ANASAYFA BİYOGRAFİ  ROMAN  ÖYKÜ ve NOVELLA  DENEME  ŞİİR  TIYATRO


 

Atlasın Yükü mü?
Ya kendi Yükümüz?
https://www.edebiyathaber.net/

Tanrıların olduğu bir yerde özgür olunabilir mi? Antik çağların güçlü tanrılarının yerini bu gün neler ve kimler aldı? Tüm yetkileri eline almış diktatörler mi, ya da diktatörler gibi tüm yetkileri eline almaya çalışan devlet başkanları mı, valiler, siyasetçiler ya da siyasetçileri parmağında oynatan milyarderler mi? Sahi, antik çağların tanrıları nereye uçup gittiler, nereye kayboldular? İnsanlar onlara bu kadar inanmışken nasıl olur da zaman içinde birer hayalete dönüştüler; etkisiz, kimsenin onlara elini açmadığı, uğurlarına kurbanların kesilmedi birer mite? Bugünün tanrıları da bir gün unutulacaklar mı, bir masalın içinde geçen silik bir gölgeye dönüşebilecekler mi? Önünde ayakta dikilip gözyaşı döktüğümüz duvarlar, çevresinde dönüp karşısında secdeye durduğumuz taşlar, avuçlarımızı açarak yardım dilediğimiz başı dikenli heykeller ve dahası… Sonsuza dek var olacağına inandığımız tanrılar da bir gün birer mite dönüşecekler mi? Bir gün insanlar bunların gücüne inanmaktan vazgeçecekler mi? Bir masal kahramanından bahseder gibi onları çocuklarına anlatacaklar mı, kim bilebilir? Zaman belki de en güçlü tanrıdır ve görevi insanlara her şeyin gelip geçici olduğunu göstermektir.

Nietzsche “Okuduğumuz bir kitap bizi bir adım yukarıya yükseltememişse zamanımızı boşa harcamışız,” gibi bir şeyler der. Bir okur olarak elime aldığım kitabı sadece yazarın merceğinden değil kendi merceğimden de bakmaya çalışırım. Yaşadığım yer, okuduklarım, temas ettiğim her şey merceğimin kalınlığını ve netliğini gösterme şeklini de belirler. Antik çağların tanrılarıyla ilgili ne zaman bir şeyler okusam yukarda bahsi geçen tanrıları da düşünmeden duramıyorum. Önümde birer film şeridi gibi akmaya başlarlar.

Şu cümlelere bakın:
”Özgür insan kaçmayı aklına hiç getirmez.”
“Yarattığımız cehennemler, tanıştığımız cehennemlerdir.”
“Yeryüzü Gezegeni hayata o denli susamıştı ki, onu elde etti.”
“Annem, hepimizin çekmesi gereken bir çile, taşıması gereken bir haç olduğunu söylerdi.”
“Peki, ben yarattığım dünyanın neresindeyim?
Ben dünyanın neresindeyim?
“Yaratmış olduğum bu dünyanın altından sıyrılmama izin verin.” “İçinizde neler barındırıyorsunuz? Ölüleri. Zamanı. İçgüdülerinize yansıyan binyıllık ışık oyunlarını.”
“İnsanlar yaratılıştan sadakatsizdir. bu onların kusuru değildir, doğanın yaratımını kusur saymak olmaz.”
Yazar belki de yeni hiçbir şey söylemiyordur. Peki, yeni olan bir şey var mıdır? Yüzyıllardır, binyıllardır anlatılıp duran her şey birbirinin tekrarı ya da farklı bir anlatma biçiminden başka nedir ki? Duygular, tanrılar, delilikler…

Babası dalgaların tanrısı, annesi ise yeryüzü olan ve adının anlamı çilekeş olan Atlas, tanrıların tanrısı Zeus tarafından cezalandırılır. Cezası yeri ve göğü omuzlarında sonsuza dek taşımak. Yunan mitolojisi çevresindeki birçok medeniyeti ve kendinden sonraki neredeyse tüm kuşakları etkilemiştir. Antik Yunan ozanları tanrılarının hikâyelerini oyunlaştırıp somutlaştırmışlardır. Homeros ve Hesiodos gibi ozanlar şiirlerinde bu tanrıların hikâyeleri hakkında bize bolca bilgi aktarmışlardır. Yunan mitolojisi günümüz birçok yazarı da etkilemiştir. Bunlardan biri de İngiliz asıllı yazar Jeanette Winterson’dur. Winterson Atlasın Yükü adlı kitabında Kozmos’u omuzlarında taşıyan Atlas’ın hikâyesini kurgularken Atlas ile temas etmiş tanrılar, yarı tanrılar ve insanları da bir araya getirir. Kurgulama ve yazarlığı hakkında da ipuçları okura verirken karşımıza eski ile yeninin harmanlandığı modern bir yapıt çıkar.

Elbette bir yapıtı içinde barındırdığı birkaç aforizmayla değerlendirmem; romansa roman, öyküyse öykü, ya da başka hangi türse, tabii adı olan bir türe giriyorsa..

Atlas omzundaki yükten kurtulduğunda neler olacak?.

Winterson’un kitabını okurken sadece Antik Yunan tanrılarını ve dev Atlasın yükünü düşünmeyiz; evet, belki her birimiz birer çilekeş değiliz, ama kendi yükümüz ve bize eziyet eden kendi tanrılarımız hakkında bir kez daha kafa yorarız..

Sedat Sezgin – edebiyathaber.net (27 Eylül 2018)


 

ATLAS'IN YÜKÜ - JEANETTE WINTERSON / 09.04.2019

http://www.uykusuzokumalar.com/2019/04/atlasin-yuku-jeanette-winterson-09042019.html

 Winterson'ın “Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın” adlı kitabını gerçekten çok beğenmiştim. Kitabı bir şekilde kendimle fazlasıyla ilişkilendirdiğim için olsa gerek hemen arkasından devamı olan kitapları okumak için ara verdim. Ancak Winterson o kadar samimi, o kadar doğal, o kadar iyi yazıyor ki onu bir kere okuduktan sonra, başka bir kitabına arkamı dönemezdim. Özellikle de felsefi ve psikolojik öğeleri mitoloji ve tanrılar ile harmanlıyorsa. Atlas, ülkesi Atlantis için tanrılara açtığı savaşı kaybeder ve Zeus tarafından cezalandırılır. Diğer bir çok titanın aksine Atlas tartarosa gönderilmez, ona gök kubbeyi omuzlarında taşıma cezası verilir. Burada bahsi geçen gökkubbe sadece dünya olarak tasvir edilse de okurken bunun aslında uzayı da içeren tüm evren olduğunu görüyoruz. Bu oldukça ağır bir yüktür ve Atlas hiç kıpırdaman tüm evrende olan bitenlere tanıklık ederek cezasına katlanır. Bu arada Herakles ve Hera hikayeye dahil olur. Herakles, Atlas'ın bahçesinde bulunan ve Hera'ya ait olan ağacın meyvelerini almak ister. Ancak bu ağacı koruyan bir yılan vardır ve önce onu geçmesi gerekmektedir. Herakles, Atlas'a bir teklifte bulunur, Atlas o meyveleri getirene kadar Herakles evreni sırtında taşıyacaktır. Herakles, Atlas'ın döneceğinden emin olamasa da evreni sırtına alır ve Atlas bu geçici özgürlüğünü meyveleri alıp getirmek için kullanır. Herakles görevini yerine getirmiş, meyveleri teslim etmiştir. Ve Atlas tekrar evreni omuzlarına alıp cezasını çekmeye devam eder. Aslında tüm bu mitolojik öğeler metafor olarak kullanılmaktadır. Atlas'ın evreni sırtında taşıması, her birimizin kendi hayatlarımızı sırtımızda nasıl taşıdığımızla ilişkilidir. Bu bir ceza olsa da Atlas sabırla yükünü hiç kıpırdamadan taşır. Yaşamda bazen bizler için oldukça zorlayıcı olabilmektedir. Ve genel olarak baktığımızda aslında seçimlerimizin sonuçlarıdır omuzlarımızda taşıdığımız tüm o yükler.

Herakles ve Hera ilişkisi üzerinden erkek kadın ilişkilerine de çok yerinde göndermeler vardır. Bazı satırlarda kadına bakış açısının tanrıça oldukları zaman bile pekte değişmediğini görmek mümkün. Yine Herakles ve Atlas konuşmalarında varoluşu, insanların zayıflıklarını, hayatı, zamanı ve yaşamı sorguladığımız bir çok satırla Winterson yine çok güzel bir çalışma yapmış. Kitapta en hüzünlendiğim bölümlerden biri de uzaya gönderilen ilk canlı olan Laika isimli köpeğinde yer alması oldu. Winterson onun için gerçeğinden çok daha güzel bir son yazarak bence Laika'yı çok güzel bir şekilde onure etmiş. Uzay boşluğunda tek başına bir köpek...Ve ona sahip çıkan Atlas. İki yalnızlıktan bir dostluk. Kendi sınırlarıma dayanışım, kitabın yine kendime en yakın ve derin ifadelerle yüklü olduğunu düşündüğüm kısmı oldu. Winterson'ı bu kadar severek okumam kesinlikle bu yüzden biliyorum. Duygu ve düş dünyasında kendime dair o kadar çok benzerlik buluyorum ki uzaklarda bir yerlerde benzer hisler içinde olduğum biri var ve onunla kitapları üzerinden tek yönlü bir iletişim halindeyim,biliyorum. Bazende bunları okumanın ve bazı şeyleri anımsamanın bana ne yararı var diyorum, okumamalıyım. Ancak insan geçmişini tıpkı Atlas gibi bir şekilde sırtında taşımak zorunda, geçmiş bugün ve geleceğe dair tüm seçim ve kararların zeminiyse bu üçlü birbirinden ayrılamaz bir bütün olmuyor mu? Bugün olduğumuz kişi iyisi ve kötüsüyle geçmişte yaşadığımız an'ların toplamı değil mi ? Ve biz bu yükleri bir ömür taşımak zorunda mıyız ? Soran, sorgulatan, düşündüren tüm kitapları seviyorum. Diğer kitapları ile Winterson okumaya devam! Keyifli okumalar, sevgiler. Orjinal Adı: WEIGHT Yazar : Jeanette WINTERSON Sayfa Sayısı : 134 Yayınevi : Sel Yayıncılık Yayın Tarihi : 2018 Çeviri : Dilek ŞENDİL Tür : Roman Kitaptan Alıntılar; “Hiçlik olmayacak bir niteliğe sahiptir. Ağırdır.” “Kimse doğru olduğunu hissetmediği bir şeye inanmaz. Ben de kendime inanmayı bırakabilseydim keşke. Geceleri uyuyorum, sabah uyandığımda yok olmayı umut ediyorum. Bu hiç olmuyor. Bir dizim önde, bir dizim kıvrık, dünyayı sırtımda taşıyorum.” “Neden diye bir şey yok. Sadece tanrıların iradesi ve insanın yazgısı var.” “İnsan cahil kalır, çünkü bilgi onun sonudur. İnsanoğlunun her keşfi döner dolaşır onu yok eder. Kardeşin Prometheus ateşi çalmıştı, peki insanlar bu armağanla ne yaptılar? Birbirlerinin ekinlerini, evlerini yakmayı öğrendiler. Kheiron size tıbbı öğretmişti, peki siz ne yapmayı öğrendiniz? Zehir. Ares elinize silahları tutuşturmuştu, ama siz de birbirinizi öldürmekten başka ne yaptınız? Ya sen, Atlas, yarı-insan, yarı-tanrı olan sen bile dünyanın en güzel kentini yok ettin. Kendi çiftliğini başkasının ekip biçtiğini görmektense, yakıp yıkmayı yeğledin. Düşmanın eline geçmesinler diye kendi gemilerini batırdın." “Beni taşıyacak kimse olmadığından kendi kendimi taşımayı öğrendim.” “Geçmişle geleceğin çekimi öyle güçlüdür ki şimdiki zaman ikisinin arasında ezilir.” “Katlandıkça taşıdıklarım da arttı. Kitaplar, evler, sevgililer, yaşamlar, hepsi sırtıma yığıldı, sırtım vücudumun en kuvvetli bölümü oldu her zaman. Kendi yükümü kaldırabilirim.” “Düşler kadar özgür. Nasıl düşler ? Özgür olduğumuzu düşlediğimiz düşler.” “Dünyanın en güçlü adamıyım ben,” dedi Herakles. “Beni saymazsak...” diye ekledi Atlas. "Ama özgür değilim...” "Özgürlük diye bir şey yok,” diye anlattı Atlas. "Özgürlük var olmayan bir ülke.” "O evdir,” dedi Herakles. “Eğer olmak istediğin yer evinse.” YAZAR HAKKINDA 1959’da İngiltere’nin Lancashire kentinde doğdu. Halen Londra’da yaşamakta ve hayatını yazarlıkla kazanmaktadır. İlk romanı Oranges Are Not The Only Fruit büyük başarı kazanmış ve sinemaya uyarlanmıştır. Öteki kitapları arasında Written On The Body, Boating For Beginners, Sexing The Cherry (Vişnenin Cinsiyeti, İletişim 1994) ve Art and Lies sayılabilir. The Passion (Tutku), 1987 John Llewellyn Rhys ödülünü kazanmıştır.

 

Atlasın Yükü, Hepimizin Yükü

http://www.felsefetasi.org/atlasin-yuku-hepimizin-yuku/

“Dünyanın bittiği bir yerlerde
Güzel sesli akşam perilerinin karşısında
Dimdik durup ayakta tutuyor göğü
Başı ve yorulmaz kolları üstünde.
Akıllı Zeus’un ona ayırdığı kader bu.”
“Bu Atlas görür denizin bütün uçurumlarını,
Ve koca direkleri omuzlarında taşır,
Yeri göğü birbirinden ayıran direkleri.” ( Odysseia I, 53-55 )

“Atlas, Yunan mitolojisinde göğün taşıyıcısı, titan Iapetos ile Klymene’nin 13 çocuğundan en güçlü olanıdır. Prometheus’un kardeşidir. Olympos’a saldırdığı için Zeus tarafından gökkubbeyi omuzlarında taşımakla cezalandırılmıştır. Zeus onu bir dağ haline getirmiş göğü de omuzları üstünde tutmağa mahkûm etmiştir. Bu mitolojik dayanakla tıpta kafatasını taşıyan ilk omura da atlas adı verilmiştir.”

Atlas sanıldığı gibi dünyayı sırtında taşımakla değil, göğü tutan sütunları taşımakla cezalandırılmıştır. “Poseidon Platon’a göre Atlantis’in kurucusu ve Atlas’ın babasıdır.” Atlas mitos’unun kadim çağlarda kökenleri vardır. Herkül ile aralarında geçen olay şöyle anlatılır: “Tanrıların kralı Zeus Atlas’a çok kızmıştı. Bunun nedeni Atlas’ın koca tanrı Zeus ile savaşmak istemesiydi. Koca tanrı, Atlas’a büyük bir ceza verdi; Atlas, sonsuza kadar gökkubbeyi sırtında taşımalıydı! Bu yorucu görevden kurtulmak isteyen Atlas, Herkül kendisinden yardım isteyince sinsice bir plan yaptı. Herkül bir bahçede bir ejderhanın koruduğu üç altın elmayı ele geçirmek istiyordu. Hera, Yaşam Ağacı’nın altın elmalarını koruması için yüzlerce başa sahip bir ejderha olan Ladon’u görevlendirmişti. Atlas, Herkül’e kendisi dönünceye kadar gökkubbeyi sırtında taşırsa elmaları ona getireceğini söyledi. Atlas elmaları aldı ve geldi. Herkül’e: “Sen taşımaya devam et!” dedi. Bunun üzerine Herkül taşımayı kabul etti ama sırtına bir omuzluk yerleştirene kadar birkaç dakika Atlas’ın tutmasını istedi. Atlas alır almaz Herkül kaçtı ve Atlas kandırıldığını anladı.”

Bir başka anlatımda; “Titanlar Olimposlulara karşı isyan edince Zeus, Atlas’ı gökyüzünü taşıma cezasına çarptırdı. Bununla birlikte, Atlas çoğunlukla küre şeklinde bir şey taşırken tasvir edilir, en mükemmeli de Flaman Mercator’un toplu halde yayınlanan haritalarının kapağında kullanılanılır. Daha yakından bakılırsa bu kürenin aslında Dünya değil, gökkubbe olduğu görülecektir. Ayrıca Mercator, kitabının adını Titan’dan değil, ilk kez “göksel” küreyi ürettiği kabul edilen filozof, Moritanya Kralı Atlas’tan almıştır.” “Dikkat edilirse, bunun Dünya değil, gökkubbe olduğu fark edilecektir” diyor Cahillikler Kitabı.

Atlas Homeros’a göre de yeri göğü birbirinden ayıran direkleri taşır. Atlas omuzlarında dünyayı değil gökkubbeyi taşır. “Mısır inanç sisteminde yer alan “Şu” adını “kaldırmak” anlamına gelen bir sözcükten alır, Yunan mitolojisindeki Atlas gibi gökyüzünü taşır. “Şu” “Tefnut” (nem, yağış) gibi İlk tanrı, Re(Ra)-Atum’dan ortaya çıkar. Aslında Şu havayı ve Işığı sembolize eder. Yer Tanrısı Geb ile Gök Tanrıçası Nut birleşmelerini engellemek için arada bir engel olarak durmaktadır.”

Mitolojik hikâyeler ile yaşanılan zaman arasında her zaman bağ kurulabilinir. Daima paralellikler vardır. Yeni sözde Zeus’ların karşısına dikilmek cesaret istese de her daim yeni Atlaslar da çıkacaktır. Akıl ve zekâ, özgürlük, kaderini kendi elinle dönüştürme, cesaret, erdem ve mücadele süreklidir. Bu mit bu şekilde yorumlanırsa her daim yeni güç ve kudret sahipleri hür iradeye pranga vurmaya çalışacaktır. Bireylere düşen bu meczupları tarihin tozlu raflarından dahi silinecek şekilde hiçliğe yolcu etmektir.

Jeanett Winterson, “Atlas’ın Yükü” adlı eserinde farklı çıkarımlar yapıyor bu mitten. “Winterson’ın mitinde öne çıkan nokta, Atlas’ın konumu. Bütün dünyanın, göklerin, derinliklerin yükü Atlas’ın omuzlarında. Ona verilen ceza kibrini kırmak içindir. Ve nitekim azgın yürekli kahramanın kibri kırılır: “Dünyanın altında böyle iki büklüm dururken insanların bütün sorunları gelir kulağıma, onlar kendi paylarına düşeni sorguladıkça, her şeyin boş olduğunu daha çok anlarım.””

“Winterson’ın Atlas’ı, adeta bir dağ gibidir. Gücünden dolayı değil, suskunluğundan dolayı. Atlas, düşünür durur. Yaşadıkları Atlas’a, varoluşun sınırlarını bozulmuş bir plak gibi sürekli fısıldar… Yazar, Atlas’ın güçlü ama özgür olmadığına dikkat çeker. Atlas ise özgürlüğün var olmayan bir ülke olduğunu çoktan kabul etmiştir.”

“Zeus, Atlas’a dünyayı veya gökkubbeyi değil, varlığını ceza olarak yüklemiştir. Varolduğunu unutamayacağı bir ağırlığın altında olmasıdır onun bitmeyen cezası.” Sorumluk, var olmak, sorgulamak, nedenlerle, niçinlerle içinden çıkamayacağı bir sarmalda düşünür durur koca Titan.

Hayat bir armağan mı, yoksa bir yük mü? Hakkı ile tamamlanması gerekli bir serüven mi yoksa üstlenilen bir görev mi? Hayat, yel değirmenleri ile bitmek tükenmek bilmeyen bir savaş mı yoksa biricik barış yapacağı kişinin kendi olduğunun algılanması mı? Değişimin kişinin kendisinden ailesine ve topluma yayılacağını idrak etmek mi, yoksa önüne gelene nasihat etmenin kolaylığına sapmak mı? Asıl mesele budur. Bizim yaşama bakışımız, bizim maceramızın yönünü tayin eder. Atlas’ın çekeceği çilenin sonu yok gibi gözükmektedir. O geçirdiği düşünce aşamasının hakkını verir ise kendini bağladığı kendi sınırlarını yine kendi eli ile un ufak edebilirse sonsuzluğa kadar süreceğini farz ettiği görevini, aslında kendisinin üstlendiğini fark edecektir.

Başkasının sorumluluğunu ebediyete kadar taşımak mıdır Atlas’ın görevi, yoksa bunun bilincine varıp dur diyebilmek midir? Yükü başkasının omzuna bırakıp gitmek değil, yük gözüken ağır görevin üstesinden hakkı ile gelmektir. Doğduktan sonra sonsuza kadar aynı kişi olmaktan ve aynı düşünmekten, aynılıktan, bayağılıktan, bağnazlıktan, klişelerden, kolaycılıktan, ebeveyn yaşamları kopyalamaktan kurtulmaktır, kudretli Atlas’ın iki büklüm halde bize hatırlattığı. Gözleri yeni bir gerçekliğe açmak, bakmak değil özün ile görebilmektir. Bireyin kendi koyduğu sınırları yine kendi yıkmasıdır. Yeni arzular, yeni farkındalıklar, yenilenmiş ve yeniden doğmuş bir algıyla yaşama farklı bir bağlantı kurmak, ezber yaşam biçimleri ezber yükleri atıp hür sorumlulukları, hür görevleri üstlenmektir. Toplumun, ailenin, çevrenin bireyin üzerine yüklediği sözde beklentiler kümesini alaşağı etmektir.

Atlas’ın yükü bizim yükümüzdür, kişi umudunu asla yitirmeden düşünceden eyleme geçen yenilenmesi ile bu yükü hafifletir. Atlas ebedi bir köleden, hür bir kahramana bizde dönüşür. Yaşamın sonu herkesin kendi sınavının sonudur. Ölüm için bir ozan şöyle der: “Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi, müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi.”

“Yaşamın ve çalışmanın temel amacı, kişinin başlangıçta olmadığı kişi olmasıdır.” M. Foucault

Berk Yüksel

Kaynakça:

http://yunanmitolojisi.blogspot.com/2008/08/atlas.html
http://tr.wikipedia.org/wiki/Atlas_(mitoloji)
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6139
Atlas’ın bitmeyen cezası; Burcu Aktaş
Atlas’ın Yükü; Jeanette Winterson
Atlantis, Platon’un eserlerinde Atlantis; Erhan Altunay
Cahillikler Kitabı; John Lloyd ile John Mitchinson
http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4