|
||||||||||||
| |
|
|||||||||||
|
En üst kurumlardan en küçük kurum olan aile’ye kadar bir birinin içine girmiş suç ve günah güruhu.. Bir yerlerde en yukarılarda başlayan çürüme en küçük hücrelere kadar nüfuz ediyor. Çürüme var ama onun etrafında sağlam hücreler daha da çok.. Çürümenin kendilerine doğru geldiğini gören sağlam hücrelerin çektiği azap, ıztırap… Dini ve resmi kurumların insanlığı etkileyen bozulması… Bir de aşağıdan yukarıya bakarsak kişiliğin özünde baş gösteren ruhsal hastalıklar.. Bunların üzerine yeterince gidilmemesi, tanı konulmaması, bir yığın ayrıntı olayla kişiliklerin tamirinin ertelenmesi .. Ve ertelenen bu tamirin onulmaz yaralar açması. Yaraların bazılarının kangrene dönmesi…. Bunları üstün bir farkındalıkla gözlerimizin önüne seren bir yazım dehası… Bir yanda da romanımıza yer yer giren henüz bozulmaya başlamamış çocuklar. Saf temiz, acılı başlangıçlar. Kahramanımız tüm sadeliği ve insan severliğiyle çocuklara sığınıyor zaman zaman. Onu taşlasalar da yanlarında kalıyor, çünkü büyüklerin manevi taşları kadar acıtmıyor canını, onların amacı hedefi belli taşları. Ve bir çocuğun cenazesinde o tertemiz duyguları ile bir söylev yapıyor. Dinlediği bunca amansız söylevden sonra bir çocuk cenazede dile getiriyor içindekileri tabii yine çocuklara. Bana bir çağ yangınını anımsattı Karamazof Kardeşler. Hepinizin bildiği bir güfteyi okumak geldi içimden. Sizlerle paylaşmak istedim bu bildiğiniz sözleri: Kan ter içinde uykularından uyanırsan eğer her
gece, Eller günahkar, diller günahkar, Sezen Aksu, Meral Okay
“Karamazov Kardeşler” Dostoyevski’nin yazarlık yaşamı boyunca değindiği temaların işlendiği, dramatik olaylarla bezenmiş bir düşünce romanı,bir başyapıt. Tolstoy evini terk ettiğinde yanına aldığı kitap.55 yaşında şehvet düşkünü bir baba ile her biri ayrı annelerden olma dört oğlunun (biri gayri meşru) sevgi, nefret, günah ve tutkularının meydana getirdiği çerçeve içinde sürüp giden bir inanç arayışı, Tanrı’ya ulaşma çabası romanın temelini oluşturuyor. Kahramanların olağanüstü bir yoğunlukta yaşadıkları umutsuzluk, acı, tutku ve çılgınlık anları, arayışlarının insani zayıflıkları, derin psikolojik çözümlemelerle betimleniyor.Dostoyevski Rus halkının hayranlığa değer saflığı ve bozulmamışlığına değiniyor. Romanın temel sorununun yanıtı ise rahip Zosima’nın konuşmasında belirttiği evrensel uyumun kafa ile değil yürek ile inançla elde edilebilir sözü ile iletilmiş okuyucuya. Dostoyevski insan ruhunun derinliklerini ustaca çözümlemesi ile bu kitap psikanalize bir kapı açmış ve varoluşçu düşüncenin temel kaynaklarından biri olmuş.
Babaları Karamazov’u öldürmelerinden kuşkulanılan üç kardeş, sınamalar,itiraflar ve dede Zosima’nın yetiştirdiği en küçük kardeşleri masum ve saf Alyoşa ile yaptıkları konuşmalarla kendi ruhsal evrelerini ve içlerindeki gerçeği keşfederler. “İnsanların iç dünyası alabildiğine geniştir. Kainat ölçüsünde geniş.....” “Şeytanın tanrıyla cenkleşmesidir bu; cenk alanı da insanın kalbidir.”S134Katil kimdir? Tanrı’ya isyan eden soğukkanlı mantıkçı Ivan mı? Güzellik tutkunu, nefis düşkünü Mitya mı? Ivan’ın karikatürü, gayri meşru Smerdiyakov mu? Mitya tutuklanır, ama aslında kötülükle dayanışmaya varan kardeşlerin üçü de suç ortağıdır.
Romanın merkezinde babanın ölümü yer alır ve birçok edebiyat tarihçisi romandaki ölümü Dostoyevski’nin kendi hayatına bağlarlar,çünkü yazarın babası da bir cinayete kurban olmuş serfleri tarafından öldürülmüştür. Bu ölüm Dostoyevski’nin bilinçaltını derinden etkilemiştir. Dostoyevski’nin yaşam öyküsünü kaleme alan yazarlara göre ilk sara nöbetine de bu düşünce neden olmuştur. Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefretle ve bunu izleyen suçluluk kompleksine dayanarak, epilepsi hastalığının sinirsel kökenli olduğu sonucunu çıkardılar. Romanda Dostoyevski ‘nin yaşamı ile yapılabilecek birçok benzetme vardır. Üç yaşında ölen oğlunun Alyoşa olmasıdır. Oğlu babasından genetik yolla aldığı epilepsi nöbetleri sonucu yaşamını yitirmişti. Dostoyevski kitabında hem bir baba hem de oğul olarak duyduğu suçluluk duygularına gönderme yapar. Dimitri Dostoyevski’nin sürgünde sona eren romantik devridir. Ivan, üniversite yıllarında ilgi duyduğu sosyalist yönünü, bu uğurda Tanrı inancının kaybetmek üzere olduğu yılları yansıtır. Alyoşa ise, onun olgunluk halinin , ulusuna ve dinine dönüşüdür.. Smerdyakov’un Dostoyevski gibi epilepsi nöbetleri geçirmesi de göndermelerden biri ..
Kitapta ele alınan KARDEŞLİK benzerlikler yerine farklılıklar üzerine kurulmuştur, bu da karakterlerden her biri diğerinin özelliklerinin ortaya çıkmasına rol oynar. Ivan’ın pesimist felsefesi, Alyoşa ‘nın temiz ve huzur dolu doğası ile zıtlaşır. Dimitri ‘nin karakter zayıflığı , diğer iki kardeşin düşünceleri berraklaştırır. Ivan’ın temsil ettiği akıcı hayat görüşü , Alyoşa’nın masumiyetini ortaya çıkarır.
Romanın içinde yer alan “Büyük Engizisyoncu” bölümü romanın kendisi kadar ünlüdür. Sadece bu bölüm üzerine yazılan felsefe makaleleri birkaç kez kitap halinde basılmış.İsa yeryüzüne inmiş ve İspanya’nın Sevilla şehrinde mucizeler yaratmaya başlamıştır. O sırada Engizisyon Mahkemesi Başkanı bunu fark eder ve İsa’yı bir hücrede alıkoyarak o uzun sorgulamasına başlar.
“Büyük Engizisyoncu” bölümünde yazarın tüm felsefesini sunduğu düşünülür. Ama bu bölümden önceki “Başkaldırma” bölümünün bu felsefe düşüncesi ile bir bütün olduğu düşünülür. Buradaki acıyı yüreğinizde hissedersiniz.. Bu bölümde Ivan kardeşi Alyoş’ya yaşamın adaletsizliğini anlatır. Peş peşe verdiği örneklerin hepsinde masum bir çocuğa yapılan haksızlıkları anlatır, neredeyse kötülükler listesi gibidir bu bölüm,insanoğlunum en büyük suçunu anlatır. Yatağını kirlettiği için anne ve babası tarafından dövülüp tuvalete kapatılan beş yaşında bir çocuk ya da köpeğe taş attığı için av köpekleri tarafından annesinin gözü önünde parçalatılan 8 yaşındaki çocuk, Ivan’a göre sadece dünyanın adaletsizliğini değil, aynı zamanda tanrının da adaletsiz düzeninin göstergesidir.bunları anlattıktan sonra Ivan birkaç soru sorar Alyoşa’ya . Birincisi “bu çekilen acı, daha büyük mutluluk bedeli için midir?” nasıl peygamberler insanlar daha mutlu yaşamlar sürsün diye acılara katlandılarsa, çocuklar da kitlelerin mutluluk bedelini mi ödüyorlar? Bu soru Hristiyan öğretisinin özünde yer alan, İsa ‘nın Tanrının oğlu olmasına rağmen ölümüne babası tarafından göz yumulması ve onun çektiği acıların insanlığın tümünün mutluluğu için yaşaması gerektiği öğretisine benzer. Küçük masum çocuklar da peygamberler gibi insanlığın günahları için bu acıyı çekmek zorunda bırakılırlar. Bu duruma Ivan İkinci soruyu sorar. “Bilsek ki, dövüldükten sonra karanlık tuvalete kapatılan çocuğun ağlaması sayesinde tüm insanlık mutlu olacak, çocuğun bu acıyı çekmesini kabul edebilir miyiz?” ve sorular ardı ardına gelir.”Diyelim ki, çocuğun bu acıyı çekmesini kabul ettik, ona bu acıyı çektiren kişiyi affedebilir miyiz?” Zincirleme sorular bitmez. “ Diyelim ki, sonsuz affedici güçle donanmış aziz insanlarız ve her durum karşısında affetmeyi denemek istiyoruz, köpeklerine çocuğu parçalattıran emekli generali , o çocuğun annesi affederse, biz o anneyi affedebilir miyiz? Ya da daha doğrusu ,affetmemiz affedilir bir davranış olur mu?”
Suçun ahlaki boyutunu tam bir felsefeci gibi ele alır. Hristiyan’lıkta en zor anlaşılır şey , günah çıkartıldığında her suçun affedilir olmasıdır. Ivan Tanrının sonsuz affediciliğiyle alay eder sanki. Tanrı için affetmek tabii ki kolaydır, asıl önemli olan İNSANIN KENDİNİ AFFEDEBİLMESİDİR: bu ise çoğu zaman imkansızdır. “Nothing is more seductive for a man than his freedom of conscience. But nothing is a greater cause of sufferring”S 285 “Kişioğlunca vicdan özgürlüğünden güzel,ama aynı zamanda da acı bir şey yoktur... Kişioğlunun özgürlüğünü eline alacak yerde ,çoğalttın bu özgürlüğü, insanlığın ruhsal dünyasına sonsuza dek sürecek acılar kattın.. Ama seçme özgürlüğü gibi ürkünç bir yükün altında ezilen kişioğlunun sonunda Senin önderliğini, hatta gerçeğini de reddedeceğini düşünmedin mi? Gerçeğin sende olmadığını bağırmaya başlayacaklardır sonunda. “
Dostoyevskinin sormadığı ama okurun aklına takılan soru daha var tabii tüm bu zincirleme soruların getirdiği “Dünyayı bunca acılarla dolu yaratmasından dolayı İNSAN TANRIYI AFFEDEBİLİR Mİ?”
Gerçeği söylüyorum size, gerçeği: Buğday tanesi yere düştükten sonra yok olmazsa, bir buğday tanesi olarak kalır;ama yok olursa , o zaman bereketli ürün verir.
Kitaplarda adı yol şaşırtıcı diye geçen şeylerden daha gerçek şey var mıdır? S 282 “Kişioğlunu yalnız ekmekle yaşanmaz dedin. Ama Toprak Ruhunun bu ekmek uğruna Sana baş kaldıracağını, Seninle cenkleşeceğini,Seni yeneceğini,bütün insanların bu canavarın dengi yok,bize gökten ateşi indir diye bağırarak onun peşinden koşacağını biliyor musun?
|
||||||||||||