Chuck Palahniuk
Gösteri Peygamberi

Chuck Palahniuk

 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

08.05.2013


  Editörün Notu: "Amerikan Rüyas" ının sert br eleştirisi olan Palahniuk'un Gösteri Peygamberi, üyeleri teker teker intihar eden Creedish tarikatının son üyesi olan Tender Bronson'un şöhret tezgahlayıcılarının eline düşmesi ve bir ticarî meta haline gelmesini sert bir dille eleştirir. Anfetaminlerle steroidlerle şişirilien, ne yiyeceği, ne yapacağı, ne söyleyeceği, her saniyesine kadar programlanarak meşhur edilen Tender, ulusal bir ikon haline gelir ama bedeli nedir? Tender, kaçırdığı uçak yere çakılmadan önce, bir "hiç kimseyken" nasıl bir dinî idol haline getirildiğini uçağın karakutusunda kayda geçirir.

  Hayatın gerçekleri kurgudan daha beter

http://vatankitap.gazetevatan.com

Chuck Palahniuk’un akıl almaz romanlarının aslında tümüyle kurmaca olmadığını anlatmak için yazdığı bir kitap “Kurgudan da Garip”. Kitabı ve Palahniuk’un yazarlık yolculuğunu, “Kaçaklar ve Mülteciler”, “Dövüş Kulübü” ve “Kurgudan da Garip” dışındaki tüm kitaplarını çeviren Funda Uncu değerlendirdi.
funda uncu
funda.uncu@gmail.com
yeraltı edebiyatı yazarı charles michael ‘chuck’ palahniuk, kaleme aldığı eserleri ‘transgresyonel kurgu’ olarak tanımlar. varoluş ile ilgili problemler, bireysel özgürlük, nihilizm, uyumsuzluk, kuralların ve tabuların yıkılması konularını işleyen ‘transgresyonel kurgu’nun kahramanları, her şeyden önce birer anti-kahramandır. bunalımları vardır, toplum kurallarına uygun bir şekilde yaşamazlar. tıpkı palahniuk’un kendi yaşamından örneklediği ve tanıklık ettiği gibi… doğumundan 14 yaşına kadar anne ve babasıyla bir karavanda yaşayan; annesiyle babası boşandıktan sonra anneannesi ve dedesinin çiftliğinde yaşamaya gönderilen; dedesi, dikiş makinesine para harcadı diye babaannesiyle kavgaya tutuşup, önce onu sonra da kendini vurup öldürdüğü için onları hiç tanımayan (o sırada üç yaşında olan babası fred palahniuk bu vahşeti yatağın altından izlemiştir); babası, boşandıktan sonra flört ettiği bir kadının kıskanç eski kocası tarafından ölüdürülen chuck palahniuk’un yeraltı edebiyatı tarzında yazmasına şaşırmamalı.

GAZETECİ, TAMİRCİ, YAZAR

Kim olduğunu anlamak için çaba gösterdiği dönemde, aile içinde yaşanan bu trajik olaylar yazarı, ileride Yeraltı Edebiyatı konularını gözler önüne sermeye itmiştir. Palahniuk, Oregon Üniversite’sinde gazetecilik bölümünü bitirdikten sonra Portland’daki yerel bir gazetede çalışmaya başladı ama işinden sıkılması uzun sürmedi. İşi bırakıp tamirci olmayı tercih etti. Günlerini kamyonları tamir edip teknik el kitapları yazarak geçirirken, bir yandan da bakımevlerinde ölmekte olan hastalara refakat etti, konuşma terapilerine katıldı. Aynı zamanda da şansını roman yazmakta denedi ve yazarlık atölyesine devam etti. Sonradan “Görünmez Canavarlar” adını alacak “Manifesto”yu kaleme aldı. Ancak yayınevleri Palahniuk’un romandaki karanlık tarzı beğenmediği için başvurduğu bütün kapılar yüzüne kapandı. O ise vazgeçmek yerine daha da karanlık bir roman yazmaya karar verip “Dövüş Kulübü”nü kaleme aldı ve Chuck Palahniuk fırtınası böylelikle esmeye başladı.

GERÇEK Mİ HAYAL ÜRÜNÜ MÜ?

Chuck Palahniuk, bugüne kadar Ayrıntı Yayınları’nın piyasaya sürdüğü “Dövüş Kulübü”, “Gösteri Peygamberi”, “Kaçaklar ve Mülteciler”, “Görünmez Canavarlar”, “Tıkanma”, “Ninni”, “Günce”, “Çarpışma Partisi”, “Tekinsiz”, “Ölüm Pornosu” ve “Pigme” ile Türkiye’de henüz yayınlanmamış “Tell-All” ve “Damned” romanlarını yazdı ancak edebiyatta kurmaca kabul edilen romanlarının tam olarak kurmaca olmadığına inanıyordu. 2004 yılında yazdığı “Kurgudan da Garip” eserlerinin bütünüyle kurmaca olmadığını ispatlamak için yazılmış kitabıdır. Kurmaca olmayan bu eserinde gerçek olayları anlatır ancak her bir olay, Chuck’ın eserlerinde gördüğümüz kurmaca öykülerden farklı değildir. Çünkü çok fazla araştırma yapan Chuck Palahniuk, kurmaca öykülerini arkadaşlarını ve etrafındaki insanları dinleyerek yaratmaktadır. Gönüllü olarak çalıştığı destek grupları, bakımevleri ve hastanelerde artık kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanların hikâyelerini dinleyerek, bunlardan esinlenerek, işin içine hayal gücünü de katarak yazmaktadır.

İLHAM KAYNAĞI HAYAT

Kitapta bir yandan Chuck Palahniuk’un yaşamının bizden ne kadar farklı olduğunu, bir yandan da eserlerini yazarken nelerden faydalandığını görüyoruz. Misal “Dövüş Kulübü”nde bakımevlerinde, destek gruplarında elde ettiği tecrübelerini yazmış. “Görünmez Canavarlar”ı yazarken teleseks hatlarını aramış. “Tıkanma”yı yazmaya başlamadan önce altı ay boyunca seks bağımlıları konuşma terapisi seanslarına katılmış ve gönüllü olarak Alzheimer hastalarıyla çalışmış. “Gösteri Peygamberi”ni yazarken arkadaşlarının temizlik tüyolarını not etmiş ve “Günce”yi yazarken de arkadaşlarının evlerinin duvarları arasında bırakılmış, gizli hikâyelerini dinlemiş.

Chuck Palahniuk her defasında tek başına kalıp kurmaca romanını yazmadan önce insanlarla bir araya gelip gerçekleri derlemiş, gerçeklerle kurmaca buluşmuş ve Palahniuk eserleri meydana gelmiş.

Orijinal kitap üç bölümden oluşuyor: ‘İnsanlar Bir Arada’, ‘Portreler’ ve ‘Kişisel’. Ancak bu bölüm isimleri, Türkçeye çevrilmiş kitapta yer almamış. “İnsanlar Bir Arada” bölümünde finalde hiçbir ödülün verilmediği ancak insanların katılmaktan büyük zevk duyduğu testis yarışması; popüler olmadığı için üzgün olan ama canları çıkana kadar idman yapan amatör güreşciler; yazar olmak, yaşadıklarımızı yazmak için kendimizi o tecrübeleri yaşamaya zorlamak; biçerdöver parçalama derbisinin püf noktaları; köpek kostümü giyip şehirde gezen Chuck’ın başına gelenler; kendi başına şato inşa etmenin fazlasıyla detaylı bilgileri; Chuck’ın vücut geliştirme ve testosteron ile ilgili macerası; donanma denizaltısı, eşcinsel aktiviteler ve intihar; müneccim olduğunu iddia eden iki kadının Chuck’ın dört yaşında yaşadığı ve kimsenin bilmediği bir olayı anlatmasına rağmen Chuck’ın ruhlar dünyası ile ilgili ilginç fikirleri yer alıyor.

“Portreler” bölümünde Juliette Lewis, Andrew Sullivan, Amy Hempel, Marilyn Manson, Michelle Keating, Brian Walker ve Ira Levin’ın portreleri en ilginç noktalarıyla aktarılmış.

“Kişisel” adını taşıyan bölümde ise Chuck’ın refakatçi olarak çalıştığı dönem; “Dövüş Kulübü” filminin yapımcılarıyla görüşmek için gittiği Kaliforniya macerası; Brad Pitt ve Chuck’ın dolgun dudak takıntısı; hastalıklar ve ölümler; unutmak ve hatırlamak için bir şeyleri sürekli saklamak; “Dövüş Kulübü”nde yer alan bazı olayların önceden yaşanması ve kurmaca olan bazı olayların da sonradan gerçekleşmesi ile ilgili gerçek öyküleri Chuck Palahniuk’ın karanlık ve sivri dilinden okumak istiyorsanız, “Kurgudan da Garip”i kaçırmayın.
 

Chuck Palahniuk

Vikipedi, özgür ansiklopedi

http://tr.wikipedia.org/wiki/Chuck_Palahniuk

Chuck Palahniuk 21 Şubat 1962'de Washington'da doğdu. Asıl adı Charles Michael Palahniuk'tur. Palahniuk Washington eyaletinin doğusundaki bir çiftlikte büyüdü. Bir süre Eyalet Üniversitesi'ne devam ettikten sonra Oregon Üniversitesi'ne geçti ve öğrenimini orada tamamladı. Otuzlu yaşlarına kadar herhangi bir edebi metin yazmayan, sanıldığının tam aksine, ilk romanı olan Invisible Monsters (Görünmez Canavarlar) dır. Bu romanı yayıncılar tarafından içeriği nedeniyle kabul görmemiştir ancak Palahniuk yayıncılara olan bu öfkesi nedeniyle içeriği çok daha "yok edici" olan Dövüş Kulübü'nü yazmıştır ve bu romanı yayıncılar tarafından zevkle kitaplaştırılmıştır.

Palahniuk, üniversite yıllarından sonra üç yıl boyunca Freightliner adlı bir şirkette montaj hattında, ardından tamirci olarak çalıştı. İlk yazdığı metinler taşıt modifikasyon prosedürleri ve kamyonların onarımı üzerinedir.

Dövüş Kulübü'nün ortaya çıkmasında büyük etkisi bulunan bir olayıda bu yıllarda yaşar. Arkadaşlarıyla birlikte tatildedir. Bitişikteki kamp yerinde müzik rahatsız edici derecede açılır ve bu nedenle başlayan tartışma yerini kavgaya bırakır. Bu olayda yaralanan Chuck tatil'den döndüğünde iş yerinde kimse tarafından ilgi görmez çünkü kimse korkunç derecedeki yüzü hakkında bir şey sormaya, yorum yapmaya cesaret edemez. Bunun üzerine Chuck, eğer insanın yeterince kötü görünürse dilediği gibi hareket edebileceğini keşfeder. Bu olayın ardından devam ettiği bir edebiyat grubu bünyesinde yaptıkları çeşitli gösteri ve eylemler "Kargaşa Projesi"ni esinler. Kısa bir süre sonra aynı isimle bir kısa öykü yayımlar ve bu öykü,üç ay içinde Fight Club (Dövüş Kulübü) romanına dönüşür. Romanlarındaki tavır isyan gibi görünse de, aslında varoluşumuza özlem duymamıza neden olur. Yarattığımız değer yargıları, para, şöhret, saygınlık, güzellik gibi tüm önemli şeylerin anlamsız yalanlar olduğunu söyler
.


http://www.amazon.ca

From Amazon

Some say that the apocalypse swiftly approacheth, but that simply ain't so according to Chuck Palahniuk. Oh no. It's already here, living in the head of the guy who just crossed the street in front of you, or maybe even closer than that. We saw these possibilities get played out in the author's bloodsporting-anarchist- yuppie shocker of a first novel, Fight Club. Now, in Survivor, his second and newest, the concern is more for the origin of the malaise. Starting at chapter 47 and screaming toward ground zero, Palahniuk hurls the reader back to the beginning in a breathless search for where it all went wrong. This time out, the author's protagonist is self-made, self-ruined mogul-messiah Tender Branson, the sole passenger of a jet moments away from slamming first into the Australian outback and then into oblivion. All that will be left, Branson assures us with a tone bordering on relief, is his life story, from its Amish-on-acid cult beginnings to its televangelist-huckster end. All of this courtesy of the plane's flight recorder.

Speaking of little black boxes, Skinnerians would have a field day with the presenting behavior of the folks who make up Palahniuk's world. They pretend they're suicide hotline operators for fun. They eat lobster before it's quite... done. They dance in morgues. The Cleavers they are not. Scary as they might be, these characters are ultimately more scared of themselves than you are, and that's what makes them so fascinating. In the wee hours and on lonely highways, they exist in a perpetual twilight, caught between the horror of the present and the dread of the unknown. With only two novels under his belt, Chuck Palahniuk is well on his way to becoming an expert at shining a light on these shadowy creatures. --Bob Michaels --This text refers to the Hardcover edition.

From Publishers Weekly

The rise and fall of a media-made messiah is the subject of Palahniuk's impressive second novel (after the well-received Fight Club), a wryly mannered commentary on the excesses of pop culture that tracks the 15 minutes of fame of the lone living member of a suicide cult. Tender Branson, aged 33, has commandeered a Boeing 747, emptied of passengers, in order to tell his story to the "black box" while flying randomly until the plane runs out of gas and crashes. Branson relates in his long flashback the vicissitudes of his life: a member of the repressive Creedish Death Cult, supposedly founded by a splinter group of Millerites in 1860, he is hired out as a domestic servant who must dedicate his earnings to the cult. Despite his humble beginnings, Branson finds himself on the edge of fame and fortune when the cult members begin their suicide binge, and he keeps himself on the media radar by using the psychic dreams of his potential romantic interest, Fertility Hollis, in which the girl accurately predicts a series of strange disasters. After a brief period at the top of the freak-show heap, Branson succumbs to the excesses of his trade when his agent mysteriously dies at the Super Bowl as Branson predicts the outcome of the game at half- time, simultaneously triggering a riot and turning him into a murder suspect. Branson's spookily matter of fact account of his bizarre experiences does not excite tension until the narrative is well under way, but the novel picks up momentum during the homestretch when Branson goes on the lam with Fertility and his murderous brother Adam, and the story steamrolls toward its nightmarish climax. Palahniuk's DeLilloesque cultural witticisms and his satirical take on the culture of instant celebrity invest the narrative with a dark humor that does not quite overcome its lack of a coherent plot. Agent, Edward Hibbert. (Feb.) FYI: Fight Club is being filmed by David Fincher.

Copyright 1998 Reed Business Information, Inc. --This text refers to the Hardcover edition.

From Kirkus Reviews

A morbidly fascinating black fantasy about a young cult members rise to fame and his fall from grace, written by West Coast novelist Palahniuk (Fight Club, 1996). When an airliner goes down, the first thing the authorities look for amid the wreckage is the black box that contains a recording of the pilots last words, which are usually grim but fairly restrainedalmost always because the pilot doesnt expect (almost always) to die. Tender Bransons situation is unusual: the last survivor of an obscure American religion known as the Creedish Death Cult, he is dictating his confession into the black box of a 747 that he knows will soon crash somewhere over the Australian outback. What youve found, he declares, is the story of what went wrong. Thats putting it softly. Like all Creedalists, Branson, raised for a life of obscure service to strangers, chose to hire himself out as an unpaid domestic while still in his teens. Probably he would have spent his life keeping house for the yuppie vulgarians who took him in, but an FBI raid on the Creedish Church compound in Nebraska resulted in a mass suicide within the cult. Since then, surviving Creedalists living in the field have been killing themselves on a regular basis, so that Branson is soon the only Creedalist left. As such, he becomes a genuine celebrity, complete with an agent who gets him book contracts, movie dealsand with a good lawyer intent on winning him uncontested title to all Creedish Church properties. A marriage is arranged for him . . . and televised live from the Super Bowl during halftime. But things turn sour when evidence mounts that many of the suicides were, in fact, murdersand that Bransons brother Adam may still be alive. Is Branson a serial killer? Or Adam? Can they ever lead a normal life again? Brilliant, engrossing, substantial, and fun: Palahniuk carves out credible, moving dramas from situations that seemed simply outlandish and sad on the evening news. (Author tour) -- Copyright ©1998, Kirkus Associates, LP. All rights reserved. --This text refers to the Hardcover edition.

Palahniuk'tan seçmeler

Borularda gezen sular insanların çöplerini ve b*klarını alıp götürüyormuş ,,gerisi de onların sorunu değilmiş zaten ....

***
Ve aslında artık hiçbir şey hissetmeyecek hale gelene kadar her seferinde daha az acı çekeceksiniz ....

***
İnsanların neden uyuşturucu kullandıklarını anlamaya başlıyorum ..Çünkü zamanın sınırlı olduğu ,,kanunlar ve emirlerle dolu ve mülkiyete dayalı bu dünyada insanların yaşayabilecekleri tek gerçek kişisel macera bu ..Sadece uyuşturucu ve ölümde yeni bir şeyler tecrübe etme şansına sahibiz ve malesef ölümün hakimiyeti fazla kuvvetli ....

***
Ormanda bir ağaç devrilirse ve o anda orada bunu fark edecek kimse yoksa ,,ağaç orada kalıp çürümez mi ??Ve eğer İsa uyku hapları yutup ,,bir banyonun zemininde tek başına ölseydi ,,cennete gider miydi ??

***
"İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. Hiçkimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. Dramlarının,önemsiz meselerinin, hikayelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar. Çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar; Büyük ve korkunç bir bilinmeyen..."

***
"Hiçliğe yapacağımız iniş başlamıştır, lütfen kemerlerinizi bağlayın.."

***
"Banyoda traş bıçakları var,içebileceğim iyot var,yutabileceğim uyku hapları var. Seçim meselesi, yaşa ya da öl! Aldığımız her nefes bir seçim, geçen her dakika bir seçim,olmak ya da olmamak. Kendinizi merdivenden atmadığınız her an bir seçimdir,arabanızı duvara çarpmadığınız her an hayata yeniden başlıyorsunuz."

  Gösterİ Peygamberİ - Chuck Palahniuk

Duygu Yurtseven - Dipnot Kitap Kulübü Üyesi

Ukrayna kökenli Amerikalı roman yazarı ve gazeteci Charles Michael Palahniuk romanlarında tüketim toplumunu alaycı, keskin ve yaratıcı bir dille analiz eder. En önemli kitabı “Dövüş Kulübü” dür. Kitap sinemaya da uyarlanmıştır.

21 şubat 1962 de Carol ve Fred Palahniuk nin oğlu olarak dünyaya geldi, çocukluğu Washington ‘un Burbank kentinde geçti.. Anne babası boşandıktan sonra üç kardeşiyle birlikte büyükbabasının Doğu Washington‘daki sığır çiftliğinde yaşamaya başladı..

Oregon üniversitesinde gazetecilik okurken National Public Radio da staj yaptı. Mezuniyetten sonra Portland ‘a yerleşti. Fakat gazetecilik yapmak yerine kamyon imalatı yapan bir fabrikada tamirci olarak çalışmaya başladı ama daha çok zamanını kamyonların onarılması için kullanım talimatı hazırlamakla geçirdi. Daha sonra gazeteciliğe döndü, aynı zamanda evsizler için yapılan barınma evlerinde ve ölümcül hastaların bakımını yapan evlerde gönüllü olarak çalıştı. Gönüllü olarak çalışmaları, destek verdiği bir hastanın ölmesi sonucu son buldu. Yaşamının bu döneminde Cacophony (kakofoni) Society adında protestocu ve isyankar bir gruba katıldı ve onları destekledi. Bu grup ona ilham kaynağı oldu .’Project Mayhem in Fight Club’ ortaya çıktı.

Minimalist guru Tom Spanbauer ile çalışmalar yaptı, Bu çalışmalarının etkilerini eserlerinde görmek mümkündür. Otuzlu yaşlardan itibaren öyküler yazmaya başladı. İlk romanı “Invisible Monsters” (Görünmez Canavarlar) başarısız oldu ve yayımlanmadı.. Öykü yazmaya devam etti. Bu öykülerden biri yayımlandı. Daha sonra bu öyküden yola çıkarak “Dövüş Kulübü” kitabını yazdı.

Palahniuk’un hayatındaki trajik olayların etkisini eserlerinde görebiliyoruz. Bunlardan bir tanesi büyükbabasının bir tartışma sonucu büyükannesini öldürmesidir. Bu sırada Chuck Palahniuk ‘un babası Fred yatağın altına saklanmış. Büyükbaba elinde silahla öldürmek için evin içinde başka birilerini arar, kimseyi bulamayınca silahı kendine çevirir ve intihar eder. Bu sırada Fred bütün olayları izler. Fred in peşini trajediler bırakmaz .Palahniuk un annesi Carol ‘dan boşandıktan sonra birlikte olduğu sevgilisinin eski kocası Fred ‘i ve sevgilisini öldürür.

Palahniuk babasının ölümünden sonraki süreçte “Lullaby” (Ninni) adlı kitabını yazdı. Dövüş Kulübü eseri sinemaya aktarıldıktan ve özellikle DVD si çıktıktan sonra kült haline geldi. Palahniuk “The Cult” adlı bir fan web sitesine sahiptir. Palahniuk sık sık düzenlenen edebiyat konferansları ve kitap okuma toplantıları ile okurları ile bir araya geliyor. Genç nesili yazı yazmaya teşvik ediyor ve onlara web sitesinde yaptığı çeşitli çalışmalarla destek veriyor.

Romanlarını sanki her bölümü kısa hikâyeymiş gibi yazıyor ve birleştirip romanı oluşturuyor. Aynı zamanda çok iyi bir araştırmacı bu araştırmalarından edindiği bilgileri romanlarında kullanıyor. Sürekli insanlarla birlikte ve bu birliktelik sayesinde eserlerine kolaylıkla malzeme toplayabiliyor.

Birçok bestseller olmuş eserleri var :

• Ölüm Pornosu (Snuff) • Dövüş Kulübü (Fight Club) • Gösteri Peygamberi (Survivor) • Görünmez Canavarlar (Invisible Monsters) • Tıkanma (Choke) • Ninni (Lullaby) • Kaçaklar ve Mülteciler (Fugitives & Refugees) • Günce (Diary) • Tekinsiz (Haunted) • Stranger Than Fiction • Çarpışma Partisi (Rant) • Pigme (Pygmy) • Tell-All

Palahniuk ’un en popüler kitabı ‘Dövüş Kulübü’ nü Hasan Cömert Sabit Fikir dergisine yazdığı bir yazıda kişisel gelişim kitaplarının karşısına konulabilecek tek eser olarak niteliyor. Bana ilginç geldiği için bu yazıdan alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Chuck Palahniuk’un birçok kişinin başucunda bulunan ilk romanı Dövüş Kulübü, David Fincher’ın kült filmiyle popüler hale gelse de asıl gücünü bir kuşağın derdini dile getirmesinden alıyordu. Toplumla, okuluyla, çalıştığı işle, iş arkadaşlarıyla, televizyondaki programlarla, bas bas bağıran reklam panolarıyla sorunu olan insanların ‘kutsal kitabı’ haline geldi adeta. Dövüş Kulübü sistem eleştirisini kapitalizm üzerinden kursa da damarlarımıza şırıngalanan sürü halinde hareket etme dürtüsünü alaşağı etti. Terapi grupları da dâhil olmak üzere grup mantığı üzerine kurulan modern tarikatların acıdan/gerçekten kaçış mantığının tam karşısına Dövüş Kulübü’nün kurallarını ve acı duymayı öğreten mottosunu koyuyordu Palahniuk. Dövüş Kulübü, bugün kişisel gelişim kitaplarının çıkış noktası olan anahtar kelimeleri baştan çöpe atıyordu. Bir yerlere kaçmak, sığınmak isteyenlere ‘’Kimse sizi kurtaramayacak’’, farklı olmak isteyenlere ‘‘Hepimiz aynı şeyi istiyoruz, teker teker, hiçbirimiz hiçbir şey değiliz’’, başarı, mutluluk, liderlik isteyenlere ‘‘Kendini kaybederek ruhunu keşfedebilirsin’’ diyordu. Ve tabii, bu cümleler birer öğreti olarak değil, kurgusal hikâyenin içinde yıkıcı etkiye sahip tokatlar şeklinde yüzümüze çarpıyordu. Dövüş Kulübü'nün hikâyesi elbette çok daha büyük bir resmi tasvir ediyordu. Yüzlerce okumaya açılan kitap tüketimi merkezine alan çağın profilini de ortaya koyuyordu. O yüzden kişisel gelişim kitaplarından bahsederken karşısına tek bir eser koyulacaksa o kesinlikle Dövüş Kulübü olmalı.”

Chuck Palakniuk “Yeraltı Edebiyatının” önemli bir temsilcisi. “Gösteri Peygamberi” başkaldırının, isyanın kitabı, medya ve pop kültüre getirdiği eleştirilerden dolayı bu edebiyata örnek oluşturuyor. İsterseniz biraz da yeraltı edebiyatından söz edelim.

YERALTI EDEBİYATI

Dili zincirlerinden kurtarmak için 19.yy ortaları ile 20.yy başlarında oluşmaya başlayan sert, aykırı, eleştirel, çoğunlukla gerçekle hayalin ince çizgisinde var olmaya çalışan yeraltı edebiyatı, alkolizmin cinselliğin, sıra dışılığın, küfrün dışavurumudur. “Ben özgürüm” der. ”Kökleri Marquis de Sade’e (1740-1814) kadar varabilir.Sade sadizm in fikir babası olmuştur.Erotizm ve şiddet içeren kitapları yaşadığı dönemde hapse atılmasına sebep olmuşsa da kitapları başka yazarlara ilham kaynağı olmuştur.

Merve Fergökçe Sabit Fikir dergisindeki yazısında yer altı edebiyatını şu şekilde tanımlamıştır. ‘’İşte yeraltı edebiyatı bizim görmediklerimizi, duymadıklarımızı yada bulaşmayı istemediklerimizi tüm gerçekliğiyle, çoğu zaman erotik bir dille ya da hiç duymadığımız bir jargonla masaya yatırıyor. Anlattığı hikâyeler, ister gerçek olsun ister kurmaca; tüm kahramanlar aslında bizlerden birileri. Burada zengin, yakışıklı, güzel ya da başarılı insanların göz kamaştırıcı- hatta belki inandırıcılıktan uzak muhteşem hayatlarına yer yok. Burada kimse süper kahraman ya da ‘en iyi’ değil. Çoğunlukla kaybedenlerin toplandığı ve aslında herkesin içinde biriktirdiklerini hep bir elden kanala bıraktığı yer burası.’’

Özgür Uçkan’a göre yer altı edebiyatı daha çok bir ‘tür’ dür. Notos dergisinde çıkan yazısında şöyle der; ‘Yeraltı edebiyatı’, edebi bir türden çok yazıyla girişilen bir ‘eylem ’dir: Hayatla, hayatın hakikatiyle, toplumların gösteri düzenine direnişle, otoritenin reddiyle ilgili bir eylem… Hayatî bir eylem. buradan yeraltı edebiyatının aslî özelliklerinden ilkini çıkarsayabilirsiniz: Politika. Yeraltı edebiyatı, politikadan bahsetse de bahsetmese de, kimliği itibarıyla politiktir. Çünkü toplumsal kurallara direnir ve peşine düştüğü sosyal hakikat yeryüzünde bize gösterilenden radikal olarak farklıdır.

İkinci özellik ise avangard olmasıdır: Öncüdür, farklıdır, kendi tarzını, dilini, kültürünü, kültünü yaratır; etkisi farklılığı ölçüsünde büyüktür. Zaten avangardın tanımı da budur. Yeraltı edebiyatı avangard olduğu kadar, avangard olan her şeyin de yeraltıyla şu ya da bu şekilde ilişkisi vardır.Bu iki özellik de birbiriyle ilişkilidir aslında. Çünkü avangard olan da genellikle politiktir. Avangardın yeraltından çıkması boşuna değildir; politik bir işlevi vardır: Tekerlek izlerinin kolaylığına sığınmaz, kendi yolunu açar ve geçtiği yerde hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Dolayısıyla yeraltından akan, öncü, ezber bozan bir edebiyattan söz ediyoruz. Bir ‘tür’ değil ,bir ‘eylem’… Özü itibarıyla politik bir eylem. Dil içinde bir eylem…’’ Yer altı edebiyatının temsilcileri Marquis de Sade ‘den başka Charles Bukowski, William Burroughs, Norman Mailer, Jean Genet, Chuck Palahniuk, Irvine Welsh, Leonard Cohen olarak sayabiliriz. Türkiye’den Altay Öktem, Küçük İskender, Hakan Günday ‘ı sayabiliriz. Ben bu yazarlardan Hakan Günday ‘ın ‘AZ ‘ adlı kitabını daha önce okumuştum, gerçekten de bu kitapta duymak istemediğim, hep göz ardı yaptığım her şey vardı ve beni çok acıtmıştı.

GÖSTERİ PEYGAMBERİ

Gösteri Peygamberi yalnızlık, pornografi, tüketim, din –tarikat, medya, şöhret ve pop kültürüne sivri dille yapılmış aşağılama; Bu kitabı okurken kendi kendime çok sık sorduğum bir soruyla başlamak istiyorum. Acaba ben kendi yaşamak istediğim bir yaşamı mı yaşıyorum yoksa bana da ne yapmam gerektiğini başkaları mı söylüyor, yönlendirilmiş bir yaşam mı sürdürüyorum? Ben bu gösterinin neresinde sahne alıyorum? Beni popüler kültür, şöhret, medya nereye kadar etkiliyor?

Tender dünyadan yalıtılmış garip bir din /mezhep de dünya ya gelen sıradan bir bireydir.Bu inanışta kilisenin insan hayatına tam anlamıyla yön verip,insanların kendi başlarına karar vermesini engelleyen bir yapısı var.Kiliseye mensup çocuklar dış dünya da köle olarak çalıştırılmak üzere eğitiliyorlar ve belli bir yaşa geldikleri zaman dış dünya ya çalışmak üzere gönderiliyorlar.İnanışlarına göre herhangi bir sorgulamaya maruz kaldıkları zaman intihar etmeleri gerekiyor.Tender bu mezhepten dünyada hayatta kalan son kişi oluyor ve hayatı değişiyor.Tender ilah olma yolunda ilerlerken Fertility ile tanışması ve Fertility nin ona gelecekte neler olacağını söylemesi her geçen gün ününe ün katıyor ama tüketim toplumunun bağımlısı haline geliyor .Popüler kültürün kurbanı oluyor. Hikayemiz zavallı Tender’ ın dramı düşmek üzere olan bir uçağın içinde öyle ya da böyle bir kurtuluşa doğru gidiyor.

Palahniuk Gösteri Peygamberinde tüketim toplumunu tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Kapalı Mezhep toplumunu eleştiriyor, din/mezhep-medya popüler kültür ikilemini çok iyi işliyor. İki seçimde de sonuçlar aynı noktaya çıkıyor. Tender her iki uçta da ne yapması gerektiği söylenen kişi, kendi değil. Bulunduğun durumun gerçek yüzünü içinden göremiyorsun ancak dışarıdan bakıldığında doğru bir şekilde değerlendirebiliyorsun.

Gösteri Peygamberinde hayata dair ciddi bir bilgi birikimi de mevcut. Istakoz nasıl yenir, çeşitli lekeler nasıl temizlenir gibi… Adeta Tender hayatında yok etmek istediklerini yok eder gibi lekeleri çıkarmakla mücadele ediyor.

Tender, Adam ve Fertility neden bu isimler? Tender kelime anlamı ‘genç, gelişimini tam tamamlayamamış, zayıf. Kahramanımız Tender sırasıyla patronlarının, danışmanının, manajerinin, Fertility ‘nin dediklerini yapıyor, başkaları onu yönlendiriyor;.ta ki uçak kaçırma olayına dek. Adam kelime anlamı ‘tapılacak kişi, her şeyin farkında olan’ Gerçek anlamda sisteme baş kaldıran, her iki dünyada da neler olduğunun farkında olan kahramanımız. Fertility kelime anlamı ‘doğurganlık’ Tender ı uyandıran kişi,onu yaşadığı hayal dünyasından çıkaran

Kitabın sonuna geldiğimizde ve yazarı hakkında bu kadar bilgi edindikten şu soruyu sormadan edemiyorum; Palahniuk ve Tender ‘ın yaşamları arasında nasıl bir paralellik kurabiliriz? Palahniuk da aslında popüler kültürün içinden biri, The Cult’’ adındaki web sitesi oldukca popüler, turneye çıkar gibi okurları ile bir araya geldiği toplantılar düzenliyor ve hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip. Ama aykırı yazılar yazıyor neden dersiniz? Biz de mi acaba bu kitabı okuyarak popüler kültürün tuzağına mı düştük?

Son olarak Palahniuk Gösteri Peygamberinde bize ne anlatmak istemiş;

 “Kitaplarda anlatılanlar sizin sandığınız gibi değildir. Gösteri Peygamberi aslında bizim eğitim sistemimiz hakkındadır.Ben çocuklarımızın büyük bir şirketler mekanizmasının içinde en uygun bir çark olarak yer almak üzere yetiştirildiklerini düşünüyorum. Kendi şirketlerini kurmak ve kendi hayatlarına yön vermek için gerekli donanımla teçhiz edilmiyorlar. Yalnızca bütünün uygun bir parçası olarak, iyi bir memur olmak üzere yetiştiriliyorlar. “ Chuck Palahniuk
 

Palahniuk'tan seçmeler

http://j-b.blogcu.com

İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar ..Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor ..Dramlarının ,,önemsiz meselerinin ,,hikayelerinin çözümlenmesini ,,pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar ..Çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar ; büyük ve korkunç bir bilinmeyen ..

***

Eğer kimse izlemiyorsa herhangi bir şey yapmanın çok anlamsız olduğunun farkına varıyor insan ...

***

Şimdiye kadar nasıl yaşadıysan gene öyle yaşayacaksın sanırsın ..Sonra beklenmdedik bir anda biri çıkar gelir ..Etrafındaki kimseye benzemez ..Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın ..Var olanı değil ,,sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını bilmediğin bir şeye hasretlik çektiğini anlarsın ..Şamar gibi iner hakikat suratına ...

***

Her şey bir diğerinin türevi ..Bir göndermeye yapılan bir göndermeye yapılan gönderme ....

***

Hepimiz aynı televizyon programlarıyla büyüdük ..Sanki hepimize aynı suni hafıza taklımış ..Hepimizin belli başlı hedefleri aynı ..Hepimizin korkuları aynı ..Gelecek parlak değil ..Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız ..Mükemmel bir uyum içinde olacağız ..Senkronize ..Birleşmiş ..Eşit ..Kati ..Karınclaar gibi ..Böcekler gibi ..Koyunlar gibi ....

***

Kızı sakinleştirmek ve dinlenmesini sağlamak için balığımın hikayesini anlatıyorum ..Bu ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık ..Tanrının yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı ..Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey ,,insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu ..O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda ,,onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin ....

***

İnsanlar gerçekten oldukça eğitimliler .. Sanki bunun onlarla bir ilgisi varmış gibi .. Sanki bunun parayla bir ilgisi varmış gibi ..

***

"Çarmıha gerilme sırasında izleyici sayısı düşük olsaydı, olayı başka bir zamana ertelerler miydi, diye düşünmeden edemiyorum.Mesela İsa mesih, kendisini kimsenin izlemediği, kimsenin ona işkence etmediği ve başında ağlayıp sızlamadığı bir kodeste can verseydi acaba bizi kurtarabilir miydi? Saygısızlık gibi olmasın ama, kurtarabilir miydi? Ormandaki bir ağacın devrilişini kimsenin duymaması gibi, İsa'nın çektiği acılara da kimse şahit olmasaydı, kurtulur muyduk?"

***
"Eğer kimse izlemiyorsa herhangi bir şey yapmanın çok anlamsız olduğunun farkına varıyor insan."
 

 

Valid HTML 4.01 Transitional