Margaret Atwood

Damızlık Kızın Öyküsü

Margaret Atwood

 


Anasayfaya

Eleştiri sayfasına

13.12.2017

  Editörün Notu : Amerika Birleşik Devletlerinde Cumhurbaşkanının ve parlamento üyelerinin pek çoğunun öldürülmesiyle başlayan ayaklanma sonucunda askerî  yönetim  dini kuralların desteğiyle  yönetime el koyar.  Bu totaliter yönetimde, ülkede doğum oranları çok düştüğü için genç kadınlar "Damızlık Kız" olarak, devlet eliyle kendilerine uygun görülen erkeklerle cinsel birleşmeye mecbur edilirler.- Kadın hakları tamamen kaldırılır. Kadınların adları değiştirilir.  Kendi adlarıyla değil kendilerine tayin edilen erkeğin adıyla çağrılmaya başlarlar. Komutan ile ilişkiye zorlanan Damızlık Kız artık "Fredinkidir" Kızların birbirleriyle birleşme dışında kimse ile temas etmemeleri gerekmektedir. Kumandanın karısı, kocasının "Damızlık Kız" ile yakınlaşmaya başladığını bulgular. Damızlık Kız "Tanrının Gözleri" adlı gizli polis teşkilatı tarafından yakalanır.  Bu arada ülkede "Mayday"  İmdat" kod adlı bir direniş haraketi başlamaktadır...  

 

Damızlık Kızın Öyküsü Yalnızca Bir Distopya Değil

https://oggito.com/

Yalan ve şiddet yaşadığımız dünyayı, zamanları distopyaya yaklaştırıyor. Çünkü, okuduğumuz distopyalar bu ikisi üzerine kurulur. Melike Uzun

Normal’den Distopik Dünyaya Sinemaya aktarılan Damızlık Kızın Öyküsü’nün şimdilerde 10 bölümlük bir dizi olarak televizyona uyarlandığını Notos’un 60. sayısında okumuştuk. Kitabın ’92 AFA baskısından bu yana yeni baskısının yapılmadığı bu haberle birlikte gündeme gelmişti. Eser çok geçmeden Doğan Kitap tarafından, aynı çevirmenlerin kaleminden yayımlandı.

Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü bir distopya, ancak onu distopya olmaktan çıkarıp gerçeğe bir adım daha yaklaşmasını sağlayan birkaç özelliği var. Romanın ana zamanını oluşturan “şimdi”den önce kahramanın ailesiyle birlikte “normal” hayat sürdüğü anlatılıyor. Yazarın kurduğu distopik dünyanın adım adım değişiklerle meydana gelmiş olduğu düşüncesi ve tarih belirtilmemiş olsa da, bir tür günce biçiminde yazılmasından dolayı okuyucu kahramanla empati kurup onun gözünden distopyanın korkunçluğunu en yalın haliyle görebiliyor.

Geçmişte kalan “normal” hayat, anlatıcı kadın “Fredinki”nin zihninden zaman zaman geri dönüşlerle aktarılıyor. Bu geri dönüşler okuyucuyu şimdinin ağırlığına ikna ediyor. Fredinki, yeni kurulan düzende kocasının, kızının, annesinin yaşayıp yaşamadıklarını, nerde olduklarını bilmez, eğer yaşıyorlarsa onun yapacağı bir hata yüzünden ölebilecekleri korkusunu hep taşır. Ülkede sistem değiştiğinde üçü –Fredinki, kızı ve kocası– bir kaçış planı yapmış, korku içinde evlerini terk edip sınıra doğru yola çıkmışlar, ancak başarılı olamamışlardır. Fredinki, yeni sistemde kurulan hiyerarşinin bir parçası olarak çocuk doğurmak üzere komutanlara tahsis edilen “damızlık kız” olmuştur, kocasının ve kızının akıbetini öğrenemez.

Her katman için korkunç olan sistemin en üstünde bulunan, komutanlar ve eşleri, eğitici teyzeler için kısmen hareket serbestliği söz konusudur, normal dünyada da olduğu üzere var olanın en iyi ahlaka dayalı olduğunu savunup zaman zaman soyut ve somut biçimlerde kuralları delerler. Hiyerarşik katmanın bir altında bulunan, daima kırmızı giyen Damızlık Kızlar, ev işlerini sürdüren Marthalar için hayat zordur, ama asıl önemlisi her zaman ölümle yüz yüze olmalarıdır. En küçük hatada ya da sözün, bakışın kastedilenden uzağa düşmesinde Duvar’daki çengelde bir cesede dönüşebileceklerdir. Yan Hikâyeler ve Şiddet

Romanın temel hikâyesinin içinde bir diziye kolayca aktarılmasını sağlayacak pek çok yan hikâye bulunuyor. Her yan hikâye ayrı ayrı etkileyici. Bunlardan biri Fredinki, (anlatıcı kadının gerçek adını roman boyunca öğrenemeyiz, Fredinki ona sonradan, komutana bağlı olarak verilen isimdir) kocası Luke ve kızlarının kaçarken yaşadıklarıdır. Ailenin, komşularına durumlarını sezdirmemesi gerekir. Bir süredir başları belaya girmesin diye konuşmaktan kaçınmakta, karşılaştıkları komşularıyla uzaktan selamlaşmaktadırlar. Bu durumda kaçarken evdeki kediyi ne yapacakları gündeme gelir. Küçük kız yanlarında götürmeyi önerir ama bu mümkün değildir. Yollardaki kontrollerde ülkeden ayrıldıkları, bütünüyle toparlandıkları hissi uyandırmamalıdırlar. Süresiz gittikleri için evde bırakamazlar, dışarı salarlarsa hayvan geri dönüp miyavladığında komşular evde olmadıklarını anlayacaklardır. Bu durumda tek çareleri kalır, Luke kediyi öldürmek üzere alıp garaja götürür.

Yalan ve şiddet yaşadığımız dünyayı, zamanları distopyaya yaklaştırıyor. Çünkü, okuduğumuz distopyalar bu ikisi üzerine kurulur. Damızlık Kızın Öyküsü’nde de şiddetten uzak yaşayan ailenin distopik dünyaya adım atmaları bir kediyi öldürmekle başlar. Bu başlangıç, şiddetin vuku buluşu, “normal” dünyadan distopik dünyaya geçişin işaretidir.

Romanın şifrelerinden, üzerine kurulduğu yapılardan biri de “Nolite te bastardes carborundorum” cümlesidir. Fredinki, bütünüyle boş odasının her gün bir ayrıntısını keşfetmeye çalışır. Bu keşif ayakta kalmak için kullandığı yöntemlerden biridir. Söz konusu cümle çok zor görünebilecek bir kıyıya yazılmıştır. Fredinki, uzunca bir süre düşündükten sonra anlamını tesadüfen öğrenir. Anlamı öğrendikten sonra cümleyi dilinden düşürmez. Hikâyenin sonu bu cümlenin anlamı ve Fredinki’nin cümleyi sahiplenişi açısından düşünüldüğünde belirsizlikten kurtuluyor. Cümlenin ışığında, anlatıcının hikayesinden sonraki yaklaşık yüz elli yıllık zaman sıçramasında duyduğumuz ferahlık anlam kazanıyor, romanın fikri yön değiştirmiş ve güçlenmiş oluyor.

Kadın Anlatısı Olarak Distopya

Bu romanı diğer distopyalardan ayıran bir başka özellik normal hayattan distopik hayata geçişin kadınların yaşamdan bütünüyle sürülüp tutsaklar haline getirilmesiyle başlaması. Geçiş zamanlarında anlatıcı kadının kocasının, marketteki çocuğun üstten bakan, hâkim, durumdan alttan alta memnun ifadelerine tanık oluruz. Bu özellik de Damızlık Kızın Öyküsü’nü gerçeğe bir adım daha yaklaştırıyor. Doğu - Batı tartışmalarının kadın iffeti, kadının sokağa çıkması ile eve kapanması üzerinden yapıldığı, muhafazakârlığın ilk olarak kadının statüsünü muhafaza ettiği, totaliter rejimlerin kadın bedenine müdahaleyle, kürtajın yasaklanmasıyla ilk sinyallerini verdiği düşünülürse bir distopyanın kadına tahakküm üzerine kurulması onun gerçekle bağını güçlendirmesi demektir.

Fredinki, duyguları ve duyularıyla o kadar canlıdır ki Atwood’un bu romanı, okuyucuyu, hikâye anlatmaya odaklı bir distopyadan çok daha fazla etkiler. Kimi okuyucular anlatımı tam da bu yüzden melankolik bulsa da Fredinki’nin dokunmaya, küçük yararsız nesnelere sahip olmaya olan ihtiyacı onu canlı ve etkileyici kılıyor, bize, romanı sonuna dek merakla okuma motivasyonu sağlıyor. Mağaralarda, yalnızca korunma amaçlı kullanılan dört duvar evlerde yaşanan zamanlardan bu yana kültürel olarak evrimleşmiş insan türü, özellikle de kadınlar için, nesnelerden uzak, bomboş bir odada yaşıyor olmak başlı başına bir melankoli ve kasvet nedeni olsa gerek. Kısacası Atwood’un anlatımı anlatılanla örtüşüyor, bu yüzden onun anlatımını melankolik ya da kasvetli bulmak pek haklı bir eleştiri sayılmaz. Sonunda, sonuç olarak: “Nolite te bastardes carborundorum.”


Margaret Atwood’la Damızlık Kızın Öyküsü, Kadınlar Yürüyüşü ve Diğer Konular Üzerine
20 MAYIS 2017 BEĞENDİKLERİMİZ DÜNYA EDEBİYATI ROMAN SEVİN TURAN

http://begenmeyenokumasin.com/
Distopik roman Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s Tale), ilk kez 1985’te yayınlanmış olsa da, satışları ABD’de Donald Trump’ın başkan seçilmesinden sonra hızla arttı; ve bu artış boşa değil.

Tüyler ürpertici seviyede ileri görüşlü bir eser olan Damızlık Kızın Öyküsü, ataerkil teokrasiyle yönetilen Gilead’da geçiyor. Buradaki kadınların bütün hakları ellerinden alınmış. Doğurgan olan birkaçı da yönetici sınıfın çocuklarını doğurmaları için seks köleliğine zorlanıyor. Bu karanlık püriten toplumda, papazlar, rahibeler, feministler, isyancılar ve geleneksel cinsiyet ya da toplumsal cinsiyet normlarına uymayan herkes çok ağır bir biçimde cezalandırılıyor. Ceza ya Koloniler’e sürgüne gönderilmek ya da halkın gözünün önünde asılarak idam edilmek. Hikâye ne kadar mantıksız görünürse görünsün, yazar örneklerini gerçek tarihi olaylardan aldığını ifade ediyor. Dahası Trump, geçtiğimiz kasım ayında başkan seçilmeden önce bile kitabın yazarı Margaret Atwood, İngiliz The Guardian gazetesine, Trump’ın kampanyasının etrafını saran kadın düşmanı, ırkçı, homofobik/transfobik atmosfer ışığında düşünüldüğünde, romanında anlattıklarının “gözlerinizin tam önünde gerçekleştiğini” söylemişti.

Atwood’un “spekülatif kurgu” olarak tanımladığı eseri, çok sayıda edebi ödül kazandı. Kitap sayısız öğrencinin ödevlerine konu oldu, hatta ABD’nin Teksas eyaletinde bir lisede “cinsel içeriği ve Hristiyanlara saygısızlık içermesi” nedeniyle yasaklandı. Dahası 1990’da filme çekilmesine, bir opera, bir bale, bir de bu ağustosta tamamlanacak çizgi roman uyarlaması olmasına karşın, ABD’nin dijital platformlarından Hulu üzerinde 26 Nisan’da yayına giren dizi uyarlaması sayesinde Damızlık Kızın Öyküsü, hem popüler kültürün hem de siyasi zeitgeist‘ın bir parçası oldu.

Dizide hikâyenin anlatıcısı ve başkarakteri olan Offred’i Mad Men‘den tanıdığımız Elizabeth Moss canlandırıyor. Offred’in kendisiyle birlikte kaçırılan ve damızlık kız olmaya zorlanan en yakın arkadaşı Moira rolünde, akıllarda Orange Is the New Black‘le yer etmiş Samira Wiley var. Offred’in zamanla yakınlaştığı ve sonrasında toplumsal cinsiyet kurallarına uymadığı için cezalandırılan arkadaşı Ofglen’i ise Gilmore Girls‘ün yıldızı Alexis Bledel canlandırıyor. Dizi, bütün iyi distopyalarda olduğu gibi, toplumdaki sorunlara ayna tutuyor ve izleyicileri çok geç olmadan uyanıp harekete geçmeleri konusunda uyarıyor.

Amerikan Teen Vogue dergisi, aynı zamanda Hulu’nun dizisi için danışmanlık yapan Atwood’la bir araya geldi ve uyarlamayla ilgili fikirleri, hikâyeyi yazarken ilham aldıkları ve Damızlık Kızın Öyküsü‘nün neden Donald Trump çağında her zamankinden daha yerinde olduğuyla ilgili görüşlerini aldı.

TV: Televizyon uyarlaması hakkında nasıl hissediyorsunuz? MA: Çok tuhaf hissediyorum çünkü biz bu projeye başladığımızda Sayın Trump henüz seçilmemişti. Ancak seçildiği günden bu yana ilgide çok büyük bir artış oldu. Gerçi seçim zamanı sosyal medyada konuşuluyordu, insanlar çoktan “Margaret Atwood’un kurgusunu gerçek yapmayın” demeye başlamışlardı. Ama o dev kadın yürüyüşünde…

TV: Siz yürüyüşe katıldınız mı?
MA: [Gülüyor] Evet, Toronto’da. Pembe bir şapkam vardı. İtiraf ediyorum şapkamı kendim örmedim, kulaklı şapkalardan da değildi ama pembeydi. Yürüyüşte insanlar “Margaret Atwood’un yeniden kurgu olmasını sağlayın”, “Damızlık Kızın Öyküsü bir kullanım kitapçığı değildir” yazılı pankartlar taşıyorlardı. Epey etkileyici…

TV: Kitabı yazdığınız döneme geri dönersek, size ilham veren şey ne oldu? Fikirlerinizin kaynağı neydi?
MA: Üç farklı kaynak vardı. Birincisi 17’nci yüzyılın Püriten Amerika’sı. Bu nedenle olaylar bir din okulu olarak kurulmuş olan Harvard’da geçiyor. Kitaptaki her binanın gerçek hayatta da bir karşılığı var. Komutan’ın evi olarak kullanılan bina hariç ki o da sonradan yıkılmış bir bina. Diğer hepsi Harvard’da var. Üniversite baştan bundan memnun olmamıştı ama sonradan onlar da kabullendiler. Dahası böyle bir rejimi sadece eski bir din okulunda değil, aynı zamanda günümüzde liberal demokrasinin kalelerinden biri olarak görülen bir yerde konumlandırmak da ilginç oldu. Her şey olduğundan farklı amaçlar için kullanılabilir, ki kullanıldı da. Her şey yaşanabilir. Ben şu yaşımda böyle bir şeyin burada olamayacağına asla inanmadım. Çünkü şartlar olgunlaşırsa her yerde her şey olabilir. Bu birinci kaynaktı. İkinci kaynak benim bol bol bilimkurgu ve 1984 gibi distopyalar okumamdı. Bu tür kitapların kahramanları o dönemlerde erkeklerdi. Böyle bir topluma bir kadın kahramanın gözünden bakmanın ilginç olacağını düşünmüştüm.
Üçüncüsü de o dönem gazetelerde sıkça yazıldığı üzere insanların feminizmden rahatsız olması ve ellerinde güç olsa neler yapabilecekleriydi. (Bu konudaki gazete kupürlerini biriktirdim. Toronto Üniversitesi Thomas Fisher Nadir Kitaplar Kütüphanesi’nde ‘Damızlık Kızın Öyküsü kupürleri’ dosyasında bulabilirsiniz.)
Romanıma gerçekte yaşanmamış hiçbir şeyi koymayacağım için çok fazla araştırma yaptım. Çokeşlilik ve ibadethane kuralları ve kadınlarla ilgili kurallar ve böyle şeyler ama aynı zamanda insanların iktidar sahibi olsalar neler yapacaklarına dair söyledikleri şeyler… Hepsi orada. O zamanlar bile insanlar “Breh breh, bunlar asla olmaz” diyordu. Ben öyle demiyordum. Dolayısıyla 80’lerde ben kitabı yazarken gelen tepkiler, 70’lerin feminizmine karşı bir duruşun mahsulleriydi.

TV: Hikayeyi neden büyüdüğünüz ve şu anda yaşamakta olduğunuz ülke Kanada yerine ABD’de geçecek şekilde yazdığınızı anlatır mısınız?

MA: Yakın zamanda da gözlemlediğimiz üzere, Kanada, bir mutlak totaliter rejime kolay kolay teslim olmuyor. Bunun sebebi kısmen toplumun çok farklı gruplardan meydana geliyor olması. Böyle bir şeyi destekleyecek yeterli sayıda insan bulamazsınız. Nüfusun üçte birinin davaya yürekten inanması lazım. Ya da oportünist olması. Böyle bir şeye karşı Quebec kuvvetle direnir. Kanada tarihsel olarak sığınılan bir ülkedir. Bu nedenle Damızlık Kızın Öyküsü‘nde kaçanlar Kanada’ya gidiyor. İnsanlar şu anda da, tarihsel modele uygun bir biçimde, Kanada’ya kaçıyor.

Böyle şeyleri uyduramazsınız. Yani uydurursanız insanlar, “Ne karanlık ruhlu bir insansın” diye düşüneceklerdir. Halbuki ben gayet neşeli, mutlu bir insanım. Ama bunların hepsi yaşandı, öyle ya da böyle…

TV: Karakterler için ilhamınız neydi? Offred karakterini nasıl geliştirdiniz?

MA: İnsanlar bana Offred’in neden daha dirençli olmadığını sordu. Neden öyle değil, neden böyle değil? Neden protestolar düzenlemediler? Totaliter ve otoriter rejimler protestoculara ateş açar. Bakınız Tiananmen Meydanı, bakınız Arap Baharı. Bakınız protestocuları acımasızca vurdukları Nazi Almanyası. Beyaz Gül grubunu bilir misiniz? Basitçe söylemek gerekirse, et kancalarına asılarak cezalandırılmışlardı. Duvara asılan rahibe gelince, Karmelitlerin Diyaloğu’nu hatırlamanızı isterim. Dolayısıyla protesto bir seçenek olmaktan çıkar. Tarihte olduğu gibi bir yeraltı hareketi yaşanır. Quaker’lar kölelik için olduğu gibi, burada da devreye gireceklerdir ve girmişlerdir. Kölelik döneminde kölelerin okuması yasak olduğu gibi bu dönemde de kadınların okuması yasaklanır. Özetle örneklerimi gerçekte olan şeylerden aldım. Üstelik böyle bir rejim diğer tüm dinleri de yasaklar.

TV: Başlarda, gelecekte olacaklara işaret eden bir sahne var: Ofglen, Offred’e işlerini hallettikten sonra eve dönerken nehir kıyısından yürümelerinin bir sakıncası olup olmadığını soruyor. Yetkililerin infaz edilenleri sallandırdığı duvarı görmek istiyor. Duvara yaklaştıklarında, Ofglen asılmış bir LGBTQ bireyin cansız bedeninden çok etkileniyor. Biraz bu sahneden ve günümüzün olayları ve kültürüyle nasıl örtüştüğünden bahseder misiniz?

MA: Tabii ki… Cinsiyete ihanet. Dizide Ofglen bununla suçlanıyor. Ve şu an böyle şeyler hakkında yazılar yazan insanlar var. Çoğunlukla translar hakkında yazıyorlar, ihanet de demiyorlar ama kabul de etmiyorlar. Trump yönetiminin transları koruyan yasaların iptali için neler yaptığını gördünüz. İnsanların buna neden bu kadar takık olduğuyla ilgili fikrimi de sorarsanız, çünkü rolleri sorgulanıyor. Bir kişi kadınken erkek ya da erkekken kadın olabiliyorsa, bu onları ne hale getiriyor? Otoritelerinin kaynağı ne? Bazı şeyler bu kadar oynak olunca, güvensizlik hissediyorlar.

TV: Sizce Gilead, başka yerlerin başka zamanların metaforu mu?
MA: Eh, evet, başka yerler ve zamanlar benim kaynağım. Dolayısıyla elbette totaliterlikle ilgili ulaşabildiğim her şeyi değerlendirdim. Örneğin, Çavuşesku’nun Romanya’sında zorunlu doğum uygulamasının felaket sonuçları oldu çünkü bebeğine bakacak parası olmayan kadınlar doğum yapmaya zorlandı. Ve benim bunu değerlendirmem lazım çünkü bu Trump rejiminin de yaptığı şey. Hamile kadınların sağlığı için ayrılmış finansmanı iptal etmek. Gilead’da durum bundan daha iyidir. En azından orada yeterince yiyecek alabiliyorlar. Şaka yapmıyorum. Yiyecek alacak ve doğum masraflarını karşılayabilecek parası olmayan kadınlara zorla doğum yaptırıyorsunuz. Peki elinize ne geçecek? Elinize geçecek şey bir sürü ölü insan. Bence buna çok tepki gelecek. Ümit ediyorum ki gelir. Görün, bakın! Birileri doğum yaparken sağlık yardımı alamadığı için ölen kadınlar için internette bir sayaç başlatacak.

TV: Gilead’da kadınların hakları olmadığı için maaşlı işlerde çalışmalarına, mülk edinmelerine ya da banka hesabı açmalarına izin yok. Bu özellikle Offred’in banka kartının reddedildiği sahnede çok net bir biçimde ortaya çıkıyor. İzleyicilerin ve okuyucuların buradan nasıl bir mesaj almasını umuyorsunuz?

MA: Wikileaks CIA’in hack’leme araçları konusunda bir yığın belge yayınladığında fark ettiniz mi bilmiyorum, ama kredinizi göz açıp kapayıncaya kadar kesebilirler. Bir anda parasız kalabilirsiniz. Henüz bu aşamaya geldiğimizi düşünmüyorum ama belli mi olur? Evet, ellerinde araçları var ve evet, fişinizi çekebilirler. İnsanlar her şeyin dijital olması gerektiğini, kağıt paradan kurtulmamızı savunuyor. Hayır yapmamalıyız! Bence Offred ve Moira’nın kahve almaya gittiği ve kartının çalışmadığı o sahneyi çok zarif bir biçimde çekmişler. Geri dönmelerini sağlamak için yapacağınız şey bu olurdu, para bulmalarını imkânsız kılmak.

TV: Seyircilerin diziden ya da kitabınızdan ya da ikisinden birden ne mesaj almasını umuyorsunuz? MA: Ümidim düşünmeleri olur. Ve, “Nasıl bir dünyada yaşamak istiyorum?” demeleri… Eğer o dünyada yaşamak istemiyorsam, o tarafa meyilli görünen herhangi bir uygulama karşısında bir tavır almalıyım.
Kitap piyasaya ilk çıktığında İngilizce konuşulan üç ayrı ülkede, üç ayrı tepki aldı. İngiltere’de çok beğenildi çünkü orada insanlar 17’nci yüzyılda din kaynaklı bir iç savaş yaşamıştı ve bir daha aynı şeyleri yaşamaya hiç niyetleri yoktu. Kanada’da, Kanadalıların o kaygılı tavrıyla, “Burada da olabilir mi?” diye sordular. Kanadalılar her zaman orada da olup olamayacağını sorgular. Merak ede dursunlar, yakın zamanda bizim de bu işlere ucundan bulaşan bir başbakanımız vardı. Öte yandan ABD’de, 1985’te bile insanlar, “Ne kadar zamanımız kaldı?” diye soruyorlardı.

TV: Ya şimdi?

MA: Şimdi, “O günler geldi” diyorlar.

Röportaj: Elizabeth Warkentin/Teen Vogue

 

Damızlık KızBir feminist distopya örneği olarak Damızlık Kızın Öyküsü

http://t24.com.tr

Bir sabah uyanıyorsunuz ve bir kadın olarak artık sözünüzün hiçbir hükmü yok. Banka kartınız yok. İşten kovuldunuz. Alışveriş yapmak için kocanızdan para almak zorundasınız. Bunlar iyi ihtimaller...

TUĞÇE YILMAZ

“Fazla düşünmemeye çaba gösteriyorum. Başka şeyler gibi, şimdi düşünce de karneye bağlanmalı. Düşünmek şansını zorlayabilir insanın, benim amacım dayanmak oysa.”

Annesi beslenme uzmanı, babası ise böcek bilimci olan Atwood babasının mesleği nedeniyle her zaman ormanla, doğayla ve hayvanlarla iç içe oldu.

<.>İlk yazma deneyimini altı yaşındayken gerçekleştirdi. 16 yaşına geldiğinde profesyonel olarak yazmaya başladı. Üniversitede sanat tarihi bölümünde okudu, yan dal olaraksa psikoloji ve Fransızca bölümlerinde eğitim gördü. Şiir kitapları yazdı. Bu kitaplarla aldığı ödüller ve burslarla eğitimini tamamladı. 1985 yılında Damızlık Kızın Öyküsü romanını kaleme aldı ve dünya çapında üne kavuştu.

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood, Çev.: Sevinç Altınçekiç ve Özcan Kabakçıoğlu, Doğan Kitap Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood, Çev.: Sevinç Altınçekiç ve Özcan Kabakçıoğlu, Doğan Kitap Damızlık Kızın Öyküsü için distopya desek de yazarın, romanın türü için önerdiği başka bir mefhum var: “Üstopya”. Her ütopyanın içinde bir distopya, her distopyanın içindeyse bir ütopya olduğunu savunduğu için böyle bir mefhum oluşturmuş yazar. Yazmaya başladığı dönemde H.G. Wells ve Jules Verne gibi isimlerden etkilenmiş. George Orwell, Ursula K. Le Guin gibi isimlerden de feyzaldığını belirten Atwood’un, eserlerini hangi türde kaleme alırsa alsın koruduğu bir ilke var: Kadın hakları. Feminizmle ilk gençlik yıllarında tanışan yazar, kadınların ve erkeklerin eşit olması gerektiğinin üzerinde ısrarla durur; ancak eserleri bu tarzda değildir. Özellikle Damızlıklar ve komutanların karıları, sürekli bir çatışma içindedir. Kadın dayanışmasının esamesi okunmaz. Damızlık Kızın Öyküsü, esasen bir rejim eleştirisi ve arayışıdır.1 Bu denli hava kirliliğinin yaşandığı, kimyasal maddelerin suyumuza dahi karıştığı bir dünyada, yaşam ne kadar sürdürülebilir ya da daha ne kadar sağlıklı kalabiliriz? Yazar, yaşam savunucusu bir feminist olarak okuru tüm bunları sorgulamaya davet eder. Bu denli hava kirliliğinin yaşandığı, kimyasal maddelerin suyumuza dahi karıştığı bir dünyada, yaşam ne kadar sürdürülebilir ya da daha ne kadar sağlıklı kalabiliriz? Yazar, yaşam savunucusu bir feminist olarak okuru tüm bunları sorgulamaya davet eder.

“Biz iki bacaklı rahimleriz, hepsi bu”

Roman, feminist yazın içerisinde, kısa sürede önemli bir yer edindi. Kadınların haklarının elinden alındığında geriye nasıl bir dünya kalacağının kötücül bir portresi olan distopik romanda şöyle bir tablo çiziyor Atwood: En temel haklarından bile mahrum bırakılmış, sadece doğurganlık özelliği olanların “damızlık” olarak komutanların evine alındığı ve diğerlerinin de yaşamak için ya hizmetçi ya da seks işçisi olmak zorunda kaldığı bir grup kadın. Seçme şansları yok. Duvarın dibinde cansız bedenleri sallanmasın diye hepsi bedeninden vazgeçmek zorunda şimdi. Damızlık Kızın Öyküsü, Türkiye’de ilk kez Ekim 1992’de Afa Yayınları tarafından yayımlandı. Türkçeye Sevinç Altınçekiç ve Özcan Kabakçıoğlu tarafından çevrilen kitabın tükenen baskısının ardından uzun yıllar baskısı yapılmadı. Nihayet, 2017 yılında Doğan Kitap tarafından kitap yeniden yayımlandı.

Dünya genelinde Atwood’un en bilinen romanı olan kitap, 1990 yılında sinemaya da uyarlandı; ancak pek çok farklı versiyonu çekilen filmler, roman kadar yankı uyandırmadı. 9 Kasım 2016 seçimlerinden sonra Trump’ın ABD başkanlığına gelmesiyle Amerika’da çok satanlar listesine birinci sıradan giren kitabın yeniden bu denli gündeme gelmesinde, internet üzerinden yayınlanan ve ilk bölümü Nisan 2017’de izleyiciyle buluşan dizi uyarlamasının etkisi büyük.

“Tohumların kutsansın”
Başrolünde Elisabeth Moss’un yer aldığı dizide Joseph Fiennes, Yvonne Strahovski, Samira Wiley, Max Minghella ve Madeline Brewer gibi isimler karşılıyor bizi. Atwood da danışmanlar arasında. Dizi, 69. Emmy Ödül Töreni’nde En iyi Dizi, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Senaryo ve En İyi Yönetmen ödülleri dâhil olmak üzere on ödül aldı.2 Kimi eleştirmenlere göre, romandan daha iyi bir eser ile karşı karşıyayız. İyi bir görüntü yönetmenliğinde izlediğimiz dizide, romandan farklı bazı detaylar var. Romanda komutanların eşleri mavi giyinirken, dizide görselliğin zenginleştirilmesi için yeşil ve yeşilin tonlarını da görebiliyoruz ve hikâye güncele uyarlanmaya çalışıldığı için, kadınların önceki hayatlarından sunulan kesitler de güncel. Örneğin, ana karakter June veya yeni adıyla Offred (Fred’inki), Tinder kullanıyor. June, bir yayınevinde editör. Kocasıyla bir sosisçinin önünde tanışıyor ve bir müddet sonra onunla evleniyor. June ve kocasının bir çocuğu oluyor. Doğumdan sonra dışarıdan editörlük yapmaya devam eden June’un bir gün, alışveriş yaptığı esnada banka kartı işlem için onay vermiyor.

Handmaid's Tale dizisinden bir kare

Bir sabah uyanıyorsunuz ve bir kadın olarak artık sözünüzün hiçbir hükmü yok. Banka kartınız yok. İşten kovuldunuz. Alışveriş yapmak için kocanızdan para almak zorundasınız. Bunlar iyi ihtimaller. Hava kirliliği ve çevresel atıklar, büyük hasar gören ekosistem yüzünden dünyaya yeni çocukların gelmesi artık çok zor, hatta imkânsıza yakın. Yeni doğanlar olsa da doğdukları gün ölüyor. Hayatta kalan sadece bir veya iki bebek var. Eski Amerika Birleşik Devletleri toprakları üzerine kurulan ve otokrat rejimle yönetilen Gilead isimli ülke, yeni bebeklerin doğması için önceden doğum yapmış kadınları alıp “üretime” dâhil ediyor. Şimdi bu kadınlardan birisiniz. İsminiz yok. Kullanacağınız kelimeler çok önceden belirlenmiş ve bazı kelimeleri söylemek yasak. Yeni terminolojide “İyi günler,” yerine “Tohumların kutsansın,” kullanılıyor.

Erkeklerin yönetimde olduğu ve aslında damızlık olarak bir komutana hizmet vermenin kutsal addedildiği yeni rejimde “merhaba” da yasaklı kelimeler arasında. Kişisel bir iletişim kurmak tamamen yasak olduğu için, merhaba diyen insanlar aslında rejimin dışında kalmış insanlar. Seks işçileri ve diğer kadınlar ya da yeraltı örgütlenmesindeki erkekler... Biri, ancak size güvenebileceğini anladığında “Merhaba, nasılsın?” diyor. Dildeki değişim, düşüncedeki değişimin salt tezahürü. Rejim, herkesi kendi gibi düşünmeye zorluyor.

Baskı ve direniş

Bir seremoni başlıyor şimdi kadın ve devlet arasında. Devletin malı olan kadın, her ay doğurganlık döneminde evinde yaşadığı komutanın tecavüzüne uğruyor. Ses çıkarması, kaçması ve saldırganlaşması yasak. Damızlık, komutanın karısının bacaklarının arasında ve komutanın karısı tarafından bileklerinden tutulmuş halde uzanıyor. Seremonide, komutanların karılarının da yer almasının nedeni, içinde bulundukları durumu biraz normalleştirmek. Biri uzanmış, biri donuk gözlerle olan-biteni izleyen iki kadın arasındaki sınıf farkı, giysilerinden ve o anki konumlanışlarından anlaşılıyor. Damızlıklar kırmızı, komutanların karıları ise mavi-yeşil renk elbiseler giyiyor. Offred, bununla ilgili, “Ordu olmamızı istemiyorlarsa bizi aynı renk giydirmeyeceklerdi” diyor.

Karşımızdaki doğurgan kadınlar ordusu, yeni bir rejimin mağdurları gibi görünse de hepsinin kendine ait bir direniş alanı var. En kötü durumda olan bile kaldığı odada görünmeyen bir yere, “Bu piçlere kendini ezdirme” yazabiliyor. Tabii delici veya kesici bir cisim yardımıyla, çünkü yeni rejimde kitap okumak ve yazı yazmak da yasak. Kendinden sonra o odaya gelecek olana umut olacağını bilerek yazıyor damızlık bunu. Bu küçük başkaldırılar bir karşılık buluyor. Damızlıklar ve yeni rejimden rahatsız olan erkekler, gizli bir örgütlenme olan “Mayday” için çalışmaya başlıyorlar. Bu yeraltı örgütten, Offred de haberdar oluyor. Offred’ın arkadaşı Ofglen (Glen’inki), bu örgüt için çalıştığı için cezalandırılıyor gibi görünse de sadece lezbiyen olduğu için cezalandırılıyor. Rejimde, LGBTİ+’lara da yer yok. Duvar dedikleri teşhir bölgesinde idam edilen insanları gördüğünüzde de anlıyorsunuz bunu. Duvarda sallanan insanlardan birinin kafasına geçirilen çuvalda minik bir üçgen var. 1945 Almanyası’nda cinsel yöneliminden ötürü toplama kamplarına gönderilen insanlara da yine bu üçgen şeklindeki damga kullanılıyordu. Damızlıkların tek yapabildiği ise cansız bedenlere bakıp yaşamlarının ne denli iyi olduğunun ayrımına varmak ve Tanrı’ya şükretmek.

Polonya'da gerçekleştirilen eylemden bir kare Damızlık olmayı istemeyen kadınlar için bir seçenek de genelev. Genelev sahnelerini izlediğimiz bölümde görüyoruz ki, buradaki kadınların bazıları sosyoloji öğrencisi, bazıları gazeteci, bazıları ise profesör. Her rejimde olduğu gibi riyakârlık bu rejimde de engellenemediği için Offred’in komutanı ve diğer komutanlar da bu genelevin müdavimlerinden. Genelev, şehrin dışında ve bir noktadan sonra kadınların ulaşımına kapalı. Komutanlar, karılarıyla dahi geçemiyor sınırdan.

Dizinin etkisiyle Trump’ın kadın karşıtı politikalarının protestolarında binlerce kadın birer damızlık gibi giyindi. Trump, 2016 yılında kürtaj yaptıran kadınların bir şekilde cezalandırılması gerektiğini söylemiş ve ardından Aile Planlaması'na ayrılan bütçeyi kesen yasayı imzalamıştı. Kırmızı pelerinleriyle Washington ve New York’ta Trump’ın kadın politikalarını protesto eden kadınlar, kendilerine birer “damızlık” muamelesi yapan Trump’a ve diğer kadın düşmanı devlet politikalarına karşı günlerce sokaklarda oldular. Yine aynı şekilde, Polonya’da kürtaj hakları için mücadele eden ve bu hakları için greve giden kadınlar, Trump’ın Polonya ziyaretinde damızlıkların kıyafetlerini giydiler.3 Rusya’da Putin’in kadın düşmanı ve homofobik söylemleri, Türkiye’de “en az üç çocuk” doğrulmasını salık verenler ve evli olmayan kadınların kürtaj hakkını ellerinden alanlar; Damızlık Kızın Öyküsü’nün gerçekleşmesinin imkânsız olmadığını, hatta ne kadar yakınımızda olduğunu hatırlatıyor.

1 http://www.independent.co.uk/arts-entertainment/books/news/margaret-atwood-handmaids-tale-author-feminism-women-not-always-right-a7847316.html 2 https://www.theguardian.com/culture/2017/sep/17/emmys-2017-the-handmaids-tale-hulu-streaming 3 https://www.thedailybeast.com/polish-handmaids-tale

 
         
 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!