Tuhaf
Şeyler Oluyor        
Kelly Link




Toplantı Tarihi 7.3.2018


Anasayfa

 

 Editörün Notu:   "Tuhaf Şeyler Oluyor" kitabı ile Hugo, Nebula,Salon Yılın Kitabı, World Fantasy ödüllerini kazanan Kelly Link kitabında periler, uzaydan gelen yaratıklar, hafızasını kaybeden kadınlar, balayına çıkan çiftler, öbür dünyadan gelenlerden söz eder. Kitaptaki onbir öykü birbirinden acaip. Ama tekin olmayan bu öykülerin hepsi mutlu sonla bitiyor. 

 Tuhaf Şeyler Oluyor
Kelly Link
Duygu Yurtseven
Dipnot Kitap Kulübü


Tuhaf Şeyler Oluyor gerçekten tuhaf bir kitap. Kitabı okumaya başladım ve ilk öyküyü bitirdiğimde “ bu öyküyü tekrar okumalıyım diye düşündüm. Kesin benim kaçırdığım birşeyler var, kitaba odaklanamadım “ diye düşündüm. Aynı zamanda öyküyü okumaktan keyif de aldım ama birşey vardı beni rahatsız eden sanki duymaktan hoşlanmadığım birşey. Kitapta ilerlemeye devam ettiğimde ise kimi öykü beni gülümsetti, kimisi korkuttu, kimisi de beni rahatsız etti. Kiminde ise anlatılanlar bana çok tanıdık geldi.

Kelly Link fantastik edebiyatın temsilcilerinden. Link’in "Tuhaf Birşeyler Oluyor" ilk kitabı, "Magic for Beginners", "Pretty Monsters", "Get in Trouble" diğer öykü kitapları. Öykü yazarlığının yanı sıra editörlük ve kocası ile birlikte 2000 yılında kurdukları Small Bear Press isimli butik yayınevinde yayıncılık da yapıyor.

Kelly Link bu kitaplarıyla Locus, Hugo, Nebula, World Fantasy Awards gibi bilim kurgu ve fantastik edebiyat dünyasının ödüllerine layık görülmüştür.

Yazar öykülerinde bizi gerçekliğin sınırlarına taşıyor. Masallarda, mitlerde, hortlak öykülerinde dolaşıyoruz. Aynı zamanda öyküler yaşadığımız günlük hayatın birer kesiti gibi. İnsana ait olan duygular, kimi zaman kendi kendimize itiraf etmekten çekindiğimiz, kabullenemediğimiz şeyleri Link öykülerinde cesurca koymaktan çekinmemiş. Toplum olarak ortaya çıkmasından çok çekindiğimiz cinselliği öykülerinde kullanıyor, fantastik öykülerdeki ve masallardaki gizli kalmış cinselliği ortaya çıkartıyor. Masalları adeta ters yüz edip, var oldukları klişelerden çıkarıp bambaşka bir şekilde kurguluyor. Dilin ona sunduğu olanakları kullanarak öykülerinde tedirginlik, huzursuzluk, belirsizlikler yaratarak bize gündelik yaşamamızdaki unutulmuşlukları, göz ardı ettiğimiz duygularımızı tekrar düşünmemize yol açıyor.

Kelly Link’in cesurca ve zekice kurgulanmış öykülerini okuduktan sonra kafamızda bazen birçok soru işareti, bazen de tam tanımlayamadığımız birşeyler oluşuyor. Her öykü farklı farklı kişilerce farklı şekillerde yorumlanabilir, işte Kelly Link’nin de öykülerinde yapmak istediği budur. Hatta bir öyküyü aynı kişi farklı zamanlarda okuduğunda farklı yorumlarda bulunabilir.

Kelly Link ‘e göre öykülerdeki belirsizlik, gizlilik, aykırılık, karışıklık öyküyü daha inandırıcı ve daha güçlü hale getiriyor. Onun öykücülüğüne kısaca değindikten sonra şimdi kitabımızdaki öykülere tek tek yakından bakalım

KARANFİL, ZAMBAK, GÜL

Ölünce gittiği ve neresi olduğunu bilmediği bir yerden, adını unuttuğu karısına mektuplar yazan kendi adını da bilmeyen bir adamın öyküsü. Ada gibi bir yerde sanki okyanusun ortasında belli belirsiz bir yerde posta kutuları olduğu için adam karısına mektuplar yazıyor. Adam mektup yazmadığı zamanlarda da düşüncelerinde karısı var, geçmiş yıllarını anımsıyor. Öyküde adam neden öldüğünü bilmiyor, mektuplar gideceği yere gidiyor mu bilinmiyor. Öyküdeki herşey belirsiz sanki bir sis tabakasının arkasından bakıyoruz.

Sanki ölümün ve ölüm sonrasının soğukluğu, huzursuzluğu ve belirsizliği içimize işliyor.

KÖPEĞİN SIRTINDAKİ SU

Sevgilisinin ailesiyle tanışan bir adamın öyküsü. Ama sevgilisinin babasının burnu yok, annesinin bir bacağı yok. Burun yerine çeşitli malzemelerden yapılmış burun, yok olan bacağın yerini ise tahta bacak alıyor. Aile kentin dışındaki bir çiftlikte yaşıyor, yazları çilek, kışları ise noel ağacı satıyorlar. Sevgilisine evlilik teklif ediyor ama karşılığını tuhaf bir soruyla alıyor;

- Söylesene hangisi olmadan idare edebilirsin, aşk mı, su mu?
- Ne demek istiyorsun?
- Yani aşk olmadan mı yaşayabilirsin, yoksa su olmadan mı?
- Neden ikisini birden alamıyorum?

Ölümcül köpekler, ölmüş ikiz kardeşin mezarı, tahta bacak, yapma burunlar, kaybedilen serçe parmak, tahta bacakta yaşayan ruh, Noel ağaçları ve bir türlü evliliğe ikna edilemeyen sevgili.

Hayatta kaybetmenin ne olduğunu bilmenin öyküsü. Belki de hayatımızda yaptığımız seçimler öğretiyordur kaybetmenin ne olduğunu bize.

UZMAN ŞAPKASI

Uzman Şapkasında 282 gün önce anneleri ölmüş tek yumurta ikizleri babalarıyla birlikte sekiz bacalı bir şaire ait olan evde yaşamaya başlarlar. Kelly Link öykünün ilk satırlarında “Ölü” kelimesine büyük harfle başlayarak bize ne tür bir öykünün geldiğini haberdar eder. İkiz kardeşler bakıcılarıyla “hadi ölü numarası yapalım” oyununu oynarlar. Periler, hayaletler, tuhaf olaylar Kelly Link öykülerinin değişmezleri. Ölüysek herşey daha kolaydır, isme ihtiyacımız yoktur, birşeyleri hatırlamamız gerekmez.

UÇUŞ DERSLERİ

Bir tavuskuşu sürüsünün annesini öldürmesinden ötürü kuşlardan korkan ve bu korkusunu yenmek için uçuş dersleri alan kahramanımızın ölümü de yine bir kuş sürüsünden dolayı olur. Antik yunan mitolojisininden birçok unsuru bulabiliyoruz bu öyküde. Kelly Link’in Uçuş Desrleri hakkında söylediklerine bakarsak romantik bir aşk öyküsü yazmak istediğini belirtir. Bu aşk öyküsünü yazarken Orpheus ve Eurydike mitini anımsarız. Aşk romanları yazarı halayı ise bize aşk tanrısı Afrodit ‘ i hatırlatır. Sir Henry Raeburn’ un gölde paten yapan papaz Robert Walker tablosuna baktığımızda ise uçan bir kargayı düşünmeden edemeyiz. June tablodaki Robert Walker’ı kendisine baba seçmesi ise hayli ilginçtir. Öyküde adı geçen yer isimleri ise bizi Edinburg’ da gezintiye çıkarır.

KARLAR KRALİÇESİYLE YOLCULUK

Karlar Kraliçesiyle Yolculukta bildiğimiz çocukluğumuzun masallarından yola çıkarak bir aşkın hikayesini okuyoruz. Gerda karlar kraliçesine kaptırdığı eşi Kay’ın peşine düşer. Kelly Link klasik masalın izini sürerken feminist bir yaklaşımı bariz bir şekilde öne çıkartarak alışılmışın dışında bir sonla okuru şaşırtıyor.

KAYBOLMA NUMARASI

Ailesi Endonezyada misyoner olan Jenny Rose yaşaması için Amerikadaki akrabalarının yanına gönderilir. Jenny Rose ailesinin özlemini çekmektedir, onlara geri dönmenin sıradışı yöntemi ise yok olmaktır. Bu yok oluşa misafir olduğu evde tek bir kişi tanık olur o da kuzen Hildy. Jenny Rose’un yok oluşuyla bütün taşlar yerinden oynar. Hildy ise kayboluşları, veda etmeden çekip gitmeleri kabullenmiştir artık ama yok olmaların arkasındaki boşlukta ne olduğunu merak etmeye devam eder.

HAYATTA KALANLAR BALOSU YA DA DONNER’IN PARTİSİ

Jasper bir seyahat acentasında doldurduğu bir formdaki “Neden dünyanın etrafında dolaşmak istiyorsunuz ?” sorusuna “Çünkü içinden geçemem” diye verdiği cevaptan dolayı dünyayı dolaşma yolculuğu kazanmıştır. Bu yolculuk sırasında bir barda Serena ile karşılaşır ve yolculuklarına beraber devam ederler. Zorlu bir araba yolculuğundan sonra geldikleri otel oldukça ilginçtir,. Otelde bir parti vardır. Parti hayatta kalanlar partisidir. Kelly Link bu hikayesinde tarihteki "Donner Partisi" olayından esinlenmiştir. İnsanın yaşamda kalabilme içgüdüsüyle ne kadar vahşileşebileceğini, sonuçta insanın ne kadar ilkel bir yaratık olduğuna vurgu yapmaktadır.

AYAKKABI VE EVLİLİK

Kelly Link ayak, ayakkabı ve evlilik ile ilgili dört bölümden oluşan öyküye Sinderella masalının cam ayakkabısı ile başlar. Balayı çifti yataklarında tuhaf güzellik yarışmasını televizyondan seyrederken ayakları birbirinden hiç ayrılmaz, sımsıkı birbirine sarılmıştır. Filipinlerin eski diktatörünün karısı İmelda Marcos’un ayakkabı müzesindeki gezintiyle devam eder öykümüz. Mutlu sonun müjdesi bir çiftin ayakkabılarından fallarına bakan falcıdan gelir. “ Birbirinizi bulduğunuz için ne kadar şanslısınız! Beraber çok rahat olacaksınız, tıpkı eski bir çift ayakkabı gibi.”

ARKADAŞLARIMIN ÇOĞU ÜÇTE İKİ SU

Arkadaşlarımın çoğu üçte iki su Rad Bradbury’nin Betoniyer öyküsünden bir alıntı ile başlıyor. “Tamam Joe. Dediğim gibi, marslı kadınlarımız sarışın olacak, çünkü, anlıyor musun, çünkü işte.” Babasının garajında yaşayan anlatıcının iyi arkadaşıdır Jak. Zaman zaman aralarında yaptıkları telefon konuşmasından anlıyoruz ki Jak sarışın, barbie bebek gibi kadınları beğenmektedir. Jak’ e göre Newyork sarışınların istilasına uğramıştır, ama bu sarışınlar cinsiyetleri olmayan uzaylı sarışınlardır. Anlatıcı aslında aşıktır Jak’e, ama bu aşkın farkında değildir Jak. Çünkü anlatıcının sarışın bir barbie bebeğe dönüşmesi gerekir ki bu aşk karşılık görebilsin. İşte yaşadığımız dünyanın acı gerçeği de budur belki de.

LOUİSE’İN HAYALETİ

Çocuklarından beri ayrılmaz iki dost olan Louise ve Louise’nin öyküsü. Aynı ismi taşıyan arkadaşların birbirlerini tamamlamasının, aynı kişi gibi olmanın ve Louiselerin yaşamlarının tuhaflıklar ile dolu olmasının öyküsü. Louiselerden birinin eskiden kendini köpek zanneden, herşeyi yeşil olan Anna adında bir kızı, diğer Louise’nin ise evinde yaşayan boyutları sürekli değişen bir hayaleti vardır. Bütün bu tuhaflıkların arasında insana dair acıları duyumsarız. Alzheimerlı bir anneye her daim kendini hatırlatma, yalnızlığını azaltabilmek için evli erkeklerle birlikte olmak, tek başına çocuk büyütmek yada babasız çocuk sahibi olmayı düşünmek, hayatta değer verdiğin kişilerin kaybı. Kısaca ölüm ve yalnızlığı kabullenememenin öyküsü./p>

KIZ DEDEKTİF

Kitabımızın son öyküsü etkileyici, tuhaf bir öykü. Kız dedektif Nancy Drew’a benzeyen genç bir kızın kayıp annesini aramasının öyküsü. Öykümüz çin restorantlarında, banka soyunlarında ve dans eden oniki prenses masalında dolaşıyor. Sanki uykudayız bütün olaylar rüyada gerçekleşiyor.


Çünkü Tuhaf Şeyler Oluyor

https://kayiprihtim.com/inceleme/cunku-tuhaf-seyler-oluyor/

 Damaklarda Karin Tidbeck'in "Zeplin"i tadı bırakacakken son anda çenenize bir yumruk sallayarak dilinizi ısırttıran bir kitap. Çünkü kendi adı ve kendi tadı var.

Tuhaf Şeyler Oluyor, Kelly Link’in 2001’de yayımladığı ve geçtiğimiz sene Aylak Kitap tarafından dilimize kazandırılan bir öykü kitabı.

Evet, işin zor kısmını yaptım. Bir giriş cümlesi yazdım, öyleyse devamı çorap söküğü gibi gelmeli. Yazmak konusunda tavsiye veren pek çok ukalanın da söylediği gibi, başlarsanız gerisi gelir.

Fakat bazen istisnalar olur. Öyle ki bu istisnalar size istisnanın tanımını baştan yaptırır. Günde yüzlerce sayfa, ayda onlarca kitap bitiren birisi değilim. Elimden geldiğince öykü okumaya çalışırım. Hikâye üzerine düşünmeyi severim. Bazen çok deneysel öyküler gelir, bazen öyle postmoderndir(?) ki işler neden o şekilde gelişti, hiç anlamam. Alt metinler, üst metinler ve metinlerarasılık çarkları arasında çiğnenirken öyküyü yakalamaya çalışırım.

Bazen öykü hemen oradadır. Uzansanız yetişecek gibisinizdir. Üstü biraz puslu, etrafı biraz dağınık, kimlikler biraz evde kalmış gibidir. Gözlerinizi kısıp dikkatle bakmanız gerekir. Orada olduğunu bir kere sezmişsinizdir. Bir şekilde ona ulaşmayı başarırsanız kesinlikle memnun olacaksınızdır. Odaklanmanız gerekir.

21. yüzyılda birisinden odaklanmasını istemek iddialı bir taleptir. Boşa çıkarsa başınız yanar. Kelly Link ve öyküleri hakkında konuşmak biraz da bu yüzden zor. (Zor olduğundan bahsetmemiştim, ama siz yine de bir türlü konuşmaya giremeyen anlatıcınızın buhranından durumu çarçabuk yakaladınız.)

Kitabı okurken asla yeterince odaklanıp odaklanamadığımdan emin olamadım. Bir şeyleri sürekli kaçırıyor gibiydim. Büyük şeyler oluyordu o öykülerde. Resmin tamamına hakim değil gibiydim ve bu beni rahatsız ediyordu. Okuması değil, okuması kesinlikle müthiş keyifli bir kitaptı. Sadece hakkında birkaç söz edecek olduğumda, “Ben çok sevdim, ama biraz…” deyip duraklamama neden oluyordu.

Ama biraz neydi? Neden emin olamıyordum? Sonra bu yazının başına oturduğumda bir kez daha düşündüm. Kitabın ilk öyküsü “Karanfil, Zambak, Zambak, Gül” bu süreçte bana yardımcı oldu.

Bu kitap belirsizlikler hakkındaydı. İnsan huzurunun en büyük düşmanı, geceleri yastığın soğuk tarafını ararken içimize çöreklenen o illet his, işte somut bir şekilde önümüzdeydi! Hal böyle olunca kitabı okurken bütün resme hakim olamayışım beni susturamadı. Zaten hayatımızın büyük bir kesimi belirsizlik bulamacında kaybolup gidiyordu. Zaten gece yarısı ansızın içimize oturan ve kalkmayı da pek sevmeyen bu his, hayatımızın çok büyük bir parçasıydı.

Öyleyse belirsizliğin pusunu sapına kadar hissettiğimiz bu kitabın bana vermiş olduğu, “Ama…”ları rafa kaldırabilirdim.

“Geçen hafta boyunca sürekli bir şeyler olacakmış gibi hissettim, içimde kelebekler uçuşuyordu âdeta. Bir şey olacaktı. Derslerimi anlattım, eve gelip yatağa girdim, bütün hafta olacak o şeyi bekledim ve derken cuma günü öldüm.”

İlk öykümüzde karşılaştığımız bu paragraf aslında kitaptaki diğer hikâyelerin atmosferini ve sınırlarını da çiziyor: Huzursuzluk, belirsizlik, ölüm.

Öldükten sonra bir adada gözlerini açan; ismini, neden öldüğünü hatırlayamayan bir adamın öyküsü, Kelly Link’in bizlere nasıl bir diyar sunacağının tanımını yapıyor. Ölü kahramanımız adada bir otelde konaklamakta. Sahilde bir posta kutusu var ve posta kutusu varsa mektuplar da yazılmalı.

Adını hatırlayamadığı karısına mektuplar yazıyor. Karıncalı bir televizyondan görüntüler seçmeye çalışıyor. Otelden asla uzaklaşmıyor çünkü geri döndüğünde oteli yerinde bulamamaktan korkuyor. Vaktinde söyleyemediği sözler var. Ve kendisi bir ölü.

Sadece bu tanımlamalar bile insanı yeterince huzursuz ediyor olmalı. Bu çorak adada, ölümüzün yazdığı mektuplarla hikâye akmaya devam ediyor. Yazmadığı zamanları karısını düşünerek mastürbasyon yaparak ya da karıncalı televizyonun başında geçiriyor. Doyumsuzluk, hikâyenin ruhunun bir parçası. Henüz evlenmeden önce, sevdiğinin evine yaptığı gizli ziyaretlerden birisinde, sevdiği kadının annesinin memelerine takılan gözleri de bizlere Oedipus Kompleksi‘nin öldükten sonra bile hüküm sürebileceğini kanıtlar gibi.

Kelly Link’in cesurca anlattığı doyumsuz erkek profili, kimi okurları rahatsız edebilecek boyutlara bana kalırsa hiç ulaşmıyor. Fakat huzursuz olan birkaç okura şahit olmak beni memnun etti ve Link’i bir kez daha takdir ettim.

“Karanfil, Zambak, Zambak, Gül” kesinlikle güçlü bir öykü. Dahil olmayı başardığınızda sizi bırakmıyor ve ölü adamla birlikte siz de sevdiğinizin adını hatırlamaya çalışıyorsunuz. Karanfil? Zambak? Gül?!

Bir sonraki öykü “Kara Köpeğin Sırtındaki Su“. Sevgilisinin ailesiyle tanışan bir adamın öyküsü. Ne kolay tanımladım değil mi? Biraz daha bahset, deseniz tahta burunlardan, gömülü bacaklardan, ölümcül bekçi köpeklerinden konuşup lafı dolandırır dururum.

O yüzden iki alıntı yapacağım: “Söylesene, hangisi olmadan idare edebilirsin, aşk mı, su mu?”

… “Yanlış seçim yaparsam ne olacak?”

İkilemler, belirsizlikler, ya yanlışsam hissi… İlk öyküde de bahsettiğim gibi hikayeler arasındaki ruhsal bağlantı çok kuvvetli.

Üçüncü öykü “Uzman Şapka“da ise kimin ölü, kimin diri neyin hayal neyin gerçek olduğunu iyice karıştırıyor; fakat gerçekten iyi edebiyatla tanışıyoruz. Uzman Şapka kitabın harikalarından birisi.

“Samantha, ‘Ölüysen o zaman dişlerini fırçalamak zorunda değilsin…’ diyor.”

“Ölüysen, bütün gece uyanık kalırsın.”

İki küçük kız kardeşin “hadi ölü numarası yapalım” oyunu oynadıkları bu öyküde, kardeşlerin bakıcılarıyla birlikte Uzman’dan kaçışlarını okuyoruz ve öğreniyoruz ki ölüysek her şey daha kolay oluyor. Ölüysek bir isme ihtiyacımız yok, bir şeyleri hatırlamamız gerekmiyor. Bu satırlar sizce de bizi ilk öyküye sürüklemiyor mu?

Kitabın kaotik öykülerinden birisi de “Uçuş Dersleri“. Bir tavuskuşu sürüsünün annesini öldürmesinden ötürü kuşlardan korkan ve bu korkusunu yenmek için uçuş dersi alan bir kahramanımız var. Isınmak için anılarını yakan ölüler var. Bir süveterin ipliğini takip ederek ölüler dünyasına varabileceğimiz yollar var. Odaklanması zor, fakat altında mitolojinin Allah’ını kucakladığımız; çetin bir öykü.

“Karlar Kraliçesiyle Yolculuk” ayak kanatan türden bir masal. Kırık ayna parçalarından bir harita ve Karlar Kraliçesi‘ne kaptırılmış bir eş var.

Öykü çok ciddi bir soru soruyor:

“Hanımlar. Masalların ayaklara hiç de iyi davranmadığını düşündünüz mü hiç?”

Kelly Link’in sınırsız hayalgücünün derinlerine indiğimiz bu masalda yara izlerimize bakıp yaptığımız yolculukların kabataslak çizgilerini görüyoruz. Link’in öykü dünyası canımızı ironik bir şekilde acıtırken bence ilk defa da bu öyküde güldürüyor. Bir çeşit… Joker gülüşü.

“Kaybolma Numarası” kitabın muazzam öykülerinden birisi. İstenmediği bir evde, geri dönmeye çalışan bir misafirimiz var. Dönmek istediği yer çok uzak. Dönmeye çalıştığı metot akıl dışı. Mektuplar çok yapay ve tüm bunların arkasında aileler parçalanıyor; insanlar büyüyor. Gerçekliğin zarı usulca yırtılıyor. Öykü bittiğinde çıplak kalıyoruz.

“Arkadaşlarımın Çoğu Üçte İki Su” bir Ray Bradbury alıntısı ile açılıyor:

“Tamam Joe. Dediğim gibi, Marslı kadınlarımız sarışın olacak, çünkü, anlıyor musun, çünkü işte.” – The Concrete Mixer

Çünkü, birçok sorunun cevabı gibi değil mi? Bütün sarışınların uzaylı olduğu iddia edilen bir hikâyede, aklın yolunu kaybediyoruz.

“Kız Dedektif” ise kitabın bir başka zor hikâyelerinden. Kız dedektifin annesi uzun süredir kayıp. Onu takip ediyor, masallara, yeraltı dünyasına ve rüyalara giriyoruz. Çünkü kız dedektif yemek değil, rüya yiyor.

“Kız dedektif aynadaki yansımasına baktı. Bu başka bir kızdı. Bu, ciklet çiğneyecek türden bir kızdı.”

Kız dedektif bazen o kadar çok ki, hangisi neden orada, takip etmek güçleşiyor. Yine de bir ucundan yakalamayı başardığınızda, tuhaf ve bir o kadar da heyecanlı bir hikâyenin anlatıldığını kabul etmek gerek.

Şu ana kadar bahsettiğim öykülerin ortak paydası dikkatinizi çekmiştir. Belki bir oturuşta yutabileceğiniz bir kitap değildir bu. Belki çoğu öyküden sonra duraksamak gerekiyordur. Kendi adıma, bazı öyküleri bitirdikten sonra kitabı kapatıp ayaklandım. Evin içinde ne yapacağımı bilemeden biraz dolaşıp yerime döndüm. Huzursuzluğun, tuhaflığın tadını çıkardım. Korku, heyecan, aşk gibi tuhaflık da insanın yaşamak istediği hislerden.

Çünkü Tuhaf Şeyler Oluyor.

strangerthingsBiraz daha konuşup kapatacağım, söz. Kitap hakkında okuduğum bazı yorumlar beni epey düşündürdü. Kelly Link; Nebula (3 defa olmak üzere), Hugo, Locus gibi pek çok önemli ödülün sahibi bir Amerikalı. 47 yaşında. Small Beer Press yayınevinin sahibi. Öykülerindeki cinselliğin tek sebebi ise popülerite kazanma arzusu. Diyorlar. Katılmadığım bu yorumu, vahim de bulduğumu eklemem lâzım. Bir karakterin ruhsal portresini çizerken yaptığınız tercihlerin, hele ki tuhaf kurgu yazıyorsanız seks barındırmasından daha doğal ne olabilir? Karakterlerin yemek yediği, nefes aldığı, uyuduğu bir dünyanın fonunda, sevişiyor olmaları neden kesinlikle bir pazarlama sisteminin parçası olmalı? İnsanlar, sıkışıp kaldıkları kalıp cümleler (Cinsellik sattırır, oley!) ve oto reflekslerden kurtulduğunda; dünya biraz daha güzel olacak gibi.

Seda Çingay’ın çevirdiği Tuhaf Şeyler Oluyor’u, Özgür Arslan yayına hazırlamış. Çeviri hakkında yorum yapamam fakat, imla adına -özellikle sonlara doğru- biraz fazla hataya şahit olduk, üzücüydü. Bunun dışında, Aylak Kitap’a bu isabetli tercihlerinden ötürü teşekkür etmek isterim.

Damaklarda Karin Tidbeck’in “Zeplin”i tadı bırakacakken son anda çenenize bir yumruk sallayarak dilinizi ısırttıran bir kitap. Çünkü kendi adı ve kendi tadı var.

Odaklanmaktan çekinmeyen, sabırlı okurlar için!

 



Karlar Kraliçesiyle Yolculuk, aşka rağmen
Şule Bölükoğlu
Dipnot Kitap Kulübü

 

Kelly Link hanımlar diye seslenir öyküsünün içinden ve o “masalların ayaklara hiç iyi davranmadığını” hatırlatır. “Büyüdün, komşu evdeki çocuğa, sana kuş tüyleriyle güller getiren, akıllı Kay’a aşık oldun. Onun da seni sevdiğini sanıyordun, belki o da öyle sanıyordu” diye başlar. Mutlu son masallara aittir.

Aşkının peşinden çıplak ayak, pelerinsiz ama en önemlisi “sağduyusuz" yollara düşen genç bir kız. Aşık olduğu erkek tarafından terk edilen bir kadının içgüdüsel olarak ilk yapacağı bu öyküde de olduğu gibi onun peşine düşmektir. Masallarda olduğu gibi dere tepe katettiği yollarda ayakları kan revan içinde de kalsa, o aşkından vazgeçmeye henüz niyetli de değildir.

Yola düştüğünde kullandığın haritanın bir ayna olması, bu aynanın düşüp kırılması, kırıkların ayaklara batması, ayakları yara içinde olması, gencin kalbinin üstünde beliren kanlı leke, kara kuzgunun mesajı gibi semboller aşkından vazgeçmek istemeyen kadının ruhunun kuytularında saklı yaptığından kuşku duyan bir iç ben dışa vurulur. Düştüğü yollarda kendisine harita görevi görecek aynanın aynı zamanda kırık olması ile terk edilme acısı ve aslında aşkına değil ama kendine doğru yolculuk sembolize edilir. Gerçekten sonsuz aşk var mıdır diye sorar Kelly Link her birimize.

Ayakkabı ve Evlilik; kavuşulamayan sevgili ile yine bir kayıp öyküsü

Sinderella’nın cam ayakkabısından başlayarak ayakkabıyı bir kültür ikonu olarak öykünün dört ayrı parçasında evlilik ve eskort ilişkisi ve güzellik yarışması kurgusu altında sıklıkla kullanır. İmelda Marcos’ un ayakkabılarına kadar uzanır.

Sinderella masalının satır aralarından evlilik temasını da ayrıca masaya yatırır “Kızı hiç bulamadı ama hala onu arayarak dışarı çıkıyor. Karısı, evlendiği kadın, dünyanın en güzel gülüşüne sahip ama ayakları çok büyük.” “ Mutlu bir adamım, demişti. Karımı çok seviyorum. Mutlu sözcüğünün altını çizmişti.” “Bahçede saat onikiyi vurdu, kız gitti. Ne zaman gitti, nereye gitti? O kızı asla bulamadı. Başka kızlar buluyor.” Elindeki ile idare ederken hayat boyu ararsın yine de der.

Kelly Link’ e atfedilen feminist bakış açısı ile yapılacak okumada yörüngelerine hapsolan çiftlerin birbirlerine yerçekimi uygulayacaklarını her zamanki masalsı üslubuyla dile getirir, yazara göre evlilik mutsuzluktur. Saat 12 de kaybolan kızı bir daha bulmak imkansızdır. Kelly Link kendisi ile yapılan röportajda bir kızın evde kalıp beklerken, erkeğinin dışarı çıkıp maceralar peşinde koştuğu kitaplardan, filmlerden nefret ettiğinden ve feminist Bust dergisine abone olduğundan bahsettiğine şaşırmamak gerek.

Kaybolma numarası ; kaybolarak daha iyi bir yerde kendini bulmak ümidi

“Annesiyle babası hep onu ne kadar sevdiklerini söylüyor, yaptıkları ve gördükleri şeyleri anlatıyor ve mutlu olmasını istiyor. Ama asla onu özlediklerini, onun da yanlarında olmasını istediklerini söylemiyorlar.” (138)

Uzak ülkelerde misyonerlik yapan anne ve babasının yokluğundan dolayı acı çeken bir çocuk Jenny Rose. Okulda, sınıfta evde farkedilmeden yaşayan bir ölü. (135) Sadece misafir olduğu evin kızı Hildy tarafından izlenen ve farkedilen bir çocuk. Jenny Rose ailesi ile olamamanın, özlenmemenin acısı çekerken, evinde misafir olduğu kuzen Hildy ise ailesinin yanında olsa da aslında gerçek anlamda bir aile olmadıklarının farkında değil. Babanın evden taşınması ile yaşamın kayboluşlardan ibaret olduğunu kabulleniyor masalların mutlu sonla biteceğine inanan küçük kız ;

“hayat bir dizi kayboluştan, doğru dürüst veda etmeden çekip gidişten ibaret. Günün birinde o da kaybolabilir. Bazı günler bu numaraya öğrenmeyi dört gözle bekliyor. Onu ayakta tutan, insanın gittiği daha iyi yerin düşüncesi. Annesinin cenneti, kardeşinin kaçtığı Kanada, babasının kaçtığı kadının kolları, Jenny Rose’ un anne babasının yanından gönderdiği yeşil göl.” (145)

Hayatta kalanlar balosu ya da Donner’ in partisi ; dünyanın sonuna bir yolculuk ve insanlığın kendini kaybedişi

Dağlarda kaybolan insanlar, açlık ve soğuk, yaşamak için yamyamlık, insan eti yiyecek kadar kurt olmak üzerine gerçek bir olaydan esinlenerek kırmızı başlıklı kız masalından sembollerle yine kayboluş temasının işlendiğini görüyoruz. (162) Sığındıkları kötücül otelin labirent koridorları, odaya ulaşmaya çalışan genç birden tanıdık bir hisse kapılarak küçücük bir çocuk olup büyükannesinin peşinden koşarken birden büyükannenin aniden ona doğru dönmesi ve yüzü …. Yazarın müthiş hünerle yarattığı gerilim ortamı masal imgeleri ile Borgesvari bir efsun içinde.

“ Dişleri uçları sivrilecek şekilde törpülenmişti. Jasper irkilerek çekildi” “ Ah Büyükanneciğim, gözlerin ne kadar büyük böyle !”

İnsan ruhunun büyük güçlükler karşısında zafer elde etmesinden bahsedilen ve bunun için kadeh kaldırılan öyküde -ne pahasına olursa yaşamak- hırsı insanlığı kaybetmek olarak sorgulanıyor.

“ Kar gördüm ve açlık çektim ve yolculuklarımda yaşamamak kadar kötü hiçbir şey görmedim. Şerefe kaldıralım derim Bay Todd” İkisi de kadehleri kaldırdı. “Yolculuğa” dedi biri. “Hayata” dedi öteki. (167)

Şule Bölükoğlu 2018


 

Tuhaf Şeyler Oluyor: 11 Tuhaf “Düşanı”

http://www.fabilog.com/tuhaf-seyler-oluyor

“Dünyanın sonuna geldiğinizde ne olur? Bazen bir partiyle karşılaşırsınız. Bu parti epey bir süredir devam ediyor. Müzik, ışıklar var, insanlar içki içiyor, dans ediyor. Bu partilerde tuhaf şeyler oluyor. Ne de olsa dünyanın sonu.”

Aylak Kitap, Zeplin’den sonra, alışılmadık öyküler kurgulayan yazarlardan birini daha Türkçeye kazandırdı. Tuhaf Şeyler Oluyor, yazarı Kelly Link’in ödüllü öykülerinden oluşan ilk kitabı. Link’in bu kitabını, Magic for Beginners, Pretty Monsters, and Get in Trouble isimli diğer başarılı öykü kitapları takip ediyor.

Kelly Link’in öyküleri gibi kendi de ilginç. Yazarın hayatında, “Dünyanın çevresini neden dolaşmak istiyorsunuz”, sorusunu, “içinden geçemezsiniz de ondan,” diye cevaplayarak dünya seyahati kazanmak gibi değişik anekdotlar var.

Link, kısa öykü yazarlığının yanı sıra editörlük ve kocası ile birlikte 2000 yılında kurdukları Small Beer Press isimli butik yayınevinde yayıncılık da yapıyor.

Peki, bu kitapta neler var?

Bu kitapta, peri masalları, hayaletler, ölüler diyarı, mitolojik karakterler, gerçekte yaşanmış trajik olaylar, kayıp organlar, yamyamlar gibi konuları ile Nebula, World Fantasy Award gibi saygı değer ödüllere layık görülmüş, türcülük ısrarındaki edebi çevreleri rahatsız edecek öyküler var.

Bir türe sokmaya çalışırsak, kitabın isminden kopya çekerek öyküleri “tuhaf kurgu” olarak tanımlayabiliriz ama bu biraz kolaycılığa kaçmak olur, çünkü Link’in öyküleri herhangi bir türün sınırları içinde kalamayacak kadar özgür kurgulardan oluşuyor.

Rüya Kurgu

Bana kalırsa, Kelly Link’in öykülerini okumak, rüya görmek gibi, bir çeşit rüya kurgu… Yazar sanki başucundaki gece yarısı notlarını, her sabah temize çekmiş ve tekinsiz düşanılarını* bize aktarmış.

Bazı öykülerde kontrol rüyayı görende, bazılarında ise yazar kontrolü tamamen bilinçaltı güçlerine teslim etmiş.

İlk öyküde, nasıl öldüğünü, kendi ismini ve karısının ismini unutan ölü bir adam var. Ölü adam meçhul bir yerden karısına mektup yazıyor.

İkinci öykü, yine bir hayalet öyküsü. Annelerini kaybetmiş iki kız kardeş, perili bir evde, yetişkinlere yasak olan ölü oyunu oynuyorlar ve Uzman Şapka onları kovalarken korkmuyorlar.

Diğer öykülerde de okuyacağımız üzere, ölüm teması Link’in kullandığı en güçlü temalardan biri.

Uçuş Dersleri’nde Yunan mitolojisinden karakterler aramızda yaşıyor. Zeus’un Hera’dan olmayan oğlu, Hera’nın kıskançlığı nedeniyle cehennemde hapsolmuşken, insan sevgilisi, Afrodit’in de yardımıyla ölüler diyarına metroyla giderek onun yardımına koşuyor. Bu arada çok satan aşk romanlarının yazarı da aslında Afrodit! Mantıklı geldi, değil mi?

Kara Köpeğin Sırtındaki Su adlı öyküde ise kayıp teması çok güçlü. Rachel’ın ailesinin kayıpları var. Babasının burnu yok ve burun koleksiyonu var. Tahta, dövme bakır, teneke ve pirinç burunları var. Annesinin ise bir bacağı tahta ve içinde bir ruh yaşadığını ve yürümesine yardım ettiğini düşünüyor.

Rachel da anne ve babasından az tuhaf değil; sevgilisinin evlilik teklifine;
“Söylesene, hangisi olmadan idare edebilirsin, aşk mı, su mu?”
“Ne demek istiyorsun?”
“Yani aşk olmadan mı yaşayabilirsin, yoksa su olmadan mı?”
“Neden ikisini birden alamıyorum?” sorusu ile karşılık veriyor.

Hadi bakalım, cevap verin!

Kelly Link, peri masallarını yeniden anlatmayı seviyor. Örneğin, ödüllü öykü, Karlar Kraliçesiyle Yolculuk’ta, bildiğimiz çocuk masalını; bitmiş bir aşkın komik, kırık ve feminist hikâyesi olarak okuyoruz. Gerda, Kay’e söyleyeceği bir araba dolusu lafla çıktığı yolculuğun sonunda okuru şaşırtıyor.

Kitaptaki en etkileyici öykülerden biri diyebileceğim Ayakkabı ve Evlilik, dört ayrı bölüme ayrılmış. İlk bölümde, ayak fetişi bir adamın ağzından aktarılan Sindirella öyküsünü, ikincisinde ayak fetişi adam ile karısının balayında, televizyonda izledikleri grotesk güzellik yarışmasını, üçüncü bölümde ayakkabı müzesinde yaşayan diktatörün karısının hikâyesini, bir anlamda Filipinler’in acımasız diktatörünün karısı Imelda Marcos’u başka bir gözle okuyoruz. Öykünün son bölümünde ise bir falcı (belki de yazar), çiftimizin (yarattığı karakterlerinin) ayakkabılarından geleceklerini okuyor ve mutlu sonlarını müjdeliyor.

Bir diğer etkileyici hikâye, Kız Dedektif ise, kimin kimi gözetlediği pek de açık olmayan bir dedektiflik öyküsü. Nany Drew’a benzer bir kız dedektifin kayıp annesini araması, 12 Dans Eden Prenses masalı ile birleşiyor.

İlk öyküdeki hayalet kitap boyunca, öyküden öyküye geziyor gibi. Ölü olduğu için de çok sessiz. Hemen fark edilmiyor. Çünkü ölü oyununun ilk kuralını kız kardeşler söylemişti: Ölüler sessiz olmalı.

Çoğu öykü bir gülümseme eşliğinde okunuyor. 272 sayfa sonra, Kelly Link’in açıkça feminist, tekinsiz, grotesk ve hatta burlesk, esprili, zeki, alışılmadık ve ilham verici hayal dünyasını daha da çok merak edeceğinizi ve diğer kitaplarını da heyecanla bekleyeceğinizi söyleyebilirim.

Link, bir keresinde, “Sanırım, dünyanın tuhaf bir yer olduğunu düşünen ama bu duruma mizah duygusu ile yaklaşmaya çalışan insanlar için yazıyorum…” demiş.

Tuhaf Şeyler Oluyor, böylesine karanlık ve tuhaf bir gerçeklikte yaşıyorken hepimize iyi gelecek, bir acayip kitap.

*Düşanı: Rüyada görülen olayların anısı. Metis Ajanda 2012, Olmayan Kelimeler

Özgün Muti

Bunlar aynı tabakta size sunulan şaşırtıcı, eğlenceli, ürkütücü ve seksi öyküler. Kelly Link'in sahip olduğu özgün tarz, tuhaflık ve efsun hepsindeki farklı tadı ortaya çıkarıyor. Bir yazardan daha iyisini bekleyemezsiniz. - Karen Joy Fowler, Hepimiz Tamamen Kendimizi Kaybettik

Hayalgücünün akıllara durgunluk veren başyapıtı! Kelly Link'in hiçbir tarza sığmayan eserini sınıflandırmak zorunda olan biçare kütüphanecilere acıyorum. -Karen Russell, Timsah Park-

Kelly Link daima çok derinden, son derece kişisel ve beklenmedik bir bakış açısından sözünü söylüyor. Her öyküde yeni dünyalar yaratıyor. Kuşağının en etkileyici yazarı olduğunu düşünüyorum.

-Peter Straub-
(Tanıtım Bülteninden)

Hedefim mutlu son

Kelly Link’in öyküleri, postmodernizmin dijital çağdaki açılımı ya da postmodern edebiyatın ardından açılan deneysel bir akımın öncüleri gibi.

28.10.2015 00:55GÖKÇEN EZBER gokcenezber@gmail.com

Kitapları “tuhaf kurgu”, “fantastik edebiyat”, “bilimkurgu”, “korku” ve “gizem” gibi sözcüklerle tanımlanan yazar Kelly Link’in öykü seçkisi Tuhaf Şeyler Oluyor, başlığının da işaret ettiği gibi, edebiyatta denenmemiş ve henüz içine girilmemiş bir kurmaca dünyanın kapılarını açıyor.

Locus, Hugo, Nebula, Bram Stoker, World Fantasy, O. Henry, Shirley Jackson gibi prestijli edebiyat ödüllerine layık görülen Kelly Link’in öykülerini belli bir edebi türün içine yerleştirmek gerçekten zor. Eski anlatıların dönüştürülmesi, kurgunun kronolojik sırasının bozulması, yeniden yazım gibi artık neredeyse anaakım olmuş postmodern yazınsal tekniklerin yanında, Kelly Link, öykülerini büyülü gerçeklik, fantastik edebiyat ve korku türü bağlamlarında değerlendirmemize olanak veren bir çeşitlilikte yazıyor. Kelly Link’in öyküleri, fantastik ve gizemli olanı, postmodern bir çerçevede harmanlıyor ve bize gerçekliğin farklı boyutlarını gösteriyor.

Yazarın öykülerinde yoğun olarak kullandığı söz oyunları, şaşırtmacalı cümleler ve alışkın olduğumuz öykü kurgusunu bozması, onu deneysel edebiyat alanına da sokuyor. Öykülerinde sürekli olarak değişen anlatıcının bakış açısı, her defasında “mutlu son”u hedefleyen bir kurgu sarmalı, arketipik öykülerin ve masalların beklenmedik biçimlerde yeniden anlatımları, kurgunun alışık olmadığımız açılımları ve öykülerin gelenekçi giriş, gelişme ve çözüm gibi aşamaları hedeflememesi gibi nitelikler, Kelly Link’in öykülerini, postmodernizmden sonraki edebiyat akımının bir habercisi haline getiriyor gibi. Postmodernizmin kültü haline gelmiş romanlardan ve öykülerden farklı olarak, Kelly Link, yeniden dönüştürdüğü ve yeniden yazdığı anlatıların adını ve kaynağını, metin içinde şaşırtmacalı biçimlerde gizliyor. Örneğin “Karlar Kraliçesiyle Yolculuk” adlı öyküsünde, halka malolmuş masal kahramanlarından oluşan bir evren kuruyor ve farklı masal kahramanlarının yolculuk ettiği yeni bir dünya yaratıyor.

Kitabın ilk öyküsü olan “Karanfil, Zambak, Zambak, Gül”de, Kelly Link’in öyküde karakter olgusunu nasıl algıladığının ve işlediğinin ipuçlarını görüyoruz. Yazarın tüm karakterleri akışkan bir gerçeklik içinde sürekli bir devingenlik gösteriyor. “Uçuş Dersleri”, “Karlar Kraliçesiyle Yolculuk” ve “Ayakkabı ve Evlilik” gibi öykülerde, kurgu ve karakterlerinin son derece devingen bir biçimde ele alındığını görüyoruz. Dört ayrı bölümden oluşan “Ayakkabı ve Evlilik” öyküsü, ayakkabıyı kültürel bir ikon olarak okuyup işliyor ve ayakkabı imgesi üzerinden bu konuya yönelmiş yepyeni bir perspektif yaratıyor.

JRR Tolkien ve Ursula K. Le Guin gibi fantastik yazarlar bağlamında değerlendirilebilecek Kelly Link, edebiyatta fantastik unsurları deneysel biçimlerde harmanlayarak okuruna sunuyor. Korkunun, yokluğun, sıkıntının, psikolojik ve fiziksel sıkıntıların hüküm sürdüğü günümüzde, fantastik edebiyata yeni işlevler de yükleyebiliyor. Öykünün ve edebiyatın arketipik kökeni olan fantastik unsurlar, Link’in öykülerinde gerçeklikle, “tuhaf” biçimlerde harmanlanıyor.

Link, edebi akımların ve olguların yolunu şaşırdığı günümüz dünyasında, öyküleriyle edebiyata, tanımlanmış yazınsal türlerin ötesinde yeni bir yön çiziyor.