Lev Tolstoy

Anna Karenina

Lev Nikolayeviç Tolstoy



Anna Karenina üzerine İngilizce bir  inceleme yazısı

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

 


 

Editörün Notu : "Anna Karenina benim okuduğum en mükemmel, en kusursuz, en derin ve en zengin roman. Tolstoy’un her şeyi gören, herkesin hakkını veren, hiçbir ışığı, hareketi, ruhsal dalgalanmayı, şüpheyi, gölgeyi kaçırmayan, inanılmayacak kadar dikkatli, açık, kesin ve zekice bakışı, bu romanın sayfaları çevirdikçe okura, “evet, hayat böyle bir şey!” dedirtir."  Orhan Pamuk


 

Lev Tolstoy

Orhan Pamuk

“Anna Karenina benim okuduğum en mükemmel, en kusursuz, en derin ve en zengin roman. Tolstoy’un her şeyi gören, herkesin hakkını veren, hiçbir ışığı, hareketi, ruhsal dalgalanmayı, şüpheyi, gölgeyi kaçırmayan, inanılmayacak kadar dikkatli, açık, kesin ve zekice bakışı, bu romanın sayfaları çevirdikçe okura, “evet, hayat böyle bir şey!” dedirtir. Yarıştan önceki bir atın diriliğini, mutsuz bir bürokratın yavaş yavaş düştüğü yalnızlığı, bir kadın kahramanının üst dudağını, bir büyük ailedeki dalgalanmaları, hep birlikte yaşanan hayatlar içinde tek tek insanların inanılmaz ve hayattan da gerçek kişisel özelliklerini Tolstoy mucizeye varan bir edebi yetenek, hoşgörü ve sanatla önümüze seriverir. Roman sanatı konusunda eğitim için okunacak, defalarca okunacak ilk roman Anna Karenina’dır. Nabokov’un bu büyük roman hakkındaki sonsözü ise Tolstoy’un mirasçısı bir başka büyük yazarın edebiyat, roman ve hayat konusunda vazgeçilmez bir dersi niteliğinde.”


Aristokrasi Gerçekliğinin Tablosu

Anna Karenina, Rusların kendi ülkelerini ve dönemin aristokratlarını en doğru yanlarıyla yansıtan bir romandır. Nabokov’un aktardığına göre Tolstoy’un, yaşlılık yıllarında canı hiçbir şey okumak çekmez, artık yorulmuş, bıkmıştır. Sadece tek bir romanın kendisini heyecanlandırdığını söyler, kitabın adı, Anna Karenina’dır. Anna Karanina, bir yönüyle de bir kadının aşkından dolayı içine düştüğü tragedyadır. Aşkı eksene oturtan büyük romanlardan biridir. Lev Tolstoy"un 1876-77 yılları arasında kaleme aldığı Anna Karenina"nın ana teması, her şeyden önce Rus ailesidir. Bu romanda Tolstoy, dürüst evliliğin açık mutluluğuyla evlilik dışı bir aşkın yol açtığı düş kırıklıklarını ve düşüşlerini karşılaştırmaktadır. Anna Karenina, dönemin üst kademedeki bir memurun karısıdır. Onu, hovarda Vronski ile kurduğu ilişkide 

Gerçekçi kurgusuyla büyük ölçüde bir zirve olarak kabul edilen, Tolstoy"un bu kitabı, onun ilk gerçek romanına dönüştü. Anna’nın karakterinin oluşumuna ilham veren şey ise, Rus yazar Alexander Puşkin’in büyük kızıyla yemekte karşılaşmasıdır.hazin bir son beklemektedir. Bunun karşısında Kiti ve Levin"in arasındaki sağlam temellere dayalı aşk, Anna Karenina"nın kendini beğenmişliğini ve temsil ettiği aristokrasinin köksüzlüğünü ortaya koymaktadır.

125 çağdaş yazarın oylamasına göre, "Anna Karenina" sıralamada en üst yeri alarak, şimdiye kadar yazılı olan en büyük roman olarak nitelendirildi.(Bütün Zamanların En Büyük 10 Kitabı, Lev Grossman)

Tolstoy, Anna Karenina’da karakterler yoluyla, on dokuzuncu yüzyıl toplumunu, eğitim reformunu, serflerin rolü, kadınların hakları gibi konuları dile getirmiştir. Ve bu tartışmalar ileriki yıllarda Rusya’yı kısmen etkilemiştir. Bu tartışmalarda Tolstoy, karakterlerinin düşüncelerini, kendi siyasal inançlarını iletmesi için izin verir. Karakterler çoğunlukla, Tolstoy’un, katıldığı sosyal görevlere katılır. Tolstoy, Anna Karenina’da Rusya"ya dair fikirlerini sunma olanağı da bulur.
Tolstoy, aristokrat sınıfının ikiyüzlülüğüyle, gerçek-yaşam memnuniyetsizliğini tanımlar.

Anna Karenina’da başka bir tema ise, aristokrat sınıfın, Rusça yerine Fransızca konuşmasının yanlışlığını ifade eder.

 


Özgürlüğün trajik sonuçları

Murat Özer
(30/09/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)

Lev Nikolayeviç Tolstoy, herkesçe kabul gördüğü üzere Rus edebiyatının aşılması mümkün görünmeyen zirvesidir. Kişisel tarihiyle de "yegâne" bir noktada duran Tolstoy"un eserleri, özellikle karakterlerinin karmaşık ruh halleri ve toplumla yaşadıkları ikircikli ilişkileriyle öne çıkar. "Devasa" boyutlardaki romanları, sıradan bir izlek üzerinde gezinen metinler olmaktan ziyade, ayrıntıların belirleyici olduğu benzersiz sanat eserleridir. Bir düzineyi bulan romanlarının yanı sıra, kısa hikâyeleri ve oyunlarıyla da bakışını okurla paylaşan yazar, dinsel ve politik görüşleriyle de döneminin düşünsel iklimine etki yapar. "Hıristiyan anarşist" söylemi geliştiren Tolstoy, "pasifist" yanları öne çıkan ve "Tolstoyculuk" olarak anılan bu akımla da kitleleri peşine takmayı başarır. Yazarın bu yanını, 2009 yapımı Michael Hoffman filmi "Aşkın Son Mevsimi"nde de görürüz, Christopher Plummer ve Helen Mirren"ın müthiş performansları eşliğinde.

"Anna Karenina" ise Tolstoy"un toplumların ahlâk anlayışları üzerinde tepinen başyapıtıdır. Tabii ki başta "Savaş ve Barış" olmak üzere diğer yapıtlarından fersah fersah ötede değildir bu çalışması, ama "çok özel" bir metin olduğu da açıktır. İlk yayımlandığında (1877) edebiyat eleştirmenleri tarafından "küçümsenen" bu roman, zamanla değerlenip bir "klasik" haline dönüşür. Hikâyenin başkahramanı Anna Karenina ise Puşkin"in kızı Maria Hartung"dan almıştır ilhamını.

Bu romanın ne anlattığını bilmeyen yoktur ama kısaca hatırlamakta yarar var… Kocasını aldatan aristokrat bir kadının, yaptığı bu "tercih"le örselenen ruhunun giderek çöküşünü yansıtan hikâye, başkahramanı Anna Karenina"yı alabildiğine "farklı" bir kadın karakter olarak çizer. Aşkın peşine takılmasına karşın, "iyilik timsali" kocasının yaklaşımıyla bir tür vicdan hesaplaşmasına da giren Anna, çevresel faktörlerin baskısına "yiğitçe" göğüs gerer, ama sevdiği adamla onu "suçlu" hissettiren kocası arasında kalmanın bedelini epeyce ağır ödeyecektir… Devasa romanı kısa bir paragrafa sığdırmak haksızlık belki ama ayrıntılardaki zenginliğe tutunmak, anlatmakla değil okumakla mümkün.

"Kadın özgürlüğü"nün başlıca simgelerinden biri olduğuna inandığımız Anna Karenina karakteri, "sınıf"ının (ve erkeklerin) onu yalnızlığa itmesini umursamadan bildiği yolda ilerler, her ne kadar kendisi için trajik sonuçlar doğuracak olsa da. Kendini aşka adamış bir kadındır Anna ve bu uğurda feda edemeyeceği hiçbir şey yoktur. Sadece oğlundan vazgeçmek istemez, ama onu da "kayıplar hanesi"ne yazdırmaktan kurtulamaz.

Klasik "iki erkek, bir kadın" formülünü kullanır gibi görünse de, "Anna Karenina'nın böylesi "beylik" bir sınıflandırmadan çok ötelere yoğunlaşan bir derinliği var kuşkusuz. "Aşk" ve "emek" arasında sıkışan başkarakterinin, giderek onu "delilik" sınırlarına götüren bu durumla baş etmeye çalışmasını takip ederken, "vicdan"ın yan etkilerini de yakınen takip ederiz hikâyede. Anna"yı ikircikli bir pozisyona sokan ve adları aynı olan iki erkeğin durumları da pek iç açıcı değildir aslında. İkisi de 

"Zaman kısıtlaması" yok!Anna"yı sever ama tam anlamıyla onu "kazanmaları" mümkün olmaz, olamaz. Her ikisinin de sınıfsal baskılara boyun eğme potansiyelleri vardır ve bu durumla hem kendilerini hem de Anna"yı örselerler, bunun sonuçlarıyla yüzleşecek "cesaret" de bir türlü ortaya çıkamaz.

Hikâyenin "sınıfsal kirlenme" üzerine söyledikleri de önemli tabii. Karakterlerin içinde oldukları "üst sınıf"ın kurallarının onları ne şekilde sıkıştırdığını, bunun yanında ait oldukları "toplum"un çökmeye mahkûm yapısının nasıl kendini gösterdiğini, hangi durumda olursa olsun "kabullenme" erdeminin su yüzüne çıkamadığını da görürüz bu metinde. Yan karakterlerden birinin yaşadığı "hesaplaşma" aracılığıyla "üreten sınıf"a hakkını da vermeye çalışır hikâye, iki sınıf arasındaki "aşılamaz" uçurumun tarifini de yapar bir yandan…

Rus edebiyatının önemli eserlerinin beyazperdeyle içli dışlı olması, yakın dönemlerde pek de tercih edilen bir durum değil. Özellikle Glasnost sonrası Rus sinemasında bu türden eğilimlere pek rastlanmaz. Ama iş Sovyet sinemasına gelince, Rus edebiyatının devasa eserlerinin -zaman kısıtlamasına gidilmeden- uyarlandığını görürüz. Tolstoy"dan Dostoyevski"ye uzanan bir yelpazede karşımıza çıkan bu uyarlamalar, bir yandan Sovyet sinemasının teknik açıdan ulaştığı boyutu da gösterir bizlere.

Tolstoy"un "oku oku bitmez" romanlarından "Anna Karenina" da uyarlama trafiğinden nasibini almış bir eser. Aleksandr Zarkhi"nin 1967 yapımı "Anna Karenina"sı, Tolstoy"un "oylumlu" metnini doğru yansıtma konusunda problemli değil. Ancak böylesi "büyük" bir eser beyazperdeyle buluşurken bazı "kopukluklar" da beraberinde geliyor. Filmi izlerken romanın akışkanlığını tam anlamıyla göremiyoruz; bazı bölümler uzunca önümüze gelirken, bazı bölümlerin hızlıca geçildiğine tanık oluyoruz. İki buçuk saat gibi uzun sayılabilecek bir oyun süresine sahip olmasına karşın, hikâyenin "tamamlanamamış" hissiyatı verdiğini söyleyebiliriz. Filmin böylesi bir handikabı olması, Anna Karenina"nın ruhunu anlamamıza 

engel olmuyor öte yandan da. Yapım, Anna"nın karakter özelliklerini etkili bir biçimde yansıtırken, onun hapsolduğu ruh halini de etkin bir çerçeveden aktarıyor. Bu başarıda, başrolü üstlenen Tatyana Samojlova"nın ölçülü performansı da etkili kuşkusuz. Anna"nın erkeklerini canlandıran Nikolai Gritsenko ve Vasili Lanovoy da resme bütünlük kazandırma konusunda önemli işlevler üstleniyorlar.
Tolstoy"un metnine olabildiğince sadık kalarak beyazperdeye taşınan "Anna Karenina", Sovyet sinemasının efsane stüdyosu Mosfilm"in sınırsız olanaklarının bütün ihtişamıyla kendini gösterdiği filmlerden biri aynı zamanda. Sanat yönetimiyle kusursuzluk abidesine dönüşen film, Leonid Kalashnikov imzalı görüntüleriyle de döneminin ötesinde anlar yakalamayı başarıyor.

Not: "Anna Karenina"nın DVD"sini raflarda bulmanız mümkün.

( * )Yüzyılın en büyük aşk hikâyesi olarak kabul edilen "Anna Karenina" daha önce okumuş olanların bu eşsiz tecrübeyi yeniden yaşamaları, henüz okuma şerefine nail olamamışlarınsa bir an önce ve bir çırpıda okumaları için çarpıcı kapağıyla arz-ı endam eyliyor

Leo Tolstoy"un 1877 yılında yayımlanan Anna Karenina"sı son yıllarda yüz yirmi beş modern yazar arasında yapılan araştırmaya göre, şimdiye kadar yazılmış en büyük roman. Dostoyevski tarafından "kusursuz bir sanat eseri" olarak tanımlanan, Nabokov"unsa "Tolstoy"un tarzının kusursuz sihrine hayran kaldığını" belirttiği Anna Karenina elbette bunca övgüyü boşuna almıyor. Rus toplumunun üst sınıfının yaşamlarını konu alan romanın, çoğu okuyucu tarafından trajik bir aşk hikâyesinden ibaret olduğu düşünülse de, aslında Tolstoy pek çok olguyu irdeler yaklaşık dokuz yüz sayfa boyunca. Toplumun yalanı ve gizli saklı olan şeyleri tasvip etmesi karşısında insanın kendine karşı dürüst olmasının ne kadar zor olduğunu, aşk-mutluluk ikilemini ve insanın zayıflığının yanı sıra Tolstoy"un din, devlet ve yaşam üzerine görüşlerinin izlerine de rastlarız bu romanda. Zaten pek çok kişi, romanın ana karakterlerinden biri olan Levin"in -ki yazarın da ilk isminin Lev oluşu tesadüf olmasa gerek- aslında Tolstoy"un ta kendisi olduğu konusunda hemfikirdir.

Mutlu aileler birbirine benzer

"Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır" sözüyle açılışı yapan roman daha ilk cümlesiyle aile hayatına ilgin çarpıcı saptamalarla karşılaşacağımızın sinyallerini verir adeta. Aile hayatının yanı sıra Rus toplumunda gözlemlediği pek çok olguyu irdelediği bu çarpıcı eserin hikâyesi Leo Tolstoy"un aklına, intihar eden bir kadının hemen ardından tren istasyonuna gelişiyle düşmüştür. Kadın, evli bir adamın metresidir ve kadının görüntüsü Tolstoy"un zihnine kazınmıştır. Tolstoy"un biyografisini yazmış olan Henri Troyat olayı şu sözlerle aktarmıştır: "Bu olay Tolstoy"a korkunç bir ders gibi gelmiştir. Aşkı için her şeyini feda eden lakin sonunda böyle korkunç bir ölümle karşılaşan zavallı kadını gözünün önüne getirmeye çalışmıştı. Kadının görüntüsü uzun süre gözünün önünden silinmemişti ancak bunu sadece kitabı için bir materyal olarak düşünmemişti." Tolstoy en sonunda Anna Karenina"nın hikâyesini yazmaya başladığında karısı, kız kardeşine yazdığı mektupta olayı şöyle anlatmıştı, "Dün Leo birden çağdaş bir roman yazmaya başladı. Konusu sadakatsiz bir kadın ve ilişkisinin ardından yaşanan trajedi üzerine." İşte Tolstoy böylece Anna Karenina karakterini yaratır; kendini Karenin"le sevgisiz bir evliliğin içinde bulan genç kadın. Anna, Kont Vronsky"le tanışıp ona âşık olmasaydı durumu o kadar da tahammül edilemez görünmeyebilirdi. O da pek çok kadın gibi -ve toplumun onayladığı biçimde- kocası ve çocuğuyla mutsuz yaşamına razı olabilirdi. Ne var ki Anna, Kont Vronsky"e amansızca tutulur ve tutkularını kontrol altına alamaz. İlişkisine gizli gizli devam edebilecekken o, bunu reddeder ve "kurallara" karşı çıkar. Tolstoy"un adeta trajediye mahkum ettiği Anna, Kont Vronsky"le olan ilişkisi yüzünden sosyal çevresinden dışlanmasına ve zor durumda kalmasına rağmen bir de aşığından hamile kalır. Bunun bedelini ise en ağır biçimde öder. Çocuğuyla ilişkisi kopar, toplumdaki saygınlığı zedelenir. Nihayetinde, bu yükü taşıyamayan Anna tren raylarında ölümle buluşur. Anna"nın trajik ilişkisinin aksine bir de Kitty ile Levin arasındaki mutlu birlikteliğe şahit oluyoruz romanda. Levin, ilk olarak Kitty tarafından reddedilse de -çünkü Kitty de gönlünü Kont Vronsky"e kaptırmıştır- Vronsky"nin Anna"yla olan birlikteliği üzerine Kitty"nin kalbi kırılır ve en sonunda aradığı aşk için Levin"e dönüp onunla evlenir.

Sadakatsizlik olgusu

Böylece mutlu evlilik kavramına örnek olarak karşımıza Levin-Kitty ilişkisi çıkar romanda. Ancak elbette Anna ve Vronsky arasındaki hazin ilişkinin önüne geçemez bu ikilinin hikâyesi ve roman sonunda damaklarımızda buruk bir tat bırakarak noktalanır.

Sadakatsizlik olgusuna belki de en keskin biçimde değinen romanlardan biri olan Anna Karenina, yazarın yaşadığı ortam ve yüzyıl göz önüne alındığında, içinde barındırdığı unsurlar sayesinde yalnızca yayımlandığı zamanla kısıtlı olmayan, kalıcı bir edebi miras olma özelliğini taşır. Özetle, Rus edebiyatının en önemli isimlerinden Tolstoy"un en büyük eserlerinden biri olarak, bugüne kadar çoğumuzun okul yıllarından itibaren karşısına çıkan Anna Karenina herkesin kitaplığında yer alması gereken vazgeçilmez bir başyapıt…

( * ) Seçil Ersek, Radikal Gazetesi Kitap Eki, 12/09/2008

 

İÇERİĞİYLE EPİGRAFIN UYUM ÇERÇEVESİNDE ANNA KARENİNA

M. Özlem Parer

Tolstoy destan olarak nitelenen ilk başyapıtı Savaş ve Barış'ın ardından gelen Anna Karenina'yı, kendi iç dünyasıyla birlikte sanatında da kırılma noktasıyla sonuçlanan bir "bunalım"ın, manevi krizin eşiğinde yazmıştır. Yaşadığı bu süreci İtiraflarım'da (İspoved, 1879-1882) açıkça dile getiren Tolstoy Anna Karenina'yı yazdığı dönemi de kapsayan yıllarda ailesiyle birlikte daha iyi bir yaşam sürmenin yollarını aradığını anlatmış, "boş bir uğraş" olarak andığı yazarlığıyl"küçük bir emek karşılığında büyük para" kazandığını belirten sözleriyle sanatını profesyonel olarak kullandığını duyumsatmıştır. Bununla birlikte yazmayı "ruhunda yaşamın anlamına ilişkin her türlü soruyu bastırma"nın bir yolu olarak gördüğünü suçluluk duyarcasına itiraf etmiştir.11873 Martınd"bütün ruhu"yla yazmaya başladığını belirttiği Anna Karenina yaklaşık bir yıl sonra, 1874 baharında bölümler halinde yayınlandığı halde, romanını tamamlamadan pedagojiyi sanattan daha önemli bir konu olarak görüp yeniden bu alana dönmüştür. 9 Nisan 1876 tarihli mektubunda bölümler halinde yayını süren romanının yayın öncesi düzeltmelerini yapacak gücü olmadığını, yayınlanmış olan her şeyi yeniden yazmak, atmak hatt"yadsımak ve suçluyum, ilerlemeyeceğim, yeni bir şeyler yazmayı deneyeceğim" demek gerektiğini dile getirmiştir.2Tolstoy dört yıl önce başladığı Anna Karenina'yı 1877 yılında tamamlamıştır. Aralıklarla süren çalışmasına geri dönüşüne 22 Ekim 1874 tarihinde Fet'e yazdığı mektuba dayanılarak paraya duyduğu gereksinim de bir gerekçe olarak gösterilmiştir.3Tolstoy'un yaşadığı zorlu sürecin parçası olan, bu süreçte gelişip değişen Anna Karenina, son halini alıncaya dek dört kez elden geçirilmiş, önemli değişikliklere uğrayan yapıtın ilk taslaklarından beri korunan en belirgin tek yanı epigrafı olmuştur.4

Tolstoy yapıtlarında yaşamından izler bırakan, yapıtlarıyla yaşamını bütünleştiren yazarlardandır. Ünlü eleştirmen Çernışevski'nin çok yerinde değerlendirmesiyle "her yeni yapıtında içeriği, yaşamın yeni alanından" seçer.5 1862 yılında da Sofya Andreyevna ile yaşamını birleştirmesiyle aile ve evlilik temasına yöneldiği dikkat çekmektedir. Evliliğinin ilk yıllarında yazmaya başladığı Savaş ve Barış'ta (Voyna i mir, 1863-1869) evliliğin, insanın özgürlüğünü kısıtlayan bir bağ olarak yorumlandığı görülmektedir. Eşinin kendisini engelleme çabasına karşın savaşa katılmaya kararlı olan Prens Andrey, Pyer Bezuhov'a hayat adına yapmak istediği her şeyi yaptıktan sonra, seçtiği kadını artık sevmediğinden emin olduğu aşamada ve hiçbir işe yaramayacak kadar yaşlandığı sırada evlenmesini bir az da öfkeyle önerir.6

Tolstoy başlı başına aile temasını, kendi evliliğinden üç yıl önce eşi Sofya ile ilişkisinden esin aldığı Aile Mutluluğu'nda (Semeynoye sçastye, 1859) işler.7 Aile temasının yer aldığı yapıtları arasında Anna Karenina ile ilgi çekici bazı benzerlikleri bulunan Aile Mutluluğu'nda daha naif, ılımlı bir yaklaşımı olduğu gözlenmektedir. 18 yaşlarındaki Maşa ile orta yaşlarını süren çiftlik beyi Mihayloviç'in aile dostlukları, baharla birlikte filizlenen bir aşka dönüşür. Canlı, neşeli, hayat dolu bir aşkla başlayan evlilik, taşra yaşamının verdiği sıkıntıyla ortaya çıkan büyük kent merakı, Maşa'nın gösterişli baloların gözdesi haline gelişi, küçük kaçamaklara fırsat doğuşu sonunda duyduğu pişmanlık dizgesinde sarsılsa bile, taşraya geri dönülmesiyle eskisi gibi olmasa da, dingin bir seyirle sürer.8

Tolstoy'un Anna Karenina'yı tamamladıktan on yıl sonra yazmaya başladığı Kroyçer Sonatı'nda (Kreytserova sonata, 1887-1889) aile ve evlilik farklı bir boyutta, tema olmaktan öte bir problematik olarak kendini gösterir. Pozdnışev'in bilinçaltındaki güvensizliğin kıskançlığa dönüşmesiyle eşini öldürmesinin yapıtın yalnızca fonunu oluşturduğunu belirtebiliriz. Yapıtın omurgası insanın en temel özelliği olan erdemle temel içgüdülerin çatışması üzerine kuruludur. Tren yolculuğu sırasında boşanma konusunda başlayan kısa sohbet kadın-erkek eşitliğine dayanır. Sevilen bir kişiyle yapılan evliliğin, aşk evliliğinin kutsal ve ölümsüz olduğunu savunan kadına karşı çıkan Pozdnışev'in aşkın yalnızca geçici bir tutku olduğuna ilişkin sözleriyle başlayan iç dökmesi, adeta bir monoloğa dönüşür. Bu yorumların özünde erkek ve kadının güdülerini denetim altına alması gerektiği, evliliğin yalnızca çocuk sahibi olmakla kutsal bir değer kazandığı işlenir.9Anna Karenina bu iki yapıt arasında bir tür ara basamak oluşturacak niteliktedir. Ayrıca, edebiyat uzmanı Kuleşov'un romanın yazım koşullarına değindiği satırların ortaya çıkardığı diğer ayrıcalıklı bir özellik de, daha önce romanlarda yalnızca duygusal ilişkilerin evliliğe uzanan süreci işlenirken, Anna Karenina'da aile temasının, duyguları önemli deneyimlerden geçen eşlerin evlilikten sonraki ilişkileriyle de ele alınmasıyla örülmüş olmasıdır.10

Özellikle Fransız edebiyatının aşk romanı geleneğine karşı savaşla ortaya çıkan Anna Karenina'nın yazılış öyküsünde, insan ilişkilerinin daha geniş alanına yer verme düşüncesiyle Tolsoy'un yaşadığı ruhsal sürecin bir sonucu olarak doğan dialektizmin yer aldığı belirtilmektedir.11 Romanın ilk taslakları yalnızca Anna, eşi ve sevgilisi üzerinedir. Karenin'ler tamamen birbirine uygun bir çift olarak tasarlanmıştır. Aleksey Karenin işine aşırı düşkün olmakla birlikte yardımsever, toplumda parlak bir yer edinememiş, kırışıklıklarını iyice ortaya çıkaran gülümsemesiyle daha çok garip bir bilim adamına benzer bir karakter olarak düşünülmüştür. Anna ise fazlaca şişman, kısa boylu, çirkin ve hareketleri de kaba biri olarak resmedilmesine karşın, iyi yürekliliğinin göstergesi olan gülümsemeyle hoşa gidebilecek bir kadın olarak tasarlanmıştır. Tolstoy bu ilk taslaklarda Karenin'e açık bir sempati duymuş, ondan yana çıkmıştır. Hatta bu taslaklarda Anna'yı "iğrenç kadın" sözüyle anmış, onu gerçekten seven ve acı çeken bir Karenin tiplemesi çizmiştir.12Romanın son halinde sergilenen Karenin çiftindeyse, Anna'nın yaşadıklarını haklı gösterecek yanlar öyle sivrilmiştir ki, ünlü edebiyat uzmanı öklovski "böyle bir adamı çoktan aldatması gerekirdi" sözleriyle Anna'yı savunmuştur.13Tolstoy'un Anna'yı ne denli benimsediğini 8 Mart 1876 tarihinde yazdığı mektupta görmek mümkündür: "Benim Anna beni bezdirdi, (....) ama bana onunla ilgili kötü şeyler söylemeyin (...) ne de olsa onu evlat edindim".14 Daha sonraysa Tolstoy'un ahlakçı yanın iyice belirginleşmesiyle Anna Karenina'yı tamamen yadsıdığı 1881 yılındaki mektubunda açıkça dile gelecektir.15

Tolstoy'un Anna Karenina ile ilgili taslaklarını tamamen değiştirmesi konusunda somut bir gerekçenin bulunmadığı belirtilir. Ancak yeni bir figürün, toprak beyi Lyovin'in ortaya çıkmasıyla değişimin geliştiği düşüncesi öne sürülmektedir. Başlı başına bir aşk romanı düşüncesinden çok, özellikle kent ve köy karşıtlığı Tolstoy'u çok heyecanlandırmaktadır. Lyovin de bu karşıtlığın somut bir parçası olacaktır. Anna Karenina üzerine düşünülmüş ilk taslak ise Kroyçer Sonatı'nın temeli olarak kalmıştır.16

Tolstoy'un kendi adını vermekle başlayıp toprak beyi olarak deneyim ve düşüncelerine, gelecekteki eşine günlüğünü okutmasından, evliliğinden, ilk çocuğunun doğumundaki heyecanına kadar anılarını, tüm ruhsal ve düşünsel özelliklerini, arayışlarını kattığı Lyovin'i, T. Mann "yazarın romandaki sözcüsü" olarak niteleyerek net bir tanım yapmış, romanı gereğince değerlendirebilmek için Lyovin'in elinden çıkmışçasına okumayı önermiştir.17Tolstoy romanın özellikle son bölümünde Lyovin'de tümüyle kişisel düşüncelerini yansıtmış, bu büyük yazarın monografisini hazırlayan Eyhenbaum'un ifadesiyle, roman artık Tolstoy'un güncesine dönüşmüştür.18

Ünlü edebiyat bilimci Nabokov, Anna Karenina'nın olay örgüsünü "arapsaçı olmuş etik ahtapot kollarından bir yumak"sözleriyle tanımlar.19 Anna'nın Vronski'ye duyduğu aşkla çok sevdiği küçük oğlu Seryoja'yı da ardında bırakarak ailesini terk etmesi, sevgilisiyle birlikte olmasına karşın beklediği mutluluğu bulamaması, sosyete dünyasında varlığını sürdürme isteği, içine düştüğü kıskançlık girdabında boğularak trajik biçimde yaşamına son verişi, ancak Anna'nın öyküsünün özeti olabilir. Anna Karenina'd"aile düşüncesini"20sevdiğini belirten Tolstoy, birbirine koşut ve daha çok akrabalık bağıyla bağlı pek çok ilişki içinde gelişen çeşitli yaşam tabloları çizmiştir. Anna-Karenin, Anna-Vronski, Kiti-Lyovin, Dolli-Stiva çiftleriyle belirginleşen evlilik ve ilişkilerin geri planında kalan öçerbatskiy'ler, ortanca kızları Natali ile eşi, Marya-Nikolay gibi çiftler, romanın ve dönemin genel görünümünü tamamlamaktadır. Romanda hiçbir ana bölümün Anna-Vronski ilişkisi üzerine başlatılmaması, çalışmamızda yararlandığımız incelemelerde de belirlendiği gibi, diğerleriyle karşılaştırıldığında Anna-Vronski çiftine daha fazla yer verilmemesi, romanın bu boyutunun diğer aile öykülerinin altında, özellikle Kiti- Lyovin ilişkisiyle yapılabilecek karşılaştırmanın derininde örülmüş olmasıyla açıklanabilir. Romanın ilk taslaklarından birinde adının İki Evlilik (Dva braka) olarak yer alması da bu görüşü desteklemektedir.21 Nabokov'un sözüyle romanın "mesajı"nı, Anna-Vronski ve Kiti-Lyovin çiftleri arasındaki koşutlukla açıkça görmek mümkündür: "Lyovin'in evliliği yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda metafizik bir aşk anlayışı üzerine, her an özveriye hazır olmak üzerine, karşılıklı sevgi üzerine kuruludur. Anna-Vronski birlikteliği ise yalnızca cinsel aşk üzerine kuruludur ve yıkılmasına neden olan da budur".22Stiva ve Dolli'nin sarsılan evlilikleriyle başlayan romanda Anna, romana adını veren odak figür olduğu halde ilk kez XVIII.bölümde okur karşısına çıkar ve bununla birlikte roman Anna'nın ölümüyle de sona ermez. Romanın omurgasına oturtulan bu öykünün evliliğinde hiç tatmadığı bir duygu uğruna, aşk uğruna her şeyden vazgeçen, tüm koşullara cesaretle göğüs geren, güzelliğini bütünleyen zekasının da ötesinde dürüstlüğüyle, romanın erdem sembolü Lyovin'in bile ilgisini çeken, hatta acıma duygusu uyandıran Anna üzerinde dönmesinin en temel gerekçesi olarak, Anna'nın yanılgı ve çelişkileriyle bütüncül, ancak aykırı bir baş karakter olması düşünülebilir.

Anna Karenina dönemin güncel sorunlarına dikkat çeken diğer motifler bakımından evlilik ve aile motifi kadar zengindir. Ünlü eleştirmen Belinski'nin Yeveniy Onegin üzerine nitelemesini anımsatırcasına, özellikle 1861 yılında toprak köleliğinin kaldırılmasından sonraki yaşama ayna tutuşuyla 1870'li yılların "tarih ansiklopedisi" sözleriyle anılmaktadır.23Romanda yoksul köylülerin çaresizliklerinin, eğitimsizliklerinin, sosyal adaletsizliğin, yerel yönetimdeki bozuklukların, ayrımcılığın, özellikle sosyetedeki ahlakA(R) çöküşün, kişisel çıkar peşinde koşmanın, hırsın sorgulanmasından sanata, eğitime, tarıma, nihilizme, Slav dünyasında patlak veren savaşa kadar pek çok güncel konu ve sorun yer almaktadır. Bu sorunlar köy yaşamına kapılan Lyovin'in, bürokrat, asker, yazar, soylu gibi çeşitli kesimlerden insanların düşünceleriyle, toplumun bozulmasında öncelikle sorumlu olan sosyetenin sergilediği yaşam biçimiyle çok yönlü bakış açısıyla işlenmektedir. Bununla birlikte dinsel dogmaların yarattığı mucize beklentisiyle kendi halinde birini ermiş yerine koyabilecek kadar acınası hale gelmiş bireylerin, çökmüş bir evliliğin toplum karşısında saygınlığı yitirmemek uğruna sürdürülüyor görüntüsü karşısında şaşıran, aldatmacalarla avunması beklenen küçük bir çocuğun ruh dünyasına kadar inen bir derinliği vardır. Anna'nın intiharının ardında bile Anna'nın kişisel yazgısının psikolojik derinliğinin yanı sıra toplumsal bir göndermeyle 1870'lerde yaygınlaşan intiharların izdüşümü yer almıştır. Toplum sorunlarından bağımsız yaşayamayan Tolstoy, 1870'lerde kentlerde ve özellikle demiryollarında görülen intihar dalgasına ilgisiz kalmamıştır.24Anna Karenina Tolstoy'un romanları arasında en yetkini olarak anılmakla birlikte, çağdaşları arasında belirgin olumsuz izlenim uyandırmıştır.25

Anna Karenina T.Mann'ın kısa ve öz tanımıyl"dünya edebiyatının en büyük toplumsal panorama romanı" olmakla birlikte özellikle sosyete toplumun"karşı"dır.26Eyhenbaum da benzer şekilde Tolstoy'un sanatınd"uyumsuzluğun"; toplumsal ve bireysel bilinçteki karşıtlıkların egemen olduğunu, yaşamdaki trajik karşıtlıklara karşın tarihsel bilincin bütünlük oluşturduğunu belirtir.27Uyumsuzluk, sunum açısından ele alındığında K.Leontyev'in Anna Karenina'yı Savaş ve Barış ile karşılaştırmasında ortaya çıkan sonuç ilgi çekicidir: "Anna Karenina hem dönemin, hem de çevresinin yazara yakınlığı ve odak figürü Lyovin'in karakteri açısından çok daha özneldir, ancak onun öznelliği yetkinliğin ulaşabileceği son basmağa kadar nesnellik içinde yansımıştır".28Tolstoy'un dikkatli, ancak Strahov'un deyişiyle "acımasızlığa varan" soğuk bir ton kullandığını, yazar olarak doğrudan olayların akışında kendi değerlendirme ve yargılarıyla ortaya çıkmadığını Eyhenbaum da paylaşmaktadır.29Bu konudaki görüşler de farklılık göstermektedir. Tolstoy'un "kamu yararına hizmet" amacı güden "doktriner eğilimi"nin bu romand"bilinçdışı ve belirsiz bir şekilde" kendini gösterdiği, ilk kez "kendi yarattığı kahramanların tarafını tutmaya ya da onlara cephe almaya çalıştığı" da belirtilmektedir.30

Tolstoy eski bir tanıdığı olan A.D. Obolenski'ye 1870'li yılların ortalarında romandaki yazar Tolstoy'un hangi karakterden yana olduğunu sorar. Obolenski romanda bunun duyumsanmadığını, Tolstoy birinden yana çıkmışsa, bunun bir "günahkar" olamayacağını belirtir. Tolstoy bu yanıt üzerine şunları aktarır: "İşte görüyor musunuz, size öyle geliyor ki, ben Lyovin'den yanayım. Ben, elbette, günahkarın yanındayım, hiç de Lyovin'den yana değilim. (...) her öykünün yalnızca yazarın kimden yana olduğu anlaşılamadığında her türlü izlenimi uyandırabileceğini fark ettim. Bunun anlaşılamaması için de böyle yazmam gerekliydi".31Tolstoy'un romandaki iki kadın figüre yaklaşımınıysa öklovski çok daha farklı bir şekilde dile getirmiştir: "Tolstoy Kiti'yi seçti, ama Anna Karenina'yı sevdi".32

Tolstoy'un 1870'li yıllarda en değerli dostlarından biri olan, Yasnaya Polyana'yı "Benim Mekke'm" diyerek sık sık ziyaret eden,33Anna Karenina'nın yazım serüvenine yakından tanıklık eden ve romanı daha el yazması halindeyken okuyan edebiyat eleştirmeni, düşünür ve yayıncı N.N. Strahov, 1 Ocak 1875'te Tolstoy'un yazar olarak tutumunun şaşmazlığını aktarırken Anna'ya karşı oluşabilecek ilk tepkiyi şöyle dile getirir: "Tüm ruhunu bir arzuya vermiş; şeytana teslim etmiş, çıkışı da yok. öüphesiz, siz bu tutkuyu çok orijinal bir biçimde sergilemişsiniz. İdealize etmediğiniz gibi küçük de görmüyorsunuz. Siz tek adil insansınız, Sizin Anna Karenina sonsuz bir acıma uyandırıyor, ama onun suçlu olduğunu herkes anlayacaktır".34Daha sonraki değerlendirmelerin önemli bir kısmındaysa Anna'nın trajik sonu, "adaletin yerine getirilmesi" olarak görülmemiştir. Kropotkin de, Strahov gibi, Anna'nın sonunu "Tolstoy'un sanatçı dürüstlüğü" ile bağlantılar, ancak bunu Tanrısal adalet olarak görmediğini özellikle belirtir.35

Anna Karenina ile ilgili tartışma konularının başında İncil ile bağlantılı "Öç almak bana özgüdür, karşılığını ben veririm" şeklindeki epigrafın romanın ahlakA(R) çıkarımıyla bağlantısı gelmektedir. Bu epigraf üzerine Dostoyevski'nin kötülüğün insan ruhunun çok derinlerinde gizlendiği, hiç bir toplumsal katmanda suçtan kaçınılamayacağı, ruhun gizeminin çözülemeyeceği, değiştirilemeyeceği, tüm gizemiyle insan yazgısının yalnızca Tanrı katında belirleneceği şeklindeki yorumu, dönemi için de yeterince açıklayıcı görülmez ve Tolstoy'un Anna Karenina'sından çok Dostoyevski'nin kendi yapıtlarının çıkarımına yakın bulunur.36 Tolstoy'un pedagoji üzerine düşüncelerine katılan, bunalım sonrasındaki dünya görüşünü benimseyen eleştirmen M.S. Gromeka'nın yorumu, yazarı hayran bırakır. Gromeka'ya göre, özgür aşk düşüncesinin "ölümcül bir yara" almasıyla Tolstoy, aşkta koşulsuz özgürlüğün olmayacağını, toplumun koyduğu kuralların gücünün görmezden gelinemeyeceğini, insanın bunları değiştirebileceğini düşünmesinin miyopluk olduğunu, topluma ve kurallara karşı savaş açılamayacağını kanıtlamıştır. Bu kurallara uyup mutlu olmak kadar kuralları çiğneyip mutsuz olmak da insanın elindedir. Aşkı toplum karşısında yaşamanın en doğal biçimi evliliktir. Huzurlu, doğal ve engel görmeyecek duyguların yaşanabilmesi, toplumla bireyler arasında sağlam bağlar kurulabilmesi ancak evlilikle sağlanabilir.37Tolstoy'un "sonunda Anna Karenina açıklandı"38sözlerinde kuşkulu bir yan gören Eyhenbaum, bu yorumun eksik yanlarına dikkat çeker. Burada toplum olarak adlandırılanın sosyete olduğu göz ardı edilmiştir. Köy yaşamıyla karşılaştırıldığında çarpıklığı çok daha çarpıcı olarak açığa çıkan ikiyüzlülük, aldatmaca, işe yaramazlık, dedikoduyla dolu sosyete karşısında Anna suçlu veya günahkar değil, yalnızc"kurban"dır.39T.Mann da Tolstoy'un amaçladığı ahlakA(R) hedefe ilerlerken, topluma yönlendirdiği suçlamada çelişki görür, toplum Tanrı cezasının ulağı konumundaysa, başka türlü davranması nasıl beklenir"40

M. Aldanov, Anna'nın yaşadığı ağır ruhsal işkence karşısınd"öç" sözcüğünün fazla sert olduğu, "suçlu kim"" sorusuna yanıt bulmadan romanın ahlakA(R) çıkarımının açıklık kazanamayacağı üzerinde durur. Adaletin en temel tanımı olan "insanlar eşittir" kuralı Anna Karenina'da bozulmuştur. Tolstoy'un sempati duyduğu bilinen Anna ölerek, Vronski ölüme gidercesine savaşa gönderilerek ortak yazgıda buluşmuşlardır. Buna karşın "profesyonel günahkar" Oblonskiy daha yüksek gelir getiren komisyon üyeliğine yükseltilmiştir. Oblonskiy de, sosyetenin sembolü olan Betsi Tverskaya da yaşamlarını eskisi gibi zevk içinde sürdürmüşlerdir. Aldanov'a göre, bu karşıtlık içinde Anna'nın yazgısını adalet olarak yorumlamak güçtür. Anna Karenina iyilerin kazandığı, kötülerin cezalandırıldığı klasik roman kalıplarına uymaz. Tolstoy'un ahlak düşüncesi çevresinde gelişen sonda, Anna'nın çektiği acılara karşın suçlu olmadığı çıkarımı, yazarın güçsüzlüğü olarak yorumlanır.41

Tolstoy ve Dostoyevski'nin yaşama bakış açılarını inceleyen, kendi yeni dünya görüşünü oluştururken Tolstoy'un iyimser bakış açısını benimseyen yazar V. Veresayev'in 1907 yılında Anna üzerine yorumu "aydınlık ve sevinç verici yaşam" düşüncesinden hareketle gelişir: Yaşamın mutluluk ve uyum çağrısına yanıt vermeyen suçludur. Veresayev'in yorumlara en önemli katkısı, Anna'nın ikiye bölünmüşlüğünü imlemesidir. Anna evliliğinde yalnızca anneliğini yaşamış, eş olamamıştır. Karenin'e aşk duyamamıştır. Aşksız yaşanan her şey ışıltısını yitirecek, aldatmacaya dönüşecektir. Vronski ile karşılaşınca da tamamen aşka kapılmış, yalnızca bu aşka tutunmuş, aynı zamanda sosyetedeki konumunu yitirmekten korkmuştur. Gerçek yaşam bunlara izin vermez.42 Veresayev'in tanımladığı Anna'nın ikiye bölünmüşlüğünün yalnızca eşi ve sevgilisi arasındaki ilişkilerde görülmediğini belirtmeliyiz. Vronski ile Roma'ya giden Anna, bir an için bile olsa, çok sevdiği oğlundan ayrılmanın kendisini üzmediğini, sevimli, küçük kızı Ani'ye böyle bağlanmışken oğlunu nadiren anımsadığını fark eder.43 Oğlunun doğum günündeki o trajik sahnedeyse Seryoja'ya duyduğu özlemi ve ayrılık acısını derinden duyumsayacak, Vronski'ye kıskançlık duyduğu aşamada sevgilisinden olan kızı Ani için "ne kadar çabalarsa çabalasın bu küçük kızı sevemediğini" düşünecektir.44Veresayev'in yorumunda belirttiği gibi, ikiye bölünmüşlük Anna'nın ruhunu öldürmektedir.

Tolstoy, Veresayev'in yorumunu zekice bulduğunu belirtirken, epigrafın romanla bağlantısını şöyle açıklar: "(...) bu epigrafı yalnızca şu düşünceyi dile getirmek için seçtim. Eğer insan kötü bir şey yaparsa, insanlardan değil, Tanrıdan gelen acıyı bunun sonucu olarak görecektir, Anna da bunu yaşamıştır".45 Bu mektubun en ilginç yanı, Eyhenbaum'un belirttiği gibi, Tolstoy'un suç veya suçlu, günah veya günahkar sözcüklerinden sakınmış olmasıdır.

Anna Karenina'nın epigrafıyla ilgili yorumlara monografisinde yer veren Eyhenbaum da, Veresayev'in yorumuna yakın bir sonuca varır: Anna ve Vronski "suçludur", ancak suçlarını, Tolstoy'un hayran kaldığı Gromeka açıklamasının tam tersine, topluma karşı işlememişlerdir; ikisi de yaşam karşısında, "ebedi mahkeme huzurunda" suçludur. İkisi de gerçek bir yaşam sürmemiş, Lyovin gibi olamayıp, yaşamın anlamını hiç düşünmeden yalnızca dar bir kavram olan "tutku"nun boyunduruğuna kapılıp gitmişlerdir. Tutkularının, egolarının köleleri olmuşlardır. Aşkları bu nedenle acıya, nefrete, kıskançlığa dönüşmüştür. Ann"arzularının gerçekleşmesini mutluluk olarak algılayan insanların yaptığı o ebedi hatayı yaparak" acı çekmeye başlamış, bu duygunun yerine öç alma isteği geçmiş, tutku içsel bir savaşa dönüşmüştür. Anna'yı ölüme götüren acı, görünen dış etkenlerden değil, iç dünyasına yerleşen kötücül ruhtan, tutkudan kaynaklanmıştır. Tolstoy'un açıklamasıyla bağlantılandığında ortaya çıkan sonuç, kötü bir şey yapmış olmanın karşılığı insanlardan gelecek intikam değil, insanın kendi içinde yaşayacağı acı olacaktır.46Nabokov'un incelemesinde de öcün insan eliyle olmayacağı benzer bir biçimde, ikili açılımla yorumlanır. Toplumun Anna'yı yargılamaya, Anna'nın da intikam dolu intiharıyla Vronski'yi cezalandırmaya hakkı yoktur.47

Anna Karenina'da sosyeteyi simgeleyen Tverskaya veya Oblonskiy gibilerinse, Eyhenbaum'un belirttiği gibi, savunulacak hiçbir yanı yoktur. Her türlü ahlak değerinden yoksun yaşadıklarından bu problematiğin dışında kalmak durumundadırlar. Anna ve Vronski'nin böyle bir yargıya çarptırılmalarının nedeniyse, gerçek bir tutkuya kapılmaları ve ikiyüzlülük, yalan, anlamsızlıkla dolu, boş bir dünyadan çıkarken Betsi Tverskaya gibileri geride bırakamadan Lyovin'in yer aldığı insanA(R) duygular dünyasında yer almayı istemeleridir.48 öklovski ise, romanın epigrafıyla çelişkisinin özünde dinsel dogmaları görür. Karşıtlık veya çelişkinin "kötülüğe iyilikle yanıt vermek" şeklindeki dinsel öğretiden kaynaklandığını belirtir.49

Anna Karenina'nın özüyle epigrafı arasında tartışma konusu oluşturan çelişkinin temelinde Tolstoy'un evliliğe ve ailenin kutsallığına duyduğu inancı görmek mümkündür: "Evlilikle ilgili gizemli sorunun çözümsüz tüm karmaşıklığı (a^"|) bir öğünde iki veya on öğün yemek isteyen insanın beslenme sorunun karmaşıklığı neden oluşuyorsa, ondan oluşmaktadıra^"| İki veya üç kişiyle evlenmek isteyenin bir ailesi olmayacaktıra^"|".50Anna Karenina'nın ahlakA(R) çıkarımının yanı sıra, aşk, evlilik ve mutluluk bileşkesinin romandaki kurgusu ile Anna'nın trajedisinin kaynağı ise, aşka tutkun "kurban" Anna'dan değil, kalbinin sesine uyarak evlenen ve bu kararıyla mutluluğu yakalayan Lyovin'den gelmiştir: "Evlilikte asıl olan aşktır ve aşkla her zaman mutlu olursun, çünkü mutluluk daima insanın kendi içindedir".51

DİPNOTLAR

1 L.N. Tolstoy, İspoved, 3.bölüm. http://az.lib.ru/t/tolstoj_lew_nikolaewich/text_0440.shtml.
2 B. Eyhenbaum, Lev Tolstoy. Semidesyatıye godı, Leningrad, "Sovetskiy pisatel", 1960, s. 165.
3 A.g.e., s. 161.
4 Bu epigrafın romanın 1873 yılındaki ilk halinde kutsal kitaplarda tam karşılığına rastlanamayan "Öç benimdir" şeklinde olduğu bilinmektedir. (Bkz. B. Eyhenbaum, a.g.e., ss. 203-204; V.B. öklovski, İzbrannoye v dvuh tomah, Moskova, İzd. "Hudojestvennaya literatura", 1983, C. 2, s. 518.) Eyhenbaum Tolstoy'un bu epigrafı doğrudan İncil'den almadığı, o dönemde Schopenhaur'un suç ve ceza ile ilgili düşünceleriyle yakından ilgilenen yazarın buradan esinlendiği, Almanca'dan çevirirken bir tür kısaltmayla ilk taslağa bu şekilde not aldığı görüşünü öne sürer. Anna Karenina'nın epigrafıyla İncil'deki karşılığı arasında da nüans bulunduğu belirtilmektedir. B. Eyhenbaum, a.g.e., ss. 201-202.
5 Russkiye pisateli XX veka. Biobliografiçeskiy slovar, Pod red. P.A. Nikolayeva, Moskova, "Prosveşçeniye", 2-e izd., C.2., s. 305.
6 Bkz., L.N. Tolstoy, Tolstoy, L.N., Voyna i mir, http://az.lib.ru/t/tolstoj_lew_nikolaewich/text_ 0040.shtml
7 R.Rolland, Tolstoy, Çev. T. Yücel, Multilingual, İstanbul, 2001, s. 52.
8 Bkz., L.N. Tolstoy, Semeynoye sçastye, http://az.lib.ru/t/tolstoj_ lew_nikolaewich/text_ 0039.shtml
9 Bkz., L.N. Tolstoy, Kreytserova sonata, http://az.lib.ru/t/tolstoj_ lew_nikolaewich/text_ 0240.shtml
10 V.İ. Kuleşov, İstoriya russkoy literaturı XIX veka 70-90-e godı, Moskova, "Vısşaya şkola", 1983, s. 241.
11 B. Eyhenbaum, a.g.e., s. 152.
12 A.g.e., ss. 153-155; V.B. Şklovski, Sobraniye soçineniy v tryoh tomah, "Hudojestvennaya literatura", Moskova, 1974, C. 2, s. 392.
13 V.B. öklovski, İzbrannoye v dvuh tomah, s. 496.
14 V.B. öklovski, Sobraniye soçineniy v tryoh tomah, s. 408.
15 B. Eyhenbaum, a.g.e., s. 225.
16 A.g.e., s. 156.
17 T. Mann, "Anna Karenina", Yazko Çeviri, Eylül-Ekim 1981, s. 122.
18 B. Eyhenbaum, a.g.e., s. 173.
19 V. Nabokov, Edebiyat Dersleri, Çev. Fatih Özgüven, Nihal Akbulut, İstanbul, Ada Yayınları, s. 81
20 Russkiye pisateli XX veka. Biobliografiçeskiy slovar, s. 309.
21 E. Babayev, "Anna Karenina" L.N. Tolstogo, "Hudojestvennaya literatura", Moskova, 1978, s. 20.
22 V. Nabokov, a.g.e., s. 85.
23 E. Babayev, a.g.e., s. 8.
24 A.g.e., s.17.
25 P.A.Kropotkin, "Savaş ve Barış ve Anna Karenina", Yazko Çeviri, Eylül-Ekim 1981, 112.
26 T. Mann, a.g.e., s. 121.
27 B. Eyhenbaum, a.g.e., s. 179.
28 A.g.e., s. 186.
29 A.y.
30 S. Zweig, "Tolstoy", Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Çev. Dr. A.Yörükçn, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 4.baskı, 1995, s. 284.
31 B. Eyhenbaum, a.g.e., ss. 186-187.
32 V.B. öklovski, İzbrannoye v dvuh tomah, s. 518.
33 Russkiye pisateli XX veka. Biobliografiçeskiy slovar, C.2., s. 272.-
34 B. Eyhenbaum, a.g.e., ss. 156-157.
35 P.A.Kropotkin, a.g.e., s. 111.
36 B. Eyhenbaum, a.g.e., s.190.
37 A.g.e., ss. 191-192.
38 A.g.e., s. 191.
39 A.g.e., s. 192.
40 T. Mann, a.g.e., s. 121.
41 Eyhenbaum, a.g.e., ss. 194-195.
42 A.g.e., ss. 195-196.
43 L.N. Tolstoy, Anna Karenina, "Hudojestvennaya literatura", Leningrad, 1982, C.2, s.30
44 A.g.e., s. 236.
45 B. Eyhenbaum, a.g.e., s. 197.
46 A.g.e., s. 203.
47 V. Nabokov, a.g.e., s. 86
48 B. Eyhenbaum, a.g.e., s. 204.
49 V.B. öklovski, Sobraniye soçineniy v tryoh tomah, s. 394.
50V.B. öklovski, İzbrannoye v dvuh tomah, s. 484.
51 L.N. Tolstoy, Anna Karenina, C.1, s.410.
KAYNAKÇA
Babayev, E., "Anna Karenina" L.N. Tolstogo, "Hudojestvennaya literatura", Moskova, 1978.
Eyhenbaum, B., Lev Tolstoy. Semidesyatıye godı, Leningrad, "Sovetskiy pisatel", 1960.
Kropotkin, P.A., "Savaş ve Barış ve Anna Karenina", Yazko Çeviri, Eylül-Ekim 1981.
Kuleşov, V.İ. İstoriya russkoy literaturı XIX veka 70-90-e godı, Moskova, "Vısşaya şkola", 1983
Mann, T., "Anna Karenina", Yazko Çeviri, Eylül-Ekim 1981.
Nabokov, V., Edebiyat Dersleri, Çev. Fatih Özgüven, Nihal Akbulut, İstanbul, Ada Yayınları.
Rolland, R., Tolstoy, Çev. T. Yücel, Multilingual, İstanbul, 2001.
Russkiye pisateli XX veka. Biobliografiçeskiy slovar, Pod red. P.A. Nikolayeva, Moskova, "Prosveşçeniye", 2-e izd., C.2.
öklovski, V.B., İzbrannoye v dvuh tomah, Moskova, İzd. "Hudojestvennaya literatura", 1983, C. 2.
öklovski, V.B., Sobraniye soçineniy v tryoh tomah, "Hudojestvennaya literatura", Moskova, 1974, C. 2.
Tolstoy, L.N., İspoved, 3.bölüm. http://az.lib.ru/t/tolstoj_lew_nikolaewich/text_0440.shtml.
Tolstoy, L.N., Kreytserova sonata, http://az.lib.ru/t/tolstoj_lew_nikolaewich/text_0240.shtml
Tolstoy, L.N., Voyna i mir, http://az.lib.ru/t/tolstoj_lew_nikolaewich/text_0040.shtml
Tolstoy, L.N., Semeynoye sçastye, http://az.lib.ru/t/tolstoj_lew_ nikolaewich/text_ 0039.shtml
Zweig, S., "Tolstoy", Kendi Hayatının öiirini Yazanlar, Çev. Dr. A.Yörükçn, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 4.baskı, 1995.

 

Valid HTML 4.01 Transitional