Deniz
John Banville
2005 Booker Edebiyat Ödülü


 

 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

TOPLANTI TARİHİ  :9.8.2006
GRUP DEĞERLENDİRMESİ : 4.6


http://www.complete-review.com/reviews/banvillej/sea.htm#ours
http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2005/11/10/AR2005111001673.html
http://www.threemonkeysonline.com/threemon_printable.php?id=257
http://www.bostonreview.net/BR29.1/boylan.html

 
   
 
 

 
DENİZ

John Banville

http://edebiyatelestiri.blogspot.com/2006/04/john-banville.html

Geçen günlerde, bir İngiliz yazarın esprili biçimde “şu İrlandalılara dilimizi zorla öğrettik, şimdi onlar bize öğretiyor” sözlerini okudum. Gerçekten de Sheridan, Wilde, Beckett, Joyce ve Shaw gibi edebiyat tarihinin dev yazarları İngiliz dilinin gelişiminde önemli rol oynamışlardır. İrlandalı yazarlar listesine sanırım son yıllarda gittikçe parlayan John Banville’i de ekleyebiliriz.

 Dili en uç noktalara götüren yazarlarına İngiltere’de ve Fransa’da okurlar çok değer verirler. Ülkemizde ise durum neredeyse tam tersini gösterir, yazarlar duyulmamış sözcükler kullandıkları için burada okurlar tarafından ağır eleştirilirler. Türkiye’de durumun farklılığı, dil kullanımı bir bakıma politik ya da dünya görüşü olarak da ele aldığımız için olabilir. Bu konuyu belki başka bir yazıda ele almak üzere şimdilik bir kenara bırakalım ve dili uçlara götürerek kullanan hatta belki zorlayan Banville’e dönelim.

 Bellek

 John Banville bol ödüllü, olumlu eleştiri almış “Deniz” romanında, eğer insan anımsamak için yeterince çaba gösterirse, neredeyse tüm hayatını tekrar yaşayabilir tezini ortaya atıyor. Benzer bir düşünceyi Albert Camus “Yabancı” romanında dile getirir. İdam edilmeyi bekleyen roman kahramanı, hayalinde belirli bir mutlu günü sonsuza dek tekrarlayabileceğini düşünür.

Gelişmiş bellek sayesinde tarihin ya da bireysel yaşamın bazı dönemlerini hep canlı tutmak mümkündür. Bir dönemi ya da bazı günleri özellikle zihne kaydederiz, özel bir kutlama ya da acılı bir olay, daha az önemli diğer anıları neredeyse silerek zihni ele geçirir. Banville romanında zihnin neleri nasıl anımsadığını anlatıyor.

 Hemen akla takılan bir soru: mutlu bir günü hatırlamak, mutluluk getirir mi? Biliriz ki, çoğu kez mutlu bir hatırayı zihinde yeniden oynatmak mutluluk ve neşeden çok, acı ve hüzün verir. Camus gibi Banville de bu romanında, anımsamanın doğasında acı çekmenin yattığını hissettiriyor.

 “Deniz,” orta yaşlı sanat tarihçisi Max Morden’in karısının ölümünün ardından çocukluğunu geçirdiği sahil kasabasına dönüşüyle başlıyor. Romanda olaylar iki temel zaman diliminde geçer, Max Morden’in on yaşlarındaki çocukluk günleri ile altmış yaşında hali arasında ani geçişlerle eski ile yeni birbirine bağlanır. Ayrıca iki zaman dilimi, iki kadını ve iki ölümü anlatır, roman da zaten iki bölümden oluşur. Bununla yazar iki ölümü birbirlerinden bağımsız düşünmediğini anlatmak ister gibidir.

 Kendini “keyifli merakları ve çok az hırsı olan bir adam” olarak tanıtan Max Morden, yoksul kasabanın, en yoksul evlerinden birinde yaşar. Babası evi terk etmiş, annesi ise sert mizaçlı bir kadındır. Hayatındaki tek eğlence yazları deniz kenarına tatile gelen varlıklı kentlilerdir. Önceleri sadece uzaktan izlemekle yetindiği tatilciler arasında özellikle bir aile onun için çok önemlidir. Hayatının ilk iki aşkını barındıran bu aileye yakınlaşması, sadece kasabalı eski arkadaşlarının değil annesinin de tepkisini çeker, bir anlamda yeni dostlukları yüzünden çevresine sırt dönmek zorunda kalır.

 
İsimler
 Çevirmenler için en zorlayıcı şeylerin başında kuşkusuz kelime oyunlarını aktarmak gelir. Bir dilde çok komik ve anlamlı olan bir şey, çevrildiği dilde aynı zevki vermez. Banville bu tür oyunları çok seven bir yazar. Roman boyunca kullandığı isimler bir şey çağrıştırır gibi. Bazılarını roman içinde yazar açıklamış, bazılarını da çevirmen dipnotlarla netleştirmiş ama bunların ötesinde belli bir anlamı olmayan ama okurun bilinçaltına uyarılarda bulunan isimler de var. Bayan Vavasour ekşi bir tat, roman kahramanı Max Morden ise maksimum ölüm çağrıştıran isimleriyle dikkat çekiyor, ayrıca Grace ailesi de, çocuğun çevresindeki kaba saba ve yoksul insanlarla karşılaştırıldığında doğal olarak zarafet çağrıştırıyorlar.

 Dipnotlardan söz açılmışken burada küçük bir parantez açmak gerekir. Bazı kelime oyunlarının çevirmen tarafından açıklanmasını çok yerinde bulsam da, bir romanda dipnotları fazla abartmamak gerektiğine inanıyorum. Bu çeviride Orpheus, Pluto (s.22) gibi mitolojik karakterlerin açıklanması bana çok gereksiz geldi. Ayrıca Vermeer gibi bir ressamı okur bilmiyorsa, kendi araştırmalıdır, kaldı ki çevirmen nasıl Picasso’yu açıklama gereği duymamışsa, Vermeer’i de açıklamamalıydı. Vermeer en basit başvuru kitaplarında kolayca bulunabilecek bir sanatçı. Genel kural olarak romanlarda yazarın açıklamadığını çevirmen açıklamamalı.

 İsim konusuna geri dönersek, Banville isimlerdeki gizli anlamların ötesinde karakter benzerliklerini de isimlerle vermiş. Örneğin, Carlo ile Charles roman içinde tamamen farklı karakterler olmalarına rağmen, birkaç kez birinden diğerine atlayan anlatı sayesinde aslında ilk bakışta görülenden daha fazla ortak nokta dikkat çekiyor. Max her iki adamın kızlarına âşık oluyor, ayrıca doğrudan söylenmese de bu iki adama karşı hissettiği yakınlık, aşklarını etkiliyor. Her ikisinin varlıklı olmaları da başka önemli bir nokta ama Max’a tepeden bakmayan erkekler oldukları için neden çekici geldiklerini anlayabiliyoruz.

 Sanat
 Banville daha önce yazdığı romanlarda da plastik sanatlara gönderme yapan bir yazar fakat “Deniz” bir sanat tarihçisi tarafından anlatıldığı için yazar burada daha derinlemesine sanatla bağlantı kurma olanağı bulmuş. Bu kuşkusuz romanın en güzel yanı. “Hafıza, nesneleri kıpırtısız tutmayı tercih ederek hareketi sevmez; anımsadığım pek çok sahne gibi bunu da bir tablo olarak görüyorum” sözleriyle bu bakışını dile getiriyor. “Kafasını ve sol omzunu eğerek, bir avcunu Rose’un gür saçlarının altında tutup öteki eliyle emaye bir tastan bol miktarda yoğun, gümüşi su dökerek tam Vermeer’in süt ibrikli hizmetçisinin pozunda duruyor.” Yazar bu tür benzetmelerle okurun gözünde canlı portreler yaratmayı başarıyor. “Burnu sola doğru biraz çarpıktır, bu yüzden tam karşıdan bakılınca tıpkı o soyut Picasso portreleri gibi hem cepheden hem de yandan görünüyor gibi gelir” şeklinde kişileri betimlediği bölümlerde de kişinin görsel olarak canlanmasını sağlıyor.

 Aslında yazarların bu denli görsel imgeler yaratmaları başka bir sorunu beraberinde getiriyor. Elbiseleri, takıları, elde tutulan kadehleri vb. o denli net anlatıyor ki, eksiklikler daha fazla hissediliyor. Örneğin “boru gibi sımsıkı, askısız bir elbise giymişti” (s.76) daha sonra “beyaz askısının üstüne düşmüş olan şarap damlası…” (s.85) Bir başka yerde de “elindeki kadeh yere düştü; içindekilerin yarısı etrafa saçıldı” dedikten bir paragraf sonra “kadehi elinden alıp dudaklarıma götürdüm” (s.21) okurda şaşkınlık yaratıyor.

 “Deniz” kısa olmasına rağmen, çok ağır okunan bir roman. Benzetmeler ve betimlemeler açısından Banville üstün bir yazar olarak görünüyor fakat aynı şeyi kurgu için söylemek hayli zor. İngiltere basınında Banville’in romanı, bir iki eleştiri dışında, aşırı olumlu tepkiler aldı. Çok eleştirmen onu Nabokov ile, hatta bir tanesi Joyce ile karşılaştırdı. Ben korkarım o denli olumlu olamayacağım, objeleri canlı varlıklar gibi anlatması ve doğa betimlemeleri (özellikle de denizi anlattığı bölümler) çok hoşuma gitse de, karakterlerini derin bulmadığım gibi, diyalogları da bazen televizyon dizilerinden çıkma gibi geldi.

Deniz / John Banville / çev.: Hasan Kaya / Can Yayınları / 2006 / 176 sayfa.

 
http://www.vesaire.com/kisi_hakkinda.php?kid=20894&sid=5f97853e478ee4d6e87c8f25e097e1eb

John Banville

Biyografi

Deniz
romanıyla 2005 Man Booker Ödülünü kazanan John Banville 1945 yılında İrlanda’nın Wexford kasabasında doğdu. Uzun yıllar Irish Times gazetesinin edebiyat sayfası editörlüğünü yapan Banville’in ilk kitabı olan Long Lankin 1970’te yayınlandı.

Zeki kurguları ve eşsiz üslubu ile Nabokov’un varisi olarak tanımlanan yazarın öteki yapıtları Nightspawn, Birchwood, Doctor Copernicus (1976 James Tait Black Ödülü), Kepler (1981 Guardian Roman Ödülü), The Newton Letter, Mefisto, The Book of Evidence (Tutanak Defteri-1989 Guinnes Peat Havacılık Ödülü), Ghosts (Hayaletler), Athena, The Untouchable (Dokunulmaz), Shroud, Eclips’tir.


http://www.tumgazeteler.com

Booker kitap ödülü John Banville`in

İngiltere`nin en itibarlı kitap ödülü Man Booker`a bu yıl layık görülen yazar İrlandalı romancı John Banville. 50 bin sterlinlik ödülün sahibi olan yazar, ``çok şaşırdığını`` söylüyor.

Banville, `Deniz` adlı romanıyla Booker jürisinin bu yıl en çok beğendiği yazar oldu.Edebiyat eleştirmenlerinden oluşan jüri, John Banville`i 6 yazara indirgenen nihai listeden seçti.Diğer favoriler Julian Barnes, Zadie Smith, Ali Smith, Sebastian Barry ve Kazuo Ishuguro`ydu.Banville ödül töreninde yaptığı konuşmada birinciliği ummadığını ve büyük şaşkınlık geçirdiğini söyledi.Jüri heyetinin başkanı John Sutherland, seçimin çok zor olduğunu belirtiyor.Jüri paneli John Banville ve Kazuo Ishiguro arasında tam ikiye bölündüğü için John Sutherland`ın nihai oyu ödülün John Banville`e gitmesinde belirleyici oldu.Sutherland, ``Çok zor bir karardı çünkü karşımızda birbirinden tamamen farklı ama hepsi çok iyi yazılmış altı roman vardı`` dedi.John Banville`in `Deniz` adlı romanı (The Sea), çocukluk tatilini geçirdiği deniz kıyısındaki kasabaya geri dönen bir adamın geçmişiyle hesaplaşmasını konu ediyor.Booker jürisinin ifadesiyle ``yürek acısının, hatıraların ve aşkın yeniden canlanışının ustaca kaleme alındığı bir kitap.``İrlandalı romancı 1991 yılında Booker ödülüne `Kanıtlar Kitabı` (The Book of Evidence) ile aday gösterilmiş, fakat son elemede `Günden Kalanlar` adlı kitabın yazarı Kazuo Ishiguro`nun yüzü gülmüştü.Edebiyat çevreleri bu kez Kazuo Ishiguro`nun kıl payı farkla ödülü kaybetmesini 1991`in rövanşı diye niteliyor.


Deniz kadar engin bir roman
http://www.maksimum.com/kultursanat/haber/38/56736.php

Can Yayınları, John Banville’in '2005 Man Booker Ödülü'nü kazanan Deniz adlı romanını okurlarıyla buluşturuyor. Ana dili İngilizce olan ülkelerin en önemli edebiyat ödülü sayılan Man Booker Ödülü, bu yıl İrlandalı yazar John Banville’in Deniz adlı romanına verildi. Eleştirmenlerin, “Kitapları ve edebiyatı ciddiye alan okurlar için olmazsa olmaz bir kitap,” diye tanımladıkları Deniz, Max Morden adında orta yaşlı bir sanat tarihçisinin öyküsünü anlatıyor. Kısa süre önce kanserden kaybettiği karısının yasını tutmak, anılarını canlandırmak, yalnızlığını avutmak için çocukluk yazlarını geçirdiği bir kıyı kasabasına gelen Max, çocukluğunun anıları ile karısının hastalık sürecini, onunla ilk tanışmasını, evlilik yaşamlarını paralel bir gelişme içinde hatırlayarak okura aktarıyor.

“İnsan, geçmişi anımsamak için yeterince çaba gösterirse, yaşamını yeni baştan yaşayabilir,” diyen Max’ın, bu yaşamı yeniden yaşama sürecinde çocukluktan çıktığı yıllardaki ilk cinsel dürtülerine, ilk fantezilerine tanık oluyoruz. Bu karmaşık öyküler arasında Max, kimi zaman av, kimi zaman avcı; kimi zaman kuzu, kimi zaman kurt olarak görünüyor.

Zeki kurguları ve eşsiz üslubu ile Nabokov’un varisi olarak tanımlanan John Banville, 1945 yılında İrlanda’nın Wexford kasabasında doğdu. Uzun yıllar Irish Times gazetesinin edebiyat sayfası editörlüğünü yapan Banville’in ilk kitabı olan Long Lankin 1970’te yayınlandı. Yazarın öteki yapıtları Nightspawn, Birchwood, Doctor Copernicus (1976 James Tait Black Ödülü),  Kepler (1981 Guardian Roman Ödülü),  The Newton Letter,  Mefisto, The Book of Evidence (Tutanak Defteri-1989 Guinnes Peat Havacılık Ödülü), Ghosts (Hayaletler), Athena, The Untouchable (Dokunulmaz), Shroud, Eclips’tir.

Bir İngiliz’in İrlandalılar için söylediği şöyle bir söz var: “Biz İrlandalılara bir dil verdik, onlar bize o dilin nasıl kullanılacağını öğrettiler. Bu dil ustalarının en ünlüleri olan Sheridan, Wilde, Shaw, Joyce ve Beckett’in arasında John Banville de haklı olarak yer alıyor. Man Booker Ödülü'nü kazanan Deniz’i jüri üyeleri, “Zamanımızın en büyük edebî üslupçularından ve bu oyunun zirvedeki ustalarından birinin yapıtı,” olarak tanımlıyorlar. Her cümlesinde yazarın bu benzersiz üslubunu ortaya koyan Deniz, kederi, anıları ve aşkı şiirsel bir doku içinde örerek bir araya getiriyor.

07.03.2006

Ölümle yüzleşerek yaşamı ve kendini tanıma çabası…
Deniz Şarman
 

             San’at’a derin bir bakış açısı olan ve bunu kültürle, mitolojiyle zenginleştiren, roman kahramanımız, çocukluk yazgılarının geçtiği sahil kasabasına, kendi gerçeğini aramaya gider.   Denizin çok etkileyici bir fon teşkil ettiği arayışında, aynı zamanda yine denizin doğal gelgit (med-  cezir) hereketleri akışında, roman kahramanlarının kişiliğini oluşturan anılarını gelgitleri başlar.
            Bilinç akışı olarak ta tanımlanan bu yöntemde Max’ın kişiliğini ören olaylar, denizin gel-gitleri metaforu yardımı ile yerlerine oturmaya başlar.     Çocukluk aşkları, çocukken yaşadığı aşk ve ölüm, geçmiş yılların ona kattığı yaşanmışlıklar, hayatına girerek onu yakından etkileyenler.. Anne, babası çocukluk arkadaşlıkları, kızı ve son aşkı olan karısı, onun ölümü…
            O güne kadarki yaşamın teşkil eden bu kişilikler ve onlarla ilgili olaylar düzgün gelgit hareketleri yaparak hafızasındaki rollerini, gide gele oynayarak, kendisine ait gençliği bulmasına yardımcı olmak için öykü boyunca yola çıkarlar…
            Ve met cezir metaforunda, denizin fon teşkil ettiği kasabada, sahillere de hepsi kahramanlarımızın hayat öyküsünü teşkil eden kişiliğini oluşturan değerli rollerini oynarlar.             Geçmiş zaman sisleri içinden olayları tahlil ederek kendini ve kendinde gerçeği araştıran kahramanımız sancılı tefekkür Düşünme dönemlerinden geçerek kafasını netleştirmeye çalışır… düşünen her kafa içinde keşfetmeye çalıştığı gerçekleri somutlaştırmaya çalışır.

          Olaylar hakkındaki araştırmalarını:
-
         ZAMAN,, -kişilik gelişimi, kişinin kendisine yakın hissettiği kimseleri tanımaya çalışırken ,benliğini algılama çabası, nereden gelip nereye gittiğini keşfetme yolunda derinleşmesi.
-
         Aşkı ve ölümü sorgulaması,
-
         Ölümle yüzleşerek,  yaşamın detayını yakalamaya çalışarak duygularını vurgulaması ile son bulur.

       09.08.2006