Honore de Balzac


Goriot Baba

Honore de Balzac
Bookmark and Share

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


 

Edtörün Notu :
19. yüzyıl Avrupa edebiyatında realizmin yaratıcısı ve klasik roman tekniğinin kurucusu olarak kabul edilen Honore de Balzac, doksan üzerindeki eserinde 2000'in üzerindeki karakterleri birbirleriyle ilişkilendirerek "Insanlık Komedyası" adlı devasa eserini yaratmıştır. Balzac eserlerinde ihtilal sonrası Fransasının edebî kesitini çizerek Fransız burjuvazisinin atmosferi, alışkanlıkları, gelenekleri ve yaşam tarzını hicvetmiştir.

 

 

Honore de Balzac 1799-1850

 
Rodin'in Balzac Heykeli

Rodin'in Balzac Heykeli

Fransız roman ve oyun yazarı. 19.yüzyıl Avrupa edebiyatında "realizm"in yaratıcısı ve klasik roman tekniğinin kurucusu olarak kabul edilmektedir. Oldukça üretken bir yazar olan Balzac, yaşamı boyunca yüzün üzerinde roman, kısa hikaye ve oyun kaleme almış; tüm eserleri, Dante'nin "The Divine Comedy"sinden esinlenilerek, "La Comedie Humanine" (İnsanlık Komedisi) adı altında dünyaca ünlü bir kitapta toplanmıştır. Küçük ve orta dereceli Fransız burjuvazisini ve toplum geleneklerini ince bir ironiyle hicvettiği birçok eseri "dünya klasikleri" arasına girmiş; bir roman üstadı olarak, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Böylesine büyük edebi yeteneğine ve üretkenliğine rağmen, yaşamı boyunca borç içinde yaşamış; öldükten sonra üne kavuşmuştur.

Honore de Balzac, 20 Mayıs 1799 tarihinde, Fransa'nın Tours şehrinde, memur bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Orta sınıf bir burjuvazi ailesinden gelen babası Bernard François Balssa, 1797 yılında, Parisli seçkin bir aileye mensup ve kendisinden 31 yaş küçük olan Anne Charlotte Laure Sallambier ile hayatını birleştirdi. Eyalet savcısı olarak imparatorluk bünyesinde görev yapıyor; aynı zamanda, Paris'teki Kral Konseyi'nin sekreterliğini yürütüyordu. Fransız İhtilali boyunca, liberal düşünceler taşıyan Bernard François, Komün birliği içinde yer almasına rağmen, 1795 yılında, kralcı protestoculara yardım ettiği gerekçesiyle Tours'a gönderildi. Rabelais'teki evinde düşüp sakatlanınca, şehir hastanesinde uzun süren bir tedavi sürecine başladı. Aile, bu sağlık problemlerinin daha iyi koşullarda halledilebilmesi için, 1814'de Paris'e geri döndü.

Balzac dört yaşına kadar, Saint Cyr adındaki bir köyde bulunan bir yetimhanede büyüdü. O dönemin Fransa'sında pek de sık rastlanılmayan bir durumdu bu. Dört yaşında ailesinin himayesine geri verildi ve ilköğrenimine başladı. Babasının eğitim konusundaki titizliği nedeniyle, oldukça donanımlı bir öğrenim hayatı geçirdi. İlk olarak College de Vendome'a gitti. Honore de Charlemagne lisesinin ardından Sorbonne Üniversitesi'nde hukuk okudu. Bu mesleği, sadece babasının isteği üzerine seçen Balzac, mezun olduktan sonra bir süre, hukuk bürolarında staj yaptı.

Asıl merakı, edebiyat ve yazarlık olan Balzac, başkentte bulunduğu süre içerisinde sanat ve edebiyatla tanışmış; bu alandaki yeteneğinin farkına varma fırsatını yakalamıştı. Nitekim, 1819 yılında ailesi, finansal sorunlar nedeniyle küçük bir kasaba olan Villeparisis'ye taşınma kararı aldığında, yazar olmak isteğini ilk defa açıkça dile getirdi. Elbette ailesiyle, geleceği konusunda fikir ayrılığına düşmesinin tek nedeni, meslek seçimi değildi. Balzac, ihtilal dönemi Fransa'sında esen Saint-Simon Akımı'nın etkisine kapılmıştı ve siyasi düşüncesi de buna bağlı olarak sol ideolojilere meyilliydi. Bu durum yazarın, koyu bir liberal olan babasıyla ters düşmesine ve ailesinden gittikçe uzaklaşmasına yol açtı. Böylece sefalet ve yalnızlıkla geçecek bir hayata merhaba diyerek ailesinden ayrılıp hayallerinin peşine düşen Balzac, Paris'e geri döndü ve Arsenal Kütüphanesi yakınlarında, pejmürde bir oda kiraladı. Birkaç yıl sonra, E.T.A. Hoffmann'dan esinlenerek kaleme alacağı, "La Peau De Chargin" (1831) adlı kitabında, bu odayı ve orada geçirdiği günleri, fantastik bir öykü halinde anlatacaktı.

Yazarın ilk çalışması, 1820 yılında kaleme aldığı "Cromwell" adlı trajik bir tiyatro oyunuydu ve kendi ailevi sorunlarının onun üzerinde bıraktığı etkilerin izlerini taşıyordu. Çünkü ileri görüşlü ve ihtilalci bir baba ile, kocasından 19 yaş küçük ve içine kapanık bir annenin mutsuz evliliği, yazarın karamsar bir aile ortamında yetişmesine neden olmuştu. Bu yapıtın başarısızlığının ardından Balzac roman türüne yönelerek, 1822'ye kadar, farklı takma isimlerle, romantizme karşı hicivsel bir tavır içeren birkaç eser kaleme almış olsa da, edebiyat çevrelerine kendini bir yazar olarak kabul ettirebilme fırsatını yakalayamadı. Bu yoksul yaşamına üzülen ailesinin, özellikle de babasının baskılarına rağmen, edebi kariyerini sürdürme niyetinde olan Balzac, ancak yazarak kişisel bir başarıya ulaşabileceğini düşünüyordu. Bunun yanı sıra, asgari ihtiyaçlarını da karşılamak zorunda olduğu için, bir yandan da ticarete soyundu ve bir yayımevi açtı. Çok fazla iş alamayan bir de matbaa satın aldıysa da, bu ticari faaliyetlerinde başarı sağlayamadı ve ağır bir borç yükü altına girdi. Malesef, yazarlıkta gösterdiği beceriyi iş yaşamında sergileyemeyerek hayatı boyunca bu tür borçlarla uğraşmak zorunda kaldı.

1825 yılında, kötü giden evliliğinin ardından terk edilen ve depresyona giren kızkardeşi Laurance'i kaybeden Balzac, her ne kadar aşka olan inancını tamamen yitirse de, ona hayatın anlamını yeniden geri kazandıracak kişi olan Madame Laure de Benry'le tanıştı ve ona aşık oldu. Karamsarlığı, içe kapanıklığı ve toplum yaşamına karşı tepkisel duruşuyla a-sosyal bir kişi haline gelmiş olan yazarın yaşamında, bir kadının üstlenebileceği ne kadar anlam varsa hepsinin yerini tutacak olan bu kadın, Balzac'ın manevi açlığını doyurmasının yanı sıra, maddi anlamda da tek destekçisi haline geldi. Onu toplumla barıştırmaya çalıştı. Kendisinden yaşça çok büyük olan kontes, "Vadideki Zambak"taki Madame de Mortsauf ve "Sönmüş Hayaller"deki Madame de Bargeton gibi pekçok kadın kahramanın ilham kaynağı olacaktı. Ancak özel hayatı ile başarısız ticari deneyimleri arasında bir denge kuramayan yazar için kişisel yargılamaya dayalı bir dönem başlayacak ve bu duygularını ileride kaleme alacağı romanlarındaki karakterlere yansıtacaktı.

Artık 29 yaşına gelmiş olan Balzac, kariyeriyle ilgili çalışmalarında halen bir ilerleme kaydememişti. Bu dönemde, kendisini misafir etmek isteyen General de Pommereul'un davetine icap etti ve yeni romanı için araştırma yapmak amacıyla, generalin Brittany'de bulunan Fougeres'deki evinde, kısa bir süre kaldı. 1829 yılında, Sir Walter Scott'un yaşam tarzıyla ilgili tarihsel bir çalışma olan "La Dernier Chouan"ı (Köylü İsyanı ya da Şuanlar olarak bilinir) yayımladı (sonradan "Les Chouans" olarak anılmaya başlandı). İlk defa kendi ismini kullanan Balzac, bu kitapla birlikte yavaş yavaş edebi çevrelerinin dikkatini çekmeye başladı. 1830 ile 1832 yılları arasında, altı adet kısa hikaye kaleme aldı ve bunları "Scenes De La Vie Privee" (Özel Yaşamdan Sahneler) adlı bir kitap altında biraraya getirdi. Evlilik kurumunu sorguladığı ve bilhassa bayan okurların dikkatini çeken bu çalışma, ilk olarak La Presse'de yayımlandı. Ardından, Le Voleur adlı gazetede, "Paris Mektupları" adını verdiği köşesinde, siyasi temalı fıkralar kaleme almaya başladı ve böylece dönemin popüler mesleklerinden sayılan gazeteciliğe de adım atmış oldu.

Gizem öğeleri içeren yazılarla ilgilenen Madam Balzac'ın, oldukça ağır bir hastalığa yakalanmasından sonra, bu gizem merakı, Balzac'ı da etkisi altına aldı. Jacob Boehme ve Swedenborg'ün çalışmalarını incelemeye başlayan ünlü yazar, Sorbonne'da, Anton Mesmer'in "hayvan manyetizması" derslerini de takip etti. Bu dönem tüm bu yaşadığı olayların, öğrendiği ve okuduğu derslerin etkileri "La Peau De Chargin" adlı eserinde açıkça hissedilmekteydi; çünkü kitabın baş kahramanı, başarıya ulaşmak için sihirli güçler kullanıyordu. Felsefi öğeler de içeren roman, yazarına alışkın olmadığı maddi bir kazanç getirdi ve Balzac, o zaman için hatırı sayılır bir meblağ olan 5000 Franklık gelir elde etti. 30'lu yaşlarını süren Balzac'ın kariyer grafiği artık çıkışa geçmişti. Edebi çevrelerce tanınır hale gelmiş ve entellektüel ortamlarda boy gösterir olmuştu. Elde ettiği bu başarıyı ve çok sevdiği bohem hayatının avantajlarını kaybetmek istemeyen yazar, olağanüstü bir çabayla kendini yazmaya adadı. Bedeninin kaldırabileceğinin çok üstünde bir performans sergiledi ve 1832 yazında aklını kaybetmenin eşiğine geldi. Bu dönemde kaleme aldığı, "Louis Lambert" adlı otobiyografi niteliğindeki romanında, sözkonusu depresyonun etkileri hissedilmekteydi.

1833'de Balzac, yazdığı tüm romanları biraraya getirmeye karar verdi. Böylece, birbirinin tamamlayıcısı haline gelecek olan bu romanlar, üzerinde durduğu toplumsal konuları tam anlamıyla ifade edebilecekti. Doksan kadar roman ve kısa hikayeyle birlikte, ikibin kadar karakterden oluşacak seri sayesinde, yazarın, Fransız burjuvazisinin alışkanlıkları, atmosferi, gelenekleri ve yaşam tarzı ile ilgili çizdiği tablo net bir şekilde görülebilecek ve idrak edilebilecekti. Bu büyük planı için büyük bir enerji ve hırsla çalışmaya koyulan Balzac, yine ağır bir borç yükünün altına girdi ve kurtuluş için yeniden, finansal kaynak getirmesini umduğu birtakım ticari faaliyetlerde bulundu. Bir defasında, Sevres'de bulunan Ville d'Avray'daki evinde ananas yetiştirip satmaya çalıştı. Ancak hiçbir çabası onu başarıya götüremedi ve iki yıl sonra, alacaklılarından kaçmak zorunda kalarak, hizmetlisi Madame de Brugnolle'nin adı altında kimliğini gizledi.

1835 yılında, "La Chronique de Paris" adlı bir gazeteyi satın alan Balzac, yeniden hırsla yazmaya koyuldu ve bir dünya klasiği olan "Vadideki Zambak", bu dönemin bir ürünü olarak ortaya çıktı. Yoğun çalışma temposuyla kendini çok fazla yıpratan yazar, kitabın yayımlanmasının ardından bir kalp krizi geçirdi. Sonrasında ise, hayatının önemli bir bölümüne damgasını vurmuş olan Madame de Berny'yi kaybederek büyük bir sarsıntı yaşadı. Tüm bu olumsuz gelişmelerin yanı sıra, finansal sorunlar yüzünden gazetesi de iflas edince, yayıncısı Bulloz ile arası bozuldu ve böylece ertesi yıla kadar gazeteciliğe ara verdi.

1834'den 1837 yılına kadar süren çabaları sonucunda, 12 ciltlik 3 bölümden oluşan, eski ve yeni eserlerini biraraya getirdiği kitabını tamamladı. İlk bölümde, toplumsal hayatın farklı yönlerini, insan hayatı üzerinde belirleyici rol oynayan örfler, adetler ve gelenekler çerçevesinde ele aldı. İkinci bölümde, bu konuya felsefi bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve farklı açılımlarda bulunuyordu. Üçüncü ve son bölümde ise, insan doğası ve kitlesel davranış biçimleri hakkında çözümleyici, analitik sonuçlara varıyordu. "Yaşlı Kız" adını verdiği bu ilk derleme çalışması, 1936 yılında, La Presse'de yayımlanmaya başladı. 1840 yılında, derlemeyi yeniden düzenledi ve Dante'nin "The Divine Comedy" adlı eserinden ilham alarak, hepsi için ortak, birleştirici bir isim koydu: "La Comedia Humanine" (İnsanlık Komedisi).

1842'de kaleme aldığı "The Human Society"de, Geoffroy Saint - Hilaire'nin hayvan krallığı ve beşeri topluma özgü teorilerinin etkisinde kalarak, karşılaştırmalı bir bakış açısı ortaya koydu. Ona göre, insanoğlunun yaşam tarzı ve buna hükmeden gelenekleri çok çeşitli özelliklere sahipti ve yöreden yöreye, toplumdan topluma değişiklik gösteriyordu. Bunun yanı sıra, hayvanlarda nadiren rastlanılan bir durum olmasına karşın, insanoğlunun sevgisi, dramatik çatışmalarla doluydu. Ona göre, Fransız Devrimi savunduğu adaletli ve eşitlikçi düşünceleri hayata geçirememiş; toplumsal sınıflar arasındaki ayrımı yok edememiş ve vaadettiklerinin aksine, insanları yaşadıkları çevreye yabancılaştırmıştı. Liberalizm, insanların bireyci ve bencil düşüncelerini körükleyerek ahlaki çöküşe neden olmuştu.

Balzac'ın yeniden revize ettiği ve 1842 ile 1848 yılları arasında 17 cilt halinde yayımladığı "İnsanlık Komedi"sinin baş yapıtları arasında, "Le Pere Goriot" (Goriot Baba), "Les Illusions Perdues", "Les Paysans", "La Femme De Trente Ans" ve "Eugenie Grandet" yer alıyordu. Bu kitaplarda yazar, Paris'ten taşra kentlerine uzanan geniş bir perspektif içinde, farklı yaşam biçimlerini manzara ediyordu. Eski ve köklü aristoratik yapısıyla, orta-sınıf ticaretiyle, yeni refah politikalarıyla, profesörleriyle, memurlarıyla, genç entellektüeleriyle, suçlularıyla ve daha pekçok özelliğiyle kendini gösteren Fransız toplumunu, Paris odağında analiz ediyor ve birçok noktada eleştiriyordu. Balzac'ın romanlarında dikkati çeken önemli bir özellik, pekçok önemli karakterine, farklı romanlarında yeniden yer vermesiydi. Yirmibeş ayrı romanında görünen Henry de Massay ile Eugene Rastignac gibi öne çıkan karakterlerle neredeyse bir gönül bağı kurmuş olan ünlü yazarın, bu karakterlerini gerçek hayattan kurgulayarak romanlarına işlediği yönünde değerlendirmeler yapılmaktaydı.

"Le Pere Goriot" (Goriot Baba) adlı ünlü romanı, ilk defa 1934 yılında, Revue de Paris'de yayınlandı ve ertesi yıl da kitap haline getirilerek basıldı. Fransız İhtilali'nden sonraki burjuva sınıfının karamsar bir tablosunu çizen bu eser, Shakespeare'in "Kral Lear" adlı oyununun roman türüne çevrilmiş farklı bir uyarlamasıydı. Hırslı fakat yoksul bir genç adam olan Eugene de Rastignac, egoist ve acımasız kızkardeşleri ile çocukları için herşeyini feda etmekten çekinmeyecek bir baba olan yaşlı Goriot'nun birbiriyle ilintili hikayesini anlatıyordu.

Eserlerinin pekçoğunu, büyük bir sevgiyle bağlı olduğu Paris'te kaleme alan Balzac, Tours yakınlarındaki Sache'de de bir süre ikamet etti ve çalışmalarına burada devam etti. 1828 ile 1836 yılları arasında, şehir merkezine yakın, Rasathane civarındaki Cassini'de yaşadı ve bohem hayatı sürdü. 1847'de Rue Fortunee'ye taşınan Balzac, bu en verimli döneminde, günde ortalama 15 saat çalışıyor ve özel olarak harmanlanmış Paris kahvesinden içiyordu. Akşam yemeğinden sonra kısa bir süre uyuyor; ardından gece yarısı uyanarak sabaha kadar yazmaya devam ediyordu. Kendini neredeyse tamamiyle yazmaya adamış olsa da, hayatın tadını çıkaracak faaliyetlere de katılıyordu.

1846 yılında yayımladığı "La Cousin Bette" (Bette Abla), yazarın hiç gün yüzüne çıkmamış aşk ilişkilerinden kesitler taşıyordu. Bu hikayede, Cousin Bette adlı baş kahraman, ailesi ve bir hayat kadını olan Valerie Marneffe'den, yaşadığı tüm hayalkırıklıkları için intikam almaya çabası içine giriyordu.

Yazar, Madame de Berny'nin ölümüyle büyük bir sarsıntı yaşadıysa da, hayatına hükmeden tek aşkı o olmamıştı. 1832 yılındaki tanışmalarından itibaren Balzac, Polonyalı bir kontes olan Eveline Hanska ile 15 yıl boyunca mektuplaşmıştı. Hanska, yazarın, Bette Abla'daki Madame Hulot karakterinin de aralarında bulunduğu birkaç eserindeki bayan kahramanlar için esin kaynağı oldu. 1837 yılının sonbaharında, hem sağlığına yeniden kavuşmak, hem de Eveline'nin, Bartolini tarafından yapılan büstünü görmek için İtalya'ya gitti. Bartolini'den, aynı büstten kendisine de yapmasını rica etti.

1841'de, kontesin eşinin vefat etmesinin ardından, sevgilisiyle uzun zaman birlikte yaşama hayalleri kuran Balzac, sağlığının iyice kötüye gitmesine rağmen, 1847'de, Polonya'ya giderek, sevgilisinin şatosunda yaşamaya başladı. 1850 yılının Mart ayında ise, Madame Hanska ile evlendi. Çift Paris'e geri döndü; ancak mutlu evlilik sadece iki yıl sürdü. 18 Ağustos 1850 tarihinde, bronşit ve kalp yetmezliğinden hayata veda eden Honore de Balzac, ardında 50'ye yakın tamamlanmamış eser bıraktı. Bunlardan en önemlisi, dünya edebiyat tarihinde oldukça değerli ve saygın bir yere sahip olan İnsanlık Komedisi'nin, 1845 yılında başladığı son revizesiydi. Yarım kalan bu çalışma, 1869 - 1876 tarihleri arasında tamamlandı ve 24 cilt halinde yeniden basıldı.

Kahramanlarının kişisel özelliklerinin ve kişisel deneyimlerinin de yaşadıkları olaylardaki duruşlarını etkilediğinin altını çizerek, olaylardan ve davranışlardan ziyade, nedenler ile geçmiş üzerinde durmuş; dolayısıyla romanın Shakespeare'ı olarak kabul edilmiştir. Eleştirel düşüncelerinin ve savunduğu ideolojilerin etkisiyle, yaşama realist bir pencereden bakan yazar, romanlarında gerçekçi, tutarlı ve doğal bir üslup kullanmıştır. Kahramanları aracılığıyla, diğer insanlara karşı empati kurmuş; gözlem yeteneğinden oldukça fazla yararlanmıştır. Bu nedenle, roman türünde, realizm ve doğalcılık anlayışını edebi bir akım haline getirmiştir.


İstediğiniz Klasilten Başlayın

İstediğiniz 'klasik'ten başlayın

Uzun okul dönemi sona erdi. Ders çalışma derdi, sınav stresi olmadan kitap okumanın tadına varın

DERVİŞ ŞENTEKİN

Başlıktaki gibiydi. Sınıf, 'cam tarafı' ve 'duvar tarafı' olarak ikiye bölünür: A ve B grupları, beş ya da on soruyu sınav kâğıdına yazar, sevgili öğretmenimiz otoriter sesiyle söylenirdi: 'İstediğiniz sorudan başlayın'... Bugün, ne o soruların zorluğu ne de sınavların yakıcılığı kalmış aklımda. Müfredatı sayfa sayfa ezberleten, baskıcı, 'dayak cennetten çıkmıştır' diyen sevgili öğretmenlerimin yüzü de silinmiş hafızamdan... İlk tanışmamızdan bu yana yaklaşık yirmi yıl geçmesine rağmen unutmadım Rodin'i. Tam adıyla Rodin Romanoviç Raskolnikov'u. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sının kahramanını... Klasiklerden dem vurmak için bu giriş. Nihayet uzun mu uzun okul dönemi sona erdi; yaşasın tatil. Var mı ders çalışma derdi olmadan sere serpe uzanmak, aylak aylak dolanmak, top oynamak, ip atlamak (bunlar benim zamanımdaydı, ne yazık ki); gözlerimiz kan çanağına dönünceye kadar bilgisayar başında kalmak, minik topla evdeki koltuklara şut atmak, pedal çevirmekten yorgun düşmek; tatil beldelerine göç etmek... Uzatmalı mı? Yok. Yaşamalı. Ama tüm bunları yaparken, elinizde bir kitap yoksa, bu en delifişek yaşınıza hem yazık olur, hem de çok ayıp.

Klasik dedik, Suç ve Ceza dedik, Borges'le devam edelim öyleyse: "Aşkı ilk yaşamak, denizi ilk görmek gibi, Dostoyevski'yi keşfetmek, insanın hayatında çok önemli bir tarihtir. Bu genellikle ilk gençlik çağında olur; yaşlılıkta daha huzurlu yazarları okuruz. 1915'te Cenevre'de Suç ve Ceza'yı okudum. Kahramanları, bir katil ve bir orospu olan bu roman bana çevremizdeki savaştan da yıkıcı ve etkileyici geldi... Dostoyevski'yi okumak, bildiğimiz büyük bir şehrin içine ya da bir savaşın gölgesine girmek gibidir." Burada bir paragraf açıp Borges'e de bir selam gönderelim: "Eğer yeniden başlayabilseydim hayata İkincisinde daha çok hata yapardım" diyen 'söz ile imgenin Borges'çe buluşması' olarak tanımlanan Atlas'ı da başucunuzda bulundurmanızda fayda var. Yukarıdaki dizeleri yeniden okuyun ve böyle bir yazarla tanışmanın keyfini bir kez daha düşünün derim...

Lise yılları aynı zamanda 'çatışma' yıllarıdır da kuşkusuz, her türlü otoriteye karşı hem de. En yakın otorite baba olduğuna göre Turgenyev'in Babalar ve Oğulları'na buyrun o zaman...

İki yıl sürecek bir okul tatiline ne dersiniz peki. O halde Jules Verne'in İki Yıl Okul Tatili kitabı tam size göre demektir. Verne ki öngörüsü tartışılmaz bir yazardır. Birkaç kitabının ismine bakalım mı: Dünyanın Merkezine Seyahat, Aya Seyahat, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Seksen Günde Devri Alem. 1860'tan sonra yazıldı bu kitaplar. Neil Armstrong'un aya ayak basma tarihi mi, 1969. Tamam, bugün belki biraz eskimiş olabilir Verne'in öngörüleri. Bir yazar tam yüz yıl önce bunu hayal edip bir kitap yazmışsa... Ne diyor A. Ömer Türkeş: "Genç bir okuyucu veya hikâyenin çağa uygun olup olmadığını bilmeyecek kadar saf olan veya bunun üzerinde durmayan ve kendini genç hisseden erişkinler için Verne'in romanları, dün olduğu kadar bugün de zevkle okunacak kitaplardır."

Yel değirmenlerine saldırın

Lise kitaplarında üstünkörü okunup geçilir Cervantes'in Don Kişot'u. Bu yıl tam 400. yaşını kutlayan bu dev yapıt dünya var oldukça okunacaktır. Vargas Llosa'nın en sevdiği bölümü alalım şuraya: "O sırada, o ovada bulunan otuz kırk yel değirmenine rastladılar: Don Qujote onları görür görmez, silahtarına dedi ki:
- Talihimiz, olayları bizim isteyebileceğimizden de daha iyi bir şekilde yönlendiriyor. Bak şuraya, arkadaşım Sanco Panza, ileride otuz ya da biraz fazla, azman dev var. Onlarla savaşıp hepsini öldürmek niyetindeyim, elde edeceğimiz ganimetle zenginleşmeye başlarız. Bu kötü tohumları yeryüzünden silmek hayırlı bir savaştır, Tanrıya büyük hizmettir.
- Hangi devler? dedi Sancho Panza.
- İşte şu gördüklerin, diye cevap verdi efendisi; şu uzun kollu yaratıklar, kiminin kolları iki fersaha varır bunların."
Okunacak listesine yazılacaklardan biri de Ann
a Karenina'dır kuşkusuz. Nobakov'dan alıntılayalım: "Yaşlılığında, kasvetli bir gün, roman yazmaktan vazgeçişinden yıllar sonra, eline rastgele bir kitap almış, ortasından okumaya başlamış, ilgilenmiş, çok hoşlanmış romandan. Sonra, adına bakayım, demiş ve görmüş ki okuduğu kitap Anna Karenina, yazarı Lev Tolstoy. Bu dev yazarın yapıtlarına, Anna Karenina ile başlamak, tüm kitaplarını okumanız için büyülü bir kapıdır.

Lise anısıyla başladık, o dönemle noktalayalım yazıyı. 12 Eylül'ün ertesi, askerler evleri basıp, 'suç unsurlarını temizliyor'. Evimizdeki suç unsurlarından biri, duvara sırtını dayamış bir kitaplık ile içi gülen gözlerini gözlerinize dikmiş bir Yılmaz Güney posteri. Kitapların, posterle birlikte banyo sobasına gönderilmesine karar verildi. Ağabeylerim, gözü yaşlı izlediler yanan kitapların alevlerini; "Kitapları yeniden alırsınız" diyordu babam, "ama ben sizi bir daha bulamam." Bir tek kitap kaldı yangın yerinden: Fareler ve İnsanlar.

 

Dipnot Kitap Kulübü Üyesi

BALZAC ve Goriot Baba

Yücel Nural

“Vatanımız ciddi ve gerçek büyük adamlarından birini kaybetti:çağımızı aydınlatan ışıklardan biri söndü:M. De Balzac dün gece öldü.(......) (ey) sıradan prensler ve vekiller!, yüzyılımızın bir temsilcisi ve düşünce yaşamımızın bir prensi için milli yas, evrensel yas ilan edin!” 20 Ağustos 1850 günü Victor Hugo’nun baş yazarı olduğu , iktidara muhalif l“Evénement” gazetesi Balzac’ın ölümünü bu satırlarla bildiriyordu Parislilere.

Elli Bir yıllık kısa ve yalnız yaşamında, yirmi yıl süren amansız çalışması sonunda Fransız ve Dünya edebiyatında ,çağına ve insanlığa büyüteç tutan , kocaman bir evren, bir “İnsanlık Komedyası” armağan eden Balzac’n eserini bazı edebiyat eleştirmenleri,parça parça bütün bir ömür boyunca inşa edilen ‘kağıttan bir katedral’ olarak betimlemişlerdir. Balzac , çağının aydınlık gözlemcisi olarak kendisini “filozof tarihçi” olarak görüyor ve ifade aracı olarak da roman türünü; kullanıyordu.

1800-1900 yılları arasında,Fransa, büyük zaferlerden büyük felaketlere,devrimlerden karşıt devrimlere, aşırı uçlar arasında sürüklenerek yedi siyasi rejim yaşamış ,ama bu karmaşıklık ayni zamanda çok çeşitli ve zengin düşünce ve sanat akımlarını beslemiştir. Edebiyatta romantizm ,realizm(gerçekçilik),sembolizme (simgecilik) akımları ile olağanüstü bir canlılık yaşanmaktadır.  Bilimsel ve endüstriyel ilerleme yeni bir toplum,yeni bir ahlak,yeni yaşam tarzları,yeni kavramlar yaratmaktadır. Fransa değişim sancıları yaşamaktadır. Hristiyan aristokrasinin tutucu kuralcı toplumu oportünist, lümpen bir zengin burjuvaziye dönüşmektedir.

Balzac, Flaubert,ve özellikle Zola edebiyata bilimsel bir açı getirmişlerdir. Balzac canlılar gibi toplumları da türlere ayırır,insanlar alemi ile hayvanlar aleminin karşılaştırılması gibi değişik bir kavram getirir roman sanatına.Natüralistler(doğa bilimciler) ile İlluministler (İlluminisme-bireysel sezgiyle tanrısal gerçekliği kavramaya dayanan dinsel-gizemsel öğreti) “Yaratan bütün düzenli canlılar için ayni ve bir tek patron kullanmıştır” demektedirler.O halde dünyadaki sayısız canlı türlerini nasıl açılayabiliriz? Bilimin anlattığına göre, canlıların türlerinde farklılıklar çevrelerinin etkisi ile oluşur.Balzac bu kuralı genişleterek sosyal alana yayar.(Çevre Paris,taşra (Province) köy ; veya iş, meslek, kültür, alçalan veya yükselen sosyal seviye ve değerler olabilir.)Böylece sınıflandırılan “Sosyal Türler”den ,ahlak ,gelenek,ve töre tarihi oluşur. Bazac, bu önemli olguların resmi tarihçiler tarafından ihmal edildiğini savunur.Yazarın her romanı bir çağın ve bir bölgenin tarihine ışık tutar. Goriot baba’nın daha ilk sayfasında :...”!819’da yani bu dram başladığı sırada zavallı bir kızcağız vardı bu pansiyonda....Bu kitap Paris’in dışında anlaşılabilecek mi ? Kuşkulu biraz.Gözlemlerle ,yerel renklerle dolu bu sahnenin özellikleri ancak Montmartre ve Monrouge tepecikleri arasında,her an dökülebilecek alçı ve sıva yığınlarından ,kara çamur derelerinden oluşan bu ünlü vadi içinde değerlendirilebilir....” (s.9) satırları ile okuyucu esere henüz girerken hangi çağda, nerede ,nasıl bir toplumu anlatacağının ip uçlarını verir.

Avrupayla birlikte Fransa’ da da gelişen Endüstriyle birlikte görkemli zenginliklerin meydana gelmesi servet sahibi burjuvazinin hakim sınıf olarak yükselmesi, bankacılığın gelişmesini ve paranın toplumda en önemli bir aktör olarak sahneye çıkmasını sağlamıştır.

Para Balzac’ın ve Zolanın romanlarında en önemli yeri alır.Paranın ahlak bozan gücü , genelde onun kötü yollardan elde edilmesi,Paris’in pırıltısına ve zenginliğine kapılan hırslı gençlere çok acılı tuzaklar kurar.(s.91)”Bin beş yüz frank ve istediği kadar giysi! Zavallı güneylinin hiçbir kuşkusu kalmamıştı o anda.Genç adamlara paralı olmanın verdiği anlatılmaz tavırla yemeğe indi. Bir üniversitelinin cebine para girdi mi içinde masalsı bir sütun yükselir hemen, bu sütuna yaslanır.Eskisinden daha iyi yürür, kaldıracının bir dayanak noktası bulunduğunu hisseder,hareketleri çeviktir.Dün alçak gönüllüydü ,çekingendi, yediği darbeleri sineye çekebilirdi.Bu gün bir başbakana yumruk atabilecek durumdadır.İşitilmedik şeyler olmaktadır içinde,her şeyi ister ,her şeyi yapabilir,her arzunun peşinden gider, sevinçlidir , eli ve yüreği açıktır....Sefalet sözcüğünün anlamını unutmuştur artık. Bütün Paris onundur.”Bu düşünceler içinde Eugéne Rastignac paranın aurasına kapılmış geri dönüşü olmayan bir yola girmiştir.

Ahlak, töre,  gelenek, yaşam tarzı,  ticaret , aşk, özveri, ihanet, erdem, suçluluk gibi insana ait her özelliği Balzac, tiplemelerinde ince ince betimler.  Gerçekçi, gözlemci, vizyoner, düşünce adamı, yarattığı iki üç bin karakteri etiyle kemiğiyle, giysisiyle, mesleğiyle evi ve eşyalarıyla , davranış ve ruh haliyle bizlere tanıtır.Neuve Sainte-Genevieve sokağının alt yanında bulunan Madame Vauquer’nin pansiyonu ve çevresinin ve sakinlerinin sefaleti bütün tasalı ve kasvetli ayrıntılarıyla Balzac hayal gücünü sık sık belgelerle destekler. Karakterlerinin içine girip onlarla beraber yaşar.Mistik spiritüalizmle, Düşünceyi elektrik gibi manyetik bir akışkana indirgeyen maddecilik arasında gidip gelir.Madde ile düşünceyi ,insan ile evreni açıklayan formülü arar, bireylerin birbirleri ile ve çevreleri ile iletişiminin gizlerini araştırır, rüyalara bile bilimsel açıklama gerektiğine inanır. Mutlak olanın peşindedir.

Balzac eserlerinde tutkulara çok yer verir. Tutkular bireylerin ve toplumların motorudur ama çok tehlikeli güçlerdir tutkular,insanları ve toplumları trajik sonuçlara götürür.(Goriot Baba gibi)Paris te hırs ve tutkuların pırıltılı bir cehennemi olmuştur(s.113) “Sağduyusu olan bir adam Pariste dilli ya da dilsiz çürümüşlüğün büründüğü bin bir biçimi düşündü mü devletin nasıl bir sapkınlığa kapılıp da buraya okullar açıp gençleri topladığını,kadınların nasıl olup ta burada saygı gördüklerini ....merak eder....gençlerin işlediği cinayet hatta bayağı suçların pek az olduğu düşünülünce,kendi kendileriyle çarpışıp da hemen her zaman zafere ulaşan bu sabırlı Tantaloslara nasıl saygı gösterilmez.Yoksul öğrenci Parisle savaşı içinde gereğince betimlenecek olursa, uygarlığımızın en dramatik konularından birini sağlardı....”

Balzac kendi ülkesinde de bütün dünyada da hep best seller olmuştur ve okuyucularının sayısı zaman içinde hep artmıştır. Balzac yaratıcı dehasının en verimli olduğu 1829’dan 1850’de ölümüne kadar yirmi yıl içinde 90 kadar roman, 30 hikaye, beş tiyatro piyesi ile yüzlerce öykü ve deneme yazmıştır.Onun eserleriyle roman artık evde canı sıkılan şımarık genç kadınları eğlendirmek için yazılan aşk ve macera romansları olmaktan çıkmış düşündüren felsefi, analitik eserler düzeyine ulaşmıştır.

Romanları dört kısma ayrılır:

1.Felsefi
2.Ekonomik-sosyal
3.Gülünç öyküler (Rabelais tarzı)
4.Töre romanları (Eugenie Grandet—Goriot Baba gibi)
Yazar eserleriyle kendine ait bir dünya yaratır ,roman kişileri bir eserden bir diğerine geçer.

Goriot Baba’da ilk kez daha önceden tanıdık çehreler ortaya çıkar.Rastignac ailesi “Kayıp Hayaller”de,”Bir Havva Kızı”nda,”Köy Papazı”nda görünürler.

Eugene Rastignac “İnsanlık Komedyası”ndaki üç en önemli kişilikten (Rubempre,Vautrin ,Eugene Rastignac) biridir. Komedyayı meydana getiren eserlerin çoğunda ortaya çıkar.Fedakar baba Goriot’nun kimsesiz ölümünden sonra pırıltılı yaşamlarla gençlerin gözlerini boyayıp felakete sürükleyen Paris’e adeta savaş ilan eden genç adam, artık insanlıktan umudunu kesmiştir ve ne olursa olsun onu yenmeye and içer.Amacına ulaşmak daha yukarılara tırmanmak için her yolu denemeye hazırdır.Mme de Nucingen’le on üç yıl yaşadıktan sonra yine bir çok roman da boy göstererek ahlak dışı ilişkilerle parlak bir siyasi karier yapar.

Vautrin: okuyucuyu tedirgin eden bu eski katil ve kaçak kürek mahkumu “İnsanlık Komedyasının gedikli ve renkli tiplerindendir.Bir çok eserde boy gösterir.Balzac “Vautrin” adlı bir tiyatro eseri bile yazmıştır,fakat devrin yönetimi ahlak bozucu bulduğu için uzun süre sahneye konulamamıştır.

Balzac’ın betimlemeleri ayrıntılarının çokluğu ve kesinliği ile okuyucuya yaşanmışlık duygusu verir. Eserlerde geçmişi ve geleceği olan tiplemeler roman bittikten sonra da yaşamlarını sürdürürler, adeta edebiyattan kaçıp yaşamın içine yerleşirler. Balzac başka bedenlerde yaşama (incarnation) yetisine ve ‘duru-görü’ye sahipti.Yarattığı iki üç bin tipi kopyalamaz, onlarda yaşardı.

19 Ağustos 1850 günü gelen ölüm çırpınışları arasında,kendi yaratmış olduğu Dr. Horace Bianchon’u baş ucuna çağırması o “Komedya”nın içinde ne kadar çok yaşadığını kanıtlamıyor mu?

Kaynakça:
1-“Honore de Balzac”,Roger Pierrot,Fayard
2-“Dictionnaire de Balzac”,Félix Longaud, Larousse
3-19éme Siécle, Borda


Balzac hakkında her şey

Büyük öykücü Stefan Zweig, büyük usta Balzac'ı anlatıyor. İki ustanın birlikteliği, yazar, ressam, müzisyen Mehmet Güreli'nin hem kalemini hem de fırçasını harekete geçirdi

MEHMET GÜRELİArşivi

BALZAC / BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ

Stefan Zweig, çevirenler: Yeşim Tükel-Şebnem Sunar, Kabalcı Yayınevi, 2003, 536 sayfa, 15 milyon lira. Zweig, 'modern yazarların en büyük hayalperesti', 'Fransız edebiyatının Napoleon'u' olarak tanımladığı Balzac'ı, 'Amok Koşucusu' üzerinde çalışırken keşfeder ve yıllar sürecek bir çalışmanın ilk adımını atar. Öyküsüne ara verir, aklını kaybedeceğine inandığı ana kadar araştıran ve üslubunu biçimlendirmekten başka bir şey yapmadığını söyleyen Balzac üzerine yoğunlaşır, ne bulursa okur. Bu hayranlık, bu tutku, biyografi denince akla gelen ilk isim olan Zweig için belki de yaşamının en kapsamlı, en yoğun çalışmasının da başlangıcı olur. Zweig için büyük Balzac'a yaklaşmak, Taine'nin dediği gibi, insani belgelerin saklandığı en büyük depoya ulaşmak, uzun bir yolculuk, büyük bir macera demektir. Kendini, "herkes için anlaşılmaz bir insanım; hayatımın sırrını kimse bilmez; zaten ben de bu sırrı kimseye açmak niyetinde değilim," sözleriyle tanımlayan Balzac için en yakın dostlarından Theophile Gautier de şunları ekler:"Hiç kimse Balzac'ın hayatını tam anlamıyla yazmak iddiasında bulunamaz."

İnsana dair bilgi hazinesi

Yazarken neredeyse hiçbir şey yemeden, kahvesiyle başbaşa, günde on sekiz saat çalışan Balzac, yüz cildi bulan eserlerinde o kadar çok karakter yaratmıştır ki; onun için Paris nüfus dairesinden daha hızlı çalıştığı söylenir. İki ay süren böyle bir çalışmadan sonra acıktığını hisseder, hakkında bir yemek kitabı yazılabilecek bir sofrayla hayata dönerdi. Yaşamındaki her olayı günü gününe yazdığı mektuplarında dile getiren Balzac, yaşamındaki altı önemli kadının üçünü mektuplaşmalarla tanımıştır. Balzac'ın yazgısı, çok az tanıdığı gerçek yaşam karşısında bir tutku ve hayal zenginliğinin dengesini bulamayışın öyküsüdür.

Balzac'ın bütün insanları, dünyanın simgesi olan Paris'e gelip tıpkı onun gibi dünyayı fethetmeye çalışırlar. Amaçları birdir, büyük bir inatla mücadelelerini sürdürürler, ama çoğu hedefine ulaşamadan sürüklenip parçalanır. Tragedyanın tek kaynağı, tutkunun cehennemi gücü karşısında eriyip giderler. Kendi iç dünyasında yaşadığı tüm felsefeler, yarattığı kahramanların görüşleriyle bir nehir gibi akar romanlarında. Balzac, insana dair öyle geniş bir bilgi hazinesi sunar ki; bu da dehasının gizli mabedinden sunulan bir armağan olarak düşünülebilir ancak. Yaşamının büyük bölümünü yazı masasında geçiren, sevgilisiyle yıllarca mektuplaştıktan, çok az beraber olabildikten sonra ölümünden üç ay önce evlenebilen büyük yaratıcı sanki hiç yaşamamıştır. Zweig'a göre de, Balzac'ın yaşamını yalnızca bu düşünce açıklayabilir. Bu yaşama karşı hep açlık duyan, iktidar isteği yüzünden neredeyse kafası karışmış insan, ancak yaşamın ötesinde kendine özgü dünyalar yaratarak, kendi yaratısının dünyasında mutluluğu ve mutsuzluğu düşünebilecek bütün korkunç sarsıntılarıyla yaşayarak kendi yaşamına bir anlam kazandırabilmiş, tutkularını doyurabilmiştir. Balzac, küçük , gösterişsiz, dört köşeli masasına da, tıpkı bir 'simyacının altınını döküm potasına atması gibi', yaklaşır ve onu sahip olduğu en değerli şeylerden daha fazla sever. Çünkü bu masa en derin hazlarının, en büyük ıstırapların tek sırdaşıdır; bir tek o, gerçek yaşamının sessiz tanığıdır. "Tüm sefaletimi gördü, tüm planlarımdan haberdar, düşüncelerime kulak misafiri oldu, yazarken üzerine yaslandığımda kolum onu neredeyse zorbaca kullandı."

Bir ömür süren biyografi

Edebiyat dünyasında birbirinden güzel öykülerinin yanı sıra yaşam öyküleriyle de çok önemli yapıtlar sunmuş olan Zweig, kendi sözleriyle, kazananlardan çok kaybedenler hakkında yazmayı tercih etmiştir. Nietzsche, Hölderlin, Kleist, Macellan, Erasmus, Amerigo Vespucci, Fouche, Casanova, Marie Antoinette, Maria Stuart, Romain Rolland, Dickens, Stendhal, Tolstoy, Montaigne gibi kişilikler, onun dünyasında birer roman kahramanına dönüşürler. Zweig'ın hayranlık duyduğu en büyük yazar ise, 'İnsanlık Komedyası'nın yaratıcısı Honore de Balzac'tır. Balzac'la birlikte iç dünyanın ansiklopedisi olarak görülebilecek bir roman anlayışının başladığını düşünür. 1913 yılında Günlüğünde şöyle yazar: "...akşamları Balzac'tan yine sessiz sakin öğrenilecek şeyler." öyle ki, otuz yılını harcadığı bu dev yazarın gizli mabedinde sonu olmayan bir yolculuğa çıkar, yaşamının son gününe kadar Balzac'ın destanını yazmayı dener. Ve bu en büyük edebiyat işçisinin fantastik, absürd yaşamı üzerine araştırmalarını sürdürür. Son yılını geçirdiği Brezilya'da Balzac üzerine notlarından ve birçok kitabından yoksun olduğu için de, derin bir karamsarlığa kapılır, dönemin acılarına yapıtını istediği gibi oluşturamamanın sıkıntıları da eklenir. Balzac, birçok açıdan ilginç gelir Zweig'a. Sadece bir yazar olarak da değil. Yaşamı garipliklerle dolu biridir. Çelişkileri, tutkuları, hayalleri, girişimleri, enerjisi, hırsı, görme yetisi, sezgileri ve borçları her yerde karşımıza çıkar, bizleri şaşırtır; hepsi olağanüstüdür. Zweig'ın sözleriyle, çalışmak, son nefesine kadar çalışmak, yaşamının tek amacı olur. Kendisine ıstırap veren yaratıcılığından gizli bir haz duyar, güçlü bedeninden ve esnek ruhundan hep daha fazlasını, hatta en fazlasını çıkartan şeytani enerjisinin, yaratıcı gücünün, irade gücünün keyfine varır. Günlerini ve gecelerini bu kızgın ocağın içine süren Balzac, gururla şunları söyleyecektir: "Benim sefih var oluşum, çalışmamda saklıdır!"

Tedirginlik içinde

Zweig, Balzac'ı incelemeye başladığında da, el yazmalarından onun yapıtlarına sakin başlayabildiğini ama giderek zaman ve borçlar nedeniyle hızlandığını ve finale doğru müthiş bir hız kazandığını saptamıştır.

Zweig'ın bu yapıtı da savaşın korkunç yıllarında garip bir yazgıyı paylaşır. Yıllarca üzerinde çalıştığı Balzac notları Zweig'ın elinde değildir. Büyük bir bölümü Avrupa'da kalmıştır. O da bunun acısını çekmektedir. İlk eşi Friderike'ye Brezilya'nın Petropolis kentinden şöyle yazar:

"...öylesine tedirginlik içindeyim ki, derli toplu düşünemez oldum artık. Sonra da o elde kalan tek şeyimiz, bu savaşın yıllarca süreceği, olağanüstü durumumuzdan kurtulup da yine yurdumuza yerleşebilmemiz için yılların ve yılların geçmesi hakikati, boğuyor insanı. (...) Başlıca eserim Balzac'ı, iki yıl daha rahat bir yaşayış ve bütün kitaplarım olmadan asla bitiremiyeceğimi düşünmek, pek çetin geliyor." Stefan Zweig, bu mektuptan bir gün sonra 23 şubat 1942'de ikinci eşi Lotte'yle canına kıyar.

Balzac ise yaratmanın büyüsüyle çocukluğun karanlık odasından çıkar, çalışmanın kutsal alanına girer, dehanın kendinden kaçışıyla oyunlara dalar ve kıskançlığın saldırma çanları duyulurken yeniden masasına çöker, yazmaya başlar. Son yazdıkları, tek satırla artık yazamadığını duyurmak olmuştur.


Balzac'ın pencereleri Balzac'ın pencereleri

http://www.radikal.com.tr/ 

Mehmet Rifat'ın hazırladığı 'Romancının Evreninden Sahneler', Balzac üzerine yayımlanmış en önemli kitapları, inceleme yazılarını ve görsel belgeleri bir araya getiriyor

ONAT BAHADIR (Arşivi)

Sinemacı Louis Daquin "Balzac yaşasaydı en büyük senaryo yazarımız olurdu" diyor 1965'te yaptığı bir görüşmede. Bu tespitin bizi, Balzac'ın sınırları bir hayli geniş olan yazı evreninde hızlı bir yolculuğa çıkarması mümkün. Bunun birkaç nedeni var. İlki, Balzac'ın ilk yazı denemelerini tiyatroda yapmış ve romanda karar kıldığı yıllarda da dramayı ve sahneyi hep yukarıda tutmuş olması... Ancak, kendisini oyun yazarlığı konusunda hep yetenekli bulsa da, dramaya verdiği önem, malum başarısını tiyatroda değil, romanda getirmiş Balzac'a. Hummalı çalışmalarına verdiği aralarda çıktığı geziler, gördüğü şehirlerin sokak adlarına kadar aldığı notlar, özel hayatında olduğu gibi romanlarında da eşyaya gösterdiği yoğun dikkat Balzac'ın sahne kurma konusunda ne kadar titiz olabileceğine dair fikir veriyor. İçine 150'ye yakın yapıt, 2504 kişi ve kişiler topluluğu sığdırdığı İnsanlık Komedyası, Balzac'ın drama ve sahne kurma konusundaki titizliğinin göstergeleriyle dolu. Komedyanın ilk bölümü olan 'Töre İncelemeleri'ni Özel Yaşamdan Sahneler, Taşra Yaşamından Sahneler, Paris Yaşamından, Siyaset Yaşamından, Askerlik Yaşamından, Köy Yaşamından Sahneler başlıkları oluşturuyor örneğin. Tek bir kişinin toplumsal hayatın tüm bu katmanlarında -hele de Balzac gibi bir ayrıntıcılığa sahipse- gezinebilmesi mümkün değil elbette. Kaldı ki Balzac'ın bazen günde on sekiz saate kadar çıkan çalışma temposuyla böyle bir lüksünün olmadığı da ortada. Peki o zaman yaşadığı çağın Fransa'sını bu derece çok boyutlu ve derinden kavrayabilmesinin ardında yatan ne?

Yazmanın püf noktaları

Mehmet Rifat'ın hazırladığı, ilk basımı 1994 yılında yapılan Romancının Evreninden Sahneler, bu noktada bir araştırmacılık örneği olarak karşımıza çıkıyor. Rifat çalışmasında, Fransa'da Balzac üzerine yayımlanmış en önemli kitapları, inceleme yazılarını, anıları, antolojileri, -Balzac üzerine 'parlak sözler' üretmiş olanları değil de, Balzac'ı okumayı, çözümlemeyi, yorumlamayı amaç edinmiş olanları- görsel belgeleri bir araya getirmiş. Kısa bir süre önce, gözden geçirilmiş ve genişletilmiş biçimiyle yeniden basılan kitapta, 'Balzac Evreni', 'Balzac Üzerine', 'Balzac'tan Seçmeler' olmak üzere üç ana başlık yer alıyor.

'Balzac Evreni', yazarın yaşamındaki gerçek olay ve kişiler ile yapıtlarındakileri karşı karşıya getiriyor. Bir yanda Balzac'ın İnsanlık Komedyası için hazırladığı Katalog, İç Kronoloji ve Topografya, diğer yanda kronolojik biyografisi ve kişisel yaşamına ilişkin bazı gerçekler...

Farklı yöntemler ve ince tespitler

'Balzac Üstüne' adlı adlı ikinci bölümü dokuz adet çeviri yazı oluşturuyor. Marcel Bouteron'un 'İnsanlık Komedyası'ında Kişilerin Yinelenmesi ya da Yeniden Belirmesi' adlı yazısı, Balzac'ın roman evrenini kurarken geçtiği durakların altını çiziyor. Goriot Baba, bu noktada özel bir yerde: Balzac kişilerin yinelenmesi yöntemini ilk kez bu romanında uygulamış. 'Fransız Toplumunun Tarihçisi' ve 'Balzac'ın Gerçekçiliği' adlı yazılar ise, İnsanlık Komedyası yazarının bütünleri kavrama arzusunu ve bu arzunun onu, geçeğin bütününü kucaklamaya götürüşünü ince tespitlerle ortaya koyuyor.

Kitaptaki hiçbir yazı bir diğerini yinelemiyor. Okur üç yüz küsur sayfalık derlemenin sonunda kendini, tadımlık bir süre içinde olsa, bir Balzac müzesinin tüm salonlarında bulunmuş hissedebilir. Aşağıdaki İnsanlık Komedyası'nın Önsözü'nden yapılmış alıntı, benim kendi müze gezimde, önünde en çok durduğum.

"Rastlantı dünyanın en büyük romancısıdır. Verimli olmak için, onu incelemek yeterli. Fransız Toplumu tarihçi, bense onun yalnızca yazmanı olacaktım. Erdemsizliklerle erdemlerin dökümünü yaparak, tutkuların yol açtığı belli başlı olayları bir araya getirerek, karakterleri çizerek, Toplumun yaşadığı belli başlı olayları seçerek, homojen bir çok karakterin çizgilerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan tipler yaratarak, birçok tarihçinin yazmayı unuttuğu tarihi, törelerin tarihini yazmayı belki de başarabilecektim."

HONORE DE BALZAC
Romancının Evreninden Sahneler
Derleyen: Mehmet Rifat, İş Bankası Kültür Yayınları, 2007, 339 sayfa, 15 YTL.

 

Valid HTML 4.01 Transitional