Heinrich  Böll (1917 - 1985)
Dokuz Buçukta Bilardo
Heinrich Böll
 
 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

 
HEINRICH BÖLL KİMDİR?

http://www.boell-tr.org/faaliyet.aspx?id=20

Almanya'nın en önemli, en tanınmış yazarları arasında yer alan Heinrich Böll, İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman edebiyatını başka hiçbir Alman yazarının başaramadığı ölçüde etkilemiş, ona adeta damgasını vurmuştur. Denebilir ki Böll kadar dünya genelinde anlaşılmış ve benimsenmiş başka hiçbir Alman yazarı yoktur. Heinrich Böll, 1972 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne lâyık görülmüştür. Bu ödül, Köln doğumlu yazarın sokaktaki insanın yıkım, acı ve umutlarını işlerken ve kalemini otoriteye, zorbalığa ve geçmişten taşınan suçluluğa karşı mızrak edinirken sergilediği dürüstlüğü, kişisel bütünlüğü ve ilkeli çağdaşlığına karşılık bir takdir niteliğinde de olmuştur.

HEINRICH BÖLL - YAŞAMI VE ESERİ

Federal Almanya Cumhuriyeti Edebiyatı'nın en önemli, en tanınmış simalarından biri olan Heinrich Böll (1917 - 1985) kendi deyimiyle "yaşadığı zamanın bir çağdaşı olarak, bir kuşağın başından geçenlerine, gördüklerine ve işittiklerine bağlı kalarak" Alman yakın tarihinin 20. yüzyılın ortalarına ait diliminin eleştirel bakışlı tarihçisiydi. Böll, romanları ve öyküleriyle 1972 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne lâyık görülmüştür.
 

Heinrich Böll - Kısa bir Yaşam Öyküsü

1917- 1945 Çocukluk, Gençlik Yılları ve Savaş

1917
Heinrich Böll, Birinci Dünya Savaşı'nda açlığın en acımasız boyutlara ulaştığı 1917 yılının 21 Aralık gününde marangoz ve tahta heykel oymacısı Viktor Böll ile eşi Maria'nın 6. çocuğu olarak Köln'de dünyaya gelir. Böll'ün baba tarafından ataları, yüzyıllar önce dini sebeplerden ötürü İngiltere'den Almanya'ya göç etmiş, Alçak Ren bölgesinde Xanten kentine yerleşen gemi marangozları, anne tarafından olanlar ise çiftçi ve bira imalat ustalarıydı.
1924 - 1928
Böll, Köln'de ilkokula başlar.
1928
Böll, Köln'de Kaiser Wilhelm Devlet Lisesi'nde klasik lise eğitimine devam eder.
1929
Dünya ekonomik buhranı nedeniyle Böll ailesi, ülkedeki 3 milyon işsizle aynı kaderi paylaşır: kendi mal ve mülklerini rehin vererek borç alırlar, haciz memuru kapılarına gelir, haciz işlemleri günlük yaşantının bir parçası olmuştur.
1933 - 1936
30 Ocak 1933'de Adolf Hitler, Almanya Şansölyesi olur. Nazi terörü Köln'de de yayılmaya başlar. Böll ailesinde siyasi olaylar sıkça ve açık yüreklilikle konuşulur. Böll'ün annesi, Hitler'in seçilmesini "Bu savaş demektir!" sözleriyle yorumlar. Böll ailesinin evinde Katolik gençlik dernekleri yasadışı toplantılar yapar. Ölümünden sonra terekesinde bulunan el yazmaları, kısa öykü ve şiirlerden Böll'ün 1936 yılında yazarlığa soyunduğu anlaşılmaktadır.
1937 - 1939
Böll, 1937'de liseden mezun olur. Aynı yıl kitap satıcısı olmak için öğrenime başlasa da bir yıl sonra bu öğrenimden vazgeçer ve 1938 yılında devlet tarafında çalışma hizmetine alınır. 1939 yaz mevsiminde Köln Üniversitesi'ne kayıt yaptıran Böll aynı yılın son baharında askere alınır.
1939 - 1945 - İkinci Dünya Savaşı
Böll piyade olarak Batı (Fransa, Almanya) ve Doğu (Polonya, Sovyetler Birliği, Romanya, Macaristan) cephesine gönderilir. Asker Böll, neredeyse her gün ailesine ve 1942'de evleneceği kız arkadaşı Annemarie Cech'e mektuplar yazar.
1944
Böll'ün annesi bir hava saldırısından sonra geçirdiği kalp krizinden vefat eder. Subaylıktan sıyırmaya çalışan Böll, savaş süresince görevden alınmaya çalışır. Üniversite'ye devam edebilmek için önce askerlik hizmetinden muaf tutulmak için başvurur, sonra çeşitli hastalıklara "kapılmaya" uğraşır, izin kağıtlarının sahtelerini yapar. Böll, çatışmalarda dört kere yaralanır.
1945
Böll, Köln'e döner.

1945 - 1952 Edebiyat Kariyerinin Başlangıç Yılları

Böll, gıda fişi alabilmek için tekrar Köln Üniversitesi'ne yazılır. Ağabeyinin başına geçtiği aile marangozhanesinde vasıfsız işçi olarak işe başlar. Eşi öğretmenlik mesleğine devam eder. Böll, henüz 2003 yılında yayımlanan Sevgisiz Haç - Kreuz ohne Liebe - ve keza ölümünden sonra yayımlanan Melek Sustu - Der Engel Schwieg - gibi romanları bu dönemde yazar. Bunun yanında çok sayıda kısa öyküler kaleme alır. Bu eserlerin tümü Nazi ve savaş döneminde veya savaş sonrası dönemde geçer.
1947
Böll, Mart ayında çeşitli gazete ve dergilere ilk kısa öykülerini gönderir, Köln Üniversitesi'nden bir dönemlik izin alır, ancak bir daha üniversiteye dönmez. Böll'ün ilk çocuğu, oğlu Raimund dünyaya gelir.
1948
Böll, Haziran ayında kısa öyküleri için altıyüz Alman Markı avans alsa da kısa bir süre sonra devreye giren para reformundan dolayı bu para değerini yitirir. İkinci oğlu René doğar.
1949
Trenin Tam Saatiydi -Der Zug war pünktlich- başlıklı öyküsü yayımlanır. Telif ücretleri hayatı sürdürmeye yetmediğinden Böll çeşitli işler için başvurur: Düzeltmenine yazdığı bir mektupta "Aileme karşı bu yaşam tarzını sürdüremem" dedikten sonra ilave eder: ". bazen edebiyat alanında yapacak işlerim olduğuna inanmama rağmen aslında edebiyat uğruna eşimin ve çocuklarımın tek bir kötü an bile geçirmelerini istemem."
1950
Böll, Köln Belediyesi İstatistik Dairesi'nde yardımcı eleman olarak çalışır. Aynı dönemde bir cilt kısa öyküleri yayımlanır. Oğlu Vincent dünyaya gelir.
1951
Böll, yazarlar birliği Gruppe 47'nin Bad Dürkheim'da düzenlediği bir oturuma davet edilir. Böll, Kara Koyunlar -Die Schwarzen Schafe- öyküsü nedeniyle birliğin edebiyat ödülüne lâyık görülür. Böll'ün romanı Ademoğlu Neredeydin? -Wo warst du, Adam?- yayımlanır.
1952
Böll, Köln'de prestijli bir yayınevi olan Kiepenheuer & Witsch ile sözleşme imzalar.

1953 -1959 Ünlü Romanlar

Böll Federal Almanya'nın güncel sorunlarına daha fazla eğilmeye başlar; bu dönemde genç cumhuriyetin siyasi ortamına ilişkin fikirlerini dışavurduğu makaleler daha sık görülür.
1953
Ve O Hiçbir Şey Demedi -Und sagte kein einziges Wort- adlı romanı yayımlanır. Böll, Alman Dili ve Edebiyatı Akademisi'ne üye olur.
1954
Babasız Evler -Haus ohne Hüter- adlı romanı yayımlanır.
1955
Babasız Evler Fransız yayınevleri tarafından en iyi yabancı roman ödülüne lâyık görülür. Böll, P.E.N. Yazarlar Derneği'nin Federal Almanya şubesine üye olur.
1956
Kültür dünyasının 105 önde gelen şahsiyeti (Albert Camus, Pablo Picasso, Arthur Köstler, Jean Paul Sartre, Heinrich Böll ve daha niceleri) Sovyetler Birliği'nin Macaristan ayaklanmasında, Britanya ve Fransa'nın ise Mısır'da yaşanan Süveyş krizindeki müdahalelerine karşı çağrıda bulunuyorlar.
1957
İrlanda Güncesi -Irisches Tagebuch- yayımlanır.
1958
Böll, çeşitli ödüllere lâyık görülür. Daha önce radyoda yayımlanacağı müjdelenen Katolik Bir Gence Mektup -Brief an einen jungen Katholiken- isimli çalışması, Almanya'daki Katolik cemaatinin savaş sonrası tutumunu ağır bir şekilde eleştirdiği için yayımlanamıyor. Doktor Murke'nin Suskunluk Külliyatı -Doktor Murkes gesammeltes Schweigen und andere Satiren- başlığı altında bir mizah yazıları seçkisi yayımlanır.
1959
Böll'ün Dokuz Buçukta Bilardo -Billard um halbzehn- adlı romanı yayımlanır. Böll, aynı yılda çeşitli ödüllere lâyık görülür ve Köln'de kurulan Alman Yahudiliğin tarih kütüphanesi Germania Judaica'nın kurucuları arasında yer alır.

1960 - 1963 Sanatçı ve Fikir Adamı


Böll, bu dönemde siyasi tek taraflılıkla itham ettiği Katolik kilisesinin Federal Almanya Cumhuriyeti'ndeki durumu ve eylemleri ile daha fazla ilgilenir.
1960
Böll, Hıristiyanlığı temel alarak mevcut sosyal ve siyasal sisteme karşı bir alternatif tasarlamaya çalışan Labyrinth dergisinin koeditörü olur. Böll'ün babası Köln'de vefat eder.
1961
Berlin Duvarı'nın inşasından sonra yazarların "ulusun vicdanı" olarak yüklendikleri girişimler hakkında şiddetli bir tartışma başlar. Aralarında Böll'ün de yer aldığı 23 yazar, Birleşmiş Milletler'e tüm Berlin'i BM merkezi yapmaları için çağrıda bulunur.
1962
Savaş Çıktığında -Als der Krieg ausbrach- ve Savaş Bitince -Als der Krieg zu Ende war- adlı öyküleri yayımlanır. Böll, Eylül/Ekim aylarında ilk kez Sovyetler Birliği'ni ziyaret eder.
1963
Palyaço -Ansichten eines Clowns- adlı romanı yayımlanır.

1964 - 1969 Farklı bir Almanya


Böll'ün siyasal eylemciliği bu dönemde giderek artar; öyle ki deneme niteliğindeki yazı ve konuşmalarının sayısı, roman ve öykülerine oranla giderek büyür.
1964
Birlikten Ayrılınca -Entfernung von der Truppe- adlı yönlendirici öyküsü yayımlanır.
Böll, Frankfurt Üniversitesi'nde verdiği şiirsel anlatım derslerinde "insana yakışır estetik" kuramını geliştirir.
1965
Böll, şair ve söz yazarı Wolf Biermann'a yöneltilen saldırılarından ötürü Demokratik Almanya Cumhuriyeti gazetelerini basın aracılığıyla kınar.
1966
Geniş çaplı öyküsü Bir Görev Seyahatının Sonu -Ende einer Dienstfahrt- yayımlanır.
1967
Böll, Alman Dili ve Edebiyatı Akademisi'nce Georg Büchner Ödülü'ne lâyık görülür. Ağır bir şekilde hepatit ve diyabet hastalıklarına yakalandığından ötürü aylarca yatalak kalır.
1968
Çekoslovak Yazarlar Derneği, Heinrich Böll, Louis Aragon ve Jean Paul Sartre'i Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyeti'ne davet eder. Daveti Ağustos ayında kabul eden Böll, Çekoslovakya'nın diğer Doğu Bloku ülkeleri tarafından işgal edilişine ve böylece Dubçek Hükümeti'nce başlatılan demokratikleşme sürecinin sona ermesine şahit olur.
1969
Böll, Almanya Yazarlar Birliği'nin (VS) kuruluş toplantısında "Tevazunun Sonu"na ilişkin konuşmasını yapar.

1970 - 1980 Sözünü Sakınmayan Nobel Ödüllü Bir Yazar


Böll, sosyal demokrat Willy Brandt'ın şansölyeliğinde, özellikle bu dönemde uygulanan Doğu politikasıyla siyasetin eskiye göre daha çok ahlaki temellere dayandığını düşünür. Yükselen terörizm dalgası nedeniyle Almanya'nın iç siyaset ortamı giderek gerginleşir. Güvenlik önlemlerinin giderek artırıldığı bir ortamda gerek Böll gerekse onun çizgisinde olan diğer aydınlar, bazı siyasetçiler ve bu siyasetçilere yakın basın organları tarafından terörizmin manevi destekçileri ilan edilirler.
1970
Heinrich Böll, Alman Yazarlar Birliği'nin birinci kongresinde, Willy Brandt'ın nezdinde "münzevilerin ittifakı" hakkında bir konuşma yapar. Böll, Almanya P.E.N. derneğinin başkanlığına seçilir.
1971
Böll, Amerikalı sivil haklar savunucusu Angela Davis'e karşı yürütülen dava nedeniyle ABD kamuoyuna çağrıda bulunur. Fotoğrafta Kadın da Vardı -Gruppenbild mit Dame-  adlı romanı yayımlanır.
1972
Teröristlerin yakalanması amacıyla düzenlenen geniş çaplı bir arama tarama aksiyonunda Böll'ün evi de aranır. Heinrich Böll, Nobel Edebiyat Ödülü'ne lâyık görülür.
1973
Yazar ve aydınlara karşı yürütülen haksız kovuşturmalarda dünya genelinde bir artış vardır; Böll bu durum karşısında doğu ve batıdaki siyasetçilere "başka ülkelerin iç işlerine karışmama prensibi olarak adlandırdıkları ikiyüzlülüğe" son vermeleri için çağrıda bulunur. Böll'ün aydınların takibata uğradığı ülkeler listesinde Sovyetler Birliği, Türkiye, İspanya, Brezilya ve Portekiz'de yer almaktadır.
1974
Aleksandr Soljenitzin tutuklanır ve şiddetli protestolara rağmen Sovyetler Birliği'den sınır dışı edildikten sonra Heinrich Böll'ün evine sığınır. Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru -Die verlorene Ehre der Katharina Blum- adlı öyküsü yayımlanır. Böll, İnsan Hakları Birliği (Liga für Menschenrechte) tarafından Carl-von-Ossietzky madalyasına lâyık görülür.
1975
Yönetmen Volker Schlöndorff, Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru'nu sinemaya uyarlar.
1976
Böll, Katolik kilisesinden ayrılır.
1977
Fotoğrafta Kadın da Vardı sinema uyarlamasının ilk gösterimi. Federal Almanya İşverenler Sendikası başkanı Hanns Martin Schleyer'in kaçırılarak katledilmesinden sonra Böll ve diğer aydınlara karşı kamuoyunda tekrar bir kampanya başlatılır.
1978
Böll'ün de üyesi olduğu uluslararası bir komite, yıllardır hücre hapsinde tutulan yazar Kim Chi Ha'nın "insanlık namına" serbest bırakılması için Güney Kore Devlet Başkanı'na ricada bulunur.
1979
Gazeteci Rupert Neudeck, Ein Schiff für Vietnam / Vietnam İçin Bir Gemi olarak adlandırdığı ve Böll'ün de üyesi olduğu bir yardım komitesi oluşturur. Amaç, Vietnam'dan kaçıp denizin ortasında kalan Vietnamlı mültecileri kurtarmak için bir gemi kiralamaktır. Böll, Federal Almanya Cumhurbaşkanlığı'nca 1. derece Liyakat Nişanı'na lâyık görülür, ancak bu ödülü reddeder. Koruma Amaçlı Kuşatma -Fürsorgliche Belagerung- adlı romanı yayımlanır. Aralık ayında Ekvador'a yaptığı seyahat sırasında sağ bacağında ani bir damar rahatsızlığı baş gösterir; Böll, Quito'da ameliyat olur.
1980
Böll, Almanya'da tekrar bir ameliyat geçirir, sağ ayağının bir kısmı alınır. Böll, Bolivyalı kadınlardan oluşan bir delegasyon ile yaptığı görüşmeden sonra Federal Almanya Hükümeti'nin Bolivya'nın askeri müdahaleden sonraki durumunu araştıracak uluslararası bir araştırma komisyonunun kurulması için derhal Birleşmiş Milletlere başvurması gerektiğini ifade eder.

1981 - 1985 Sivil Haklar, Barış Hareketi ve Yeşiller


Böll'ün hareket kabiliyeti, rahatsızlığı nedeniyle büyük ölçüde kısıtlanmıştır. Bu dönemde barış hareketinde faaldir ve Yeşiller Partisi'ne destek vermektedir.
1981
Böll'ün ilk biyografik metni olan Ne Olacak Bu Çocuğun Hali? Ya da Kitaplarla Alakalı Bir Şey -Was soll aus dem Jungen blo? werden? Oder: Irgendwas mit Büchern- yayımlanır. Böll, Avrupalı yazarların nötron bombasına ve silahlanmaya karşı çağrısını destekler; ilk büyük çaplı barış gösterisinde yaklaşık 300.000 kişilik bir kitleye hitap eder. Böll'ün yazlık evinin bir kısmı kundaklanır.
1982
Böll, başkent Bonn'da düzenlenen bir basın toplantısında Polonya'daki askeri rejimi ve ülkenin olumsuz iç siyaset ortamını protesto eder. Oğlu Raimund'un ölümü. Zorlu bir karar sürecinden sonra Köln Belediye Meclisi Böll'e Kasım ayında fahri hemşehrilik hakkını verir. Aynı yılda Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti'nce Böll'e profesörlük ünvanı da verilir.
1983
Böll, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Andropov'a yazdığı açık mektupta Nobel ödüllü Andrey Saharov hakkındaki sürgün kararının kaldırılmasını talep eder. Aralarında Böll'ün de yer aldığı altı ülkenin yazarları, ABD hükümetinin Nikaragua'daki Sandinist hükümeti düşürmeye yönelik açık seçik çabalarını kınar. Böll, seçimlerde Yeşiller'i destekler. Eylül ayında bir Amerikan kışlasının etrafını çeviren göstericilerin arasında o da yer alır.
1984
Fransız Kültür Bakanı Jack Lang, Heinrich Böll'ü Commandeur de Ordre des Arts et des Lettres nişanı ile ödüllendirir. Böll aynı yılda Danimarka Odin Tiyatrosu'nca Jens-Bjørneboe ödülüne lâyık görülür; Böll, ödül parasını Almanya Cankurtaran Hekimleri Komitesi'ne bağışlar.
1985
Alman Ordusu'nun teslim oluşunun 40. yıldönümü vesilesiyle Dört Oğluma Mektup ya da Dört Bisiklet -Brief an meine vier Söhne oder vier Fahrräder- adlı eseri yayımlanır. Böll, Temmuz ayı başında tekrar ameliyat olur. 15 Temmuz'da aslında bir sonraki ameliyata hazırlanmak üzere taburcu olur. 16 Temmuz sabahı Eifel yöresindeki Langenbroich köyündeki evinde hayata veda eder. Böll, 19 Temmuz günü gerek halkın gerekse meslektaş ve siyasetçilerin (Cumhurbaşkanı Richard von Weizsäcker de cenazede hazır bulunur) yoğun katılımı ile Köln'e yakın Bornheim-Merten'de toprağa verilir.

Böll'ün vefatından sonra Almanya'da birçok okul onun adını alır. Kasım 1987'de dostlarının girişimiyle Heinrich Böll Vakfı kurulur.

 
 

Dokuz buçukta Bilardo
Yücel Nural

 

 

Fahmel ailesinin üç kuşak boyunca hikayesini betimlerken yirminci yy. Alman toplumuna eleştirel bir bakışla yaklaşan Heinrich Böll’ün, bu anlamlarla yüklü, eserini biraz olsun değerlendirebilmek için ,eserin içerdiği mistik gizemli derinliklere bir nebze inmek gerekli ,diye düşünüyorum.Benim de ,okuduğum birkaç roman, izlediğim birkaç opera dışında, yabancısı olduğum bu kültür ,kuşkusuz, bütün Avrupa, hatta dünya kültürünü etkilemiş görkemli bir edebiyatı doğurmuştur .

Alev Alatlı bir yazısında “antropologlar,inançlar bu günden yarına değişmez,insanoğlunun dünya görüşü ‘sıçramaz’ diyorlar.Kadim efsaneler halkların belleklerine kazınıyor.Hiçbir zaman terk edilmiyorlar ama,tarihi gelişmeler doğrultusunda,yeniden yorumlanıyor,şekil değiştiriyorlar.

Bu bağlamda pagan Avrupa inançlarının Hristiyanlığa sızdığı ,hatta Hristiyan amentüsünün esaslarını oluşturduğu savunuluyor.....Ancak işin bir de diğer yüzü var:pagan efsanelerinin Hristiyan akidesini şekillendirdiği gibi,Hristiyan inançları da dönüp pagan efsanelerini bozuyormuş!Öyle ki,mitoloji araştırmacıları Hristiyan inançlarından etkilenmemiş,özgün öyküler bulmakta zorlanıyorlar.

Pagan germenlerin yaradılış efsaneleri ,”     Önce boşluk vardı “ sözüyle başlıyor.” Diye naklediyor Alatlı.

Sonra pek karmaşık kozmik oluşumlarla bir takım tanrı ve tanrıçaların isimleri arasında beni en çok Audhuma isimli devasa bir inek ilgilendirdi.(Dokuzbuçuk’taki “Mandanın ilahi sırrı” mistik söylemini anımsatmıyor mu bu totem?)Bu inek başka tanrılar yaratıyor en sonunda Modern paganizmin,yani Asatru dininin en güçlü tanrısı Odin (Wagnerin operalarında yaşattığı ,tanrıların tanrısı Wotan) ortaya çıkıyor.

Modern paganizm deyimi önemli çünkü “Asatru” yeryüzünden silinmiş bir inanç değil. Tersine canlandığı ,yeniden geliştiği söyleniyor.bir iddiaya göre kuzey Avupa’da sekiz milyonu aşkın Asatruar paganı var.Nitekim,1966’da Norveç’te, 1973’te İzlanda’da resmi dinlerden birisi olarak kabul edildi .

.........

Hristiyanlık  öncesi Germen kavimlerinin yaradılış inançları böyle.Peki,ya İslam öncesi Türklerin?”diye soruyor Alatlı.Bizim en eski yaradılış destanımız Altay-Yakut Yaradılış destanı. Özetle şöyle:

Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz  bucaksız sulardan ibaretti.Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu.Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen’e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi.Göğün emri ile oturacak bir yer bulan Tanrı Ülgen yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi:

Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım

Bu dünya nasıl olsun ,ne boyla yaratayım

Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım

Su içinde yaşayan AK ANA su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen’e şöyle dedi:Yaratmak istiyorsan Ülgen Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren: De ki hep yaptım oldu.Başka bir şey söyleme.Hele yaratır iken “yaptım olmadı” deme.

AK ANA bunları söyledi ve kayboldu.

Tanrı Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç gitmedi.İnsana da bu buyruğu iletmekten bıkmadı:”Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin.Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyin.

Tanrı Ülgen yere bakarak, “Yaratılsın yer!”

Göğe bakarak,”Yaratılsın Gök”

Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış oluyor.

............

“Dünya altı günde yaratılmıştı, yedinci günde ise tanrı Ülgen uyumuş kalmıştı.Uyandığında neler yarattım diye baktı.........

         Tanrı Ülgen  denizde yüzen bir toprak parçacığı üstünde bir parça kil gördü.”İnsanoğlu bu olsun, insana baba olsun”dedi.....Tanrı Ülgen bu ilk insana Erlik adını verdi. Ve onu kardeşi kabul etti.Ancak Erlik’in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu.Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi. Tanrı Ülgen  kemikleri kamıştan etleri topraktan yedi insan daha yarattı ve onlara akıl verdi.Erlik’in insanlara zarar vermesini önlemek için  bunların ikisini görevlendirdi...”vs.

Avrupa’da son yıllarda bu tür efsaneler çok rağbet görüyor.          Doğaya dönüş hareketi adı altında azımsanmayacak bir  paganlaşma hareketi sürdürülüyor.AFA Asatru Halk Meclisi ilk kez ‘70’li yıllarda  kuzey Amerika’da toplanmış.......

Asatru Germen halklarının kutsal alanla ve dünyayla geleneksel ilişki kurma biçimleridir.Avrupa yerlilerinin tarikidir......”

..........

Her destanda her geleneksel edebiyatta iyi ve kötünün savaşı var,bunu doğal olarak Böll’ün eserinde de izliyoruz.Bu eserde Germen kültürünün  kadim inancı olan pagan inancı ile ,ancak sekizinci –onuncu yüzyıllardan sonra kuzey Avrupaya ulaşmış olan Hristiyan kültürünün çatışmasını görmek mümkün.

 




Dokuz Buçukta Bilardo

Heinrich BÖLL

Dokuz Buçukta Bilardo, Almanya'nın Ren bölgesinde yaşayan Fahmel ailesinin öyküsünü üç kuşak boyunca anlatırken, 20'nci yüzyılın ikinci yarısındaki Alman Toplumuna eleştirel bir bakışla yaklaşıyor. Heinrich Böll, Fahmel ailesinin çelişkilerle dolu yaşamındaki ana çatışmayı 'manda' ve 'kuzu' simgeleriyle yorumluyor; Faşizmin ve Nazizmin simgesi olan 'mandanın ilahi sırlarından yiyenler'le 'Tanrının kuzusu olanlar' arasındaki çatışma aynı zamanda bağımsız düşünceye sahip bireylerle oportünist çoğunluk arasındaki çatışmanın yansıması oluyor. Fahmel ailesi içindeki bu çatışma, Alman toplumu içindeki çatışmanın izdüşümüdür. Kardeşi kardeşe vurduran, karı kocayı ayrı düşüren, arkadaşlıkları bitiren bu çatışmanın hesaplaşması, 1958'in eylül ayında Baba Fahmel'in doğum gününde yapılır. O gün biraraya gelen aile bireyleri arasından biri, çocuklarını elinden alan, kendisinin aklını yitirmesine neden olan bu temel çatışmanın öcünü beklenmedik ve çok çarpıcı bir biçimde alır. Heinrich Böll'ün bütün yapıtlarında görülen duyarlıklı gözlem gücü, eleştirel yaklaşım, alaycılık ve hümanizma, bu romanda da yine önde. Yazarın önemli yapıtlarından biri olan Dokuz Buçukta Bilardo'yu yeni ve özenli çevirisiyle okurla yeniden buluşturuyoruz.

(Arka Kapak)
Tercüme: Ayça Sabuncuoğlu
 

Yazara ödül

http://www.geschichte.nrw.de

Köln’lü olmasına Köln’lüydü, fakat Köln en sevdiği şehir değildi. Şehrin ileri gelenleri bunun için onu yaşadığı sürece hiç affetmediler. 19.10.1972 tarihinde “yaşanılan dönemdeki ileri görüşlülüğü ve ... duyarlılığı” için Nobel Edebiyat Ödülü’nü alınca dünya çapında onurlandırıldı.

Heinrich Böll (*21.12.17 Köln’de, +16.7.85 Kreuzau-Wieden’de).
“Dokuz Buçukta Bilardo”, “Bir Palyaçonun Görüşleri”, “Katharina Blum’un Kaybedilmiş Onuru”. Böll, öykülerini çok duyarlı bir şekilde kaleme alıyordu, figürleri gösterdikleri tepkilerle toplumsal ve siyasal süreçlerin insani boyutunu anlatıyordu.
Böll Katolik bir ailede yetişti, babası heykeltıraş ve marangozdu. Böll’ün anti militarist olması, nasyonal sosyalizmi reddetmesi ve Katolik inançla hesaplaşmasının kökü ailesinden gelmekteydi.

Yazarlığa İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başladı. Germanistik (Alman dili ve edebiyatı) bölümünden mezun olduktan sonra ilk öykülerini ve radyo piyeslerini yayınladı.

Aynı zamanda siyasi konulara da angaje oldu. Yetmişli yıllarda Kızıl Ordu Fraksiyonu - RAF konusunda, “6 kişinin 60 milyon kişiye karşı savaşı”na daha esnek yaklaşılmasını savundu. Ayrıca seksenli yıllarda Bonn’da kırmızı-yeşil bir koalisyon hükümetinin kurulması doğrultusunda da çaba gösterdi.


Savaştan sonraki savaş

 

Savaştan sonraki savaş
Heinrich Böll, 'Melek Sustu' ile savaştan sonraki savaşı anlatıyor;

ölümden daha fazla cesaret isteyen yaşama savaşını

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=2784

 

ESİN COŞKUN (Arşivi)

  • MELEK SUSTU
    Heinrich Böll, çeviren: Yadigâr/ Kasım Eğit, Can Yayınları, 2004, 202 sayfa, 11 milyon lira.


  • İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan Heinrich Böll, özellikle savaşı ve savaş sonrası dönemi konu edindiği öyküleri, romanları ve oyunlarıyla ünlenmiştir. Savaşın başlamasıyla birlikte kendisi de piyade eri olarak çeşitli cephelerde savaşmış olan Heinrich Böll'ün eserlerinde bir yandan savaş tüm acımasızlığı ve anlamsızlığıyla gözler önüne serilirken, diğer yandan savaş sonrası dönem insanoğlunun yaşadığı bir başka savaş olarak ortaya konur. Heinrich Böll, savaşın ilk yıllarında kaleme aldığı ve daha sonra 'Solgun Köpek' adı altında toplanan ilk öyküleri ve 1947 yılında yayımlanan ilk romanı 'Ademoğlu Neredeydin'den itibaren insanı savaşın asıl anlamıyla ya da anlamsızlığıyla yüzleştirir. 'İlk Yılların Ekmeği', 'Babasız Evler', 'Trenin Tam Saatiydi', 'Fotoğrafta Kadın da Vardı' adlı romanları, yoğun olarak savaşı ve savaş sonrası dönemi konu edindiği, savaş sonrası dönemde Almanya'daki insanların çektiği acıları ve açlığı, her şeye rağmen hayatta kalma mücadelelerini dile getirdiği romanlar olarak karşımıza çıkar. Ölümünden sonra terekesinde bulunan ve 1992 yılında Almanya'da yayımlanan 'Melek Sustu' da, Böll'ün, savaş sonrasının Almanya'sında yaşanan gerçekleri ortaya koyduğu bir başka romanıdır. Diğer kitaplarında olduğu gibi, savaş ve ölüm karşısında yaşam en büyük çelişki olarak ortaya çıkar 'Melek Sustu'da da.
    Asker kaçağı Hans, savaşın bitimine yakın doğduğu kente döndüğünde, yıkılmış bir kent, açlık ve sefalet içinde kıvranan insanlar, yaşamak için karaborsacılıktan hırsızlığa, hatta kanlarını satmaya kadar her şeyi yapanlar, kendilerine ve diğer insanlara yabancılaşmış insanlar bulacaktır. Kente dönmesinin hemen ardından barış ilan edilmesine rağmen aslında savaş bitmemiştir, hayatta kalanlar için bir başka tür, en az diğeri kadar acımasız bir başka tür savaş söz konusudur: Yaşam savaşı! Açlığın yönlendirdiği bu savaşta insanlar ölür, insanlar aşağılanır, insan onuru ayaklar altına alınır. Karaborsacılık, hırsızlık, dolandırıcılık, güvensizlik, yabancılık savaş sonrası dönemin en somut gerçekleri olarak ortaya çıkar. Tüm insanları yönlendiren güdü aynıdır: Açlık! Böll, romanında her yönüyle açlığı anlatır: Sevgiye ve ilgiye, bir bakışa ve gülümsemeye duyulan açlık; inanmaya duyulan açlık; paraya ve daha çok paraya duyulan açlık; yaşama duyulan açlık; tüm bunların simgesi olan ekmeğe, yemek yemeye duyulan açlık... Öyle bir açlık ki, hoş bir zorunluluk değil, bir tür lanetlemedir artık.
     

    Yaşamak için aşka tutunmak
    Lanetlenen bu insanların yaşamlarına giren Böll, yaşamak için aşka tutunur. Hans ve Regina'nın birbirlerine duydukları aşk, ayakta kalmak, yaşama devam etmek için bir dayanak oluşturur. Diğer her şey anlamını yitirmiştir. Dürüstlük, onur, güven, inanç... Özellikle de inanç. Kendisi de Katolik inancın egemen olduğu bir çevrede yetişen Böll, kitapta Hıristiyan ahlakının ikiyüzlülüğünü gözler önüne serer. İnançlarında samimi olan papaz, Regina, Hans ve son anına kadar parasını insanlara yardım etmek için harcayan Elisabeth Gompertz'e rağmen aslında Hıristiyan ahlakı ikiyüzlüdür; yaşam savaşımı ahlakın önüne geçmiştir. Ama asıl olarak o çoktan çürümüştür; koyu Katolik Fisher bu çürümenin en belirgin örneği olarak karşımıza çıkar kitapta. Değerler sisteminin ters yüz edildiği bir ahlak anlayışı söz konusudur burada. Her şey karşıtını simgeler: İnanç inançsızlık, dürüstlük dolandırıcılık, merhamet acımasızlık...
    Tüm bu yönleriyle Böll'ün 'Melek Sustu'su, aslında umutsuz bir geleceği öngörür. Kurşunlara ya da bombalara hedef olmasalar da, aslında savaş insanların yaşamlarını almıştır. Bu yüzden, kaçarken yakalanan ve kurşuna dizilmek üzere olan Hans'a, Çavuş Willi Gompertz sorar: "Ölmek istemiyorsun... değil mi?" Hans yaşamı göze alır, ama Gompertz için yaşam bitmiştir. Bu yüzden o, Hans'ın yerine ölümü seçer. Çünkü yaşam, bir noktadan sonra ölümden daha fazla cesaret ister. Zaten Böll de kitabında tam olarak bunu anlatır.

  •  


    Heinrich Böll (1917 - 1985)

    1972 Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi Heinrich Böll, 21 Aralık 1917'de, Viktor Böll'ün ikinci eşi Bayan Maria'dan, ailenin ücüncü çocuğu olarak doğdu. Savaş yılları olması sebebiyle, Böll ailesi, 1921'de, Köln-Raderberg'de, eski kentin güneyine taşındılar, ancak aile, 1930'un ilkbaharında, para sıkıntısından dolayı, evlerini satıp, yeniden Köln'ün güney semtine göç etmek zorunda kaldı. Heinrich Böll, 1924 yılında okula gitmeye başladı. 1928 yılında da, Köln Hümanist Keiser-Wilhelm Gymnasium (lise) Devlet Okulu'na girdi. 1937 yılında bu okulu bitirdi. Aynı yıl Bonn'da, kitap satıcısı olmak için, öğrenimine başladı ise de, bir yıl sonra bıraktı.

    Böll, 17 yaşlarında şiir yazmaya başladı. 19 yaşında Annemarie Cech'le tanıştılar ve 1942 yılında evlendiler. Böll, 1938 yılının sonbaharında çalışma kampına, bir yıl sonra da askare alındı. Piyade olarak, Doğu ve Batı Cephesi'ne gönderildi. 1945 yılının Nisan ayından Eylül ayına kadar, İngilizlerin ve Amerikalıların elinde savaş esiri oldu.

    Savaş bitip Köln'e döndükten sonra, hem üniversite öğrenimini sürdürdü, hem de ağabeyinin marangozhanesinde çırak olarak çalıştı. 1947-48-50 yıllarında üç oğlu, Raimund, Reni ve Vicent doğdu. 1947 yılında, Böll'ün ilk kısa öyküsü "Haberci", sonra ilk romanı "Ademoğlu Neredeydin ?", "Ve O Hiç Bir Şey Demedi" yayınlandı. Daha sonra, ard arda öyküleri, romanları, tiyatro oyunları yayınlandı. Yapıtlarında, önceleri I. Dünya Savaşı'nı, özellikle de insanların nasıl savaştıklarını, savaşan yıkıntılarını ve acılarını anlatan Böll, daha sonraki yıllarda da Alman refah toplumunu eleştirdi.

    Alman ve Uluslararası PEN Derneği’nin başkanlığını da yapan Heinrich Böll, edebiyat yaşamına öykü yazarak başlamış ve öykücülüğü hep ön planda tutmuştur. İlk çalışmalarından en nitelikli yapıtlarına kadar, Böll'ün öykülerinde keskin gözlemcilik yeteneği, çağdaş ve eleştirel düşünce yapısı, alaycılığı, insancıl yaklaşımı kendini açıkça belli eder. Böll'ün eserleri yalnız Almanya içinde ve Alman dilini kullanan ülkelerde değil, bütün dünyada yüzyılımızın önde gelen klasikleri arasına girmiştir.

    Savaş sonrası Alman yurttaşlarının yaşadığı tedirginliği, savaş sonucu sakatların psikolojisini başarıyla edebiyata taşıyan Böll, uzun süren bir bronşit hastalığının ardından, 16 Temmuz 1985'de, 67 yaşında öldüğü günden bir gün sonra, Bonn'da, Bornheim /Merten'de aralarında yazarların, politikacıların, Devlet Başkanı Richard von Weizäcker'in de bulunduğu, büyük bir halk kitlesinin katıldığı törenle toprağa verildi.

    ÖDÜLLERİ:
    Grup 47 Edebiyat Ödülü'nü aldı. Daha sonra, sayısız ödüller, nişanlar bunu izledi:
    1967 "Georg-Bücher" Edebiyat Ödülü,
    1971-74 "President des Internationalen PEN Clubp" (Dünya Yazarlar Birliği Başkanlığı Ödülü),
    1972 10 Aralık Nobel Edebiyat Ödülü,
    1974 CARL-von- Ossietzky Madalyası,
    1983 Memleketi Köln'ün, Hemşehrilik Onur Profesörlüğü.


    ROMAN
     

    Heinrich Böll
    Katherina Blum'un Çiğnenen Onuru
    (Can)
    Basın medyasının kirlenmesini konu alan bir roman. Almanya'da 1970'li yıllarda yaşanan ünlü Baader - Meinhof olayı, romanın çıkış noktasını oluşturuyor. Böll bu romanında o dönemde Almanya'da yürütülen soruşturmalar sırasında bireysel özgürlüklerin hiçe sayıldığı, tartışmasız aklanma kararlarından sonra bile gelişigüzel çamur atmaların suçsuz insanların yaşamlarını kararttığı bir ortama ayna tutar. Katherina Blum'un kanıtlanabilir tek 'suçu' polis tarafından ve ahlak değerlerinden yoksun bir gazetecinin bütün dikkatini bu olaya çeker. Bu gazeteci haber toplama ve okurlarına gerçeği duyurma gibi bahanelerle genç kadının yaşamının bütün alanlarına acımasızca el atar. Blum'u hem okurlarına hem de çevresine neredeyse bir halk düşmanı gibi teşhir etmekten çekinmez.


     


    Irlanda Güncesi

    Irlanda Güncesi, Irlanda ve Irlandalilar üzerine, yoksulluk ve inançlar üzerine, mutsuzluk ve içtenlik üzerine yazilmis bir siir. 1950'li yillarin ortalarinda ailesiyle birlikte, bir gemiyle Irlanda'ya giden Heinrich Böll, daha ilk andan baslayarak bambaska bir dünyaya adim attigini hisseder ve o ülkeyi solumaya balar. Bu güncesinde Irlanda'nin yagmurunu anlatir; inançlarini anlatir; issizlik ve yoksulluk içinde kavrulup is bulmak üzere ülkeden göç edenleri anlatir; Irlanda'da zamani, kiliseleri, mezarlari, issiz kasabalari anlatir. Tipki romanlarinda oldugu gibi, disavurumcu bir dürtüyle kaleme aldigi bu gezi notlarina yazar bütün ustaligini dökmüstür. Savasin dehsetini, yikimini anlattigi romanlarindan tümüyle farkli olan Irlanda Güncesi'nde, gördügü her seyden aldigi keyfi ve duydugu hüznü benzersiz bir duyarlilikla dile getiren Heinrich Böll, neyin siir, neyin gerçek oldugunu anlamamiza olanak tanimiyor, bu ikisini anlatiminda birbirinin içinde eritiyor. Kitabi benzersiz kilan, yolculugun anlatimindan çok, Irlanda'nin bütün duyularla hissedilebilen o büyülü atmosferi.