|
|
Sait Faik Abasıyanık |
|
|
|
||
|
Şimdi Sevişme Vakti Çıplak heykeller yapmalıyım. Çırılçıplak heykeller Nefis rüyalarınız için Ey önümden geçen ak sakallı kasketli, Yırtık mintanından adaleleri gözüken Dilenci Sana önce Şiirlerin tadını Aşkların tadını Kitaplardan tattırmalıyım Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden... Şu oğlan çocuğuna bak Fırça sallıyor Kokmuş manifaturacının ayağına Dörtyüzbin tekliğinden On kuruş verecek. Seni satmam çocuğum Dörtyüzbin tekliğe, Ne güzel kaşların var Ne güzel bileklerin Hele ne ellerin var, ne ellerin. Söylemeliyim, Yok Yok... meydanlarda bağırmalıyım. Bu küçük Güllerin buram buram tüttüğü Anadolu şehri kahvesinde Kiraz mevsiminin Sevişme vakti olduğunu. Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım Baygınlık getiren şiirler Kiraz mevsimi, kiraz Küfelerle dolu Pazar. Zambaklar geçiriyor bir kadın. Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı O biçimsiz bizans şarkısı. Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem, Nasıl etsem nasıl yapsam da Meydanlarda bağırsam Sokakbaşlarında sazımı çalsam Anlatsam şu kiraz mevsiminin Para kazanmak mevsimi değil Sevişme vakti olduğunu... Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını, Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam Boşa geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun Oğlu bir şiir okusa Karacaoğlan’dan Orhan Veli’den Yunus’tan, Yunus’tan...</td> |
Sait Faik
Abasıyanık
23 Kasım 1906'da Adapazarı'nda doğdu. İlköğrenimini doğduğu kentte, Rehber-Terakki adlı özel okulda yaptıktan sonra, iki yıl Adapazarı İdadisi'ne devam etti. İstanbul Erkek Lisesi'nde giden Sait Faik, orta öğretimini 1928 yılında Bursa Erkek Lisesi'ni tamamladı. Asıl adı Mehmet Sait'tir. Babası Mehmet Faik Abasıyanık kereste, ceviz kütüğü ve zahirecilik yapan bir tüccardır. Annesi Makbule Hanım da Adapazarı'nın ileri gelen kişilerinden Hacı Rıza Bey'in kızıdır. Soyadları aslında “Abasızoğulları” olduğu halde soyadı yasasının çıkışından sonra Sait Faik'in isteği üzerine Abasıyanık'a çevrilmiştir. Çocukluğunu Adapazarı'nda geçiren Sait Faik'in ailesi, Yunanlıların kenti işgali üzerine Bolu'ya göçmüştür. Adapazarı'nın geri alınmasından sonra Müdafa-i Hukuk ve Belediye Reisi olan babası Mehmet Faik, işlerini ve evini İstanbul'a nakletmiştir. Sait Faik kendi ifadesiyle, liseyi “heyamola ile” bitirdikten sonra İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi'ne girmiş, iki yıl kadar devam ettikten sonra eğitim biçimini beğenmediği bu fakülteyi terkederek, Fransa'nın Grenoble kentine giderek edebiyat öğrenimi yapmaya başlamıştır. Üç yıl süren bu öğrencilik döneminde Sait Faik Paris, Strassburg, Lion ve Marsilya arasında yolculuklar yapmış, yaz aylarında da İstanbul'a gelmiştir. Bu avare öğrencilik yıllarında içkiye başlamış, Fransa'da içine girdiği bohem hayatı onun kişiliğinde ve sanatında önemli bir rol oynamıştır. 1933 yılında babasının isteği üzerine İstanbul'a dönen Sait Faik, Yağ İskelesi'nde babasının bir arkadaşıyla ortak bir ticaretevi açmış, ancak burasının iflası ile ticareti bir daha dönmemek üzere terketmiştir. Daha sonra bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Lisesi'nde türkçe grup dersleri öğretmenliği yapmış, kısa sürede bu işi de bırakıp gazeteciliğe başlamış ve adliye muhabirliği yapmıştır. 1939 yılında babasını yitiren Sait Faik, 1943 yılında gazeteciliği de terkederek kendini salt yazmaya vermiş, gönlünce, avare bir yaşam sürmüş, Burgaz Ada'ya yerleşerek çok sevdiği balıkçıların, gündelik ekmeklerinin peşinde koşan küçük insanların arasında yaşamıştır. Hiç evlenmeyen Sait Faik, 1946 yılında “siroz” hastalığına yakalanmış, doktorların uyarısı üzerine 1953 yılına kadar içkiyi bırakmış, ancak 1953 yılında Burgaz Ada'dan bıkarak Şişli'deki evine nakletmiş ve bohem yaşamına dönmüştür. 5 Mayıs 1954'de, sirozun az görülen “ihtilatlarından ” “özofaş kanaması” geçirerek Marmara Kliniği'ne kaldırılmış, ancak kanama bir türlü durdurulamayınca 11 Mayıs günü saat 02.35'de yaşamını yitirmiştir. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilen Sait Faik'in annesi, oğlunun ölümünden sonra, her yıl önceki yılın en başarılı öykü kitabına verilmek üzere onun adına, halâ süren bir ödül kurmuştur. 1953 yılında Amerika'daki Mark Twain Derneği, Sait Faik'i üyeliğe seçmiştir. Yazın Yaşamı Yazın/ sanatla ilgisi daha lise sıralarında başlayan Sait Faik yazmaya şiirle girmiş, ilk ürünlerini Meşale dergisine göndermiş, yazarın ölümünden sonra Yaşar Nabi Nayır bunları Varlık dergisinde (Temmuz Yaşamı 1954) yayımlamıştır. Alangu, bu şiirlerde Faruk Nafiz ve Necip Fazıl gibi dönemin önemli şairlerinin açık etkileri görüldüğünü belirtmekte ve Cavit Yamaç'ın sözlerine dayanarak S. Faik'in ilk şiirinin “Hammal” adını taşıdığını yazmaktadır. Bu arada öykü de yazmaya başlayan Sait Faik, kendisini bu yolda teşvik eden Kenan Hulusi Koray'ın aracılığıyla “Uçurtma” adlı ilk yazısını Milliyet gazetesinin sanat sayfasında yayımlamıştır. (9 Aralık 1929). “İpekli Mendil” adlı ilk öyküsü 15 Nisan 1934 tarihli Varlık dergisinin 19'nci sayısında çıkan Sait Faik, o yılların birbiri ardına batıp çıkan dergilerinde, gazetelerin eklerinde öykü ve yazılar yayımlamış, ilk kitabını da 1936 yılında çıkarmıştır: Semaver. 1939 yılında yayımladığı Şahmerdan'daki “Çelme” adlı öyküsü için “Örfi İdare Mahkemesi” dava açmış, 1944 yılında yayımladığı Medar-ı Maişet Motoru adlı ilk romanı toplatılmış (ikinci baskı Bir Takım İnsanlar adıyla yapılmıştır- Varlık Yayınları, 1952, Sait Faik davalardan beraat etmiştir.) Simenon'u Yaşamak Hırsı adlı romanını Türkçeye çeviren Sait Faik'in öyküleri Sabri Esat Siyavuşgil tarafından Un Point Sur La Carte adıyla Fransızca'ya çevrilerek (1954) Milli Eğitim Bakanlığı'nca Hollanda'da yayımlanmıştır. Alangu Sait Faik'in üç kez öykü yazmaya ara verdiğini, yazından
soğuduğunu belirtmektedir: Yapıtlar Semaver (1936), Sarnıç (1939), Şahmerdan (1940), Medar-ı Maişet Motoru (Roman-1944), Lüzumsuz Adam (1948), Mahalle Kahvesi (1950), Havada Bulut (1951), Kumpanya (1951), Havuzbaşı (1952), Son Kuşlar (1952), Kayıp Aranıyor (Roman - 1953), Şimdi Sevişme Vakti (Şiir-1953), Alemdağ'da Var Bir Yılan (1954), Az Şekerli (1954), Tüneldeki Çocuk (Öyküler/ röportajlar- 1955), Mahkeme Kapısı (Adliye röportajları-1956), Balıkçının Ölümü/ Yaşasın Edebiyat (1977, Der. M. Uyguner), Açıkhava Oteli/ Konuşmalar - Mektuplar (1980, Der. M. Uyguner), Müthiş Bir Tren (1981, Der. M. Uyguner), Sevgiliye Mektuplar (1987, Der. M. Uyguner), Bitmemiş Senfoni (1989, Der. M. Uyguner)
|