Yuauf Atılgan

Anayurt Oteli

Yusuf Atılgan


Bookmark and Share
 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

26.10.2011

 


 

Editörün Notu : Berna Moran eseri şöyle özetler: “…Zebercet’in yalnızlığı ve iletişimsizliği kendi psikolojik nedenlerinden ötürü daha uç noktalarda yaşar, ama sorunu genel insanlık sorunudur. Ayrıca romanın topluma dönük bir yanı olduğunu da unutmamalıyız. Atılgan, haksız düzenden, sömürüden, ezilenlerden söz etmezse de Anayurt Oteli bir tür başkaldırı romanıdır, çünkü dolaylı bir biçimde sergilediği toplum, anlayışsızlığın, acımasızlığın, şiddetin ve ahlaksızlığın yaygın olduğu yozlaşmış bir toplumdur. Bu metne bu açıdan bakarsak ilginç şeyler saptarız.”


 

Bilgili Seyirci ve Anlamlandırma Süreci
(Anayurt Oteli  filmi üzerine)


Semiramis Yağcıoğlu

Argos Dergisi Mart 1992

Ömer Kavur’un filimlerinden Anayurt Oteli ,Gece Yolculuğu ve yeni gösterime giren Gizli Yüz, bir kesim seyirci tarafından coşkuyla karşılanırken büyük bir seyirci kitlesi tarafından anlaşılmaz bulunmuştur. Ömer Kavur “Film yapıyorsam, duygu ve düşüncelerimi filmi görmeye gelen belli bir kitleyle paylaşabilmek için yapıyorum” demiştir. Bu sözlerden de anlaşılabileceği gibi Ömer Kavur ancak “belli bir kitle” ile iletişim kurabileceğini peşinen kabul etmektedir. Gerçekten de başarılı bir iletişim kurabilmenin ilk koşullarından biri , bu iletişim ediminde yer alan karşı tarafın söylediklerini temel alarak,  onun amacını saptayabilme yetisidir (Allen , 1979). O halde, Ömer Kavur perdede görsel öğelerden oluşan mesajın çözümlenebilir birimlerden oluştuğunun ayırtında olan seyirci kitlesini hedef almaktadır.

Bir mesajı oluşturan birimler tek başlarına anlamdan yoksundurlar. Bu birimler yalnızca birbirleriyle olan karşılıklı ilişkilerin içinde anlam kazanırlar. Anlamlandırma, temel öğeler arasındaki bağıntıların saptanması ile gerçekleşebilir. Bu bağıntılar da ancak seyircinin belleğinde var olan belli dizgeler /şemalar yardımıyla kurulabilir. Bu dizgeler /şemalardan yoksun seyirciler bütüncül bir anlamlandırma işlemini gerçekleştiremezler. Belleğinde depolanmış bilgiyle seyretmekte olduğu öykünün ne denli uyuştuğunu sürekli ölçen seyirci, eğer kendine ulaşan malzeme , zihninde varolan şemaya oturuyorsa anlam çıkarma işlemini başarıyla yerine getirmiş olur. Mesajın yüzeysel yapısında bulunan birimler (yönetmenin titizlikle seçtiği ve yerleştirdiği detaylar) seyircinin soyut kavramlara varma yetisini harekete geçirdikleri ölçüde mesaja derinlik sağlarlar. Seyirci görsel ipuçlarını değerlendirerek , yönetmenin kurmaya çalıştığı evren hakkında rahat ,güzel,  güvenli, güvensiz gibi kategorik kavramlara ulaşırken, bir yandan da bu kavramların hangi düzen içinde anlamlı bir bütün oluşturabileceklerini araştırır.

Ömer Kavur’un en çok bilinen filmi olduğu için inceleme konusu yaptığımız Anayurt Oteli’ni de yukarıda sözünü ettiğimiz zihinsel işlemleri gerçekleştirebilen, üstelik bu işlemleri nasıl gerçekleştirdiğini bilen bir seyirci gözüyle çözümlemek gerekir.

Film, Anayurt Oteli’ni işleten Zebercet’in öyküsüdür. “Gecikmeli Ankara Treni” ile gelip bir gece kaldıktan sonra giden kadının gelişiyle birlikte Zebercet’in ruhsal durumunda bir takım değişiklikler olmaya başlar.  Zebercet, kadının dönmesini tutkuyla bekler. Ancak kadın bir daha gelmez. Bu acılı bekleyişe, Zebercet intihar ederek son verir.

Yapısalcı bir yaklaşımla öykünün geçtiği mekanları düşündüğümüzde, otel ve dışarısı karşıtlığını kurmak olasıdır. Göstergelerin bolluğu nedeniyle mekanların işlevlerini belirlemekte seyirci güçlük çekmez. Öyküyü dizimsel (syntagmatique) olarak izlemek olası olduğu gibi dizisel (paradigmatique) olarak da izlemek mümkündür.,

Anayurt Oteli, önceleri bir konak iken otele dönüştürülmüş bir yapıdır. Başından beri aileye ait olan bu otelin Zebercet’ten önce babası tarafından işletilmiş olması, bu mekan ile Zebercet ‘in doğumla başlayan ama aslında kendinden önce atalarının kurduğu ilişkiyi seyircinin anlaması için gerekli olan ipuçlarıdır.. Bu anlamda otel, Zebercet’in anayurdudur. Ancak bu mekan aynı zamanda içinde yaşayan kişileri bağımlı kılan, tüm zamanlarını orada geçirmelerini talep eden, dış dünya ile bağlarını zayıflatan bir mekandır.

Otelde ne beklediği belli olmayan yaşlı müşteri, Zebercet’e “Altı gündür dışarı çıkmadınız. Böyle oturur musunuz? Güç bir iş. Yardımcınız da yok” der. Özgürlüğünü kısıtlayan, onu böylesine hareketsizliğe mahkum eden bu mekandan bir ölçüde kurtulabilmek amacıyla Zebercet Otele müşteri kabul etmemeye başlar. Yanında çalışan temizlikçi kadına “Çıkıyorum ben biraz. Yatak soran olursa yok dersin” der.

Dışarısı nasıl bir mekandır acaba? Bu uzam parçasında geçen olayları tek tek gözden geçirdiğimizde ve sağlanan ipuçlarını değerlendirerek daha soyut kavramlara ulaştığımızda, bu mekanın belirleyici özelliklerine ulaşabiliriz.

Bando ve mızıka eşliğinde geçen resmi geçit alayı, neşe, bayram ve coşku yerine gürültü ve karmaşa çağrıştıracak öğelerle kurulmuştur. Zebercet’in ilgi duyup peşine takıldığı kız, onun varlığından bile habersiz, başka biriyle buluşur. Burada öykünün başından beri var olan varolma sorunu vurgulanır. (Zebercet’in her aynaya bakışta kendi adını yinelemesi, sevişme sırsında , onun varlığından bile habersiz temizlikçi kadının “hoşt köpek” diyerek onu hiçlemesi gibi). Polislerin taşıdığı sedyede götürülen ceset ise seyirciye burasının tehlikeli olduğu mesajını iletmektedir. Meyhanede geçen olay, bu mekanda ihanet in kol gezdiği belirlemesine yardımcı olmaktadır. Polisin yakaladığı zanlı, arkadaşlarına dönüp “Kim kancıkladı beni?” diye sorar. Zebercet’in büyük bir gayretle içine girdiği bu dünyada vahşet en belirgin kavram olarak karşımıza çıkar. İnsanlar eğlenmek için horoz döğüşüne gitmekte, film diye Tayland boksu seyretmektedir. Burası mide bulandırıcı bir dünyadır.Zebercet kusar. Bu uzam parçasında birazcık insan sıcaklığı bulabilmek için sığınılacak son liman, para ile satın alınabilecek kısa süreli bir aşktır. Ancak kadın onu geri çevirir. Kestaneci ile arasında geçen ya da geçtiğini sandığı olay ise bu uzam parçasının Zebercet’in barınamayacağı kadar acımasız olduğu yolunda bir göstergedir. Kısaca, Zebercet dışarıda tutunamaz. Çaresiz geriye dönerek otele sığınan Zebercet, bir anlamda ruhsal olarak geriye dönüş (regression) sürecine girmiş olur ve çıkış yolunu intiharda bulur.

Başından beri sözü ettiğimiz, ancak kişiliği hakkında verilen ipuçlarını değerlendirerek “kategorize” etmediğimiz. Zebercet kimdir? Filmin ilk karesinde, neredeyse bir tiyatro oyuncusu gibi kişiliğini ve ruhsal yapısını çözümlememize yardımcı olacak bilgileri Zebercet izleyiciye tek tek kendisi sunmaktadır. “Adım Zebercet. 28 Kasım 1950’de yedi aylık doğmuşum. Annem 44 yaşında, sünnet olduğum yaz öldü. 1960’ta, ilkokul üçteydim”. Doğumu ve annesi hakkında verdiği bilgiler, seyirciye, Zebercet’in anne rahminde geçirilmesi gerekli olan doğal süreyi tamamlayamadan, anne rahminden kopmak zorunda kaldığı, üstelik bu yetmiyormuş gibi annesini çok erken yaşta, henüz erkekliğe adım atarken (sünnet) yitirdiğini göstermektedir. Dolayısıyla annesi ile olan ilişkileri, ruhsal kimliğini belirlemede dönüm noktaları olan, hayatının en önemli iki aşamasında kesintiye uğramıştır. Zebercet annesinden kopma işlemini sağlıklı bir biçimde gerçekleştirebilecek olgunluğa ve doyuma erişemeden annesinden (ilk sevgili) yoksun kalmıştır.

Yönetmenin büyük bir özenle seçip kullandığı bu görsel ipuçlarının her birinin izleyicinin zihninde belli kavramlar uyandırmak gibi bir amaca yönelik olduğunu bilen izleyici, bir yandan bu somut öğeleri bazı zihinsel işlemler sonucu birleştirip bir üst düzeydeki daha soyut kavramlara dönüştürürken, bir yandan da oluşturduğu bu kavramların anlamlı bir biçimde eklemleneceği zihinsel bir modele/ şemaya gereksinim duyacaktır (van Dijk, 1980;Kintsch, 1980; Rumelhart, 1980). Böyle bir modelden yoksun izleyici tüm filmi kucaklayan bir anlamlandırma işlemini gerçekleştiremeyecektir.

Bu aşamada, Zebercet’in öyküsünü anlayabilmek, Batı yazınında metinlerin ruhbilimsel çözümlemelerinde vazgeçilmez bir model olan C.G. Jung’un insanın insan olma savaşında geçirdiği bireyselleşme sürecini bilmeye bağlıdır. Jung’a göre insanın birey niteliğine kavuşabilmesi ruhsal yapısını oluşturan iki karşıt gücün, yani bilinç ve bilinçdışının bir dengeye ulaşması ile olasıdır. Bu dengeye ulaşabilmek ise çok acı verse de anne imgesinden kopmaya bağlıdır. Anne kucağı, rahatlığı , güveni ve korunmayı sağlar. Ancak bu varoluş biçimini seçen kişi hep çocuk kalmayı, asla büyümemeyi de seçmiş olur. Dış dünya tehlikelerle dolu, yalnızlığı ve acı çekmeyi gerektirdiği için kişi hep anne rahminin sıcaklığına geri dönmeyi (regress) arzular. Bu nedenle anne imgesine bağlılık yetişkin için onun ruhsal gelişimi sakatlayan bir engeldir. İntihar ise anne rahmine dönüş arzusunun kesin ifadesidir. Bu bağlamda ensest arzusu, anne rahmine geri dönerek yeniden doğma arzusu olarak belirmektedir (C.G. Jung,1976).

Böyle bir bilgi birikimini taşıyan seyirci, bu modelin ışığı altında, Zebercet’in anne imgesinden kopamadığını ve kadın yolcuya duyduğu dayanılmaz cinsel isteğin, kadının başını koyduğu yastığa sarılarak boşalmasını ve kadının kaldığı odadaki her şeyin, aynen kadının kaldığı gecedeki konumlarını korumaları için büyünün bozulmasından korkan bir ilkel insan gibi gayret göstermesini, bu kadının annesine benzemesiyle açıklanabileceğini bilir. Bu seyirci, dolayısıyla, filmin finalinde Zebercet’in salladığı beşiğin, büyük bir olasılıkla kendi beşiği, beşiğin başucunda, kadın yolcuyu şaşırtıcı bir biçimde andıran kadın fotoğrafının da annesine ait olduğu saptamasını yapar. Böylesine bir modelden yoksun olan seyirci ise Zebercet’in kadının dönüşünü anlaşılmaz bir saplantıyla bekleyişini anlamlandırmakta güçlük çekecektir. Diğer taraftan, bilgili seyirci, bu bekleyişi, beşikteki bebeğin, odadan çıkıp giden annesini çaresizlikle beklemesi olarak kolayca yorumlayabilir. Yeniden, rahatlık ve güven duymak bu sevgili varlığın dönüşüyle mümkündür. Seyirci, bu şemanın, seyretmekte olduğu malzemeye uygun olduğunu saptadığı andan itibaren, Zebercet’in otele müşteri kabul etmeyerek, onun dış dünyaya açılıp serpilip gelişmesini, kıskanç ve aşırı korumacı bir anne gibi engelleyen otelden/anne rahminden koparak dış dünyaya açılma gayretlerinin sonuçsuz kalacağını ve bu ortamda barınamayarak yeniden anne rahmine döneceğini ve bu dönüşün kaçınılmaz olarak onu adım adım çocukluğuna geri götürerek, sonunda onu intihara sürükleyeceğini tahmin bile edebilir. Bu geriye dönüş sürecinde, Zebercet’in bedensel boşalmasına olanak sağlayarak bir ölçüde emniyet supabı işlevini görmüş temizlikçi kadını, böyle bir supaba gerek kalmadığı için öldürdüğünü anlaması da güç olmayacaktır. Birçok yazıya konu olmuş, Zebercet’in bıyıklarını kesmesi sorunsalı (“Gençleşmişsin sen”), bu geriye dönüş sürecinin ilk adımı olarak bu modelde kolayca yerini almaktadır.

Böylelikle Zebercet dış dünyaya açılma cesaretini gösteremeyen, daha doğrusu dış dünyada tutunma becerisini gösteremeyerek anne rahmine dönen ruhsal yapısıyla Türk sinemasında beceri ve bilgiyle kotarılmış ilk karşı-kahraman olarak yerini almaktadır.

Görülüyor ki, anlamlandırma işlemi büyük ölçüde seyircinin iletişim edimine getirdiği belleğinde önceden var olan bilgi birikimidir. Ancak bu bilgi birikiminin yapısal bir bütünlük içinde düzenlenmiş olması da gerekmektedir.Gelen mesajda bulunan öğeler/ göstergeler ancak bu bilgi ağını oluşturan birimleri harekete geçirici unsurlar olarak iletişim ediminde yerlerini almaktadır. Eğer harekete geçirilecek bir bilgi dağarcığı yoksa iletişim de gerçekleşmeyecektir. Özetle anlama /anlamlandırma süreci, genel olarak söz konusu filmin yeterli açıklamasını sağlayacak şemanın/ modelin bulunmasına bağlıdır. Bazen seyirciler seyrettikleri bir filmi anlamayabilirler. Rumelhart’a göre bu durumun meydana gelmesi üç halde olabilir (Rumelhart, 1980). Rumelhart’ın sözünü ettiği metinler yazılı metinler olmakla birlikte, saptamalarını , görsel öğelerden oluşan bir metin olarak düşündüğümüz film alanına aktarmanın sakıncası olmadığı görüşündeyiz.

1. Okuyucu (izleyici) uygun modele sahip değildir. Bu durumda “anlama” zaten söz konusu değildir.

2. Okuyucu (izleyici) uygun şemaya sahiptir, ancak yazar (yönetmen) tarafından sağlanan ipuçları okuyucunun (izleyicinin) bu şemayı bulması için yeterli değildir. Yeterli ipuçları sağlandığı takdirde okuyucu (izleyici) anlama/anlamlandırma işlemini gerçekleştirebilir.

3. Okuyucu (izleyici) metnin tutarlı bir yorumu yapabilir, ama bu yorum yazarın (yönetmenin) amaçladığı anlam olmayabilir. Bu durumda okuyucu metni anlayacak ama yazarı (yönetmeni) yanlış anlayacaktır.

İlginçtir ki.. Ve Sinema dergisinde (Temmuz 1989, Sayı 8) yapılan bir söyleşide, Rumelhart’ın sözünü ettiği türde bir yanlış anlamadan yakınmaktadır Ömer Kavur.

“Soru: Zebercet galiba 14 yaşında annesini kaybediyor. Filmin ortalarında ve final sahnesinde Şahika Tekand’ın tam kendisi olmayan ama ona çok benzeyen bir kadının portresi gösteriliyor. Bu annesinin resmi mi?"

Ömer Kavur: Bu konu çok sorun yarattı, çok soruldu. Bu portre Zebercet’in dayısının uğruna intihar etmiş olduğu Semra adında esmer bir hanıma aitti. Dikkat edecek olursanız, parktaki konuşmada yaşlı adam ailesini sorar. Zebercet de kimlerden olduğunu söyler. Bunun üzerine ‘Ben onu hatırlarım. Semra Hanım adında bir kadına aşıktı’ ve daha 18 yada 20 yaşındayken intihar ettiğini söyler. Zebercet, dayısı ile kendi durumu arasında bir özdeşlik kurar. Birçok insan onu annesi sanmıştır, ama bu, dayısının uğruna intihar ettiği kadının resmiydi.”

Ömer Kavur!un sözü edilen resmin dayının aşık olduğu Semra Hanıma ait olduğunu söylemesinin aslında hiç önemi yoktur. Çünkü, filmin başından beri verilen ipuçları seyirciyi , Zebercet’in ruhsal durumunun anneden kopma/ kopamama sorunsalına bağlı olduğu ilişkisini kuran seyirci, kaçınılmaz biçimde finalde Zebercet’in sallandığı beşiğin kendi beşiği, başucunda bulunan resmin de annesine ait olduğu bağlantılarını kurmuştur (beşiklerin başında genellikle anneler bekler).

Sonuç olarak, bu satırların yazarı da dahil olmak üzere, bir kez kendisine ulaşan öğeleri Jung!un çizdiği şemaya göre yorumlayıp, bunu yeterli bulan seyirci, yönetmenin sağladığını ileri sürdüğü ipuçlarını değerlendirmek gereğini duymamıştır.

Jung’un bu çözümleme modelinde dayıların aşık oldukları kadınların, eğer, bu kadınlar “anne”ye benzemiyorsa, yeri yoktur.

KAYNAKÇA

Allen,James. 1979. A Plan-based Approach to Speech Act Recognition. Toronto University, Department of Computer Sciences Technical Report 131/79
Kintsch, Walter. 1980. “Learning From Text: Levels of Comprehension. Or Why Anyone Would Read a Story Anyway”. Poetics, 8:87-98
Rumelhart, David.E. 1980 “Schemata: The Building Blocks of Cognition” Spiro,B., Brewer (haz. İçinde) Theoretical Issues in Reading Comprehension. NJ: Erlbaum, 49-61
Jung, C.Gustave 1976. Symbols of Transformation. Princeton University Press
van Dijk, Teun,A. 1980. Macrosturctures. Hillsdale. NJ: Erlbaum


Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan ‘Anlayışsızlığın, acımasızlığın, şiddetin ve ahlaksızlığın yaygın olduğu yozlaşmış bir toplumu anlatan başkaldırı romanı’


A. Ömer Türkeş

www.insanokur.org

Yusuf Atılgan’ın 1973′de kaleme aldığı romanda karakterler olağanca basit, mekân gözünüzün önüne gelebilecek, romanın geçtiği yerleri daha önce defalarca gördüğünüz izlenimine kapılabileceğiniz kadar nettir.

Zebercet; ailesinden geriye kalan tek varlık olan Anayurt Oteli’ nin hem patronu, hem resepsiyonisti, hem bekçisidir. Sıradanlaşmış hayatının en belirgin özelliği, rutin düzeninin asla şaşmaması ve yalnızlığıdır. Bir gün otele bir kadın gelir. Yalnız bir gece kalır. Ancak Zebercet’in bütün hayatını bu bir tek gece değiştirecektir.

Romanın dili ilk başlarda biraz sıkıcı gelebilir. Fakat olaylar ilerledikçe kahramanımızın yaptığı akıl almaz işler romanın dilini ağır olmaktan çıkarıyor. Yalnızlığın böylesine açık bir anlatımla dile getirilebildiği önemli bir romandır.

Berna Moran eseri şöyle özetler: “…Zebercet’in yalnızlığı ve iletişimsizliği kendi psikolojik nedenlerinden ötürü daha uç noktalarda yaşar, ama sorunu genel insanlık sorunudur. Ayrıca romanın topluma dönük bir yanı olduğunu da unutmamalıyız. Atılgan, haksız düzenden, sömürüden, ezilenlerden söz etmezse de Anayurt Oteli bir tür başkaldırı romanıdır, çünkü dolaylı bir biçimde sergilediği toplum, anlayışsızlığın, acımasızlığın, şiddetin ve ahlaksızlığın yaygın olduğu yozlaşmış bir toplumdur. Bu metne bu açıdan bakarsak ilginç şeyler saptarız.”

Gerçekten de Berna Moran bu konuda çok haklı. Eğer ki kitabı birkaç farklı pencereden algılamaya çalışırsanız olayların boyutunu fazlasıyla genişletebilir ve daha sağlıklı bir okuma yapabilirsiniz.

Yusuf Atılgan’ın, “Anayurt Oteli” kitabı, “Aylak Adam”dan uzun bir süre sonra, 1973’te yayımladığı ikinci romanıdır.

Romanda eski bir konak olan Anayurt adlı otelin katipliğini yapan Zebercet’in yaşadığı ruhsal sorunlardan sonra intihara yönelişi, belki de sürüklenişi demek daha doğru, anlatılır. Zebercet çevresiyle ve toplumla pek fazla teması bulunmayan, ancak zorunlu durumlarda otel dışına çıkan bir katiptir. Onu otelde oyalayan tek şeyse otele gelen müşterileri gözlemlemektir. Bu açıdan bakıldığı zaman onun kişiliği hakkında çok da fazla söz söylemeye gerek olmadığı düşünebilir…

Romanın başlıca karakterleri odacı kadın Zeynep, ‘Gecikmeli Ankara Treniyle Gelen Kadın’ ve ‘Emekli Subay’dır. Tıpkı Yusuf Atılgan C. karakteri gibi onların isimlerle çok fazla işi yoktur!

Zebercet’in serüveni gecikmeli Ankara treniyle gelen ve otelde bir gece kalıp giden kadının ardından başlar. Zebercet, yaşamının, kadının kaldığı o geceden sonra değişmeye başladığına tanık olur. Kadının kaldığı odayı olduğu gibi korumak için kilitler ve bu odaya müşteri kabul etmez. Bu durum onun için bir saplantı halini almaya başlar… Ara sıra odaya girerek, kadının varlığını hissetmeye bile çalışır. Zamanla oda, Zebercet’in yaşamının odak noktası, belki de yaşamasının tek nedeni halini almaya başlar. Oysa saplantı halini alan bu durum, Zebercet’in o güne kadar sürdürdüğü düzenini etkiler. Bir nesneyle, bir kavramla yani bir odayla Zebercet arasında bir bağ kurar Yusuf Atılgan. Oda dışında her şeye yabancılaşır Zebercet, yıllardır bastırdığı cinselliğini bile harekete geçirir, ancak bu cinsellik nesnesi olmayan bir cinselliktir. Romanda cinsellik kaba bir şekilde verilmemiştir. Asıl tema, Zebercet’in acımasızlığı ve çevresine karşı olan yabancılaşmasıdır. Devamındaysa oda ve karakter arasındaki mücadele, karakterin yaşamını tamamen etkiler ve sonunda onu kötü bir sona sürükler…

Not: “Anayurt Oteli” isimli bu yapıt Ömer Kavur tarafından 1987 yılında sinemaya uyarlanmıştır. Film döneminde çok başarılı olmuştur ve hâlâ ismi anılmaktadır. Macit Koper, Serra Yılmaz, Orhan Çağman, Şahika Tekand, Osman Alyanak, Yaşar Güner, Arslan Kaçar, Cengiz Seçici, Songül Ülkü, Ülkü Ülker, Osman Çağlar, Orhan Başaran, Kemal İnci gibi isimler bu filmde rol almışlardır. Selçuk İletişim Dergisi, Temmuz 2000 3. sayısındaki şu ayrıntıyı da ekleyelim

:

 



 

 

Anayurt Oteli' Kitabındaki Zebercet Karakterinin Sosyal Değişimleri Açısından İncelenmesi


Ferhat ATİK | 18 Aralık 2008 | Gösterim: 778

http://www.makaleler.com/

Anayurt Oteli, sadece bir otel olmaktan öte Zebercet’in rahimsel bir dönüş ve güven arayışı bağlamında bakabileceğimiz bir mekan. Zebercet kendi yalnızlığını kendisi yaratırken, içindeki değişim, sosyalleşme, farklılık belki de düzelme gayreti ile ilgili tüm adımlarının, bağlılıkları, özlem duyduğu anne, özlem ve arayışı ile ertelenmesi ve bunun yanında dışsal öğelerin kendisine yönelmeleri ile Zebercet’in yönelim sıkıntıları arasında kalışı onunla ve otelle ilgili detayları ve ana kavramları bir arada tutuyor.

Bu kavramları film ve kitap ekseninde somutlaştıracak birkaç temel örnek aşağıda incelenmiştir. Elbette bu tarz okuma ve görsel incelemeden kasıt, temel sosyal değişim evrelerinde Zebercet’in yaşadıklarını adımsallaştırmak, daha net ifadelere dönüştürmektir. Oysa attığı yeni adımlar ve değişimler, elbette, somut olarak, Zebercet’in yaptıkları, davranışları gibi görünse de, psikolojik olarak, yalnızlık ve anne rahmine dönme psikozu sınırında durma gibi, sosyal değişimini körükleyen, buna ivme veren ruh halini aktarmaya yarayacaktır.

Bu aktarma öncesinde Zebercet’i tanımamızda fayda var. Zebercet babadan kalma bir oteli işleten ve o otele çok bağlı bir karakterdir. Gecikmeli Ankara treniyle otele gecenin bir vakti gelen ve bir gece kalıp giden, giderken 1 hafta sonra geleceğini söyleyen ve hatta kendisine günleri saydırarak bekleten bir kadınla tüm hayatı değişmiştir. Karakteristik olarak Zebercet anti sosyal, içine kapanık bir adamdır. Anne rahminde sadece 7 ay kalması ve doğumundan bir süre sonra annesini kaybetmesi onu sonsuz bir anne özlemi ile yaşamaya itmiştir. Bu özlemi ise otele gelen bir kadını annesi gibi görmesine ve ona derin duygular beslemesine sebep olmuştur. Zebercet yavaş hareket eden değişimlerden uzak görünen fakat harekete geçmeden önce fazla düşünmeyen içgüdüsel hareket eden bir karaktere sahiptir. Ruhsal bakımdan sağlıklı değildir. Kişilik bozukluğu yoğundur. Yalnızlık bunalımı olan ve hayatına temel damgayı bu yalnızlığın vurduğu bir kişidir. Hayatına cinsel anlamda tam anlamıyla bir kadın girmemiş ve aşkı hiç yaşayamamıştır. Seksi otelde çalışan bir kadınla ve anlamsız bir boşalma güdüsü ile insani zevklerden arınmış bir ilkellikte tatmıştır.

Şimdi onun değişimini analiz etmemiz daha mümkün. Nasıl biriydi ve bu karakter ne değişimler yaşadı?

Zebercet otelden çıkarak berbere fakat her zaman gittiğine değil başka bir berbere gitmişti. Bu onun daha önce gittiği berberi değildi, zor olanlardan biri olarak berberini ve ardından bıyıklarını kestirerek bir değişimin istencinin ilk adımlarını sergilemişti. Berber bıyıklarını kestikten sonra alışveriş yapmak için bir erkek mağazasına gitmiş ve oradan da üstüne bir şeyler almıştı. Temel argümanlarını asla değiştirmezcesine ruhunda yalnızlık ve değişmez sabitlikler bulunan Zebercet, erkek mağazasında çalışan satıcının kıyafetlerine uygun siyah bir ayakkabı almasını önerir önermez almasını ve bunu hemen uygulayacak kadar değişime olan bilinç altı ihtiyacını sergilemiştir. Berber işini, alışverişini bitirdikten sonra Zebercet tekrardan oteline gelmiştir. Daha sonra otelden ayrılmıştır. Zebercet bu kez dışarı çıktığında meyhaneye gitmiş bu meyhanede yan masada oturan bir adamın horoz güreşine gideceğini öğrenerek yine alışılagelmişlerle dolu hayatından soyutlanarak adamın onun arkasına takılmış ve horoz güreşi yapılan yere gitmiştir. Orada ise yine değişimin sosyal farklılaşma ve sosyal değişimin istemli adımları, talepleri gibi duracak bir örnekle ilk kez tanıştığı genç bir çocukla sinemaya gitmiştir. Sinema çıkışı Zebercet çocuğa otelde birlikte kalmalarını teklif ettiyse de çocuk bu teklifi reddetmiştir. Denilebilir ki Zebercet sosyal değişim gayreti içerisindeki davranışlarına bu durumla, yalnızlıktan kurtulma ve sosyal değişim yaşama adımını da eklememiz mümkün.

Zebercet’in son kez dışarı çıkışında ise parka gitmesiyle yaşandı. Bu sırada bir banka oturmuş ve yanındaki adamla sohbet etmiştir, adam yanından ayrılınca daha önce oteline gelen bir hayat kadının yanına giderek geceyi birlikte geçirmelerini teklif etmiştir. Kadın Zebercet’e otele gitmesini ve onu orda beklemesini söylemiş fakat Zebercet’in yanına gitmemiştir. Zebercet bu sefer genç çocuğu bulmak için sinemaya gitmiş çocuğu orda bulamamıştır. Tüm davranışlarında anne ruhuna duyduğu özlemi, bu alanda yaşamakta olduğu ruhsal ve derin bunalımı, otele apansız gelen kadının otel gibi aslında annesinin figürü olduğunu görmemiz ve söylememiz mümkün.

Zebercet’in bu arayışları ve değişim çabaları, çok fazla başarılı olamadığı gibi, içinde girdiği değişim adımlarının bir olumlu getiri ile sonuçlanmamasının ardından birkaç gün sonrada kendini otel odasında asarak öldürmesine kadar gider.

Anayurt Oteli Roman ve Film Arasındaki Temel Benzerlikler

1- Kitabın da filmin de ana temellerinden biri ve aynı zamana elbette en temel benzerlik yalnızlık kavramıdır dememiz mümkün. Yalnızlık üzerine yazılmış psikolojik içerikli bir öykü hem kitapta hem de filmde bu yönde benzerlikler ortaya çıkarmaktadır.

2- Diğer bir temel benzerlik ise filmin başında bir kadının otele gecikmeli Ankara treniyle gelerek otelde bir gece kalması ve ertesi gün otelden ayrılırken, bir hafta içinde geri döneceğini söylemesidir. Öyle ki, hem kitap hem de filmde tema bunu üzerine kuruludur.

3- Öğretmen çiftin otele gelip ev bulana kadar otelde kalmak istemeleri, diğer otel müşterilerinin bazıları, hizmet gören kadınla Zebercet’in diyaloglarının bir çoğu gibi detaylar da benzerliklerden bazıları olarak karşımıza çıkmaktadır.

4- Elbette daha detaylı bakıldığında bulunması muhtemel bir çok benzerlik mevcuttur. Fakat temel anlamda birkaç benzerlik arayışımızda bir diğer temel benzerlik ise Zebercet’in kendi odasında kendini asıp öldürmesi olarak belirlenebilir.

Anayurt Oteli Roman ve Film Arasındaki Temel Farklılıklar

1- Kitapta Zebercet ile ortalıkçı kadının seks yapmaları tüm detaylar ile okuyucuya aktarılmaktadır. Oysa filimde bu sahneler oldukça yüzeysel olarak geçilmiş detaylı anlatım görsel olarak sergilenmemiştir.

2- Kadının sevişirken adama ‘’ Nasıl seninim ‘’ demesi filimde verilmedi .

3- Yine temel farklardan birisi ortalıkçı kadını işe alırkenki bölümdür. Bu bölümde Zebercet kitapta kızın dayısıyla pazarlık yapar. Oysa filimde böyle bir sahne yoktur. Bu sahne sadece kitapta yer almıştır.

4- Temizlikçi kadını öldürürken filimde sadece yüzüne baktı boğazını sıktı ve öldürdü kitapta ise onu öptü.

5- Aslında bunu bir eleştiri olarak da iletebiliriz ama genel olarak kitap uyarlamaları filmlerin daha geride kalmalarını sağlıyor. Kitapta olaylar diğer bir çok kitap uyarlaması sinema yapıtında olduğu gibi daha ayrıntılı anlatılırken filimde daha yüzeysel anlatıldı.

Sonuç olarak  Zebercet hayatını, annesi gibi bellediği otelde geçirerek tüm inanışlarını ve duygularını o otele bağlayan bir karakterdir. Apansız gelen ve bir gece otelinde kalan bir kadına hissettiği duygular ve beklentiler ise, yine anne duygusundaki eksilmeler ve beklentisel artmalarla ilgili değişimleri sergilemektedir. Öyle ki, hikayenin sonunda gelen kadın ile annesinin aynı kişi /ve/veya benzer kişi) olduğunu görebiliyoruz. Bu gelen kadınla onda başlayan değişim, sosyal değişim sürecine yansırken, arayışlarını da acemice beraberinde getirmiştir. Başlayan ve kabul ettiği bu değişimi acemice yaşamaya çalışan ve arayışlarla bulmaya çalışan Zebercet, yalnızlığını paylaşabilecek yakın bir dostluk, bir aşk kurabilecek, bir cinsellik, bir ilişki aramaktaydı. Fakat zamanla bunu bulamayarak gayret ettiği sosyal değişimde yeterince karşılık alamayıp başarılı olamayarak hayal kırıklıkları yaşamıştır. Bunu arayışlarına net yanıtlar ve somut ulaşımlara varamamış olan ruhu ise artık bu yalnızlığı kaldıramamıştır. Onun kendi elleriyle hazırladığı acı sona götüren detaylarda bu başlıklar altındadır.


İlk Kez Konaklayacaklar İçin Anayurt Oteli

İbrahim Yıldırım 11-11-2009

http://www.sabitfikir.com

Yusuf Atılgan, 1989 yılının ekim ayında öldü, ilk romanı olan Aylak Adam 1959 yılının ekim ayında yayımlandı. Bu yılın ekim ve kasım aylarında dergilerde, gazetelerin kitap eklerinde oldukça güzel yazılar çıktı: Yazar anılırken Aylak Adam'ın 50. yılını kutlandı. Atılgan'ın ikinci romanı Anayurt Oteli ise 1973 yılında okurla buluştu. Büyük olasılıkla yanılıyorum ama, sanırım yine aylardan ekimdi. Evet ekimdi ya da ben öyle olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, Türkiye yıllardır loş bir güzü yaşıyordu. Çok iyi hatırlıyorum, roman böyle dönemlere uygun; hezeyana çok yakın bir coşku ile karşılanmış: hem beğenilmiş, hem yerden yere vurulmuştu.

Tuhaf - kekremsi bir yıldı 1973: 12 Mart darbesinin açtığı yaralarla malûl zihinler kendine gelmeye çalışıyor; ancak ülke bir başka döneme 12 Eylül'e doğru evriliyor; loş- acılı bir dönemden çok daha karanlık kanamalı bir sürece doğru yol alıyordu. Edebiyatın böyle bir ortamdan etkilenmemesi mümkün değildi tabii ki, dolayısıyla gazetelerde - dergilerde kaotik denilebilecek bir tartışma ortamı vardı. Dahası herkesin kafası karışıktı, aydınlarımız her zaman olduğu gibi yine parça parçaydı. Anayurt Oteli işte böyle bir dönemde okurla buluştu; kimilerince lanetlendi, kimilerince beğenildi, kimilerince bazı özellikleri öne sürülerek suçlandı.

Anayurt Oteli için, “çok karanlık şeyler yazıyorum herkes şaşıracak” diyen Atılgan, gerçekten amacına ulaştı, onu okuduğumuzda hepimiz çok şaşırmış, nasıl okuyacağımızı, nasıl değerlendireceğimizi bilememiştik. Aradan otuz altı yıl geçti., romanın yarattığı karanlık coşku hâlâ egemenliğini sürdürüyor.

Peki onu ilk kez okuyacak, Anayurt Oteli'nin sayfalarına ilk kez girecek okurların, koridorlarda kaybolmaması, lobide biraz rahat etmesi için ne tür okuma yöntemlerine, biçimlerine yönelmeli.
Ben, yeni okurlar için 3 ayrı yöntem önerebilirim...

1.  Anayurt Oteli'nin kahramanı Zebercet'in özellikleri düşünüldüğünde, roman psikyatri açısından bir olgu sunumu, eski deyişiyle bir vaka takdimi olarak okunabilir. Çünkü Zebercet Şizoid bir kişiliktir. Bu rahatsızlığın bütün belirtileri neredeyse üzerinde toplamıştır: Gündelik hayata kayıtsızdır, olayları takip etmez, dahası otelden belirli günler dışında çıkmaz. Bir bakıma kendini dış dünyaya kapatmıştır... Bir diğer şizoid belirti Zebercet'in övgülere, eleştirilere kayıtsız olması, bir başka insanın varlığından huzursuz duymasıdır... Klinisyenler, şizoid erkeklerin sürekli bir ilişki geliştiremeyeceğini; ilişkilerini evliliğe dönüştüremeyeceğini söylüyorlar. Zebercet de böyledir, cinsel hayatı fanteziler üzerine kuruludur: Gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının odasını bir tür cinsel mabet haline getirirmiş, kadının kullandığı havluyu, çay içtiği bardağı cinsel objeler olarak görmektedir. Onun ortalıkçı kadının odasına, kadın uyurken girmesi ise fanteziye yönelik bir şizoit eylemdir. Öte yandan bu tür rahatsızlıkları olan kişiler, bir insanı hayalinde yaşatabilir, o insanı kendileri için en önemli kişi haline getirebilir. Romanda hem gecikmeli Ankara Treniyle gelen kadın, hem otelin sahibi olan Keçecizade ailesinin bireyleri, -özellikle dayım dediği Nurettin- Zebercet'in iç dünyasında ilişki kurduğu kişilerdir... Bütün ruhsal hastalıklarda rastlanacağı gibi Zebercet de bir süre remisyon yani geçici iyileşme dönemi yaşar. Yusuf Atılgan bunu Zebercet'i gecikmeli Ankara treniyle gelen kadının otele dönmesini hayal etmesini, yani hayali ilişkisinin boyutlarını genişletmesiyle ilişkilendirir. Bu iyileşme döneminde Zebercet, dış dünyaya adımını atar, bıyığını keser, yeni giysiler alır, sigara içmeye başlar, ancak giderek kadının gelmeyeceğini düşünüp ve umutsuzluğa kapılır. Bu umutsuzluk anlarının birinde ortalıkçı kadınla, -kadın uyanıkken - gerçek bir cinsel ilişki kurmak ister, fakat başarılı olamaz, kadını öldürür, ardından intihar eder, Zebercet'in hayatı biter, roman da!

2.  Anayurt Oteli aritmetik bilmece olarak da çözülebilir. Bunu da şizoid kişilik üzerinden açıklayabiliriz: Zebercet, sürekli sayılarla uğraşır, saatini kurar, düzeltir, oda numaralarını sayar döker... Okur, şu satırların benzerlerine yaklaşık yirmi beş bin sözcükten oluşan romanın her hangi bir sayfasında rastlayabilir. Saate baktı. Sekize iki var. Çalar saat günde iki dakika geri kalırdı. Kurarken ileri almayı unutmuş muydu bu gün? Öğleyin on ikide top atılınca bakacaktı. Geçen cuma sekizi iki geçe çalmıştı kapıyı. 'Evet, kalkıyorum.' Sadece bir hafta mı olmuştu? Sol cebinden sigara paketiyle kibriti çıkardı. O sabah kadını bir, bir buçuk ya da iki dakika daha uyutması pek önemli değildi ama kimi ayrıntılar önemliydi...” Öte yandan, Anayurt Oteli'ni ilk kez okuyacak olanlar bazı sayılara özellikle dikkat etmeli. Örneğin 28 çok önemli bir belirleyendir. Çünkü Zebercet 28 Kasım günü doğmuştur. Zebercet'in büyük dayım dediği, Halveti tarikatına bağlı Nurettin'in erbainden yani 40 günlük tekke çilesinden 18 gün önce 22 gün önce çıkar. Çileden çıkan Nurettin öldüğünde 28 yaşındadır. Nurettin 22 gün çile çekmiştir. Roman 22 gün sürer. Zebercet, doğum tarihinden 18 gün önce, 10 Kasım'da ölür. Yani onun da çilesi, (ya da remisyonu ya da roman) 22 gün sürer.... Bitmedi: Zebercet'in babası evlendiğinde 28 yaşındadır. Zebercet'in dış dünyaya açıldığında izlediği cinayet davası 28 kasıma ertelenmiştir... Bu sayısal düzeni biraz daha netleştirmek için bir alıntı daha yapalım... Zebercet intihar ettiği pazar sabahı şunları düşünmektedir: “ ... serin, kapalı, neredeyse yağacak bir havada istasyona gidip aldığı gazetede 7 Kasım Perşembe'yi görünce anlamıştı Kimi ayrıntılar ya da belli bir ayrıntı ( 28 Kasım gibi) önemsendiğinde, bir kesinlik arandığında (...) başkalarının saptamı, tanıklığı gerekliydi.” Zebercet, intihar pazar sabahı 7 Kasım perşembeyi hatırladığına göre, pazar günü 10 Kasım'a rastlıyor ve roman bitiyor. Kısacası Anayurt Oteli'nde o kadar çok sayı var ki dileyen başka şifreler bulabilir; kurabilir, çözebilir. Ya da otelin içinde kaybolur. Bu tabii ki okurun tercihi.

3.  Anayurt Oteli, bir simülasyon, yani benzetim çalışması olarak değerlendirmek olasıdır. Bu ilginç tutumu sayısal özellik yardımıyla açıklamakta yarar var: Romanın hemen başındaki Otel bölümünde, Atılgan, otel binası ile ilgili şunları söylemiş: "O zamanlar kasabanın ileri gelenlerinin doğan çocukları, ölen yakınları için tarihler düşürüp birkaç kuruş kazanan bir yerli ozan, konak yapıldığında ' ebced'le bir şeyler uyduramadığından olacak ölçüsü ne aruza ne heceye uyan tuhaf bir tarih yazmış:

Bir iki iki delik
Keçeci Zade Malik

Arap rakamlarıyla ' bir, iki, iki delik' bin iki yüz elli beş ediyor; şimdiki tarihle bin sekizyüz otuz dokuz.." Yani, Tanzimat Fermanı'yla aynı tarihte yapılan bu konak, Cumhuriyet'in ilan edildiği yıl olan1923'te otel olmuş.... Anayurt Oteline ilk kez adım atacak olan okurlar, bu tarihlere mim koyarsa diğer simülasyon ögelerini daha iyi kavrar; çünkü, ara sıra otelde kalan zamanda siyasetçi olan dişçinin yarım ay biçiminde olan yüksek basamaklı bankoyu ya da masaya “Zebercet efendinin kürsüsü” demesi, otel yazılı tabelanın toprağı göstermesi boşuna değildir. Son olarak Yusuf Atılgan'ın Zebercet'in zihninden aktardığı şu satırlara dikkatinizi çekmek istiyorum: "Bir oteli yönetmekle, bir kurumu, geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyor, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticinin yapacaklarından çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzüne"

Not: Bu yazıyı hem Yusuf Atılgan'ı saygıyla anmak, hem de onunla ilk kez tanışacak olanlara yol göstermek için yazdım. Anayurt Oteli, tabii ki önerdiğim 3 yöntemin dışında, çok başka biçimlerde de okunabilir Ama en iyisi, en doğrusu okurun kendi yolunu bulmasıdır.
 


 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!