ANASAYFA TÜMÜ ROMAN ÖYKÜ DENEME FELSEFE ŞİİR TİYATRO BİYOGRAFİ 29.08.2018
 

 Editörün Notu:   Duygusal bir gece müziği anlamına gelen Noktürn, müziğin ümit dolu vaadleri ile, hayatın yerine getiremediği gerçekler arasındaki farkı vurgular. Düşsel karakter taşıyan bu Noktürnler zaman zaman melankoli, pişmanlık, yılgınlık, hüzün, ümitsizlik içerirler. Kazuo Ishiguro'nun "Noktürnler" adlı öykü kitabındaki beş büyüleyici hikâyesi kırgınlık ve pişmanlık doludur. Şarkıyı dinleyen öykü kahramanı kendisiyle hesaplaşır,geçmişe döner ve bir aydınlanma yaşar.
 
 
 
 Noktürnler
Çiğdem Orhon
Dipnot Kitap Kulübü

Noktürn, ‘geceye dair’ anlamındaki İtalyanca ‘notturno’ ile ‘geceden esinlenen, geceye çağrışım yapan’ anlamını taşıyan Fransızca ‘nocturne’ kelimelerinden adını almış, ilk örneklerine 18. yy. sonuna doğru rastladığımız klasik batı müziği türüdür. Ancak, ilk örneklerinden biri Klasik Dönem’in sonlarına doğru Mozart’ın 1776 tarihli ‘oda orkestrası’ için bestelediği 6 numaralı Re Majör Serenada Notturna’sı olan bu parçaların, o dönemde geceyi çağrıştırma gibi bir özelliği olmamış, sadece akşam toplantılarında dinlenmek üzere bestelenmişlerdir. Batıda müzik, Romantizm akımı ile (müzik alanında 1830-1900) kilise ve sarayın dışına taşıp halka yayılmış, sınırlı bir elit kitle yerine yaygın halk kitlelerine hitap eder hale gelmiştir. Besteciler, eğitimli küçük kitlelerinin beğenilerine hitap etme sınırlılığından kurtuldukları için esin kaynağını kendi iç dünyalarında aramışlardır. Çalgılar çeşitlenmiş, ritm daha özgürleşmiş ve esneklekmiştir. Oda müziğinin yerini senfoniler, konçertolar, operalar vb. almaya başlamıştır. Dönemin ilk ‘romantik bestecisi’nin Beethoven olduğu kabul edilir.

Romantik dönemin en gözde çalgısı ise öncelikle piyanodur. En incesinden en kalınına tüm seslerin her tür duyarlılığı yansıtabilmesi nedeniyle besteciler inişli çıkışlı tüm duygularını piyano ile aktarabilmişlerdir. Keman ise, dönemin ve tarihin en büyük keman dehası Paganini sayesinde ikinci sırada yerini almıştır. Romantizmin 2. Kuşağını oluşturan besteci-icracılar içinde Chopin ve Liszt’in piyanodaki, Paganini’nin ise kemandaki çalış tekniği, Romantik dönemin ölçütü sayılmıştır.

Noktürnler, genellikle andante, largetto gibi orta ağırlıktaki tempo ile yazılmışlardır. En tanınmışları/bilinenleri Romantik döneme aittir ve döneminin özelliğine uygun olarak oda müziği için değil piyano için bestelenmişlerdir. Piyano için ilk besteleyen ve yazdığı 18 parçaya ilk defa ‘noktürn’ adını veren John Field’dır (1782-1837). Bu ‘durgun’, ‘düşünceli’ ve ‘yoğun duygu içeren’ piyano parçalarının en ünlüleri ise Frederic Chopin’in (1810-1849) besteleridir. 1827-1846 yılları arasında yazdığı 21 noktürnünde Chopin’in ritmi daha serbest hale getirerek gecenin belirsizliğini vurguladığı belirtilir.

İzlenimci dönemde Debussy’nin 1899 yılında “Bulutlar”, “Bayramlar”, “Sirenler” isimlerini taşıyan üç bölümlü noktürnü ise kendi ifadesiyle “türü değil, gerçekten geceyi, gecenin izlenimlerini ve farklı ışık efektlerini” anlatmak amacını gütmektedir ve tekrar orkestra için bestelenmiştir.

Örnekler:
Wolfgang Amadeus Mozart, Re majör Serenade No. 6
John Field, Si bemol majör Noktürn, No. 5
Frederic Chopin, Mi bemol majör Noktürn, Op 9, No. 2
Mikhail Glinka, Nocturne in F minor (La Separation)
Claude Debussy, Nocturnes L. 91 (Nuages-Bulutlar)

HİKAYELERİN ANLAMI AÇISINDAN SÖZLERİNİN ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜM "ESKİ AMERİKAN ŞARKILARI" By the Time I Get to Phoenix (Isaac Hayes)

By the time I get to Phoenix she'll be rising
She'll find the note I left hangin' on her door
She'll laugh when she reads the part that says I'm leavin'
'Cause I've left that girl so many times before
By the time I make Albuquerque she'll be working
She'll prob'ly stop at lunch and give me a call
But she'll just hear that phone keep on ringin'
Off the wall that's all
By the time I make Oklahoma she'll be sleepin'
She'll turn softly and call my name out loud
And she'll cry just to think I'd really leave her
Tho' time and time I try to tell her so
She just didn't know I would really go.

Besteci: Jimmy Webb

Fall In Love Too Easily
(Frank Sinatra)


I fall in love too easily, I fall in love too fast
I fall in love too terribly hard, for love to ever last

My heart should be well schooled, 'cause I've been fooled in the past
And still I fall in love too easily, I fall in love too fast

I fall in love too easily, I fall in love too fast
I fall in love too terribly hard, for love to ever last

My heart should be well schooled, 'cause I've been fooled in the past
And still I fall in love too easily, I fall in love too fast

Besteciler: Jule Styne / Sammy Cahn


Çok Kolay Aşık Oluyorum

Çok kolay aşık oluyorum, çok hızlı aşık oluyorum
Son derece zor aşık oluyorum, sonu gelmeyen aşk için

Kalbim iyi eğitilmiş olmalı,çünkü geçmişte kandırıldım
Ama hala çok kolay aşık oluyorum, çok hızlı aşık oluyorum

Çok kolay aşık oluyorum, çok hızlı aşık oluyorum
Son derece zor aşık oluyorum, sonu gelmeyen aşk için

Kalbim iyi eğitilmiş olmalı, çünkü geçmişte kandırıldım
Ama hala çok kolay aşık oluyorum, çok hızlı aşık oluyorum


One for My Baby
(Hugh Laurie)


It's quarter to three, there's no one in the place cept you and me
So set em up joe I got a little story I think you oughtta know
Were drinking my friend to the end of a brief episode
So make it one for my baby and one more for the road
I know the routine put another nickel in that there machine
I'm feeling so bad wont you make the music easy and sad
I could tell you a lot but you gotta to be true to your code
So make it one for my baby and one more for the road
You'd never know it but buddy I'm a kind of poet
And I've got a lot of things I wanna say
And if I'm gloomy, please listen to me
Till it's all, all talked away
Well, that's how it goes and joe I know you're gettin anxious to close
So thanks for the cheer I hope you didn't mind my bending your ear
But this torch that I found its gotta be drowned
Or it soon might explode so make it one for my baby and one more for the road

Besteciler: Harold Arlen / Johnny Mercer
Bir Tane Bebeğim İçin


Üçe çeyrek var, Mekanda kimse yok Senden ve benden başka
Öyleyse aç şunları Joe, Küçük bir hikayem var, Bilmen gerektiğini düşünüyorum

İçiyoruz arkadaşım, sonuna kadar kısa bir serüvenin,
Bir tane bebeğim için hazırla Ve bir tane de yol için

Rutinim var Bir başka beş sent koy Makinanın içine
Çok berbat hissediyorum Müzik yapmayacak mısın Kolay ve hüzünlü

Sana çok şey anlatabilirdim, ama o Bir beyefendinin kuralında değil
Sadece bir tane bebeğim için hazırla Ve bir tane de yol için

Asla bilmeyebilirdin bunu, ama dostum ben bir çeşit şairim
Ve söylemekten hoşlandığım çok şey var
Ve üzüntülü olduğumda, beni dinlemeyecek misin
Hepsi konuşulana kadar

Eh işte böyle gider Ve Joe biliyorum sen Kapatmak için çok istekli olmaya başladın
Alkış için teşekkürler Umarım sorun etmedin Kulağına eğilmemi

Ama bulduğum bu meşale Bastırılmalı
Yoksa yakında patlayabilir Bir tane bebeğim için hazırla Ve bir tane de yol için

Çeviren : Hülya Önkan

Come Rain or Come Shine
(Billie Holiday)

I'm gonna love you like nobody's loved you
Come rain or come shine
High as a mountain and deep as a river
Come rain or come shine
Well I guess when you met me
It was just one of those things
But don't ever bet me
'Cause I'm gonna be true if you let me
You're gonna love me like nobody's loved me
Come rain or come shine
Happy together, unhappy together
And won't it be fine?
Days may be cloudy or sunny
We're in or we're out of the money
But I'm with you always
I'm with you rain or shine

I'm gonna love you like nobody's loved you
Come rain or come shine
High as a mountain, deep as a river
Come rain or come shine
I guess when you met me
It was just one of those things
But don't…

Yağmur Yağsa Güneş Parlasa
Kimsenin seni sevmediği gibi, seveceğim seni
Yağmur da yağsa güneş de parlasa
Bir dağ kadar yüksek ve bir nehir kadar derin
Yağmur da yağsa güneş de parlasa
Sanırım benimle tanıştığında
Bu sadece normal şeylerden biriydi
Ama benimle bahse girme
Çünkü eğer bana izin verirsen doğrusunu yapacağım

Kimsenin beni sevmediği gibi seveceksin beni
Yağmur da yağsa güneş de parlasa
Birlikte mutlu, birlikte mutsuz
İyi olmayacak mı
Günler bulutlu da olur, güneşli de
Ya birlikte zenginiz ya birlikte beş parasız
Her zaman seninleyim
Seninle yağacağım ya da parlayacağımvv Kimsenin seni sevmediği gibi, seveceğim seni
Yağmur da yağsa güneş de parlasa
Bir dağ kadar yüksek ve bir nehir kadar derin
Yağmur da yağsa güneş de parlasa
Sanırım benimle tanıştığında
Bu sadece normal şeylerden biriydi
Ama sakın..


Nocturnes, By Kazuo Ishiguro

Kazuo Ishiguro's musical new story cycle sounds a sustained note of bittersweet melancholy

Capturing the magic of one art form through the prism of another is a tricky business. In his seventh book, Kazuo Ishiguro attempts just that, building to a crescendo throughout "Five Stories of Music and Nightfall". Of course, what makes a great musical number, a piece that transcends fashion, is its peculiarity, its uniqueness. It's the draw and impact of this nebulous quality that Ishiguro manages to convey with wit and heart in these tales.

The narrator of the first story, "Crooner", is Janeck, a Polish guitarist entertaining the tourists in Venice's Piazza San Marco one crisp spring morning. Mid-set, he spots Tony Gardner, an ageing American showman in the Tony Bennett mould. Once famous, Tony is now in the twilight of his career and holidaying with his wife Lindy. The singer has a peculiar proposition for Janeck: to accompany him as he treats Lindy to a moonlit serenade. However, the gig takes an unforeseen turn to become an elegiac declaration of love.

In a later story, "Nocturne", a now-divorced Lindy befriends an aspiring saxophonist while they endure a post-plastic surgery convalescence in a luxury hotel. The ballad of Tony and Lindy Gardner echoes through this book like a bittersweet refrain, full of the sadness of two lovers whose bond is broken by the brute strength of market forces.

In other stories, Ishiguro focuses on the more farcical aspects of human encounters. In "Come Rain or Come Shine", a Broadway fan tries to cover up having read and crumpled a friend's diary by getting down on all fours and ransacking her flat like a dog. With its macabre and amusing delivery, this surprisingly deft shift reminded me of As with his previous fiction, Ishiguro uses a genre to his own ends. Nocturnes pays no more than peppercorn rent to the traditional story cycle in the same way that When We Were Orphans was barely a detective yarn. The ease of the prose, with its misleading smoothness, lulls the reader into a false sense of security. Seemingly gentle narratives of melancholia morph to take into account other themes. Not least the East-West divide. ("How would you understand, my friend, coming from where you do?" Tony asks Janeck.)

Ishiguro's band of characters struggle with the intractable course of life. The ramifications of all those turnings and decisions continue to resonate in their present. Of course, this was the central theme of The Remains of the Day, yet here those intersections occasionally prove to be a balm. There are moments that crackle with possibilities. "Maybe Lindy's right," ponders the saxophonist. "Maybe, like she says, I need some perspective, and life really is much bigger than loving a person. Maybe this really is a turning point for me, and the big league's waiting."

Ultimately this is a lovely, clever book about the passage of time and the soaring notes that make its journey worthwhile: "I rise up in intervals you'd never believe possible and then hold that sweet, very tender high B-flat. I think there are colours there, longings and regrets, you won't have come across before." It's only by taking it to the bridge that Ishiguro's players stop fretting.


 Caz çalgıcıları Caz çalgıcıları

Müziğin Gözlerde Yankılanması Üzerine Kazuo Ishiguro ve “Noktürnler”e Dair

http://www.mevzuedebiyat.com/

Yazar Işıl Bayraktar - 29 Aralık 2017
Nobel ödüllü Kazuo Ishiguro’nun ilk öykü derlemesi olan Noktürnler, Ishiguro’nun bir tema etrafında ördüğü hikâyelerinin okuru içine çekme gücünün en etkili örneklerinden.

Ishiguro’nun Noktürnler’ de ele aldığı ana tema müzik. Kitapta yer alan beş öyküde müzik bir başka biçime, sese bürünerek farklı hikâyelerin öznesi haline geliyor. Ishiguro anlattığı hikâyelerin çerçevesini seslerle kuruyor. Metinleri okumak bu nedenle salt öykü okuma hissi değil de, Avrupa sokaklarında uzayıp giden, sokak arasına karışan melodilerin arasında gezindiğiniz hissini yaratıyor. Her öyküde çalan sese kulak vermek, o sesin peşinden gitmek ve hikâyenin sesine karışan bu ayrı sesi duymak arzusu duyuyorsunuz. Bu anlamda Noktürnler, müziğe dair bir öykü kitabı olmasının yanında, müziğin de ta kendisi. Yalnızca okumak değil, dinlemek gerekiyor o yüzden.

Ishiguro, “Aşk Sarkıcısı”nda bizi Venedik sokaklarında, kanalların arasında gezdirirken, müziğin kendisi de bu kanalların arasında dolaşır. Sokak müzisyeninin dilinden dinleriz aşk şarkıcısının öyküsünü.

San Marco Meydanı’nda, müzisyen anlatıcı o sırada aşk şarkıcısı olacağını bilmediği Tony Gardner ile tanışır, müzisyen Tony Gardner’i müziği ile hatırlar ve ona Venedik’i ve Venedik’te müzisyen olmayı sorar. Ve sonra onun anlatıcıyla da tanıştırdığı karısı Lindy için serenadına yardımcı olmasını ister. Anlatıcı gitar çalacak ve kendisi serenad yapacaktır, karısının balkonun altında. Venedik’e yakışır biçimde, gondolla balkonun altına gideceklerdir.

Sokak müzisyeni, ellisindeki Lindy ve altmışındaki Tony Gardner için bu romantik girişimi gerçekleştirmeye hazırdır. By the Time I Get to Phoenix, I Fall in Love too Easily ve One for My Baby şarkılarını sırasıyla çalmak ister Tony Gardner. Hepsinin anısı olduğu kesindir ama I Fall in Love too Easily’yi hatırladığı o gece yaşanan sevişme yıllar sonra bir müziğin ezgisinde Gardner’a bu şarkıyı serenada dahil ettirendir.

Müzisyen Janeck bize gondolcu narasını, mi bemol ile anlatır, notaların tınısını hissettirir, kanalların arasında gezdirir ve nihayetinde Tony Gardner’in eşinin balkonun altında yirmi yedi yıllık evliliği sonlandırmak üzere hazırlanmış bir serenadın parçası olur.

“Aşk Sarkıcısı”nda Ishiguro’nun kulak vermemizi istediği müzisyenler, şarkıcılar ve sesler arasında Django Reinhardt, Joe Pass, Julie Andrews, Sinatra, Dean Martin, Brando, Beatles, Rolling Stones, Bing Crosby, Baba filminin müziği, Brezilya kökenli Bossa Nova, High Hopes ve They All Laughed şarkıları yer alır.

“Aşk Sarkıcısı”, yirmi yedi yıllık bir ilişkiyi Venedik’in dar kanallarında gondoldan yapacağı serenatla bitirmek isteyen romantik Tony Gardner’in hikâyesini, müziğin hikâyesine dönüştürür.

“Come Rain or Come Shine” öyküsü Emily ve Charlie’nin ilişkisini düzeltmek üzere olan arkadaşları Ray’in gözünden anlatılır. Hikâye bu üç kişinin etrafında dönerken, öykü boyunca Ray’in ve Emily’nin üniversite yıllarında dinledikleri müziklerin plaktan çıkıvereceği duygusunu yaşarız.

Ishiguro bize “Come Rain or Come Shine” da Amerikan şarkılarını dinletir.

Irving Berlin’in Check to Check’i, Cole Porter’in Begin the Beguine’i, Heres that Rainy Day ve It Never Entered My Mind’i ya da Sarah Vaughan ve Chet Baker, Julie London, Peggy Lee, Sinatra, Ella Fitzgerald bunların arasındadır. Georgia on my Mind hatırlanan şarkıların arasındayken, Come rain or Come Shine ise Ray Charles’dan dinlendiğinde üzerlerinde mutluluk ve keder bırakır ve bu nedenle özel şarkılarındandır.

Ray, Emily ve Charles’in evinde Emily ile konuşmayı beklerken, Emily’nin karıştırdığı koleksiyonun arasında Fred Astaire, Chet Baker ve Sarah Vaughan ile karşılaşmayı başarır ama yine de eski plaklardan çok azının CD’sine sahip olduğunu görür. Come Rain or Come Shine da Ray’in Emily ile Charles’in evinde giriştiği mücadele eğlenceli bir dille anlatılırken, Emily ile Ray’in konuşmaları başlamadan odaya dolan yine müziğin ta kendisidir. Sarah Vaughan’dan Lover Man’i dinleriz Emily ile Ray konuşmaya başlamadan.

Nitekim, Emily ve Ray, Ray’in evde içine girdiği tuhaf duruma ve Emily ile Charles’in ilişkisine dair konuşurlarken bile kulağımıza Sarah Vaughan’in April in Paris şarkısı dolar ve biz müziğe kulak verirken, bir yandan da onların dansını izleriz.

Come Rain or Come Shine da arka pencereden akmaya devam eder. Ezgiler birbirine karışır.

“Malvern Hills” öyküsünde Hertfordhire manzarasına bakarak gitar sesi gelir kulaklarımıza. Hikâyede müzisyenlerin sohbetine ortak olur, İsviçre halk müziğini merak eder, Janacek, Vaughan Williams, Beatles ve Carpenters dinleriz.

“Noktürn” öyküsünde bir saksafoncunun öyküsünü dinlerken, yine yollarımız “Aşk Sarkıcısı” ndaki Tony Gardner ve Lindy Gardner ile kesişir. Ishiguro’nun yapıtlarında zaman zaman başvurduğu belirsizlik ve iç içe geçen hikâyelerin katmanlı örgüsü, bu son öyküyle ilk öykünün nasıl bir bağlantısı olduğunu düşündürür bize.

“Noktürn”, aslında bu beş öykünün içinde sanatı, sanatçıyı, sanatın sanatçının önüne geçme durumlarını anlatır; aynı zamanda tüm bunları bir saksafoncu ve onun hem içsel dünyasında yaşadığı karmaşalar hem de çevresinin duruma bakışı açısından değerlendirir ve bize de benzer soruları sordurur.

Nitekim öyküde, saksafoncu Steve çok iyi bir müzisyendir, ancak bir türlü müziği görünmez ve dikkate alınmaz; bu müzisyenin görüntüsünün ilgi çekici olmamasıyla, çirkin olmasıyla ilintilendirilir. Karısı Helen bile onu estetik ameliyatı olması için ikna etmenin, görüntüsünü değiştirmenin derdindedir. Görüntüsü değiştiği anda müziğinin kıymetinin bilineceğini ve dikkate alınacağını düşünmektedir. Oysa Steve bunu kendine saygısızlık olarak alır ve görüntüsüyle tanınmaktansa tanınmamış bir müzisyen olmayı tercih eder. Ama daha sonra yakın arkadaşı kendisini ikna eder, ameliyat olmak üzere en ünlüleri ameliyat eden Boris’in ellerine bırakır kendisini. Tabii, karısı zengin biriyle evlenerek onun ameliyatını üstlenmesini sağlamıştır, Steve ise tüm bu süreçteki konuşmalardan kendini uzakta tutarak en azından kendini korumaya çalışmakta direnir bir süre.

Steve’in doktor Boris’in evinde geçirdiği operasyondan sonra getirildiği Beverly Hills Otel’de yüzü sargılı şekilde içine girdiği duygu durumları değişkenlik gösterirken, “dünyada sığ ve hastalıklı ne varsa hepsinin bir özeti gibi” gördüğü Lindy Gardner’in yan odada yaşadığını öğrenmesiyle; yeniden kendisinin müzik yeteneğine haksızlık ettiğini düşünür. Bir otel odasında yüzü sargılı ünlülerle ahbaplık ederek ünlü olmaya çalışan biriyle daha iyi görünerek prim yapmayı amaçladığını hissettiren bu girişiminden utanır ve büyük bir pişmanlık dalgasının akışında sürüklenir.

Daha sonra nefret ettiğini düşündüğü Lindy Gardner’le ahbaplığı, otel içinde geliştirdikleri tuhaf dostlukları, kendisine itiraf ettiklerini onun yüzüne söyleyememesi, bilinçaltında ünlü olmaya ve büyükler liginde yer alıp almamaya dair karışık hislerini getirir. Tüm bu sorgulamalar Steve’nin zihninden geçerken ve otel odasında Lindy ile geliştirdikleri bu tuhaf arkadaşlık sürerken de müzik hep oradadır. Steve odasında Bill Evans dinler ve Lindy’nin ısrarı üzerine de kendi grubuyla çaldıkları şarkılardan The Nearness of You yorumunu dinletir Lindy’e.

“Noktürn” de diğer öyküler gibi bir müzisyenin hayatının bir kesiti üzerine kurulsa da, bu öykülerden daha fazla müziğin öne çıkışını müzisyenin görünüşünün ve görünürlüğünün rolü açısından sorgulayarak sanat ve sanatçıya dair felsefi bir açılım da getirir. “Noktürn” müzisyenin kendisi de bu görüntü dünyasının bir şekilde parçası olduğu için müzisyenin pişmanlığıyla sona erseydi, daha eleştirel bir okuma sunabilirdi izlenimini yaratıyor; ancak Ishiguro okurun yönelebileceği bu eleştirel okumayı, müzisyenin zihnindeki gel-gitler aracılığıyla sunmakla yetiniyor.

Noktürnler’in son öyküsü “Çellistler”’de ise kemancı, basçı, akordeoncu, saksafoncu, çellocu müzisyenlerden oluşan bir grubun saksafoncusunun dilinden çellocu Tibor’un başından geçen bir olay anlatılır.

Tibor San Lorenzo kilisesinde bir resital verir ve o resitalde bir müzisyen kadın onu dinler, adı Eloise McCormack’tir. Çellist olarak tanıtır kendini. Ve Tibor’a genç çellistlerin yaptığı hataları görme ve düzeltme aşkıyla yandığını söyler. Ve sonra günler süren bir diyalog başlar aralarında. Çellonun dile geldiği, iki kişi arasında iletkenlik yarattığı, Eloise’nin çelloya hiç dokunmadan, Tibor’a nasıl daha iyi çalabileceğini öğrettiği ve Tibor’un sonuç aldığı diyaloglar…

Eloise’nin çelloya hiç dokunmaması konuşulmayan ama aralarında hep duran gizli bir meseledir. Tibor’un da günden güne merakını kamçılayan üstelik…. Derken o gün gelir ve Eloise sırrını açıklar; aslında çello çalmayı bilmemektedir, ama bir virtüöz olduğuna inanır, esasen öyledir de. Bu sayede Tibor’un eksiklerini görmüş ve düzeltebilmiştir. Eloise, gizli yeteneğini sıradan eğitim yöntemleriyle biçimlemek isteyen çellist hocalarına karşı gelmiş ve içindeki yeteneğin doğru yerde ve zamanda ortaya çıkması için yalnızca beklemiştir, tüm bunlar aslında onun virtüöz olmasını engellememiştir.

“Çellistler” de bu anlamda tıpkı “Noktürn” gibi, müziğe değen, müzikle iç içe geçen anları sıra dışı bir öyküyle veriyor, geriye çello sesi kalıyor kulaklarımızda.

Noktrünler, Ishiguro’nun müzikle çerçevelediği öykülerinde yaşamsal durumları, müzisyenlerin ıssızlığını, yalnızlığını, müziğin bir araya getirdiği uzaklıkları anlatır ve bize kelimelerle bezeli bir ses geçidi sunar.

Işıl Bayraktar – Özyaşam Öyküsü

İzmir doğumlu, ODTU iktisadi idari bilimler fakültesinde lisans, sosyal bilimlerde yüksek lisans yaptı. Ulusal, uluslararası kurumların sosyal araştırmalarında çalıştı. Öyküleri, yazıları pek çok dergide ve seçkide yayımlandı. Çürük atlar çöplüğü adında öykü kitabı var


Cazcılar - Noktürnler sayfası Dipnot Kitap KulübüNoktürnler
Kazuo Ishiguro

http://www.mevzuedebiyat.com

2017 Nobel Edebiyat Ödülü Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’ya (62) verildi.
http://www.cumhuriyet.com.tr

Nobel Edebiyat Ödülü Kazuo Ishiguro’nun"
2017 Nobel Edebiyat Ödülü Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’ya (62) verildi. http://www.cumhuriyet.com.tr Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi belli oldu Yayınlanma tarihi: 05 Ekim 2017 Perşembe, 18:51

2017 Nobel Edebiyat Ödülü Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’ya (62) verildi. Nobel komitesi adına yapılan açıklamada şu ifadeler yer alıyor: “Nobel Edebiyat Ödülü, güçlü duygularla yüklü müthiş romanlarında dünya ile olan yanılsamalı ilişkilerimizin altındaki derin boşluğu açığa çıkaran Kazuo Ishiguro’ya verilmiştir.” Ödülü aldıktan sonra BBC’ye konuşan Ishiguro ise şunları söyledi: “Bu ödül büyük bir onur, çünkü yaşamış en büyük yazarların ayak izlerini takip ettiğim anlamına geliyor. Dünya şu sıra çok belirsiz bir evresinde ve umarım tüm Nobel ödülleri dünyada olumlu bir şeylerin gerçekleşmesi için bir güç olur.”

‘Jane Austen ve Franz Kafka...’

Dün TSİ 14.00’te basının karşısına çıkarak gerekçeli kararı açıklayan İsveç Akademisi üyesi Sara Danius, Ishiguro’nun edebi tarzını şu sözlerle açıkladı: “Jane Austen ve Franz Kafka’yı karıştırıp içine biraz da Marcel Proust katar ve karıştırırsanız, ama çok da değil, Kazuo Ishiguro’nun yazdıklarını elde edersiniz.” 8 dalda Oscar’a aday gösterilen “The Remains of the Day” (Günden Kalanlar) ve “Never Let Me Go” (Beni Asla Bırakma) adlı romanları beyazperdeye de uyarlanan Ishiguro, aslen Japonya’da doğduğu halde 5 yaşından beri yaşadığı İngiltere’de yazarlığa başladığı için hep İngilizce yazdı. Kent Üniversitesi’nde İngilizce ve felsefe eğitimi alan Kazuo Ishiguro mezun olduktan sonra Londra’da sosyal hizmetler görevlisi olarak çalışmaya başladı. East Anglia Üniversitesi’nde Malcolm Bradbury’den yaratıcı yazarlık eğitimi aldı ve yazarlık kariyerinin ilk dönemlerindeki akıl hocası Angela Carter’la tanıştı. 1982’de ilk romanı “Uzak Tepeler” (çev. Pınar Besen, YKY, 2012) yayımlandı ve Winifred Holtby Memorial Ödülü’nü kazandı. 1986’da yayımlanan ikinci romanı “Değişen Dünyada Bir Sanatçı”yla (çev. Suat Ertüzün, YKY, 2015) Whitbread Book of the Year Ödülü’nü aldı, Booker Ödülü’ne aday gösterildi. 1989’da yayımlanan üçüncü romanı “Günden Kalanlar” (çev. Şebnem Susam, YKY, 2015), Booker Ödülü’nü kazandı. 1995’te Cheltenham Ödülü’nü alan romanı “Avunamayanlar” (çev. Roza Hakmen, YKY, 2009), 2000’de Booker Ödülü’ne ve Whitbread Ödülü’ne aday olan “Öksüzlüğümüz” (çev. Yasemin Ortwein, YKY, 2014) yayımlandı. “Beni Asla Bırakma” (çev. Mine Haydaroğlu, YKY, 2007), yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesinde gösterildi, Alex Ödülü’nü aldı ve National Book Critics Circle Ödülü’ne aday oldu. İlk öykü kitabı “Noktürnler: Müziğe ve Günbatımına Dair Öyküler” (çev. Zeynep Erkut) 2009’da yayımlandı. Son romanı “Gömülü Dev” (çev. Roza Hakmen, YKY, 2015) yılın en büyük edebiyat olaylarından biri olarak kabul edildi. Romanları otuzdan fazla dile çevrilen Kazuo Ishiguro, karısı ve kızıyla birlikte Londra’da yaşıyor.

Ne dediler

Salman Rushdie: “Eski dostum Ish’e tebrikler. “A Pale View of Hills”i (Uzak Tepeler) ilk okuduğum andan beri işlerini çok sevmiş ve hayranlık duymuşumdur. Üstelik gitar çalıp şarkılar da yazar, yani çekil kenara Bob Dylan.”

Will Self: “İyi bir yazar ve kesinlikle böylesi ödüllerin getirdiği berbat kemikleşmeyi ve yok sayılmayı hak etmiyor.”
Yayınlanma tarihi: 05 Ekim 2017 Perşembe, 18:51

2017 Nobel Edebiyat Ödülü Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’ya (62) verildi. Nobel komitesi adına yapılan açıklamada şu ifadeler yer alıyor: “Nobel Edebiyat Ödülü, güçlü duygularla yüklü müthiş romanlarında dünya ile olan yanılsamalı ilişkilerimizin altındaki derin boşluğu açığa çıkaran Kazuo Ishiguro’ya verilmiştir.” Ödülü aldıktan sonra BBC’ye konuşan Ishiguro ise şunları söyledi: “Bu ödül büyük bir onur, çünkü yaşamış en büyük yazarların ayak izlerini takip ettiğim anlamına geliyor. Dünya şu sıra çok belirsiz bir evresinde ve umarım tüm Nobel ödülleri dünyada olumlu bir şeylerin gerçekleşmesi için bir güç olur.”

‘Jane Austen ve Franz Kafka...’

Dün TSİ 14.00’te basının karşısına çıkarak gerekçeli kararı açıklayan İsveç Akademisi üyesi Sara Danius, Ishiguro’nun edebi tarzını şu sözlerle açıkladı: “Jane Austen ve Franz Kafka’yı karıştırıp içine biraz da Marcel Proust katar ve karıştırırsanız, ama çok da değil, Kazuo Ishiguro’nun yazdıklarını elde edersiniz.” 8 dalda Oscar’a aday gösterilen “The Remains of the Day” (Günden Kalanlar) ve “Never Let Me Go” (Beni Asla Bırakma) adlı romanları beyazperdeye de uyarlanan Ishiguro, aslen Japonya’da doğduğu halde 5 yaşından beri yaşadığı İngiltere’de yazarlığa başladığı için hep İngilizce yazdı. Kent Üniversitesi’nde İngilizce ve felsefe eğitimi alan Kazuo Ishiguro mezun olduktan sonra Londra’da sosyal hizmetler görevlisi olarak çalışmaya başladı. East Anglia Üniversitesi’nde Malcolm Bradbury’den yaratıcı yazarlık eğitimi aldı ve yazarlık kariyerinin ilk dönemlerindeki akıl hocası Angela Carter’la tanıştı. 1982’de ilk romanı “Uzak Tepeler” (çev. Pınar Besen, YKY, 2012) yayımlandı ve Winifred Holtby Memorial Ödülü’nü kazandı. 1986’da yayımlanan ikinci romanı “Değişen Dünyada Bir Sanatçı”yla (çev. Suat Ertüzün, YKY, 2015) Whitbread Book of the Year Ödülü’nü aldı, Booker Ödülü’ne aday gösterildi. 1989’da yayımlanan üçüncü romanı “Günden Kalanlar” (çev. Şebnem Susam, YKY, 2015), Booker Ödülü’nü kazandı. 1995’te Cheltenham Ödülü’nü alan romanı “Avunamayanlar” (çev. Roza Hakmen, YKY, 2009), 2000’de Booker Ödülü’ne ve Whitbread Ödülü’ne aday olan “Öksüzlüğümüz” (çev. Yasemin Ortwein, YKY, 2014) yayımlandı. “Beni Asla Bırakma” (çev. Mine Haydaroğlu, YKY, 2007), yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesinde gösterildi, Alex Ödülü’nü aldı ve National Book Critics Circle Ödülü’ne aday oldu. İlk öykü kitabı “Noktürnler: Müziğe ve Günbatımına Dair Öyküler” (çev. Zeynep Erkut) 2009’da yayımlandı. Son romanı “Gömülü Dev” (çev. Roza Hakmen, YKY, 2015) yılın en büyük edebiyat olaylarından biri olarak kabul edildi. Romanları otuzdan fazla dile çevrilen Kazuo Ishiguro, karısı ve kızıyla birlikte Londra’da yaşıyor.

Ne dediler

Salman Rushdie: “Eski dostum Ish’e tebrikler. “A Pale View of Hills”i (Uzak Tepeler) ilk okuduğum andan beri işlerini çok sevmiş ve hayranlık duymuşumdur. Üstelik gitar çalıp şarkılar da yazar, yani çekil kenara Bob Dylan.”

Will Self: “İyi bir yazar ve kesinlikle böylesi ödüllerin getirdiği berbat kemikleşmeyi ve yok sayılmayı hak etmiyor.”