| Suç ve ceza http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=833 OYLUM YILMAZ (Arşivi) EVDEKİ SİLAH Nadine Gordimer, çeviren: Seçkin Selvi, Can Yayınları, 2001, 301 sayfa, 6 milyon lira. Bir gece, bir haber; beklenmedik bir haberle son bulanlar, karanlık gecenin içinde başlayanlar... Yaşam, ölüm, cinayet üçgeninde sıkışıp kalan ve tüm yaşantıları bir savunma metnine dönüşen, adaletin çapraz sorgulama tekniğine boyun eğmek zorunda kalan bir aile. Sahip oldukları bütün değerler ve ahlâk anlayışları bir canlının ölümüyle son bulunca yaşamaya değer başka şeyler bulmak yine onlara kalacaktır; her şeyi en baştan almak ve hiçbir şeyi gözden kaçırmamak kaydıyla. Claudia ve Harald Lingard'ın hayatları, oğullarının cinayet suçuyla tutuklandığını öğrendikleri geceden itibaren bir kabusa dönüşür. Bu kabusta, bir silah, bir cinayet; artık kimsenin gelip gitmediği evleri, hapishane ve avukatlarının bürosu üzerinde çizdikleri hat ve hem geçmişleri hem de gelecekleri ile yaptıkları bitimsiz yüzleşmeler vardır. Güney Afrikalı orta sınıf beyaz bir burjuva ailesi olan Lingardlar için en büyük acı birdenbire oğullarını hiç tanımadıkları ve onun hayatına dair yüzeysel tahminler dışında hiçbir bilgiye sahip olmadıkları gerçeğiyle karşılaşmalarıdır. Ona yıllar boyu ne öğretmişlerdi, onun kararlarına ve kendilerinden ayrı kurduğu hayata daima saygı duymamışlar mıydı? Hiç bilmeden saygı duydukları bu hayat nasıldı, Harald ve Claudia anlayacaklardı. Oğulları Duncan, yalnızca 27 yaşında bir mimardan çok daha farklı birisiydi. Onu, birlikte yaşadığı arkadaşlarından birini öldürmeye kadar sürükleyen tutkulu bir aşkın baş aktörü yapan bu farklılığı yavaş yavaş kavrayacaklardı. Sistem çözüm üretemiyor Claudia ve Harald oğullarıyla birlikte artık 'Öteki Taraf'tadırlar. Liberal de olsalar içinde beyaz burjuvaları barındırmayan, kendilerini geride bırakarak girdikleri bir dünyadır bu; kara tenliler, eşcinseller, suçlular, onları savunan avukatlar, mahkeme salonları, gardiyanlar vardır bu tarafta ve onlar yeni yaşamlarında bir katilin anne ve babasıdırlar şimdi. Bu anne ve baba korkunç bir suça kendilerini de ortak eden oğullarına karşı yapmaları gerekenler üstünde karar verecektir ilk önce. Duncan'ı destekleme ve onun yanında olma kararı; bu karardan da öte bir zorunluluk olacaktır onlar için, oğullarına destek olmak zorundadırlar çünkü yıllar önce yazdıkları bir mektupta ona bunun sözünü vermişlerdir: 'Ne yaparsan yap, ne olursa olsun bizler daima senin yanında olacağız' Peki ama nereye kadar; insan öldürmek, cinayet işlemek de buna dahil olabilir mi? Tanrının varlığına inanan bir baba ve her gün insan hayatını için çalışan doktor bir anne için bu söz nerede başlar ve nerede biter? Hem erkek hem de kadın sevgilisi tarafından aldatılan Duncan'ın tek çıkış noktasının cinayet olduğu kabul edilebilir mi? Bütün bu soruların cevapları giderek artan bir tansiyon içinde, mahkeme salonun yankılı duvarları arasından gelecektir. Bu cinayet Claudia ve Harald için esas kurbandan çok oğullarının başına gelen bir felakettir. Kendi felaketleri içinde hem oğullarına destek olurlar hem de birbirlerinin varlıklarında yeni şeyler keşfedip birbirlerine daha çok yaklaşırlar. Keşfettikleri şeylerden biri adaletle ilgilidir. Adalet denilen şey yalnızca bir oyundur ve bu oyun içinde olmayan iki şey vardır; başlarına gelen olayın ve kendi varlıklarının gerçeği. Tüm eserlerinde Güney Afrika'daki ırk ayrımcılığına, sansüre ve eşitsizliğe dikkat çeken Nadine Gordimer, bunu daha çok roman kurgusu içinde vermeyi tercih eder. Modern İngiliz edebiyatının en parlak yazarlarından olan Gordimer 'Evdeki Silah'ta Güney Afrika'nın gerçeğini beyaz bir burjuva ailesinin ağzından verir. Dokunulmaz orta sınıf aile yapısını çökertebilecek belki de tek şey olan suç işleme hatta adam öldürme eyleminin sonuçlarını bizzat onların üzerinde dener. Bunu yaparken de toplumun ve insanın adaletle ahlak anlayışlarını kendi ağızlarından sorgular. Sistemin tüm çarpıklıklarını onu devam ettirenler aracılığıyla gözler önüne serer. Gordimer, toplumsal şiddetin, karşılığında şiddetten başka bir şey getirmediği dünyada, tüm korunma yollarının artık sonuna kadar tıkandığını açıkça vurgular. Sistem onu her gün yeniden kuranlar için bile çözüm üretememeye başlamıştır artık. | | Nevcihan Oktar 
Evdeki Silah inaçların yıkılması, ahlaki değerlerin tekrar kurulması ve adına "sevgi" dediğimiz insan ilişkilerinin sınanmasının tutkulu bir öyküsü. Sevgiyi ve yanılsamalarını olduğu kadar Güney Afrika gerçeğini de çarpıcı bir dille aktarıyor. “Silahlar insanları öldürmez, insanlar insanları vurur. Her gün, her gece, bu şehirde, ülkemizde meydana gelen trajedidir. Ev eşyasının bir parçası sayılan, otomobil anahtarlarıyla birlikte cepte taşınan , hatta çocukların okul çantalarında dolaştırılan ve trajediye yol açacak durumlarda el altında bulunan silahlar hep vardır; silahlar hep oracıkta durmaktadır.” “Korkunç birşeyler olmuş. Korkunç şeyler başkalarına olur. Buna benzer olayları ancak gazetelerde okuruz, kimi zaman okumayız bile...” Saygın bir sigorta şirketinde yönetici olan Harald ve doktor eşi Claudia, bir gün kendilerini, asla başlarına geleceğini düşünmedikleri bir olayla yüz yüze bulurlar. Oğulları Duncan bir arkadaşını silahla öldürmüştür. Claudia ve Harald oğulları hakkında bildiklerinin ne kadar az olduğunu değil, bilmediklerinin ne kadar çok olduğunu görürler. “Hangi Duncan’ın gerçek Duncan olduğunu kestiremezler, savcının anlattığı Duncan mı, psikiyatrın tanımladığı mı, yoksa Motsamai’nin yorumladığı mı?
Oğullarının, "öteki taraf" ta durduğu dünyadır bu. Yasaların karşısındaki güçsüzlük, çaresizlik. ile oğullarını savunan zenci avukat Hamilton Motsamai "öteki" tarafta; onların beyaz, elit , güvenli , ayrıcalıklı dünyası ise "diğer" taraftaydı. Lindgardlar ırkçı değillerdi ama, başkalarının ayrımcı ve ırkçı tavırlarına karşı çıkacak birşey de yapmamışlardı. Bir anne ile bir baba insan hayatının kutsallığını hiçe sayan oğula ne tür bir bağlılık göstermelidir? "Başına ne gelirse gelsin, ne yaparsan yap, ne olursan ol, bize söyle. Bize anlatayamayacağın hiçbirşey olmaz. Hiçbirşey. Biz her zaman senin yanındayız." diyen Harald ve Claudia bunda başarılı olabilmişler mi? Şiddet, kitabın ana temalarından biri. Şiddet, bulaştığı herkesin ortak cehennemidir. Gordimer ülkedeki şiddet ve aile içindeki şiddeti bir arada ele almış ve bunu dolaylı olarak dile getirmiştir. Şiddet, özgürlüğün kutsallığına tecavüz eder. ”Şiddetin var olduğu bir toplumda, ona karşı geliştirilmiş ahlaki tabular değerini yitirir. Hangi tarihsel koşuldan kaynaklarırsa kaynaklansın, bir toplumdaki insanlar, acının, yılgınlığın, umarsızlığın üstesinden gelmek için şiddete başvuruyorlarsa, o toplumda şiddete karşı duyulan doğal tepki askıya alınır. İster şiddetin kurbanı, ister uygulayıcısı, ister tanığı olsun, bütün insanlar şiddet yöntemiyle çözüm aranmasına alışırlar. Şiddetle birlikte yaşamaya alışırlar. Bu yüzden, hukukun bunu göz önünde bulundurması gerekir ” |