Cadı Tohumu

Margaret Atwood

 

 

 

 

 


Tüm İnceleme Sayfaları
Toplantı Tarihi 7.2.2018


  Editörün Notu:   Çağdaş Bir Fırtına: Cadı Tohumu… ünlü Kanadalı yazar Margaret Atwood tarafından, Shakespeare 'ın Fırtına adlı eserin yeni ve çağdaş bir yorumla tekrar yazımı. İntikam duygusunun çağlar süren anlatımı… İntikam yakıcı bir duygudur, içinde hem öfkeyi hem de tutkuyu taşır. Edebiyattaki en muhteşem temsiliyse Shakespeare eserleridir denebilir. Fırtına, ruhu ve bedeni tutsak kılan intikam duygusunun anlatımı; Cadı Tohumu ise çağımızın Fırtına’sıdır.  Pınar K: Üretmen  

 

Çağdaş Bir Shakespeare Yorumu: Cadı Tohumu
PINAR K. ÜRETMEN
10 OCAK 2018
KitapEki  


“Biz düşlerin mayasından yaratılmışız.
Ve uykuyla çevrelenmiştir kısacık hayatımız.”

Hiç şüphesiz ki edebiyat tarihinin en büyük yazarlarından biri Shakespeare. 1600’lü yıllarda yazdığı eserlerle edebiyatta yeni bir bakış, farklı bir ses olmuş; mitolojik anlatıların, destanların, Platon’a dek uzanan Antik Yunan tragedyalarının çağları aşan yeni bir yorumunu kazandırmış. En ilkel, en derindeki duygularımızı anlatmış eserlerinde; hırs, iktidar istenci, kıskançlık, aşk, nefret ve elbette intikam… Hogarth Yayınevi de bu büyük anlatıcının özünü, sözünü bugüne taşımak istemiş ve çeşitli yazarlara teklif götürmüş.

Shakespeare Yeniden…
“Hogarth- Shakespeare” ya da bizdeki adıyla “Shakespeare Yeniden”, Virginia Woolf ve kocası Leonard Woolf tarafından kurulan Hogarth Press yayınevinin Shakespeare’in 400. ölüm yılı için tasarladığı bir proje. Günümüz yazarlarının çağdaş yorumlarıyla Shakespeare eserlerinin yeniden yazılması olarak tanımlayabiliriz bu çalışmayı. Ve bu amaçla çeşitli ülke yazarlarına teklif götürülmüş yayınevi tarafından. Yazdığı distopyalarla, özellikle “Damızlık Kızın Öyküsü” adlı romanıyla tanıdığımız Margaret Atwood da bu yazarlardan biri. Hem anlatı tarzı hem de tiyatroya ve Shakespeare’e karşı ilgisi, bu proje için seçilme nedenleri olsa gerek. Kendisine teklif götürüldüğünde hiç tereddütsüz Fırtına adlı eseri seçtiğini söylüyor Atwood. Bu oyunun pek çok cevaplanmamış soru ve kompleks karakterler içermesi etkili olmuş seçiminde. Çok sevdiği bu eserin iç dinamiklerini günümüz okuruna tanıtmak istemiş. İşte Cadı Tohumu, ünlü Kanadalı yazar Margaret Atwood tarafından, Fırtına adlı eserin yeni ve çağdaş bir yorumla tekrar yazımı. İntikam duygusunun çağlar süren anlatımı…

İntikam yakıcı bir duygudur, içinde hem öfkeyi hem de tutkuyu taşır. Edebiyattaki en muhteşem temsiliyse Shakespeare eserleridir denebilir. Fırtına, ruhu ve bedeni tutsak kılan intikam duygusunun anlatımı; Cadı Tohumu ise çağımızın Fırtına’sıdır.

Çağdaş Bir Fırtına: Cadı Tohumu…
Romanda tiyatro sanat yönetmeni olan Felix Phillips’in hikâyesi anlatılıyor. Felix, Kanadalı bir tiyatro yönetmenidir ve yaratıcı, özgün, farklı, hatta bazen rahatsız edici Shakespeare yorumlarıyla tanınır. Ancak önce eşini sonra da üç yaşındaki kızı Miranda’yı kaybeder. Bununla başa çıkabilmek adına Shakespeare’in Fırtına adlı eserini sahnelemek ister. Bu oyunda babası Prospero ile ıssız bir adaya düşen Miranda’nın kimliğinde bir anlamda kendi kızını yaşatmaktır amacı, -ki kızının adını da bu karakterden almıştır-. Ancak uzun süredir yanında olan yardımcısı Tony ve eski sınıf arkadaşı bürokrat Sal O’Nally tarafından ihanete uğrar. Görevi elinden alınır, işine son verilir. Bu aynı zamanda Fırtına’yı sahneleyemeyeceği anlamına gelmektedir. Felix herkesten uzakta, ücra bir kulübeye sığınarak inzivaya çekilir. Adını ve kimliğini gizleyerek yaşar, hatta kendine yeni bir isim edinir. Ancak bu yalnızlık ve terk edilmişlik içinde, önceleri oyun olarak başlayan ölmüş kızıyla konuşma alışkanlığı yerini bir tutkuya hatta sanrılara ve gerçeklikten uzaklaşmaya bırakır. Kızına matematik öğretmeye, satranç oynamaya hatta onun sesini duymaya başlayınca bir iş bularak gerçek hayata dâhil olmaya karar verir. Gazete ilanlarında cezaevi mahkumlarına ortaokul seviyesinde okur-yazarlık öğretmek için bir öğretmen arandığını okuyunca başvurmaya karar verir ve işe alınır. Burada mahkumlara Shakespeare oyunlarını okutacak ve yılsonunda sahneleyeceklerdir. Böylece iki tutkusundan biri olan tiyatroyu –biraz farklı bir ortamda da olsa- gerçekleştirir. Diğer tutkusu –ya da yaşama tutunma aracı da diyebiliriz- intikam arzusudur. Kendisine yapılanların intikamını almak için yıllarca Tony ve Sal’i internette takip eder. Onun görevini devralan Tony’nin yükselişini, Felix’e ait bir çok fikri kendisininmiş gibi uygulayışını ve sonrasında politikada yükselişini… Onlar hiç fark etmese de Felix hep peşlerindedir. Ve bu cezaevi görevi ona ikinci tutkusunu da gerçekleştirme imkânı sağlar, deyim yerindeyse av avcını ayağına gelecektir. Böylece antik dönemden beri alışılagelmiş trajik son, yani tragedyaların ruhu hayat bulur: iyiler arzularına kötüler cezalarına kavuşur.

Bir Taşla Üç Kuş…
Evet, romanın sürükleyici, akıcı ve merakla okunan kurgusunda felsefi ve sanatsal konularda derinleşiyor Atwood. Böylece, keyifle okunan bu kitaba düşündüren-sorgulatan bir boyut kazandırıyor. Yazar, üç ayrı konuda yol aldırıyor okura: Bunlardan ilki, projenin de hayata geçme amacı olan Shakespeare eserleri ve özellikle Fırtına oyununu tanıtmak. İkinci ana konu tiyatro denilebilir. Tiyatroya ilgisi bilinen Atwood, bu sanat dalı ile ilgili pek çok detay yerleştirmiş anlatının içine. Üçüncü tema ise felsefi-düşünsel bir sorgulama. Kötülük ve suç kavramlarının zaman ve mekâna göre değişimini ve bu konulardaki ikili standartları, belki de iki yüzlülüğümüzü ifşa ediyor, aynaya yansıtıyor, sorgulatıyor.

Shakespeare ve Fırtına Hakkında…
Cadı Tohumu, Shakespeare yazını ve Fırtına oyunu hakkında; oyunun iç yapısı, anatomisi anlatılıyor. Shakespeare’in ele aldığı ana temalar güncel, çağa uygun ve yeni bir zemine yerleştirilmiş, bir anlamda eserin eleştirel/analitik yorumunu yapılmış. Biz romanı tamamen bağımsız bir şekilde okurken bir yandan da Fırtına’nın içinde geçen olayları öğreniyoruz. Bunun için orijinal eseri okumak gerekmiyor üstelik. Yazar büyük bir ustalıkla ve anlatımın akıcılığını bozmadan bize piyesin çatısını, temel özelliklerini, karakterlerini, duygusunu ve ele aldığı temaları anlatıyor. Daha doğrusu bunu tiyatro yönetmeni Felix’e yaptırıyor. “Fırtına hapishanelerle ilgili bir oyundur. (…) Şimdi bu yıl oynayacağımız oyun, (kırmızı bir kalemle tahtaya yazıyor) FIRTINA. BU BİR MÜZİKALDİR: Shakespeare oyunları arasında en fazla müzik ve şarkı kullanılan piyes budur. Müzik ne için kullanılıyor? BÜYÜ: Ne için kullanılıyor? HAPİSHANELER: Kaç tane hapishane var? CANAVARLAR: Kim onlar? İNTİKAM: Kim intikam istiyor? Neden istiyor?”

Cezaevindeki mahkumlara oyunu anlatırken ve sahnelemeye hazırlanırken tüm bu detayları kurgunun içine yediriyor Felix. Oyunun baş kahramanı Milano dükü Prospero. Aynı Felix gibi Prospero’nun da bir ihanete uğradığını, kardeşi tarafından su alan bir tekneyle yolculuğa çıkarıldığını ve bunun sonucunda kızı Miranda’yla beraber ıssız bir adaya düştüğünü görüyoruz. Aynı Felix’in ölmüş kızıyla konuşması gibi büyülü perisi Ariel ile konuşuyor Prospero da. Her ikisi de on iki yıl bekliyor kendilerine yapılan kötülüğün öcünü almak için. Ve bu süre boyunca intikam ateşiyle yanıyor. Elinden alınan ve kendi hakkı olan iktidarı istiyor. Bunun için bir oyun düzenliyor; yapay bir fırtına…

Fırtına dışında Shakespeare eserlerinin genel özellikleri, ele aldığı temalar, ana düşünce ve duygular üzerine de pek çok detayı gene Felix’in ağzından aktarıyor Atwood. “Müfredatın bir sonraki aşaması, ana karakterlerin derinlemesine incelenmesiydi. Macbeth bir psikopat mıydı, yoksa neydi? Leydi Macbeth zaten kafadan çatlak mıydı, yoksa suçluluk duygusuyla mı öyle oldu? III. Richard tabiatı gereği taş kalpli bir katil miydi, zamanının bir ürünü müydü? Çok ilginç, diye yorum yapardı Felix. Doğru bir noktaya temas ettiniz. Shakespeare’in özelliği, onda daima birden fazla cevap olmasıdır, diye eklerdi.”

Tiyatro Gerçek Yanılsamaklar Sanatıdır…
Margaret Atwood ünlü bir yazar ve çevreci olmanın yanı sıra sıkı bir tiyatro izleyicisi aynı zamanda. Kanada’da sahnelenen birçok oyunu ve festivalleri takip ettiği gibi son yıllarda tiyatro eleştirileri de yazıyor. Bu romanda da ana karakter bir tiyatro yönetmeni ve onun yaşam hikâyesi tiyatronun ne olduğuyla ilgili bir anlamda. Oyunların sahnelenmesi, oyuncu seçimi, dekor, kostümler, rolün nasıl çalışılacağı… Atwood, kitabın sonunda yer alan teşekkür yazısında belirttiği gibi Fırtına oyununun birçok değişik gösterimini izlemiş bu romanı hazırlarken. Sonuç olarak, tiyatro üzerine de bir yolculuk yaptırıyor okura. “Bu tiyatrodur, diye protesto ediyor Felix, tabii kafasının içinden. Tiyatro gerçek yanılsamalar sanatıdır! Tabii ki travmatik durumlarla uğraşır! Şeytanlar yaratır, ki o şeytanları bulup içimizden çıkartıp def edebilelim. Antik Yunan yazarlarını hiç okumadınız mı? Katarsis kavramı bir şey ifade etmiyor mu sizin için?”

Kitapta ele alınan üçüncü ana konu ise kötülük ve suç kavramları. Cezaevi ve mahkumlar, bu konuları ele almak için çok uygun bir zemin yaratmış. Ancak bu kadar basit bir şekilde ele almıyor Atwood, bir de suçlanmayan suçlularla karşılaştırıyor bizi. Burada da hukuk, adalet ve ahlak kavramları devreye giriyor. Suç işleyenlerin ceza alması gayet doğal elbette. Ancak başka birine ihanet eden, onun işini ya da hayallerini çalanlar da suçlu değil mi? Kim daha suçlu Felix için; mahkumlar mı yoksa Tony ve Sal mi? Kanunlar nerede devreye girer ya da adalet sisteminin devreye girmediği yerde kişisel hak arayışları, hadi intikam diyelim biz ona, ne kadar meşrudur? İntikam duygusu da bir tür ceza değil midir, acı veren, yakıcı ve yıkıcı. Romanda Felix’in “Şöyle diyelim; hapishane, sizin iradenize ve isteğinize aykırı olarak zorla kapatıldığınız ve dışına çıkamadığınız herhangi bir mekân ve ya durum olabilir” dediği üzere, intikam da bir tür hapishane sayılmaz mı? Hatta bu felsefi bakışın bir adım daha ötesine geçerek iktidarın suçu ele alışını da sorguluyor Atwood. Hapishanede yapılan sanatsal faaliyetlere, edebi çalışmalara karşı olan, tüm bunları gereksiz gören ve mahkumların iyi birer insan olmasıyla değil de sadece ceza almalarıyla ilgilenen resmi görüşleri ele alıyor. Bu bakış açıları da Michel Foucault’un Hapishanenin Doğuşu adlı kitabında ele aldığı iktidarın bedenler üzerindeki yaptırım gücüne kadar uzanıyor diyebilirim.

Son Olarak…
Cadı Tohumu, Canan Sılay’ın akıcı çevirisiyle ilk kez Eylül 2017’de yayımlandı. Hogarth Press tarafından yürütülen proje kapsamında yayımlanan kitaplar, ülkemizde de Doğan Kitap etiketiyle okuyucuyla buluşuyor. Serinin ilk kitabı olarak 2016 yılında Jeanette Winterson tarafından yazılan ve Kış Masalı adlı eserin yeniden yazımı olan Zaman Boşluğu yayımlanmış. Cadı Tohumu ise bu proje kapsamında basılan dördüncü, ülkemizdeyse ikinci kitap. Serinin yedi eserin yeniden yazımını içermesi planlanıyor.

Yaşadığımız hıza mahkum, evrensel ve sınır tanımayan dünyada eskiyle yeniyi, klasikle moderni, tragedya ile romanı buluşturuyor Shakespeare Yeniden projesi. Ve Shakespeare ile çağdaş yazarları; Shakespeare ile bizleri. Yeni bir bakışla, yeni bir yorumla…

 

fırtına
16. Yüzyıl’dan Günümüze Bir İntikam Hikâyesi:
Cadı Tohumu

http://www.artfulliving.com

William Shakespeare’in ölümünün 400. yılı dolayısıyla başlatılan ‘Shakespeare Yeniden’ serisi kapsamında Margaret Atwood’un kaleme aldığı Fırtına eserinin uyarlaması olan Cadı Tohumu üzerine karşılaştırmalı bir inceleme.

16. Yüzyıl’dan Günümüze Bir İntikam Hikâyesi:
Cadı Tohumu

Bir klasik günümüze uyarlanabilir mi? Bir uyarlama orijinaline ne kadar benzemelidir? Benzemese bile ona uyarlama diyebilir miyiz? Konu bakımından benzer olması mı o eseri uyarlama yapar, yoksa dili mi? Özellikle de 16’ncı yüzyıla damga vurmuş, adını altın harflerle dönemine yazdırmış, dünyanın en seçkin drama yazarlarından biri olarak kabul edilen William Shakespeare’in bir eseri uyarlanırsa nasıl olur?

1623'te, Shakespeare'in ölümünden sonra onu seven iki arkadaşı John Heminges ve Henry Condell, Shakespeare'in tüm dramatik eserlerini içeren bir derleme yayımladıklarında, Ben Jonson onu anmak için kitapta yayımladığı şiirde "Bir döneme değil, tüm zamanlara ait." demişti. Cadı Tohumu kitabının sonunda ‘Shakespeare Yeniden’ serisinin diğer kitaplarına göz atmadan önce bu söz karşımıza çıkıyor. Tüm zamanlara aitti evet, ama bu onu başka bir yazar tarafından günümüze uyarlamaya çalıştığında ne kadar var edebilecekti, yoksa onu uyarlayan yazar Shakespeare üzerinden kendi varlığını tekrar mı kanıtlayacaktı?

‘Shakespeare Yeniden’ (The Hogarth Shakespeare) serisini 2015 yılında, William Shakespeare’in ölümünün 400. yılı dolayısıyla, 1917’de Virginia Woolf ve eşi Leonard Woolf tarafından Londra’da kurulan yayınevi The Hogarth Press başlattı. Doğan Kitap tarafından dilimize kazandırılan bu seri, Booker Ödüllü dünyaca ünlü Kanadalı yazar Margaret Atwood’un Shakespeare’in en bilinen oyunlarından Fırtına’yı yeniden yarattığı Cadı Tohumu ile devam ediyor. Eylül ayında raflarda okuyucuyla buluşan kitap Shakespeare’in Fırtına oyunun modern bir uyarlaması. Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü isimli feminist distopik kitabının dünyada büyük bir yankı uyandıran bir dizi olarak yayımlanmaya başlaması, daha sonra uzun zamandır baskısını bulamadığımız bu kitabın Doğan Kitap tarafından tekrar basılması son bir senedir Margaret Atwood’un adını Türkiye’de sıklıkla duymamıza sebep oldu.

Fırtına’nın Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan yayımlanan baskısının 2014 önsözünde Özdemir Nutku, “Fırtına Üzerine” başlıklı yazısında “Fırtına, hem sanatçının hem de seyircinin imgelemine hitap eden bir oyundur. Yaşamı fantastik bir dünya içinde eleştirir ve elbette sahnelemede sanatçıya sınırsız ifade olanakları sağlar. Bu oyunu sadece biçimsel açıdan ele almak, oyunu felsefi içeriğinden soyutlar ve elimizde yalnızca müzikli danslı bir melodram kalır.” der. Bu söze bağlı kalarak biraz ilerlemek isterim.

Shakespeare’in Fırtına oyununda Prospero gerçek Milano dükü olmasına rağmen hırslı kardeşi Antonio tarafından oyuna getirilir ve Prospero ve kızı Miranda bir kayıkla denize bırakılır. Oyunu planlayanlar dışında herkes, onların bir gezi sırasında kaybolduğunu zanneder. Kimse onların bir adaya ulaşabileceğini tahmin etmemiştir ve herkes onların öldüğünü varsayar. Böylece yeni Milano dükü Antonio olur. İşte tüm hikâye buradan sonra başlar. Antonio bu planı yaparken yalnız değildir elbette. Napoli kralı Alonso da ona yardım etmiştir. Prospero adadaki tek insan Caliban ve kızı Miranda ile yaşamını sürdürür. Prospero, Caliban’ın ölmüş annesi Syntax’ın cini Ariel’i, bir ağaç kavuğundan kurtarması üzerine ona özgürlüğünü vadederek intikam planına Ariel’i de ortak eder. Prospero’nun oyuna getirilerek dukalığından olması ve sonrasında intikam planları yapması Atwood’un Cadı Tohumu’nda Felix karakteri olarak karşımıza çıkıyor. Felix çalıştığı tiyatroda sanat yönetmenliği yaparken yardımcısı Tony tarafından oyuna getirilir ve işinden kovulur. Cadı Tohumu hikâyesi ise buradan sonra başlar. Felix işinden ayrılmadan önce sahnelemeye hazırladığı Fırtına oyununu Fletcher Cezaevi’ndeki Edebiyat Yoluyla Okuryazarlık Kazandırma Programı için hazırlamaya koyulur. Felix başta bu eğitmenlik programına yalnızca evde daha fazla oturmamak için başvursa da daha sonra bu onun için muhteşem bir intikam planına sahne olur. Prospero nasıl intikam almak için cinlere ve perilere başvuruyorsa Felix de hırsızlardan, yankesicilerden, dolandırıcılardan oluşan cezaevi tiyatrosundaki ayaktakımını kullanır. Shakespeare bu oyunu intikam üzerine nasıl kurmuşsa Atwood da intikamdan besleniyor kitabında. Shakespeare’in ele aldığı intikam oyunu bir yandan da büyülü bir dünya sunmakta. Cinlerin ve perilerin yer alması, Prospero’nun onlardan destek alarak intikam planını hazırlaması oyunu aynı zamanda büyülü bir dünyaya açar. Atwood’un büyülü dünyasında ise Felix’in ölü kızı Miranda’nın varlığını hissetmesi, sanki onunla aynı evde yaşıyormuşçasına gündüz düşleri görmesiyle sınırlı kalır.

Cadı Tohumu’nda Felix ile Prospero karakter bakımından benzer işleniyor. Atwood, Felix karakterini oluştururken Prospero’nun naifliğini ve zekiliğini Felix karakterine yüklemiş. Bu bağlamda bir okuma yaptığımızda Prospero’nun vatanından ve dukalığından uzak kalma özlemlerinin yerini Felix’in işinden uzak kalma özlemi alıyor. Ana karakterlerin ikisinin de kızının adının Miranda olması, ikisinin de kapalı bir yerde olmasına karşın bundan haberlerinin olmaması ve tamamen babalarına bağlı yaşamaları da (Prospero’nun kızı Miranda adada büyüdüğü için diğer dünya hakkında bir bilgisi yok, Felix’in kızı Miranda ise iki yaşındayken ölmüş ancak Felix onu evden dışarı çıkmayan bir kız çocuğu olarak görüyor ve onun hayaletiyle yaşıyor.) bu ana karakterlerin birbirine benzeyen bir diğer özellikleri arasında yer alıyor.

William Shakespeare, Fırtına oyununu yazdığında dünya henüz yeni keşfedilmeye başlanmıştı. Keşifler sırasında başka yaşamların öğrenilmesi insanların köleleştirme çabaları onun dikkatini çekmiş, Prospero ve Caliban karakterlerini bu yüzden çatıştırmıştı. Caliban, adanın gerçek sahibi olduğunu iddia eden yerli insanken Prospero oraya istemeden gelmiş ama adaya ayak uydurma sürecinde ona bir şeyler öğrettiğini iddia ederek, onu köleleştirmişti. Margaret Atwood Cadı Tohumu’nda ise öğretici sanat programındaki cezaevi mahkumlarını köle gibi kullansa da daha sonra cezaevi tiyatro programının işe yaramadığı gerekçesiyle kapatılacak olmasından dolayı mahkumlar farkında olmadan gönüllü bir şekilde kendi intikamları için Felix’in intikam planına katılırlar. Prospero, Felix ve ayaktakımı… Hepsi intikam için uğraşan bir cephe.

Shakespeare’in grotesk oyunu Fırtına döneminin yaşamını ele alırken Atwood’un Cadı Tohumu konu bakımından benzemekle yetiniyor. Biçimsel açıdan benzer olsa da felsefi açıdan ele aldığımızda iki kitabın sunduğu dünya birbirinden oldukça farklı. Margaret Atwood’un aşina olduğumuz “üstopya” adını verdiği bilimkurgu romanlarına benzer bir romanla karşılaşmasak da, Cadı Tohumu zekice kurgulamış bir roman olarak raflardaki ve hafızalardaki yerini alıyor. Klasik bir romanı, özellikle de William Shakespeare’in grotesk eseri Fırtına’yı, başarılı bir şekilde uyarlamayı başarmış Margaret Atwood. Shakespeare’i seviyorsanız ve bu konuda yoruma açıksanız bu kitabı kitaplığınıza eklemeyi unutmayın.


Shakespeare'ın Fırtına adlı eseri üzerine yazılmış olan tezin tamamını okumak için http://tjs.istanbul.edu.tr adresini tıklayınız.
 


SHAKESPEARE'iN UTOPYASINDA SiYASET VE TOPLUMSAL DUZEN - FIRTINA'NIN DUŞUNDURDUKLERi

Yrd. Dot;. Dr. Kerem KARABOGA
İstanbul Oniversitesi Edebiyat Fakülltesi
Tiyatro Eleştirmenligi ve Dramaturji Bolümü
 

Özet: Bu makalede William Shakespeare'in "The Tempest" oyunu Ronesans d6nemine 6zgü Ütopya metinleriyle (Thomas More'un "Utopia"sı, Francis Bacon 'nın "Nova Atlantis"i ve Thomas Campanella 'nın "Civitas Solis 'i) karşılaşttırmalı bir biçimde incelenmektedir. Genel bir bakışla, ele alınan metinlerin üç boyutta ortaklaştığı söylenebilir:  

a) Öykülemelerinin Avrupa uygarlığından uzak bir Ada'da geçmesi;
b) Ada'da kurulu dülzen gerçek bir "commonwealth'in", yani tüm halkın refahını sağlayacak siyasî bir yapının nasıl inşa edilebileceginin sorgulanmasl ve
c) Kamusal hayatın organize edilmesi açısından kadın-erkek ilişkilerine ve evlilik kurumuna dair yaptırımlara özel önem verilmesi. Bununla birlikte, Fırtına'nın ayırdedici özelligi, onun bünyesinde banndırdığı ütopyalara ozgü söylemlerle anlatısının her bir boyutunda kurduğu eleştirel ilişkide gizlidir.  Bu eleştirellik Shakespeare' in hayata bakışından kaynaklamr ve Fırtına 'yı
ütopyalardakinden bambaşka bir boyuta taşır. Bu nedenle, makale boyunca Fırtına'nın hem bir ütopya metni, hem de bir ütopya eleştirisi olarak okunması denenmiştir.