Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


Deniz Şarmann  Eren Arcan
 


TOPLANTI TARİHİ
 :   28 Ocak 2004. Çarşamba..
 

 

 

     Deniz Şarman

Selamlar ,   Huzur dolu zamanlar ,

Sevgili Arzu’nun doyumsuz “İstanbul” sunusu beni öylesine etkiledi ki   bir bağ kurarak  sizlerle Huzur’u    paylaşmaya  İstanbul ile başlamak istedim. Değerli yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, fazlasıyla etkisinde kaldığı hocası  büyük üstad Yahya Kemal Beyatlı’nın İstanbul için yazdığı ünlü şiiri hep birlikte dinleyelim:

 BAŞKA BİR TEPEDEN

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.

                                            Yahya Kemal Beyatlı

Üstad Yahya Kemal başka  bir  şiirinde:

 "KÖKÜ MAZİDE OLAN  ATİYİM".  (kökü geçmişte olan geleceğim)

der, ve öğrencisi A.Tanpınar’a sonradan onu hayat düsturu olacak en önemli dersini verir. Tanpınar bundan sonra öğrendiği ve onun yapısına çok uyan bu önemli görüş ile hareket edecek, bu mihvalde (doğrultuda) büyük eserler verecektir. 

Kökü mazide olan atiyiz der ve el verir öğrencisine. Yola çıkar Tanpınar.  Çok çalışır çok çabalar.  Kişisel ve toplumsal birçok huzursuzluklardan geçerek kendi gönlünün huzur formülünü bulur. İşte, Huzur adlı büyük eseri ortaya çıkaran bu “buluş”tur.

Doğu Batı sentezini KENDİSİNDE ortaya koyarken olağanüstü analizler yapar. Mümtaz’ın kişiliğinde kendisini,  İhsan’da sevgili hocası Yahya Kemal’i ve diğer şahsiyetlerde toplum sıkıntılarımızın yarattığı kişilikleri büyük bir başarıyla ortaya koyar.

Tanpınar’ın romanları bir anlamda eski kültürle yoğrulmuş kendi insanlarımızın tanıştıkları yeni değerlere karşı takındıkları şaşkınlık tavrının resmidir.Tanpınar, başta Huzur olmak üzere Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Mahur Beste,  Beş Şehir gibi yapıtlarında mâzi ile bugünü karşılaştırmış, Cumhuriyet dönemi romanının başlangıç saydığı tarihin çok gerilerine kadar giderek yaşanılan medeniyet değiştirme olgusunun sorunlarını çözümleme yoluna gitmiştir.

Yekpare Zaman

Eş zaman, eş mekan olarak tanımladığımız ve son zamanlarda üzerinde çalıştığımız konuyu, Tanpınar ‘yekpare zaman’ olarak ifade eder. Son derece çarpıcı açıklamalarla yekpare zamanı anlatmaya çalışarak bizi zaman ötesine taşır.

            YEKPARE ZAMAN kavramına eren büyük insan, hiçbir zamanı dışlamamayı öğrenmiş ve böylece hem kendisini hem okurlarını,  zamanların ve mekanların ötesine taşımıştır. Bu durumda yalnız kendi geçmişindeki kültürü değil, hiçbir kültürü inkar edemeyeceği gibi “Ne büsbütün içindeyim zamanın ne de dışında”; derken çok şeyler söylemiş ve üstün beyninin enstitüsünde eşine az rastlanır bir şekilde, saatleri ayarlamıştır. Bunun en muhteşem ifadelerinden biri Huzur romanının 66.sayfasında şu şekilde ifade edilmiştir:

            -Yalnız insanoğlunda idi ki yekpare ve mutlak zaman, iki hadde ayrılıyor, içimizde bu küçük idare lambası, bu isli aydınlık, çok basit şeylere kendi mudil riyaziyesini soktuğu için, süreyi toprağa düşen gölgemizle ölçtüğümüz için, ölüm ve hayatı birbirinden ayırıyor, ve kendi yarattığımız bu iki kutbun arasında düşüncemiz, bir saat rakkası gibi gidip geliyordu. İnsanoğlu, zamanın bu mahpusu, onun dışına fırlamaya çalışan bir biçare idi. Onun içinde kaybolacağı, geniş ve biteviye AKAN NEHİRDE HERŞEYLE BERABER AKACAĞI YERDE, ONU DIŞARIDAN SEYRE ÇALIŞIYORDU. ONUN İÇİN BİR IZDIRAP MAKİNESİ OLMUŞTU.

‘Huzur’u bir ‘müzikal roman’ olarak okuma konusunda bir girişim de Zeynep Bayramoğlu’ndan geldi  ( h.yavuz@zaman.com.tr)  .  .  Bayramoğlu’nun, 2001 yılında Paris’te, Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Ulusal Enstitüsü’nde (‘Institut National des Langues et Civilisations Orientales’, kısaca INALCO) verdiği ‘maitrise’ tezi, bu doğrultuda bir okuma denemesi. ‘Doğu–Batı: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Gözüyle ‘Huzur’ Romanında Türkiye’nin Belirsizlikleri’ (‘Orient–Occident: Les Ambiguités de la Turquie Vues par Ahmet Hamdi Tanpınar dans son Roman La Sérénité’) başlıklı bu tezinde Zeynep Bayramoğlu, ‘Huzur’un bir ‘quatuor’ (‘kuartet’) formunda kompoze edildiğini öne sürüyor. Berna Moran’ın bu romanın ‘senfoni’ formunda bestelendiğine; Mehmet Kaplan’ın ise Tanpınar’ın bir tema’yı, varyasyonlar ve kontrapuntolar aracılığıyla müzikal bir süreçte işlediğine ilişkin tespitlerine değindikten sonra, Bayramoğlu bu bağlamda ilk akla gelenin, Beethoven’in 9. Senfoni’si olduğunu öne sürüyor. 

 

Ama Bayramoğlu’na göre, ‘Huzur’ ile bir müzik metni arasında bir bağıntı kurulacaksa, bu bağıntı 9. Senfoni ile değil, yine Beethoven’in Opus 132 La Minör Yaylı Sazlar Kuartet’i ile kurulmalıdır. 

 

 Bayramoğlu, ‘her şeyden önce, Tanpınar, yapıtında Beethoven’in Opus 132’sinden birçok defa söz eder’ diyor. Bu elbette doğrudur. Tanpınar, ‘Huzur’da Aldous Huxley’in ‘Ses Sese Karşı’sında Opus 132 La Minör Yaylı Sazlar Kuartet’i için söylediklerini alıntılarken, Mümtaz’ın Kuartet’i bu kitabı (‘Ses Sese Karşı’yı H.Y.) okumadan çok önce dinlemiş olduğunu söyler. Tıpkı, Huxley’in kahramanı Spandriel gibi ‘Huzur’un Suat’ı da, Opus 132’yi dinleyerek intihar edecektir. Mümtaz, İhsan için aradığı hekimin odasında onun bu konsertoyu dinlediğinin ayırdına varır, vb., vb... ( h.yavuz@zaman.com.tr)  .           

“Wagner’i sevmek ve Mahur Beste’yi yaşamak” diyordu Huzur’un satırlarında. Zaman ötesi bütünlüktü bu, ve yekpare zamanın ifadesiydi. Bölünmez zamanlarda her telden çalardı sazlar. Büyük senfoniler, mucize mahur besteler bölünmez yekpare zamanların sazları ve sözleriydi.Belirli bir çizginin üstünde tüm güzel besteler bütün güzel güfteler, şiirler, senfoniler ve sayfalar dolusu yazılar, birbirleriyle bağlantılıdırlar ve hep o bölünmez, parçalanmaz YEKPARE ZAMANI anlatıyorlardı. İşte Tanpınar’ı okurken Borges’i yaşamak, Wagner’i dinlerken Mahur Beste’yi hissetmek buydu.

            “Homeros olmuşluğum var”,diyen Borges; “Wagner’i dinlerken Mahur Beste’yi yaşıyorum”, diyen Tanpınar, “Kökü Mazide Olan Atiyim”,diyen Yahya Kemal Beyatlı bize hep o bölünmez yekpare zamanı anlatıyorlardı.

Deniz ŞARMAN

************************ 
NOT:

Kitap hakkında fikirlerimi ortaya koyarken özellikle Osmanlıca (eski Türkçe) kullandığımı fark ettim ve buna devam ettim. Bu  durum, eserin etkisinde kalarak  Huzur’u  yer yer yazarla birlikte yaşamamdan kaynaklanıyor. Ayrıca bazı  eski Türkçe kelimeleri bilmemizin  değerli  şair ve yazarlarımızı anlamamızı kolaylaştıracağı fikrindeyim. D.Ş.
Başa Dön

 

   Eren Arcan

 

Deniz’in harika “Yekpare Zaman” yorumundan sonra ben Huzur’un beni çok etkileyen bir başka yanından söz etmek istiyorum.

 

Geçen yıl okuduğumuz “Maggiore Dörtlüsü” nün “müzik üzerine yazılmış en iyi kitap” olarak tanımlandığını görmüştük.  Batılılar “Huzur” u tercüme edip  okusalardı belki de “en iyi müzik kitabı” yargılarını Tanpınar’a kaydırırlardı. 

 

“Huzur” u müzik açısından ele aldığımda, kendimi, Maggiore Dörtlüsünün yarattığı   Shubert, Bach alanlarında çok daha evimde hissettiğimi gördüm.  Ben Mahur Besteyi, Acemaşiranı, saz semaisini hiç bilmiyor ve tanımıyordum.  Çocukluğumda bu musiki ile büyümüş ama bu musiki ile yoğrulmamıştım.  İleri yaşlarda da nedense kendimi bu müzik türünden ayırmış  seçimimi Corelli, Vivaldi, Bach’tan...  yana yapmıştım. 

 

Neden illa da seçmeli ?  Neden ayrışmalı.  Bilirsiniz ben ayrışmaları pek sevmem.  Birlikteleri, eklemeleri, zenginleşmeleri  severim.    Neden ya o, ya da şu.  Neden “Yekpare zaman” gibi “Yekpare müzik” olmadı bende .  Yani ben hem Bach hem de Dede Efendi sevemez miydim?

 

Bunun yanında türkülerimizi hep çok sevdim.  Onlarla ağladım da.  Güldüm de.  Kendimi onlarda hissettim. 

 

Galiba içimizde hem Batı hem Türk hem de Osmanlı iplikleri var.  Ben Batı ve Türk olanı alıp Osmanlıyı  atmışım.   Müziğini ve edebiyatını ağdalı, halktan kopuk, elit,  romantik diyerek bir kenara koymuşum.

 

“Huzur” ve “İstanbul” her ikisi de bir anlamda “kökleri arama ve sahip çıkma “ kitapları.

 

Gittim Alsancak’tan “Mahur” cd’sini aldım.  Sizlere bu mektubu yazarken Mahur Besteyi dinliyorum.  Hoşlanıyorum da...

 

Sevgiler,

Eren

Başa Dön