Karl Owe Knausgaard Aşık Bir Adam
Karl Ove Knausgaard


Anasayfaya

Eleştiri sayfasına

08.03.2017
 
Editörün Notu:  "Kitap günlük hayatın dayattığı dipsiz gizem yığınını araştırıyor… Knausgaard'ın yaklaşımı sade ve titiz, kimi zaman sıradan, ama bunu asla kağıda dökmüyor. Onun teması hayatın bütününün kendi kendisiyle bir arada var olduğu gerçeğinin güzelliği ve dehşeti. Tüm edebi aldatmacaları terk ederek mükemmeliyete konan gerçek bir kahraman, çıplaklığı kraliyet şıklığını alt eden bir imparator." -Jonathan Lethem, The Guardian- "
 

  'Sırılsıklam âşık olmuştum ve her şey mümkündü'
http://www.cumhuriyet.com.tr/ “Âşık Bir Adam”, adına uygun olarak yazar kahramanı Karl Ove’un tutkulu aşkını ayrıntılı olarak anlatıyor ama onunla yetinmiyor, bu halin bir arada yaşamaya ve evliliğe dönüşmesini, çocuklarla birlikte kalabalıklaşan ailede yaşananları, alternatif ana okulunu, veli toplantılarını, kavgacı komşuları ve arkadaşlarla ilişkileri de ortaya koyuyor.

Metin Celal Yayınlanma tarihi: 08 Ağustos 2016 Pazartesi, 16:01 Karl Ove Knausgaard’ın Kavgam’ının ilk cildi tüm Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de büyük bir heyecanla karşılandı. İyi bir kampanyayla tanıtılan, çok konuşulacak, çok satın alınacak bir kitap sunuluyordu. Kitaba özel bir web sitesi bile hazırlanmıştı. Kapağının en üstünde, Türk okurun çok etkilendiği düşünülen “New York Times Bestseller” ibaresi büyük harflerle yazılmıştı. “New York Times”ın haftalık kitap ekinde yer alan çoksatarlar listesinden kaç Türk okur haberdardır bilmiyorum ama bu ibare çoksatarlar meraklısı okur için bir işaret gibi.

Kitabın bu şekilde sunulması ciddiyetiyle tanınan Monokl Yayınları’na yakıştırılmasa da bir kitabın çok satmasını istiyorsanız yapılması gerekenlerden. Hiç değilse Monokl birçokları gibi yalan söylemiyor, Knausgaard’ın Kavgam’ı tüm dünyada çok sattı ve “New York Times Bestseller” listesinde yer aldı. Üstelik ABD gibi çok az çeviri kitap basılan, çeviri kitapların hemen hiç okunmadığı, dolayısıyla çevirilerin çoksatan listelerine giremediği bir ülkede. Sonra da onlarca dile çevrildi.

MONOTONLUĞA DÜŞMEDEN
Çok satan, çok konuşulan kitaplara karşı çekingenimdir. Haklarında o kadar çok yazılır ki sanki daha okumadan tüketilmiş hissi verirler bana. Knausgaard’ın Kavgam’ının ilk cildini bu nedenle okumadım.

Çoksatar yazarları ve yayıncıları kalın kitapları severler. Bir kitap ne kadar kalın olursa o kadar yüksek fiyatla satılabilir ve de telifi de kârı da yüksek olur diye düşünülür. Diğer yanda da okur zamansızlıktan, kalın kitaba ayıracak vakti olmadığından şikâyet eder. Nasrettin Hoca’nın deyişi ile iki taraf da haklıdır. Ben de kitapların kısa ve öz olmasından yanayım. Yoğun hayat temposunda kalın kitaplara vakit ayıramıyorum. Onlar için bol ve kesintisiz vakit gerektiğini düşünüyorum. Çok istememe rağmen Marcel Proust’un yedi ciltlik Kayıp Zamanın İzinde'sini (Yapı Kredi Yay.) satın almamdan ancak yıllar sonra üç günlük zorunlu bir kar tatilinde okumuştum.

Knausgaard’ın iyi bir yazar, Kavgam’ının da “bestseller” yaftasına rağmen iyi bir roman olabileceğini düşünüyordum. İkinci cildin Türk okurun çok ciltli kitaplarda hep yaptığı gibi daha sakin karşılandığını, çoksatar listelerine girmediğini, girdiyse de çok kalamadığını görünce bir tane edindim ve tatilimi onunla değerlendirdim. İyi de etmişim.

3 bin 600 sayfa yazmak kolay bir şey değil. Anlattığınız kendi yaşam öykünüz de olsa... Üstelik kırk yıllık, kendinize bile pek ilginç ve heyecan verici gelmeyen bir yaşamınız varsa. Her gününüzü en ince ayrıntısına kadar anlatsanız bile binlerce sayfa yazamazsınız. Başta kendiniz sıkılırsınız, okuyucu da birkaç sayfa sonra kaldırıp atar.

Knausgaard söylenildiği gibi yaşamını en küçük ayrıntısına kadar anlatmıyor. Anlatsa ve okutabilse ilginç olurdu ama o sadece belli bölümleri bazen fazlaca uzatarak bu kadar ayrıntıya girmeye gerek var mıydı dedirtecek şekilde anlatıyor. Ama monotonluğa düşmüyor.

İlk iki cilt yaşamını kronolojik olarak izleyip çocukluk, gençlik, yetişkinlik çağlarını anlatıyor gibi görünse de aslında yaşamında yer alan olguları, kavramları ele alarak yazıyor Knausgaard.

“İlk cilt ölümle başa çıkma kavgası ise, ikinci cilt olan “Âşık Bir Adam” ise hayatla başa çıkma kavgasıdır” demiş Knausgaard. Ben ikinci ciltten başladım. İlk ciltte neler anlatıyor bilemiyorum ama okurken ilk cildi alıp bakma gereği duymadım.

EVİN ERKEĞİ VE YAZAR
Romanın yazar-anlatıcı kahramanı Karl Ove derin bir iç sıkıntısı ve yalnızlık gereksinimi ile ailesini, arkadaşlarını, ilişkilerini ve çok sevdiğini söylediği karısını ani bir kararla bırakıp Bergen'i ve de memleketi Norveç’i terk eder. Elinde bavulları kendini Stockholm'de bulur. Bu şehir uzun zamandır görüşmediği entelektüel arkadaşı Geir'in dışında hemen hiç tanıdığı olmadığı, dil farkından dolayı yabancı olarak davranılan bir yerdir. Karl Ove’un aradığı da budur; kalabalıklar içinde tamamen yalnız kalmak.

Ama biz onu bir çocuk arabasını iterken kucağında ve yanında diğer iki çocukla birlikte, elinde torbalar eve doğru koştururken tanırız. Üç çocuk babasıdır. Sahne sanatları eğitimi alan eşine söz verdiği için yazarlık faliyetine ara vermiş çocuklara bakmaktadır. Bu durumdan da fena halde bunalmıştır. Kurtulmak için çevredeki tanıdık ya da tanımadık tüm kadınların gözlerinde çakacak çağrı işaretini görmeye çalışmaktadır.

Knausgaard, bir gece sohbeti uzatıp geç kaldığı için karısından azar işiteceği korkusuyla eve doğru koştururken büyük bir geriye dönüşle bu duruma ve ruh haline nasıl geldiğini anlatmaya başlar. Bu geriye dönüş yaklaşık 500 sayfa sürecek, sonra kaldığımız yere bağlanacaktır.

Bergen’i karısı dahil her şeyi terk edip yalnız kalmak için terk etmiştir ama gönlü yeni bir aşka kapalı değildir. Anlatımda geriye dönüş içinde bir geriye dönüş daha yapıp yıllar önce bir yazarlık atölyesinde tanıştığı ve çekingenliği nedeniyle ilişki kuramadığı Linda'yı hatırlar. Linda’yla Stockholm’de tekrar karşılaştıklarında bu anıları canlanır. Yıllardır bir türlü yazmaya başlayamadığı ikinci romanını salim kafayla yazmak istemesine rağmen Linda’nın kendisine ilgisini görünce onunla bağlantı kurup görüşmeye başlar.

Linda’yla birlikte yaşamaya başlarlar. Linda hamile kalır, Karl Ove da bir çocukları olsun istemektedir. Linda okulunu engelleyeceği düşüncesiyle çocuğu doğurmak istemeyince de bebeğin bakımını ve tüm ev işlerini üstlenmek vaadiyle ikna eder. “Bir çocuk kendini yalnız hisseder, iki çocuk birbiriyle arkadaşlık eder, en iyisi üç çocuk” düşüncesiyle önce Vanja, ardından Heidi, sonra da John aileye katılır.

“Âşık Bir Adam” (Haziran 2016, Çev. Esra Tüzel, Haydar Şahin, Monokl Yay.) adına uygun olarak yazar kahramanı Karl Ove’un nasıl sırılsıklam âşık olduğunu ayrıntılı olarak anlatıyor ama onunla yetinmiyor, bu aşk halinin bir arada yaşamaya, evliliğe dönüşmesini, çocuklarla birlikte kalabalıklaşan ailede yaşananları, alternatif ana okulunu, veli toplantılarını, kavgacı komşuları ve arkadaşlarla ilişkileri de ortaya koyuyor.

Bir yanda da Karl Ove’un ev erkeği olmanın yanı sıra yazarlığını da yürütme çabaları var. Her şeyden önce yazmak gelir diye düşünse de her zaman yazarlığını ilk sıraya koymayı başaramıyor. Cümleyi, paragrafı yarım bırakıp çocuğun altını değiştirmeye koşuyor.

“Âşık Bir Adam” bunlardan ibaret değil bir de yazar kahramanın düşünsel gelişimi, tartışmaları var. Başta Geir’le sohbetlerinde olmak üzere sık sık insan olmak, aşk, yalnızlık, aile, gündelik hayat gibi birçok kavramı, edebi konuları, yazarları, eserleri tartışıyor, düşüncelerini paylaşıyor.

Karl Ove Knausgaard iyi bir anlatıcı, “Âşık Bir Adam” da havasına girmeyi başarırsanız hem işlediği konular hem de tartışmaya açtığı sorunlarla iyi bir roman.
 


Hayatını roman” yapan adam: Karl Ove Knausgaard
Gülenay Börekçi 12.06 2016
http://egoistokur.com

Yayın dünyasının birkaç yıldır yeni bir fenomeni var: Norveçli Karl Ove Knausgaard… Yazarın, 4000 sayfalık “Kavgam” adlı romanının ikinci cildi “Âşık Bir Adam” çıktı. Peki ama Knausgaard neden bu kadar büyük ün kazandı. Doğrudan kendi hayatından yola çıkarak yazan ilk yazar o muydu, yoksa bunu daha önce başkaları da yapmış mıydı? - Gülenay Börekçi

Knausgaard röportajı: “Hayatı kitaplar değil edebiyat değiştirir. Sıradan kavgasını, “hayatını” roman yapan adam: Karl Ove Knausgaard Zadie Smith, Jonathan Lethem, Stephen King, Hari Kunzru, Jeffrey Eugenides ve Jo Nesbo gibi ustaların hayranlıkla söz ettiği Karl Ove Knausgaard’ın “Yazmak var olanı, bildiklerimizin gölgesinden çekip çıkarmaktır” sloganıyla çıkan “Kavgam”ını bazı eleştirmenler, “televizyon dünyasındaki reality show konseptinin edebiyata yansıması” olarak yorumluyor. Gerçekten de yazar kitapta, doğrudan kendini hem de hayatındaki irili ufaklı mahrem detayları gizlemeden, abartmadan, böbürlenmeden anlatıyor. Hayali karakterlerin ardına saklanmayı denremiyor ve eski karısını, yeni sevgilisini, arkadaşlarını, kısacası tanıdığı herkesi işin içine katıyor. Babasının ölümünden oğlunun doğumuna kadar çemberi tamamlayarak… Peki anlattıkları, bizi niye ilgilendiriyor? Çünkü tek bir insanın günlük hayatındaki küçük bozgun ve zafer anları bir şekilde geri kalan herkesin, hepimizin hayatına ayna tutuyor.

İlk kitap gibi yine Monokl Yayınları’ndan çıkan “Âşık Bir Adam”ın ana teması “terk etmek”. Knausgaard eski karısından ayrılışını anlatırken bize aşktan, zamanın sevgiye dönüştürdüğü tutkudan, karı koca arasındaki arkadaşlıktan, aile olmaktan, bırakmaktan ve yeni başlangıçlardan da söz ediyor. Araya alakasız görünen irili ufaklı dertlerini katarak… Dünyasını sarsan baba olma deneyimini, evdeki ve sokaktaki günlük hayat mücadelesini, ara sıra çıktığı ve her seferinde gülünç denecek kadar başarısız olan tatilleri, inatla aldığı ama kendini küçük düşürmesine sebep olduğunu hissettiği müzik ve ritm derslerini, komşularıyla bıkkınlık veren kavgalarını, dünyanın konuştuğu dev bir eser yazmaktan başka hiçbir şey istemezken Stockholm’ü bebek arabasıyla dolaşmasını; nadir zaferlerini ve çoğunlukla mağlubiyetlerini paylaşıyor sayfalar boyunca. Üstelik açıksözlülüğün ille de asık suratlı olmayı gerektirmediğini kanıtlayarak, en kötü anlarda bile neşesini, iyimserliğini koruyarak…

knausgaard gulenay borekci egoistokur monokl kitap
Knausgaard ve “Carpe Diem”…
Arkadaşım Neslihan Acu’nun yazısından da küçük bir alıntı yapmak isterim… “Romanın başarısının bir diğer sırrı ise, biz modern zaman okurlarına ‘Carpe Diem’i hatırlatması. Ne var bunda demeyin. Çünkü teknoloji devriminden sonra dünya çılgın bir hızla dönerken ve hayatlarımız Facebook, Instagram, Twitter eşliğinde delirtici bir gündemle, paldır küldür geçerken değil ‘an’ı, ayları yılları bile yakalayamıyoruz artık. Hiçbir şeyi ‘gerçekten’ yaşayamıyoruz, hissedemiyoruz. Yaşar gibi, hisseder gibi yapıyoruz. Çocuklarımız haberimiz olmadan büyüyor, ne olduğumuzu anlamadan yaşlanıyoruz, aşk aşk diye sayıklarken gerçek bir aşk yaşamadan ömürleri tüketiyoruz. Kavgam işte bize bu korkunç gerçeği hatırlatıyor: Hayatlarımızı nasıl ıskaladığımızı. Ve bizi o eski, dingin, iç sesimizi duyabildiğimiz çağlara geri götürüyor.”

İnsan neden kendini yazar? Knausgaard kendini yazan ilk edebiyatçı değil aslında. W.G. Sebald gibi yazarların da etkisiyle “özyaşam öyküsü” günümüzde yepyeni bir edebi tür sayılmaya başladı. Öte yandan, bir zamanlar Fransız yazar Gustave Flaubert’in “Madam Bovary benim” dediğini hatırlarsak, bunun belki de pek doğru sayılamayacağı söylenebilir. Flaubert elbette öncelikle kendi yarattığı karaktere yöneltilen “ahlaksız” suçlamasını savuşturmak, onu savunmak için söylemişti bu sözü ama derinlerde bir yerde gerçeği de söylüyordu; karakteri Emma Bovary ile “görünüşte” birbirlerine tamamen zıt olsalar da…

Sanırım yaşarken üzen, acı veren, öfkelendiren şeyleri yazmak, insanı iyileştirebilir, iyileştirmese bile kuvvetlendirir. Flaubert’in biyografilerinden birinde okuduğum bir şey geliyor aklıma. Mısır seyahatinde “Küçük Hanım” takma adını kullanan ünlü bir dansözle ilişkisi olmuş; haftalarca evden çıkmamışlar. Yalnızlığın güzel bir şey olabileceğini ilk kez o zaman keşfettiğini söylemiş bir arkadaşına. Kadın uyurken kıpırdamadan saatlerce onu seyrediyor, sadece ara sıra o üşümesin diye üzerine battaniye örtmek için kalkıyormuş. “Madam Bovary”yi yazmaya da dönüşte başlamış. Batı ile Doğu’nun farkını nihayet anladığını, Batı’nın sosyalleşme, Doğu’nun ise ev anlamına geldiğini yazmış günlüklerinde. Davetlere katılmaya, sosyalleşmeye bayılan Emma ona göre “Batı olmak” istiyormuş, Flaubert ise yıllar geçtikçe yalnızlığına daha da sarılmış; Doğu olmuş. Knausgaard’la geçen yıl bir röportaj yapmıştım ve yazmanın adeta bir terapi gibi, geçmişte üzmüş, can yakmış durumların acısını hafifletmeye, en azından onları anlamlandırmaya yardım edebileceğini söylemiş, “Başkalarına zarar verecek ayrıntılar dışında kendimle ilgili her şeyi yazdım, hayatıma girmiş kişilere karşı ise fazlasıyla şefkatliydim” demişti.

Yazıyla intikam alınır mı?

Knausgaard’a dönersek; dünya çapında şöhrete ulaşması işin güzel yanı. Roman çıkınca, eski karısıyla ve babasının yeni ailesiyle mahkemelik olması ise can acıtıcı kısım. Gerçi o, kimseden intikam almak gibi bir niyeti olmadığını her fırsatta vurguluyor. Bunu yapmış olanlar var ama. Mesela Hemingway, onu terk eden bağımsız ruhlu karısı Martha Gellhorn’un sırlarını son derece alaycı ve hain bir dille “Across the River and into the Trees” adlı romanında deşifre etmiş. Simone de Beauvoir, sevgilisi Jean Paul Sartre’ın yatak arkadaşlarından Olga Kosakiewicz’i “Konuk Kız” romanında acımadan anlatmış. Lord Byron’un intikamı unutulmaz. Sürekli aldattığı karısı onu terk etmeden önce birkaç doktorla görüşüp kocası için bir “deli raporu” istemiş. Byron da epik şiiri “Don Juan”da eski karısını, “Hekimler yardımıyla Tanrı’nın deli olduğunu kanıtlamaya çalışan erdemli canavar” diye tarif ederek almış intikamını.

Yazmanın terapi etkisi… Yazmanın terapi etkisini biraz daha kurcalamak için röportaj yaptığım üç yazara başvuralım… Orhan Pamuk’a “Yazmak yaraları iyileştiriyor mu” diye sormuştum, “Aşırı tıbbi bir terim kullandınız; yazmak benim için vazife değil, tatil” demişti. (Gerçi “Masumiyet Müzesi”ni “Ruhum ikiye bölünmüştü, şimdi birleşti” diye anlattığını düşünürsek, yazmak yine de ona bir biçide şifalı geliyor olmalı.) İnci Aral’a göre ise yazmak kesinlikle psikoterapiye benziyordu. Şöyle anlatmıştı: “Yazmak beni hem iyileştirdi hem de daha iyi bir insan yaptı. Kötülüğün insan ruhundaki kaynaklarını kendimi ve yarattığım karakterleri gözlemleyerek, yani yazarak keşfettim. Bu açıdan edebiyat psikoterapiye çok benziyor, yazarken ruhunuz deşiliyor çünkü; tıpkı arkeolojik kazı gibi.”

Murathan Mungan’a gelince; “Ben yazıyı aynı zamanda bir iç terbiyesi süreci olarak yaşadım, yazı bana içimi iyileştirmek konusunda da yardım etsin istedim. Başkasındaki kötüyü ve karanlığı görmek kolaydır ama ben yazımla kimsenin kalbini kırmamaya, kimseyi zehirlememeye çalıştım hep” diye anlatmıştı.

Şimdi “Âşık Bir Adam”ı okurken, Karl Ove Knausgaard’ı o yazarlarla aynı kumaştan yapan şeyi de bulmaya çalışacağım.

 

  Aşık Bir Adam Knausgaard http://www.idefix.com

Sırılsıklam âşık olmuştum ve her şey mümkündü. Her şey anlam yüklüydü."

Knausgaard'ın Kavgam'ı artık milyonların kavgası oldu, Hepimizin Kavgasına dönüştü. Âşık Bir Adam'da yeni başlangıçlar, âşk ve dostluk için verdiği olağanüstü mücadeleye götürüyor bizi Knausgaard. Kalbi andıran bir mavi bulutun sırtında Linda'ya âşık oluyorken buluyoruz kendimizi. Knausgaard yaşam kadar gizemli, yaşam kadar gerçek bu kitapta eşsiz bir dürüstlükle bize mutluluklarımızı geri veriyor.

"Yaşamın kendisi gibi inşa edilmiş ve yaşamın kendisi kadar gerçek. Aşık Bir adam kendimizi nasıl yarattığımıza ve iyileştirdiğimize dair cesur bir keşif." -Stuart Evers Observer-

"İnanılmaz, aklımı başımdan aldı, bağımlısı oldum. Bir sonrakine hemen şimdi ihtiyacım var…" -Zadie Smith-

"Knausgaard kendini zorlayarak daha önce yapılmamış bir şey yaptı ve otobiyografik romanın ses duvarını aştı. Her sinir ucunu ateşlerken okuyucuları yaşamanın ne kadar harika bir his olduğunu anlamaya davet ediyor" -Jeffrey Eugenides, New York Times-

"Kitap günlük hayatın dayattığı dipsiz gizem yığınını araştırıyor… Knausgaard'ın yaklaşımı sade ve titiz, kimi zaman sıradan, ama bunu asla kağıda dökmüyor. Onun teması hayatın bütününün kendi kendisiyle bir arada var olduğu gerçeğinin güzelliği ve dehşeti. Tüm edebi aldatmacaları terk ederek mükemmeliyete konan gerçek bir kahraman, çıplaklığı kraliyet şıklığını alt eden bir imparator." -Jonathan Lethem, The Guardian-

Çağdaş bir Norveçli yazarın kendi hayat hikâyesini anlattığı altı ciltlik edebi bir deneyim, kulağa sıkıcı gelebilir. Ancak Knausgaard'ın edebi deneyimi hem acımasızca dürüst, hem de sıkıcı olmaktan çok uzak. Bana güvenin, tüm ciltlerin İngilizceye çevrilmesini beklediğinize değecek." -Jo Nesbo, The Week (Jo Nesbo'nun altı gözde kitabından biri)-

"Yaşamanın o canlı, son derece kuvvetli hissiyatını sayfalardan aynen aktarıyor… Hep birlikte Karl Ove'un geçmişine, zaferlerine ve felaketlerine, büyük sevinçlerine ve aptallıklarına kapılmış olabiliriz; ama onun kavgası bizim de kavgamız… çünkü bu güzel ve zor dünyada, aşk, dostluk ve hayatın anlamı için kavga ediliyor."

-The National- "Her iki kitabı (Bir ve İki) da iştahla okudum ve Aşık Bir Adam'ın son sayfasını çevirdikten sadece birkaç gün sonra kendimi Knausgaard'ı özler buldum, İnternet'te pahalı olmayan hızlı Norveççe kursları arıyor, Üçüncü Cilt'in İngilizceye çevrilmiş olmasını diliyordum." -Jonathan Callahan, The Millions-

"...Aşık Bir Adam'ın (Cilt 2'nin) yapısı çetrefil ve büyüleyici... Knausgaard bu kesinlikle şamatalı ve magazin düzeyindeki büyüleyici öyküyü tüm kitaba yayıyor... Knausgaard'ın kesinlikle kendine özgü biçimde anlatabileceği türde bir anekdot. (Ve yeri gelmişken, Knausgaard'ın karısının ilk çocuklarını doğurduğu bölüm kesinlikle İNANILMAZ; uzun süreli, eziyet verici ve gerçekçi yazımı en, en, en iyi şekilde gösteriyor. Neredeyse bayılıyordum.)" -Scott Esposito, Three Percent-

"Karl Ove Knausgaard'ın epik romanı Kavgam'ın I. ve II. ciltleri beni altüst etti: tamamen sürükleyici, siz hayatını onunla beraber yaşarken yazarla okuyucu arasındaki duvarı yıkıyor. Hayatın en açıkça dünyevi yönlerini naklederken bile muzaffer, kurtarıcı ve son derece bağımlılık yapıcı. O bir dahi." -Simon Prosser, Yayıncı, Hamish Hamilton, The Guardian-

"Pek çok kişinin kitap dükkânlarının ve edebiyatın ölümden şikayet ettiği şu günlerde Knausgaard dünyayı kasıp kavuran, şaşırtıcı ve rahatlatıcı bir fenomen… Knausgaard'ın edebiyatın şu anki yıldızı olduğuna hiç şüphe yok." -Outlook India-

"Hiçbir yazar en az on yıldır dünya sahnesinde bu kadar onaylanmadı... her çizgiden okur Knausgaard'ı konuşuyor." -Evan Hughes, The New Yorker-

"Peki diğer yazarların Knausgaard'ı göklere çıkarıp, onu edebi öncüleri ilan etmesine neden olan nedir? Bunun cevabı hayatının amacına odaklanma yoğunluğunda yatmaktadır. Yazarla okur arasındaki duvarda delik açıyor, diğer romanları yapmacık, 'uydurma', alakasız gösterecek bir mikro-gerçekçilik ve duygusal doğruluk biçimine geçiyor... İster bir bebeğin doğum günü partisinde yetişkinlerin yabancılık duygusuna kapıldığını, ister yılbaşında alkol almaya çalışan bir ergenin anılarını yazsın, Knausgaard olağanüstü duygusal ayrıntılara girmeye hazırlanıyor... etkileri tümüyle hipnotize edici." -Andrew Anthony, The Observer-

"[Kavgam] hayatta olmanın canlı, ezici hissini sayfada tekrarlıyor... tatmin edici ve dokunaklı." -The National (UAE)- "Neden altı ciltlik, 3600 sayfalık Norveççe bir roman yazan bir adam hakkındaki altı ciltlik, 3600 sayfalık Norveççe bir romanı okuyasınız ki? Kısa cevabı, bunun olağanüstü iyi olduğu ve kendinizi durduramadığınız, durdurmak da istemediğiniz olabilir... Karşı koyulamayacak kadar güzel." -Leland de la Durantaye, The New York Times Book Review-

"Yeni babalar mutlaka okumalı" -Richard Godwin, Evening Standard-

"Başka hiçbir şeye benzemeyen bir okuma deneyimi. Gerçekleri anlatmakta öylesine korkusuz, öylesine yaşam kadar gerçek. Yaşadığını hissetmenin ne demek olduğu anlatan epik bir çalışma." -Carys Davies Metro-

"Aşırı doğallığı mümkün olabileceğini düşündüğümüzden çok daha yoğun bir gerçeklik yaratıyor. Tüm itirafları gölgede bırakan bir itiraf romanı." -Times Literary Supplement (UK)-

"Knausgaard insan varoluşunun iç merkezine sesleniyor. Kimilerine ün getiren, kimilerineyse getirmeyen ve günümüz yazarları arasında Knausgaard'dan daha iyisinin bulunmadığı bir girişimle karşı karşıyayız." -The New Statesman- (Tanıtım Bülteninden)


Yakamıza yapışan Âşık Bir Adam!

Karl Ove Knausgaard, “Kavgam” serisine “Âşık Bir Adam” ile devam ediyor. İçinde hiçbir olağanüstülük olmayan bir aşk bu. Bir kadına âşık oluyor, peşinden koşuyor, onun için kendini kesip, yaşadığı ülkeyi bile değiştiriyor. Ama bir merak kurdu da içimizi kemirip duruyor.
OYLUM YILMAZ

http://vatankitap.gazetevatan.com/

Bir kitabı elimize alıp sayfalarını çevirmeye başladığımız ilk anda, yazarla aramızda bir anlaşma yaparız. Yazar bize, “Ben şimdi sana bir şeyleri sanki gerçekten olmuş gibi anlatacağım, sen de bütün bunlara gerçekmiş gibi inanacaksın,” der. Eğer bu anlaşmayı daha en başından itibaren imzalamamışsak iş yürümez, sayfalar akmaz, o kitap bitirilemez. Ama imzayı atmışsak eğer, küçük bir inanç evreni kurmuşuz demektir aramızda. Yazar bize ne anlatırsa anlatsın onu gerçek gibi kabul ederiz. Daha doğrusu gerçekmiş gibi. Yazar bizimle bu “-mış gibi” oyununu oynuyorsa biz de az değilizdir çünkü. Biz de “-mış gibi” yaparız ona. Anlattıklarının gerçek olmadığını bildiğimiz hâlde inanıyormuş gibi yaparız. Gelgelelim edebiyat, biraz da kendini kaptırmaktır. Oyun oynadığını unutmak isteyen yığınlarca okur vardır. Ondandır ki, en postmodern (bkz. Orhan Pamuk) hatta en fantastik (bkz. Ursula K. LeGuin) kurgulara imza atan yazarlara bile, “Yazdıklarınız gerçek mi,” diye ısrarla sorulduğunu görürüz. Bu bir okur sorusu değildir aslında, bu bir okur arzusudur.

Okuduklarının gerçek olmasını istemenin, oyun oynama keyfinin önüne geçmesidir. Hatta neredeyse aklın bile önüne! Hayalin değil gerçeğin büyüsüne kapılmayı tercih ettiğimizi mi gösterir bu? Belki de öyle. Tüm hayallerini insanın elinden alan bu modern sonrası zamanla ilgilidir söz konusu gerçeklik büyüsü. Ve işte tam da burada Karl Ove Knausgaard, bir gerçeklik büyücüsü olarak çıkagelir. Romanın yüz elli-iki yüz sayfa aralığına sığıştığı, novellaların ve öykünün yükselişe geçtiği bir zamanda, sayısı binleri bulan sayfalarla dolu bir hayatı, gerçek bir hayatı milyonlarca insana okutmaya başlar.

Ölümden aşka...
Evet, bir hayatı yazıyor Knausgaard. Kendi hayatını. “Kavgam” serisinin ilk cildi olan “Kavgam”ın ardından “Âşık Bir Adam”la şimdi Türkçe okurunun yeniden karşısında. “Kavgam”ı okumaya başladığımızda, çocukluktan günümüze uzanan bir hayatı okuyacağımız izlenimini ediniyoruz ama, ikinci ciltle birlikte ortaya çıkıyor ki Knausgaard aslında temalar üzerine yazıyor. “Kavgam”da ölüme, “Âşık Bir Adam”da ise aşka yoğunlaşıyor temelde. “Kavgam”ın kahramanı yazarın babası, “Âşık Bir Adam”ın kahramanı ise kendisi gibi bir yazar olan karısı Linda. Tabii Knausgaard’ın kendisini bir kahraman olarak saymıyorsak. Aslına bakarsanız son zamanlarda iyice yüzeye çıkan, tartışmalara konu olan kahraman-yazar imgesini de imgeden alıp bir tür gerçekliğin içine yerleştiriyor yazar. Oraya da kendince bir nokta koyuyor. Hayal yok, kurmaca yok, dil sorunu, biçem sorunu yok, kendimi yazıyorum, diyor.

James Wood, “Kurmaca Nasıl İşler”de romancının üç tane dili olduğunu söyler. Yazarın dili, karakterin dili ve bir de dünyanın dili. Bu bağlamda romancı üçlü bir yazardır ve çağdaş yazarlar özellikle bu üçlü durumun baskısını üzerinde hissederler. Bu baskının temelinde de Wood’a göre dünyanın dilinin her şeyi yutan, silip süpüren varlığıdır, dünyanın dili öznelliğimizi, mahremiyetimizi ele geçirmiştir çünkü. Romancı ise bunu aşmaya çalışır var gücüyle. Knausgaard’ın bu gerginliği de üzerinde taşımadığını görüyoruz. Karakterin dilini, kendi dilini, dünyanın dilini ayırt etmiyor, hepsini kendinde birleştiriyor ve o ele geçirilmiş mahremiyetini yazıp gözler önüne seriyor. Bu noktada, ailesinin ve arkadaşlarının özel hayatlarını, cinsel deneyimlerini deşifre ettiği gerekçesiyle ona açtığı davaları hatırlayabiliriz.

Gelelim aşka… İçinde hiçbir olağanüstülük olmayan bir aşk anlatımı var Knausgaard’ın. Bir kadına âşık oluyor, peşinden koşuyor, onun için kendini kesip, yaşadığı ülkeyi bile değiştiriyor, birkaç ay çok parlak zamanlar geçiriyorlar ve sonra sorgulamalar ve kavgalar başlıyor. Hemen herkesin yaşadığı bu deneyimi tekrar başkasından okumaya ne gerek var peki? Ama bir merak kurdu içimizi kemirip duruyor. Karl Ove, bu ilişkiyi rayına oturtabilecek mi? Sancılar yaşanan bir ilişkiden aşk dolu bir evliliğe evrilebilecekler mi Linda’yla ikisi? Daha da önemlisi, bunu nasıl yapacaklar? Karl Ove, kendisinin de dediği gibi munis bir âşık. Karısın karşısında çok da güçlü duramıyor. Belki de bu yüzden arka arkaya gelen dört çocuğun babası olarak buluyor kendini!

Karl Ove Knausgaard, Avrupalı, beyaz, Hıristiyan, entelektüel, yakışıklı bir adam olarak kendini ortaya koyuyor. Avrupalı ve entelektüel olması, sosyal devlet şartlarının içselleştirilmiş dünyasında yaşıyor olması, onu bizim erkeklik anlayışımıza göre çok yumuşak kılıyor belki ama “Kavgam” serisi baştan sona eril dilin hakim olduğu bir anlatı. Karl Ove bunun önüne geçmiyor. Büyük ihtimalle de pek umurunda değil. O, hem aşkla dolu bir aile kurmak hem de yazarlığının sınır çizgilerini gündelik hayata çizmek isteyen bir adam. Belki de sadece bu kadar. Bu nedenle sözgelimi Linda’nın yazarlık mücadelesini okumuyoruz, Linda’nın aşkını da yine aynı şekilde ancak gölgeler içinde hissedebiliyoruz.

Anlatının göze çarpan bir diğer özelliği de Avrupa’ya, sosyal devlet anlayışına ve medeniyetin geleceğine dair yapılan tartışmalar ve yazarın bize aktardığı gözlemleri, düşünceleri, eleştirileri. Yazar, aklının ve bedeninin mekânla, şehirlerle, ülkelerle kurduğu ilişkiler üzerinden içinde bulunduğumuz dünyayı, en azından ait olduğu Avrupa’yı çıplak gözle ortaya koyuyor. Sözün kısası; varoluş sıkıntısı, sanat, edebiyat, aşk, evlilik, ölüm, devlet, gündelik hayat… “Kavgam” serisinde ne ararsanız var… Karl Ove Knausgaard, bir gerçek hayat anlatısı kurarak hiçbir okur türünü ihmal etmiyor, hiçbir türden okurun yakasını bırakmıyor. Bize de onu okumaktan başka çare!...

Aşık Bir Adam - Karl Ove Knausgård (Kavgam #2)
TEMMUZ 06, 2016
https://kristalkitap.blogspot.com.tr/

“Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur.”

Norveç Oslo’da doğmuş olan yazar Karl Ove Knausgaard, tüm dünyada edebi bir sarsıntı yaratan KAVGAM adlı 6 kitaptan oluşan romanlar serisi ile tanınmaktadır. Kavgam’ın ilk kitabı 2009’da basıldıktan hemen sonra beş milyon nüfuslu Norveçte büyük bir sansasyon yaratarak yarım milyonluk bir satış hacmine ulaşmıştır. Serinin etkileri dalga dalga yayılarak Amerika ve Avrupa’yı derinden sarsmıştır. Kavgam kısa bir süre içinde 22 dile çevrilmiş ve Knausgaard’ı dünyanın en sıradışı edebiyat fenomeni haline getirmiştir. Yazar şu an İsveç Österlen’de yine bir yazar olan eşi Linda Boström Knausgaard ve 4 çocuğu ile birlikte yaşamaktadır.”

‘Karl Ove’nin kayda değer yeteneği ki bu yetenek bugünlerde ender bulunuyor, tamamen anda ve kendi varlığının farkında olması. Her detay süsleme ve gösterişten uzak bir biçimde ortaya konuyor, sanki yazmak ve yaşamak eşzamanlı oluyormuş gibi. Sizi tamamen içine çekiyor. Onun hayatını onunla birlikte yaşıyorsunuz.’ -Zadie Smith, New York Review of Books-”

Kavgam’ın ilk iki cildinde sıtma ateşine tutulmuş gibi oldum. 4 gün boyunca okumaktan başka çok az şey yaptım, e-postalarımı cevaplamadım, köpeğimi yürüyüşe çıkarmadım, bulaşıklar lavaboda yığıldı. Anlatının ışıkları sizi olduğunuz yere mıhlıyor, tıpkı otobanın ortasında kalakalmış bir hayvan gibi.’ -Dwight Garner, The New York Times- ”

‘Kavgam, Knausgaard’ın sıra dışı 6 ciltlik romanı tüm bilinen ticari reklamları alt üst ederek yazarını bir rock yıldızı haline getirdi. Sadece Norveç’te 450.000 adet satıldı, her 9 yetişkinden biri Kavgam’ı okudu.’ -Emma Brockes, The Guardian- ”

‘Bırakamıyorum, bırakmak istiyorum, bırakamıyorum, sadece bir sayfa daha, sonra akşam yemeğini hazırlayacağım, bir sayfa daha…’ -Västerbottens-kuriren – İsveç- ”

‘Bu destansı maceranın ilk ilk bölümü, bıkkın ve yorgun okurları bile hayata bağlayacak.’ -The Independent- ”

‘Knausgaard’ı okumak Google Earth’e ilk kez bakmak gibi; uzaydan kıtayı, ülkeyi, sonra büyüdüğünüz kasabayı ve caddeyi yakınlaştırıp tıklıyorsunuz. Hepsi orada, sadece tıklamaya devam edin. -London Review of Books
-

“Kavgam dürüst ve ustaca çekilmiş bir ‘selfie’” -John Powers-
 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!