Halepli Çocuk


bullet animation TÜMÜ bullet animation ROMAN bullet animation ÖYKÜ ve NOVELLA bullet animation BIYOGRAFİ bullet animation DENEME bullet animation ŞİİR bullet animation FELSEFE bullet animation TIYATRO




 

Editörün Notu:  Aspergen hastası olan kişiler dünyayı normal insanlardan farklı şekillerde yorumlarlar.  Zeka eksiklikleri yoktur. Normal zekalı yada üstün zekalı olabilirler. Otizmin bir çeşidi olan Aspergen bir hastalık değildir ve tedavi edilemez.  Aspergen hastası olan insanlar dünyayı farklı görürler, farklı işitirler, farklı hissederler.  Kitabımızın kahramanı Adem yaşadığı dehşeti resimlerle ifade eder.  Anlayamadığı ruh hallerini kelimelerle değil renklerle yorumlarlar. Adem diğer aspergen hastaları gibi evden uzaklaşmaktan; başkaları ile fiziksel temas kurmaktan korkar.  Tehlike anında sakinleşmek için çömelir, sallanır, siner. Hem çevresindeki insanların hem de ailesinin uğradığı saldırılardaki dehşeti anlayamamaktadır.  Halep bir kan deryası içindedir.  Olaylar onun korkunç gerçeklerle yüzyüze kalmasına  sebep olacaktır.  Bu hasta çocuğun ağzından pek çok devletin at koşturduğu Suriye batağının da bir panaromasını da görmekteyiz. 






 

 

Halepli Çocuk - Dipnot Kitap Kulübü

İnsanlığı Utandıran
Halepli Çocuk
https://www.yenisafak.com/

Suriye'deki iç savaş 5'inci yılını geride bıraktı. Yüz binlerce sivilin katledildiği ülkede, son dönemde en yoğun bombardımana Halep ve çevresi maruz kalıyor. Onlarca kişinin hayatını kaybettiği katliamlardan yürek burkan fotoğraflar, feryatlar gelmeye devam ediyor..Halep'teki hava saldırısında yaralanan ve ambulansta sessiz bir şekilde bekleyen Umran onlardan sadece birisi. 5 yaşındaki Umran'ın fotoğrafı, minik bedeni sahile vuran Aylan bebek kadar yankı uyandırmadı ama insanlığı utandırmaya yetti.

Minik Ümran'ın fotoğrafını ilk olarak Telegraph muhabiri Raf Sanchez Twitter'da paylaştı. Ardından binlerce kez retweet edildi ve kısa sürede uluslararası basının ilgisini çekti.

Savaşın yarattığı tahribatın resmi
http://www.hurriyet.com.tr/

Sumia Sukkar

Sumia Sukkar, romanı ‘Halepli Çocuk’ta, asperger sendromlu bir çocuğun gözüyle Suriye’deki savaşın hikâyesini anlatmış. Kadim bir kentin -Halep’in- cehenneme dönüşünü, insan hayatının değersizleşmesini, tecavüzü, çaresizliği, kısacası savaşı yani suçun en kirli ve çıplak halini farklı renklerle yansıtıyor roman. Suriye ve Cezayir asıllı İngiliz yazar Sumia Sukkar 1991’de Londra’da doğdu. Kingston Üniversitesi Yaratıcı Yazarlık bölümünü bitirdi. Halen Dubai’de bir reklam şirketi için metin yazarlığı yapıyor. 2013 yılında yayımlanan ve radyo tiyatrosuna da uyarlanan ‘Halepli Çocuk’ (The Boy From Aleppo Who Painted the War) Sukkar’ın ilk romanı. Roman kahramanı ve anlatıcısı 14 yaşındaki Adem ile iç savaş başlamadan az önce karşılaşıyoruz. Tipik bir orta sınıf ailenin en küçüğü o. En büyük çocuk Yasemin hemşirelik okulunu bitirmiş. Üçüz ağabeyleri üniversitede okuyor. Onu koruyan, kollayan, resim yapmaya ve üniversiteye gitmeye teşvik eden annesini 11 yaşındayken kaybetmiş Adem. Şimdi en yakını olarak, annesinin eksikliğini aratmayacak kadar kardeşine düşkün ablası Yasemin’i görüyor.

Adem, otizmin bir türü denilebilecek asperger sendromu nedeniyle dış dünya ile bağlantısı zayıf, az sayıda insanla iletişim kurabilen, kendi kozasını örmüş bir çocuk. Televizyon izlemeyi, roman okumayı seviyor ama asıl tutkusu resim yapmak. Duygularını söze dökmekte zorlanıyor ama renklerle ifade etmekte çok başarılı. Her bir olayı, duyguyu ve kişiyi zihnine belirli bir renk imgesiyle kaydeden Adem geniş bir renk yelpazesine sahip.

Adem’in renkli imgelerle kavradığı dünya, savaşın başlamasıyla alt üst olacaktır. Bir zamanlar çocuk sesleri ile çınlayan sokaklar, insanların toplandığı kafeler boşalmış. Önce rejim muhalifi kalabalıkların sloganları duyuluyor, ardından onlara saldıranların silahları. Bir süre sonra askerlerin ve hükümet yanlısı milislerin saldırıları Adem’in ailesini de tehdit eder. İç savaş şiddetlendikçe Halep’te yaşamak imkânsız hale gelir. Yakınındaki pek çok insanı kaybeden Adem’in zihnine hayatlarının aldığı bu durum şöyle yansıyacaktır: “Halep’te hiç renk kalmadı artık. Her yer gri, hatta biz bile öyleyiz.” Artık yola çıkma zamanı gelmiştir...

;

Savaşın Mağlubu Çocuklardır
‘
Halepli Çocuk’ savaşa ve savaşın yol açtığı travmalara dair pek çok trajik sahne sergileyen ve kendisi de büyük bir trajediyi anlatan bir roman. Anlatıcıyı asperger sendromlu bir çocuk olarak seçmesi yazara sözünü ettiğim trajik sahneleri en çıplak halleriyle yansıtma fırsatı vermiş. Kayıplar, kanlı infazlar, ölümler, tecavüzler... Suriye halkının içine düştüğü cehennemi ve çaresizliklerini ortaya koyuyor.

http://www.radikal.com.tr/kitap/savasin-maglubu-cocuklardir-949438/

Sumia Sukkar’ın anlatıcı seçimi yani dehşeti, savaş acılarına maruz kalan bir çocuğun bakış açısını benimseyerek yansıtması da okuyucun katılımını kolaylaştırmış. Adem’in dile ve olaylara hâkimiyeti sınırlı olduğundan basit, hatta çocuksu bir anlatımı var ama anlattığı görüntüler hem net hem de etkileyici. Savaşın yarattığı tahribatın resmini çizmeyi başarıyor. Yıllardır ‘naklen’ izlediğimiz, bizi de her anlamda etkileyen bir savaşın içeriden bir bakışla tasvir edilmesi önemli. Ancak belki ilk roman olmasının, belki de Suriyelilerden ziyade İngiliz okuyucular için yazılmasının zaaflarını da barındırıyor

‘Halepli Çocuk’. Sukkar hikâyeye, hikâyenin çarpıcılığına ve duygu yüküne ağırlık vermiş. İşçilik biraz zayıf. Mesela mekân tasvirleri çok eksik. Halep kentinin savaş öncesi halini neredeyse hiç yansıtmıyor. Buna karşılık olaylar art arda sıralanmış ki bu romana bir facialar antolojisi havası veriyor ve olayı yeterince kavramayı engelliyor. Teknik eksikliklerine rağmen -bir söyleşisinde- romanının “Suriye ihtilafının daha derinden anlaşılmasına katkıda bulunabileceğini umduğunu”, “Suriye sanatçılarının rolünün önemli olduğuna inandığını” ve “savaşa rağmen Suriye’de hâlâ var olan güzelliği tasvir etmemiz gerektiğini” söyleyen Sukkar’ın farkındalık yaratmak isteği yine de övgüye değer. Ancak sanatın ve edebiyatın barışa katkıda bulunma potansiyeli, kitleleri harekete geçirecek örgütlenmelerle buluşmadığı takdirde bir çağrı olmaktan öteye gitmiyor.

Savaş çığırtkanlığı yapan popüler kültür endüstrisinin devasa üretimi karşısında sanat ve edebiyatın daha güzel bir dünyaya hizmet etme çabası, yaraya pansuman yapmaktan farklı değil. Yine de umudumuzu yitirmeyelim ve Adem’e kulak verelim: “Kalbimde ülkemizin kasvetli milli marşı çalıyor, her notada daha da ağırlaşıyor sanki. Bir savaş var, bir savaş var, bir savaş var. Yasemin’e inanmadım, haberlere inanmadım, şimdi savaşın ortasındayım ve kaçmak istiyorum (...) Bundan nefret ediyorum, neden savaş var ki? Ülkem ne yaptı ki bu savaş geldi başına? (...) Zihnim bir savaş alanı gibi. Bombaların patladığını duyuyorum, ateş ediliyor. Geri çekilip yere düşüyorum, savaşın durmasını beklerken yerde kıvranıyorum. SAVAŞTAN NEFRET EDİYORUM.”
Çeviren: Tümay Tin
 


BAZI ŞEYLER AÇIKLIYORUM
Pablo Neruda

Soracaksınız: Leylaklar nerede hani?
Gelincik yapraklı metafizik nerede?
Sözcüklerine incecik delikler açıp
onları saçan yağmur nerede?
Kuşlar nerede hani?
 
Her şeyi anlatayım.
Kent dışında yaşardım,
Madrid dışında, çanlarla,
saatlerle, ağaçlarla.
Görülürdü oradan
kurumuş yüzü Kastilya'nın
meşin bir okyanus gibi.
                       Evime
çiçek-evi derlerdi, sardunyalar fışkırırdı
duvarlarından çünkü:
güzel bir evdi
köpekleriyle, çocuklarıyla.
                         Hatırladın mı, Raul?
Rafael, hatırladın mı?
                         Hatırladın mı, Federico?
yerin altında,
hatırladın mı, balkonlarında o evin
Haziran ışığı çiçekler doldururdu ağzına.
                                          Kardeşim, kardeşim!
 
Her şey
o kalın sesler, tezgâhların tuzu,
kabarmış ekmekler çıkaran fırın
ve heykelleriyle Argüelles pazarı
kurumuş bir mürekkep hokkasıydı sanki aldatmalar içinde:
yağ akardı kaşıklara,
ayakların, ellerin derin çarpıntısı
sokaklarda büyürdü,
metreler, litreler, temel
ölçüsü yaşamın,
                       balık yığınları,
rüzgâr gülünü bile şaşırtan
soğuk güneşiyle kiremitler,
patateslerin ince, çıldırmış beyazlığı,
domatesler yuvalanırdı denize dalga dalga.
 
Bir sabah tutuştu bunların hepsi,
bütün canlıları yutmak için bir sabah
fışkırdı topraktan
şenlik ateşleri,
silah vardı artık,
barut vardı artık,
artık kan vardı.
Haydutlar geldi uçaklarıyla,
yüzükleriyle, düşesleriyle haydutlar,
takdisler dağıtan kara keşişleriyle
haydutlar geldi gökyüzünden
çocukları öldürmek için,
çocuk kanı aktı sokaklarda
düpedüz çocukların kanı aktı.
 
Çakalların bile tiksindiği çakallar,
kuru çalıların bile tükürdüğü taşlar,
yılanları bile iğrendiren yılanlar!
Yüzyüze gelince bunlarla
kanını gördüm İspanya'nın,
kabarıyordu
bir onur ve bıçaklar dalgasında boğmak için sizleri!
 
Hain
generaller:
ölü evimi görün,
bakın paramparça İspanya'ya:
erimiş maden akıyor her evden
çiçek yerine,
her çukurundan İspanya'nın
İspanya yükseliyor,
her ölü çocuktan bir tüfek fışkırıyor,
gören bir tüfek,
kurşunlar doğuyor her cinayetten,
o kurşunlar günün birinde
on ikisinden vuracak yüreğinizi.
 
Soracaksınız: Şiiri neden
düşleri anlatmıyor, yaprakları
ve büyük yanardağlarını anayurdunun?
 
Gelin görün kanı sokaklardaki.
Gelin görün
kanı sokaklardaki.
Gelin görün kanı
sokaklardaki.

 

 


Sumia Sukkar'dan 'Halepli Çocuk'

http://www.cumhuriyet.com.tr

Halepli Çocuk 14 yaşındaki Asperger Sendromlu Âdem, kendi gözünden savaşı anlatıyor.Adalet Çavdar

2 Temmuz 2018 Pazartesi, 16:53

[Haber görseli]Suriye’de savaş başladığında biz hep dışarıdan seyredeceğimizi sandık. Yanı başımızda yaşananların etkisini görmeyeceğimizi düşündük. Oysa savaş öyle bir şey değil. Bir yerde patlayan bomba dünyayı sarsmaya yeter; tabii dünya duymak isterse.Sonra komşularımız oldu Suriyeliler. Savaştan kaçan hayatlarını kurtarmaya çalışan insanlara kötü davrananları gördüğümüz gibi iyi niyetle onlara komşuluk yapanları da gördük. En çok kadınların ve çocukların hayatları alt üst oldu, Ege Denizi mezarlığa döndü. Biz rakamlara baktık, bazı fotoğraflar ciğerimize işledi ve biz, uzun süredir yankısının büyük şehirlerde ekonomik olarak görüldüğü ama doğuda görmezden gelemediğimiz bir savaşla yaşamaya başladık. “Bir devletten kendi vatandaşını neden öldürür?” Bu soruyu Halepli bir çocuk, savaşı anlamlandırmaya, olanı biteni anlamaya çalışırken soruyor.

Suriye ve Cezayir asıllı İngiliz Sumia Sukkar’ın 2013’te yayımlanan Halepli Çocuk, Tümay Tin çevirisiyle yayımlandı. Halepli Çocuk, okuması çok zor kitaplardan. Okurunu, anlatılan sahneleri gözünde canlandırmasıyla, 254 sayfalık kitabı kapatıp kapatıp tekrar açmak zorunda bırakıyor. 14 yaşındaki Asperger Sendromlu Âdem, kendi gözünden savaşı anlatıyor.

Âdem annesini kaybetmiş, iki ağabeyi, ablası ve babasıyla beraber yaşayan özel bir çocuk. Her şeyi renklerle anlamlandırıyor, kokulara karşı hassasiyeti var. Annesini kaybedince uzun bir süre gülümsememiş ama ablası Yasemin onun hayata devam etmesi için elinden geldiğince çabalıyor. Âdem bir tek ablasının yanında kendini güvende hissediyor. Ayrıca çok güzel resimler yapıyor. Bir savaşın ne demek olduğunu anlayacak yaşta ama inatla anlamak istemiyor. Korkuyor. Sesler, kokular, insanlar onu korkutuyor. Evde olmak istiyor, evinde siyasetten ve savaştan konuşulmasın istiyor. Dedim ya, Halepli Çocuk okunması zor bir roman. Sumia Sukkar, Âdem’in dilinden savaşı anlatmayı, 14 yaşında ve özel bir çocuk olarak her şeyi renklerle ve kokularla betimlemeyi öyle iyi başarmış ki romanı okudukça insanın insanlığa dair tüm inancı sarsılıyor.  

SAVAŞIN KARANLIK YÜZÜ
https://www.haberler.com/savasin-karanlik-yuzu-haberi/

Âdem komşularının öldüğünü görüyor, bir evde ölü anne babasıyla baş başa kalan bir komşu oğlu onların yanına geliyor, uzaktan akraba kocasını kaybetmiş bir kadın yerleşiyor evlerine zamanla. Bir ağabeyi ölüyor, diğer ağabeyi bir yığın işkenceye maruz kalıyor, eve döndüğünde artık eskisi gibi olmuyor hiçbir şey hayatlarında. Yasemin ise Âdem’in gözünün önünde götürülüyor. Günlerce evine dönemiyor. Yasemin işkence sırasında yaşadıklarını kendi diliyle anlatıyor. Yasemin’in anlattıklarını okurken etiniz kemiğinizden ayrılıyor. İnsanların bu kadar gaddarlaşabilmesine akıl sır erdiremiyorsunuz. İşkence. Bu kelimenin ağırlığı altında kalıyorsunuz. Bir şekilde kurtuluyor Yasemin o cendereden, içinde tutulduğu hücreden. Evine dönüyor. Evinin darmadağın olduğunu, babasının akıl ve beden sağlığını kaybettiğini görüyor.

Ve sonra ailenin yeni ve kalan fertleriyle Şam’a doğru yola çıkıyorlar. Yolculuğun çocuk için ne demek olduğuna bir kez daha şahit oluyoruz. Âdem her yerde kendine resim yapacak bir şeyler ya da oyun oynayacak birilerini buluyor. Yoruluyor, çıplak ayakları yaralar kabuklar bağlıyor. Yaralanıyor. Krizler, ataklar geçiriyor. Ve bütün aile her daim sadece dua ediyor. Başlarına ne geldiğini, neden geldiğini anlamaya çalışıyorlar. Savaşın bir tarafının olmadığını bir zaman sonra kanıksıyorlar. Şam’a ulaştıklarındaysa koca aileden geriye sadece Âdem ve Yasemin kalıyor. Kitabın bir yerinde Âdem “Savaş sevdiklerinizi kaybetmek demek. Barış da savaş bittiğinde elinizde kalan” diyor. Harfler gözünüzün önünde büyüyor, kelimeler anlamlarını yeniden keşfediyor.


 

'Kesmeyin cici kıyafetlerimi, daha dün almıştık onları..."
http://www.milliyet.com.tr/-kesmeyin-cici-kiyafetlerimi-/dunya/detay/2254233/default.htm
 

Suriye rejimi ve Rusya ordusuna ait savaş uçakları Halep'i bombalamaya devam ediyor. Savaş uçaklarının yoğun bombardımanı altındaki kentte sadece bugün ikisi çocuk en az 15 kişi öldü.

Suriye rejimi ve Rusya ordusuna ait savaş uçaklarının Halep'in muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelerine yönelik hava saldırıları devam ediyor. Sadece 30 Mayıs'ta Halep'e yönelik en az 170 hava saldırısı gerçekleştirildi. Suriye Sivil Savunma Teşkilâtı'na göre 29-30 Mayıs tarihleri arasında, sadece iki günde Halep ve Humus toplam 700 hava saldırısının hedefi oldu. Halep'teki saldırılarda ikisi çocuk en az 15 kişi öldü. Bombardımanların yoğunlaştığı bölgeler Haydariye ve Sahur.
Ahmet Cemili de, rejimin hava saldırısında yaralanan bir çocuk. Kendisine yapılan ilk müdahale sırasında çekilen görüntülerde Cemili'nin, kanlar içindeki kıyafetleri doktorlar tarafından kesilirken, gözyaşları içinde, "Kesmeyin benim cici kıyafetlerimi. Daha dün aldık onları" dediği duyuluyor.
 


Asperger Sendromlu Ünlüler

Hans Christian Andersen – Çocuk edebiyatı yazarıSusan Boyle – Şarkıcı
Lewis Carroll – Alice Harikalar Diyarı kitabının yazarı
Charles Darwin – Doğal bilimler uzmanı, Naturalist, Geologist, and Biologist
Emily Dickinson – Şair
Albert Einstein – Bilim adamı, matematikçi
Bobby Fischer – Dünya satranç şambiyonu
Steve Jobs – Apple’ın kurucusu
James Joyce – Yazar “Ulysses” in yazarı
Alfred Kinsey – Sexologist & Biologist
Stanley Kubrick – Rejisör
Michelangelo – Heykeltraş, ressam, mimar, şair
Wolfgang Amadeus Mozart – Besteci
Sir Isaac Newton – Matematikçi, Astronom, Fizikçi
Nikola Tesla – Mucit
Andy Warhol – Ressam
Ludwig Wittgenstein – Filozof
William Butler Yeats – Şair