Gelibolu ve Kanatsız Kuşlar
Louis de Beneires


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

   Nevcihan Oktar

Gelibolu ve Kanatsız Kuşlar

Gelibolu değil- "Gallipoli" filminin çok konuşulduğu şu günlerde  Louis de Bernier' in  bu konuyu ele alan kitabını  anmadan edemeyeceğim. Türk olan sayın yönetmen  Tolga Örnek'e  göre Louis de Bernier" Gelibolunun Ruhunu "kavramış hümanist  bir yazar. Keşke kitabı bir film olarak izleyebilsek. Böyle kritik bir dönemde tarihimizin, coğrafyamızın, Anadolumuzun bir yabancı yazar tarafından anlatılması  bence çok ironik.Yazarın kitabın girişinde belirtiği gibi anne tarafından dedesi Arthur Keneth Smithells'in Gelibolu'da savaşmış ve yaralanmış olduğunu belirterek kitabını savaşlar yüzünden yitiren onlarca insana adıyor. Vahşi kapitalizme karşı savaşan onca askerimizin ve Atatürk'ün hiçe sayılmak istendiği filmin  askerimize ve Atatürk'e adanmasını gönül isterdi... Özellikle Atatürk'ün 1934 yılında dile getirdiği barış dolu  "tarihin belki de en ünlü, zamanın asla yeryüzünden silemeyeceği müthiş "sözlerin filmde hiç anılmamasını emperyalizme karşı savaşı ve Atatürkün gerçekleştirdiği Aydınlanmaya karşı yapılan  bilinçli bir politika güdüldüğünü düşündürüyor.
 

Sayın yönetmenin anmadığı sözleri Burada belirtmeden geçemeyeceğim
 
“ Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar , burada bir dost vatan toprağındasınız. Huzur ve sukun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardanevlatlarını  savaşa yollayan analar, gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızda , huzur içinde dirle ve huzur içinde uyuyacaklardır.Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.
 
Sen ve ben bir zamanlar birbirimizi kuş yerine koyup da sevdik. Kanatlarımı çırpıp yere düşerek kendimizi berelediğimiz zaman bile çok mutluyduk, ama gerçek o ki kanatsız kuşlardık biz. Sen bir mehmetçiktin  ve ben bir karatavuk. Kartallar vardı aramızda veya akbabalar ya da güzel saka kuşları, ama hiçbirimizin kanadı yoktu.

 

Kanadı olan kuşlar açısından hiçbir şey değişmiyor; nereye isterlerse uçabiliyor onlar ve sınır tanımıyorlar, kavgaları çok kısıtlı oluyor.

 

Ama biz daima toprakla sınırlıyız; ne kadar yükseğe tırmansak tırmanalım ve kollarımızı ne kadar çırparsak çırpalım. Uçamıyoruz ya, kendimize uymayan şeyler yapmaya mahkumuz biz. Kanatlarımız yok ya, aramadığımız mücadelelere ve iğrençliklere itiliyoruz ve sonra , bütün bunların ardından yıllar geçiyor, dağlar düzeliyor, vadiler yükseliyor, nehirlerin yolu kumla tıkanıyor ve yarlar denize çöküyor.”

 

Roman Fethiye yakınlarında Eskibahçe adlı bir kasabada yaşayan Müslüman, Hrıstiyan toplumunun yaşamlarını,aşklarını dile getirirken romanının içinde roman özelliği ile Atatürk’ün Selanik’te doğumundan başlayıp, Kurtuluş Savaşına kadar olan yaşam öyküsünü , Osmanlı devletinin çöküş öyküsü, Çanakkale Savaşı ve özellikle Gelibolu, İstanbuldaki iktidar kavgaları,işgal yılları ve Atatürk'ün büyük bir asker, devlet adamı ve liderliğe uzanan yaşam öyküsü roman tadında biyografik bir anlatımla dile getiriliyor.

 

Anadolu mozaiğinin parçalanışını, bu topraklarda savaşın yol açtığı mübadele ve tehciri  ve insanların yaşadığı dramları çok usta bir üslupla anlatıyor.Emperyalizm ve milliyetçilik fikirleriyle sarsılan toplulukları birbirine düşürerek oynanan oyunları Karatavuk ve Mehmetçik adlı iki arkadaşın yaşamlarını anlatarak bize adeta bugün oynanan oyunları bir daha hatırlatıyor.Yazar savaşın yol açtığı göçleri, “sözde soykırım” iddiaları ile batının gündeme getirdiği Ermeni sorunu ele alırken tarihi bulgulara dayanarak aktarıyor. Kitabın sonunda da Fethiye’de bugün her milletten insan bulunduğunu ama tek bir Rum’un bile bulunmaması ile bitiriyor..

 

Ne yazık ki geçmişte yaşanan bu acı olayların bıraktığı kin ve intikam duyguları batı emperyalizminin güdülemesiyle günümüze aktarılmak isteniyor.

 

Tarihe gömülmüş davaların tekrar gündeme sürülmesinin hiç kimseye yarar getireceğine inanmıyorum. Mübadele ve tehcir batı emperyalizminin  güdümlü, yanlış siyasetleri yüzünden ortaya çıkmış iki olgusudur.Rahat bırakılsalardı, Anadolu insanları ,bir arada, komşu komşuya barış içinde yaşayacaklardı, çünkü tarihte bunu başarmışlardı. Bugün bunu yapmamaları için hiçbir neden yok.

 

“Önemli olan yargılamak değil, anlamaktır”.

Sevgi ,hoşgörü ve paylaşma her şeyin temeli değil mi?

 

26.04.2005