|
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=5837
Gölgede kalan gerçekler
İrlandalı yazar John Banville, 'Güneş Tutulması'nda
hayatındaki düğümleri çözmek için geçmişini gözden geçiren bir aktörün
dramını anlatıyor
08/12/2006 (129 defa okundu)
BERİL YALÇIN (Arşivi)
Bir insan, hayatında yanlışlar olduğunu sezdiği an gerçek öyküsünü de
yazmaya başlar. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir, dönüşü olmayan bir
yolculuk başlamıştır. Bu yolculuk da kalabalık bir grupla güle eğlene
çıkılacak bir gezi değil, kimselerin birlikte gitmeye izninin olmadığı
türden, insanın "Bu oyunda son hakkımı bu yolculuğa kullanmak istiyorum ben"
diyeceği türden bir mecburiyettir. John Banville'in, Güneş Tutulması adlı
kitabı boyunca yapmadığını bırakmadığı, sırlarını bir bir açığa çıkardığı ve
kendisine gözle görünen güneş tutulmasını yaşattığı kadar, hayatını bir daha
hiç dağılmayacak gölgelerle sarıp sarmaladığı kahramanı, Alex Cleave...
İşte yolcu bu adam... Ailesinin pansiyonculukla geçindiği bir taşra evinde
büyümüş, Lydia adlı bir karısı ve kısaca Cass demeyi sevdikleri yetişkin bir
kızları var. Tiyatro sahnelerindeki alkışlarla akıp giden yıllardan sonra
bir gün sahnede tükenen ve kariyeri de son bulan Alex, belki de hayattan bir
işaret beklediği zamanlardan birinde, yolda arabasıyla giderken karşısına
bir hayvan çıkıyor ve bu karşılaşma Alex'i çocukluğunun geçtiği eve
sürüklüyor. Lydia ne kadar kabul etmek istemese de, bu evde kalmaya ve
aradığı yanıtları bulana dek hayatına burada devam etmeye karar veriyor.
Yılların yorgunluğunu ve tozunu olduğu gibi üstünde taşıyan bu ev, Lydia,
kocasının çıktığı yalnız yolculuğa şimdilik razı gelip arabaya binip
gittikten sonra, Alex için bir 'ruhlar evi'ne dönüşüyor ve Alex'in gerçek
öyküsü de bu evde yazılmaya başlıyor.
Zaman girdabı
John Banville, Alex'in hayatının ayrıntılarına dalarken, onun aklının her
köşesine girip çıkarken, geçmiş ve şimdiki zamanı bir arada kurguluyor.
Alex'in anılarını, daha doğrusu anıları hakkındaki düşüncelerini okurken,
çok güçlü bir mıknatısın çekim alanına girdiğinizi ve eninde sonunda
mıknatısın en güçlü noktasına mıhlanıp kalacağınızı hissediyorsunuz.
Banville, Alex'i öyle yollardan, öyle anılardan geçirip duruyor ki, sonunda
Alex'in ufukta şekillenmeye başlayan hedefi görmeye başladığını anlıyoruz.
Alex'in onun itirafları karşısında, okur olarak, "İtiraz ediyorum sayın
yargıç" demek gibi bir şansınız yok. Banville, nasıl bir derinlere dalma
ustasıysa, yazdıkları sanki Alex adlı bir roman kahramanının değil, Alex
adlı yakından tanıdığımız gerçek bir adamın hayatı. Bir roman değil de
gerçek bir hayat öyküsü bu sanki... Banville sözcükler ve onları bir araya
getirip söylenecek ne varsa söylemek konusunda çok başarılı. İster Alex'i
yazıyor olsun, ister onun baktığı bir pencerenin dışında olan biteni...
İsterse de güneş tutulmasını...
Yolculuğun sonu
Evde ne kadar yalnız olduğunu düşünse de, babasının ruhunu gördüğünden emin
olduktan sonra başka ruhlar da görüyor Alex, ama bir gün, geçmişte ev
işlerinde yardımcıları olan Quirke ve onun kızı Lily de beklenmedik
misafirler, kanlı-canlı yeni yolcular olarak Alex'in hayatına katılıyorlar.
Sanki görünmez bir yetkiliden yolcuğa sen de katılabilirsin izni
çıkmışçasına Lydia'nın da bir gün gelmesi ve küçük bavulunu da yanında
getirmesi, bu bomboş sanılan evi neredeyse kalabalık denilecek bir yaşam
alanına dönüştürüyor. Evin çok yakınına tüm cümbüşüyle bir sirkin gelip
yerleşmesi de, Alex'in, yolculuğunun hangi etabında olduğunu merak ettiriyor
insana.
Ama biliyoruz ki, Alex'in hayattaki en önemli rolü, bir komedinin değil bir
trajedinin başrolü olacak. "Tragedya yazarları yanılıyorlar, kederin heybeti
yok. Keder boz renkli; kokusu boz, tadı boz, parmaklara gelen dokusu boz"
diye düşündüklerini yazmakta olan Alex, kendisini derinden yaralayan 'güneş
tutulması'nın onun için hangi rengi çağrıştırdığını da ortaya koyuyor
böylece. Sahnelere veda ettikten sonra hayatındaki temel taşları da
kaybetmişe benzeyen ve arayış içine giren aktörün yaşadıklarını, kimi zaman
içimiz sızlayarak, kimi zaman da gülümseyerek, ama her sahnesine hayran
kalarak okurken, adı konulmuş o boz rengin hangi yollardan geçerek bu hale
geldiğini görüyoruz... Ve bir roman kahramanının üzerinden bile olsa, güneş
tutulmasının sonuçlarına Alex'inki gibi pençelenmiş bir yürekle göğüs germek
zorunda kalıyoruz.
GÜNEŞ TUTULMASI
John Banville, Çeviren: Suat Ertüzün, Can Yayınları, 2006, 215 sayfa 13 YTL.
|
|
|
http://kitapyeri.com/index.php?sayfa=2&id=13995&tur=1
Kitap Açıklaması :
|
|
|
Daha önce 2005 Man Booker Ödülü alan Deniz adlı romanını
yayınladığımız John Banville, bu kez sahne yaşamından da, ailesinden de
kopan bir aktörün trajik öyküsünü anlatıyor. Şiirsel bir roman denebilecek
Güneş Tutulması, çocukluğunun geçtiği eve çekilen aktör Alexander Cleave'in
yaşamındaki "güneş tutulması"nı derin bir hüzünle dile getiren çağdaş bir
masal. Aslında yaşamdan da uzaklaşmak isteyen Alex, zaman zaman karısı
Lydia, kızı Cass ve yakın çevresi yüzünden, bazen de yitip gitmiş yakınları
ve kurtulamadığı anıları yüzünden bir güneş tutulmasının karanlığında bulur
kendini. Gölgeler ve hayallerin kuşatmasında yaşamın anlamını sorgularken,
"Mutluluk incelmiş bir acı değil de nedir?" diye soracaktır. Banville, bir
kez daha varolmanın saçmalığını, yazgının zorbalığını, arzuların
yıkıcılığını derinliğine irdelerken gözüpek, tutkulu ve insancıl bir kitap
sunuyor. |
|