Italo Calvino
Italo Calvino
Gözlemci
Zor Sevdalar
Kozmikomik Öyküler

Amerika Dersleri
 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

 

Italo Calvino  (1923 -1985 )

http://www.bilimkurgu2000.com/asp/Yazar.asp?inNo=236

Italo Calvino, 15 Ekim 1923'de Küba'nin Santiago de las Vegas kentinde dogdu. Genç yasta Küba'dan italya'ya göç eden Calvino, kurmaca yazarliginin yanisira, Komünist Parti Üyeligi, Einaudi Yayinevindeki görevi, gazetelerle çesitli dergilerdeki yazilari araciligiyla, II. Dünya Savasi sonrasi Italyan kültürünün en önemli adlarindan biri oldu. Ilk yapitlarindan baslayarak Italya'nin en önemli yazarlari arasina giren Calvino, Italya'da birçok edebiyat ödülü kazanmis ve 1960 yilinda yayimlanan I nostri antenati (Atalarimiz) adli kitabinda yer alan fantastik öyküleriyle uluslararasi bir ün kazanmistir. 1950'lerde fantezi ve alegoriye yönelen Calvino, yazdigi üç anlatiyla dünya çapinda adini duyurdu: Ikiye Bölünen Vikont, Agaca Tüneyen Baron ve Varolmayan Sövalye. Calvino'nun, bilinç akisi yöntemiyle yazdigi ve evrenle insanlarin yaratilisini konu alan Kozmokomik Öyküler'den, Marco Polo-Kubilay Han iliskisi çerçevesinde arzu, bellek, yasam, ölüm gibi temalari büyük bir incelik ve siirsellikle isledigi Görünmez Kentler'e; yazma ve okuma etkinligini, okurun anlati sanatiyla karmasik iliskisini ele aldigi Bir Kis Gecesi Eger Bir Yolcu'dan, Italyan masallarini derledigi ve kendisi açisindan bir tür anlatida ekonomiklik alistirmasi olan Fi-abe Italiane'ye (Italyan Masallari) birçok yapiti içeren yazarlik yasaminin son ürünü Amerika Dersleri'dir. Calvino, 19 Eylül 1985'de, geçirdigi beyin kanamasi sonucu Siena'da ölmüstür.

Tüm Eserleri;
Ağaca Tüneyen Baron
Amerika Dersleri
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Gözlemci
İkiye Bölünen Vikont
Jaguar Güneş Altında
Kesişen Yazgılar Şatosu
Kozmokomik Öyküler
Palomar
Savaşa Giriş
Var Olmayan Şövalye
Zor Sevdalar
Karga Sona Kaldı
Sıfır Zaman
Marcovaldo Ya Da Kentte Mevsimler
Sen "Alo" Demeden Önce


Yazarin Bir Öyküsü
=======================
"Herkesin hirsiz oldugu bir ülke varmis" diye baslar Italo Calvino'nun "Kara Koyun" adli öyküsü. Ama istisnasiz herkesin.
Gece olunca, insanlar maymuncuklarini ve fenerlerini yanina alir ve komsusunun evini soymaya gider.
Gün dogarken geri döndüklerinde yüklerini almislardir. Ama her seferinde kendi evlerini de soyulmus bulurlar.
Ülkede herkes çok mutludur, kimse kaybetmez,çünkü herkes birbirinden çalar ve bu dolasim, son kisi ilk kisiden çalana kadar sürer.

Bir gün, nasil olmussa, dürüst bir adam ortaya çikar. Gece oldugunda, çanta ve fenerle disari çikmaktansa evinde kalip roman okumayi tercih eder.Hirsizlar geldiginde ise evde isik yandigini görüp soymak için içeri girmezler. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açikliga kavusmasini ister:
-"Çalismadan yasamak senin tercihin, ama baskalarini bir sey yapmaktan alikoymaya hakkin yok."

Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çikar, fakat hiçbir sey çalmaz. Döndügü zaman evini hep soyulmus bulur. Ve bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek tek bir seyi kalmaz. Dürüst adam soygun yapmadigi için soyulmayanlar digerlerine göre daha zenginlesmekte ve artik çalmak istememektedir. Dahasi, dürüst adamin evi de artik bombos oldugu için o evi soymaya gidenler de yoksullasmaktadir. Zenginler, kendileri için soygun yapmak üzere maasli hirsizlar tutmaya baslar. Zengin fakir ayrimi giderek çogalir. Zenginler mallarini korumak için polis teskilati ve hapishane de kurarlar. Birkaç yil geçtikten sonra, artik kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmemektedir, sadece zengin ve yoksul vardir; Ama hâlâ hirsizlik yapmaktadirlar.

Tek dürüst adam ise daha isin basinda açliktan ölmüstür


  • Calvino bu, bitmez ki
     
    Calvino bu, bitmez ki
    'Örümceklerin Yuvalandığı Patika', faşizmin içinde var olmaya çalışan insanları anlatıyor. Belli ki Calvino masalcılığının ilk adımlarını bu romanda atmış

    ESER DEMİRKAN (E-mektup | Arşivi)

    Calvino'yu, Ağaca Tüneyen Baron'la, Varolmayan Şövalye'yle ve Görünmez Kentler gibi masalsı şiirleriyle, şiirsel masallarıyla -hiçbirine düzyazı demeye dilim varmıyor- bilirdik.
    Calvino, hiç şiir kitabım olmadı, diyor bir söyleşisinde, ya Görünmez Kentler, onlar birer imge değil miydi sahi? Görünmez Kentler uzun bir düzyazı-şiir değil miydi? Her okuyanın yüreğine saplanan bu sözlere ne demeli: "Biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek."
    Yakın dostu Pavese de Calvino'ya yalnızca 'yazar' diyememiş olmalı ki 'kalem sincabı' nitelemesine sığınmış.
    Calvino masallarla gerçek arasında beslenen bir yazar ve kararı belli: "Artık hiç kuşkum yok, masallar gerçektir" diyor. Edebiyatta yeni bir biçim ve dil anlayışının öncüsü, sözcüklerle, metinlerle bir yapboz oyunu oynuyor. "Hiçbir dil yoktur ki aldatmasın" diyor Calvino. Onunla, edebiyat, yeni bir yazar, yeni bir okur anlayışı kazanır. Calvino okurları labirentlerde dolaşmaya alışkındır, her metin yeni baştan kurulan labirentlerdir, okurlar da bu labirentlerin gönüllü yolcusu.
    Calvino'nun kitaplarındaki biyografilerinden, savaş sırasında direniş hareketine katıldığını, komünist partiye girdiğini kim bilir kaç kez okuduk ama kendi adıma ben bunu yalınızca entelektüel bir politik duruş olarak gördüm hep. Calvino'yu, bırakın dağlarda bir direnişçi olarak, silahlı bir direniş öyküsünün anlatıcısı olarak bile düşünemezdim.

    Calvino'yu böyle bilirdik
    Girişi geçip bu yazının asıl konusuna geleyim artık: Calvino'nun ilk kitabı Türkçede yayımlandı. Ya da şöyle: Calvino'nun Türkçeye çevrilen son romanı, aslında Calvino'nun ilk kitabı: Örümceklerin Yuvalandığı Patika. Faşizmin içinde var olmaya çalışan insanların, direnişlerinin öyküsü. Devrimci, sosyalist kahramanların kitabı, ama hiçbiri aslında kahraman değil, sosyalist değil, ama öte yandan hepsi birer Calvino 'kahramanı'. Kitap, Calvino'nun ilk kitabı, onun masalcılığının ilk adımları. Böylesine sert gerçekleri bile masal tonunda anlatmayı başarmış ve gerçekler daha da gerçek olmuş bu tonla. Bu masalsılık, direnişin çocuk Pin'in gözünden anlatılmasından kaynaklanmıyor yalnızca. Romanın diğer kahramanları da çocuksu, saf. Mekân şiirsel bir fon oluşturmuş, sanki patika, dağlar, kent birer roman kişisi.
    Kitabın sunuşu -ikinci basımında, on yedi yıl sonra, yazılmış- tam bir Calvino klasiği. Sunuşları romandan sonra okumayı severim, metinle okurun arasına yazar bile girmemeli diye düşünürüm ama bu sunuş bence iki kez okunmalı, başta ve kitap bittiğinde. Gerçi ben Calvino kitaplarının hiç bittiğini görmedim, dönüp dönüp okunan, bitirilemeyen şiirler gibi. Evet, sunuş kitaptan önce de okunmalı, çünkü Calvino sanki okurlarını uyarıyor, bu ilk romanına hazırlıyor: "Bu yazdığım ilk roman; birkaç öyküm bir yana bırakılırsa, yazdığım ilk şey olduğunu bile söyleyebilirim. Şimdi elime aldığımda, nasıl bir etki yaratıyor üzerimde? Onu kendi yapıtlarımdan biri gibi değil de, daha çok, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra, bir çağın genel ikliminden, ahlaki bir gerilimden, bizim kuşağımızın benimsediği bir edebiyat beğenisinden anonim olarak doğmuş bir kitap gibi okuyorum."
    Önsöz böyle başlıyor ama Calvino durur mu? "Buradan başlamalıyım önsöze", "Bir kez daha önsöze baştan başlamalıyım", "İşte önsözü nasıl kurmam gerektiğini buldum" gibi bir sürü yeni başlangıç noktaları da var elbette.
    Calvino'dan esinle bir soru: Bu yazıyı nasıl bitirmeli? Şöyle bitirebilirim: Calvino okuruna yapbozun yeni bir parçası olan Örümceklerin Yuvalandığı Patika'yı okumalarını öneririm, roman Pal Sokağı Çocukları tadında ama silahlar, savaş daha gerçek, kahramanlarsa daha masal, sunuş bir Calvino klasiği.
    Şöyle de bitebilir: "Calvino'yu nasıl bilirdiniz?" de ne demek? Calvino bitmez ki, geçmiş zaman kipi kullanmak yanlış. Bugünlerde yeniden, Görünmez Kentler'i okumalı.
    Çevirmenin hakkını teslim etmeden yazıyı bitirmek de olmaz, Işıl Saatçıoğlu'ndan sonra Kemal Atakay da, bende, "Calvino Türkçe mi yazmıştı?" duygusu uyandırdı. Diline sağlık.
    Şöyle de bitirebilirim: Bu yazı Calvino'nun Örümceklerin Yuvalandığı Patika adlı kitabını tanıtmak niyetiyle yazılmaya başlanmıştı.
    Ama şunu söylemeden de bitiremem ki: Evet, "cehennemin ortasında cehennem olmayanlar
    var", evet göstergeler de dil de aldatıcı, masallar gerçekten daha gerçek ve evet şövalyeler hâlâ var. Ve bu yazı, bu kitap onlar için, bütün bunlar için.
     

  • ÖRÜMCEKLERİN YUVALANDIĞI PATİKA
    Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Yapı Kredi Yayınları, 2007, 167 sayfa, 9 YTL.


     
  • O bir partizandı
     
    O bir partizandı
    Bütün değerlerin altüst olduğu savaş sonrası, gerçeğin belgelenmesi ve toplumsal sorumluluk adına sanatta baş gösteren yeni gerçekçi tavır, genç Calvino'nun ilk romanı 'Örümceklerin Yuvalandığı Patika'ya da damgasını vuracaktı

    A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)

    Savaşlar çağıydı 20. yüzyıl. Bir yandan bireylerin ve halkların kaderini derinden etkilerken diğer yandan siyasi coğrafyanın sınırlarını altüst eden bu sürekli seferberlik ve çatışma hali yeni düşünme ve hatırlama biçimleri, buna bağlı olarak da yeni bir edebiyat yarattı. Italo Calvino'nun ilk romanı Örümceklerin Yuvalandığı Patika da, yeni bir toplum idealinin oluşturulmasında yeni bir edebiyatın, edebiyatta yeni bir anlayışın etkili olacağı, bu edebiyatın etkin olarak bir tür 'tarih' yazacağı düşüncesinin ürünüdür.
    Calvino, İkinci Dünya Savaşı başladığında askere gitmeyi reddetmiş, partizanların saflarında Almanlara karşı savaşmıştı. Savaş onun kaderini de değiştirdi. Tarım Fakültesi'ni bırakıp Edebiyat Fakültesi'ne geçti. Siyaseten en coşkulu ve aktif olduğu savaş sonrası İtalya'sında bir partili olarak gazetelerde yazılar yazdı. Yeni gerçekçiliğin bütün entelektüelleri etkilediği, sanat ve edebiyatın toplumsal meselelerle yakından ilgilendiği, bir yandan da yeni anlatım tekniklerinin arandığı çok canlı bir dönemdi. Cesare Pavese, Elio Vittorini gibi İtalya'nın tanınmış yazarlarıyla kurduğu dostluk sayesinde Calvino da edebiyat dünyasına girdi. Bütün değerlerin altüst olduğu savaş sonrası, gerçeğin belgelenmesi ve toplumsal sorumluluk adına sanatta baş gösteren yeni gerçekçi tavır, genç Calvino'nun ilk romanı Örümceklerin Yuvalandığı Patika'ya da damgasını vuracaktı. Partizanlara dair bir hikâye anlatıyordu Calvino.

    Yoksul çocuğun savaş izlenimleri
    Örümceklerin Yuvalandığı Patika'nın ilk basımı, Ekim 1947'de, Torino merkezli Einaudi Yaymevi'nin 'I Coralli' dizisinden çıkmış. Kitabın Haziran 1964 tarihli yeni baskısı için, yazar uzun bir önsöz yazmış. Türkçe baskıda da yer alan bu uzun önsöz Calvino'nun kendi yapıtı hakkındaki düşüncelerini ve genel olarak edebiyat anlayışını yansıtma özelliğiyle romanın kendisi kadar ilgi çekici.
    Hikâye, Calvino'nun deneyim ve tanıklıklarına dayanmakla birlikte ne anı ne de belgesel. Gerçek kişi ve olaylardan yola çıkarak yeni bir gerçeklik evreni yaratmış Calvino. Roman kahramanı Pin, fahişelik yaparak geçinen ablasıyla yaşayan bir sokak çocuğu. Yaşı ve cılız cüssesiyle eşitsiz hayat bilgisiyle terbiyesiz, ağzı bozuk, hani o annelerin çocuklarından uzak tutmak istedikleri çocuk tiplerinden. Pin de büyüklerle takılıyor. "Büyüklerin dünyasına sığınmak dışında bir şey gelmiyor Pin'in elinden: Tıpkı çocuklar gibi ona sırt çeviren büyüklerin, öteki çocuklar için olduğu kadar Pin için de anlaşılmaz ve uzak büyüklerin." Yapayalnız Pin, hiç değilse büyüklerin dünyasında kalıcı bir yer edinebilmek için ablasının sevgilisi Alman askerin silahını çalacak, çok geçmeden yakalanıp hapishanenin yolunu tutacaktır. Orada kendisinden birkaç yaş büyük ama Almanlara karşı direnişin efsane isimlerinden Kızıl Kurt'la tanışır. Birlikte hapishaneden kaçtıklarında Kızıl Kurt'un peşinden dağa çıkıp partizanlara katılır Pin. Dritto'nun komuta ettiği ekip belki de en başıbozuk, bilinçsiz partizan birliğidir.
    Calvino, önsözünde, hikâyenin bu kurgusunu yeni gerçekçi anlayışıyla şöyle ilişkilendiriyor; "Sokak çocuklarının ve işsiz güçsüzlerin kol gezdiği bir ortamda, her şey bir çocuğun gözünden görülmeliydi. Partizan savaşının, bu savaşa özgü kahramanlıkların ve fedakârlıkların kıyılarında dolaşan, ama aynı zamanda onun rengini, buruk tadını, ritmini yansıtan bir öykü uydurdum... o sokak çocuğu karakterinden, yani gerçekliğin doğrudan gözlenmiş bir öğesinden, bir hareket etme, konuşma, büyüklerle ilişki kurma tarzından yola çıktım ve bunu romana özgü bir zemine oturtmak için, ablanın öyküsünü, Almandan çalınan tabanca öyküsünü uydurdum; sonra, bu çocuğun partizanlara katılışının zor bir geçiş olduğu ortaya çıktı: Pikaresk öyküden toplu destana bu sıçrayış, her şeyin yıkılması tehlikesini beraberinde getiriyordu, bana öyküyü hep aynı düzeyde tutmaya devam etme olanağını verebilecek bir şey bulmalıydım; ben de Dritto'nun birliğini uydurdum."
    Kısa bir roman Örümceklerin Yuvalandığı Patika. Önce hikâye formatında düşünülmüş, içine girdikçe romana evrilmiş bir metin. Kişisel karakteristikleri karakteristik durumlar etrafında gösterirken fazla ayrıntıya girmiyor Calvino, anlatısını az sayıda insan tipi, kısa bir zaman dilimi ve belli bir coğrafyayla sınırlıyor. Bu bakımdan dönemin kapsamlı ve hacimli İkinci Dünya Savaşı romanlarından farklılaşıyor. Romanı o dönemde yazılmış savaş ve direniş edebiyatından en temel farkı ise Dritto'nun birliğindeki partizanların siyasi ve ideolojik konumları. Calvino, hem Direniş'i eleştirenlere, hem de kutsallaştırılmış, kusurlarından arındırılmış bir Direniş'i savunanlara meydan okumak amacıyla içinde hiç kimsenin kahraman olmadığı, hiç kimsenin sınıf bilincinden haberli olmadığı bir partizan hikâyesi yazmış ve kendi deyişiyle 'en alttakiler'in, lümpen proletaryanın dünyasını anlatmış. Gerçekten de, birliktekilerin ve Pin'in neden bu saflarda olduğunu gösteren bilinçli bir tercihleri yok. Savaşın savurduğu bu insanları birleştiren savaşın, şiddetin ve ölümün ta kendisi, biraz da Almanlara -yabancılara- duyulan öfke. Ama böylelikle bütün savaş anlatılarının en olumlusunu, en devrimcisini yaratmaya çalışmış Calvino; "Zaten kahraman olan kişiden, zaten sınıf bilinci olan kişiden bize ne! Anlatılması gereken, oraya varış sürecidir! Bilincin berisinde tek bir birey kaldığı sürece, bizim görevimiz onunla, yalnızca onunla ilgilenmek olacaktır!"
    Ne var ki bunu büsbütün başarmış sayılmaz. İtalya'da savaş sonrası edebiyatının -en azından komunistler tarafından- başlıca meselesi ortaya bir 'Direniş edebiyatı' çıkarmak olunca, bambaşka bir çerçeve içinde kurulmuş, dil ve imge olarak doğrudan, nesnel temsile dayalı bir hikâyeye Calvino da ideolojik tartışmayı eklemeyi görev bilmiş. Romanın 9. bölümünde sahne alan ve uzun bir tartışma yürüten Komiser Kim (entelektüel) ve Komutan Ferriera (işçi) üzerinden ideolojik öğenin gereğini yerine getiriyor. Bu bölümdeki kuramsal tartışmalar romanın bütününden gerek üslup gerek dil açısından ayrı düşmüş.

    Yazar, hikâyenin neresinde?
    Romanını yıllar sonra yeniden alıp kimi yerlerde düzeltmeler yapan Calvino'nın 9. bölümü olduğu gibi koruması, roman ve dönemin ruhu arasındaki ilişkiyi göstermek isteğinden. Çünkü Komiser Kim'in düşüncelerini içeren bu bölüm, romanın ortasına sokulmuş bir önsöz, romanın kendisi ise 'yeni gerçekçilik'in olumlu nitelikleri ile kusurlarının tipik bir dökümü gibidir.
    Romanlarda, özellikle anılara dayalı olanlarda anlatıcının konumu önemlidir. Yazar ele aldığı dönemi nesnelleştirmek ve anonimleştirmek amacıyla anlatının merkezine kendisini yerleştirmekten, birinci tekil şahıs dilini kullanmaktan kaçınmış. Ama roman kahramanı Pin ile kendisi arasında sağlam ve karmaşık bir ilişki var. Pin karakteri ile partizan savaşı arasındaki ilişki, simgesel olarak, Calvino'nun partizan savaşıyla yaşadığı ilişkiye karşılık geliyor. Pin'in büyüklerin anlaşılmaz dünyası karşısında duyduğu aşağılık duygusu, aynı durumda bir burjuva çocuğu olarak Calvino'nun hissettiği aşağılık duygusuna karşılık geliyor. Ve Pin'in serseriler dünyasından geliyor olmasına bağlı
    pervasızlığı -Calvino'nun- 'entelektüel kişi'nin her durumla başa çıkabilme, asla hayrete düşmeme, duygulardan kendini sakınma tarzına karşılık geliyor... Gerisini şu sözlerle özetlemiş Calvino; "bu simgesel yer değiştirmeler anahtarıyla (ama açıkça belirtmeliyim ki, sonradan bulduğum, yazdıklarımı daha sonra açıklamama yarayan bir anahtardı bu yalnızca), kişisel bakış açıma yer vermediğim öykü, yeniden benim öyküm haline geliyordu... Dolayısıyla, kitabımın simgesel kahramanı, bir geriye dönüş imgesiydi: bir çocuk. Pin'in çocukça ve kıskanç bakışı altında, silahlar ve kadınlar uzak ve anlaşılmaz şeylere dönüşüyorlardı; felsefemin yücelttiği şeyi, poetikam düşman görüntülere dönüştürüyor, aşırı sevgim çaresiz umutsuzluğun renklerine boyuyordu."
    Simgesel ilişkiler sadece kahramanıyla Calvino arasında değil. Roman dili, üslubu, olay, durum ve insan tasvirleriyle dönemin edebiyatının karakteristiği, yazarın gençlik dönemine ilişkin edebi tercihleriyle iç içe geçiyor. Örümceklerin Yuvalandığı Patika, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra, bir çağın genel ikliminden, ahlaki bir gerilimden, o kuşağın benimsediği bir edebiyat beğenisinden, sanat ve edebiyatın daha iyi bir dünya yaratacağı inancından anonim olarak doğmuş bir kitap.

     

  • ÖRÜMCEKLERİN YUVALANDIĞI PATİKA
    Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Yapı Kredi Yayınları, 2007, 167 sayfa, 9 YTL.

  •  

    Adım adım bilgelik

    Adım adım bilgelik
    Italo Calvino 'Paris'te Münzevi'de kendi portresini sunuyor bir anlamda; içten ve dolaysız... Kitap, Calvino'yu sevenler için çok önemli detaylar içeriyor

    FİLİZ ÖZDEM (Arşivi)

  • PARİS'TE MÜNZEVİ
    Özyaşamöyküsel Notlar
    Italo Calvino, Çeviren: Neyyire Gül Işık, Yapı Kredi Yayınları, 2005, 264 sayfa, 14 YTL.


    Yazar, denemeci ve bir kültür adamı olarak İtalyan edebiyatının belki de son aydını olarak değerlendirilebilecek Italo Calvino, 15 Ekim 1923'te Küba'da Santiago de Las Vegas'ta doğar. Tarım mühendisi olan babası Mario, deneysel bir tarım merkezi ve okulunu yönetmek üzere, Küba'da bulunmaktadır. Annesi Evelina da botanikçidir. 1925'te aile İtalya'ya döner. Calvino'nun çocukluğu San Remo'da geçer.
    Calvino, sol görüşlü, ilkeli ve güçlü birer karakter olan bir ana babanın çocuğudur. Ailede onurlandırılan tek şey bilimsel araştırmadır. Bir evlat için ezilmemenin tek yolunu, savunma düzeneği oluşturmak olarak gören Calvino'ya, bu edindikleri; faşizm İtalya'sında, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vereceği yıllarda, siyasal konulara yönelik seçimlerinde etkili olacaktır. Ancak gençliğinde 'asık yüzlü' bulduğu bilimsel araştırmacılık da ister istemez onun kılı kırk yaran yazarlığında bir biçimde uçlarını verecek, renkli bulduğu anlatı karakterlerinde, özellikle de Calvino'nun gözlerini tümüyle dış dünyaya çevirdiği Palomar (1983) kitabında Bay Palomar'da etlenecektir.
    Yeniyetmelik yıllarında edebiyatın yanı sıra karikatürler, çizgi romanlar, mizahın ince alaylı gücü ve sinema ilgisini çekmektedir. Savaş patlak verince, o güne dek gözüne 'farklı ahlâk ve görenek tonlarından oluşan bir yelpaze' gibi görünen, herhangi bir zıtlığın değil, öylece yan yana konmuş bir tablo olarak açıkladığı dünya algısı kökten bir değişime uğrar, ideolojik konumundaki belirsizlik yerini kesinkes seçimleri gerektiren bir tavra zorlar onu.
    Ailesinin de etkisiyle Torino Üniversitesi Tarım Fakültesi'ne yazılır. Bu arada liseden arkadaşı, ileride La Repubblica gazetesinin kurucusu ve milletvekili olacak sosyalist gazeteci Eugenio Scalfari'nin dostluğu, Calvino'ya kültürel ve siyasal konularda etki eder. Artık faşizm karşıtıdırlar. Calvino, 1943 yılında Salï Cumhuriyeti'nin çağırmasına karşın askere gitmez, birkaç ay gizlenir. 1944'te İtalyan Komünist Partisi'ne girer, yirmi ay boyunca partizan mücadelesinde, Deniz Alpleri'nde çarpışır. Bu arada annesiyle babası, Almanlar tarafından tutuklanır ve zorlu, uzun bir rehinelik dönemi yaşarlar.
    Direnişçilere katılmanın 'dünyanın çatışık gerçeğinde yolunu bulabilmek için' eşsiz bir insancıl davranış olarak bir ömür boyu insani olgunlaşma adına kendisine çok şeyler kattığının bilincinde olacaktır. Aydınlanmacı akılcılık, iyi ile kötü arasındaki dindirilemez çatışma (İkiye Bölünen Vikont, 1952), insan ve aydın ideali (Ağaca Tüneyen Baron, 1957) onun felsefi 'takıntıları'nın kurucu öğeleridir. Bütün değerlerin altüst olduğu savaş sonrası, gerçeğin belgelenmesi ve toplumsal sorumluluk adına, sanatta başgösteren yeni gerçekçi tavır, onun da sanatında bir eğilim olarak belirleyici olur. Dünyanın kaynaklarının çarçur edilmesi, insanlık yararının gözetilmemesi ve adaletsizliğe karşı mücadele etmek her şeye 'yeniden sıfırdan başlamaya hazır olmak anlamına da' gelmektedir çünkü.
     

    Calvino'nun akcılığı
    Savaş sonrası Torino Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne yazılır ve bu kente yerleşir. Komünist Parti'nin bir eylemcisi olarak çeşitli gazetelerde yazılar yazar. 'İlk okurum' dediği Cesare Pavese ile tanışır. Elio Vittorini ve Pavese gibi aydınlarla kurduğu dostluk, önemli bir yönlendirici güç olur hayatında. Vittorini'nin dergisi Politecnico'da yazmaya başlar. 1948'de uzun yıllar çalışacağı Einaudi Yayınevi'ne girer. Unitâ'da da öyküleri yayımlanır. Torino dönemi, Esther Judith Singer ile evlenince kapanır, 1980'e dek yaşayacakları Paris'e yerleşirler. 1980'de hayatının son beş yılını geçireceği Roma'ya taşınırlar.
    Calvino'nun akılcılığı bir gizem olarak 'canlılık ve süreklilik' üstüne kuruludur: yaşama ve eyleme aşkı, insanın kendini kurması, her tek tek zihinsel inşanın serüveni onu yakından ilgilendirir. Doğanın ve tarihin tanrısal özelliğinin temsilidir bu onun gözünde... Bu temsilin öğeleri de verili olanın reddi, etken ve bilinçli olmaktır. Calvino'nun özelinde bu, yazma eyleminde düğümlenir: Bireyin ve toplumun yaşamında bütün bunların anlamının izini romanlarında sürer. Bu durumda yeni gerçekçilik, etik-politik bir tavırdır: endüstri toplumunun gelişimi, ideolojilerin sonu, değerlerin değişimi öncü bir entelektüel çıkışı gereksinmektedir.
    Yeni bir toplum idealinin oluşturulmasında yeni bir edebiyatın, yeni bir anlayışın etkili olacağını; bu edebiyatın etkin olarak bir tür 'tarih' yazacağını düşünür Calvino. Bu, yalnızca belgeleyen bir edebiyat anlamına gelmez; 'ifade özgürlüğü'nü teşvik eder, ki Calvino'nun eğilimi bu yöndedir. Kendi toprağından manzaralar okumayı biraz da Montale'den öğrendiğini söyleyen Calvino, epik anlatımı önemsese ve Verismo bölgeciliğinin kimi yöntemlerini kullansa da söylemi bölgesel-lokal değildir. Calvino için bir diğer önemli öğe de stilistik araştırmadır: Diyalektlerin etkisindeki bir sözcük kullanımından anlatının ve yazının ritmine, (iki İtalya'yı birleştiren bir eğilimle) Giovanni Verga'yı Vittorini ve Pavese'ye, Kuzey Amerika romanına bağlayan çizgide, bölgeciliği aşma eğilimiyle varılabilir. Calvino, tarihsel malzeme ve deneyimleri, ortak ruh hallerini ve insanlık değerlerini simgelemek için, ortak temsil güçleri nispetinde kullanır.
    Yazarlığının olgunlaştığı 1950'lerde fantastik-alegorik bir damar tutturur; bu dönemde yazdıkları birer toplum eleştirisidir. Yine bu dönemde yazınsal antropolojik ve folklorik bakış açısından masalları ele alır. Bu dönemin önemli kitapları: İkiye Bölünen Vikont, İtalyan Masalları (1956), Ağaca Tüneyen Baron, Varolmayan Şövalye (1959), Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler'dir (1963).
    1950 sonları ve 1960 başlarında yaptığı yolculuklar, çağımız insanının 'sakatlanması', bilinç parçalanması, post-endüstriyel dönemin kaosu üstüne odaklanmasına neden olur. Bir tür 'kombinasyon' sayılan, postmodern olarak da nitelenen bu döneminin ilk ürünleri iki kısa anlatısı Kozmokomik Öyküler (1965) ve Sıfır Zaman'dır (1967). Diğer önemli kitapları ise Kesişen Yazgılar Şatosu (1969), başyapıtı sayılan Görünmez Kentler (1972) ve çoksatan kitabı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (1979) ve yaşarken yayımlanan son kitabı Palomar'dır.
    Türkçede ilk kez yayımlanan Paris'te Münzevi, Calvino'nun değişik yerlerde daha önce yayımlamış olduğu on iki yazıyla, yayımlanmamış bir metni-Diario Americano (Amerika Güncesi) - ve Lugano'da sınırlı sayıda basılmış, İtalya'da yayımlanmamış olan Eremita a Parigi (Paris'te Münzevi) metnini bir araya getiriyor. Paris'te Münzevi'de yer alan 'Amerika Güncesi (1959-1960)', yukarıda sözü edilen yolculukları sırasında, Calvino'nun Einaudi Yayınevi'ndeki arkadaşı Daniele Pochiroli'ye yazdığı, Amerika izlenimlerini aktaran bir dizi mektuptur. Bir kültür endüstrisinin nasıl yapılandığını, biraz da melankoliyle aktaran gözlemler, yazarın kendisi için tuttuğu notlardır. San Remo, Torino, Roma, Paris, New York arasında kendini 'göçebelik illeti'ne tutulmuş biri olarak niteleyen Calvino'nun aktardığı hem içsel manzaralar, hem de bir tür bellek dökümü. Onu, belki de Görünmez Kentler'e hazırlayan adımlar... Yolculuktan nefret eden ustası Pavese'nin tersine yolculuğu sevmiştir Calvino. Özyaşamı üstüne bir şeyler yazmaktan oldum olası sıkıntı duyduğunu, buna her kalkıştığında hep doğumundan da gerilere gittiğini belirtir yazar. Calvino severler için çok önemli detaylar içeren Paris'te Münzevi, aslında arka planında bir aydın yazarın oluşumunu, bir insan olarak neleri, ne tür itkilerle seçtiğini anlatan bir metinler bütünü. "İnsanlar her zaman fikirlerden önce gelir. Benim gözümde fikirlerin hep gözleri, burunları, ağızları, kolları, bacakları olmuştur. Benim siyasal öyküm her şeyden önce insan varlıklarının öyküsüdür." 'Ben de Stalinci Oldum mu?' gibi dürüst bir özeleştiriye giriştiği, 'Duçe'nin Portreleri' gibi gözlem kıvraklığını denemeciliğinde gösterdiği metinleriyle çatılmış bir kitap Paris'te Münzevi... Esther Calvino'ya göre ise, Calvino'nun 'en içten ve dolaysız tarafından' 'kendi portresi'...


  •  
    "The Parallels!" Italo Calvino and Jorge Luis Borges
    http://www.centerforbookculture.org/context/no1/barth.html
    Calvino News Articles
    http://www.msu.edu/~comertod/calvino/calreview.htm
    Biography
    http://www.kirjasto.sci.fi/calvino.htm
    The Italo Calvino Home Page
    http://www.geocities.com/Athens/Forum/7504/calvino.html
    Great Science Fiction and Phantasy Works
    http://greatsfandf.com/AUTHORS/ItaloCalvino.shtml
    Painting with Words
    http://www.utpjournals.com/product/utq/721/721_review_hume.html
    Calvino's Fairy Tale
    http://www.sccs.swarthmore.edu/users/00/pwillen1/lit/index2.htm
    Generating the Cosmos
    http://www.sccs.swarthmore.edu/users/00/pwillen1/lit/index2.htm
    The King Listens - Solipsism
    http://www.sccs.swarthmore.edu/users/00/pwillen1/lit/index2.htm
    The Solipsistic Consciousness’ Reality
    Through its Manifisting Dialectic
    http://www.sccs.swarthmore.edu/users/00/pwillen1/lit/index2.htm

     

    GELECEK BİNYIL İÇİN ALTI  NOT
    AMERİKA DERSLERİ
    Derleyen . Eren Arcan

    1984  Yılında Italo Calvino Harvard Üniversitesinde altı konferans yapmak üzere davet edildi.  Bu konferans dizisini yapmak üzere davet edildiğinde 62 yaşında olan Calvino  bu çalışmayı,  bilgi birikimini  “edebiyatta kalite”  üzerindeki düşüncelerini toplamak üzere kullanmayı  düşünmüştü.  Alegorik olarak düzenlenen notlar, her tür çalışmanın, evrensel niteliklerini irdelemeyi amaçlıyordu.  Felsefe tarihini göz önünde bulundurarak kendi çalışmalarını ve diğer başarılı bir çalışmaların altı temel nitelik taşıması gerektiğini açıklıyordu.: Hafiflik, hızlılık, kesinlik, görünürlük, çoğulluk ve tutarlılık .

    Hafiflik :  Hafiflik güzel söz söyleme sanatının, yazının üslûbundan, ya da  kendi içeriğinden

    bağımsız olarak kaynaklanır,   Düşüncenin hafifliği – kendini dünyanın ağırlığının üzerine çıkararak  bütün ağırbaşlılığına rağmen hafiflik sırrına vakıf olduğunu göstermek.  Software ve hardware  ve mitoloji ile fiziksel dünyayı düşünün.    

    Calvino iki eğilim üzerinde durur birincisi dili ağırlıktan yoksun olan bir element olarak görmek, ikincisi ise dile ağırlık, yoğunluk ve sağlamlık kazandırmak.  Dil üst düzey hafifliktedir, hareket halindedir ve bilgi kaynağıdır.  Hafiflik,  kesinlik ve kararlılık ile ele ele hareket etmelidir Bulanıklık ve gelişigüzellik ile değil  Paul Valery’nin dediği gibi “Kuş gibi olmalı, tüy gibi değil.”

    Çabukluk  Calvino burada gerçek fiziksel hız ile aklın hızının ilişkisini. İrdeler.  Hızlılık terimini günümüz dünyasında bilginin inanılmaz hızlarla edinilebildiği bir ortamda, şeylerin arasındakı farklılıkları bulanıklaştırmadan nasıl netleştirebileceğimiz üzerinde durur.  Ekonomik anlatım zamanı uzatır ya da kısaltır.  Masalların zamanında birkaç cümle içinde asırlar yaşanabilir.  Hızlı, kısa ve özlü bir üslup insanı eşzamanlı fikir ve düşünce sağnağına tabi tutar.  Şiirin başarısı bu hızlı eşzamanlı imgeler sağanağındadır.  “Bir epigramın boyutlarına sığdırılabilecek kozmolojiler, sagalar, destanlar düşlüyorum.  Bizi bekleyen daha kalabalık daha hızlı çağlarda edebiyat, şiirin ve düşüncenin en üst düzeydeki yoğunlaşmasını hedef edinmek zorundadır.” 

    Kesinlik :  Zaman zaman dil kullanımını bir veba salgını etkisi altına alıyor.  Bilme olgusunda doğrudanlığın yitimi, ifadeyi en genel, en anonim, en soyut formüllere dönüştürme, anlamların yoğunluğunu seyreltmek, ifade zenginliğini köreltmek, yeni durumlarda ortaya çıkabilecek kıvılcımları söndürme biçiminde kendini gösteriyor.

    Calvino’ya göre bu vebadan etkilenen yalnızca dil değil, imgeler de.  “Kesintisiz imgeler sağanağı altında yaşıyoruz.  En güçlü iletişim araçlarının yaptığı tek şey dünyayı imgelere dönüştürmek ve aynalar oyununun yarattığı görüntü oyunu aracılığı ile dünyayı çoğaltmak.  ...Bu imgeler bulutunun büyük bir bölümü belleğimizde bir iz bırakmayan düşler gibi çözülüp dağılıyor.  “

    Görünürlük :  İki çeşit imgelem sürecinden söz edebiliriz sözden yola çıkarak imgeye, imgeden yola çıkarak sözel ifadeye uzanan süreç   İlk süreçte,okuduğumuz bir şey, bir “zihinsel sinemada” içsel bir görüşle aklımızda canlanır.  İkinci durumda  yazara “yağan”  imgelerin kaynağı  nereden gelir ? “Bireysel ya da kollektif bilinçaltı gibi, yitirilmiş zamandan bir kez daha filizlenen duyumlarla yeniden kazanılmış zaman gibi, “epifaniler” Anlık yoğunlaşmalar gibi.”

    Calvino öykülerine bir imge ile başladığını söyler, İkiye Ayrılmış Vikont, Ağaca Tüneyen Baron gibi.  İmge netlik kazandığı anda öyküye, yani görsel öge, yazıya dönüşmeye başlar.   Öykü sonra yan imgelerini üretir ve öykü yazılarak tamamlanır.

    “İmge Uygarlığı” dediğimiz günümüzde insanımız giderek artan öçüde hazır imgelerin sağanağı altında.   Toplumlar kendi imgelerini yaratmayı sürdürebilecekler mi?  “ Gözlerimiz kapalı belli görüntüleri zihnimizde canlandırabilme, beyaz kağıt üzerindeki siyah harflerin oluşturduğu satırlardan renkleri biçimleri göz önüne getirebilme,  imgeler yoluyla düşünebilme gücünün yitirilmesinden söz ediyorum.  Bizi içsel görümüzü onun geçici düşlere sapmasına izin vermeden denetlemeye alıştırmak eğitimini düşlüyorum. “ 

    Çoğulculuk:  Neden yerine nedenleri koymak, Calvino’nun  hayranlıkla söz ettiği yazar Gadda, dünyayı bir sistemler sistemi olarak görmek gerektiğini söylemiş,  Calvino’ya göre Gadda “dünyanın, çözülmesi olanaksız karmaşıklığını, daha doğrusu her olayı belirleyecek tarzda bir araya gelen son derece ayrışık ögelerin eşzamanlı birlikteliğini hiçbir biçimde azaltmadan temsil etmeye” çalışmıştır.  Her şeyi birbirine bağlayan ağ Proust’u da etkilemiştir.  Proust’a göre bu ağ “her varlığın birbiri ardısıra işgal ettiği uzamsal-zamansal noktalardan kurulmuştur bu da uzam ve zamanın boyutlarının sonsuz çoğaltılması sonucunu getirir.”

    Borges’in zaman üzerindeki en baş döndürücü denemesi olan Yolları Çatallanan Bahçe’de asırlar, asırlarca sonsuz şimdide oluşan, geleceği içinde barındıran çoğul ve dallanıp budaklanmış bir zaman içinde, her biri farklı sonuçlara götürecek olan çatallı yollar...  O kadar ki bir çatal yolun sonunda katil olan adam, bir başka çatal sonunda onun dostu olacaktır.  

    Calvino çoğulculuk üzerine yaptığı konferansını şöyle bitirir.  “Kimiz biz, deneyimlerin, bilgilerin okunmuş metinlerin, imgelerin oluşturduğu bir bileşke değilsek neyiz her birimiz?  Her yaşam her şeyin akla gelebilecek her şekilde yeniden karıştırılıp yeniden düzenlendiği bir ansiklopedi bir kitaplık, bir nesneler envanteri, bir üsluplar dizisidir.  

    Ama belki de yüreğimin en derinliklerindeki yanıt bir başkası:  Keşke benlik dışında tasarlanmış, bireysel benin sınırlı bakış açısında çıkmamızı sağlayacak bir yapıt mümkün olsaydı.  Yanlızca bize benzeyen başka benlere girmek için değil, dili olmayanları konuşturmak için.  Oluğun üzerine konan kuşu, ilkbahardaki ağaç ile sonbahardaki ağacı, taşı, çimentoyu, plastiği.” 

    Calvino 1985 yılında Harvard Universitesinde bu konferansları vermek üzere yola çıktığında konakladığı otel odasında kalp krizinden öldü.  Son derece titiz çalışan Calvino’nun  bu beş konferansı hiç düzeltilmeden, olduğu gibi Amerika Dersleri olarak yayımlandı.  

    Böylesine titizlikle çalışan Calvino’nun altıncı konferans  olan Tutarlılık bölümü ise yola çıkmak üzere hazırladığı çantasındak, dosyalar arasında bulunamadı. 

    Amerika Dersleri - İtalo Calvino Can Yayınları


    Calvino'nun altı ana teması
    Calvino'nun altı ana teması
    Italo Calvino, 'Amerika Dersleri'nde geçmişin yapıtlarından yola çıkarak ikibinli yıllarda korunması gereken yazınsal değerlere odaklanıyor

    http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6230

    Italo Calvino, büyük İtalyan yazar 1985 yılında öldü. Onun ölümü edebiyat dünyası ve özellikle Harvard Üniversitesi öğrencileri için büyük bir talihsizlikti. Çünkü tam da öldüğü yıl, 1985-86 eğitim döneminde bu üniversitede edebiyat üzerine konferanslar verecekti. Altı tane tema seçmişti, okuyucu ve yazar için temel altı değer. Hafiflik, hızlılık, kesinlik, görünürlük, çoğulluk ve tutarlılık. İşte Calvino'nun gelecek bin yıla bırakmak isteği değerler bunlardı. Ama maalesef zaman Calvino'nun bu altı değerlik metnini kaleme alarak bunlar üzerine konferans vermesine izin vermedi.
    Calvino, Amerika Dersleri'ni yazdığında edebiyatta söz oyunları üzerine yaratıcı örnekler üretmek için François Le Lionnais ve Raymond Queneau tarafından kurulan Oulipo grubunun üyelerinden biriydi. Bir eserinin tutarlı ve çokbiçemli olması gerektiğini savunuyordu. Dolayısıyla öngörülü ve metodlu çalışmaya benimseyen Calvino'ya; notlarını çalakalem almadığı, yani notları anlaşılabilir olduğu, çalışmalarını temize geçirdiği, tasnif ettiği ve okura neredeyse eksiksiz okuma imkânı verdiği için teşekkür etmek gerekiyor.

    Edebiyattan felsefeye göndermeler
    Calvino kitabında edebiyattan söz ederken şiir ile romanı, İtalyan edebiyatı ile dünya edebiyatını, Antik eserlerle çağdaş yapıtları harmanlıyor. Edebiyatın mitolojiden ve daha çok felsefeden esinlendiğini savunuyor. Edebiyat üzerine fikrini metinlerin orijinal versiyonlarına göndermeler yaparak ve fikrini destekleyen metinleri belirterek açılıyor Calvino, Amerika Dersleri'nde. Yapıtını dönemler arasında yolculuğa çıkararak hem okuma hem de yazma konusunda bireysel tecrübelerini de işin içine katıyor. Dolayısıyla Calvino'nun anlattıklarında keşif pistinden daha önce bulup çıkartılmış ya da ödünç alınmış güzel fikirler olmaması imkânsız.
    Calvino'nun Amerika Dersleri'nin amacı edebiyatı yeniden keşfetmek ve acemilere öğütler vermek değil. Edebiyatı yeniden ve en baştan didik didik incelemek ve geleceğin seyrini değiştirebilecek öncü fikirler bulmak. Calvino bu kitabıyla bizi, edebiyat üstüne, kendisiyle birlikte düşünmeye ve onun sunduğu çözümlerle kendi anlayışımızı karşılaştırmaya davet ediyor. Hiç kuşku yok ki Calvino'nun başvuru metinleri, alıntıları ve düşüncelerini serpiştirdiği yol oldukça ilginç. İlginç olduğu kadar da çetin ve sarp çünkü her şeyden önce düşüncelerini anlatma tutkusu Calvino'yu zayıf bir sözlük dağarcığı kullanmaya itmiyor. Dolayısıyla da Calvino'yu anlamak için okurun payına hem sözcük dağarcığı hem fikir açısından fazlaca uyanık olmayı becermek düşüyor.

  • AMERİKA DERSLERİ
    Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Yapı Kredi Yayınları, 2007, 155 sayfa, 9 YTL.

  • http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=3853

    Calvino baharı bu bahar

    Calvino baharı bu bahar
    'Kalem Sincabı', Calvino'yu sevenler için bulunmaz bir kitap. Tutkunları, yaşamı konusunda ketum davranan bu yazar hakkında merak ettikleri tüm sorulara yanıt bulacaklar

    29/04/2005 (187 defa okundu)

    EBRU KILIÇ (Arşivi)

  • KALEM SİNCABI
    Italo Calvino Albümü
    Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Dünya Kitapları, 2005, 139 sayfa, 16 YTL.


    Okurların memnuniyetinin mevsim değişimlerine göre seyrini ölçen bir cihaz icat edilmedi gerçi, ama bu bahar ülkemizde özellikle bir kesimin sevincinin mevsim normallerini aştığı kesin. Calvino hayranlarının yüzlerinde güller açıyorsa eğer, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Paris'te Münzevi ile Dünya Kitapları'nın yayımladığı Kalem Sincabı-Italo Calvino Albümü'nden ötürüdür, bilin ki...
    Kitapların ilk sayfalarındaki o kısacık bölük pörçük biyografilerde, cümlelerin bitimindeki her nokta, okurun kafasında bin soruya dönüşür, malûm. Hele bir de hayran olduğunuz yazar, Calvino gibi ünü dünyayı tuttuğunda çoktan köşesine çekilmeyi tercih etmiş, hayatı hakkında konuşmaktan kaçınan, açıkça "Ben de Croce gibi, hâlâ bir yazarın tek önemli yanının yapıtları olduğuna inananlardanım (önemli oldukları zaman elbette). O nedenle özyaşamım üstüne bilgi vermiyorum, ya yanlış bilgi veriyorum ya da her seferinde değiştirmeye gayret ediyorum. Neyi bilmek istiyorsanız sorun, söyleyeyim. Ama size asla doğrusunu söylemeyeceğim, bundan emin olabilirsiniz," diyen biriyse, merakınızla yaşamayı öğreneceksiniz demektir.
     

    On yıl... Geç değil!
    Yine de sorarsınız: Annesiyle babasının ne işi varmış Küba'da, neden orada doğmuş? Ne zaman girmiş Komünist Parti'ye? O da Stalinci olmuş mu? Neden ayrılmış sonra partiden? Karga Sona Kaldı'daki öykülerden birinde, kurşuna dizilmeyi beklerken firar fırsatı bulan partizan o mu acaba? Ağaca Tüneyen Baron'un çıktığı ağacın bir benzerini civarda görmüş olabilir miyiz? Kimlere âşık olmuş bakalım? Günde kaç saat çalışırmış? En sevdiği roman kahramanı kimmiş?
    Çok şükür bu merakı dindirecek iki güzel kitap, on yıllık bir gecikmeyle Türkçede. Paris'te Münzevi, Calvino'nun eşi Esther Calvi-no'nun hazırladığı bir derleme. Esther Calvino, Calvino'nun ölümünden yıllar sonra 'Özyaşamöyküsünden Sayfalar' başlıklı bir dosya bulmuş, yayıncıya notlar bile hazırmış. Bir kısmı daha önce bazı dergilerde, gazetelerde yayımlanmış, üzerinde bazı değişiklikler yapılmış metinlermiş. Esther Calvino bu dosyayı gözden geçirirken, bazı metinlerde, okurun yaşamöykülerinde aradığı dolaysızlığın bulunmadığı hissine kapılmış ve böylece Calvino'nun hayatında büyük önem taşıdığını bildiği ilk Amerika seyahatinin güncesini de bu metinlere eklemeye karar vermiş. Amerika güncesi, ilk kez Calvino'nun ölümünden sonra yayımlanan bir metin. Yayınevine gönderdiği izlenimler ve notlar.
    Calvino'nun Ford Vakfı'nın bursuyla gittiği Amerika'yı bir baştan bir başa dolaşmasının hikâyesi. Motellerden yayınevlerinin çalışma tarzına, Amerikalı sendikacılardan öğretim üyelerine, beat kuşağından evsizlere 1960'ların Amerikası'nın portre olsun diye yazılmamış bir portresi. Paris'te Münzevi'yse (Eremita a Parigi) Lugano'da sınırlı sayıda basılmış ve İtalya'da yayımlanmamış bir metin.

    Daha fazlasını isteyenlere
    Gerçekten de, Esther Calvino'nun arzuladığı gibi bu iki metin, Görünmez Kentler'in yazarının kentle ilişkisinin ötesinde, yaşadığı kentlerle ilişkisini, hayatla, kendisiyle, dünya üzerindeki yeriyle ilişkisini kendi sesinden dinlememizi sağlayan metinler. Bu arada Calvino'ya göre Amerika'nın en güzel kentinin, 'benim kentim' dediği, oradan ayrılma korkusunun rüyalarını kâbusa çevirdiği New York olmadığını da öğrenme fırsatı buluyoruz. Bu kitaptaki 'Duçe'nin Portreleri' ve 'Ben de Stalinci Oldum mu?' başlıklı makalelerde de, yalnızca Calvino'yu, onun hatıralarını, gözlemlerini ve kendiyle hesaplaşmalarını değil, onun deyişiyle 'öteki İtalya'yı da okuyoruz.
    Tabii, sevdiğiniz yazarın bu kadar yamacına sokulmanın bir zararı da yok değil. Şimdi sayfanın içinden çıkıp geliverecekmiş ya da çıkmış da ortalarda görünmez görünmez dolanıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Ve elbette daha fazlasını istiyorsunuz. Mart başında sessiz sedasız kitapçıların raflarında yerini alan Kalem Sincabı da bu derdin devası. İşte Calvino, dadısı Encarnacion'un kucağında, kaşları daha o zamandan çatıkmış; işte haftalık mizah dergisi Bertoldo'nun müdavimi olduğu günlerde yaptığı iki çizim; partizanlık günlerinde annesiyle babasına gönderdiği bir not; Torino sokaklarında aylak aylak yürürken; Formentor Ödülü vesilesiyle Mayorka'dayken plajda arkadaşlarıyla 'romanın mezarı başında' ve New York'ta, çalışma odasında, eşiyle, çocuklarıyla.
    Taşlar yerine oturuyor
    Doğrusu, Calvino Albümü olmadan Paris'te Münzevi bir parça eksik kalıyor. Kitabın yazarları Luca Baranelli ile Ernesto Ferrera, yıllarca Einaudi'de Calvino'yla birlikte çalışmışlar. Paris'te Münzevi gibi ilk kez 1995'te yayımlanan bu kitap için de Esther Calvino, aile albümünü yazarlara açma cömertliğini göstermiş. Yazarlar, Calvino'nun az bilinen mektuplarında, söyleşilerinde, gözlemlerinde ve belgelerinde dolanarak, dostlarının tanıklığına başvurarak Paris'te Münzevi'de değinme babında kalan birçok ayrıntıyı derinleştiren, çalışmalarının gerisindeki düşünsel yolculuğu izleyen eksiksiz bir biyografi kaleme almış. Calvino'nun zamanın ünlü yıldızı Silvano Mangona hakkında kaleme aldıklarını mı istersiniz, Roland Barthes'ın ve George Perec'in ölümleri dolayısıyla yazdığı yazıları, Perec'e adadığı şiiri mi? Neden az ve öz yazmayı sevdiğine ilişkin düşüncelerini mi yoksa, bakkala gitmenin hayatındaki yerine ve önemine ilişkin görüşlerini mi? Yoksa neden yazdığı sorusunun yanıtını mı?
    Öyle görünüyor ki Calvino okurları bu baharki bayramı ikinci kez, ancak İtalyan Masalları ve San Giovanni Sokağı da Türkçeye çevrildiğinde yaşayacak.

    Kitaplarım, çıktıkları an on binlerce satan ve ertesi yıl çoktan unutulmuş olan çoksatarlar kategorisine girmiyor. Beni memnun eden nokta, kitaplarımın her yıl, bazıları her defasında on bin, on beş bin olmak üzere, yeniden basıldığını görmektir.
    Şimdiye kadar yalnızca İtalya'dan söz ettim, ama bir İtalyan yazarın İtalya dışında nasıl tanınabileceği olgusu da bu söyleşinin kapsamına giriyor. Elbette, yazar imgesi bir yerden ötekine değişir, çünkü İtalya'da kişi etkinliklerinin bütünü açısından görülür, birçok şeyden, birçok referans noktasından oluşmuş bir kültür bağlamında; oysa, yurtdışında, birer göktaşı gibi beliriverenler, çevrilen kitaplardır yalnızca; eleştirmenler ve halk, söz konusu çeviriler aracılığıyla, bu göktaşlarının kopup geldiği gezegene ilişkin bir görüş oluşturmak zorundadırlar. Ben belli başlı ülkelerde 1950'li yılların sonuna doğru çevrilmeye başladım; herhalde her yerde şimdikinden daha çok kitabın çevrildiği bir dönemdi, çünkü ortaya çıkabilecekler konusunda daha çok beklenti vardı. Ama bir başka dile çevrilmek, henüz gerçekten okunuyor olmak anlamına gelmez.
    Kitaptan

  •  


    Zoru seçmek

    Kolay mutluluktan hoşnut olmayan bir yazar olan Italo Calvino, "Arjantin Karıncası, Emlak Vurgunu, Kirli Hava Bulutu ve Diğerleri" adlı kitapta 'zor'u seçen bir yazarın anlatılarıyla karşılıyor okuru.

    METİN AKYÜZ / Öykü
    Bir kısmı daha önceden kitaplaşarak okurla buluşmuş olan, bir kısmı da ilk kez çevrilerek tematik eksende birleştirilen bir öykü seçkisiyle tekrar okur karşısına çıkıyor Italo Calvino. Kolaylıktan, kolay mutluluktan hoşnut olmayan bir yazar olan Calvino, "Arjantin Karıncası, Emlak Vurgunu, Kirli Hava Bulutu ve Diğerleri" adlı kitapta 'zor'u seçen bir yazarın anlatılarıyla karşılıyor okuru.
    Zorluk üzerine kurulu dört ana izlekten oluşuyor kitap: Zor hayaller, zor anılar, zor sevdalar ve zor yaşam.
    Öyküler, 1945-1958 yılları arasında kaleme alınmış. II. Dünya savaşını takip eden, insanlığın en zorlu anları... Dünya, bir namlunun tehdidi altında ölüm kalım mücadelesi veriyor. Herkesin hem av hem de avcı olduğu, olmak zorunda bırakıldığı bir dünya... Bütün insanlığın yaşaması için yeryüzünü çevreleyen hava artık barut kokuyor.
    Yaşanılanlara kayıtsız kalmayan ama yaşanılan gerçeklikle farklı bir şekilde bütünleşen Calvino, tarihle koşut bir şekilde yazıyor yaşananları. Gerçeklik, bireye indirgenerek savaşın etkileri her nesnede kendini gösteriyor ve ortaya şiirsel bir gerçeklik çıkıyor.

    Savaşın vahşeti
    Yeryüzünden barut kokusu hâlâ silinmedi...
    Calvino, "Gerçeklik bıçağını duruma göre seçtiğim yönde keskinleştirme eğilimindeyim," diyerek eserlerinin kurgusunu tarihin mantığının paradoksal işleyişinde değerlendiriyor. Gerçek devrimci bir edebiyatın ancak fantastik, hicvedici ya da ütopyayla var olan bir gerçeklikle üretilebileceğini düşünüyor.
    Her zaman anlamı olan bir öykü, bir vektörel çizgiler grafiği kurma eğiliminde. Gerçeklik karşısında bir gazeteci, bir sinemacı gibi durmuyor. Bugün var olanın gerçekliğinden çok olacak olanın tarihsel düğümlerini, kilit noktalarını ve işleyişini açıklamanın peşinde. Bir hava taaruzu sırasında bombada değil de saldırının paniğiyle devrilen kaynar suyun öldürdüğü çocukta savaşın vahşetini yakalamaya çalışıyor.
    Rastlantısal bu ölümü, Mussolini'yle bütünleştirerek çözümlemesini tamamlıyor. Bu küçük rastlantı büyük halkanın bir paçası olarak dünya gerçeğine ışık tutuyor. Parça, bütünü yansıtıyor.
    Yeryüzünden barut kokusu hâlâ silinmedi...
    "Ama savaş, rastlantısal talihsizliğin budalaca kaçınılmazlığına bir yön, genel bir anlam veriyordu; santralde elektrik şalterini indiren ele, gökte göze görünmeksizin vızıldayan pilota, ona izleyeceği rotayı göstermiş olan subaya, savaşa karar vermiş olan Mussolini'ye ancak dolaylı olarak bağlanabilecek bir şeydi bu..."

    İnsanlığı sınamak
    Bir taraftan tüm insanlara yaşama hakkını sunarak eşitliği sağlayan hava, diğer tarafta teknolojinin de desteğiyle ben ve öteki, öldüren ve ölen haksızlığına neden oluyor. Yaşamanın eşitliğine karşı ölümün eşitsizliği 'zor'u , zor yaşamları doğuruyor. "Havayla çevriliydik, her şeyle aramıza sınır koyan havaydı; oysa tüfeği doğrultunca hava, tüfeğin ağzıyla o nesne, kımıltısız gibi duran kanatlarıyla havada uçan minik şahin arasında uzanan görünmez ve düz bir çizgiydi.
    "Tetiğe basınca hava önceki gibi saydam ve boş kalıyordu, ama yukarıda çizginin öteki ucunda, minik şahin kanatlarını kapatıyor ve bir taş gibi yere düşüyordu. Tüfeğin süngüsünden güzel bir barut kokusu yayılıyordu."
    Yeryüzüne barut kokusu daha çok yayılıyor.
    İnsanlık kendi geleceğini namluların ucuna bırakarak mutluluğu aramaya devam ettiği sürece "Yaşam, kadîm ve mutlu cennetlerin ender olarak anımsanabildiği bir cehennem" olarak insanlığı sınamaya devam edecek. Sınanacak bir şey kalmayıncaya kadar.