İvan İlyich'in Ölümü

 
ball.gif
ANASAYFA   ball.gif TÜMÜ  ball.gif ROMAN  ball.gif ÖYKÜ ve NOVELLA  ball.gif DENEME  ball.gif ŞİİR  ball.gif FELSEFE  ball.gif TIYATRO  ball.gif
 
 


Editörün Notu:
Yüksek rütbeli bir yargıç olan İvan İlyiç, iyi bir hayat yaşadığını düşünür; ancak hasta yatağında ölümün yaklaştığını anladıkça, yavaş yavaş aslında ne kadar boş bir ömür sürmüş olduğunu fark eder. O güne kadar büyük anlam yüklediği ve uğruna büyük çaba verdiği serveti, şöhreti ve saygınlığı, ölüm döşeğinde bir anda gözüne boş ve saçma görünür. Tolstoy’un büyük bir samimiyetle anlattığı bu kısa ama etkileyici roman, insan doğası, hayatın anlamı ve ölümün gerçekliği gibi temel sorulara cevap arıyor.ideefix

 
 

Lev Nikolayeviç Tolstoy'un 'İvan İlyiç'in Ölümü' Eseri Üzerine/ İnceleme - Mehmet Bar

http://egitimkocu.mehmetbar.com.tr/

İvan İlyich'in ÖlümüTolstoy'un 1886'da yayımlanan romanı, son döneminin başyapıtıdır. Varoluşçu filozof Heidegger bu eserden yola çıkarak kendi düşüncelerini şekillendirmiştir.

19. yy'ın son çeyreğindeki Rusya'nın ve yazarın hayatındaki olayların eseri ne kadar etkilediğine değinmeyi düşünmüyorum. Yalnız 58 yaşına gelene kadar Tolstoy'un annesini, babasını, kardeşini, oğlunu kaybetmesinin ve bir mahkumun giyotinle idamına tanık olmasının bulantısı; ölümü, kaygı, korku, sevgi, adalet, dostluk, yalnızlık kavramları bağlamında; aileyle, parayla, inançla, politikayla ve bürokrasiyle, estetikle, düşünmeyle ve mantıkla, ruhsal durumla, toplumla az çok ilişkilendirerek kusmasına etki etmiş görünüyor. O güne nazaran değişen bugünkü dünyada insanın değişmeyen yapısını özgün bir biçimde aktaran yazar yapıtı aynaymışçasına okurun yüzüne tutuyor. Sergilediği diyalektik tavır dolayısıyla, başkarakterin çatışmalarından kaynaklı gerilim, kendini sorgulamaya başlayan okurca da hissediliyor.

Kısaca

Romanın ana karakteri yargıç İvan üzerinden ölüm konusu işlenir. İvan'ın hayatında artık her şey yolundadır. Yeni evini zevkine göre döşerken bir kaza sonucu böğrü zedelenir. Fakat bunu pek önemsemez. Gittikçe artan ağrılar onu yavaş yavaş sona götürecektir. Bu süreçte yargıç İvan ölüm tarafından adeta yargılanacaktır. Acılar içinde, varoluşu adım adım son bulurken iş arkadaşlarının, ailesinin, doktorların, hemen herkesin bu duruma kayıtsız kalması, adeta ortak bir yalanı oynamaları inlemelerinin ana nedenidir. İvan bu dramın başkasının değil de kendisinin başına gelmesini adaletsiz bulur ve sebebini sorgular. Tanrıyla, çevresiyle, kendisiyle bir hesaplaşmaya girişir. Umut-umutsuzluk çatışması içerisinde ölümü irdeler. 'Ya sonrası?' diye sormadan edemez. Ölümden sonrası? Cevabı karanlıktır. Ve bu korkunçtur. Bilinmeyenin feci kaygısı... Neden diye sorar. Neden ben? Hayatımda her şeyi olması gerektiği gibi yapmadım mı? Doğru yaşayıp yaşamadığını artan ağrılar içinde düşünür durur... İvan karanlıkta mı kalacaktır, bir ışık belirecek midir ve o ışık İvan için neyi sembolize edecektir?

Evet, kitap böyle. 'Bu kadarı bana yeterli' diyenler bir yana ilgisini çekenler için aşağıda birkaç sayfa daha var. 12 adımda Tolstoydan, kitaptan, baş karakterden ve diğerlerinden bahsederken ölümü konuşacağız. -1-

(İş) arkadaşları İvan İlyiç'in ölüm haberini konuşmaktadır. Meslektaşlarının ilk andan itibaren yegane kaygısı bu ölümün makam ve ücret anlamında kendilerine, yakınlarına ne faydası olacağıdır. Ayrıca yakın bir tanıdığın ölmesi içten içe hepsinde ''iyi ki ölen ben değilim de o'' şeklinde bir sevinç yaratmıştır. ...''Bütün ölüler gibi, katılaşan organlarının olanca ağırlığıyla, içi bezle kaplı tabuta yatırılan başı bir daha kalkmamacasına yastığa gömülmüştü.'' ''Ölü yüzün duruşunda kendinden eminlik, sitem, bir mesaj okunuyor gibidir fakat içi sıkılmış olan dostu Pyotr bunu üzerine almaz, uzaklaşır. Adam içten gelen, hakikatli duyguları değil de olması gereken ne ise ortama uygun olan neyse onu dışa vurur. Adeta rolünün hakkını vermeye çalışıyordur. Fakat tek derdi akşamki kağıt (vint) partisidir. Kasvetli yerden kaçmaya çalışırken İvan'ın karısı, dul aylığını almanın yollarını sormak için yanına gelir. Ölüm hakkında Praskovya'dan duyduklarıyla ürpertilere kapılır. Bir an kendisinin de başına böyle bir şeyin gelebileceğini düşünür. Fakat bu düşünceyi öteler ve oradan ayrılır.

İlk sahne Adliye Sarayında başlar cenaze evinde sürer.

İvan'ın ailesinin ve çevresinin anlatılışı, bu karakterlerin kötü olduğu izlenimini uyandırıyor. Tolstoy, topluma gerçekçi baktırır: 'bahsedilen şeyleri yapan çok, evet' diye onu başımızla onaylarız. O toplumun biricik parçası olan bizlerin, dürüst olmak gerekirse, aynı şeyler karşısında tepkisi ne olur? Geçelim, peki İvan nasıl biridir? Nasıl ölmüş olabilir? Belki sevilmeyen biri, belki de haketmiştir! Her ölüm gibi erken mi onunki de? Ya benimki de onunkine benzerse? İpucu arıyoruz. Ölü İvan, iç karartıcı, rahatsız edici betimleniyor. Yukarıda 'gömülü baş' ile ne gösterilir? Ölü olanın sadece beden değil akıl da olduğu? Ölümü asla algılayalamadığımız, ölümü değil yaşamı deneyimleyebildiğimiz?.. İlerleyen bölümlerde okur karakterin yiten yaşamını, yanısıra artık olmayan zihnindekileri, düşüncelerini öğrenecektir.

-2-

İvan çocukken ailenin medarı iftiharıdır. Zeki, afacan, cana yakın, terbiyeli. Gençken ise keyfine düşkün bir o kadar görevinde ağırbaşlı, ciddidir. Yağcı değildir, gel gelelim üst mevkidekileri rol model alan biridir. Onlar gibi düşünen İvan kariyer basamaklarını adım adım tırmanacaktır. Sorgu yargıçlığı görevinin 2. yılında Praskovya ile tanışır. Kadın zeki, çekici, göz alıcıdır. Kendisine uygun bir ailedendir dolayısıyla evlenmeyi mantıklı bulur. Fakat mutlulukları karısının gebe kalmasına kadardır sonrasında sorunlar baş gösterir. Praskovya'nın sinirleri arttıkça İvan kendisini işe verir. Bir süre sonra savcı olarak atanır fakat yaşam pahalılığı İvanı zorluyordur. 2 Çocuğu ölür. Yaşamının merkezine işini koyar. 3 yıl sonra başsavcı yardımcısı olur. Akşamları arkadaş toplantıları, yemekler, vint partileri ile geçirirken o, hep toplumu da önemsemiş edep kurallarına uygun yaşamıştır.

İvan'ın hızla geçmişine gidip önemli bazı bilgiler ediniyoruz. Karakteri yazarla birlikte çizip zihnimizde diriltiyoruz. Aktarılanların ardından bizler için şimdi İvan harika biridir. Çevresi kötüdür. Hayatındaki bazı olumsuz durumlar verilir fakat henüz İvan iyi ve kötüyü bir şekilde dengeleyebilmektedir

-3-

Evleneli 17 yıl olmuştur. İstediği görev ve yeri üniversite bulunan bir kentte başsavcılıktır. Fakat biri önüne geçer. Tepki gösterince bakanlık ona soğuk davranmaya başlar. Hatta onu 2. atamada da es geçerler. 1880'ler yaşamının en zor yılıdır. Karısının davranışları, fazla harcamaları, borçlar vb. maddi manevi sıkıntıları vardır. Herkesin onu unuttuğunu, haksızlıklara aldırış etmediklerini düşünür. Babası bile yardım etme sorumluluğunu unutmuştur. Bir süreliğine kayınbiraderinin yanına taşınırlar. İvan karısı ve çocuklarını oraya yerleştirip daha iyi bir iş için yola koyulur. Talihlidir, bakanlıkta yapılan devrimle birlikte dostları ön saflara itiliyordur. Bu onun için çok önemlidir. Bakan olan dostu atanmasını sağlar. Karısıyla ve ötekilerle arası düzelir. Yeni bir ev tutar ve onu zevkine göre döşemeye başlar.

Orta halli İvan'ın evi zenginlere özgü özenti eşyalarla dolmuştur. Günlük rutinler, iş derken yaşamları sürüp giden ailede İvan sevinçliydi yalnız sahte bir sevinç bir gösterişti bu.

Bir önceki bölümde İvan'ın dengeleme konusundaki başarısı artık azalmaya başlar akabinde bu düşüncelerine yansıyordur. Ona haksızlık yapılması karşısında hem kendi hem çevresindekiler bir şey yapamaz. Kötüleşen ekonomik durumu yüzünden boğulurken nihayet iyi bir şey olur. Ve İvan'ın tükenen tüm enerjisi abartılı bir biçimde yenilenir. Okur olarak bizler de rahatlarız tabi, çoktan karakterle empati kurmuşuzdur.

Ayrıca yazar bu bölümde okuru pek önemsiz göstereceği ev kazasına da hazırladı. İvan'ı çok mutlu, hareketli tüm işlere koşan bir olarak betimledi. Her şey İvan'ın tam istediği gibidir. Hatta yere düşmüştür bir şey olmamıştır kendisine, o, çevik, güçlü, sporcudur. Kendine güveni tamdır ona bir şey olmaz. Kurmacalarda çatışma yaratmak çok önemlidir. Hikayede ters köşeye yatmak, şaşırmak isteriz. Tolstoy 150 yıl önceki eserinde bunu hakkıyla gerçekliyor.

- 4-

Bu bölümde İvan'ın ev eşyalarını yerleştirirken sandalyeden kayıp böğrünün masanın köşesine çarpmasıyla nükseden ağrılarının artması anlatılıyor. Keyifsizliği ailesine yansımaya başlıyor. ''Kavgalar çıkarmaya başlamıştı. Bu kez karısı değil İvan çekilmez olmuştu.'' Praskovya İvan'ın her öğle yemeğinde bir bahaneyle çıkardığı kavgaların yemek yemekle ilgisi olduğunu düşünüyordu. Cevap vermemeye başladı. Susmak yüce bir davranıştı. Kendine acımaya başlayan Praskovya kocasının ölümünü istemeye bile başladı. Ama parasal anlamda ona bağımlıydı. Eşine doktora görünmesini tavsiye etti.

...Doktorun hali tıpkı bir savcınınki gibiydi. İvan'ın mahkemede sanıklara yaklaşımı neyse doktorun kendisine tavrı aynıydı. Doktor tanıyı geciktiriyordu. Sonunda körbağısakla ilgili bir teşhis kondu. İvan'ın ise tek bilmek istediği hastalığının tehlikeli olup olmadığıdır.

İvan doktorun kararından durumun iyi olmadığını ama doktor başta olmak üzere kimsenin buna aldırış etmediğini anladı. Büyük şaşkınlıkla kendine acımaya başladı. ...Sokaklarda ona her şey hüzünlü görünüyordu. Böğründeki ağrıyı içine düşen bir korkuyla dinlemeye başladı.

Çevresindekilerin hastalıkları, sağlık durumları onun en çok ilgi duyduğu konular arasına girdi. Doktorun dediklerini harfiyen uyguluyor fakat ağrıları azalmıyordu. İşler kötüye gittiğinde (aile, iş yada arkadaş) hastalığın sıkıntısı üzerine çöküyordu. Umutsuzdu.

Doktordan doktora koşan İvan bir sonuç alamıyordu. Aziz resimleriyle tedavi yapılan bir yere gitmeyi bile düşündü.

Sonunda başına korkunç, çok önemli bir şeyin geldiğini anladı. Bunu yalnız kendisi biliyordu. Çevresindekiler kayıtsızdı ve buna çok üzülüyordu.

Karısı hastalığında kabahati İvanda buluyor kızıyla gezmelere gidiyordu. Adliyede ona tuhaf davranıldığını düşünüyordu. Arkadaşları hastalığını şaka konusu yapıyordu. Vint masalarında iyice güçten düşmüştü. Tuhaftı ki diyelim oyunda kaybetmelerine neden olduysa ortağının üzüntüsüne aldırış etmiyordu. Kafasndaki düşünceler, böğründeki ağrı, korkuyla yatağa giriyor. Sabah olsa işe gitsem diyordu. Yatakta tek başına gün boyunca ölümün eşiğinde bekleyemezdi.

Yazar, okura hastalığı kötüleşen ana karakterin hala durumu tam olarak kabullenmeyişini, çaresizliğini, endişesini, huzursuzluğunu, öfkesini aktarıyor.

İvan'ın doktorluk- yargıçlık karşılaştırması, yaşam mücadelesinde kendisini sanık sandalyesine oturtacak ve adalet aratacaktır. Hekimin ve diğerlerinin durumun kötü olmasına tepkisizliği şaşırtmıştır onu. Artık ciddi bir sağlık sorunu olduğunu kabullenir gibidir. Çevresindekilerin umursamaz tavırları bizi de rahatsız etmiş, onun ne bahtsız bir insan olduğunu düşündürmüştür. Neyseki sabah olacaktır ve işe gitmesi onu oyalayacaktır diye teselli buluruz.

-5-

Hastalığı artık bedenine bariz bir şekilde yansıyordur. Hayalinde kör bağırsağını düzeltiyor, bütün organları görevlerini düzenli bir biçimde yapmaya başlıyordu. İlaç aldığında ağrıyı kesmesini dinlemeye koyuluyordu. Hala bir umutla kendine telkinlerde bulunuyor fakat derinlerdeki ağrı tekrar ümitsizliğe götürüyor onu. Sonra duruma başka bir açıdan bakmaya başlıyor:

''Yaşamım önemli! Ölmek ya da yaşamak! Sağdım ve sağlamdım, bu sona eriyor. Bu gidişi durduramıyorum. Kendimi niye kandırıyorum? Her an gidebilirim.. Ama nereye! Ürperdi, soluğu kesildi. ''Burada olmazsam nereye gideceğim? Ölmeyi istemiyorum. Hiçbir şeyin önemi yok... Ölüm evet ölüm. Kimsenin umurunda değil! Bir gün onlarda ölecek.'' Çok öfkeliydi korkuyordu.

Ümit var mı hala? Hastalığın ölümle sonuçlanacağını biliyoruz artık. Ama!... Bu noktadan itibaren İvana daha çok yaklaşıtırıyor yazar bizi. Zihninin derinlerindeki şeyleri duymaya başlıyoruz. İçerde bir mücadeleye tutuşuyor. Dürüst olmalıdır kendine karşı. Oluyor da. Fakat onu titreten sonrasıdır. Bilinmeyendir. Bugüne kadar kimsenin hakkında kesin bir şey diyemediği ölümün ardı...

-6-

İvan ölmekte olduğuna artık inanıyor nitekim ölümün nasıl bir şey olduğunu anlamak istemiyordu. Mantıksal bir çıkarımı irdeliyordu: ''Gaius bir insandır. İnsanlar ölümlüdür. O zaman Gaius da ölümlüdür.'' Hepimiz gibi o da bunu Gaius için doğru bir önerme olarak kabul ediyordu. Gaius sıradandı. Doğaldı onun için. Kendisi ise ötekilerden ayrı bambaşka biriydi. Çocukluğuyla gençliğiyle Vanyaydı o. 'Benim ölecek olmam çok korkunç bir şey' diyordu. Ölümü unutmaya çalışıyordu, nafile.

Artık duruşmaları zar zor sonuna kadar götürebiliyordu. Ölüm düşüncesi karşısına konan hiçbir engeli tanımıyormuş gibi hepsinin üstesinden gelip karşısına dikiliyordu.

Oyalanmak için evde döşediği odadaki şeylerle uğraşıyordu . Bu eşyalar uğruna yaşamını harcamasını çok anlamsız buluyordu.

Her birimiz genellikle acının, kötü bir olayın ve hatta ölümün önce başkasının başına geleceğini düşünürüz. Bizim hatta yakınlarımızın da daha vakti vardır. Bunun bize olmaması için bir sürü neden vardır. İşte bir mantık önermesiyle gün gibi açık olmasına rağmen İvan, bunun kendisinin başına gelmesini mantıksız buluyor. Yazar tamamen toplumsal gerçekçi bir içe bakış sunar ve yapıtında işleri daha da kötüye götürmeye başlar. Gerilimi arttıracaktır.

 

Tolstoy

-7-

Karısı, oğlu, uşaklar, ahbapları, doktorlar, en başta da kendisi onun artık başkalarını bir bakımdan ilgilendirdiğini anladılar: Makamını hemen boşaltıp boşaltmayacağı; çevresindekileri varlığından tedirgin olmaktan, kendisini de çektiği acılardan nasıl kurtaracağıydı. Gittikçe az uyuyor, ona afyon, morfin veriyorlardı. Onların yalan söyleyerek' öleceği gerçeğini örtbas ettiklerini düşünüyor buna tahammül edemiyordu.

Uşak Gerasim dışında kimse durumunu anlamak istemiyordu. Biri ona acısın istiyordu. Çocuklar gibi sevilip avutulmayı, okşanmayı, birilerinin başında oturup onun için ağlamasını istiyordu. Gerasim de bunu bir nebze karşılıyordu.

Hastalığının 3. ayında. İvan artık ölümü kabulleniyor. İnsanlarla kafasının içindeki çatışma aleyhine sonuçlanıyordur. Çaresizdir. Biri acımalıdır ona. Uşak Gerasim görevini aksatmadan açık sözlü ve saygılı bir şekilde bunu sağlar.

-8-

Ağrılar artık 1 dakika dinmemektedir. Yalnızlık hissediyordur. ''Ölüm olmasında ne olursa olsun'' düşüncesiyle kah bir umut bir umutsuzluk içinde ağrılarla iç sıkıntısı arasında değişmeyen aynı kalan bir dünyadaydı.

Sabah karısı Ivana Tiyatroya gideceklerini söylemiştir. Ivan tiyatronun estetik ve eğitici olduğundan gitmelerini istemişti, hatta bir loca tutmaları konusunda ısrar ettiği halde bunu unutmuştu. Praskovyayı karşısında şık görmesi gücüne gitti. 'Kızı genç bedeniyle, kendisininki acı içindeyken, karşısındaydı. Üstelik aşıktı, hastalık ve ölüm karşısında dimdikti. Sonra gitmelerini söylediğini anımsadı ve belli etmedi. Aslında karısı tiyatroya gitmenin değil kocasının yanında kalmanın daha uygun olacağının farkındaydı. Küçük oğluna baktığında onun kendisine yalansız, gerçek acı beslediğini anlayabiliyordu.

Aslında Ivanın düşündüğünün aksine karısı ve çocukları onun için endişeli. Gebeliğin başlangıcındaki tavırlarında İvan'ın hakkı var fakat yemek masasında ağrı kaynaklı tartışmalarından beri karısını suçlamak ne kadar doğru olur? Praskovya'nın halinde acımadan çok sevgi göze çarpıyor. Hastalık İvan'ın düzgün düşünmesini engellediğinden belki Tolstoy'un başkarakter ve okur arasında aynı duygudurumunu yaşatmak istemesinden, İvan'ın bakış açısından olanları yalan görüp rahatsız oluyoruz. Ivan yalnız, ölürken herkes öyledir dolayısıyla ailesinin onunla ölmesini nasıl bekleriz? İvan ölmese keşke. Bu arada karısı ve kızına kızgınken oğluna karşı değil. Belki yalan söylemeyecek kadar saf küçük olduğundandır.

-9-

İvan bir rüya görüyor: Çevresindekiler, ailesi onu, dar, karanlık, uzun bir çuvala sokmaya çalışıyorlar.Yalnız kendisi de o çuvala bir an önce girmek için uğraşıyor.. Kendine acıyor, yalnızlığına... İnsanlarla, Tanrıyla iç hesaplaşmaya giriyor. Ruhuyla konuşuyor:

Ruh: Ne istiyorsun?
Ivan: Yaşamak, acı çekmemek.
Ruh: Nasıl yaşamak?
Ivan: Eskisi gibi rahat, tatlı...
Ruh: Eskiden rahat mı yaşıyordun?

Çocukluğu dışında yaşamının en zevkli anları bile değerini yitirmişti. Sadece yalnız o zamana dönmek istedi. Bugünkü Ivan için o zamanlar mutluluk saydığı her şey şimdi gözünde eriyor, iğrenç bir şeye dönüşüyordu. ''..Ve öldürücü çalışma isteği, o para hırsı, böyle geçen 20 yıl... Başkalarının gözünde iyi yaşıyor görünürken yaşam ayaklarımın altından akıp gidiyormuş... Şimdi de ölmeye hazırlan bakalım...'' Sonra tekrar kabullenemiyor ölümü. Yaşam böyle anlamsız, çirkin olamaz. Belki de gerektiği gibi yaşamadım. Ama nasıl olur? Her şeyi gerektiği gibi yaptım. sonra yaşam ve ölüm bilmecesinin bu biricik çözümünü hemen kafasından attı. Nedendir bu korkunç acılar nedendir?

Rüya İvan'ın kafasındaki ölüm tasviridir. Kafasında olan bitenin dışa vurumudur. Umudu tükenmiştir, ölmek istiyordur artık.

Ruh ve bedenin ayrı olduğuna, ruhunun da nereye olduğunu bilmediği bir yere göçeceğine inanan kaygılı İvan, ondan bir istekte bulunuyor: 'Eskisi gibi rahat, tatlı yaşamak.'

Varoluşçu psikologlar, çocukluğuna inilen hastanın geçmiş anılarını değiştirebileceği dolayısıyla bunun pek güvenilir bir metod olmadığını belirtirler. Bu nedenle Freudyen bakış açısının indirgemeci olduğunu, düşünürler. Ruhun 'eskiden rahat mıydın?' sorusuyla başta daha çok hayatının güzel yanları vurgulanan İvan'ın, belki de hastalığından kaynaklı karamsar bakış açısıyla, geçmişinin kötü taraflarıyla yüzleşiyoruz. Ölümün yavaş yavaş kabulü hayatın ne denli anlamsız olduğunu da farkettirir. Gerektiği gibi yaşaması onu ölümden nasıl koruyamaz? Bu anlamsızlıkta bunca acı nedendir?

-10-

Hastalığı ortaya çıktığından beri ıvanın nöbetleşe ruhsal iki durumu vardı: (1) Anlaşılması güç, korkunç ölümü umutsuzluk içinde beklerken, (2) içinde doğan bir umut kıvılcımıyla bedeninin her türlü kıpırdanışını ilgiyle izliyordu.

Kalabalık bir kentte, dostları arasında ailesinin yanında olduğu halde ivan son zamanlarını korkunç bir yalnızlık içinde sadece geçmişni düşünerek geçirmekteydi. Yaşadığı zamandan gerilere gittikçe yaşam gücü artıyordu.Yaşam, hızı artarak düşen bir taşın görüntüsüydü. Ölüm karşı konulmazdı ama en azından nedenini anlayabilseydi.

Tolstoy ölüm karşısında birbirine zıt iki kavramın gerilimini yaşatır. Ivanın elinde değildir, bekleyecektir fakat biraz iyi hissettiği çok küçük o anlar? Düşüyordur. Kalabalığın içinde bir başına bunu deneyimlemektedir. Ama neden?

-11-

'Ya bütün hayatım, yaşadığımın bilincinde olduğum bu hayat gerçekten olması gerektiği gibi değilse?'' İşi de, yaşama düzeni de, aile anlayışı da, görev ve toplum ilişkileri de temelden yanlıştı belki de. Karısının günah çıkarma ayini teklifini daha önce reddettiği halde şimdi kabul ediyordur. Ayinden sonra daha iyi hissediyor, yaşama isteği yeniden canlanıyor fakat sadece bir süreliğine... Sonra tekrar yanlış bir hayat yaşadığını düşünüp kinleniyor.

Herkese kinle bakıyordur. Manevi acılar artık bedensel acılardan kat kat fazladır. Bu acının nedeni açık bir bilinçle kavradığı hayatını belki en baştan yanlış yaşamasıdır. Fazla dindar olmayan İvan bir umut ayini deniyor ve geçici bir rahatlık yaşıyor. Sonra yine nefret...

-12-

Acı şiddetli haykırışlara neden oluyordur. Ölüm hükmü giyen bir suçlunun cellattan kurtulamayacağını bile bile çırpınması gibi çırpınıyordur. Bilinmeyen bir kuvvet onu önce göğsünden, sonra böğründen itti, soluğu daha çok daraldı. Ivan Ilyiç deliğe yuvarlanıverdi. Orada deliğin dibinde bir aydınlık belirdi. Kendi kendine, ''Evet, yaşamım boyunca gerekeni yapamadığım doğru, ama zararı yok, mecbur olunan şey de pekala yapılabilir. Peki nedir bu mecbur olunan şey?'' Can çekişirken, yaşamının gerektiği biçimde geçmediğini, ama halen bunu düzeltebileceğini anlamıştı. Oğlu yanında elini öpüyor, acıyor çocuğa. Karısı yanında ağlıyordu, keder doluydu. Onları üzdüğünü düşündü. Bağışla demek istedi diyemedi. İçini sıkan, içinden çıkmayan şeyin birden dışarı çıkmaya başladığını hem de 2 yerinden, 10 yerinden, her yerinden çıkmaya başladığını anladı. Ailesine acıyordu. Üzülmemeleri için bir şeyler yapmalıydı. Bu acıdan kendisini ve onları kurtarmalıydı. Ağrı burada ölüm nerede? İçinde ölüme karşı duyduğu her zamanki korkuyu arıyor bulamıyordu. Nerede? Ne ölümü? Korkunun zerresi yoktu, çünkü ölüm yoktu. Ölüm yerine aydınlık vardı.

Ve artık son sahnedeyizdir. İvan bağıra çağıra ölüyordur. Çırpınışı boşunadır. Ölüm hükmü giymiştir. Deliğin dibine yuvarlanıyordur. Fakat dip aydınlıktır. Ölümüne az saat kala yaşamını gerektiği gibi yaşamadığını kabullenmiştir. Mecbur olunan şeyleri yapmıştır o. Fakat kendini affeder ve son anlarında da olsa bir şeyleri düzeltebileceğini inanır. Yanıbaşındaki acılar içindeki ailesini üzdüğünü düşünür ve bağışlamalarını diler. Onları bir an önce bu andan kurtarmak isterken bir şeyi farkeder, işte deliğin dibindeki aydınlığı: Ölüm nerededir? Yoktur. Sadece korkusu vardı. Onu da şimdi arar bulamaz. Çünkü yaşam varken ölüm yoktur. Öyleyse yaşarken ölüyorum diye kaygılar içinde kıvranması, sahte bir erken ölüm yaratması, hala vakit varken yaşamın tadına varmaması asıl saçmadır, asıl anlamsız olandır. İvan'ın kendini gerçekleştirmesi, hayatının ta en başından sonuna kadar kendisine ait olduğunu, tüm seçimlerinden kendisinin sorumlu olduğunun bilincine varması gerekirdi. Ne olduğunun ne olmak istediğinin farkındalığı önemlidir. Böylece belki gerektiği gibi yaşayamadığının sancısı yerine kısa bir ömür için de olsa tatlı bir huzur hissedecekti...

Mehmet Bar