Eve Dönmenin Yolları sayfası- Dipnot Kitap kulübü
 

Editörün Notu: Alejandro Zambra’nın roman kahramanları geçmişlerindeki boşlukların farkına varmış, beyhude olacağını sezdikleri halde bu boşluğu doldurmaya çalışan kişilerdir. Eve Dönmenin Yolları’nda Claudia büyüdükten sonra faşist darbe yıllarında ailesinin neler yaşadığını öğrenmeye çalıştığından söz ederken, “Öğrenmek için sormuyorduk,” der, “bir boşluğu doldurmak için soruyorduk.” İlk anda bu boşluğun komünist olan babasının darbe zamanı illegal bir hayat sürmeye mecbur kalmasından kaynaklandığı sanılabilir, oysa romanın anlatıcı-kahramanı için de geçerlidir böyle bir boşluk – ailesinde komünist yoktur, ebeveyni Pinochet yanlısı olmasa da sessiz kalarak diktatöre destek verenlerdendir. (Notos Kitap)


            Eve Dönmenin Yolları - Kuşlar

Çocuk Gözüyle Diktatörlük
Notos Kitap

Şenay Eroğlu Aksoy,
Birgün Kitap, Kasım 2013

Alejandro Zambra’nın Türkçe’deki ikinci kitabı “Eve Dönmenin Yolları” Latin Amerika Edebiyatı’nın yenilikçi örneklerinden. 1975 Şili doğumlu yazar derinlikli gözlem gücüne dayalı aforizmalar ve duru bir anlatımla kuruyor romanını. Zambra’nın kalemindeki şaşırtıcı yanlardan biri, çoğu yetişkinin kaybetmiş olduğu çocuk bakışını, yenilikçi bir tutumla romanına sindirmiş olması. İnsanoğlunun, izlerini geriye kalan yaşamı boyunca yakıcı bir şekilde taşıdığı çocukluk dönemi, edebiyatçılar için de zengin bir alan oluşturuyor. Zambra’yı diğer yazarlardan ayıransa kitabın kimi bölümlerini bir çocuğun gözünden anlatırken, yetişkin anlatıcıların yer aldığı diğer bölümleri de aynı arınmışlıkla aktarmayı, nahif soyutlamalar yapmayı sürdürebilmiş olması. Dört bölümden oluşan kitap sıradanın içinde gizli çapraşıklıkları sıçramalı bir kurguyla anlatıyor. Edebiyatın kendisine kattıkları ve unutamadığı kitaplardan alıntılarla harmanlayarak, adeta bir metni hem varoluşsal, hem yenilikçi bir toplumsal bakışla daha da geniş alana yayıyor Zambra. Yaşadığı ülkenin tarihine, kadın-erkek ilişkilerine, yazma edimine kısacık romanı içinde okuru şaşırtan duru bir üslupla yer veriyor. Kitabın bölüm adları bile bu bakışın izlerini taşıyor: Yardımcı Roller; Ana-baba Edebiyatı; Çocukların Edebiyatı; Biz İyiyiz.

“Bir keresinde kayboldum. Altı ya da yedi yaşındaydım. Aklım başka yere gitmişti, birden annemle babamı kaybettim. Korktum ama sonra yolumu buldum ve eve onlardan önce vardım- ümitsizlik içinde beni arıyorlardı. Ama bence o akşamüstü asıl onlar kaybolmuştu. Çünkü ben eve dönmeyi biliyordum ama onlar bilmiyordu…” paragrafıyla açılan birinci bölüm dokuz yaşında bir çocuğun mahallelerinde yalnız yaşayan komşularını, bir arkadaşının telkiniyle, gözetleme görevine soyunmasıyla açılıyor. Birinci bölümde okura gizemli bir havayla tanıştırılan yalnız komşunun, aslında Şili’nin karanlık Pinochet diktatörlüğü dönemiyle bağlaşık hikâyesi, ilerleyen sayfalarda tamamlanıyor. İlk bölümdeki anlatımın kitabın tamamında ustalıkla sürdürülmesi “Eve Dönmenin Yolları”nı bir çocuk kitabı nahifliğinden kurtarırken Zambra’nın romanını bu incelikli bakış üzerine kurduğunu düşündürüyor. Diğer bölümlerdeki anlatıcıların kimi toplumsal dayatmalardan soyunmuş, görece daha özgür bir yaşam sürüyor olması da kitaba yenilikçi bir tat katarken, Pinochet dönemi sınıfsal değerlendirmelerden uzak, apolitik karakterler ve çocukların gözünden aktarılıyor. Böylece farklı tanıklıkları da deneyimliyor okur. Kimi karanlık dönemlerin “taraf” olmayanların üstünde nasıl yankılandığını, onların payına da bu soğuk, ait olamayan tanıklıkların düştüğü hissettiriliyor. Şili Halkı’nın belleğinde derin izler bırakan acılar bugüne dek deneyimleri dikkat çekici bulunmamış, hatta sessizlikleriyle acıyı yaratanlara ortaklık ettiği düşünülenlerin gözünden, yeniden hatırlatılıyor. Zambra’nın şaşırtıcı ve yenilikçi yanlarından biri de acıdan payını alanlarla, yaşananlara uzaktan tanıklık edenleri iyi düşünülmüş bir bakışla birleştiriyor olması. Bir de çocukların tanıklıkları var ki ince bir sızı yaratıyor okurun kalbinde. “…Yedi sekiz yaşlarındayken öbür kızlarla bahçede saklambaç oynuyormuş. Geç olmuş, eve girme vakti gelmiş, büyükler onları çağırmış, kızlar şimdi geliyoruz demişler… Birden bir süredir kimsenin seslenmediğini ve gecenin iyice bastırdığını fark etmişler. Kızlara ders vermek için büyüklerin uzaktan izlediklerini düşünmüşler, şimdi de büyükler saklambaç oynuyormuş. Ama hayır. Eme eve girdiğinde babasının arkadaşlarının ağladığını görmüş, annesiyse koltuğa yapışmış şekilde belirsiz bir yere bakıyormuş. Radyodan haberleri dinliyorlarmış. Bir baskından bahsediliyormuş. Ölülerden, daha da fazla ölülerden bahsediliyormuş. Hep böyle oluyordu demişti Eme… Biz çocuklar o kadar da önemli olmadığımızı anlıyorduk… Büyükler öldürürken ya da ölürken biz bir köşede resim yapıyorduk. Ülke paramparça olurken biz konuşmayı, yürümeyi, peçeteleri katlayarak kayık yapmayı öğreniyorduk. Roman örülürken biz yok olmak için saklambaç oynuyorduk.”

Okur bir yandan Şili’nin tarihinde izler bırakan kimi olaylara tanıklık ederken bir yandan postmodern bir kurguyla romanın yazılışına ortak ediliyor. Yazar anlatıcının kendi yaşamıyla paralel, yazma sürecine odaklandığı ikinci bölüm daha çok anlatıcının karısı Eme’yle tamamlanamamış, yarım aşk ilişkisine odaklanıyor. Aileden, okula kimi kurumları da incelikle eleştiren Zambra bunu da kendince yapıyor elbet. Okura kabul gören bakışı hatırlatıp onun altını kendince çizdikten sonra, gösterdiğini yıkıveriyor Zambra. Naif bir yaklaşımı çarpıcı sonlara bağlamakta usta bir yazar var karşımızda. Kendine has bir anlatım tarzıyla yepyeni tatlar yaratmayı başaran bir genç yazar.

“Eve Dönmenin Yolları” bizi kuşatanlara içerden ve dışardan bakmayı başararak köklü Latin edebiyat geleneğine yeni bir soluk getiriyor. 2010 yılında Granta’nın İspanyolca yazan en iyi yirmi iki romancı arasında gösterdiği, kahramanına

“…Yazmış olmaktansa yazıyor olmayı tercih ediyorum. Orada kalmayı, o zaman içinde yaşamayı, o yıllarda var olmayı, muğlak görüntüleri uzun uzun takip etmeyi ve özenle gözden geçirmeyi tercih ediyorum. Onlara kötü gözle bakmak, ama bakmak. Orada kalmak, izleyerek…” dedirten Zambra incelikle izi sürülecek yazarlar arasında, bu adı unutmamalı, unutturmamalı…



Mehmet Fırat Pürselim,
Yeşil Gazete, 31 Ağustos 2013

http://notoskitap.com

Alejandro Zambra, 1975 doğumlu Şilili bir yazar. Eve Dönmenin Yolları’nda, doğumundan iki yıl önce gerçekleşen Pinochet askeri darbesi sonrasını bir çocuğun gözünden anlatmış. Ben doğumumdan dört yıl önce olan muhtırayı ya da beş yıl sonra darbeyi nasıl anlatırdım? Acaba Latin Amerika edebiyatını her iki coğrafya da darbelerle yoğrulduğu için mi bu kadar seviyor ve anlıyoruz? Neyse bunlar uzun bir öykü ya da yazı konusu ben şimdi bu kısacık romanı, kısa da olsa tanıtma peşindeyim.

Dört bölümden oluşan kitap birbirine paralel olarak ilerleyen iki ayrı hikâyeden oluşuyor. Bir kitap yazan ve belki de bu kitap sayesinde ayrılmak üzere olduğu karısı Eme’yi yeniden elde etmeye çalışan yazarın ve âşık olduğu Claudia üzerinden -darbe sonrasındaki dönemde sorulan soruları yıllar sonra kızın dönüşüyle cevaplanan- çocuğun hikâyesi.

Alejandro Zambra çok yalın ve basit anlatıyor, karşınızda oturmuş sohbet ediyormuşsunuz gibi akıyor roman. Her şeyi aktarma telaşına da girmiyor; bir adamın geride kalan aşkından aklında kalan parçaları hatırlaması gibi anlatıyor.

Hikâyesi, anlattıkları bir yana kitabı altını çizip dönüp dönüp okumak isteyeceğiniz sözler için bile sevmek mümkün: “Bir keresinde kayboldum. Altı ya da yedi yaşındaydım. Aklım başka yere gitmişti, birden annemle babamı kaybettim. Korktum ama sonra yolumu buldum eve onlardan önce vardım – ümitsizlik içinde beni arıyorlardı. Ama bence o akşamüstü asıl onlar kaybolmuştu. Çünkü ben eve dönmeyi biliyordum ama onlar bilmiyordu.”

“Artık çok geçti, bozguna âşık olmuştuk, yaralarımız ganimetimizdi, tıpkı çocukken ağaçların arasında oynadıktan sonra olduğu gibi.”

“Hikâyesini acı vermiyormuş gibi anlatmayı öğrenmek. Bu, (Claudia için) büyümek demekti.” “Kimse kimsenin adına konuşamaz. Çünkü her ne kadar bir yabancının hikâyesini anlatmak istesek de eninde sonunda hep kendi hikâyemizi anlatırız.”

Belki de önce Eve Dönmenin Yolları’nı okuduğum için yazarın ilk kitabı olan, çeşitli ödüller kazanan sinemaya da aktarılan Bonzai’yi pek sevemedim. Ama Eve Dönmenin Yolları’nda karşılıklı oturup sohbet ettiğim, dertleştiğim, acısını hissettiğim Alejandro Zambra sonsuza dek dostum benim. Siz de iyi bir dost istiyorsanız, önce Eve Dönmenin Yolları’nı öğrenin.


Bir Gün Kaybolmak İstarsen Ne Yaparsın
Cemil Kavukçu, Akşam, 14 Haziran 2013
 

Şili’deki Pinochet diktatörlüğü döneminde yolunu kaybeden çocuk, yıllar sonra o eski anılarını hatırlayıp tekrar kaybolmak istiyor. Bunun yolunuysa yazmakta buluyor…

İlk gençliğimde izlediğim bir kovboy filmi vardı. Adını ve başrol oyuncusunu anımsamıyorum. O filmden aklımda bir tümce kalmıştı. Onu da kötü adam rolündeki çete reisi Jack Palance, adamlarına söylüyordu. Hızla at sürerlerken dönüp, “Biz kaybolunca geri döneriz” diyordu. Bunu hiç unutmadım. Alejandro Zambra da ‘Eve Dönmenin Yolları’ romanında o filmdeki diyaloğu anımsattı bana. Her şey, çocukluk yaşında bir kaybolmayla başlıyor.

Pinochet diktatörlüğünün Şili’yi kasıp kavurduğu bir dönemdir. Çocuğun başına gelen fiziksel anlamda bir kayboluştur. Yolları karıştırır ama evine dönmeyi başarır. O çocuk anlatıcı büyüdüğündeyse kendi içinde kaybolmanın özlemini duyar; çünkü çocukluğunda nasıl evinin yolunu bir biçimde bulduysa, kendi içinde kaybolduğunda da bulacaktır. Bu, içsel bir arayıştır. Aynı zamanda tepkiseldir de. “Dün gece saatlerce yürüdüm. Yeni bir sokakta kaybolmak istiyor gibiydim. Mutluluk içinde tamamen kaybolmak. Ama kaybolamadığımız, kaybolmayı beceremediğimiz anlar vardır. Her ne kadar sürekli yanlış yönlere sapsak da. Bütün kerterizleri kaybetsek de. Geç de olsa yola devam ederken söken şafağın ağırlığını hissetsek de. Ne kadar uğraşsak da kaybolmayı beceremediğimiz, kaybolamadığımız anlar vardır. Ve belki de kaybolabildiğimiz zamana özlem duyarız. Bütün sokakların yeni olduğu zamana.”

İspanyolca yazan en iyi romancılardan biri olarak kabul edilen Zambra’nın etkileyici, yalın bir anlatımı var. Bunda çevirmenin de payı büyük. Çiğdem Öztürk, özgün dilinden okuyamadığım Zambra’yı, kitap Türkçe yazılmışçasına çeviri kokmayan bir doğallıkla sunuyor okura.

Kaybolmak ve hatırlamak…

Romanda kurgu ile gerçek yaşam sürekli yer değiştiriyor. Aynı zamanda kitabın yazarı olduğunu duyuran anlatıcı, geriye dönüp çocukluğuna bakarken belleğindeki izlere, o izlerden en etkileyici sahnelere odaklanıyor. Bunu yaparken de o dönemin topluca yaşanan acılarını, çocukluğun silinmesi mümkün olmayan yaralarını sağaltmak için kullanılan bir araca dönüştürmüyor. Romanını ne Pinochet diktatörlüğünün baskısına ne de yaşanan 1985 depreminin fiziksel ve psikolojik tahribatına temellendiriyor. Roman da 3 Mart 1985’te, yani Şili depreminin olduğu gece başlıyor. Bu aynı zamanda, kendisinden üç yaş büyük (anlatıcı ya da ‘çocuk’ dokuz yaşındadır) Claudia ile tanıştığı tarihtir. Aralarındaki yaş farkından ötürü onunla arkadaşlık etmesinin mümkün olmadığını düşünür ‘çocuk’. Yıllar sonra yeniden karşılaştıklarında, daha doğrusu anlatıcının onun izini sürüp bulduğunda aralarında bir ilişki başlayacaktır. “Bazen bu kitabı sadece ve sadece o konuşmaları hatırlamak için yazdığımı düşünüyorum” diyor anlatıcı karakter.

Dokuz yaşındayken çevresini meraklı, katılımcı bir seyirci gibi izleyen anlatıcı kimi ifadelerinde yer yer o yaşın doğasından kopup metnin yazıldığı zamanın düşüncesine kayıyor. Örneğin, sınıf öğretmeniyle geçen anısını anlatırken öğretmen, “Sana söyleyebileceğim tek şey, bu konuları konuşmanın iyi olmadığı bir dönemde yaşadığımız. Ama bir gün bunları ve başka her şeyi konuşabileceğiz” der. Bunun üzerine “Diktatörlük sona erince” diye karşılık verir çocuk. Bunu o yaşta mı söylemiştir, yoksa yazarken çocuğun öyle demesi gerektiğini düşündüğünden mi yazar öyle konuşturmuştur onu…

‘Yardımcı Roller’ başlığını verdiği ilk bölümün yazılma gerekçesi ikinci bölümde yeniden, bu defa farklı gereçlerle birlikte aktarılıyor. “Orada kalmayı, o zaman içinde yaşamayı, o yıllarda var olmayı, muğlak görüntüleri uzun uzun takip etmeyi ve özenle gözden geçirmeyi tercih ediyorum. Onlara kötü gözle bakmak ama bakmak. Orada kalmak, izleyerek.”

Aileyle roman iç içe Yazar, ablasının “Kitabında ben de var mıyım?” sorusunu ‘hayır’ diye yanıtlarken bunun gerekçesini de ona zarar vermek istemediği, korumaya çalıştığı için bir kurgu kişisine dönüştürmediğini söylüyor. Ardından da hiç kimsenin bir kurgu karakteri olmaması gerektiğini savunuyor. Ablasının ısrarı üzerine romanında anne ve babasına yer verdiğini söylüyor. Ama sakladığı bir şey var; kendisi. Çünkü kendisi de bir biçimde kurgu karaktere dönüşüyor. Burada iki olasılıktan söz etmek mümkün; ya ablasını bir kurgu kişisine dönüştüremeyeceği kadar sığ bulduğu için kurnazca bu yanıtı veriyor ya da kendine zarar vermek istiyor.

“Kendime başka özellikler ve gerçekte yaşadığımdan çok farklı bir hayat atfetsem de ben yine o kitapta olurum. Kendimi korumama kararı alalı çok oldu” diyor aynı bölümde. Sık sık aynı meseleyi; kurguda karakterlerin gerçek yaşamla bağını irdeliyor. “Roman senin romanınsa orada ancak ikincil karakter olabilirsin” derken de, yazdığı başka bir kitabı anıp, “Kendimi karakterlerle özdeşleştirdim, çok dokundu” sözlerini mırıldanırken de yazarı metinlerinde; romanı ya da öykülerinde arayıp bulmaya, onun sırlarını çözmeye hevesli acemi okura göndermelerde bulunuyor. Şakacı ve aynı zamanda çok ciddi olduğunu annesine söyleten yazar anlatıcı; devri çoktan geçmiş bu eski oyuna kendini kaptırmış, yazarı avlamaya meyilli okur profiline alaycılığını ciddiyetle perdeleyen, ironisini alttan alta duyuran bir şakayla yanıt veriyor. “Okuduğun bu kitapta kendimi açıklarken gizleyerek anlattığımı sanıyorsun; bu sadece senin yanılgın” diye sesleniyor Zambra.

Dikatatörlük devrinin, darbenin söylenmemiş hikâyelerini, hatta hikâye bile sayılmayacak anları soğukkanlılıkla anlatabilmek için ancak olayların karşılığını kişilerdeki yansımalarıyla, kişileriyse kendi oyunuyla maskeleyerek gerçekleştirebileceğinin altını çiziyor.

Romanın dekoru Şili, daha özelde ise Maipú. Ama asıl mekânı, anlatıcı yazarın belleği ve algısının süreğen zamanı. Hafızanın dolambaçlı yollarını alttan alta somutlaştırırken, düşüncesini, gösterilen olay ve durumlarla bedenleştiriyor. Zamanı aynı anda bir mekân olarak kullanıyor Zambra. Kurgunun gereçlerini seçip belirleme görevini de zamanın eline veriyor. İnsanı geçmişle yaşadığı anın içinde bir bütün olarak değerlendirip onun olası geleceğini bu döngünün sonuçlarıyla kuruyor.

                Eve Dönmenin Yolları - Postal
 

Notos Kitap
Eve Dönmenin Yolları

Metin Celâl, Cumhuriyet Kitap, 18 Temmuz 2013

Alejandro Zambra, Şili’li bir yazar. 1975 doğumlu. Türkçede de yayımlanan ilk romanı Bonsai (2006) ile çeşitli ödüller kazanmış. Roman sinemaya uyarlanmış. Zambra, Dünyaca ünlü Granta dergisinin 2010 yılında yaptığı ankette İspanyolca yazan en iyi yirmi iki romancı arasına girmiş. Eve Dönmenin Yolları (Nisan 2013, çev. Çiğdem Öztürk, Notos Kitap) Alejandro Zambra’nın üçüncü romanıymış.

Kitabın arka kapağında roman şöyle tanıtılıyor; “Eve Dönmenin Yolları’ndaki yazar adayı anlatıcı tek başına yaşıyor, bolca sigara içiyor, kadınlarla birlikte oluyor, romanını yazmaya çalışıyor. Bu sırada da geçmişin izini sürüyor.” Yazma süreci, bu süreçte yaşananlar, yazarın sıkıntıları, tutukluğu, eserini nasıl kurduğu romanlarda sıkça konu edilen bir süreç. Bu içeriğiyle artık bir kitabın okuru kendine çağırması pek mümkün görünmüyor. Tanıtımın devam cümlesi olmasa almadan geçebilirsiniz. “Anlatıcıyla birlikte okur da Pinochet diktatörlüğünde yaşanan zor zamanlara, büyük 1985 depreminin acı kayıplarına, çocukluk aşklarına, hayal kırıklıklarına dönüyor” deniyor o cümlede.

Salvador Allende, 1970 başkanlık seçimlerinde Şili ‘nin başkanı olmuştu. Böylelikle, yanılmıyorsam Dünya’nın seçimle göreve gelmiş ilk sosyalist hükümet de Şili’de kurulmuştu. Allende ancak üç yıl iktidarda kalabildi ve 11 Eylül 1973’de General Pinochet ABD’nin desteği ile yaptığı darbe ile yönetime el koydu. Pinochet, 1990’a kadar, 17 yıl iktidarda kaldı.

Roman 3 Mart 1985’de yaşanan depremi hatırlayarak başlıyor. Yazar-anlatıcı, deprem sırasında dokuz yaşındadır. On iki yaşındaki Claudia ile tanışır ve Claudia ona mahallede yalnız yaşayan tek kişi olan Raul’ü izleme görevi verir. Yazar-anlatıcı, Claudia’dan çok etkilenmekle kalmaz, ona âşık da olur. İlk hayal kırıklığını da kızın yanında bir delikanlı gördüğünde yaşar. Aşkı karşılıksız kalmıştır. Claudia’yla buluşmalarına gitmez. Zaten bir süre sonra Raul mahalleden taşınır ve Claudia da ortadan kaybolur.

İkinci bölümde tüm okuduklarımızın kurmaca olduğunu anlarız. Pinochet diktatörlüğü döneminde yaşanan çocukluğunu anlatmaktadır yazar ve Claudia’nın ortadan kayboluşu ile tıkanmıştır. Roman ilerlememektedir. Kendi yaşam öyküsünden, anne babası ile ilişkisinden, ayrı yaşadığı karısı ile barışma çabalarından, okuduklarından, Darbe ile ilgili izlediği bir belgeselden romanı ile ilgili malzeme toplamaya çalışır.

Üçüncü bölümde yazarın yaşadıklarının, okuduklarının, düşüncelerinin romana nasıl yansıdığını görürüz, İlk bölümde Claudia’nın kayboluşu ile noktalanan roman yıllar sonra karşılaşmaları ile yazılmaya devam eder. Anlatıcı ile Claudia kısa süreliğine de olsa sevgili olurlar. Claudia’nin yaşamındaki gizler, Raul’ün kimliği, niye yalnız yaşadığı gibi sırlar aydınlanır.

Claudia komünist bir ailenin çocuğudur. Babası darbeden sonra da faaliyetini sürdüren bir partinin üyesidir ve ailenin başına bir şey gelmesin diye onlardan ayrı yaşamaktadır. Anlatıcı ise politikaya ilgisiz,“gelenekleri olmayan, kökleri olmayan” orta sınıf bir ailedendir. Annesi ve babası diktatörlük sanki hiç olmamış gibi yaşamış, çevrelerindeki insanların yaşadıklarına, acılara duyarsız kalmışlardır.

Alejandro Zambra az ve öz sözle çok şey anlatmasını bilen bir yazar. Eve Dönmenin Yolları 140 sayfalık kısa bir roman. Zambra büyük olaylara, büyük kahramanlıklara yüz vermiyor. Herhangi birinin yaşayacağı ve anlatacağı şekilde olayları öyküleştiriyor. Abartmayan, sakin bir anlatımı var. Kısa cümlelerle, kısa paragraflarla bir diktatörlük döneminde çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu, çocuk bakışının neleri kavrayıp, nelerin ayırdına ancak yıllar sonra varılabildiğini ustalıkla anlatıyor.

Semih Gümüş, Radikal Kitap, 12 Mayıs 2013

Küçük Hayatlar

Bir aşk hikâyesi: yavan bir söz aslında. Bonzai’de de, Eve Dönmenin Yolları’nda da iki benzersiz aşk hikâyesi yazmış Alejandro Zambra.

Alejandro Zambra’nın yazdıklarını okudukça, edebiyatın ne olduğuna ilişkin bilgimizin hep sınırlı kaldığını görüyorum. Latin Amerika edebiyatında genç kuşakların büyülü gerçekçiliğin sınırlarının dışına çıktığını görüyoruz. Orada da kendilerini geleneksel akımın dışına savuran genç yazarların arayışları tartışılıyor. Bizim yeni tanımaya başladığımız Mario Bellatin, Juan Pablo Villalobos, Alejandro Zambra gibi yazarlar, sahip oldukları büyük edebiyat geleneğini yenilemeye başladı. Kendini önce anlatı tekniklerinde ve dilinde gösteren bu yeni arayışların yakından izlenmesi, genç kuşak yazarların önüne yeni ufuklar açabilir.

Alejandro Zambra, Pinochet dönemini anlatan yazarların ilk akla gelenlerinden. Eve Dönmenin Yolları da kendine özgü sorgulama biçimiyle bu kaygının parlak örneklerinden. Askeri darbelerden sonraki acı yılların romanları Şili’de de her şey soğuduktan sonra gelmiş olmalı. Bunu içeriden izlemedim elbette, bu arada Isabelle Allende’nin yazdıkları epeyce okundu ama genç yazarların kendi edebiyat geleneklerinin dışına çıkarak buldukları yeni biçimler içinde yazdığı romanlar sanırım yenilerde ortaya çıkıyor.

Eve Dönmenin Yolları’nın hikâyesi şöyle başlıyor: “Bir keresinde kayboldum. Altı ya da yedi yaşındaydım. Aklım başka yere gitmişti, birden annemle babamı kaybettim. Korktum ama sonra yolumu buldum ve eve onlardan önce vardım –ümitsizlik içinde beni arıyorlardı. Ama bence o akşamüstü asıl onlar kaybolmuştu. Çünkü ben eve dönmeyi biliyordum ama onlar bilmiyordu.” Bu, hemen olağanın dışına çıkaran çok çağrışımlı başlangıç, hem ilk bölümdeki hikâyenin kahramanı olan çocuğun bakış açısını taşıyor, hem de Eve Dönmenin Yolları’nın yazarının. İlk paragraflardaki, “Bazen bu kitabı sadece ve sadece o konuşmaları hatırlamak için yazdığımı düşünüyorum,” sözleri de aynı çocuğun hayatından çıktığına göre, çocuk ile romandaki yazarın aynı kişi olduğu hemen anlaşılır.

Çocuğun hikâyesi büyük Şili depreminin olduğu gece, 3 Mart 1985’te başlıyor. Claudia ile tanıştığı gecedir de o gece. “Claudia on iki yaşındaydı, bense dokuz, bu yüzden arkadaşlık etmemiz imkânsızdı,” diye düşünür çocuk ama uzun sürecek bir arkadaşlığın başlangıcıdır bu ve okuduğumuz romanı yazma nedeni olan konuşmalar da Claudia ile sürekli konuşmalarıdır.

Romanın hikâyesi ile romanda yazılan hikâye

Eve Dönmenin Yolları iki düzeyde sürüyor. Birinci ve üçüncü bölümlerde, anlatıcının yazdığı romanın hikâyesi –Claudia ile kendisinin yaşadığı hikâye– var: anlatıcının gerçek hikâyesi ama aynı zamanda romana dönüşen hikâye. İkinci ve dördüncü bölümlerde, romanın anlatıcı-yazar kahramanı birinci ve üçüncü bölümlerde yaşananların romanını yazıyor. Ama bu arada sonradan romanı yazılacak hikâyenin bir yerinde, “Claudia gitti, ben de bu kitabı yazmaya başladım,” der anlatıcı.

Neyin kurmaca, neyin gerçek; neyin roman içinde roman, neyin romanın içindeki yazarın gerçek hikâyesi, neyin onun da yazdığı roman olduğu… bunlar hep iç içe geçer. İlk bakıştaki bu karmaşanın yakın bir okuma içinde hemen anlaşılır oluşu da okur ile roman arasındaki köprüyü oluşturur.

Claudia, romanın kahramanı çocuğa, amcası olarak tanıttığı babası Raul’u izleme görevi verir. Çocuk (bir adı yoktur), Pinochet rejiminin karanlık günlerinin farkında değildir. Raul gizli görevler almıştır, yeraltında yaşamaktadır. Bu arada depremin yıkıcı etkisi Pinochet rejiminin baskıcı atmosferiyle birleşmiştir. Çocuk, depremi de tam anlamıyla hissetmez; “İyi haber, okulun hemen açılmayacak olmasıydı,” diye düşünür. İnsanların üstüne çökmüş iki karanlık gölge olağan biçimde yaşanmaktadır işte; böyle anlatır Zambra ve roman bu olağanlıkta okunurken güçlü bir iz bırakmayı başarır. Anlatıcı-yazarın babası, Allende yanlısı ya da karşıtı ya da Pinochet yanlısı ya da karşıtı olmamıştır ama, “Pinochet bir diktatördü, biliyoruz, birilerini öldürdü, ama en azından o zamanlar memlekette bir düzen vardı,” diye düşünmektedir.

Eve Dönmenin Yolları’nın ikinci bölümü, “Roman yavaş yavaş ilerliyor. Sanki varmış ya da bir zamanlar var olmuş gibi Claudia’yı düşünüyorum,” diye başlıyor. Neden sonra yeniden karşılaştığı çocukluk aşkından kurmaca bir roman kahramanı gibi söz etmeye başlayan yazar kahramanımız, roman kahramanlarının soyadlarının olmamasının hoşuna gittiğini belirtir.

Özel bir anlatım biçimi

Zambra uzun betimlemeler yapmak yerine en vazgeçilmez olanı anlatıp geçmeyi, böylece anlatıyı olabildiğince yoğunlaştırmayı seçtiği bir anlatım biçimi kuruyor. Bonzai’de de böyle bu, Eve Dönmenin Yolları’nda da. Romanın yazar kahramanı, okul yıllarında evde bulduğu birkaç romandan biri olan Madam Bovary’yi okurken, betimlemelere katlanamadığını söyler kendi kendine. Bu dolaylı göndermeler Zambra’nın gerçek duygularıyla örtüşür. Ayrıntılar önemlidir ama onların çevresini örmeye çalışırken dallandırıp budaklandırmak yersizdir onda. Üç romanı da kısadır Zambra’nın, gene ayrıntılardan çıkar üçü de ama betimlemeleri çoğaltmayan, asıl kişilerden çıkıp ikincil kişilere yoğunlaşmayan, odak noktasındaki sorunu neyse onun çevresinde sıkıca dolanmaya çalışan bir anlatım biçimiyle.

Eve Dönmenin Yolları’nın “Ana Baba Edebiyatı” adı ikinci bölümünde, hikâyesi birinci ve üçüncü bölümde anlatılan romanın, yazar kahramanınca yazılma sürecinden de söz ediliyor. Roman içindeki romanın yazar kahramanı (romanın kahramanıyla aynı kişi), Claudia ile yirmi yıl sonra yeniden karşılaşma sahnesini yazdığını anlatırken, “Sonuç hoşuma gitti,” der, “ama bazen karakterlerin tekrar görüşmemesi gerektiğine inanırım. Birçok kez birbirlerinin yanından geçip gitmeleri, aynı sokaklardan yürümeleri, hatta tezgâhın iki yanında birbirlerini tanmadan konuşmaları gerektiğine.”

Öte yandan, romandaki hikâyeyi yaşayan çocuk romanın gerçek yazarı arasındaki iç içelik, bir kurmaca oyunu olarak bizi düşündürür. Yazınsal bakımdan değerli bir ilişkidir bu: Zambra, oynadığı kurmaca oyunun yalnızca bir oyun olduğunu düşündürtmez. Klinikte karşılaştığı doktor, yazara, “Senin yazdıkların gibi kısa da olsa kitap okumaya vaktim yok,” der. Kısa romanlar yazan hem romanın kahramanıdır, hem de romandaki kişilerin dünyasında olmayan Alejandro Zambra’nın kendisi.

Bu arada yazar kahramanımız, Eme ile, ayrıldığı kadınla karşılaşır, konuşurlar ve Eme de roman içinde yazılan roman için, “Bu bir aşk hikâyesi mi?” diye sorar. Bu soruyu biz de sorabiliriz: Eve Dönmenin Yolları aynı zamanda bir aşk hikâyesi mi? Ben, aynı zamanda bir aşk hikâyesi olarak okudum. Buruk, acı, bu satırları yazarken belleğimde hem canlı biçimde yaşayan hem de başka hangi saklı yanlarını bulabileceğimi düşündüğüm için beni yeniden okumaya zorlayan bir aşk hikâyesi.

Bir aşk hikâyesi: yavan bir söz aslında. Bizi şaşırtanlarını pek okuyamıyoruz. Oysa Bonzai’de de, Eve Dönmenin Yolları’nda da iki benzersiz aşk hikâyesi yazmış Zambra. Bu arada dünün ve yarının ölülerini, yaşanan acıları, o acılar içinde kaybolan küçük hayatları…

Alejandro Zambra, Latin Amerika’da Roberto Bolaño’dan bu yana en önemli Şilili yazar olarak görülüyor. Eve Dönmenin Yolları’nı –bu arada Bonzai’yi– okumak için bu da yeterli bir neden olmalı.


Cemil Kavukçu, Akşam, 14 Haziran 2013
Bir Gün Kaybolmak İstarsen Ne Yaparsın?

Şili’deki Pinochet diktatörlüğü döneminde yolunu kaybeden çocuk, yıllar sonra o eski anılarını hatırlayıp tekrar kaybolmak istiyor. Bunun yolunuysa yazmakta buluyor…

İlk gençliğimde izlediğim bir kovboy filmi vardı. Adını ve başrol oyuncusunu anımsamıyorum. O filmden aklımda bir tümce kalmıştı. Onu da kötü adam rolündeki çete reisi Jack Palance, adamlarına söylüyordu. Hızla at sürerlerken dönüp, “Biz kaybolunca geri döneriz” diyordu. Bunu hiç unutmadım. Alejandro Zambra da ‘Eve Dönmenin Yolları’ romanında o filmdeki diyaloğu anımsattı bana. Her şey, çocukluk yaşında bir kaybolmayla başlıyor.

Pinochet diktatörlüğünün Şili’yi kasıp kavurduğu bir dönemdir. Çocuğun başına gelen fiziksel anlamda bir kayboluştur. Yolları karıştırır ama evine dönmeyi başarır. O çocuk anlatıcı büyüdüğündeyse kendi içinde kaybolmanın özlemini duyar; çünkü çocukluğunda nasıl evinin yolunu bir biçimde bulduysa, kendi içinde kaybolduğunda da bulacaktır. Bu, içsel bir arayıştır. Aynı zamanda tepkiseldir de. “Dün gece saatlerce yürüdüm. Yeni bir sokakta kaybolmak istiyor gibiydim. Mutluluk içinde tamamen kaybolmak. Ama kaybolamadığımız, kaybolmayı beceremediğimiz anlar vardır. Her ne kadar sürekli yanlış yönlere sapsak da. Bütün kerterizleri kaybetsek de. Geç de olsa yola devam ederken söken şafağın ağırlığını hissetsek de. Ne kadar uğraşsak da kaybolmayı beceremediğimiz, kaybolamadığımız anlar vardır. Ve belki de kaybolabildiğimiz zamana özlem duyarız. Bütün sokakların yeni olduğu zamana.”

İspanyolca yazan en iyi romancılardan biri olarak kabul edilen Zambra’nın etkileyici, yalın bir anlatımı var. Bunda çevirmenin de payı büyük. Çiğdem Öztürk, özgün dilinden okuyamadığım Zambra’yı, kitap Türkçe yazılmışçasına çeviri kokmayan bir doğallıkla sunuyor okura.

Kaybolmak ve hatırlamak… Romanda kurgu ile gerçek yaşam sürekli yer değiştiriyor. Aynı zamanda kitabın yazarı olduğunu duyuran anlatıcı, geriye dönüp çocukluğuna bakarken belleğindeki izlere, o izlerden en etkileyici sahnelere odaklanıyor. Bunu yaparken de o dönemin topluca yaşanan acılarını, çocukluğun silinmesi mümkün olmayan yaralarını sağaltmak için kullanılan bir araca dönüştürmüyor. Romanını ne Pinochet diktatörlüğünün baskısına ne de yaşanan 1985 depreminin fiziksel ve psikolojik tahribatına temellendiriyor. Roman da 3 Mart 1985’te, yani Şili depreminin olduğu gece başlıyor. Bu aynı zamanda, kendisinden üç yaş büyük (anlatıcı ya da ‘çocuk’ dokuz yaşındadır) Claudia ile tanıştığı tarihtir. Aralarındaki yaş farkından ötürü onunla arkadaşlık etmesinin mümkün olmadığını düşünür ‘çocuk’. Yıllar sonra yeniden karşılaştıklarında, daha doğrusu anlatıcının onun izini sürüp bulduğunda aralarında bir ilişki başlayacaktır. “Bazen bu kitabı sadece ve sadece o konuşmaları hatırlamak için yazdığımı düşünüyorum” diyor anlatıcı karakter.

Dokuz yaşındayken çevresini meraklı, katılımcı bir seyirci gibi izleyen anlatıcı kimi ifadelerinde yer yer o yaşın doğasından kopup metnin yazıldığı zamanın düşüncesine kayıyor. Örneğin, sınıf öğretmeniyle geçen anısını anlatırken öğretmen, “Sana söyleyebileceğim tek şey, bu konuları konuşmanın iyi olmadığı bir dönemde yaşadığımız. Ama bir gün bunları ve başka her şeyi konuşabileceğiz” der. Bunun üzerine “Diktatörlük sona erince” diye karşılık verir çocuk. Bunu o yaşta mı söylemiştir, yoksa yazarken çocuğun öyle demesi gerektiğini düşündüğünden mi yazar öyle konuşturmuştur onu…

‘Yardımcı Roller’ başlığını verdiği ilk bölümün yazılma gerekçesi ikinci bölümde yeniden, bu defa farklı gereçlerle birlikte aktarılıyor. “Orada kalmayı, o zaman içinde yaşamayı, o yıllarda var olmayı, muğlak görüntüleri uzun uzun takip etmeyi ve özenle gözden geçirmeyi tercih ediyorum. Onlara kötü gözle bakmak ama bakmak. Orada kalmak, izleyerek.”

Aileyle roman iç içe  Yazar, ablasının “Kitabında ben de var mıyım?” sorusunu ‘hayır’ diye yanıtlarken bunun gerekçesini de ona zarar vermek istemediği, korumaya çalıştığı için bir kurgu kişisine dönüştürmediğini söylüyor. Ardından da hiç kimsenin bir kurgu karakteri olmaması gerektiğini savunuyor. Ablasının ısrarı üzerine romanında anne ve babasına yer verdiğini söylüyor. Ama sakladığı bir şey var; kendisi. Çünkü kendisi de bir biçimde kurgu karaktere dönüşüyor. Burada iki olasılıktan söz etmek mümkün; ya ablasını bir kurgu kişisine dönüştüremeyeceği kadar sığ bulduğu için kurnazca bu yanıtı veriyor ya da kendine zarar vermek istiyor.

“Kendime başka özellikler ve gerçekte yaşadığımdan çok farklı bir hayat atfetsem de ben yine o kitapta olurum. Kendimi korumama kararı alalı çok oldu” diyor aynı bölümde. Sık sık aynı meseleyi; kurguda karakterlerin gerçek yaşamla bağını irdeliyor. “Roman senin romanınsa orada ancak ikincil karakter olabilirsin” derken de, yazdığı başka bir kitabı anıp, “Kendimi karakterlerle özdeşleştirdim, çok dokundu” sözlerini mırıldanırken de yazarı metinlerinde; romanı ya da öykülerinde arayıp bulmaya, onun sırlarını çözmeye hevesli acemi okura göndermelerde bulunuyor. Şakacı ve aynı zamanda çok ciddi olduğunu annesine söyleten yazar anlatıcı; devri çoktan geçmiş bu eski oyuna kendini kaptırmış, yazarı avlamaya meyilli okur profiline alaycılığını ciddiyetle perdeleyen, ironisini alttan alta duyuran bir şakayla yanıt veriyor. “Okuduğun bu kitapta kendimi açıklarken gizleyerek anlattığımı sanıyorsun; bu sadece senin yanılgın” diye sesleniyor Zambra.

Dikatatörlük devrinin, darbenin söylenmemiş hikâyelerini, hatta hikâye bile sayılmayacak anları soğukkanlılıkla anlatabilmek için ancak olayların karşılığını kişilerdeki yansımalarıyla, kişileriyse kendi oyunuyla maskeleyerek gerçekleştirebileceğinin altını çiziyor.

Romanın dekoru Şili, daha özelde ise Maipú. Ama asıl mekânı, anlatıcı yazarın belleği ve algısının süreğen zamanı. Hafızanın dolambaçlı yollarını alttan alta somutlaştırırken, düşüncesini, gösterilen olay ve durumlarla bedenleştiriyor. Zamanı aynı anda bir mekân olarak kullanıyor Zambra. Kurgunun gereçlerini seçip belirleme görevini de zamanın eline veriyor. İnsanı geçmişle yaşadığı anın içinde bir bütün olarak değerlendirip onun olası geleceğini bu döngünün sonuçlarıyla kuruyor.

 
 
 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!