Edtörün Notu : 
Bir yolculuğun sonu, sadece bir diğerinin başlangıcıdır. Yolculuğa yeniden başlamak gerekir. Daima."
Jose Saramago
 

 
 Filin Yolculuğu - Jose Saramago

Kıta Avrupası’nın en batısından, Lizbon’dan Viyana’ya doğru yola çıkan bir fil ile bakıcısı yoksul Subhro’nun ve bu tuhaf yolculuğun hikâyesidir Filin Yolculuğu. 16. yüzyılda, Portekiz kralı III. João, kuzeni Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Maximilian’a hediye olarak gönderir fil Süleyman’ı. Süleyman ile Subhro, yanlarında kendilerine eşlik eden Portekiz kralının korumaları ve yardımcı ırgatlarla zorlu yolculuklarına başlarlar. Portekiz’i, İtalya’yı, Alpler’i geçerken hayatlarında ilk kez bir Hintliyle karşılaşan, ilk kez bir fil gören köylüleri ve kasabalıları şaşırtır ve etkilerler. Yolculuğun ikinci bölümünde bizzat İmparator Maximilian ve karısı Maria tarafından karşılanır ve Viyana’ya onlarla birlikte giderler. José Saramago’nun bu en eğlenceli romanında, fil terbiyecisi Subhro’nun erdemi, pasifist felsefesi ve yaşama bakışındaki doğallık ve Süleyman’ın emir kabul etmeyen doğası, yolculuğun ritmini belirlerken, insanların ruhlarında değişimlere yol açar. Hinduizm, mistisizm ve Hıristiyanlık hikâyeleriyle, mucizelerle renklenen romanda Süleyman ve Subhro’nun dokunduğu insanlar, kilisenin söz verdiği türden bir mucizeyle karşılaşmazlar ama bu yabancılar onların ruhlarında derin izler bırakır. Saramago her zamanki ince mizahıyla, muhteşem metaforlarıyla ve insana dair gözlemleriyle olağanüstü bir yolculuğu anlatıyor.

 

Jose Saramago

José Saramago (d. 16 Kasım 1922, Lizbon, ö. 18 Haziran 2010, Lanzarote), Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Portekizli yazardır.

Lizbon kentinin kuzeyindeki küçük bir köy olan Azinhaga`da (Ribatejo) doğdu. Yoksul bir köylü ailenin oğlu olarak büyüdü. Ailesiyle birlikte taşındığı Lizbon`da öğrenim gördü. Öğrenimi sırasında kırsal kesimde çalıştı. Ekonomik sorunları nedeniyle okulu bıraktı. Makinistlik eğitimi aldı. Teknik ressamlıktan redaktörlüğe, editörlüğe ve çevirmenliğe kadar birçok işte çalıştı.

Bir yayınevinde, yayın hazırlığı ve üretim departmanında görev yaptı. Diario ve Lisboa gazetelerinde kültür editörü olarak çalıştı. Siyasi yorumlar yazdı. Portekiz Yazarlar Birliği`nin yönetim kurulunda görev üstlendi. 1976`dan sonra kendini tümüyle kitaplarına verdi.

1993`te Kanarya Adaları`nda Lanzarote`ye yerleşti. Pilar del Rio ile evlendi. İlk romanı Günah Ülkesi (Terra do Pecado) 1947`de yayınlandı.

Yazarın romanları ve denemelerinin yanı sıra iki şiir kitabı ve oyun kitapları da vardır. Saramago, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü`ü kazandı.

Yazarın biçemi gayet dikkate değerdir. Düz yazılarında, noktalama işareti olarak nokta ve virgülden başkasını kullanmaz. Anlatım dili de oldukça muzipçedir; bu da, okuyucuyu yazara bağlayan bir diğer etkendir.Ünlü yazar 87 yaşında hayatını kaybetmiştir.

https://www.kitapyurdu.com/kitap/filin-yolculugu/325152.html

  

 

Saramago’dan eşsiz bir yolculuk hikayesi: Filin Yolculuğu

Derya Doğan 18 Temmuz 2018

Portekiz’li edebiyat tanrısı Jose Saramago’dan eşsiz bir yolculuk hikayesi…

Kırmızı Kedi etiketiyle yayımlanan Filin Yolculuğu, Saramago’nun zaman zaman kafasını okuyucuya çevirip monoloğa geçtiği ve noktalama işaretleri ile yazım kurallarına (tepkisel olarak) pek de aldırış etmediği, Fil Süleyman ve terbiyecisi gariban Subhro’nun Portekiz’den Viyana’ya uzanan yolculuğunu konu alıyor.

“Bir yolculuğun sonu, sadece bir diğerinin başlangıcıdır. Yolculuğa yeniden başlamak gerekir. Daima” diyen Saramago’nun, bu hikayesi Portekiz kralı III. João’nun, kuzeni Avusturya Arşidükü Maximilian’a fil Süleyman’ı hediye olarak göndermeye karar vermesi ile başlar. Fil ve terbiyecisinin, korumalar ve ırgatlarla çıktıkları yolda biraz da mizahla bezenmiş bir bilgelik öyküsü ortaya çıkar. Bu bilgeliğe ön ayak olan karakterin fil terbiyecisi Hintli Subhro olduğunu göz önüne alırsak, hikayenin onun diyalogları çevresinde şekillendiğini söyleyebiliriz.

“Geçmiş, uçsuz bucaksız taşlık bir arazidir, kimileri sanki otobandaymış gibi geçip gitmekten hoşlanırken kimileri de sabırla bir taştan ötekine seker, kimileri de taşı yerden kaldırır çünkü altında ne olduğunu öğrenmek ister.”

Süleyman’ın emre itaatsiz doğasıyla, ülkelerin sınırları arasında sürüp giden yolculuk, bir Hintliyle ilk kez karşılaşmanın yaşattığı tuhaf duygularla dolu insanları karşımıza çıkarırken, fil Süleyman da köylüler tarafından şaşırtıcı tepkilerle karşılanır. Öyle ki; onun bir tanrı olduğu söylentisi bile ahali içerisinde yayılmaktadır. Örneğin imparator bir azize yaraşır şekilde ondan mucize yaratmasını bekler.

Tanrı meselesine gelmişken, çok tanrılı Hindistan’dan gelen Subhro, hikayenin bir bölümünde bizlere yaratılış Tanrısı Brahma, ezeli ve ebedi varlık Vişnu ve fil başlı Ganeş’den de bahsedecektir. Her ne kadar Hristiyanlık dininin yeryüzünde baskın dini inanç olduğu vurgusu aklımıza yerleştirilse de, Hintli terbiyeci dünyada farklı inanışların da olduğunu bizlere hatırlatmaktadır.

Subhro bu yolculuk esnasında gözümüzün önünde yoksul bilge kişi, alçakgönüllü gezgin bir filozof olarak canlanırken, “Muhteşem” Süleyman sadece yaşamanın gereklerini yerine getiren “vasıfsız” bir karakter olarak betimlenir. Şüphesiz ki; imparator da otorite ve emir-komuta düşkünlüğü ile var olur hikayede. Buradan da bir yaşam felsefesi çıkarmak elbette mümkündür.

Yazarın büyük çoğunluğunu hasta yatağında tamamladığı hikaye, Arşidükün eşinin Süleyman’ı mutluluk ile karşılamasıyla devam eder. Fil Süleyman artık yeni bir coğrafyada yeni insanlar arasındadır. Ancak Saramago’nun dediği gibi “yolculuk” elbette daima devam edecektir.