Leonardo Sciascia
Şarap Rengi Deniz

Leonardo Sciascia

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

17.07.2013


  Editörün Notu: Leonardo Sciascia'nın eserlerinde Sicilya'nın karanlık yüzünü ince bir mizah ile anlatır.  Kokuşmuş adalet sistemi, Mafya'nın suskunluk yasası omerta, Amerikan rüyası, şüphe, korku, çaresizlik ile yüklü eserleri bir kaç yüzyıla yayılan Sicilya tarihi gibidir.

   Nihayet Sciascia

http://kitapzamani.zaman.com.tr/

ÖMER AYHAN

Çağdaş İtalyan edebiyatının en önemli isimlerinden Leonardo Sciascia’nın öykülerinden oluşan Şarap Gibi Deniz, yazarı tanımak için iyi bir fırsat. Neyyire Gül Işık’ın başarılı çevirisi öykülerin müzikalitesini artırıyor.

ŞARAP GİBİ DENİZ, LEONARDO SCIASCIA, ÇEV.: NEYYİRE GÜL IŞIK,

Çağdaş İtalyan edebiyatı denildiğinde hangi adlar geliyor aklınıza? Pirandello, Calvino, Pavese, Svevo... Saydığım yazarların hiçbiri ilkin öyküleriyle hatırlanmıyor. Oysa İtalyan edebiyatı, öykü türünde de önemli bir birikime sahip. Moravia, Pratolini, Soldati, Buzzati, İtalya’nın James Joyce’u olarak nitelenen Gadda... Liste uzar gider. Leonardo Sciascia’nın birkaç romanı Türkçede yayımlandı. Kimi öyküleri de sözünü edeceğim Şarap Gibi Deniz’in çevirmeni Neyyire Gül Işık’ın hazırladığı iki seçkide yer aldı.

Neden “nihayet” öyleyse? Buna cevabım, hem seçkilerde yer alan öykülerindeki düzey hem de ulaşabildiğim İngilizce kaynaklarda, yazdığı az sayıda öykünün romanlarından da değerli bulunması. Kitabın sonunda yer alan “Yazarın Notu”nda Sciascia okurdan adeta özür diliyor. Çoğu 60’lı yıllarda yayımlanmış öyküleri kitaplaştırmak hususunda uzun süre mütereddit kalmış.

Sicilya’nın vakanüvisi

Hem güncel hem de eski çağlara uzanan öyküler bir yana, kimi yaşanmış olayların hikâyeleştirilmesi, önümüze Sicilya’nın tarihinden daha fazlasını koyuyor: Bölgenin folklorunu. Yazarın öykülerinin romanlarına göre daha ‘özgün’ bulunmasının nedenlerini bulgulamak güç değil. Mafya, yozlaşmış din adamları, faşizm üçgeninde Sicilya’nın birbirinden renkli karakterlerini ele alan yazarın anlatma biçimi de olgunlaşmış bir yöntemi göz önüne seriyor. Ne var ki, tüm romanlarının az çok birbirine benzemesine yol açıyor bu sağlamcı tutum.

Sciascia, öykünün bambaşka bir yazma biçimini gereksindiğinin bilinciyle en renkli metinlerini bu kitapta toplamış. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uzun süre kendine gelemeyen bir ülkede, sosyal gerçekçi bir anlayışın temsilcisi olarak, sınıflar arası ayrımcılık, gurbet duygusu, kadın-erkek ilişkileri, karanlıkta kalmış cinayetler, yolculuk gibi temalarda zengin bir toplam sunuyor bize. Sosyal gerçekçilik tanımı gözünüzü korkutmasın. Didaktizmden uzak, üstelik kara alayı ustalıkla kullanabilen, en karanlık temaları bile eğlenceli bir üslupla aydınlığa kavuşturan ‘hin’ bir yazar Sciascia.

Kitabın belki de en güzel öyküsü “Şarap Rengi Deniz”de, uzun bir tren yolculuğu anlatılır. Dört kişilik bir çekirdek aile, ailenin tanışı genç kız ve bir mühendis aynı kompartımanda yolculuk ederler. Mühendisle genç kızın birbirinden hoşlanması, çocukların çekişmesi, karıkocanın küçük münakaşaları gibi olağan durumlardan büyüleyici bir öykü çıkarmış Sciascia. Üstelik altı karaktere eşit ölçüde yer vermek ve her birini unutulmaz birer öykü karakterine dönüştürmek, sayfa sayısı sınırlı bir metinde enikonu güç iş. Tüm karakterlerin psikolojik boyutunun aynı düzeyde verilişi, diyalog ve suskuların yerli yerinde kullanışı öyküyü adeta kusursuz kılmış.

Kitapta yer alan kimi öyküler beyazperdeye uyarlanmış. Öykülerin birçoğunda, meraklısıysanız İtalyan sinemasının altın çağını hissetmemek olası değil. Yazar sosyal gerçekçi bir tutum sergilese de alaysamayla desteklediği mizah duygusuyla yeni-gerçekçi yönetmenlerden ayrılıyor. Öykülerde, Toto’nun kimi filmlerine, 60 ve 70’lerin halk sinemasına özgü, hatta “Bir Vicdan Meselesi”nde Fellini’nin ilk dönem filmlerine koşut bir atmosfer hâkim. İtalya’nın sinema ve edebiyatı arasındaki güçlü alışverişe hayıflanmamak elde değil.

Sciascia’nın hem roman hem de öykü kişileri son derece meraklı insanlar. Bu merakın arkasındaki saik, çoğunlukla olup bitenlerin bireylere yaşattığı vicdan muhasebesi. Gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığı kimi öykülerse sorunlu. Sözgelimi, “Mafya Usulü Western”de hikâyeye girilmeden önce mafya raconuna ilişkin yığma bilgi fazlalık olarak duruyor. “Vahşiyane Cinayetler Davası” ise gazeteci diliyle başlıyor, öyle de kalıyor.

“Crowley Vakası Hakkında Düzmece Evrak” yazarın hayal gücünü de kullanmasıyla çok başarılı bir ‘uyarlama’. Sapkınlıklarıyla Sicilya insanını tedirgin eden egzantrik bir İngiliz, yaşadığı villayı teftiş için Mussolini’nin yolladığı görevliye, sapkınlıklarına uygun düşen hayat felsefesini faşizmde bulduğunu söyleyerek sistemle bir güzel dalgasını geçer.

Yazıyı usta çevirmen Neyyire Gül Işık’ın yöntemine ilişkin düşündüklerimle bitireyim. Yeri geldiğinde Osmanlı Türkçesini kullanmakta gösterdiği cesaret, öykülerin müzikalitesini yukarı çekiyor. Bu çeviri tutumu, bir sözcüğün asla bir başka sözcüğü birebir karşılayamayacağını sarahaten gösteriyor bize.


Sicilya’yı Sciascia’dan dinlemek...
Celal Üster

22 Kasım 2012 – Cumhuriyet Kitap
http://www.ykykultur.com.tr/

Leonardo Sciascia’nın ‘Şarap Rengi Deniz’ adlı öykü kitabı Neyyire Gül Işık’ın çevirisiyle yayımlandı

“Şarap rengi denizde varabilmen için yurduna, / güzel kurbanlar sunmalıydın yola çıkmadan / hem Zeus’a, hem öbür tanrılara…”

Leonardo Sciascia’nın Şarap Rengi Deniz (Yapı Kredi Yayınları) adlı yapıtındaki öyküleri okumaya başlamadan, kitabı dilimize kazandıran Neyyire Gül Işık’ın Sunuş’u beni aldı, Azra Erhat ile A. Kadir’in Türkçeleştirdikleri Homeros’un Odysseia’sına götürdü. “’Şarap rengi deniz’ der Homeros Odysseia’sında,” diyordu Neyyire Gül Işık, “Ulysses’in [Odysseus] yurduna dönerken on yıl süren bitmek bilmez yolculuğunda, kıyı bucağında başına bin türlü işin geldiği Akdeniz’i betimlerken: ‘Şarap görünümlü, şarabî deniz.’” Sicilyalı yazar Sciascia’nın, üç bin yıla yaklaşan bir zaman önce Homeros ya da Homerosoğullarının kurduğu edebiyat geleneğinden 20. yüzyılın modern edebiyatına çektiği bitimsiz çizgiyi vurguluyordu Işık. Daha önce Sciascia’nın Oyunun Kuralı adlı yapıtını da çevirmiş olan Işık’ın bu yeni çevirisi de, yazarın 1959-1972 yılları arasında kaleme aldığı öyküleri de edebiyatın ve Türkçenin tadına vararak okumamızı olanaklı kılıyor. Çevirinin yetkinliği, belli ki, Işık’ın çeviri ustalığından olduğu kadar, Sciascia’nın yazarlığının gizlerini derinliğine kavramış olmasından kaynaklanıyor. Sciascia’dan İtalyan değil de, Sicilyalı yazar diye söz etmemin nedeni, yalnızca Sicilya doğumlu olması değil, hemen tüm yapıtlarında Sicilyalıların yaşam biçimi ve davranışları üzerine yoğunlaşması. Ama onun, yerelliğin dar kalıplarını paramparça ederek Sicilya’nın ada sularından evrensel sulara açılmasını sağlayan da, kaleminin ustalığı ve düşgücünün sınır tanımazlığı olsa gerek. Şarap Rengi Deniz kitabındaki “Değiş Tokuş” öyküsünde işlenen “bir bedenin diğer bir beden için fidye ödemesi” izleği; “Uzun Yolculuk” adlı öyküde ele alınan “zengin ülkelere göç etmek için yanıp tutuşan yoksul, umarsız insanların aldatılması” izleği; Sicilya özelinde anlatılmalarına karşın, bugün hâlâ yeryüzünün pek çok yerinde yaşanan tragedyalar değil mi? Sciascia, siyasal yozlaşmalar ve yolsuzlukları da, her türlü iktidarın keyfî kullanımını da metafizik denilebilecek sorgulamalarla işleyen bir yazar. Ama, Neyyire Gül Işık’ın deyişiyle, “Anayurdu Sicilya’yı, başlangıcı Akdeniz’in söylencelerinde kaybolan olanca tarihiyle birlikte kucaklayan” bir yazar aynı zamanda. “Fizikötesi” ve “gülmece” öğeleri, Sciascia’nın en trajik konuların kalıplarını sıradışılıkla kırmasını, zaman zaman tarihsel bir boyuta taşımasını kolaylaştırıyor kuşkusuz.

Işık’a kulak verirsek: “Sciascia gününün Sicilya’sını feodal kökenli toprak ağası zenginlerinin umursamazlığı, yoksullarının çaresizliği, mafyanın amansızlığıyla, insanları ve toplumuyla görüntüleyerek, bilgece buruk bir gülümsemeyle irdelerken o tarihsel boyutu hiç gözden kaçırmıyor; çoğu zaman da (“Crowley Vakası Hakkında Düzmece Evrak” ve “Eufrosina” öykülerinde yaptığı üzere) doğrudan doğruya gerçek tarihsel kişilerin ya da olayların çevresinde örüyor konularını. Öyle ki Sicilya’yı Sciascia’dan dinlemek, bu eski uygarlık adasını, açıkça dile getirilmediği anlarda bile, tarihsel derinliğiyle izlemek, hatta duyumsamak anlamına geliyor.

Yazarın incelikli değinmelerle fark ettirdiği gibi, günümüzün gerçekleri arasında yaşayıp giden Sicilyalıların hiç bilmedikleri ya da çoktan unuttukları, ama alttan alta hep var olan ve varlığını duyuran, bugünkü birkaç nimetin ve birçok illetin sorumlusu olan Tarih o…”

‘Şarap gibi görünüyor!’

Kısa bir süre önce bir Kos gezisinde dostum, yazar ve çevirmen Zeynep Avcı önermişti Şarap Rengi Deniz’i. Zeynep, fırsat buldukça, çok sevdiğim İrlandalı yazar Frank O’Connor’ın öykülerini çevirdiği bu gezi sırasındaki sohbetlerimizden birinde, Leonardo Sciascia’nın yeni okuduğu öykü kitabından söz açmış, “Mutlaka oku” demişti. “Üstelik Neyyire Gül Işık çok güzel çevirmiş…” Sciascia’yı, daha Aydın Emeç’in e yayınları’ndan yayımladığı 1970’li yıllardan tanıyordum. Mısır Konseyi’ni o dönemden anımsıyordum. Daha sonra yayımlanan Oyunun Kuralı, Baykuşun Günü gibi kitaplarını da okumuştum. Bir kitabı okumam için “Leonardo Sciascia” adı benim için yeterliydi. Ama Zeynep’in ince edebiyat beğenisine olan güvenim, yolculuktan döner dönmez Şarap Rengi Deniz’e yelken açmamı sağladı. Çevirmeni Neyyire Gül Işık, kitaba adını veren “Şarap Rengi Deniz” adlı kısa öykünün “çarpıcı renk yakıştırmasıyla onun belki de odak noktasını oluşturduğunu” söylüyor. Küçük bir çocuğun, Akdeniz’in rengini, büyüklerin “mavi, lacivert ya da yeşil” olarak görmelerine karşılık, “şarap rengi” olarak görmesi; bu “renk yakıştırması”nın, mürekkep yalamış bir “yabancı”ya bir zamanlar okumuş olduğu eski bir kitabı, Homeros’un Odysseia’sını belli belirsiz de olsa çağrıştırması, bana hem “İşte, edebiyatın özü!” dedirtti, hem de anlatılarının pek çoğunu uçsuz bucaksız bir edebî çağrışımlar zincirine dayandıran Jorge Luis Borges’i düşündürttü. Akdeniz’in “mavi, lacivert ya da yeşil” değil, “şarap rengi” olduğunu ancak küçük bir çocuğun “düş gözleri” ya da bir ozanın “düş gücü” görebilirdi… O öyküden tadımlık bir bölüm size:

(…) Öğretmen biraz bozularak, “Doğru aslında!” dedi. Ama Taormina’nın denizinin karşısında hemen coşmanın fırsatını buldu. “Denizimiz nasıl ama! Böyle bir deniz daha başka nerede vardır ki?”

“Şarap gibi görünüyor!” dedi Nene.

“Şarap mı?” diye söylendi öğretmen. “Bilmem bu çocuk renkleri nasıl görüyor: Sanki hâlâ adlarını bilmiyor. Bu deniz size şarap rengi gibi mi görünüyor?”

“Bilmem, ama içinde kırmızımtırak damarlar varmış gibi…” dedi kız.

“Ben bunu daha önce duymuştum ya da bir yerde okumuştum: Şarap rengi deniz diye…” dedi mühendis.

“Belki öyle yazan bir şair olmuştur, ama ben henüz şarap rengi bir denizi hiç görmedim,” dedi öğretmen, sonra Nene’ye, “Bak. Burada, aşağıda, kayaların dibinde, deniz yeşil; daha ileride mavi, lacivert!” diye açıkladı. “Bana şarap rengi gibi geliyor…” dedi çocuk güvenle.

“Renk körü bu!” diye hükmetti öğretmen.

“Ne renk körü canım?” diye isyan etti hanım. “Dikkafalı, hepsi bu.”

O da çocuğu denizin mavi-yeşil olduğuna inandırmaya çabaladı.

“Şarap işte!” dedi Nene.

(…)

“Şarap rengi deniz”… İyi de, bunu nerede işittiydim ben, diye kendi kendisine soruyordu mühendis. “Deniz şarap rengi değil, öğretmen haklı. Belki şafağın ilk saatlerinde ya da güneş batarken, ama bu saatte değil. Yine de çocuğun dediğinde bir doğruluk payı var: Belki de böylesi bir denizin insanda yarattığı şaraba benzer etki. Sarhoş etmiyor, insanın düşüncelerine hakim oluyor, yeniden uyandırıyor eski bilgeliği…”


Leonardo Sciascia

Biography

http://sv.wikipedia.org

Sciascia was born in Racalmuto, Sicily. In 1935 his family moved to Caltanissetta; here Sciascia studied under Vitaliano Brancati, who would become his model in writing and introduced him to French novelists. From Giuseppe Granata, future Communist member of the Italian Senate, he learned the French Enlightenment and American literature. In 1944 he married Maria Andronico, an elementary school teacher in Racalmuto. In 1948 his brother committed suicide, an event which had a profound impact on Sciascia.

Sciascia's first work, Favole della dittatura, was published in 1950 and included 27 short poems. This was followed in 1952 by La Sicilia, il suo cuore, also a poetry collection, illustrated by Emilio Greco. The following year Sciascia won the Premio Pirandello, awarded by the Sicily region, for his essay Pirandello e il pirandellismo.

In 1954 he began collaborating with literature and ethnology magazines published by Salvatore Sciascia in Caltanissetta. In 1956 he published Le parrocchie di Regalpetra, an autobiographic novel inspired by his experience as an elementary school teacher in his home town. In the same year he moved to teach in Caltanissetta, only to move again to Rome in 1957. In the autumn of that year he published Gli zii di Sicilia, including sharp views about themes such as the influence of the US and of communism in the world, and the 19th century unification of Italy.

After one year in Rome, Sciascia moved back to Caltanissetta, in Sicily. In 1961 he published the mystery Il giorno della civetta (The Day of the Owl), one of his most famous novels, and in 1963, the historical novel Il consiglio d'Egitto (The Council of Egypt), set in 18th-century Palermo. After a series of essays, in 1965 he wrote the play L'onorevole (The Honorable), a denunciation of the complicities between government and mafia. Another political mystery novel is 1966's A ciascuno il suo (To Each His Own).

The following year Sciascia moved to Palermo. In 1969 he began a collaboration with Il Corriere della Sera. That same year he published the play Recitazione della controversia liparitana dedicata ad A.D., dedicated to Alexander Dubcek. In 1971 Sciascia returned again to mystery with Il contesto (The Chalenge), which inspired Francesco Rosi's movie Cadaveri eccellenti (1976). The novel created polemics due to its merciless portrait of Italian politics. Same was the fate of Todo modo, in this case due to its description of Italian Catholic clergy.

At the 1975 communal elections in Palermo, Sciascia ran as an independent within the Italian Communist Party (PCI) slate, and was elected to the city council. In the same year he published La scomparsa di Majorana, dealing with the mysterious disappearance of scientist Ettore Majorana. In 1977 he resigned from PCI, due to his opposition to any dealing with the Christian Democratic party. Later he would be elected to the Italian and European Parliament with the Radical Party. Sciascia last works include the essay collection Cronachette (1985), the novels Porte aperte (1987) and Il cavaliere e la morte (1988). He died in June 1989 at Palermo.

   Şarap gibidir Akdeniz

http://kitap.radikal.com.tr/

DİLEK ÇAĞLAYAN 23.11.2012

Sicilya’nın çalkantılı geçmişi, tüm zamanlarda hüküm süren gizlilik, şüphe hatta korku kültürü öykülerde tüm gerçekliğiyle işlenirken yazarının da korkusuzluğunu ve gözüpekliğini gösteriyor.

Leonardo Sciascia’nın on üç öyküsünün yer aldığı Şarap Rengi Deniz adlı kitabı İtalya’nın güneyinde yaşayan halkların sıcacık öykülerini anlatıyor. Kitaba adını veren şarap rengi deniz benzetmesi ise ilk kez Homeros’un Odysseia’sında geçiyor: Ulysses, uzun yolculuğu esnasında Akdeniz’i gördüğünde bu sözcükler dökülüyor ağzından ve binlerce yıl sonra İtalyan yazar Sciascia bir Akdenizli olarak yine aynı rengi görüyor bu denizde: İnsanı sarhoş eden, büyüleyen bir deniz, tıpkı şarap gibi.

Yazar doğduğu toprakların insanlarını anlatırken gerçekçi ve neşeli bir yaklaşım sergiliyor ve öyküler okunurken gözümüzün önünden çok tanıdık hayatlar geçiyor: Köylü diye aşağılanan bir halk, cahil insanlar, geleneğin ve dinin yoğurduğu yaşamlar, adaletin işlemediği topraklar. Aslında öykülerin temasına daha yakından baktığımızda anlatıcının öyküdeki kişilere çok yakın bir mesafede durduğunu görüyoruz: Gereksiz yere suçlanan köylüler, küçük köylerden İsviçre’ye çalışmaya giden kızlar, para yüzünden kavuşamamış aşıklar, ikinci mevkii uzun tren yolculuklarında kurulan dostluklar, kasabadaki iki mafya ailesinin barışma anında o güne dek ölenlerin üçte ikisinin bilinmeyen başka biri tarafından öldürüldüğünün anlaşılması, kilisedeki ve meydanlardaki heykellere tapanlar, küçük kasabalar ve köyler, esrarengiz cinayetler ve faşizm. Sicilya’nın çalkantılı geçmişi, tüm zamanlarda hüküm süren gizlilik, şüphe hatta korku kültürü öykülerde tüm gerçekliğiyle işlenirken yazarının da korkusuzluğunu ve gözüpekliğini gösteriyor. Belki de bu yüzden Sciascia İtalya’da 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biri olarak görülüyor.

Burası New York değil mi!
1959-1972 yılları arasında yazılmış bu öykülerin arasında mükemmel bir uyum olduğunu söyleyebiliriz. Kitapta yer alan tüm öykülerde yoğun bir içtenlik ve tebessüm mevcut. Bir yanda gelenekten, yönetimden hatta faşizmden ezilmiş bir halk. Diğer tarafta satır aralarına gizlenmiş sürprizlerin sunduğu aydınlık, coşku, umut. Öykülerin ortak noktası: kurgudan çok gerçeğe yakınlıkları, samimiyetleri, içimizden birinin anlatılması, bir komşunun başına gelenler kadar tanıdık ve sahici olmaları. Burada halkların benzerliği kadar geçmişte aynı yollardan geçilmiş olmasının payı da büyük. Örneğin “Uzun Yolculuk” adlı öykü o kadar tanıdık ve gerçek ki yazar adeta bizi anlatır gibi: Amerika’ya gitme rüyasıyla kandırılan, paraları alınan köylülerin uzun süren bir yolculuktan sonra indikleri bir limanda kendilerini New York’ta zannederken İtalya’nın bir başka köşesinde olduklarını anlamaları ve öylece beş parasız ortada kalmaların hikâyesi gibi.

“Kutsalı Kaldırmak” öyküsünde ise kasabanın tüm kadınları kutsal bir heykelin kasabadan kaldırılacağını duyduklarında kendilerini kiliseye kapatarak eylem yaparlar. Katolik inancın sorgulandığı bu öyküde, karısını kiliseden zorla çıkaran sosyalist bir adamın kendi dünyasının kutsallığı ya da kutsalları devreye girdiğinde oluşan durum hem ironik, hem de düşündürücüdür. Kitaba adını veren “Şarap Rengi Deniz” adlı öyküde ise trende karşılaştığı ve aynı kompartımanda yolculuk yapmak zorunda kaldığı görgüsüz, cahil, gereksiz konuşan, çocuklarına iyi eğitim veremeyen Sicilya’nın kasabalı insanları için kuzeyden yani kıtadan gelen eğitimli İtalyan şöyle düşünüyor: “Eğitimi olmayan yerler bunlar: Eğitsel kurallar, yöntemler, alışkanlıklar yok; sevgi var yalnızca ve Yunanlılar olsun, Sicilyalılar olsun, yeryüzünde sevginin çözemeyeceği sorun yok sanıyorlar. Ölümü de öyle çözümlüyorlar.”

“Crowley Vakası Hakkında Düzmece Evrak” adlı öykü ise tamamen gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılmış. Crowley adındaki İngiliz asıllı bir yazarın İtalya’daki sıra dışı yaşamının Mussolini hükümeti tarafından kabullenilmeyişini ve adamın sınır dışı edilmesini konu alan bu öykü, vahşi bir adamın yaşamıyla karşılaştırıldığında, faşizmin vahşilikte ne kadar ileri bir noktada olduğunu anlatıyor. Yazar kitabın sonunda küçük bir notla okurlarına seslendiği yazısını şöyle bitiriyor: “….bu öykülerin ilki ile sonuncusu bir tür çember kapatıyor: O çember de kendi kuyruğunu ısıran köpeğinki değildir.” Sciascia’nın öykülerinde anlatılanlar bize çok tanıdık geliyor, okudukça ve yeni bir yazar keşfetmenin mutluluğuyla daha da çok seveceğinizi umuyorum.

"“Majesteleri,” dedi Bakan Santangelo, parmağıyla Ferdinando ’nun omzuna usulca dokunarak, “Mağaralar ’a geldik.”
Kral sıçrayarak uyandı, uykulu, sulanmış, şaşkın gözlerini bakanın yüzüne dikti, bir ağzından sızan salya şeridini elinin tersiyle sildi.
“Ne oluyor?” diye sordu.
“Mağaralar ’a vardık, Majeste.”
Ferdinando arabanın penceresinden dışarı göz attı. Bir tepenin yamacına üst üste yığılmış boz evler, ısırganotuyla, yosunla kaplı damlar. Ve kapkara giysiler içinde kapılarda dikilmiş duran kadınlar; aç, şaşkın bakışlı çocuklar, çöplüklerde homurdanan domuzlar.
Geri çekildi.
“İyi de beni niçin uyandırıyorsunuz ki?” dedi bakana. Sonra üçüncü bir kişiyle konuşuyormuş gibi: “Yirmi dört saattir gözümü yummadım, tam biraz dalmışım ki, bu sersem kalkmış, müjde verir gibi Mağaralar ’a geldik diye uykumdan uyandırıyor beni.”
Sığır böbreğini andıran ağzı hiddetten titriyordu. Pencereye bir kez daha yanaştı. Arabanın birkaç adım ötesinde insanlar sessizce öbeklenmişti.
“Mağaralarda kurt falan olur; sürün, gidelim!” dedi muhafız subayına. Arkasına yaslanarak, aklına gelen o parlak nükteye güldü. Bakan da gülmekten iki büklüm oldu.
Böylece arabayı sürüp iki mil daha ilerlediler: Racalmuto’ya kadar, orada balkonlar Corpus Domini bayramıymış gibi ipek örtülerle donatılmış, kent muhafızları sıra olmuş bekliyordu, Belediye’de zengin bir sofra kurulmuştu."

Leonardo Sciascia
http://www.bestofsicily.com

Vincenzo Salerno

Leonardo Sciascia."The conscience of Italy. Defiant by definition." That's how the late Leonardo Sciascia, one of the most popular authors of postwar Italy, has been described by his fellow Sicilians. In the words of Gore Vidal: "What is the mafia? What is Sicily? When it comes to the exploration of this particular hell... Sciascia is the perfect vigil." To know the man one must know his world. It is the complicated world of Italian public opinion, in which Sciascia was novelist, polemicist, occasional politician, and perennial nominee for the Nobel Prize. In a philosophically eclectic environment typified by intolerant Leftist journalists and, at the opposite extreme, right-wing politicos, he was unafraid to write about moral and ethical issues. Not rarely, Sciascia took stands which were decidedly unpopular in late twentieth century Italy. If, like many prophets, he sometimes seemed more popular outside his own country, one should realize that, despite Sicily's remarkable literary heritage, true intellectuals themselves are rarely respected, or even recognized, by the Sicilian public. Ethics and politics aside. In academia and in the press, six decades of sometimes hostile influences, ranging from Existentialism to Catholicism, from Communism to Neo-Fascism, have eroded the popular appreciation of objective social commentary. Even a superficial glance at Italian newspapers is sufficient to confirm that journalists in this country are obsessed with their own opinions, engaged in a bizarre egocentric ritual that takes precedence over unbiased reporting.

That Leonardo Sciascia transcended this violent maelstrom, subtly revealing society's greatest challenges in Everyman's life, leaves us with the impression of a master critic. Amidst a sea of pseudo-intellectual charlatans, his shone as an illuminated and creative talent. The essence of human insight. The real thing. It would not be unfair to say that Sciascia's brief was to "set the record straight." The young Italian student of political science, philosophy or law might well study something at university, thinking that she had finally reached one of life's junctures in the quest for understanding its mysteries, only to have to reconsider those notions after reading a Sciascia novel. To his great credit, this most singular of authors was not particularly popular with Italian university professors. His greatest audience was, and is, the honest intellectual.

Challenging fickle youth's preconceptions was only one small part of Sciascia's work. His characterizations and observations were as uncomfortable for many older Italians as Tolstoy's and Turgenev's were for the Russians of another time. It is perhaps in this way that a contemporary author crosses that undefinable boundary between popular fiction and great literature. Fiction sells; literature endures. Some of Sciascia's best work dealt with fundamental, if rarely simple, moral quandaries, often in the setting of law and order, right and wrong. He was, in fact, one of the first authors to grapple with Fascism's intrinsic evils, something distinctly unsettling for those Italians who participated in the Regime, and even for some of the collaborators' children. (Hardly a family in the country did not contribute to Fascism, Italy's Taliban, in some way, even if it were only by enlisting one son in the Fascist Youth or sending another to perish in one of the Duce's ill-fated military adventures.) In Sciascia's stories, the human conscience is explored in an intimate, yet collective, manner. In a sense, he was Everyman's philosopher. Blackshirts were only his easiest targets. The entire inefficient, corrupt system of Italian justice found one of its most lethal critics in Leonardo Sciascia, from whom there could be no defence, only retreat.

His birth coincided with Fascism's, and he knew that nemesis (and others) well. Born in 1921 in the town of Racalmuto, where he spent much of his time until his death in 1989, he preferred country life to that of Rome or other chaotic cities. Observation, insight and expression are the tools of a great author, and these Sciascia did not lack. His rough and tumble literary style is not always captured in the English translation of his works, but the spirit is there. His pen was his sword, and from his vantage point at Racalmuto, a town of Arab foundation with a Norman church and the ruins of a Norman castle, Sciascia, the consumate country squire, stood as a solitary knight poised to lead his island away from a vast sea of social conformity. The knight as shepherd, whose disciples meet in a non-violent revolution of minds.

A few of Sciascia's funnier phrases have endured in the Sicilian mind. In The Day of the Owl (made into a popular film) he divided men into several classes, including the directionless, aimless, easily-led, duck-like Qua-qua-a-qua who rarely accomplished much in life.

Not for nothing do certain American law professors require that their students read Sciascia, whose works have been compared to those of Kafka and Stendhal. In Open Doors, a judge insists on morality during the Fascist era. The novella has been described as "a meditation on capital punishment, moral traduction, and cultural imprecision." Death and the Knight is the story of a police investigator who confronts "the treacherous relations between individuals and the state." It was terrain that Leonardo Sciascia knew well.

Entertaining, not very mordant Sicilian stories
Stephen Murray

The short stories of Sicilian writer Leonardo Sciascia (1921-1989) are surprisingly light in tone and concise in comparison with his bleak and digressive novels about exploitation and corruption. I do not see influence of Jorge Luis Borges (a writer Sciascia volubly admired) or of Italo Calvino (who discovered Sciascia when Sciascia was an elementary school teacher who had written a manuscript “biography” of his town, Racamulto, in inland Sicily. In English that book was titled Salt on the Wound).

Sciascia was the first Italian writer explicitly to write about organized crime in Italy. (The corruption of government by criminal syndicates is certainly present in Lampedusa’s work, though he did not explicitly label it “Mafia” or “Cosa Nostra”). Many of Sciascia’s longer works are heavily intellecutalized murder mysteries (but as Lampedusa once wrote, crimes are rarely solved in Italy, there is often no habeas corpus, and the corruption of the state and its police institutions make murder a routine part of the muddle).

Like most Italian intellectuals of the 1950s, he was a communist, the communists being the most prominent opponent of the fascist regime in which Sciascia grew up and the unholy alliance in Sicily between the Catholic Church and the Mafia. Some time before Stalin’s corpse was removed from display in Moscow’s Red Square, but seemingly significantly after Kruschev’s revelations to the faithful of Stalin’s crimes and the Soviet invasion of Hungary, Sciascia became disenchanted with the party that claimed to represent the proletariat. One of the funnier stories in the collection of stories Sciascia collected from those he had published between 1959 and 1972, “Demotion,” explicitly contrasts a communist man’s confusion about Stalin’s preserved remains being removed from display and his wife’s participation in the occupation of the local church when the Vatican was seeking to sweep away cults of various apocryphal saints.

Many of the stories share an irony bordering on cynicism about the incompetent rule by men (in contrast to a rule of law) both domestically (in The Ransom, Demotion, A Matter of Conscience, and Endgame) and in the public sphere (as in Guif, Apocryphal Correspondence re Crowley, Mafia Western, The Test, and Trial by Violence, as well as in Sciascia’s novels and extended essays on documents from the Sicilian Inquisition and its fascist and supposedly democratic successors).

As Franco Ferrucci (author of The Autobiography of God and a professor of Italian literature at Rutgers University, wrote,” Like American writers from the Deep South, who have been influenced by classical and European traditions yet are rooted in their own cultural and social heritage, Sicilian novelists are a mixture of provinciality and cosmopolitanism a combination of self-deprecation and self-assurance. Among other traits in common, Sicilian writers from Giovanni Verga and Pirandello down to Elio Vittorini and Giuseppe di Lampedusa (the author of 'The Leopard') reveal an iron pride even as they lament their people's fate.”

Like the Enlightenment philosophes Sciascia admired (notably Diderot and Voltaire), Sciascia also wrote a “Candido, or a Dream Dreamed in Sicily”), Sciascia is rarely interested in describing his characters or the physical background. (An exception is the debate about the color of the Mediterranean Sea in the title story.) There is more dialogue than in the stories of the most-honored Sicilian writer, Luigi Pirandello, whose stories are often extended monologues, sometimes internal, sometimes with a specified audience .

The title story of the collection The Wine Dark Sea, which fills a fifth of the book, is amusing but seems to me to lack a denouement. I guess the point for Sciascia is that the pleasant Sicilian pater familias, Miccich, dismisses mention of there being a Mafia. The northern Italian engineer traveling with Miccich’s rowdy Sicilian family on a long train ride from Rome muses, “Here’s an educated man, kind, courteous, a good father to his children and he refuses to speak about the Mafia, is even surprised that one should mention it, as though to do so were to give undue importance to something trivial” (pp. 48-49).

Although almost terse, most of the stories are very well constructed. For me, the least successful stories ('Philology, Euphrosyne, and Trial by Violence) are not stories at all, but undigested chunks of history with some of the musings that interrupt Sciascias longer works.

I especially enjoy “The Long Crossin”g in which a boatlood of credulous Sicilians pay to be smuggled to America) and the Yojimbo-like Mafia Western, in which both sides of a Mafia war are horrified to learn that rather than killing each other they are being picked off by someone else and panic at the loss of predictability and control of more routine slayings. “The Test” is almost genial in its examination of the expectations of patronage and perplexity at the formal rationality of a northerner (a Swiss labor recruiter), while “Giuf” is a folk tale about an ignorant peasant fooling the authorities who are totally incomprehensible to the peasant. “Endgame” and “The Test” (and, to a lesser extent, “Demotion” and “The Ransom”) are notable (in a Mediterranean context) for showing female agency.

Murders that are almost casual recur in many of the stories. The deadly serious rounds of adultery, jealousy, and homicidal defense of honor are less prominent a motif than in Pirandello’s stories, but central to “A Matter of Conscience” (the film of which was nominated for an Academy Award in 1990) and “Endgame” (which was also filmed, as was”The Long Crossing”).

       
 

Valid HTML 4.01 Transitional