Roman, Yahudi asıllı Gyurka’nın babasının çalışma kampına gittiği gün ile başlar. Herşey 14-15 yaşındaki bir çocuğun gözüyle anlatılır. Olacaklar ilk bölümden itibaren ironik bir şekilde okuyucuya sezdirilir. Bir süre sonra Macar gencin çalıştığı yere giderken arkadaşlarıyla birlikte yolda polisçe yakalanıp Auschwitz toplama kampına gönderilir. Nefret edilenin kendisi değil de "yahudilik düşüncesi" olduğunu anlamaya çalışır. Bunu anlamak mümkün değil. Prag’da bir sinagoga gitmiştim, şok olmuştum. Toplama kamplarında öldürülen binlerce Yahudinin ismi sinagog duvarlarına tek tek yazılmıştı. İnsan orayı görünce ürperiyor. Irkından dolayı insanların bu yüzyılda bunları yaşaması anlaşılır gibi değil. Bugün hala savaş düşüncesinin var olması bu yaşanan kötü tecrübelerin bile insanoğlunu terbiye etmemiş olması hele hiç anlaşılır gibi değil.
Kertesz herşeyi ince bir mizah duygusuyla anlatıyor. Genç Kertesz için çalışma kampına gitmek başta çekici bile geliyor. Onun için yaşam savaşı başlıyor.Talih işte burada ortaya çıkıyor. Hatta buna “talih kuşu” diyor. Eğer otobüs yerine tramvay ile gitseydi… Dehşetin hatta ölümün bile nasıl kanıksanıldığını, her geçen gün yaşanılanlarla bunların günlük olay olabildiği ironik bir şekilde aktarılıyor. Ve Auschwitz , soyunma odaları, kamp, röntgen, yeni bir yaşam, Şaçların kazınması, açlık, utanç, her mahkuma verilen numara, hatta numaranın deriye kazınması, krematoryum, gaz odaları, bacalar ve koku, bunlar bir oyunmuş bir öğrenci şakasıymış gibi bir izlenime kapılması..Oradan Buchenald toplama kampına geçiyor. Numarası 64921. İnsanoğlunun yaşamak için en zor şartlara bile nasıl alıştığı, yaşam yasalarını nasıl uyguladığı bir bir anlatılıyor. Ölü birinin tayınına sahip olabilmek için bir gece yatağını bile paylaşması varolmanın gerçeğini inanılmaz bir şekilde vurguluyor, hem de hiçbir yorum yapmadan abartıya kaçmadan. Ama sonunda AÇLIĞI bile TÜKENİYOR; artık hiçbir şeye aldırmıyor. İnsanca TÜM DEĞERLERİ yitiriyor.Bu noktada hayatla bağları kopuyor. Ayağı enfekte oluyor. DAYAK bile hiçbirşey ifade etmiyor, insanlıktan çıkıyor. Hastahanede aynada kendini gördüğünde tanımıyor bile…. Köyü insanların olduğu kadar Bandi, Citron, Pjetka, doktor gibi iyi insanların olması onu tekrar hayata bağlıyor. İçindeki YAŞAM ATEŞİ tekrar alevleniyor, SEVGİ,UMUT tomurcukları beliriyor. En son ana kadar GURURU ona eşlik ediyor.” Gözlerinden birkaç damla sıcak gözyaşı bile döküldü” onun hayata ve insanlığa döndüğünün göstergesi. Sonunda ÖZGÜRLÜK, YAŞAM ve EVE DÖNÜŞ:…. Evet hiçbirşey eskisi gibi değil, Yıkılmış ama hayatta kalmaya çalışmak, ADIMLAR HEP İLERİ “Oradaki bacalarda bile dunanların kesildiği anlarda mutluluğa benzeyen birşeyler vardı. Belki de asıl bu deneyim benim için unutulmuş kalacak, ama herkesin öğrenmek istediği , yalnızca kötü olan “DEHŞET” Evet ,bir daha soracak olularsa, onlara bunu, toplama kamplarındaki bu mutluluğu anlatmalıyım. Soracak olurlarsa . Kendim bile unutmuş olmazsam.” UNUTMAK aynı Milan Kundera’daki gibi. İnsanlar yaşamlarının farklı bölümlerini unuturken her şeyin üzerine en hoşlanmadıkları dönem ve olayların örtüsünü örterek kendilerini daha özgür ve hafif hissederler. Eğer hiçbirşeyi unutmasaydık bütün bu acılarla yaşamak mümkün olur muydu? |