ANASAYFA  TÜMÜ  BİYOGRAFİ  ROMAN  ÖYKÜ ve NOVELLA  DENEME  ŞİİR  FELSEFE  TIYATRO
  •  

    Editörün Notu: İsrail'in Netanya kentindeki salaş bir gece kulübünde elliyedi yaşındaki itici bir komedyen sahnede savaş, hastalık, ölüm, politika üzerine veryansın etmektedir. Seyirciler şaşkın ama aynı zamanda büyülenmiş gibidir. Amacı gösteriye davet ettiği çocukluk arkadaşı Hakim Lazar ile ilgili utanç verici gençlik ihanetlerini ortaya mı çıkarmaktır. Sanık sandalyesine bu kez kim oturacaktır.?...

    Kitabın çevirmeni Sayın Aylin Ülçer'i özenli çevirisi için kutluyoruz.


     

     

     

     


     

    Bir At Bara Girmiş
    David Grossman -

    Ciğerimiz kalmamıştır.
    8 Şubat 2019 Cuma

    Pennac'ın Teşekkür Ederim nam bir metni var, oyun olanı değil de anlatı olanı. Ödül alan bir yazarı konuşma yaparken dinliyoruz bu metinde, adam ödüllerin veriliş sebeplerinden sanat sektörüne, kendi yaşamından dinleyicilere pek çok şeye değinir, oradan oraya yürür, yüzünü şekilden şekle sokar. Birçok kere teşekkür eder ama aldığı ödül yüzünden değil, kendisini oraya getiren her şeyden ötürü. İnsanlar, kitaplar, devlet, aile, ne varsa. Sarsıcı bir metindir o, yazarın konuşmasını nerelere dokunacağını bilmeden takip ederiz, tipik bir hikâye anlatıcısının anlattığını dikkatle dinlermiş gibi. Bir At Bara Girmiş'e baktığımızda Dovaleh G.'yi görüyoruz sahnede. Bir komedi kulübün loş ortamında, sahnede kısa, gözlüklü ve seyrek saçlı bir adam durmadan anlatıyor, espriler yapıyor, seyirciye kahkaha attırıyor. Bitmeyen bir monolog. Seyircileri de esprilerine katıyor Dovaleh, onları bazen utandırıyor, bazen gülmekten katıltıyor. Güzel, tipik bir şov. Yoldan çıkışı da bir o kadar doğal, Dovaleh kendi hikâyesine dönene kadar memnun olan seyirciler bambaşka bir gösteriye şahit oldukları an şaşırıyorlar, bazen dehşete düşüyorlar, bazıları kalkıp gidiyor, bazıları hipnotize olmuş gibi sahnede kendini yumruklayan, döven ve hikâyesini anlatıp araya fıkralarını ve esprilerini sıkıştıran garip adamın ne yapmaya çalıştığını düşünüyorlar. Kaufman'ın şovlarından birine dönebilir; absürt bir çocuğun hikâyesinin anlatımına dönen şovun niteliğinin değişip değişmediğine karar veremeyen seyirci için arada kalmışlık duygusunu yaratmaya çalışıyor olabilir Dovaleh ama öyle olmadığını biliyoruz, isyan eden seyircilerden biri Dovaleh'i yıllardır izlediğini ve ara ara tıkanmalar yaşadığını, artık çizmeyi aştığını söylüyor. Aslında pek bir şey bilmiyoruz, sahnedeki adamı dinlemekten başka bir şansımız yok. Biz izleyicilerden biri değiliz, en azından okur olarak. Avishai Lazar'ın gözünden ve kulaklarından, bir de silik geçmişinden ibaretiz. Ellilerinin sonuna gelmiş iki çocukluk arkadaşından biri sahnede, diğeri masalardan birinde, ara ara göz göze geliyorlar, Dovaleh durmadan konuşuyor, işini yapıyor yani, hakimlikten emekli Lazar ise kırk yıldan fazladır görmediği adamın kendisine neden telefon ettiğini ve şovuna çağırdığını anlamaya çalışıyor. Dovaleh'in başka kimleri aradığını bilmiyor Lazar, belki yanında oturan ve gözleri dolan kadın da aranmıştır, belki defalarca evlenip boşanan adamın eski eşlerinden biridir, beş çocuğundan birinin veya birkaçının annesi. Herkes davet edilmemiş, motosiklet sürücüsü iki adam, avukat grubu, çoğu insan, belki Lazar dışındaki herkes sadece şovu seyretmek için orada. Lazar bilmiyor, biz de bilmiyoruz.

    Anlatım monolog halinde ilerlerken Lazar'ın anılarına döndüğü bölümlerle kesiliyor. Dovaleh'le Lazar'ın çocukluk zamanlarına dönüyoruz, anıların yeniden yaratımı. Tamamen paralel ilerleyen iki farklı anlatı kanalı yok, bir noktada çocukluğuna dair Dovaleh'le ilgili hemen her şeyi unuttuğunu gören Lazar'ın anılarıyla Dovaleh'in sahnede anlattıkları bakışımlı olarak ilerliyor ama paylaşılmış zamanın dışı tamamen Dovaleh'e ait. Lazar için mevzunun önemini düşünürsek karşımıza tekrar inşa edilen bir geçmiş, yüzleşilmesi gereken olaylar ve Dovaleh'in bir anlamda zorlamasıyla gerçekleşen kimlik sorgulamaları çıkıyor. Mutsuz çocukluklar, mutsuzlukla baş etme yolları ve akran zorbalığı yüzünden arkadaşla, bir zamanlar küçük bir maskara olan, belki de bu role itilen Dovaleh'le bağın kopması hatırlanacak şeyler.

    Gösteri sırasında çıkanların sayısı kadar sahnedeki bir tahtaya çizgi çiziyor Dovaleh, başlarda esprilerin sona erip hayat hikâyesinin başlamasını protesto edenler çıkıp gidiyor ama sonrasında bu yüzleşmeye, kendisiyle yüzleşmeye dayanamayan insanlar çıkıyorlar. Chaplin'in savaşta düşmana kurşun sıktığı bir sahne vardır, her atıştan sonra o da bir çizgi çeker tahtaya. Son atış, son çizgi, sonra bir daha ateş edecekken miğferi bir kurşunla uçar, çizdiği son çizgiyi siler. Aynı sahne burada da var, Dovaleh seyircilerinden birinin gitmekten vazgeçtiğini görüp şovunu sürdürür. Kalanlar hikâyenin büyüsüne kapılanlardır, belki de bir yaşamı olduğunca çıplak bir halde görmek isteyenler, zira Dovaleh annesiyle babasını ve çocukluğunu anlatırken hiçbir ayrıntıyı atlamaz, kendisine laf atan, masalara vurup protesto eden seyircileri birkaç espriyle oyalayıp hikâyeye geri döner. Birkaç kez tekrarlanır bu. Lazar, çocukluk arkadaşının hikâye tarafından tüketildiğini görür, bir yandan da güç vermektedir bu hikâye ona. Telefon ettiği zaman Lazar'ın kendisini izlemekten başka bir şey yapması gerekmediğini söyler Dovaleh, şahit istemektedir sadece. Komedinin ardına gizlenmiş acıya bir şahit. Ciğerimiz bu yüzden kalmamıştır, zira Dovaleh gecenin bir vakti insanı uyutmamış, anlatacakları bittikten sonra da sabahı bekletmiş, okurunun dünyasını alt üst etmiştir. Okur düşünmüştür, not aldığı yerlere tekrar tekrar dönmüştür, sonra camdan dışarı bakmıştır, sonra sandalyesine dönüp hiçbir şey yapmadan oturmuştur. Okur, öğrencileriyle birlikte kitap okudukları bir ders saatinde, "Çocukların önünde ağlatma beni," demiştir, kısık bir sesle. Okur günün ve gecenin sonunu getirememiştir, çocukluğun sihrinin acıları ancak öteleyebildiğini, yetişkinlik için yapacak bir şey olmadığını, yetişemeyen çocuk için de yapacak bir şey olmadığını düşünmüştür, sonra kendi çocukluğundaki ve güncel çocukluğundaki sihri düşünüp neyi ne kadar öteleyebileceğini düşünmüştür. Yaşamın bir öteleme çabasından başka bir şey olmadığını düşünmüştür. Dovaleh kendi hikâyesini herkesin hikâyesi kılmıştır, herkese kendi çentiklerine bakması için bir itki olmuştur.

    Laf kalabalığı, şakalar, anneler ve babalar. Adım adım kuruluyor hepsi. Annenin bir toplama kampından zar zor kurtulduğu, kendisini saklayan üç adamın eziyetleri yüzünden geceleri çığlık çığlığa uyanmaları, camdan dışarıya haykırarak ağlamaları şefkatli, sessiz bir anne kimliğinden çok sonra ortaya çıkar. Dovaleh, bu tür detaylara inmek için güç toplar bir bakıma, çerçeveyi çizdikten sonra ayrıntılara iner. Babanın berberliği ve dayakları, çocuklukta elleri üstünde yürüyerek her türlü beladan kurtulabileceğini düşünmesi, hepsi anlatının ortalarından itibaren belirir. Bir süre sonra odak noktası şovun kendisi olmaktan çıkar, mekandaki olayların çetelesi tutulmaz, merkezde anlatının kendisi vardır. Dikkatleri çekmek için kendini yumruklar, yaralar Dovaleh. Hikâyenin vuruculuğuna dikkat çekmek için kullandığı mizah perdesini yer yer çeker, bazen de tamamen unutmuş gibi görünür. Lazar tarafından yeniden oluşturulurken önce bön bön gülümsediği, sonra tatlı bir şekilde gülümsediği hatırlanır. Dovaleh yaşadıklarını anlatarak yaşadığını bilmeye çalışır, yeterince kara bir boşluğun bütün gerçekliği ve kurmacayı yuttuğu o karanlık sahnede, elli yedi yaşındaki adam anlatarak kendini var eder. Anlatılacak hikâyelerinizi biliyor musunuz? Kimse bilmeyecek dediklerinizdir. Nasıl anlatabilirsiniz, bilmeyeceksiniz. Anlatmaya başladığınız zaman bileceksiniz. Dovaleh'te böyle bir duruş var; Lazar'a önceden telefon etmiş olsa da esprilerine son verdiği anda kararını da veriyor sanki. Dovaleh'in çocukluğunu bilen bir kadın da o sırada kulüpte, şovu seyrediyor, belki de kadının varlığını fark etmesi fitili ateşliyor Dovaleh için.

    İşin siyasi boyutu var, İsrail ve Filistin arasındaki meseleler, Holokost falan, espri malzemesi olarak kullanılıyor ve bazı seyircileri bu işler kaçırıyor. Kadın-erkek ilişkilerine dair espriler iyi. Lazar, adamdaki ilkelliğin farkına varıyor ve gitmeyi düşünmeyi o an bırakıyor. Espriler pek ona göre değil ama adamın sahnede kendini parçalara ayırması, hikâye kırıntılarına dönüştürmesi ve bu kırıntılardan bazılarının bir parçası olması adamı orada tutuyor. Ölüm alkışlanıyor bu sırada, seyirciler için bir şeylerin ters gitmeye başladığı an. Arındırıcı ölüm. İnsanlar öldükten sonra bile sıkıntı çıkarmaya devam ediyorlar, yine de artık yoklar, hayatta olsalar kendilerinin acısı başkalarına yansıyacak, öyleyse ölüme alkış. Bir Delinin Hatıra Defteri'ni izlediniz mi, Erdal Beşikçioğlu oynuyor. Benzeri var sahnede. Dovaleh. Esprisini tamamlamıyor, bir at bara girmiş, sonrasında dünya tepetaklak. Dovaleh'in artık amuda kalkmaya ihtiyacı yok, ayakları elleri olmuş durumda. Yaşamının tamamı. Sahne. Perdeler. Son.


    Bir At Bara Girer mi? Girerse Çıkar mı?

    09 Ekim 2018
    https://www.lemanhaber.com/

    Romanın ustaca kurgusu bir yana baş karakter Dovaleh G. başka yana... Bu ilginç adamın komedi kulübünden içeri giriyoruz ve olaylar kopuyor. Komedi kulubü de enteresan bir yer, kalabalık ve gürültülü, ama zamanla atmosfer, klostrofobiye zemin açıyor ve sahnedeki komedyen, hem kendi canını hem de seyircinin canını yakmaya başlıyor. Espriler birer tokat gibi, birer yumruk gibi patlarken ne olacağını kestirmek, mümkün olmuyor, Dovaleh G., ruhunun dikişlerini sökercesine hikâyesini anlatmaya koyuluyor ve eğlenceye aç izleyici, kendini trajedi ile besliyor.

    Kitabı okurken duygusallık ve kahkaha bir arpa boyu mesafede... Her koyunun kendi bacağından asıldığı dünyada bizi geçmişe ve birbirimize bağlayan görünmez bağların ve arınma çabasının romanı. Seyirci kaldığımız ve seyirci kalamadığımız dehşetlerin, peşimiz sıra sürüklediğimiz koca kayalar kadar ağır gerçeklerin ve verilen doğru ya da yanlış hükümlerin.

    Ve soru şu: Var olmak, bütün olmak için yeterli mi? Okuyun ve karar verin!


     


    Acı Kahkaha
    A. Ömer Türkeş

    http://www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat/aci-kahkaha-40998559

    David Grossman, romancılığının yanı sıra muhalif tavrı ve savaş karşıtı tutumuyla dünya edebiyatının en önemli ve saygın figürlerinden biridir. ‘Bir At Bara Girmiş’ onun yazarlık duruşunu çok iyi sergileyen bir roman. Bir gece boyunca süren bir stand-up gösterisini konu edinen hikâyesinde acılarla yoğrulmuş bir toplumda gülmecenin sınırlarını çiziyor...

    1954 yılında Kudüs’te, Filistin doğumlu bir annenin ve Polonya göçmeni bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen David Grossman, kütüphanecilik yapan babasının teşvikiyle küçük yaşlarda edebiyata ilgi duydu. Çocukluk yıllarından itibaren İsrail’in ulusal radyo istasyonu Kol Yisrael’de oyunculuk yaptı. Ne var ki radyoculuk hayatı, siyasi nedenlerle sonlandırılacaktı. Felsefe eğitimi alan Grossman ilk romanı ‘The Smile of Lamb’i yayımladığında 20’li yaşlardaydı. Kitapları 30’u aşkın dile çevrilen, dört romanı sinemaya uyarlanan Grossman, ‘Bir At Bara Girmiş’ ile 2017 yılında ‘Man Booker Uluslararası Ödülü’nü de kazanmıştı.

    Batı Şeria yakınlarındaki Netanya kasabasında, bir gece kulübündeyiz. Sahnede bir stand-up sanatçısı -Dovaleh G- kendisini izleyenleri taklitler, fıkralar, taşlamalar ile güldürme uğraşında. Başlangıçta seyirciler memnun görünüyor. Buraya geldiğinden pişmanlık duyan yegâne seyirci, emekli yargıç Avishai Lazar. Aslında izleyici de sayılmaz; Dovaleh G.’nin daveti -ısrarı- üzerine gelmiş gösteriye. Her ikisi de 50’li yaşların sonlarındalar ve birbirlerini neredeyse 40 yıldan fazla bir süredir görmemişler. Bir gün telefonla aramış eski arkadaşını Dovaleh G. Kendisini izlemesini ısrarla rica etmiş, yargıcın “Neden” sorusuna şu yanıtı vererek:

    “Beni görmeni, gerçek anlamda görmeni, sonra da bana anlatmanı istiyorum (...) Yani, anlarsın ya, beni gördüklerinde insanların içinde nasıl bir his uyandırıyorum? Bana, içimden çıkan bu şeye baktıklarında hangi bilgiye sahip oluyorlar? O şey vardır ya, hani insanın içinden elinde olmaksızın fışkıran şey? Dünyada belki yalnızca o biricik kişinin sahip olduğu şey?”

    Yargıç şimdi, onun bayat esprilerini ve abartılı tavırlarını, gülmeye hazır seyircilerin sevimsiz hallerini izlerken verdiği karardan hiç memnun değil. Zira kendi mutsuzluğu kemiriyor içini. Kalkıp kalkmamakta tereddüt ettiği sırada Dovaleh G.’nin anlattıkları yön değiştirmeye başlıyor. Yavaş yavaş yargıç, seyirciler ve okuyucu olarak bizler insani bir trajedinin içine düştüğümüzü seziyoruz. Her ne kadar komikliklerini sürdürse de anlattıkları gülünecek cinsten değil, zira malzemesi, kendisi ve ailesine dair acılarla dolu bir hayat. Yahudi toplama kamplarıyla başlayıp İsrail’deki yoksul yerleşimcilere, babasının şiddetine maruz kalan bir çocuğa, askeri kamptaki aşağılanmalara uzanan ve stand-up sanatçılığı ile noktalanan zorlu bir hikâye. İşte o zaman Dovaleh G.’nin bir anlatıcının varlığına neden ihtiyaç duyduğunu anlıyoruz...

    HESAPLAŞMA

    Eğer bir türleştirme yapmak gerekirse kara mizah diyebiliriz ‘Bir At Bara Girmiş’e ama katran karası bir mizah. Evet, zaman zaman güldürüyor, hatta en acılı anları anlatırken bile tebessüm edecek detaylar eklemiş. Lakin ilk başta da söylemiştim; gülmenin, kahkahanın sınırlarını da çiziyor Grossman. Bunu bilinçli bir şekilde yaptığı hikâyesinin merkezine bir stand-up sanatçısını yerleştirmesinden belli. İster istemez Dovaleh G.’nin komik, hüzünlü, grotesk sahne performansına kendimizi kaptırdığımızda anlatı ansızın yön değiştiriyor. Kahkaha sesleri azalırken acının sesi yayılıyor salonda. Anlatılamaz, açıklanamaz, normal anlatım kalıplarıyla ifade edilemez bir duygu kaplıyor romanı. Bu, Grossman’ın bizzat tattığı bir acının dile gelmesidir.

    Bu noktada Grossman’ın kendi hayat trajedisine kısaca değinmekte yarar var: Bir savaş karşıtı olan ve İsrail’in Filistin politikalarına karşı çıkan yazar, askere alınan oğlunu 2006 yılında, bir çatışma sırasında yitirmişti. Bu kayıp Grossman’ın görüşlerini değiştirmedi ama romanlarında savaşla ya da daha genel anlamıyla militarizmle ve militarizmin toplum üzerindeki yıkıcı etkileriyle hesaplaşmasını derinleştirdi. ‘Bir At Bara Girmiş’ de Grossman’ın acısını, toplumsal tahlillerini ve eleştirisini ortaya koyan bir roman. Grossman, İsrail özelinden hareketle insan ve toplumla ilgili evrensel durumlara dair hikâyeler yazıyor. ‘Bir At Bara Girmiş’ de -olaylar İsrail’de geçse, Yahudilerin yakın tarihi ile ilgili olsa bile- sadece İsrail’le ilgili bir kitap değil. Anlatılan, insanların ve toplumların maruz kaldıkları yıkıcı durumlar üzerine trajikomik bir hikâye. İnsanlık durumunun en karanlık köşelerini, bireysel hayatın karmaşıklığını ve insanın her şeye karşı direnişini sergilemek için absürdü ve mizahı kullanıyor.

    Basit ama hedefini vuran bir kurguyla yazılmış ’Bir At Bara Girmiş’. Hikâye ilerleyip fıkraların gerçeklik boyutu ağırlık kazandıkça şüpheler ve merak artıyor. Kitabın yarısına geldiğimizde yeni bir sayfa açılacak ve Dovaleh’ın trajikomiğe çevirdiği ama koyu bir trajediden başka bir şey olmayan hayatına dair baş döndürücü akış başlayacak. İşte o zaman bir sahne gösterisine değil bir hayat dramına tanıklık ettiğimizin farkına varacağız. Tanıklıktan ziyade bizi de kimi zaman mağdur kimi zaman sanık iskemlesine oturtan türden bir hesaplaşma süreci. Genç Dovaleh’ın başından geçenler Musil’in ’Genç Törless’ romanını hatırlattı bana. Bu topluma ilişkin sıradan kötülükten, hani şu herkes yaptığı için bizim de yapmamızda sakınca görmediğimiz ya da görmek istemediğimiz şeylerden, eşek şakalarından lince kadar uzanan ‘masum’ pratiklerden bahsediyorum. David Grossman kısacık bir hikâye içinde işte bunlarla hesaplaşıyor. Ne var ki ‘Bir At Bara Girmiş’ basit bir ‘palyaçonun gözyaşları’ hikâyesi değil. Sonda mutluluk gelmiyor ama umutsuzluk da yok; insani bir dayanışma çağrısı yapıyor sanki Grossman. Yazar acıyı söze dökmeyi başarıyor.


    Bir At Bara Girmiş
    David Grossman,
    çev: Aylin Ülçer

    Kitap, seyirci için “bomba” esprilerin peş peşe yağmasıyla çok hızlı başlıyor, bu esprilerin tamamına yakınını kendisini izlemeye gelenlerle alay ederek çıkarırken, neredeyse bu şakalardan nasibini almayan kimse kalmıyor. Seyirci, annesi, babası, kendisi, İsrail, Araplar, ordu, askerler…

    “Neden gelmem için o kadar ısrar etti ki? Kendi kendisini incitmekte bu kadar başarılıyken başkasına neden gerek duyduğunu merak ediyorum.” (sf.16 ) Buradan kitabın bir günah çıkarma ayinine doğru yol alacağının ipuçlarını okuyucuya veriyor yazar.

    “İnsan planlar yapar, Tanrı ise ona kelek atar.” ( sf.42 ) diyerek eleştirilerinin işaret fişeğini yolluyor okuyucunun gök kubbesine doğru. Savaş karşıtlığı ve vicdan muhasebesini de sahnedekine şu sözlerle söyletiriyor:

    “Bir dakika, yeni yerleşimlerden mi geldiniz? İyi de siz buradaysanız Arapları dövecek kim kaldı oralarda?”

    Aslında İsrail devletine de ince bir göndermedir aynı zamanda.

    “Yetmedi mi? Hiç sorun değil! Buyurun size bir dönüm daha, buyurun size bir keçi daha, isterseniz bütün bir keçi sürüsünü alın, yeter ki siz isteyin, koca sığır sanayi feda olsun size, isterseniz bütün ülkeyi alın! Doğru ya aldınız zaten!” ( sf. 57)

    Auschwitz kampının meşhur doktoru Josef Mengele’yi diline dolamak için ailesini sahnede malzeme etmekten çekinmeyen bir stand-up’çının seyircinin sıkılmasına inat eski anılarından oluşan gerçek bir hikayeyi sonuna kadar götürme azmi sahnede kan kaybetmesine sebep olurken okuyucuyu meraklandırıyor.

    Şimdi ile geçmiş arasında gidip gelen, gücünü ironiden alan toplumsal eleştirinin dozunu her sayfasında yükselten Bir At Bara Girmiş romanı kurgusuyla göz dolduran bir kitap.

    “Egosundan atlayıp IQ’sunun üstüne düşer!” ( sf. 118 ) diye eleştirdiği İsrail askerlerine lafını esirgemezken, İsrail’i çevreleyen Arap devletlerine de, nasıl da kendi kendileriyle uğraşıyorlar diyerek kantarı terazide tutmaya gayret ediyor. Sık sık babasından dayak yediğini anlatan Dovelah’ın sahnede sıkıştıkça gösterisinin arasına serpiştirdiği fıkralar da kurtarmıyor ve birçok seyirci terk ediyor gösteriyi. Oysa sıkıcı olan gerçek hikâyenin sürprizi sonundadır.

    2017 Man Booker ödülü de alan kitabın kapağı oldukça isabetli ve “temiz iş” olmuş. Kitaba ismini verense, stand-up’çının seyirciyi elinde tutmak için anlattığı kötü, kısa bir fıkradan geliyor.

    Son yıllardaki en garip kitaplardan biri olan Bir At Bara Girmiş, Man Booker