Nagazaki
Eric Faye


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

28.01.2015

 


  Editörün Notu:  Yeni akım Fransız yazarlarından Eric Faye'nin gerçek bir olaydan yola çıkarak yazdığı Nagazaki adlı kısa romanı ile 2010 yılında Fransız Akademisi Büyük Roman Ödül’üne layık görüldü. Kendini hayattan yalıtan,  iletişimsiz, iş arkadaşları ile dostluk kuracağına Facebook'tan arkadaş arayan, Shimura gizli olarak evine girerek bir yıl süreyle orada yaşayan kadın nedeni ile, kendi kendisiyle yüzleşir. "...mesele yoksunluğu ve çoraklığının ansızın gün yüzüne çıktığı tüm varlığımı unutabilmekti...Uzun zamandır orada hiçbir umut yeşermemişti. Bu kadın lanetlenmeyi hak ediyordu, sis perdesini kaldıran oydu..."

  Hayatta kalma savaşı
Yekta Kopan


http://www.milliyetsanat.com

Eric Faye'nin yaşanmış bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı ve Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü'nü kazanan romanı "Nagazaki", üzerine Japonya tarihinin gölgesinin düştüğü ve suçluluk, utanç, yalnızlık, pişmanlık temalarının harmandığı bir kitap

Hayat sanatı taklit ediyor. Okuduğu her eserden sonra “Bunun ne kadarı gerçek?” diye soran zihinlerin unutmaması gereken bir gerçek bu. Kim Ki Duk’un 2004 tarihli “Boş Ev” filmini etkilenerek izlemiştim. Genç bir delikanlı, tatildeki insanların evlerine girip bir süre orada yaşar bu sessizlikle güçlenen filmde. Girdiği evi derleyip toparlar, ufak tefek tamiratlar yapar. Neredeyse yeniden düzenler, onarır o evlerdeki yaşamları. Günün birinde, girdiği bir ev ona aşkı getirene kadar böylece sürüp gider bu gölge yaşam.

1963 doğumlu Fransız yazar Faye, "Nagazaki" adlı romanını Mayıs 2008’de birçok Japon gazetesinde yayımlanmış bir haberden esinlenerek kaleme almış. Haber, Kim Ki Duk’un filmine benzer bir konuyu taşımış manşetlere. Nagazaki’nin banliyösünde yaşayan ve daha kitabın başında hayatla ilişkisindeki sıradanlığı “Ben kim miyim? Abartmaya gerek yok, önemli bir değilim,” diyerek belirginleştiren meteorolog Shimura Kôbô, günün birinde evindeki yiyeceklerin azaldığını, eşyaların yer değiştirdiğini fark eder. Elindeki olanaklar doğrultusunda bir kamera sistemiyle kendi evini gözetlemeye başlar. Tanımadığı birinin, bir yabancının varlığıyla yüzleşmesi çok zaman almaz. Okuma zevkini tümüyle yok etmemek için, kitap arkası denebilecek bu satırlardan fazlasını yazmayacağım. Zaten Eric Faye, olay örgüsüne ve heyecana değil, durum karşısında karakterlerin psikolojisine yoğunlaşmayı seçiyor. Kitabın başarısı da bu seçimle geliyor. Nagazaki, bugüne kadar yirmiden fazla yabancı dile çevrilmiş ve 2010 yılında l’Academie Française Grand Prix ödülüne layık görülmüş.

Biri birilerini röntgenliyor

Körfez Savaşı’nın meşhur görüntüsü herkesin zihnindedir: Petrole bulanmış bir karabatak kuşu. Zavallı kuşun sonunu getiren ABD uçaklarının vurduğu tankerler miydi yoksa Saddam’ın denize döktüğü petrol müydü bilinmez, ama bildiğimiz bir şey var ki, o görüntüleri evlerimize kadar sokan teknoloji Uzak Doğu’da bir yerlerde üretiliyordu. Belki de evine gözetleme sistemi kuran Shimura San’ın oturduğu Nagazaki’de. Bütün röntgenleme hikayelerinde olduğu gibi burada da bir süre sonra kişi kendini bir aynaya bakarken bulur. Kendi iç dünyasını bir güvenlik sorunu nedeniyle ‘dışarıdan’ röntgenleyen Shimura, giderek kendisiyle de yüzleşmeye başlar. Üstelik bu ‘gözetleme’ hali toplumsal bir salgındır. Çevresindekiler için de Shimura’nın dünyası bir ‘malzeme’dir. Evine birinin girdiğini polise bildirdikten sonra iş arkadaşları, detayları öğrenmek için çevresini sarar ve bilgi almak ister. Çünkü akşam eve gittiklerinde anlatacakları bir şeylere ihtiyaçları vardır. Aslında herkes birbirinin hayatını ‘röntgenleyip’ onun üstünden bir hikaye yaratmaya çalışır.

"Toptan ihraç ettiğim hüznüm"

Bütün bu süreçte bir yandan da Shimura’nın gözünden ölüm, ölümsüzlük, teknoloji, şüphe, tedirginlik, korku, toplumsal paranoya ile yüzleşiyor okur. Üstelik Eric Faye büyük cümleler etmeden, deyim yerindeyse çaktırmadan yapıyor bunu. Yüz yaşını geçmiş adamlar, aktroid denilen yüz ifadesi gelişmiş robotlar, Facebook’ta arkadaş avına çıkanlar, ekonomik kriz, işsizlik, sosyal haklar ve daha fazlası. "Nagazaki"yi dünya üstünde konuşulan bir roman haline getiren de, vahşi kapitalizmin tektipleştirdiği yaşamlar. Bu yaşamlar sınıfsal bir hesaplaşmayı ve nefreti de beraberinde getiriyor. Shimura’nın şu sözlerine kulak kabartmak lazım: “Başarılı olanları hiçbir zaman sevmemişimdir. Başardıkları için değil ama başarılarının, körleşmiş bir BEN’in oyuncağı haline geldiği için. Ne pahasına olursa olsun BEN diye düşünmek insanın sonudur.”

Sayfalar ilerledikçe okuru da hesaplaşmasının bir parçası haline getiren "Nagazaki", tam anlamıyla bir yer değiştirme öyküsüne dönüşüyor. Öyle ki, özne bile değişiyor ve kurgusal çevrim tamamlanıyor. Ama tekrar etmeliyim ki, burada önemli olan kitabın ne anlattığından çok nasıl anlattığı. Eric Faye’nin başarısı da işte burada yatıyor. “Toptancısı olduğum ve hatta benden ayrılırken birçok kadının dediği gibi toptan ihraç ettiğim hüznüm,” diye tanımlıyor ruh halini Shimura San. Ve evine giren kadın için de “İhtiyatlılığı, hayatta kalma sanatı seviyesine yükseltmiş,” diyor.

"Nagazaki", yeni dönem Fransız edebiyatından gelen bir hayatta kalma savaşı.

 Gelenek makinesi’ ve roman
‘Gelenek makinesi’ ve roman


İNAN ÇETİN
9 Temmuz 2014, Çarşamba

Éric Faye, 2008 yılında Japonya’da gazetelerde yer alan bir olaydan esinlenerek yazdığı romanı Nagazaki’de modern dünyadaki yalnızlaşmaya ve insan doğasına farklı bir açıdan bakıyor. Kitap, Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’ne değer görülmüştü.

Nagazaki’nin banliyösünde yalnız yaşayan Shimura Kobo’nun düzenli hayatı bir gün tuhaf biçimde değişir. Evinde bazı yiyecekler esrarengiz bir biçimde yok olmakta, yer değiştirmektedir. Shimura Kobo başlangıçta bunun bir saplantı olduğunu düşünür. Hıristiyan olmasına rağmen Kamilere (Kami: Şinta dininde kendisine ibadet edilen; bir doğa unsuru, hayvan, kavram veya ilke de olabilen kutsal ruh) yiyecek sunan Kobo, evine bir perinin, bir “duvar geçen”in veya bir Kami’nin girip çıktığını düşünse de sonunda eve bir kamera yerleştirerek gerçeği öğrenir. Evdeki cin, bir kadındır. Bir dişi geyiktir. Shimura Kobo polise haber verir ve pişmanlığı o an başlar.

Bu kısa özete, Éric Faye’in Nagazaki adlı novellasının girizgâhı diyebiliriz. Biliriz ki hayatın, hakikatin karşısında bir şeyler ifade eden edebi yapıtlar bazen Ariadne’nin ipi gibidir, bize içinde bulunduğumuz labirentten çıkış yolunu işaret edebilirler; hepimiz bazen dünyada kendimizi bir labirentte sanabiliriz. Éric Faye, 2008 yılında Japonya’da gazetelerde yer alan, yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazmış Nagazaki’yi. Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’nü kazanan kitap, yukarıda sözünü ettiğim o çıkış yolunu işaret eden edebi yapıtlardan biri. Modern dünyadaki yalnızlaşmaya ve insan doğasına farklı bir bakış sunan, bunu bir keşif serüvenine dönüştüren Nagazaki, öykü ilerledikçe Shimura Kobo’nun kararının sonuçlarından doğup daha derinlere inen suçluluk, yalnızlık, pişmanlık, utanç, teknolojiye bağımlılık ve benzeri temalarla harmanlanıyor. Modern hayatın, bireyin varlığını “başarı ile başarısızlık” arasına sıkıştırdığını ve “kaderin ipinin gerilmekten olacak, birden koptuğunu” söyleyen Shimura Kobo’nun hayatı aslında bize de yabancı gelmeyecektir.

Üç anlatıcı

James Wood’dan bir alıntıyla açıklamam gerekirse, “gelenek makinesi paslanmayan” bir anlatı Nagazaki. Novella ya da uzun öykü diyelim, üç anlatıcısı var kitabın: Yazar, Shimura Kobo ve Kobo’nun evine gizlice girip orada yaşayan kadın. Bu üç anlatıcı da derin gizemleriyle karşımıza çıkıyor. Shimura Kobo, hayatı derinlemesine anlatılmasa da iyi çizilmiş bir karakter, ellili yaşlarına çok erken vardığı için (elli altı yaşındadır) hayal kırıklığına uğramış bir adam. Evli değildir ve yalnızlığını Facebook’ta arkadaş avına çıkarak gidermektedir. Bu yalnız adamın hayatını evine gizlice giren bir kadın değiştirecek ve polis tarafından yakalanacaktır. Ama bu olay Kobo’nun hayatını sorgulamasına dönüşecektir: “Bu kadının varlığının bilincimde araladığı bir nevi ‘pencere’ sayesinde sanki kafamda bir şeyler yerine oturdu. Her ne kadar o beni görmezden gelmiş ve ben onun farkına varmamış olsam bile, geçirdiğimiz bu ortak senenin beni değiştireceğini ve şimdiden aynı insan olmadığımı anlıyorum.”

İnsan belleğinin sakladıkları

Shimura Kobo’nun bilincinde aralanan pencere neyi ifade etmektedir? Kuşkusuz ki romanın sürpriz sonuna gelen her okur bu sorulara kendince cevaplar bulacaktır ama Shimura’nın keşfettiği, bizimle dünya arasındaki bulanık sınırlarda neler olup bittiği sorusudur. İnsan belleğinin saklayıp belki değiştirdiği gerçeklerden ortaya çıkacak bu sınırlarda dolaşmanın bize ne ifade ettiğidir. Éric Faye’in birinci şahıs anlatımı, okuru anlatıya ortak etmesi de bu sorulara yanıt bulmayı, yorum veya çağrışımlar yoluyla zihin egzersizi yapmayı kolaylaştırıyor.

Elbette bir romanı soru sormak, o sorulara yanıt bulmak için okumayız, ama iyi bir edebi eser okuduğumuzda aklımıza ister istemez pek çok soru gelir, çünkü bir kurmaca yazarı aynı zamanda profesyonel bir baştan çıkarıcı, usta bir kışkırtıcıdır. Nagazaki’nin yaşanmış olaydan esinlenerek kurgulanan öyküsü de buna elverişli. Yazar ve kitabın diğer iki anlatıcısı, kısa bir metinde bize hayatlarının ve hayatlarıyla ilişkili dünyanın çıkmaz labirentinden söz etmektedirler.

Anlatıcı kadının sözleriyle noktalayalım: “Bazı deniz kaplumbağalarının ölmek için doğdukları kumsala geri döndükleri, somonlarınsa denizi bırakıp büyüdükleri nehre yumurtalarını salmaya yollandıkları söylenir. Canlıları bu tür kurallar çekip çevirir.”

  2 yalnız 1 roman

http://kitap.radikal.com.tr/

Eric Faye Nagazaki romanıyla 2010 yılında Fransız Akademisi Büyük Roman Ödül’üne layık görüldü.

18.07.2014 09:10 BESTE SEZEN ATEŞPARE bestesezen@gmail.com

2008 yılının Mayıs ayında, Japonya’da pek çok gazetede bir haber yayımlanır. Kapısı ve pencereleri sımsıkı kapalı olan evinde, mutfağından yiyeceklerin kaybolmasına, eksilmesine şaşıran orta yaşlı bir adam, evine kamera yerleştirir. Neler olup bittiğini anlamak ve evinde yaşanan bu gizemli olayları çözümlemek için kendi evini kamerayla gözetleyecektir. Ve bir gün, o işteyken, evinde bir kadının gezindiğini tespit eder. Kadının evine sızmış bir hırsız olduğunu düşünen bu adam, polislere haber verir. Polislerin yaptığı incelemeler sonucunda kadının yaklaşık bir senedir adamın evinde yaşadığı, evde pek kullanılmayan bir dolaba yerleşip orda yaşadığı öğrenilir.

Japon gazetelerinde yankılanan bu haber, Éric Faye’nin romanı Nagazaki için de ilham kaynağı olur. Nagazaki, Fransız yazar tarafından Japonya ve Japon halkı üzerine kaleme alınmış bir kısa roman. Meslek hayatına muhabir olarak başlayan Faye’nin kaleme aldığı bu eser, yazarın yabancı dillere de çevrilen yirmiden fazla romanından bir tanesi.

Nagazaki yakınlarında bir mahallede tek başına yaşayan Shimura Kobo’yu ve onun evine girip gizlice yaşayan kimsesiz bir kadını anlatıyor yazar romanında. Yazdığı bu romanla da 2010 yılında Fransız Akademisi Büyük Roman Ödül’üne layık görülüyor.

Evdeki yabancı
Roman, Shimura Kobo’nun evinde bir gariplik olduğunu fark etmesiyle başlıyor. Shimura, evine sığınmış yabancı kadını fark eder etmez polise haber veriyor. Polisler, eve yerleşmiş bu yabancıyı almaya gelirken adamın verdiği kararı sorgulamasına şahit oluyoruz. Ve hikâye ilerledikçe bu kararın doğurduğu sonuçları gözlemliyoruz. Sonuçta bu, bir yalnızlık hikâyesi. Hikâyedeki adam 56 yaşında, tek başına yaşayan biri. Uzaktaki kız kardeşinden başka kimsesi olmayan, komşularıyla da samimi ilişki kuramayan, her gün sadece işine gidip gelen, internetten kendisine arkadaş arayan bir adam. Kadın ise kalacak yeri bile olmayan, hayatının bu dönemini tek başına geçirmek zorunda kalmış, 58 yaşında bir kadın. İkisinin de bu yalnızlık hali, Shimura Kobo için fazlasıyla hüzünlü olur. Evinde ondan habersiz de olsa, bir başkasıyla yaşıyor olmak, ona farklı şeyler hissettirir.

Okurun vicdanı
Roman boyu yaşananlar ise üç farklı anlatıcı tarafından okura aktarılıyor. Romanın başında olup biten her şeyi, Shimura Kobo’dan dinliyoruz. Evin sahibi olan bu adam, başına gelenleri, evinde yaşananları kadının yakalanma sürecine kadar anlatıyor.

Mahkemedeki yargılanma sürecinden itibaren ise olayları kadından dinliyoruz. Bütün olup bitenleri, yaşadıklarını kendisi aktarıyor okura. Ve en sonunda anlatıcı-yazar dâhil oluyor hikâyeye. Farklı bakış açılarıyla aktarılan bu olay, tüm nesnelliğiyle okura sunuluyor ve en sonunda yazar, okuru kendi vicdanıyla baş başa bırakıyor.

 

Davetsiz Misafir
Sacide ALKAR DOSTER

http://birgunkitap.blogspot.com.tr

Evinizi hiç tanımadığınız biriyle paylaşır mıydınız? Sadece gidecek yeri olmadığını bildiğiniz, muhtaç biriyle mesela. Modern dünya insanı bencilliğin sonsuz denizine soyunalı çok olmuştur. Var olmanın eşiti sayılan gelişkin mülkiyet anlayışımız “evet’in” yolunu çoktan kapatmış gibidir.

Nagazaki deyince okurun zihnine ilk yansıyan; Amerika Birleşik Devletleri’nin II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde, Japonya’nın Nagazaki şehrine attığı atom bombası ve sonrasında yaşanan katliam oluyor. Buna karşın kitap Japonya’da yayınlanan bir gazete haberinden esinlenerek yazılmış. Küçük bir roman olan Nagazaki, yoğun anlatımı ve unutula gelen insani gereklilikleri hatırlatması bakımından kıymetli. Kitap 2010 yılında Fransa’da I’Académie Française Grand Prix ödülüne layık görülmüş ve yirmiden fazla dile çevrilmiş. Shimura, günlerini tekdüze bir sıradanlıkta geçiren, orta halli, bekâr, ellili yaşların başlarında bir meteorologdur. Hayatındaki bu olağan akış, bir süre sonra kendinden bağımsız gelişen olaylar yüzünden sıkıntılı bir hal alır. Birkaç haftadır evinde yabancı birinin varlığını hisseder. Üstelik bunu hissettirenin bir hayalet olmayacağını bilecek kadar aklı başındadır.

“Her şey satın aldığımdan emin olduğum bir yiyeceği bulamayışımla başladı. İlk başta tabi ki kendimden şüphe ettim… İkinci seferde, kasa fişini tesadüfen saklamışım, böylelikle hayal görmediğimden emin olabildim: Evet birden kayıplara karışan balığı gerçekten satın almıştım.”

Yiyeceklerin kayboluşu, zamanla eşyaların değişen yerleriyle de dikkat çekici olmaya başlar. Shimura aklının sınırlarını zorlayan bu açıklanamaz durumla paranoyanın eşiğinde gidip geldikten bir süre sonra, bu durumla daha fazla başa çıkamaz ve sorunu kökünden çözecek teknolojik bir yol bulur. Evine yerleştirdiği kamera sayesinde işyerinden mutfağını izlemeye başlar. Çok geçmeden mutfağında gezinen, bir kadın görür. Bir siluetten farksız bu anlık görüntü, Shimura’yı geri dönülmez bir eşiğe getirir.

“Şu hiçbir şeyim olmayan o zavallı kadını unutmak değildi söz konusu olan. Mesele, yoksunluğu ve çoraklığının ansızın gün yüzüne çıktığı tüm varlığımı unutabilmekti. Uzun zamandır orada hiçbir istek, hiçbir umut yeşermemişti. Bu kadın lanetlenmeyi hak ediyordu, sis perdesini kaldıran oydu.”

Kitap yoluna okurunu şaşırtarak devam eder. Siluet canlanır, anlatıcı ve eril dilden sonra bu kez kadın diliyle başka bir hikâye çıkar ortaya.

“Tanımadığınız birine yazılacak bir mektuba başlamak için en uygun cümle diye bir şey yoktur. Birbirimizi “gerçekten” yalnızca bir kere ve ne denli tuhaf koşullarda görmüş olursak olalım, birbirimize tamamen yabancı olmadığımız bir gerçek.”  

Görünür gerçekler, detayların arasına sıkışan aslının gerisinde kalır. Çaresizliğin sınırlarına gelmiş bir kadının yaptıkları, şaşkınlık uyandırmaktan çok, okurun kendiyle hesaplaşmasına sebep olur. Kitabın son satırlarında yaşanan ironi, yaşamın aynası gibi yansır okurun yüzüne. Çünkü okur da yaşamın parçası olmakla, birbirinden farklı coğrafyalarda, başka hayatları yaşadığını düşünse de her hayat birbirinin tekrarı gibidir. Küçük bir anlatı olan Nagazaki, ayrıntılı betimlemelere rağmen etkili ve edebi tadını yitirmeyen bir roman. Not olarak; kitap yayınlandığı her ülkede farklı kapak tasarımlarıyla ulaşıyor okurla.


Nagazaki
http://okudugumkitaplar.blogspot.com.tr/

Eric Faye “Nagazaki”de evinde gerçekleşen tuhaf olaylar nedeniyle kurallı ve düzenli yaşamı bir anda kesintiye uğrayan yalnız bir adamın yaşadıklarını anlatıyor. Shimura-san Nagazaki şehrinde yaşıyor. 56 yaşında. Meteorolog. Denizlerin meteorolojik haritalarına son şeklini veriyor. Bir kenar mahallede müstakil bir evde oturuyor. Müzmin bekârlara has alışkanlıkları var. En önemlisi yalnız yaşamaktan hoşnut. Kendine kurduğu steril hayatın bozulmasına da tahammülü yok. Tüm dengeleri evinde bazı nesnelerin yer değiştirdiği, bazı yiyeceklerin kaybolduğunu ya da azaldığını fark etmesi ile bozuluyor. Buzdolabındaki üç kap yoğurttan biri kayboluyor, meyve suyu azalıyor. Bir süre ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor. Yanlış hatırladığını, hafızasının zayıfladığını düşünüyor. Sonunda kendini suçlamayı bırakıp eve gizlice birisinin girdiğine ya da evde bir hayalet bulunduğuna karar veriyor. Alışkanlıklarını değiştiriyor. Örneğin iş çıkışı arkadaşları ile bira içmeye gideceğine erkenden eve geliyor. Niyeti eve birisi giriyorsa suç üstü yakalamak. Kapıları, pencereleri kilitliyor. Dışarıdan bakana paranoyakça gelecek ama yaşayanın çaresizlikten yaptığı eylemler bunlar. Sonunda çareyi eve bir gizli kamera koymakta buluyor. İşyerindeki bilgisayardan bu kameranın çektiği görüntüleri anında izliyor. Evinde bir kadının olduğunu tespit ediyor ve polise ihbar ediyor. Eve giden polis kadını yakalıyor. Çoktandır sokaklarda yaşayan evsiz bir kadın Shimura-san’ın kullanmadığı bir odasındaki dolabın içine yerleşmiş, bir yıldır orada yaşamaktadır. Shimura-san şikayetçi oluyor ve kadın yargılanmak üzere tutuklanıp hapse konuluyor. Shimura-san, evdeki gizli konuğun yakalanması ile rahatladığını düşünse de huzur bulamıyor. Yalnız olduğu zamanlarda aslında biri ile birlikte yaşadığını düşünmek uykularını kaçırıyor. Kendi ile hesaplaşmaya başlıyor. Sonra yaşananları bir de kadının bakış açısından okuyoruz. Evsiz kalma öyküsünü sona saklayıp evde yaşadıkları, evine konuk olduğu adam hakkında düşündükleri ve tabii gizlice yaşamak için neden o evi seçtiğini anlatıyor.

Eric Faye anlatıyı Japonya’da yaşanmış, gazetelerin konusu olmuş bir olaydan esinlenerek yazmış. “Nagazaki” (Haziran 2014, çev. Nilda Taşköprü, Sel yay.) Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü'nü kazanmış, yirmiden fazla dile çevrilmiş. Eric Faye’nin duru ve öz bir anlatımı var. 88 sayfada kitabın arka kapağında belritildiği gibi “suçluluk, utanç, yalnızlık, pişmanlık temalar”a değinen etkileyici bir öykü anlatmış. İşlediği konu kadar anlatımıyla da okunmaya değer bir edebiyat eseri “Nagazaki”. 17.07.2014

>

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!