Güneş Tutulması

John Banville


 

 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

TOPLANTI TARİHİ  :24.01.2007
GRUP DEĞERLENDİRMESİ :

LİNKLER :
The Guardian : http://books.guardian.co.uk/print/0,3858,4064047-99790,00.html
New York Times : http://query.nytimes.com/gst/fullpage.html?res=9C04E0DD1339F937A35750C0A9679C8B63
The Observer : http://books.guardian.co.uk/print/0,3858,4064456-99930,00.html


 http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=5837

Gölgede kalan gerçekler

 

Gölgede kalan gerçekler
İrlandalı yazar John Banville, 'Güneş Tutulması'nda hayatındaki düğümleri çözmek için geçmişini gözden geçiren bir aktörün dramını anlatıyor

 

08/12/2006 (129 defa okundu)

 

BERİL YALÇIN (Arşivi)

Bir insan, hayatında yanlışlar olduğunu sezdiği an gerçek öyküsünü de yazmaya başlar. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir, dönüşü olmayan bir yolculuk başlamıştır. Bu yolculuk da kalabalık bir grupla güle eğlene çıkılacak bir gezi değil, kimselerin birlikte gitmeye izninin olmadığı türden, insanın "Bu oyunda son hakkımı bu yolculuğa kullanmak istiyorum ben" diyeceği türden bir mecburiyettir. John Banville'in, Güneş Tutulması adlı kitabı boyunca yapmadığını bırakmadığı, sırlarını bir bir açığa çıkardığı ve kendisine gözle görünen güneş tutulmasını yaşattığı kadar, hayatını bir daha hiç dağılmayacak gölgelerle sarıp sarmaladığı kahramanı, Alex Cleave...
İşte yolcu bu adam... Ailesinin pansiyonculukla geçindiği bir taşra evinde büyümüş, Lydia adlı bir karısı ve kısaca Cass demeyi sevdikleri yetişkin bir kızları var. Tiyatro sahnelerindeki alkışlarla akıp giden yıllardan sonra bir gün sahnede tükenen ve kariyeri de son bulan Alex, belki de hayattan bir işaret beklediği zamanlardan birinde, yolda arabasıyla giderken karşısına bir hayvan çıkıyor ve bu karşılaşma Alex'i çocukluğunun geçtiği eve sürüklüyor. Lydia ne kadar kabul etmek istemese de, bu evde kalmaya ve aradığı yanıtları bulana dek hayatına burada devam etmeye karar veriyor. Yılların yorgunluğunu ve tozunu olduğu gibi üstünde taşıyan bu ev, Lydia, kocasının çıktığı yalnız yolculuğa şimdilik razı gelip arabaya binip gittikten sonra, Alex için bir 'ruhlar evi'ne dönüşüyor ve Alex'in gerçek öyküsü de bu evde yazılmaya başlıyor.
 

Zaman girdabı
John Banville, Alex'in hayatının ayrıntılarına dalarken, onun aklının her köşesine girip çıkarken, geçmiş ve şimdiki zamanı bir arada kurguluyor. Alex'in anılarını, daha doğrusu anıları hakkındaki düşüncelerini okurken, çok güçlü bir mıknatısın çekim alanına girdiğinizi ve eninde sonunda mıknatısın en güçlü noktasına mıhlanıp kalacağınızı hissediyorsunuz. Banville, Alex'i öyle yollardan, öyle anılardan geçirip duruyor ki, sonunda Alex'in ufukta şekillenmeye başlayan hedefi görmeye başladığını anlıyoruz.
Alex'in onun itirafları karşısında, okur olarak, "İtiraz ediyorum sayın yargıç" demek gibi bir şansınız yok. Banville, nasıl bir derinlere dalma ustasıysa, yazdıkları sanki Alex adlı bir roman kahramanının değil, Alex adlı yakından tanıdığımız gerçek bir adamın hayatı. Bir roman değil de gerçek bir hayat öyküsü bu sanki... Banville sözcükler ve onları bir araya getirip söylenecek ne varsa söylemek konusunda çok başarılı. İster Alex'i yazıyor olsun, ister onun baktığı bir pencerenin dışında olan biteni... İsterse de güneş tutulmasını...
 

Yolculuğun sonu
Evde ne kadar yalnız olduğunu düşünse de, babasının ruhunu gördüğünden emin olduktan sonra başka ruhlar da görüyor Alex, ama bir gün, geçmişte ev işlerinde yardımcıları olan Quirke ve onun kızı Lily de beklenmedik misafirler, kanlı-canlı yeni yolcular olarak Alex'in hayatına katılıyorlar. Sanki görünmez bir yetkiliden yolcuğa sen de katılabilirsin izni çıkmışçasına Lydia'nın da bir gün gelmesi ve küçük bavulunu da yanında getirmesi, bu bomboş sanılan evi neredeyse kalabalık denilecek bir yaşam alanına dönüştürüyor. Evin çok yakınına tüm cümbüşüyle bir sirkin gelip yerleşmesi de, Alex'in, yolculuğunun hangi etabında olduğunu merak ettiriyor insana.
Ama biliyoruz ki, Alex'in hayattaki en önemli rolü, bir komedinin değil bir trajedinin başrolü olacak. "Tragedya yazarları yanılıyorlar, kederin heybeti yok. Keder boz renkli; kokusu boz, tadı boz, parmaklara gelen dokusu boz" diye düşündüklerini yazmakta olan Alex, kendisini derinden yaralayan 'güneş tutulması'nın onun için hangi rengi çağrıştırdığını da ortaya koyuyor böylece. Sahnelere veda ettikten sonra hayatındaki temel taşları da kaybetmişe benzeyen ve arayış içine giren aktörün yaşadıklarını, kimi zaman içimiz sızlayarak, kimi zaman da gülümseyerek, ama her sahnesine hayran kalarak okurken, adı konulmuş o boz rengin hangi yollardan geçerek bu hale geldiğini görüyoruz... Ve bir roman kahramanının üzerinden bile olsa, güneş tutulmasının sonuçlarına Alex'inki gibi pençelenmiş bir yürekle göğüs germek zorunda kalıyoruz.

 

  • GÜNEŞ TUTULMASI
    John Banville, Çeviren: Suat Ertüzün, Can Yayınları, 2006, 215 sayfa 13 YTL.

  •  

     
    http://kitapyeri.com/index.php?sayfa=2&id=13995&tur=1
     
    Kitap Açıklaması :
     
    Daha önce 2005 Man Booker Ödülü alan Deniz adlı romanını yayınladığımız John Banville, bu kez sahne yaşamından da, ailesinden de kopan bir aktörün trajik öyküsünü anlatıyor. Şiirsel bir roman denebilecek Güneş Tutulması, çocukluğunun geçtiği eve çekilen aktör Alexander Cleave'in yaşamındaki "güneş tutulması"nı derin bir hüzünle dile getiren çağdaş bir masal. Aslında yaşamdan da uzaklaşmak isteyen Alex, zaman zaman karısı Lydia, kızı Cass ve yakın çevresi yüzünden, bazen de yitip gitmiş yakınları ve kurtulamadığı anıları yüzünden bir güneş tutulmasının karanlığında bulur kendini. Gölgeler ve hayallerin kuşatmasında yaşamın anlamını sorgularken, "Mutluluk incelmiş bir acı değil de nedir?" diye soracaktır. Banville, bir kez daha varolmanın saçmalığını, yazgının zorbalığını, arzuların yıkıcılığını derinliğine irdelerken gözüpek, tutkulu ve insancıl bir kitap sunuyor.