransa’nın Cannes kentinde doğdu. Daha sonraları, Beni Rahat Bırak adlı romanının başkahramanı olan Anna Kavan’ın adını aldı. Yazarın bütün yaşamını pençesine alan bir ruh hastalığı nedeniyle gelişen eroin bağımlılığı, bir türlü yakasını bırakmayan intihar saplantısı ve üç intihar girişimi, iç acıtan gerçekler olarak karşımızda duruyor. 1968’de Londra’daki evinde, elinde şırıngasıyla ölü olarak bulunan Anna Kavan,  yaşadığı bütün kırılmaları,  düşle gerçeğin iç içe geçtiği, sık sık birbirine dönüştüğü metinlerinde dile getirirken, bir taraftan da varoluşu sorgulamaya, anlamsızlıktan anlamlar çıkarsamaya çalıştı.  

Anna Kavan, yaşamı boyunca çocukluğundaki soğuk, itici, uzak ve bencil anne imgesiyle uğraştı. Bu imge, onun ruhunda derin travmalara neden olduğu gibi, bu travmalardan doğan yapıtlarına da yansıdı. Franz Kafka’nın çocukluğunu bir kabusa dönüştüren katı ve kuralcı babası, yazarın, Dönüşüm romanında bir sabah yatakta kendini bir böcek olarak bulan Gregor Samsa’nın tragedyasını yaratmasındaki bilinçaltı etkenlerden biriydi. Anna Kavan’da ise uzak ve sevgisiz anne, yazarın yaşamı ve yapıtlarında gizemli ama başat kişilik olarak yer alır. Sevgisiz, baskıcı anne ya da babanın temsil ettikleri, toplumun bireye küçük yaştan itibaren dikte etmeye çalıştığı katı kurallar ve içi boşalmış değerlerdir aslında. Toplumsal çürüme, toplumun bireyi yok sayması, bürokrasinin ve paranın egemenliğindeki anamalcı sistemin çeşitli mekanizmalarla bireyi ezerek onun yaşama hakkını elinden almaya çalışması, hem Kafka’nın hem de ardılı Anna Kavan’ın dile getirdiği gerçeklerdir.

Milan Kundera, Roman Sanatı adlı yapıtında Kafkaesk’i irdelerken, bir taraftan da Kafkaesk durumu yaratan koşulları gösterir: “Modern tarihte geniş sosyal boyutlarda Kafkaesk üreten eğilimler var: İktidarın gitgide merkezileşerek kendini kutsallaştırma eğilimi göstermesi; bütün resmi kurumları, ucu bucağı olmayan labirentlere çeviren sosyal etkinliklerin bürokrasiye hapsolması; bunu sonucu olarak bireyin kimliksizleştirilmesi…” (s.121) Kafka’nın romanlarında mantıkla açıklanabilen durumlar yok denecek kadar azdır. Mutlak bir bilinmezlik, yapıtın tümünü kapsar.“ O, ‘Kafkaesk’ Bir Roman mı?” başlıklı yazısında Yalçın Armağan şunları belirtiyor: “Kafka’nın yapıtlarında bilinmezlik çemberi kırılmaz… Kafka’nın kahramanları tam bir huzursuzluk içindedirler ve dingin bir noktaya gelmeleri, yaşanan dünyada pek olası görülmez. Kişilerin kendi kişiliklerini bulmak gibi bir yönelimleri yoktur. Bilinemezin biçimlendirdiği yaşamda mutsuzluk egemendir.”( s.4-5) Anna Kavan’ın yapıtı Kartal Yuvası’nda da huzursuz, iletişimsiz,  yapayalnız birey, kendi varoluşunu sorgularken, toplumla ve dolayısıyla içinde yaşadığı bürokratik, anamalcı sistemle yüzleşmeye çabalar. Bu koşullara karşı çıksa da her durumda kaybeden, bireydir. Kafka’ya göre yaşam, baştan kaybedilmiş bir savaştır. Kartal Yuvası’na anahtar sözcüklerle yaklaşırsak; iletişimsizlik, yabancılaşma, parçalanmış kişilik, bunalım, algıda kırılmalar, yanılsamalar, düşle gerçeğin sınırlarının silinmesi, belirsizlik, güvensizlik, kuşkuların ağıyla örülen kaotik bir dünya… ilk akla gelen sözcükler oluyor. “Kafesin biri bir kuş aramaya çıktı.” sözü Kafka’ya mal edilir. Toplumun tüm kurumlarıyla bireyi tutsaklaştırmasını vurgulayan bu cümle, Kafka’nın bütün yapıtlarını da tematik olarak özetler.

Anna Kavan’ın Kartal Yuvası’nda, başarılı bir iş yaşamından “saçma” bir nedenle (kur’a sonucunda) ayrılmak zorunda bırakılan anlatıcı, bir iş ilanının ardına düşerek kendine yeni bir yaşam kurma düşüyle, “Yönetici” dediği yeni işvereninin kütüphanesinde çalışmak üzere yola çıkar. Sıra dışı bir yolcuğun sonunda olağanüstü bir mekana, akıl ve zaman dışı bir yere; Kartal Yuvası’na gelir. Burası coğrafyasıyla; dağları, kayaları, ağaçları ve atmosferiyle son derece ürkütücü, ürpertici bir yerdir. Aynı zamanda bir ressam olan Anna Kavan’ın anlatımıyla, soğuk renklerle yaratılan bir atmosferin içinde yükselir Kartal Yuvası. Kendine göre kuralları ve geleneği olan bu yerde çok farklı olaylarla karşılaşır anlatıcı. Kartal yuvası, esas olarak, anlatıcının kendi benliğini, iç dünyasını, bilinçaltı karanlıklarını, bilinmeyen ruhsal derinlik ve labirentlerinin karşı konulmaz gizemini anlatan bir metafor. Bazen de ölüm gerçeğine yakın duran bir oluşum. Kartal yuvası, bir “şato” gibi yükseliyor anlatıcının bilinçaltındaki sarp kayalıklarda.

Bir kabusun içine girer gibi oluyoruz okudukça. Yazarın patolojik ruhsal dünyası satırlar boyunca gözlerimizin önüne seriliyor. Yapıtta, ruhsal hastalık olgusunun dış’tan değil; iç’ten anlatılması; yazarın eğrilmiş dünyasının okurda yarattığı sancılar, romanı özgün kılan etkenlerin bence en başında yer alıyor. Kişiliğin parçalanma sürecinde yaşananlar içimizi ürpertiyor:

“ Sanki birdenbire her zamanki mantıklı benliğimden ayrılmıştım; o, gölgelerin arasına çekilmiş ve kendisiyle iletişim kurmama imkan bırakmamıştı; öte yandan bir başka “ben” dizginleri ele almış, bütün dış görünüşlerin aldatıcı, kafamdaki düşüncelerin bile muğlak olduğu başka, daha esrarengiz bir düzlemde hareket ediyordu.” (s.8) Roman metni boyunca anlatıcının ve dolayısıyla yazarın bakış açısından izliyoruz olayları. İçinde görüntü katmanlarının yer alması; yüzlerin, şekillerin, çizgilerin birbiri içinde zamansal ve mekansal geçişler yaparak bir görünüp bir kaybolması; düş ve gerçek arasındaki sınırın eriyip yok olması, romanın özgün ve çarpıcı dünyasını oluşturuyor. Kartal Yuvası’nda anlatıcının bilinçaltını dışa vuran, gerçeküstücü görünümlerle sık sık karşılaşıyoruz: “Yönetici’nin uzun silueti gökyüzü fonunda dalgalarla boğuşan bir geminin direği gibi sallanıyor, bense çaresiz ve sessiz, tepesine şoför kepi oturtulmuş bir telgraf direğinin bana yaklaşmasını seyrediyordum.” (s.31) Bu anlatımların, Kafkaesk’in özelliklerden biri olan acımasız bir mizah duygusunu yarattığını da belirtmek mümkün.

Kaynağında işini kaybetmekten doğan güvensizlik ve boşluğun yer aldığı ruhsal karmaşa, bütün romana damgasını vuruyor. Anlatıcının,“Yönetici”nin olumsuz tutumu karşısında hissettiklerini dile getiren cümleleri, Kafka’nın roman kişilerinin bürokrasi karşısındaki çaresiz durumuyla örtüşüyor: “Ansızın çepeçevre güvensizlik uçurumlarıyla kuşatılmıştım; birkaç iyi niyetli cümle ve muğlak bir yardım vaadiyle aşılmayacak kadar derin ve geniş uçurumlar. Artık aramızda bir iletişimsizlik vardı. Hayatı istikrarsızlık temeli üzerine kurulu hale gelmiş olan ben, hayatı boyunca tek bir an güvensizlik yaşamamış olan bir adamla gerçek bir temas kurmamın mümkün olabileceğini nasıl düşünmüştüm?” (s. 134) Hayatının istikrarsızlık temeli üzerinde kurulduğunu dile getiren anlatıcı, Kundera’nın deyimiyle “bütün varlığı bir hatadan ibaret olan” Kafka kahramanlarıyla benzeşiyor.

Aklın, akıl dışıyla buluştuğu bu romanda, Kafkaesk’in unsurlarından anlamsızlık, umutsuzluk, bireyin toplumun dişlileri arasında ezilip yok olması, yalnızlık ve yabancılaşma olgusuna geniş yer verilerek, “Yönetici”nin davranışıyla temsil edilen bürokratik açmazlara, sistemin çelişkilerine göndermeler yapılıyor. Yolculuk metaforuna yer verilerek, varılan son noktada bireyin tutsak kalmasının, kurtulamayışının kabusa dönüşen yaşantıları dile getiriliyor. Bence, roman kurgusunun kendi içine kapanması, anlatıcının Kartal Yuvası’ndan kurtulma şansının olmadığını da imlemektedir. Bütün bu yönleri nedeniyle Anna Kavan’ın en Kafkaesk romanı olarak nitelendirilen Kartal Yuvası, son yıllarda baş döndürücü bir hızla gelişen iletişim teknolojilerinin belirlediği dünya içinde yaşanan iletişimsizliği ve yabancılaşmayı, yıllar öncesinden sezinleyen Kafka’nın yaratıcılığının izini süren, psikolojik, gerçeküstücü ve varoluşçu bir roman olarak, her sayfasında düşüncelerimizi biraz daha derinleştiriyor…

Notlar:

Milan Kundera, Roman Sanatı, Çev: Aysel Bora, Can Y. İstanbul, 2002.

Yalçın Armağan, O,“Kafkaesk” Bir Roman mı?, Bilkent Üniversitesi, Türk Edebiyatı Bölümü,ödev,                   www.bilkent.edu.tr

Hülya SOYŞEKERCİ

                                                                                                      hulyasoysekerci@yahoo.com