|
Italo Calvino
(1923 -1985 )
http://www.bilimkurgu2000.com/asp/Yazar.asp?inNo=236
Italo Calvino, 15 Ekim 1923'de Küba'nin Santiago de las
Vegas kentinde dogdu. Genç yasta Küba'dan italya'ya göç eden Calvino,
kurmaca yazarliginin yanisira, Komünist Parti Üyeligi, Einaudi Yayinevindeki
görevi, gazetelerle çesitli dergilerdeki yazilari araciligiyla, II. Dünya
Savasi sonrasi Italyan kültürünün en önemli adlarindan biri oldu. Ilk
yapitlarindan baslayarak Italya'nin en önemli yazarlari arasina giren
Calvino, Italya'da birçok edebiyat ödülü kazanmis ve 1960 yilinda yayimlanan
I nostri antenati (Atalarimiz) adli kitabinda yer alan fantastik öyküleriyle
uluslararasi bir ün kazanmistir. 1950'lerde fantezi ve alegoriye yönelen
Calvino, yazdigi üç anlatiyla dünya çapinda adini duyurdu:
Ikiye Bölünen Vikont,
Agaca Tüneyen Baron ve
Varolmayan Sövalye. Calvino'nun, bilinç akisi yöntemiyle yazdigi ve
evrenle insanlarin yaratilisini konu alan
Kozmokomik Öyküler'den, Marco Polo-Kubilay Han iliskisi çerçevesinde
arzu, bellek, yasam, ölüm gibi temalari büyük bir incelik ve siirsellikle
isledigi
Görünmez Kentler'e; yazma ve okuma etkinligini, okurun anlati sanatiyla
karmasik iliskisini ele aldigi Bir Kis Gecesi Eger Bir Yolcu'dan, Italyan
masallarini derledigi ve kendisi açisindan bir tür anlatida ekonomiklik
alistirmasi olan Fi-abe Italiane'ye (Italyan Masallari) birçok yapiti içeren
yazarlik yasaminin son ürünü Amerika Dersleri'dir. Calvino, 19 Eylül
1985'de, geçirdigi beyin kanamasi sonucu Siena'da ölmüstür.
Tüm Eserleri;
Ağaca Tüneyen Baron
Amerika Dersleri
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Gözlemci
İkiye Bölünen Vikont
Jaguar Güneş Altında
Kesişen Yazgılar Şatosu
Kozmokomik Öyküler
Palomar
Savaşa Giriş
Var Olmayan Şövalye
Zor Sevdalar
Karga Sona Kaldı
Sıfır Zaman
Marcovaldo Ya Da Kentte Mevsimler
Sen "Alo" Demeden Önce
Yazarin Bir Öyküsü
=======================
"Herkesin hirsiz oldugu bir ülke varmis" diye baslar Italo Calvino'nun
"Kara Koyun" adli öyküsü. Ama istisnasiz herkesin.
Gece olunca, insanlar maymuncuklarini ve fenerlerini yanina alir ve
komsusunun evini soymaya gider.
Gün dogarken geri döndüklerinde yüklerini almislardir. Ama her seferinde
kendi evlerini de soyulmus bulurlar.
Ülkede herkes çok mutludur, kimse kaybetmez,çünkü herkes birbirinden çalar
ve bu dolasim, son kisi ilk kisiden çalana kadar sürer.
Bir gün, nasil olmussa, dürüst bir adam ortaya çikar. Gece oldugunda, çanta
ve fenerle disari çikmaktansa evinde kalip roman okumayi tercih
eder.Hirsizlar geldiginde ise evde isik yandigini görüp soymak için içeri
girmezler. Ve bu durum bir süre devam edince, ahali bir konunun açikliga
kavusmasini ister:
-"Çalismadan yasamak senin tercihin, ama baskalarini bir sey yapmaktan
alikoymaya hakkin yok."
Bunun üzerine dürüst adam, geceleri evinden çikar, fakat hiçbir sey çalmaz.
Döndügü zaman evini hep soyulmus bulur. Ve bir haftadan daha az bir sürede,
yiyecek tek bir seyi kalmaz. Dürüst adam soygun yapmadigi için soyulmayanlar
digerlerine göre daha zenginlesmekte ve artik çalmak istememektedir. Dahasi,
dürüst adamin evi de artik bombos oldugu için o evi soymaya gidenler de
yoksullasmaktadir. Zenginler, kendileri için soygun yapmak üzere maasli
hirsizlar tutmaya baslar. Zengin fakir ayrimi giderek çogalir. Zenginler
mallarini korumak için polis teskilati ve hapishane de kurarlar. Birkaç yil
geçtikten sonra, artik kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmemektedir,
sadece zengin ve yoksul vardir; Ama hâlâ hirsizlik yapmaktadirlar.
Tek dürüst adam ise daha isin basinda açliktan ölmüstür
Calvino bu, bitmez ki
'Örümceklerin Yuvalandığı Patika', faşizmin
içinde var olmaya çalışan insanları anlatıyor. Belli ki Calvino
masalcılığının ilk adımlarını bu romanda atmış
ESER DEMİRKAN (E-mektup
|
Arşivi)
Calvino'yu, Ağaca Tüneyen Baron'la, Varolmayan Şövalye'yle ve Görünmez
Kentler gibi masalsı şiirleriyle, şiirsel masallarıyla -hiçbirine
düzyazı demeye dilim varmıyor- bilirdik.
Calvino, hiç şiir kitabım olmadı, diyor bir söyleşisinde, ya Görünmez
Kentler, onlar birer imge değil miydi sahi? Görünmez Kentler uzun bir
düzyazı-şiir değil miydi? Her okuyanın yüreğine saplanan bu sözlere ne
demeli: "Biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil,
eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde
yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu
var acı çekmemenin: Birincisi pek çok kişiye kolay gelir: cehennemi
kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol
riskli: sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında
cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı
bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek."
Yakın dostu Pavese de Calvino'ya yalnızca 'yazar' diyememiş olmalı ki
'kalem sincabı' nitelemesine sığınmış.
Calvino masallarla gerçek arasında beslenen bir yazar ve kararı belli:
"Artık hiç kuşkum yok, masallar gerçektir" diyor. Edebiyatta yeni bir
biçim ve dil anlayışının öncüsü, sözcüklerle, metinlerle bir yapboz
oyunu oynuyor. "Hiçbir dil yoktur ki aldatmasın" diyor Calvino. Onunla,
edebiyat, yeni bir yazar, yeni bir okur anlayışı kazanır. Calvino
okurları labirentlerde dolaşmaya alışkındır, her metin yeni baştan
kurulan labirentlerdir, okurlar da bu labirentlerin gönüllü yolcusu.
Calvino'nun kitaplarındaki biyografilerinden, savaş sırasında direniş
hareketine katıldığını, komünist partiye girdiğini kim bilir kaç kez
okuduk ama kendi adıma ben bunu yalınızca entelektüel bir politik duruş
olarak gördüm hep. Calvino'yu, bırakın dağlarda bir direnişçi olarak,
silahlı bir direniş öyküsünün anlatıcısı olarak bile düşünemezdim. Calvino'yu böyle
bilirdik
Girişi geçip bu yazının asıl konusuna geleyim artık: Calvino'nun ilk
kitabı Türkçede yayımlandı. Ya da şöyle: Calvino'nun Türkçeye çevrilen
son romanı, aslında Calvino'nun ilk kitabı: Örümceklerin Yuvalandığı
Patika. Faşizmin içinde var olmaya çalışan insanların, direnişlerinin
öyküsü. Devrimci, sosyalist kahramanların kitabı, ama hiçbiri aslında
kahraman değil, sosyalist değil, ama öte yandan hepsi birer Calvino
'kahramanı'. Kitap, Calvino'nun ilk kitabı, onun masalcılığının ilk
adımları. Böylesine sert gerçekleri bile masal tonunda anlatmayı
başarmış ve gerçekler daha da gerçek olmuş bu tonla. Bu masalsılık,
direnişin çocuk Pin'in gözünden anlatılmasından kaynaklanmıyor yalnızca.
Romanın diğer kahramanları da çocuksu, saf. Mekân şiirsel bir fon
oluşturmuş, sanki patika, dağlar, kent birer roman kişisi.
Kitabın sunuşu -ikinci basımında, on yedi yıl sonra, yazılmış- tam bir
Calvino klasiği. Sunuşları romandan sonra okumayı severim, metinle
okurun arasına yazar bile girmemeli diye düşünürüm ama bu sunuş bence
iki kez okunmalı, başta ve kitap bittiğinde. Gerçi ben Calvino
kitaplarının hiç bittiğini görmedim, dönüp dönüp okunan, bitirilemeyen
şiirler gibi. Evet, sunuş kitaptan önce de okunmalı, çünkü Calvino sanki
okurlarını uyarıyor, bu ilk romanına hazırlıyor: "Bu yazdığım ilk roman;
birkaç öyküm bir yana bırakılırsa, yazdığım ilk şey olduğunu bile
söyleyebilirim. Şimdi elime aldığımda, nasıl bir etki yaratıyor
üzerimde? Onu kendi yapıtlarımdan biri gibi değil de, daha çok, İkinci
Dünya Savaşı sona erdikten sonra, bir çağın genel ikliminden, ahlaki bir
gerilimden, bizim kuşağımızın benimsediği bir edebiyat beğenisinden
anonim olarak doğmuş bir kitap gibi okuyorum."
Önsöz böyle başlıyor ama Calvino durur mu? "Buradan başlamalıyım
önsöze", "Bir kez daha önsöze baştan başlamalıyım", "İşte önsözü nasıl
kurmam gerektiğini buldum" gibi bir sürü yeni başlangıç noktaları da var
elbette.
Calvino'dan esinle bir soru: Bu yazıyı nasıl bitirmeli? Şöyle
bitirebilirim: Calvino okuruna yapbozun yeni bir parçası olan
Örümceklerin Yuvalandığı Patika'yı okumalarını öneririm, roman Pal
Sokağı Çocukları tadında ama silahlar, savaş daha gerçek, kahramanlarsa
daha masal, sunuş bir Calvino klasiği.
Şöyle de bitebilir: "Calvino'yu nasıl bilirdiniz?" de ne demek? Calvino
bitmez ki, geçmiş zaman kipi kullanmak yanlış. Bugünlerde yeniden,
Görünmez Kentler'i okumalı.
Çevirmenin hakkını teslim etmeden yazıyı bitirmek de olmaz, Işıl
Saatçıoğlu'ndan sonra Kemal Atakay da, bende, "Calvino Türkçe mi
yazmıştı?" duygusu uyandırdı. Diline sağlık.
Şöyle de bitirebilirim: Bu yazı Calvino'nun Örümceklerin Yuvalandığı
Patika adlı kitabını tanıtmak niyetiyle yazılmaya başlanmıştı.
Ama şunu söylemeden de bitiremem ki: Evet, "cehennemin ortasında
cehennem olmayanlar
var", evet göstergeler de dil de aldatıcı, masallar gerçekten daha
gerçek ve evet şövalyeler hâlâ var. Ve bu yazı, bu kitap onlar için,
bütün bunlar için.
ÖRÜMCEKLERİN YUVALANDIĞI PATİKA
Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Yapı Kredi Yayınları, 2007, 167
sayfa, 9 YTL.
O bir partizandı
Bütün değerlerin altüst olduğu savaş sonrası,
gerçeğin belgelenmesi ve toplumsal sorumluluk adına sanatta baş gösteren
yeni gerçekçi tavır, genç Calvino'nun ilk romanı 'Örümceklerin Yuvalandığı
Patika'ya da damgasını vuracaktı
A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)
Savaşlar çağıydı 20. yüzyıl. Bir yandan bireylerin ve halkların kaderini
derinden etkilerken diğer yandan siyasi coğrafyanın sınırlarını altüst eden
bu sürekli seferberlik ve çatışma hali yeni düşünme ve hatırlama biçimleri,
buna bağlı olarak da yeni bir edebiyat yarattı. Italo Calvino'nun ilk romanı
Örümceklerin Yuvalandığı Patika da, yeni bir toplum idealinin
oluşturulmasında yeni bir edebiyatın, edebiyatta yeni bir anlayışın etkili
olacağı, bu edebiyatın etkin olarak bir tür 'tarih' yazacağı düşüncesinin
ürünüdür.
Calvino, İkinci Dünya Savaşı başladığında askere gitmeyi reddetmiş,
partizanların saflarında Almanlara karşı savaşmıştı. Savaş onun kaderini de
değiştirdi. Tarım Fakültesi'ni bırakıp Edebiyat Fakültesi'ne geçti.
Siyaseten en coşkulu ve aktif olduğu savaş sonrası İtalya'sında bir partili
olarak gazetelerde yazılar yazdı. Yeni gerçekçiliğin bütün entelektüelleri
etkilediği, sanat ve edebiyatın toplumsal meselelerle yakından ilgilendiği,
bir yandan da yeni anlatım tekniklerinin arandığı çok canlı bir dönemdi.
Cesare Pavese, Elio Vittorini gibi İtalya'nın tanınmış yazarlarıyla kurduğu
dostluk sayesinde Calvino da edebiyat dünyasına girdi. Bütün değerlerin
altüst olduğu savaş sonrası, gerçeğin belgelenmesi ve toplumsal sorumluluk
adına sanatta baş gösteren yeni gerçekçi tavır, genç Calvino'nun ilk romanı
Örümceklerin Yuvalandığı Patika'ya da damgasını vuracaktı. Partizanlara dair
bir hikâye anlatıyordu Calvino. Yoksul çocuğun
savaş izlenimleri
Örümceklerin Yuvalandığı Patika'nın ilk basımı, Ekim 1947'de, Torino
merkezli Einaudi Yaymevi'nin 'I Coralli' dizisinden çıkmış. Kitabın Haziran
1964 tarihli yeni baskısı için, yazar uzun bir önsöz yazmış. Türkçe baskıda
da yer alan bu uzun önsöz Calvino'nun kendi yapıtı hakkındaki düşüncelerini
ve genel olarak edebiyat anlayışını yansıtma özelliğiyle romanın kendisi
kadar ilgi çekici.
Hikâye, Calvino'nun deneyim ve tanıklıklarına dayanmakla birlikte ne anı
ne de belgesel. Gerçek kişi ve olaylardan yola çıkarak yeni bir gerçeklik
evreni yaratmış Calvino. Roman kahramanı Pin, fahişelik yaparak geçinen
ablasıyla yaşayan bir sokak çocuğu. Yaşı ve cılız cüssesiyle eşitsiz hayat
bilgisiyle terbiyesiz, ağzı bozuk, hani o annelerin çocuklarından uzak
tutmak istedikleri çocuk tiplerinden. Pin de büyüklerle takılıyor.
"Büyüklerin dünyasına sığınmak dışında bir şey gelmiyor Pin'in elinden:
Tıpkı çocuklar gibi ona sırt çeviren büyüklerin, öteki çocuklar için olduğu
kadar Pin için de anlaşılmaz ve uzak büyüklerin." Yapayalnız Pin, hiç
değilse büyüklerin dünyasında kalıcı bir yer edinebilmek için ablasının
sevgilisi Alman askerin silahını çalacak, çok geçmeden yakalanıp
hapishanenin yolunu tutacaktır. Orada kendisinden birkaç yaş büyük ama
Almanlara karşı direnişin efsane isimlerinden Kızıl Kurt'la tanışır.
Birlikte hapishaneden kaçtıklarında Kızıl Kurt'un peşinden dağa çıkıp
partizanlara katılır Pin. Dritto'nun komuta ettiği ekip belki de en
başıbozuk, bilinçsiz partizan birliğidir.
Calvino, önsözünde, hikâyenin bu kurgusunu yeni gerçekçi anlayışıyla
şöyle ilişkilendiriyor; "Sokak çocuklarının ve işsiz güçsüzlerin kol gezdiği
bir ortamda, her şey bir çocuğun gözünden görülmeliydi. Partizan savaşının,
bu savaşa özgü kahramanlıkların ve fedakârlıkların kıyılarında dolaşan, ama
aynı zamanda onun rengini, buruk tadını, ritmini yansıtan bir öykü
uydurdum... o sokak çocuğu karakterinden, yani gerçekliğin doğrudan
gözlenmiş bir öğesinden, bir hareket etme, konuşma, büyüklerle ilişki kurma
tarzından yola çıktım ve bunu romana özgü bir zemine oturtmak için, ablanın
öyküsünü, Almandan çalınan tabanca öyküsünü uydurdum; sonra, bu çocuğun
partizanlara katılışının zor bir geçiş olduğu ortaya çıktı: Pikaresk öyküden
toplu destana bu sıçrayış, her şeyin yıkılması tehlikesini beraberinde
getiriyordu, bana öyküyü hep aynı düzeyde tutmaya devam etme olanağını
verebilecek bir şey bulmalıydım; ben de Dritto'nun birliğini uydurdum."
Kısa bir roman Örümceklerin Yuvalandığı Patika. Önce hikâye formatında
düşünülmüş, içine girdikçe romana evrilmiş bir metin. Kişisel
karakteristikleri karakteristik durumlar etrafında gösterirken fazla
ayrıntıya girmiyor Calvino, anlatısını az sayıda insan tipi, kısa bir zaman
dilimi ve belli bir coğrafyayla sınırlıyor. Bu bakımdan dönemin kapsamlı ve
hacimli İkinci Dünya Savaşı romanlarından farklılaşıyor. Romanı o dönemde
yazılmış savaş ve direniş edebiyatından en temel farkı ise Dritto'nun
birliğindeki partizanların siyasi ve ideolojik konumları. Calvino, hem
Direniş'i eleştirenlere, hem de kutsallaştırılmış, kusurlarından
arındırılmış bir Direniş'i savunanlara meydan okumak amacıyla içinde hiç
kimsenin kahraman olmadığı, hiç kimsenin sınıf bilincinden haberli olmadığı
bir partizan hikâyesi yazmış ve kendi deyişiyle 'en alttakiler'in, lümpen
proletaryanın dünyasını anlatmış. Gerçekten de, birliktekilerin ve Pin'in
neden bu saflarda olduğunu gösteren bilinçli bir tercihleri yok. Savaşın
savurduğu bu insanları birleştiren savaşın, şiddetin ve ölümün ta kendisi,
biraz da Almanlara -yabancılara- duyulan öfke. Ama böylelikle bütün savaş
anlatılarının en olumlusunu, en devrimcisini yaratmaya çalışmış Calvino;
"Zaten kahraman olan kişiden, zaten sınıf bilinci olan kişiden bize ne!
Anlatılması gereken, oraya varış sürecidir! Bilincin berisinde tek bir birey
kaldığı sürece, bizim görevimiz onunla, yalnızca onunla ilgilenmek
olacaktır!"
Ne var ki bunu büsbütün başarmış sayılmaz. İtalya'da savaş sonrası
edebiyatının -en azından komunistler tarafından- başlıca meselesi ortaya bir
'Direniş edebiyatı' çıkarmak olunca, bambaşka bir çerçeve içinde kurulmuş,
dil ve imge olarak doğrudan, nesnel temsile dayalı bir hikâyeye Calvino da
ideolojik tartışmayı eklemeyi görev bilmiş. Romanın 9. bölümünde sahne alan
ve uzun bir tartışma yürüten Komiser Kim (entelektüel) ve Komutan Ferriera
(işçi) üzerinden ideolojik öğenin gereğini yerine getiriyor. Bu bölümdeki
kuramsal tartışmalar romanın bütününden gerek üslup gerek dil açısından ayrı
düşmüş.
Yazar, hikâyenin
neresinde?
Romanını yıllar sonra yeniden alıp kimi yerlerde düzeltmeler yapan
Calvino'nın 9. bölümü olduğu gibi koruması, roman ve dönemin ruhu
arasındaki ilişkiyi göstermek isteğinden. Çünkü Komiser Kim'in
düşüncelerini içeren bu bölüm, romanın ortasına sokulmuş bir önsöz,
romanın kendisi ise 'yeni gerçekçilik'in olumlu nitelikleri ile
kusurlarının tipik bir dökümü gibidir.
Romanlarda, özellikle anılara dayalı olanlarda anlatıcının konumu
önemlidir. Yazar ele aldığı dönemi nesnelleştirmek ve anonimleştirmek
amacıyla anlatının merkezine kendisini yerleştirmekten, birinci tekil
şahıs dilini kullanmaktan kaçınmış. Ama roman kahramanı Pin ile kendisi
arasında sağlam ve karmaşık bir ilişki var. Pin karakteri ile partizan
savaşı arasındaki ilişki, simgesel olarak, Calvino'nun partizan
savaşıyla yaşadığı ilişkiye karşılık geliyor. Pin'in büyüklerin
anlaşılmaz dünyası karşısında duyduğu aşağılık duygusu, aynı durumda bir
burjuva çocuğu olarak Calvino'nun hissettiği aşağılık duygusuna karşılık
geliyor. Ve Pin'in serseriler dünyasından geliyor olmasına bağlı
pervasızlığı -Calvino'nun- 'entelektüel kişi'nin her durumla başa
çıkabilme, asla hayrete düşmeme, duygulardan kendini sakınma tarzına
karşılık geliyor... Gerisini şu sözlerle özetlemiş Calvino; "bu simgesel
yer değiştirmeler anahtarıyla (ama açıkça belirtmeliyim ki, sonradan
bulduğum, yazdıklarımı daha sonra açıklamama yarayan bir anahtardı bu
yalnızca), kişisel bakış açıma yer vermediğim öykü, yeniden benim öyküm
haline geliyordu... Dolayısıyla, kitabımın simgesel kahramanı, bir
geriye dönüş imgesiydi: bir çocuk. Pin'in çocukça ve kıskanç bakışı
altında, silahlar ve kadınlar uzak ve anlaşılmaz şeylere dönüşüyorlardı;
felsefemin yücelttiği şeyi, poetikam düşman görüntülere dönüştürüyor,
aşırı sevgim çaresiz umutsuzluğun renklerine boyuyordu."
Simgesel ilişkiler sadece kahramanıyla Calvino arasında değil. Roman
dili, üslubu, olay, durum ve insan tasvirleriyle dönemin edebiyatının
karakteristiği, yazarın gençlik dönemine ilişkin edebi tercihleriyle iç
içe geçiyor. Örümceklerin Yuvalandığı Patika, İkinci Dünya Savaşı sona
erdikten sonra, bir çağın genel ikliminden, ahlaki bir gerilimden, o
kuşağın benimsediği bir edebiyat beğenisinden, sanat ve edebiyatın daha
iyi bir dünya yaratacağı inancından anonim olarak doğmuş bir kitap.
ÖRÜMCEKLERİN YUVALANDIĞI PATİKA
Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Yapı Kredi Yayınları, 2007, 167
sayfa, 9 YTL.
Adım adım bilgelik
Italo Calvino 'Paris'te Münzevi'de kendi
portresini sunuyor bir anlamda; içten ve dolaysız... Kitap, Calvino'yu
sevenler için çok önemli detaylar içeriyor
FİLİZ ÖZDEM (Arşivi)
PARİS'TE MÜNZEVİ
Özyaşamöyküsel Notlar
Italo Calvino, Çeviren: Neyyire Gül Işık, Yapı Kredi Yayınları, 2005,
264 sayfa, 14 YTL.
Yazar, denemeci ve bir kültür adamı olarak İtalyan edebiyatının belki de
son aydını olarak değerlendirilebilecek Italo Calvino, 15 Ekim 1923'te
Küba'da Santiago de Las Vegas'ta doğar. Tarım mühendisi olan babası
Mario, deneysel bir tarım merkezi ve okulunu yönetmek üzere, Küba'da
bulunmaktadır. Annesi Evelina da botanikçidir. 1925'te aile İtalya'ya
döner. Calvino'nun çocukluğu San Remo'da geçer.
Calvino, sol görüşlü, ilkeli ve güçlü birer karakter olan bir ana
babanın çocuğudur. Ailede onurlandırılan tek şey bilimsel araştırmadır.
Bir evlat için ezilmemenin tek yolunu, savunma düzeneği oluşturmak
olarak gören Calvino'ya, bu edindikleri; faşizm İtalya'sında, İkinci
Dünya Savaşı'nın patlak vereceği yıllarda, siyasal konulara yönelik
seçimlerinde etkili olacaktır. Ancak gençliğinde 'asık yüzlü' bulduğu
bilimsel araştırmacılık da ister istemez onun kılı kırk yaran
yazarlığında bir biçimde uçlarını verecek, renkli bulduğu anlatı
karakterlerinde, özellikle de Calvino'nun gözlerini tümüyle dış dünyaya
çevirdiği Palomar (1983) kitabında Bay Palomar'da etlenecektir.
Yeniyetmelik yıllarında edebiyatın yanı sıra karikatürler, çizgi
romanlar, mizahın ince alaylı gücü ve sinema ilgisini çekmektedir. Savaş
patlak verince, o güne dek gözüne 'farklı ahlâk ve görenek tonlarından
oluşan bir yelpaze' gibi görünen, herhangi bir zıtlığın değil, öylece
yan yana konmuş bir tablo olarak açıkladığı dünya algısı kökten bir
değişime uğrar, ideolojik konumundaki belirsizlik yerini kesinkes
seçimleri gerektiren bir tavra zorlar onu.
Ailesinin de etkisiyle Torino Üniversitesi Tarım Fakültesi'ne yazılır.
Bu arada liseden arkadaşı, ileride La Repubblica gazetesinin kurucusu ve
milletvekili olacak sosyalist gazeteci Eugenio Scalfari'nin dostluğu,
Calvino'ya kültürel ve siyasal konularda etki eder. Artık faşizm
karşıtıdırlar. Calvino, 1943 yılında Salï Cumhuriyeti'nin çağırmasına
karşın askere gitmez, birkaç ay gizlenir. 1944'te İtalyan Komünist
Partisi'ne girer, yirmi ay boyunca partizan mücadelesinde, Deniz
Alpleri'nde çarpışır. Bu arada annesiyle babası, Almanlar tarafından
tutuklanır ve zorlu, uzun bir rehinelik dönemi yaşarlar.
Direnişçilere katılmanın 'dünyanın çatışık gerçeğinde yolunu bulabilmek
için' eşsiz bir insancıl davranış olarak bir ömür boyu insani olgunlaşma
adına kendisine çok şeyler kattığının bilincinde olacaktır. Aydınlanmacı
akılcılık, iyi ile kötü arasındaki dindirilemez çatışma (İkiye Bölünen
Vikont, 1952), insan ve aydın ideali (Ağaca Tüneyen Baron, 1957) onun
felsefi 'takıntıları'nın kurucu öğeleridir. Bütün değerlerin altüst
olduğu savaş sonrası, gerçeğin belgelenmesi ve toplumsal sorumluluk
adına, sanatta başgösteren yeni gerçekçi tavır, onun da sanatında bir
eğilim olarak belirleyici olur. Dünyanın kaynaklarının çarçur edilmesi,
insanlık yararının gözetilmemesi ve adaletsizliğe karşı mücadele etmek
her şeye 'yeniden sıfırdan başlamaya hazır olmak anlamına da'
gelmektedir çünkü.
Calvino'nun
akcılığı
Savaş sonrası Torino Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne yazılır ve bu
kente yerleşir. Komünist Parti'nin bir eylemcisi olarak çeşitli
gazetelerde yazılar yazar. 'İlk okurum' dediği Cesare Pavese ile
tanışır. Elio Vittorini ve Pavese gibi aydınlarla kurduğu dostluk,
önemli bir yönlendirici güç olur hayatında. Vittorini'nin dergisi
Politecnico'da yazmaya başlar. 1948'de uzun yıllar çalışacağı Einaudi
Yayınevi'ne girer. Unitâ'da da öyküleri yayımlanır. Torino dönemi,
Esther Judith Singer ile evlenince kapanır, 1980'e dek yaşayacakları
Paris'e yerleşirler. 1980'de hayatının son beş yılını geçireceği Roma'ya
taşınırlar.
Calvino'nun akılcılığı bir gizem olarak 'canlılık ve süreklilik' üstüne
kuruludur: yaşama ve eyleme aşkı, insanın kendini kurması, her tek tek
zihinsel inşanın serüveni onu yakından ilgilendirir. Doğanın ve tarihin
tanrısal özelliğinin temsilidir bu onun gözünde... Bu temsilin öğeleri
de verili olanın reddi, etken ve bilinçli olmaktır. Calvino'nun özelinde
bu, yazma eyleminde düğümlenir: Bireyin ve toplumun yaşamında bütün
bunların anlamının izini romanlarında sürer. Bu durumda yeni
gerçekçilik, etik-politik bir tavırdır: endüstri toplumunun gelişimi,
ideolojilerin sonu, değerlerin değişimi öncü bir entelektüel çıkışı
gereksinmektedir.
Yeni bir toplum idealinin oluşturulmasında yeni bir edebiyatın, yeni bir
anlayışın etkili olacağını; bu edebiyatın etkin olarak bir tür 'tarih'
yazacağını düşünür Calvino. Bu, yalnızca belgeleyen bir edebiyat
anlamına gelmez; 'ifade özgürlüğü'nü teşvik eder, ki Calvino'nun eğilimi
bu yöndedir. Kendi toprağından manzaralar okumayı biraz da Montale'den
öğrendiğini söyleyen Calvino, epik anlatımı önemsese ve Verismo
bölgeciliğinin kimi yöntemlerini kullansa da söylemi bölgesel-lokal
değildir. Calvino için bir diğer önemli öğe de stilistik araştırmadır:
Diyalektlerin etkisindeki bir sözcük kullanımından anlatının ve yazının
ritmine, (iki İtalya'yı birleştiren bir eğilimle) Giovanni Verga'yı
Vittorini ve Pavese'ye, Kuzey Amerika romanına bağlayan çizgide,
bölgeciliği aşma eğilimiyle varılabilir. Calvino, tarihsel malzeme ve
deneyimleri, ortak ruh hallerini ve insanlık değerlerini simgelemek
için, ortak temsil güçleri nispetinde kullanır.
Yazarlığının olgunlaştığı 1950'lerde fantastik-alegorik bir damar
tutturur; bu dönemde yazdıkları birer toplum eleştirisidir. Yine bu
dönemde yazınsal antropolojik ve folklorik bakış açısından masalları ele
alır. Bu dönemin önemli kitapları: İkiye Bölünen Vikont, İtalyan
Masalları (1956), Ağaca Tüneyen Baron, Varolmayan Şövalye (1959),
Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler'dir (1963).
1950 sonları ve 1960 başlarında yaptığı yolculuklar, çağımız insanının
'sakatlanması', bilinç parçalanması, post-endüstriyel dönemin kaosu
üstüne odaklanmasına neden olur. Bir tür 'kombinasyon' sayılan,
postmodern olarak da nitelenen bu döneminin ilk ürünleri iki kısa
anlatısı Kozmokomik Öyküler (1965) ve Sıfır Zaman'dır (1967). Diğer
önemli kitapları ise Kesişen Yazgılar Şatosu (1969), başyapıtı sayılan
Görünmez Kentler (1972) ve çoksatan kitabı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
(1979) ve yaşarken yayımlanan son kitabı Palomar'dır.
Türkçede ilk kez yayımlanan Paris'te Münzevi, Calvino'nun değişik
yerlerde daha önce yayımlamış olduğu on iki yazıyla, yayımlanmamış bir
metni-Diario Americano (Amerika Güncesi) - ve Lugano'da sınırlı sayıda
basılmış, İtalya'da yayımlanmamış olan Eremita a Parigi (Paris'te
Münzevi) metnini bir araya getiriyor. Paris'te Münzevi'de yer alan
'Amerika Güncesi (1959-1960)', yukarıda sözü edilen yolculukları
sırasında, Calvino'nun Einaudi Yayınevi'ndeki arkadaşı Daniele
Pochiroli'ye yazdığı, Amerika izlenimlerini aktaran bir dizi mektuptur.
Bir kültür endüstrisinin nasıl yapılandığını, biraz da melankoliyle
aktaran gözlemler, yazarın kendisi için tuttuğu notlardır. San Remo,
Torino, Roma, Paris, New York arasında kendini 'göçebelik illeti'ne
tutulmuş biri olarak niteleyen Calvino'nun aktardığı hem içsel
manzaralar, hem de bir tür bellek dökümü. Onu, belki de Görünmez
Kentler'e hazırlayan adımlar... Yolculuktan nefret eden ustası
Pavese'nin tersine yolculuğu sevmiştir Calvino. Özyaşamı üstüne bir
şeyler yazmaktan oldum olası sıkıntı duyduğunu, buna her kalkıştığında
hep doğumundan da gerilere gittiğini belirtir yazar. Calvino severler
için çok önemli detaylar içeren Paris'te Münzevi, aslında arka planında
bir aydın yazarın oluşumunu, bir insan olarak neleri, ne tür itkilerle
seçtiğini anlatan bir metinler bütünü. "İnsanlar her zaman fikirlerden
önce gelir. Benim gözümde fikirlerin hep gözleri, burunları, ağızları,
kolları, bacakları olmuştur. Benim siyasal öyküm her şeyden önce insan
varlıklarının öyküsüdür." 'Ben de Stalinci Oldum mu?' gibi dürüst bir
özeleştiriye giriştiği, 'Duçe'nin Portreleri' gibi gözlem kıvraklığını
denemeciliğinde gösterdiği metinleriyle çatılmış bir kitap Paris'te
Münzevi... Esther Calvino'ya göre ise, Calvino'nun 'en içten ve dolaysız
tarafından' 'kendi portresi'...
|
|
|
GELECEK BİNYIL İÇİN ALTI NOT
AMERİKA DERSLERİ
Derleyen . Eren Arcan

1984 Yılında Italo Calvino Harvard Üniversitesinde altı konferans yapmak
üzere davet edildi. Bu konferans dizisini yapmak üzere davet edildiğinde 62
yaşında olan Calvino bu çalışmayı, bilgi birikimini “edebiyatta kalite”
üzerindeki düşüncelerini toplamak üzere kullanmayı düşünmüştü. Alegorik
olarak düzenlenen notlar, her tür çalışmanın, evrensel niteliklerini
irdelemeyi amaçlıyordu. Felsefe tarihini göz önünde bulundurarak kendi
çalışmalarını ve diğer başarılı bir çalışmaların altı temel nitelik taşıması
gerektiğini açıklıyordu.: Hafiflik, hızlılık, kesinlik, görünürlük, çoğulluk
ve tutarlılık .
Hafiflik : Hafiflik güzel söz söyleme sanatının,
yazının üslûbundan, ya da kendi içeriğinden
bağımsız olarak kaynaklanır, Düşüncenin hafifliği
– kendini dünyanın ağırlığının üzerine çıkararak bütün ağırbaşlılığına
rağmen hafiflik sırrına vakıf olduğunu göstermek. Software ve hardware ve
mitoloji ile fiziksel dünyayı düşünün.
Calvino iki eğilim üzerinde durur birincisi dili
ağırlıktan yoksun olan bir element olarak görmek, ikincisi ise dile ağırlık,
yoğunluk ve sağlamlık kazandırmak. Dil üst düzey hafifliktedir, hareket
halindedir ve bilgi kaynağıdır. Hafiflik, kesinlik ve kararlılık ile ele
ele hareket etmelidir Bulanıklık ve gelişigüzellik ile değil Paul
Valery’nin dediği gibi “Kuş gibi olmalı, tüy gibi değil.”
Çabukluk Calvino burada gerçek fiziksel hız ile
aklın hızının ilişkisini. İrdeler. Hızlılık terimini günümüz dünyasında
bilginin inanılmaz hızlarla edinilebildiği bir ortamda, şeylerin arasındakı
farklılıkları bulanıklaştırmadan nasıl netleştirebileceğimiz üzerinde
durur. Ekonomik anlatım zamanı uzatır ya da kısaltır. Masalların zamanında
birkaç cümle içinde asırlar yaşanabilir. Hızlı, kısa ve özlü bir üslup
insanı eşzamanlı fikir ve düşünce sağnağına tabi tutar. Şiirin başarısı bu
hızlı eşzamanlı imgeler sağanağındadır. “Bir epigramın boyutlarına
sığdırılabilecek kozmolojiler, sagalar, destanlar düşlüyorum. Bizi bekleyen
daha kalabalık daha hızlı çağlarda edebiyat, şiirin ve düşüncenin en üst
düzeydeki yoğunlaşmasını hedef edinmek zorundadır.”
Kesinlik : Zaman zaman dil kullanımını bir veba
salgını etkisi altına alıyor. Bilme olgusunda doğrudanlığın yitimi, ifadeyi
en genel, en anonim, en soyut formüllere dönüştürme, anlamların yoğunluğunu
seyreltmek, ifade zenginliğini köreltmek, yeni durumlarda ortaya çıkabilecek
kıvılcımları söndürme biçiminde kendini gösteriyor.
Calvino’ya göre bu vebadan etkilenen yalnızca dil
değil, imgeler de. “Kesintisiz imgeler sağanağı altında yaşıyoruz. En
güçlü iletişim araçlarının yaptığı tek şey dünyayı imgelere dönüştürmek ve
aynalar oyununun yarattığı görüntü oyunu aracılığı ile dünyayı çoğaltmak.
...Bu imgeler bulutunun büyük bir bölümü belleğimizde bir iz bırakmayan
düşler gibi çözülüp dağılıyor. “
Görünürlük : İki çeşit imgelem sürecinden söz
edebiliriz sözden yola çıkarak imgeye, imgeden yola çıkarak sözel ifadeye
uzanan süreç İlk süreçte,okuduğumuz bir şey, bir “zihinsel sinemada” içsel
bir görüşle aklımızda canlanır. İkinci durumda yazara “yağan” imgelerin
kaynağı nereden gelir ? “Bireysel ya da kollektif bilinçaltı gibi,
yitirilmiş zamandan bir kez daha filizlenen duyumlarla yeniden kazanılmış
zaman gibi, “epifaniler” Anlık yoğunlaşmalar gibi.”
Calvino öykülerine bir imge ile başladığını söyler,
İkiye Ayrılmış Vikont, Ağaca Tüneyen Baron gibi. İmge netlik kazandığı anda
öyküye, yani görsel öge, yazıya dönüşmeye başlar. Öykü sonra yan
imgelerini üretir ve öykü yazılarak tamamlanır.
“İmge Uygarlığı” dediğimiz günümüzde insanımız
giderek artan öçüde hazır imgelerin sağanağı altında. Toplumlar kendi
imgelerini yaratmayı sürdürebilecekler mi? “ Gözlerimiz kapalı belli
görüntüleri zihnimizde canlandırabilme, beyaz kağıt üzerindeki siyah
harflerin oluşturduğu satırlardan renkleri biçimleri göz önüne getirebilme,
imgeler yoluyla düşünebilme gücünün yitirilmesinden söz ediyorum. Bizi
içsel görümüzü onun geçici düşlere sapmasına izin vermeden denetlemeye
alıştırmak eğitimini düşlüyorum. “
Çoğulculuk: Neden yerine nedenleri koymak,
Calvino’nun hayranlıkla söz ettiği yazar Gadda, dünyayı bir sistemler
sistemi olarak görmek gerektiğini söylemiş, Calvino’ya göre Gadda
“dünyanın, çözülmesi olanaksız karmaşıklığını, daha doğrusu her olayı
belirleyecek tarzda bir araya gelen son derece ayrışık ögelerin eşzamanlı
birlikteliğini hiçbir biçimde azaltmadan temsil etmeye” çalışmıştır. Her
şeyi birbirine bağlayan ağ Proust’u da etkilemiştir. Proust’a göre bu ağ
“her varlığın birbiri ardısıra işgal ettiği uzamsal-zamansal noktalardan
kurulmuştur bu da uzam ve zamanın boyutlarının sonsuz çoğaltılması sonucunu
getirir.”
Borges’in zaman üzerindeki en baş döndürücü denemesi
olan Yolları Çatallanan Bahçe’de asırlar, asırlarca sonsuz şimdide oluşan,
geleceği içinde barındıran çoğul ve dallanıp budaklanmış bir zaman içinde,
her biri farklı sonuçlara götürecek olan çatallı yollar... O kadar ki bir
çatal yolun sonunda katil olan adam, bir başka çatal sonunda onun dostu
olacaktır.
Calvino çoğulculuk üzerine yaptığı konferansını
şöyle bitirir. “Kimiz biz, deneyimlerin, bilgilerin okunmuş metinlerin,
imgelerin oluşturduğu bir bileşke değilsek neyiz her birimiz? Her yaşam her
şeyin akla gelebilecek her şekilde yeniden karıştırılıp yeniden düzenlendiği
bir ansiklopedi bir kitaplık, bir nesneler envanteri, bir üsluplar
dizisidir.
Ama belki de yüreğimin en derinliklerindeki yanıt
bir başkası: Keşke benlik dışında tasarlanmış, bireysel benin sınırlı bakış
açısında çıkmamızı sağlayacak bir yapıt mümkün olsaydı. Yanlızca bize
benzeyen başka benlere girmek için değil, dili olmayanları konuşturmak
için. Oluğun üzerine konan kuşu, ilkbahardaki ağaç ile sonbahardaki ağacı,
taşı, çimentoyu, plastiği.”
Calvino 1985 yılında Harvard Universitesinde bu
konferansları vermek üzere yola çıktığında konakladığı otel odasında kalp
krizinden öldü. Son derece titiz çalışan Calvino’nun bu beş konferansı hiç
düzeltilmeden, olduğu gibi Amerika Dersleri olarak yayımlandı.
Böylesine titizlikle çalışan Calvino’nun altıncı
konferans olan Tutarlılık bölümü ise yola çıkmak üzere hazırladığı
çantasındak, dosyalar arasında bulunamadı.
Amerika Dersleri - İtalo Calvino Can Yayınları
KOZMİKOMİK ÖYKÜLER
Nevcihan Oktar
O zamanlar hiçbir şey , zaman
bile yoktu. Buna rağmen her şey bu yokluktan , hiçlikten sıfırdan
başladı. Kesin mutlak boşluk. Ve enerjinin akıl almaz bir biçimde
merkezde toplanışı. Bu enerjinin saniyeden kısa bir süre içinde
maddeye dönüşmesi. Bu görülmemiş , olağanüstü bir
yoğunluktu,evrenimizin tümü bir nokta içinde yoğunlaşmıştı. Isı
milyarlarca dereceydi.Patlamanın etkisiyle madde dağılmaya başlangıç
noktasından uzaklaşmaya başlamıştı. Bu evrenin hacminin büyümesiydi.
Bu büyüme henüz tamamlanmış değil. Bazıları bu gemleşmenin sonunun
gelmeyeceğini düşünüyor, bazıları ise bu genleşme gücünün azalarak
evrenin büzüşüp ve kendini yok edeceğini Büyük Sıkışma (Big Crunch)
ile yok olacağını düşünüyor.
Kozmikomik Öyküler dünyanın
yaradılışının hikayesi. Kitabı okurken “Küçük Prens”i anımsadım
Calvino hikayeleri sürrealist, felsefik, nükteli ve çok eğlendirici
bir üslupla yazmış.kritiklerce 20. yüzyılın hayal gücü en zengin ve
orijinal düşünceye sahip yazarı olarak nitelendiriliyor.Borges,
Marquez, Fuentes, Calvino hepsi sanki 4X100 bayrak yarışında koşan
atletler gibi bayrağı taşıyorlar.Bence hepsi” evreni edebiyatla”
özetliyorlar.
Calvino
insanoğlunun ve evrenin doğuşunu şiirsel bir fabl gibi anlatmış. Hayal
ve gerçek olağanüstü bir şekilde harmanlanmış.her öykünün başında
italiklerle verilen bilgiler güneş sisteminin nebuladan nasıl meydana
geldiğini,dünyanın ve hücresel yaşamın nasıl oluştuğunu, uzayın
atomdan daha ufak parçacıklardan(quark) dan Büyük Patlama ile nasıl
gerçekleştiğini, atmosferin oluşumunu, dinozorların nasıl yok
olduğunu, ayın yörüngesinin nasıl değiştiğini, atomların nasıl
oluştuğunu isimleri kimyasal ve matematik formülleri çağrıştıran
karakterleri ile fantastik bir şekilde öykülemiş.Bunu yaparken
Darwin’in evrim teorisi, Kuantum Fiziği, İzafiyet teorisi, mikroskobik
ve makroskobik bilgisi ile harmanlaması muhteşem , hayran olmamak
mümkün değil.ilk canlı, kurbağagiller, omurgalıların karaya çıkışı,
sürüngenler çağı, dinozorlar, jura dönemi, dinozorların beklenmedik
sonu ( bir çevre felaketi, ya da iklimin değişmesi, ve ilk insan
(kromozom)
.Qfyfq öykü
anlatıcısı bazen bir nebulada bazen Büyük Patlamadan önce bir nokta
üzerinde yaşıyor. Karakterlerin isimlerini tellafuz etmek mümkün değil
ama hepsi insani değerler taşıyorlar. Aşık oluyorlar, kıskanıyorlar,
hayal ediyorlar, bahse tutuşuyorlar, hidrojen atomları ile oyun
oynayıp galaksileri uçurtuyorlar,kovalamaca oynuyorlar. Qfyfq bazen
bir dinozor olup , bazen de güneşin ilk doğuşunu yazan biri, bazen
kozmik bir parçacık, bazen de aya merdiven dayayıp, aydaki sütü
kaşıkla dünyaya gönderen bir çocuk, ama merakını ve gözlemlerini hep
bizimle paylaşan biri.
“Alef tüm
noktaları içeren tek bir nokta. Sonsuz ve bitimsiz. Herşeyi kapsayan,
öncesiz ve sonsuz” “Tek Bir
Nokta” öyküsü Alef’e atıflarla dolu. Borges’in Calvino üzerindeki
etkisi ve “Big Bang” in o muhteşem açıklanması inanılmaz derecede
güzel. S61
“Uzayda Bir
İşaret” öyküsü Alef’e atıf yaptığı kadar Marquez’in etkisini taşıyor.
Yüzyıllık Yalnızlık’ta “ Hiçbirşeyin henüz adı yoktu “diyordu. S
49,51,53,54
“Suda Yaşayan
Amca” ile Darwin’in Evrim teorisi anlatılırken generasyonlar
arasındaki çatışmayı da dile getirmiş. Calvino
“Var Mısın
bahse” öyküsü evrenin atom çekirdeklerinin ve moleküllerin olşumunu
anlatmış.
“Sarmal”
öyküsü genetic kodlamanın bir öyküsü..
Calvino
öykülerin sonunu mistik bir bakış açısıyla bitirmiş.Eren karadeliği
geçen toplantıda TANRI’NIN GÖZÜ olarak tanımlamıştı.
“Ve o
gözlerin her birinin dibinde ben oturuyordum, veya bir başka ben,
benim görüntülerimden biri o dişinin görüntüsü ile karşılaşıyor.
İrislerin yarısıvı küresini, gözbebeklerinin karanlığını, retinaların
ayna saraylarını aşarak girilen o öte dünyada, ne kıyısı ne sınırı
olan gerçek maddemizde gene onun en sadık görüntüsüne rastlıyor.” S
184
Yunus’un
“bir ben var benden içerü” yada TANRI HERŞEYDEDİR sözünü anımsatır.
17.12.2004
Calvino'nun altı ana teması
Italo Calvino, 'Amerika Dersleri'nde geçmişin
yapıtlarından yola çıkarak ikibinli yıllarda korunması gereken yazınsal
değerlere odaklanıyor
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6230
Italo Calvino, büyük İtalyan yazar 1985 yılında öldü. Onun ölümü
edebiyat dünyası ve özellikle Harvard Üniversitesi öğrencileri için
büyük bir talihsizlikti. Çünkü tam da öldüğü yıl, 1985-86 eğitim
döneminde bu üniversitede edebiyat üzerine konferanslar verecekti. Altı
tane tema seçmişti, okuyucu ve yazar için temel altı değer. Hafiflik,
hızlılık, kesinlik, görünürlük, çoğulluk ve tutarlılık. İşte Calvino'nun
gelecek bin yıla bırakmak isteği değerler bunlardı. Ama maalesef zaman
Calvino'nun bu altı değerlik metnini kaleme alarak bunlar üzerine
konferans vermesine izin vermedi.
Calvino, Amerika Dersleri'ni yazdığında edebiyatta söz oyunları üzerine
yaratıcı örnekler üretmek için François Le Lionnais ve Raymond Queneau
tarafından kurulan Oulipo grubunun üyelerinden biriydi. Bir eserinin
tutarlı ve çokbiçemli olması gerektiğini savunuyordu. Dolayısıyla
öngörülü ve metodlu çalışmaya benimseyen Calvino'ya; notlarını çalakalem
almadığı, yani notları anlaşılabilir olduğu, çalışmalarını temize
geçirdiği, tasnif ettiği ve okura neredeyse eksiksiz okuma imkânı
verdiği için teşekkür etmek gerekiyor.
Edebiyattan
felsefeye göndermeler
Calvino kitabında edebiyattan söz ederken şiir ile romanı, İtalyan
edebiyatı ile dünya edebiyatını, Antik eserlerle çağdaş yapıtları
harmanlıyor. Edebiyatın mitolojiden ve daha çok felsefeden esinlendiğini
savunuyor. Edebiyat üzerine fikrini metinlerin orijinal versiyonlarına
göndermeler yaparak ve fikrini destekleyen metinleri belirterek açılıyor
Calvino, Amerika Dersleri'nde. Yapıtını dönemler arasında yolculuğa
çıkararak hem okuma hem de yazma konusunda bireysel tecrübelerini de
işin içine katıyor. Dolayısıyla Calvino'nun anlattıklarında keşif
pistinden daha önce bulup çıkartılmış ya da ödünç alınmış güzel fikirler
olmaması imkânsız.
Calvino'nun Amerika Dersleri'nin amacı edebiyatı yeniden keşfetmek ve
acemilere öğütler vermek değil. Edebiyatı yeniden ve en baştan didik
didik incelemek ve geleceğin seyrini değiştirebilecek öncü fikirler
bulmak. Calvino bu kitabıyla bizi, edebiyat üstüne, kendisiyle birlikte
düşünmeye ve onun sunduğu çözümlerle kendi anlayışımızı karşılaştırmaya
davet ediyor. Hiç kuşku yok ki Calvino'nun başvuru metinleri, alıntıları
ve düşüncelerini serpiştirdiği yol oldukça ilginç. İlginç olduğu kadar
da çetin ve sarp çünkü her şeyden önce düşüncelerini anlatma tutkusu
Calvino'yu zayıf bir sözlük dağarcığı kullanmaya itmiyor. Dolayısıyla da
Calvino'yu anlamak için okurun payına hem sözcük dağarcığı hem fikir
açısından fazlaca uyanık olmayı becermek düşüyor.
AMERİKA DERSLERİ
Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Yapı Kredi Yayınları, 2007, 155
sayfa, 9 YTL.
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=3853
Calvino baharı bu bahar
'Kalem Sincabı', Calvino'yu sevenler için
bulunmaz bir kitap. Tutkunları, yaşamı konusunda ketum davranan bu yazar
hakkında merak ettikleri tüm sorulara yanıt bulacaklar
29/04/2005 (187 defa okundu)
EBRU KILIÇ (Arşivi)
KALEM SİNCABI
Italo Calvino Albümü
Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Dünya Kitapları, 2005, 139 sayfa,
16 YTL.
Okurların memnuniyetinin mevsim değişimlerine göre seyrini ölçen bir
cihaz icat edilmedi gerçi, ama bu bahar ülkemizde özellikle bir kesimin
sevincinin mevsim normallerini aştığı kesin. Calvino hayranlarının
yüzlerinde güller açıyorsa eğer, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan
Paris'te Münzevi ile Dünya Kitapları'nın yayımladığı Kalem Sincabı-Italo
Calvino Albümü'nden ötürüdür, bilin ki...
Kitapların ilk sayfalarındaki o kısacık bölük pörçük biyografilerde,
cümlelerin bitimindeki her nokta, okurun kafasında bin soruya dönüşür,
malûm. Hele bir de hayran olduğunuz yazar, Calvino gibi ünü dünyayı
tuttuğunda çoktan köşesine çekilmeyi tercih etmiş, hayatı hakkında
konuşmaktan kaçınan, açıkça "Ben de Croce gibi, hâlâ bir yazarın tek
önemli yanının yapıtları olduğuna inananlardanım (önemli oldukları zaman
elbette). O nedenle özyaşamım üstüne bilgi vermiyorum, ya yanlış bilgi
veriyorum ya da her seferinde değiştirmeye gayret ediyorum. Neyi bilmek
istiyorsanız sorun, söyleyeyim. Ama size asla doğrusunu söylemeyeceğim,
bundan emin olabilirsiniz," diyen biriyse, merakınızla yaşamayı
öğreneceksiniz demektir.
On yıl... Geç
değil!
Yine de sorarsınız: Annesiyle babasının ne işi varmış Küba'da, neden
orada doğmuş? Ne zaman girmiş Komünist Parti'ye? O da Stalinci olmuş mu?
Neden ayrılmış sonra partiden? Karga Sona Kaldı'daki öykülerden birinde,
kurşuna dizilmeyi beklerken firar fırsatı bulan partizan o mu acaba?
Ağaca Tüneyen Baron'un çıktığı ağacın bir benzerini civarda görmüş
olabilir miyiz? Kimlere âşık olmuş bakalım? Günde kaç saat çalışırmış?
En sevdiği roman kahramanı kimmiş?
Çok şükür bu merakı dindirecek iki güzel kitap, on yıllık bir gecikmeyle
Türkçede. Paris'te Münzevi, Calvino'nun eşi Esther Calvi-no'nun
hazırladığı bir derleme. Esther Calvino, Calvino'nun ölümünden yıllar
sonra 'Özyaşamöyküsünden Sayfalar' başlıklı bir dosya bulmuş, yayıncıya
notlar bile hazırmış. Bir kısmı daha önce bazı dergilerde, gazetelerde
yayımlanmış, üzerinde bazı değişiklikler yapılmış metinlermiş. Esther
Calvino bu dosyayı gözden geçirirken, bazı metinlerde, okurun
yaşamöykülerinde aradığı dolaysızlığın bulunmadığı hissine kapılmış ve
böylece Calvino'nun hayatında büyük önem taşıdığını bildiği ilk Amerika
seyahatinin güncesini de bu metinlere eklemeye karar vermiş. Amerika
güncesi, ilk kez Calvino'nun ölümünden sonra yayımlanan bir metin.
Yayınevine gönderdiği izlenimler ve notlar.
Calvino'nun Ford Vakfı'nın bursuyla gittiği Amerika'yı bir baştan bir
başa dolaşmasının hikâyesi. Motellerden yayınevlerinin çalışma tarzına,
Amerikalı sendikacılardan öğretim üyelerine, beat kuşağından evsizlere
1960'ların Amerikası'nın portre olsun diye yazılmamış bir portresi.
Paris'te Münzevi'yse (Eremita a Parigi) Lugano'da sınırlı sayıda
basılmış ve İtalya'da yayımlanmamış bir metin.
Daha fazlasını
isteyenlere
Gerçekten de, Esther Calvino'nun arzuladığı gibi bu iki metin, Görünmez
Kentler'in yazarının kentle ilişkisinin ötesinde, yaşadığı kentlerle
ilişkisini, hayatla, kendisiyle, dünya üzerindeki yeriyle ilişkisini
kendi sesinden dinlememizi sağlayan metinler. Bu arada Calvino'ya göre
Amerika'nın en güzel kentinin, 'benim kentim' dediği, oradan ayrılma
korkusunun rüyalarını kâbusa çevirdiği New York olmadığını da öğrenme
fırsatı buluyoruz. Bu kitaptaki 'Duçe'nin Portreleri' ve 'Ben de
Stalinci Oldum mu?' başlıklı makalelerde de, yalnızca Calvino'yu, onun
hatıralarını, gözlemlerini ve kendiyle hesaplaşmalarını değil, onun
deyişiyle 'öteki İtalya'yı da okuyoruz.
Tabii, sevdiğiniz yazarın bu kadar yamacına sokulmanın bir zararı da yok
değil. Şimdi sayfanın içinden çıkıp geliverecekmiş ya da çıkmış da
ortalarda görünmez görünmez dolanıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Ve
elbette daha fazlasını istiyorsunuz. Mart başında sessiz sedasız
kitapçıların raflarında yerini alan Kalem Sincabı da bu derdin devası.
İşte Calvino, dadısı Encarnacion'un kucağında, kaşları daha o zamandan
çatıkmış; işte haftalık mizah dergisi Bertoldo'nun müdavimi olduğu
günlerde yaptığı iki çizim; partizanlık günlerinde annesiyle babasına
gönderdiği bir not; Torino sokaklarında aylak aylak yürürken; Formentor
Ödülü vesilesiyle Mayorka'dayken plajda arkadaşlarıyla 'romanın mezarı
başında' ve New York'ta, çalışma odasında, eşiyle, çocuklarıyla.
Taşlar yerine
oturuyor
Doğrusu, Calvino Albümü olmadan Paris'te Münzevi bir parça eksik
kalıyor. Kitabın yazarları Luca Baranelli ile Ernesto Ferrera, yıllarca
Einaudi'de Calvino'yla birlikte çalışmışlar. Paris'te Münzevi gibi ilk
kez 1995'te yayımlanan bu kitap için de Esther Calvino, aile albümünü
yazarlara açma cömertliğini göstermiş. Yazarlar, Calvino'nun az bilinen
mektuplarında, söyleşilerinde, gözlemlerinde ve belgelerinde dolanarak,
dostlarının tanıklığına başvurarak Paris'te Münzevi'de değinme babında
kalan birçok ayrıntıyı derinleştiren, çalışmalarının gerisindeki
düşünsel yolculuğu izleyen eksiksiz bir biyografi kaleme almış.
Calvino'nun zamanın ünlü yıldızı Silvano Mangona hakkında kaleme
aldıklarını mı istersiniz, Roland Barthes'ın ve George Perec'in ölümleri
dolayısıyla yazdığı yazıları, Perec'e adadığı şiiri mi? Neden az ve öz
yazmayı sevdiğine ilişkin düşüncelerini mi yoksa, bakkala gitmenin
hayatındaki yerine ve önemine ilişkin görüşlerini mi? Yoksa neden
yazdığı sorusunun yanıtını mı?
Öyle görünüyor ki Calvino okurları bu baharki bayramı ikinci kez, ancak
İtalyan Masalları ve San Giovanni Sokağı da Türkçeye çevrildiğinde
yaşayacak.
Kitaplarım, çıktıkları an on binlerce satan ve ertesi yıl çoktan
unutulmuş olan çoksatarlar kategorisine girmiyor. Beni memnun eden
nokta, kitaplarımın her yıl, bazıları her defasında on bin, on beş bin
olmak üzere, yeniden basıldığını görmektir.
Şimdiye kadar yalnızca İtalya'dan söz ettim, ama bir İtalyan yazarın
İtalya dışında nasıl tanınabileceği olgusu da bu söyleşinin kapsamına
giriyor. Elbette, yazar imgesi bir yerden ötekine değişir, çünkü
İtalya'da kişi etkinliklerinin bütünü açısından görülür, birçok şeyden,
birçok referans noktasından oluşmuş bir kültür bağlamında; oysa,
yurtdışında, birer göktaşı gibi beliriverenler, çevrilen kitaplardır
yalnızca; eleştirmenler ve halk, söz konusu çeviriler aracılığıyla, bu
göktaşlarının kopup geldiği gezegene ilişkin bir görüş oluşturmak
zorundadırlar. Ben belli başlı ülkelerde 1950'li yılların sonuna doğru
çevrilmeye başladım; herhalde her yerde şimdikinden daha çok kitabın
çevrildiği bir dönemdi, çünkü ortaya çıkabilecekler konusunda daha çok
beklenti vardı. Ama bir başka dile çevrilmek, henüz gerçekten okunuyor
olmak anlamına gelmez.
Kitaptan
|
|
Zoru seçmek
Kolay mutluluktan hoşnut olmayan bir yazar olan Italo Calvino, "Arjantin
Karıncası, Emlak Vurgunu, Kirli Hava Bulutu ve Diğerleri" adlı kitapta 'zor'u
seçen bir yazarın anlatılarıyla karşılıyor okuru.
METİN AKYÜZ / Öykü
Bir kısmı daha önceden kitaplaşarak okurla buluşmuş olan, bir kısmı da ilk kez
çevrilerek tematik eksende birleştirilen bir öykü seçkisiyle tekrar okur
karşısına çıkıyor Italo Calvino. Kolaylıktan, kolay mutluluktan hoşnut olmayan
bir yazar olan Calvino, "Arjantin Karıncası, Emlak Vurgunu, Kirli Hava Bulutu ve
Diğerleri" adlı kitapta 'zor'u seçen bir yazarın anlatılarıyla karşılıyor okuru.
Zorluk üzerine kurulu dört ana izlekten oluşuyor kitap: Zor hayaller, zor
anılar, zor sevdalar ve zor yaşam.
Öyküler, 1945-1958 yılları arasında kaleme alınmış. II. Dünya savaşını takip
eden, insanlığın en zorlu anları... Dünya, bir namlunun tehdidi altında ölüm
kalım mücadelesi veriyor. Herkesin hem av hem de avcı olduğu, olmak zorunda
bırakıldığı bir dünya... Bütün insanlığın yaşaması için yeryüzünü çevreleyen
hava artık barut kokuyor.
Yaşanılanlara kayıtsız kalmayan ama yaşanılan gerçeklikle farklı bir şekilde
bütünleşen Calvino, tarihle koşut bir şekilde yazıyor yaşananları. Gerçeklik,
bireye indirgenerek savaşın etkileri her nesnede kendini gösteriyor ve ortaya
şiirsel bir gerçeklik çıkıyor.
Savaşın vahşeti
Yeryüzünden barut kokusu hâlâ silinmedi...
Calvino, "Gerçeklik bıçağını duruma göre seçtiğim yönde keskinleştirme
eğilimindeyim," diyerek eserlerinin kurgusunu tarihin mantığının paradoksal
işleyişinde değerlendiriyor. Gerçek devrimci bir edebiyatın ancak fantastik,
hicvedici ya da ütopyayla var olan bir gerçeklikle üretilebileceğini düşünüyor.
Her zaman anlamı olan bir öykü, bir vektörel çizgiler grafiği kurma eğiliminde.
Gerçeklik karşısında bir gazeteci, bir sinemacı gibi durmuyor. Bugün var olanın
gerçekliğinden çok olacak olanın tarihsel düğümlerini, kilit noktalarını ve
işleyişini açıklamanın peşinde. Bir hava taaruzu sırasında bombada değil de
saldırının paniğiyle devrilen kaynar suyun öldürdüğü çocukta savaşın vahşetini
yakalamaya çalışıyor.
Rastlantısal bu ölümü, Mussolini'yle bütünleştirerek çözümlemesini tamamlıyor.
Bu küçük rastlantı büyük halkanın bir paçası olarak dünya gerçeğine ışık
tutuyor. Parça, bütünü yansıtıyor.
Yeryüzünden barut kokusu hâlâ silinmedi...
"Ama savaş, rastlantısal talihsizliğin budalaca kaçınılmazlığına bir yön, genel
bir anlam veriyordu; santralde elektrik şalterini indiren ele, gökte göze
görünmeksizin vızıldayan pilota, ona izleyeceği rotayı göstermiş olan subaya,
savaşa karar vermiş olan Mussolini'ye ancak dolaylı olarak bağlanabilecek bir
şeydi bu..."
İnsanlığı sınamak
Bir taraftan tüm insanlara yaşama hakkını sunarak eşitliği sağlayan hava, diğer
tarafta teknolojinin de desteğiyle ben ve öteki, öldüren ve ölen haksızlığına
neden oluyor. Yaşamanın eşitliğine karşı ölümün eşitsizliği 'zor'u , zor
yaşamları doğuruyor. "Havayla çevriliydik, her şeyle aramıza sınır koyan
havaydı; oysa tüfeği doğrultunca hava, tüfeğin ağzıyla o nesne, kımıltısız gibi
duran kanatlarıyla havada uçan minik şahin arasında uzanan görünmez ve düz bir
çizgiydi.
"Tetiğe basınca hava önceki gibi saydam ve boş kalıyordu, ama yukarıda çizginin
öteki ucunda, minik şahin kanatlarını kapatıyor ve bir taş gibi yere düşüyordu.
Tüfeğin süngüsünden güzel bir barut kokusu yayılıyordu."
Yeryüzüne barut kokusu daha çok yayılıyor.
İnsanlık kendi geleceğini namluların ucuna bırakarak mutluluğu aramaya devam
ettiği sürece "Yaşam, kadîm ve mutlu cennetlerin ender olarak anımsanabildiği
bir cehennem" olarak insanlığı sınamaya devam edecek. Sınanacak bir şey
kalmayıncaya kadar.
|
|
| Gözlemci |
21.02.2007 Tarihinde Eklendi. |
|
|
Açıklama ;
İtalyan Edebiyatı'nın temeltaşlarından Italo Calvino, bu romanının
sonunda şöyle der: 'Anlattıklarım özünde gerçektir; ancak roman
kahramanlarının tümü hayal ürünüdür. Özellikle onuncu bölümde gördüğünüz
milletvekilini kimseyle özdeşleştirmeye çalışmayın. Benim yarattığım
alegorik bir roman kişisidir o. Bu bölüm dışında yazdıklarımı tümüyle
kendi gözlemlerime dayandırmaya çalıştım; olgulardan çok düşünceleri
temel alan bir anlatımda bu sizce önemliyse açıklamak isterim.' Ellili
yılların İtalyası'nda, bir seçim gününde, Cottolengo Düşkünler
Yurdu'ndaki seçim sandığında gözlemci olarak görevlendirilen komünist
partisi üyesi Amerigo Ormea'nın gönülsüzce başladığı bu olağandışı gün
ve o insanlar arasında geçirdiği saatler, onun yaşamını hiçbir kişisel
deneyimin sunamayacağı sorulara, düşüncelere, gözlemlere açıyor.
Gözlemci, ellili yılların İtalyası'ndan bir kesit verirken, Amerigo
Ormea'nın kişiliğinde insanlık sorunlarını ve insan yapısını da
irdeliyor.
Çeviren: Aydın Emeç
|
|
|
|
| Zor Sevdalar |
21.02.2007 Tarihinde Eklendi. |
|
|
Açıklama ;
Italo Calvino `Zor Sevdalar' başlığı altında topladığı on üç
`serüven'de, iletişim zorluğuna, insan ilişkilerinin derinliklerinde
yatan bir sessizlik bölgesine tutuyor büyütecini. Öykülerin büyük bir
bölümü, sessizliğe doğru yol alan bir iç yolculuğu işliyor. Hemen her
serüven, birbirlerini seven bir kadınla bir erkeğin nasıl yan yana
gelemediklerinin öyküsü. Calvino, gönül ilişkisinin temelini sanki
uzaklığa dayandırıyor. Nitekim sevgilisine kavuşmak için bütün bir gece
ikinci mevki bir kompartımanda yol alan bir erkek, asıl mutluluğu bu
rahatsız yolculuk gecesinde bulur. Calvino yine bakışımlardan,
karşıtlıklardan yola çıkarak, yine sözcüklerle sanki satranç oynar gibi
yazıyor öykülerini. |
|
|